
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
Bu podcastimizde Britanya'nın ünlü kraliçesi Boudica'ya değindik. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
Roma İmparatorluğu
biriydi. Avrupa'dan Manş Denizi ile ayrılan Britanya'da, Sezar'ın Galya fethi sırasında
ilk kez Roma'nın dikkatini çekmişti.
Britanya adası demir madenleri, işlenmemiş altını ve verimli topraklarıyla Sezar'ın
iştahını kabartmıştı. Adada çoğunlukla kel kökenli Britonlar hüküm sürüyordu.
Kelpler savaşlardan önce yüzlerine çivi totu ve orman meyvelerinden yaptıkları boyaları
sürerek korkutucu bir şekle bürünmeleriyle ve savaş esnasında attıkları vahşi çığlıklarıyla
düşmanlarına korku salmalarıyla biliniyorlardı.
Rom ordusu Sezar'ın Britanya adasına düzenlediği seferlerden önce de
Keltlerin kuzenleriyle Galya'da karşılaşmış,
onların savaş esnasında büründükleri bu korkutucu hale şahit olmuşlardı.
Sezar, Britanya üzerine yaptığı seferlerinde Celtlere karşı kalıcı bir başarı sağlayamadı ve ufak kazanımlarla yetinerek ordusuyla beraber kıta Avrupası'na geri döndü.
Adaya yapılan bu ilk istila girişimlerinin ardından Roma'da Britanya konusu uzun bir süre askıda kaldı.
Ancak bu durum M.S. 39 yılında bir Briton kabilesi olan Katuvelloanilerin kralı Kunobelli'nin ölümüyle değişecekti.
Kunobele'nin ölümünün ardından onun Roma karşıtı olan iki oğlu Karatakus ve Togodunnus güneye inerek Romalıların müttefiki olan kabileleri yağmalamaya başlamışlardı.
Bu kabilelerden biri olan Atretabeslerin lideri Verica, Roma'ya kaçarak İmparator Claudius'tan yardım istedi.
Böylece Romalılar adayı istila etmek için meşru bir savaş sebebine sahip olmuşlardı.
İmparator Claudius, seçkin bir senatör olan Aulus Plautius'un komutası altında dört lejyonluk bir birlik oluşturarak onları Britanya adasını istila için görevlendirdi.
43 yılında adaya çıkartma yapan Roma lejyonları bugünkü kent yakınlarına ulaştılar.
Birkaç ufak tefek çarpışmanın ardından Midway Nehri yakınlarında Knober'in Moğulları Kratakus ve Tobudumus ile karşı karşıya gelen Roma ordusu uzun çarpışmalardan sonra onları yenilgiye uğrattı.
Togodunus savaşın ardından Romalılar tarafından ele geçirilerek öldürüldü.
Kardeşi Kratakus ise ormanlara saklanarak 7 yıl boyunca yaptığı baskınlarla Rom ordusuna kayıplar verdirmeye devam etti.
Ancak o da 50 yılında Kair Karadok savaşında mağlup edildi ve esir alındı.
İşte Romalıların Britanya'nın altının üstüne getirdikleri bu yıllarda adanın doğusunda hüküm süren Ikeni kabilesinin lideri Prasutagus,
Prasutagus, Romalılarla ittifak kurmuştu.
Romalılar da onun kendilerine vergi vermesi ve Roma'yı siyasal olarak desteklemesi kaydıyla
kabilesini bağımsız bir şekilde yönetmesine izin vermişlerdi.
Prasutagus bu anlaşmayla kendisinin ve aile bireylerinin ileride Roma vatandaşlığına kabul edileceklerini düşünüyordu.
Fakat Briton kabile şefinin bu düşüncesi bir hayalden fazlası değildi.
54 yılında İmparator Nero'nun tahta çıkışıyla başta Prasutavus'un karısı Bodica ve kızları olmak üzere Britanya'da yaşayan halkların kaderi sonsuza kadar değişecekti.
Nero 54 yılında tahta çıkmış ardından ona destek veren ve İmparator olarak ilk yıllarında onun akıl hocalığını yapan annesiyle üvey kardeşini öldürmüştü.
Bu şekilde tahtı üzerinde söz sahibi olabilecek iki kişiyi ortadan kaldırmıştı.
Roma İmparatorluğu'nun acımasızlığı ve doyumsuzluğu Nero'nun karakterinde vücut bulmuştu ve bu ortaklık yakın zamanda Britanya halkının üzerine kara bulut gibi çökecekti.
O güne kadar Roma İmparatorluğu adanın önemli bir bölümünü ele geçirmiş olsa da İmparatorluk yetkilileri ada halkı üzerinde büyük bir baskı kurmuyor, onların inançlarına ve geleneklerine karışmıyorlardı.
Ancak Nero, keltler üzerinde kurulan baskının arttırılmasını emretti.
Bu şekilde Roma İmparatorluğunun otoritesinin keltler tarafından sorgulanmayacağından emin olmak ve adadaki Roma hakimiyetini sağlamlaştırmak istiyordu.
Takvimler 60 yılını gösterdiğinde Ikeni Kralı Prasutagus hayata gözlerini yumdu.
Vasiyetinde topraklarının yarısını İmparator Nero'ya, diğer yarısını ise karısı Bodica ve iki kızına bıraktığını ilan etmişti.
Prasutagus böylece kızlarının geleceğini garanti altına almış ve Roma İmparatorluğu ile olan ittifakın devam etmesini sağlamak istemişti.
Onun ölümünden sonra Roma Britanyası'nın savcısı Katus Dekianus bu vasiyete dayanarak Ikeni kabilesine gitti.
Kabilenin yeni kraliçesi Bodica, Romalıların İmparator Nero'ya bırakılan toprakları almak için geldiklerini düşünüyordu.
Fakat bilmediği bir şey vardı.
Britanya kabilelerinde kadın ve erkek eşitti.
Buna karşılık Roma'da kadınların varis olma hakları yoktu.
Ve Katus'un söylediğine göre bu topraklar aslında İmparator Nero'nun hakkıydı.
Bodica buna boyun eğemezdi.
Ne olursa olsun topraklarının elinden alınmasına müsaade etmemek konusunda kararlıydı.
Fakat bu kararlılığın sonuçları fazlasıyla ağır oldu.
Roma askerleri tarafından halkının ve kızlarının gözü önünde kırbaçlandı.
Roma savcısı Katus bununla da yetinmemiş askerlerin kraliçenin kızlarına tecavüz etmesine göz yummuştu.
Roma keltlere karanlık yüzünü göstermişti.
Ikeni kabilesinin kraliçesiyle prensesleri aşağılanmış, toprakları yağmalanmış ve Prasutagus'un mallarına el konulup akrabaları köleleştirilmişti.
Bu sırada İmparator Nero kelplere tamamen boyun eğdirmek adına Gaius Suetonus Paulinus adlı bir Roma generalini görevlendirdi.
Paulinus Roma'da oldukça popüler bir adamdı.
42 yılında Atlas dağlarını aşan ilk Romalı olarak Kuzey Afrika'daki kabilelere karşı büyük başarılar kazanmıştı.
Buradayken bir halka nasıl boyun eğdirileceğini ilk elden tecrübe etme fırsatı bulmuştu.
Ve şimdi tıpkı Afrikalılara yaptığı gibi Britanyalılara da boyun eğdirmek istiyordu.
Paulinus, kentleri asimile etmek ve özgürlük umutlarını kırmak için ilk olarak Anglesi bölgesinde yaşayan Druidleri yok etmek için harekete geçti.
Druidler rahiplik, şifacılık ve büyücülükle uğraşıyorlar ve Britanyalı kabileler tarafından kutsal sayılıyorlardı.
Bu kabileler Roma'nın kutsal Druidlere saldıracağı haberini aldıklarında huzursuzlanmaya başlamışlardı.
Bodica'nın eline büyük bir fırsat geçmişti. Bu huzursuzluğu kendi lehine çevirebilirdi.
Bunun için yapması gereken tek bir şey vardı. Britanya'nın öfkeli yerlilerini Romalılara karşı birleştirmek.
Kraliçe derhal harekete geçerek Trinovantesler, Suluresler, Katuvellauniler gibi Roma karşıtı kabilelerden destek almak için bir toplantı düzenledi.
Burada kabile liderlerine bir konuşma yaptı ve onları dinlerini özgürce yaşamak, kendi kanunlarına göre yönetilmek ve Roma hakimiyetinden kurtulmak için mücadeleye çağırdı.
Bodica'nın Britonları etkilemesi için çok fazla çaba sarf etmesine gerek yoktu.
Gereken desteği bulması için bir süredir ufak ufak yanan ateşi harlaması yeterli olmuştu.
Bodica'nın ordusuna erkek, kadın, yaşlı, çocuk demeden Roma ile savaşabilecek herkes katılmaya başladı.
Bunun anlamı şuydu. Bu mücadele bir ulus mücadelesiydi.
Savaşı kaybetmek sadece ordunun yok olması anlamına gelmiyordu.
Aynı zamanda halkın varlığını da tehlikeye atıyordu.
Kraliçe Bodica ordusuyla beraber Roma'nın Britanya'daki en önemli şehri olan ve adadaki Roma hakimiyetinin sembolü konumundaki Camulodunum,
yani bugünkü adıyla Colchester'a saldırmak için yola çıktı.
Kraliçe bu şehri ele geçirerek ordusunun inancını arttırmak istiyordu.
Camulodunum Roma tarzı inşa edilmiş bir şehirdi.
Ancak Romalılar bu şehri duvarlarla korumaya gerek olmadığını düşündüklerinden şehrin etrafı surlarla çevrilmemişti.
Roma generali Paulinus, Druidleri yok etmek için sefere çıkarken bu şehirdeki garnizonları da yanında götürmüştü.
Yani şehir, intikam için yanıp tutuşan Bodica ve ordusu karşısında tamamen savunmasızdı.
Kent yöneticileri yaklaşmakta olan felaketi sezmekte çok da gecikmediler.
Derhal Londinium yani bugünkü Londra'da bulunan Katus Dekianus'tan yardım istediler.
Ancak savcı Katus isyanı hafife almıştı ve Kamulodunum'a sadece 200 Roma askeri göndermişti.
Bunun dışında civardaki 9 lejyondan 2000 Roma askeri de şehrin savunması için yardıma çağrılmıştı.
Fakat bu askerler Bodica tarafından tuzağa düşürülerek tamamen imha edildiler.
Savunma bu denli yetersiz olunca Keltler kayda değer bir direnişle karşılaşmaksızın şehre girmeyi başardılar.
Bodica ordusuna önlerine çıkan herkesi öldürmeleri emrini verdi.
Yani Roma ile Roma'nın anladığı dilden konuşacaktı.
Roma onun çocuklarına acımamıştı.
Onun da Roma'nın çocuklarına acımaya niyeti yoktu.
Bodica'nın emriyle Celt ordusu, kadınlar ve çocuklar dahil şehirdeki herkesi çarmıha germiş, yakmış veya farklı türde işkenceler uygulayarak öldürmüştü.
Yaşanan vahşetin haberi Paulinus'a ulaştığında Romalı general, Druidlerle olan mücadelesini henüz bitirmiş değildi.
Fakat bu yeni gelişme sonucunda bir çıkmazın içine düştü.
Seferi yarım bırakarak Bodica'nın ordusunun karşısına çıkmazsa Roma şehirlerinin Celtler tarafından yok edilmesine göz yummuş olacaktı.
Bununla birlikte mevcut seferi sonlandırırsa da Druidleri yok etme fırsatını elinden kaçıracaktı.
Üstelik bu durum Roma'nın zayıflığı olarak algılanacak ve Celtlerin zaferi olan inancını arttıracaktı.
Başladığı işi bitirmeye karar veren Paulius hızlıca Druidler üzerine saldırdı ve onları yenilgiye uğrattı.
Sonrasında derhal Kamulodunum'daki durumu tespit etmek amacıyla bir öncü birlik hazırladı ve bu öncü birlikle bölgeye hareket etti.
Lejyonları ise arkadan onu takip ediyordu.
Bu sırada Bodica yeni hedefine doğru ilerlemeye başlamıştı.
Londinium yani bugünkü Londra.
Londinium, Roma'nın Britanya istilasından hemen sonra 43 yılında kurulmuştu.
Adanın ticaret merkezi olan bu şehirde çoğunlukla tüccarlar, gezginler, Romalı görevliler ve aileleri ikamet ediyordu.
Bu açıdan kent Roma için büyük bir öneme sahipti.
Paulinus Londiniyuma, Bodica'nın ordusu şehre ulaşmadan hemen önce varmış ve şehri Celt ordusuna karşı savunmayı düşünmüştü.
Fakat lejyonları hala yoldaydı ve bu lejyonlar olmadan şehri savunamayacağını anlaması uzun sürmemişti.
Bu nedenle Londinium'u kaderine terk etti ve süvarileriyle birlikte kuzeydeki lejronlarıyla buluşmak için yola çıktı.
Bu esnada Bodica Londinium'a gelerek burada tıpkı Komulodunum'daki gibi büyük bir yıkım yaptı.
Kendisine ve kızlarına yapılanların intikamını almak amacıyla Romalıları kazağa oturttu ve şehri ateşe verdi.
Bodica'nın ordusu Roma ticaretinin en önemli merkezlerinden biri olan Londinium'u da yerle bir etmişti.
Her zaferle birlikte Celt ordusunda Roma'yı yenebileceklerine karşı şüpheleri olan insanların umutsuzlukları da yenilgiye uğratılıyor, bu düşüncelerin yerini zafere olan inanç ve arzu alıyordu.
Britanyalılar bir araya geldiklerinde Romalılara büyük zararlar verebildiklerini fark etmişlerdi.
Artık cesaretleri artmıştı.
Öyle ki Celt ordusundaki çiftçiler, köylüler, mahkumlar gibi daha önce böyle bir savaşta hiç bulunmamış birçok insan,
şimdi bir an önce Roma ordusuyla çarpışmak için gün saymaya başlamıştı.
Bodiga'nın kuzeydeki Roma ordusuyla karşı karşıya gelmeden önceki hedefi, yolu üzerindeki Verulamium şehriydi.
Paulinus, Celt ordusunun Verulamium'a saldıracağını tahmin ederek şehrin bir an önce tahliye edilmesini emretti.
General bu kez Romalıları katliamdan kurtarabilmiş fakat şehrin yakılıp yıkılmasına engel olamamıştı.
Keltler Roma'nın Britanya adasındaki hakimiyetinin sembolü olan üç şehri ard arda yerle bir etmişlerdi.
Bu şehirlerde yaklaşık 70 bin sivil öldürülmüş, bunların yanı sıra 1500 civarında lejyoner de Bodica'nın askerleri tarafından imha edilmişti.
Bodica'ya ve onun kızlarına yapılanların bedeli Roma için bir hayli ağır olmuştu.
Paulinus, geriden gelen lejyonlarıyla Briton topraklarının kuzey doğusunda, bugünkü Watning Street denilen mevkide birleşti.
Böylece Paulinus, Bodica'nın ordusunu çekebildiği kadar batıya çekerek lejyonlarına dinlenme imkanı sunmak istedi.
Roma ordusu açık alanda yapılan savaşlar için eğitilmişti.
Keltler ise ormanlarda yapılan ani baskınlar konusunda ilerdi.
Paulinus bunu bildiğinden Celt ordusunu karşılamak için uygun bir savaş alanı seçti.
Ordusunu dar geçitlerin içinden geçirip etrafını ormanlık yamaçların sardığı bir mevkiye yerleştirdi.
Celt ordusu savaşmak için geldiğinde bu dar geçitten geçmek zorunda kalacaktı.
Bu da aynı anda az sayıda insanı geçitten geçirebilecekleri ve sayısal üstünlüklerini kullanamayacakları anlamına geliyordu.
Ayrıca Roma ordusunun arkası ormanlık alan tarafından kapatılmıştı ve buradan bir saldırı gelmesi çok zordu.
Paulinus'un ordu mevcudu 11.000 asker civarındaydı.
Bu askerler iyi eğitilmişti ve savaş konusunda tecrübelilerdi.
Bodica'nın ordusuysa çoğunlukla isyancı çiftçiler, köylüler gibi asıl meslekleri askerlik olmayan tahmini 120.000 keltten oluşuyordu.
Paulinus'un savaş için seçtiği alanda savaşmak, Kelt ordusu için büyük bir dezavantaj olacaktı.
Ancak hem sayısal üstünlükleri hem de daha önceki başarılarının sarhoşluğuyla nerede savaşacaklarını önemsemeden Paulinus'un lejyonlarının karşısında belirdiler.
Onlar bir an önce Roma'dan intikam almak ve özgürlüklerini kazanmak istiyorlardı.
Romalıların karşılarında duran devasa orduyu gördüklerinde endişe duymamaları imkansızdı.
Yüzleri boyalı 120 bin civarında kelt, vahşi çığlıklar atarak kendilerinden geçiyorlardı.
Profesyonel askerler dahi bu tarz bir manzara karşısında çekingen davranabilirlerdi.
Ordusunu cesaretlendirmek amacıyla Paulinus askerlerine döndü ve şu konuşmayı yaptı.
Bu vahşiler tarafından yapılan gürültüyü görmezden gelin.
Onlar asker değiller.
Doğru düzgün ekipmanları bile yok.
Onları daha önce yenmiştik ve bizim silahlarımız ve maneviyatımızla karşılaştıklarında onları tekrar ezeceğiz.
Bu esnada Bodica iki kızıyla beraber oturduğu kraliyet arabasından ordusuna komutlar veriyor ve onları savaşa hazırlıyordu.
Onun askerlerinin de cesaretlendirilmeye ihtiyacı vardı.
Bodica onlara seslenerek şunları söyledi.
Ben güçlü bir adamın soyundan geliyorum.
Ama ben krallığım ve servetim için savaşmıyorum.
Ben sıradan bir insan olarak elimden alınmış özgürlük için, yaralanmış vücudum için ve öfkeli kızlarım için savaşıyorum.
Sizler de neyin intikamı için burada olduğunuzu unutmayın.
Bu meydandan ya zaferle ya da şerefimizle ölerek ayrılmaktan başka yolumuz yok.
Bu konuşmanın ardından Bodica ordusuna hücum emri verdiği ve askerlerine cesaret vermek amacıyla savaş arabasıyla birlikte en ön safta yerini alarak Roma ordusunun üzerine doğru ilerlemeye başladı.
Kraliçenin arkasından korkutucu çığlıklar eşliğinde hücuma kalkan keltler dar geçitlerin arasından çıkarak Roma ordusunun menziline girmeye başladıklarında Paulinus askerlerine mızrak atışı yapmaları emrini verdi.
Roma askerlerinin attığı mızrakların birçoğu aralarında bir boşluk olmadan dar vadide ilerleyen hafif zırhlı kelt askerlerine isabet ediyordu.
Bu şekilde Romalılar keltlere büyük kayıtlar verdirmişlerdi.
Mızrak atışlarının ardından Paulinus ordusuna düzenlerini bozmadan kelt askerlerine hücum etmelerini emretti.
Hafif zırhlı kentlerin aksine Roma askerleri birbirine tek tek tutturulmuş halka zincirlerden oluşan Lorica Hamata veya parçalı metallerden oluşan Lorica Segmentata adlı zırhları kullanıyorlardı.
Bu zırhlar o dönemin teknolojisinin son ürünüydü.
Ayrıca Roma ordusu Sukutum adı verilen uzun kalkanlar kullanıyordu.
Ön saftaki Roma askerleri bu kalkanları yan yana birleştirerek bir duvar oluşturuyor, bir arka saftakilerse kalkanlarıyla ön saftaki askerlerin üstlerini kapatarak her türlü saldırıya karşı koruma sağlıyorlardı.
Çarpışma başladığında tüm bu teknik detaylar Romalılara muazzam bir üstünlük sağlayacaktı.
Keltler Romalılara hasar verebilmek için onların kalkan duvarını yarmak zorundalardı.
Fakat bunu yaparken kalkanların arasından savrulan Gladius adlı kısa Roma kılıçlarının hedefi oluyorlardı.
Roma askerlerinin bir başka avantajı ise fiziksel dayanıklılıklarıydı.
Yorulan Roma askerleri komutanlarının emriyle sık sık en arka safa geçiyor,
onların bir arkasındaki dinlenmiş askerler ise ön saflara geçerek yorulmuş düşman askerini karşılıyorlardı.
Savaş ilerledikçe baskının şiddetini arttıran Celtler bazı Roma hatlarının dağılmasını sağlamış ancak aynı zamanda yorgun düşmüşlerdi.
Paulinus'un emriyle kanatlardaki süvarilerin de bastırmasıyla Celt ordusu Roma askerleri karşısında hızla erimeye başladı.
Bodica'nın askerlerini geldikleri dar geçide doğru iten Roma ordusu Celt ordusunun bir bölümünün burada sıkışmasına neden oldu.
Disiplinli Roma askerleri tarafından kararlı bir şekilde itilerek ordularının arkalarında bulunan yük arabalarına doğru çekilmek zorunda kaldılar.
Fakat bu hamle keltlerin sonunu getirdi.
Yük arabalarının etrafı Roma askerleri tarafından çevrilince geride kalan keltlerin geri çekilebilecekleri başka bir yer kalmadı.
Romalılar burada artık hayatları için savaşan kertlerin kadınlarına, çocuklarına, yaşlılarına, hatta yük hayvanlarına bile acımamışlar, her birini katletmişlerdi.
Bodica ise Romalıların eline düşmemek için savaş meydanından kaçmak zorunda kalmıştı.
Savaştan önce ordusuna söylediği gibi o, özgür bir Britanyalı olarak şerefiyle ölecekti.
Savaş meydanından ayrıldıktan sonra Vodica muhtemelen yanında taşıdığı zehirden içerek yaşamına kendi elleriyle son vermişti.
Vodica kocasının ölümünün ardından onu kraliçe olarak tanımayan, kendisini ve kızlarını aşağılayan Roma'ya bir kraliçenin ve bir annenin öfkesinin neler yapabileceğini göstermiş, kızlarına yapılanların bedeli olarak on binlerce Romalının canını almıştı.
Hayata gözlerini kaparken bütün bunları yapmasına rağmen Roma'ya en büyük darbeyi vurmamanın üzüntüsünü yaşıyordu.
Roma İmparatorluğu isyanı bastırmıştı.
Ancak Kraliçe Bodica'ya yapılan saygısızlığın bedelini Roma'nın Britanya'da kurduğu 3 büyük şehrin yerli bir olmasıyla ödemişti.
Ayrıca Bodica'nın ayaklanması tehlikeliydi.
Ayaklanma diğer kabilelere ilham kaynağı olabilir ve her an yeni bir Bodica çıkıp Roma'ya isyan edebilirdi.
Roma bunun korkusunu daima yaşayacaktı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
