
Roma'da Taht Oyunları - Bir Yılda Dört İmparatorun Değiştiği MS 69 Senesi
15 Haziran 2023 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Boğaziçi Enstitüsü, nitelikli eğitimi tabana yaymak için 30’dan fazla online kursu ücretsiz sunuyor ve eğitim ihtiyacı hisseden milyonlarca insanın yaşamına dokunuyor. Siz de iyi bir geleceğin yalnızca eğitimle mümkün olduğunu düşünüyor ve sabah farklı uyanmak istiyorsanız Boğaziçi Enstitüsünün üniversite sertifikalı online eğitimlerine mutlaka göz atın!
Online eğitimlere ulaşmak için: https://istanbulbogazicienstitu.com/
Kronik Tarih takipçilerine özel 50 TL indirim
Bu podcastimizde Roma İmparatorluğunda bir yılda 4 imparatorun değiştiği 69 yılına ve bu dönemde yaşanan iktidar mücadelelerine değindik. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
İnsanlık tarihi aslında iktidar mücadelelerinin tarihidir.
Roma İmparatorluğu da bu tanımın hakkını sonuna kadar verir.
İç savaşlar, siyasi çekişmeler, komplolar, suikastler…
Bunların hepsi İmparatorluk tarihinin ayrılmaz bir parçası gibidir.
Bu mücadelelerin zirveye ulaştığı dönemse, aynı yıl içinde dört imparatorun değiştiği M.S. 69 yılıdır.
Bu yıl içerisinde Roma kanlı iktidar mücadelelerine, iç savaşlara, siyasal çekişmelere, komplolara ve imparatorların ardı ardına ölümüne tanıklık etti.
Bu belki de imparatorluğun en uzun yılıydı.
Videoya devam etmeden önce kişisel gelişimine önem veren siz değerli takipçilerime,
beklentilerinizi karşılayacak bir online eğitim platformundan bahsetmek istiyorum.
Boğaziçi Enstitüsü, üniversite onaylı eğitimler sunan bir ev öğrenme platformu.
Yazılımdan psikolojiye, hukuktan yabancı dile kadar birçok farklı kategoride kişisel gelişiminizi destekleyecek online eğitimler veriyor.
Üstelik eğitim sonunda uluslararası geçerli 3 farklı sertifika sahibi olup eğitimden edindiğiniz yetkinliği yurt dışında da kanıtlayabiliyorsunuz.
Sizde kişisel gelişiminizi arttırmak ve kendi öğrenme hızınıza uygun online eğitimler almak isterseniz Boğaziçi Enstitüsü'nün sitesini incelemenizi mutlaka öneririm.
Kronik tarih takipçilerine özel 50 TL'lik kuponu da açıklamada sizinle paylaşıyorum.
Tarih M.S. 68
8 Haziran Gecesi
Roma halkının son raddeye gelmiş huzursuzluğu, İmparator Nero'nun saltanatını tehdit ediyor.
Julius Claudius hanedanının son hükümdarı olan Nero, Roma tarihinin kötü üne sahip hükümdarlarının belki de başında gelir.
Tahta çıktıktan kısa bir süre sonra kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye ve lüks peşinde koşmaya başlamasının bu ünü elde etmesinde şüphesiz büyük bir payı var.
Nero hüküm sürdüğü süre boyunca kendisini hiçbir zaman güvende hissetmedi.
Çevresi ona komplo kurmaya hazır, suikast planları yapan, kısacası onu alaşağı etmek isteyen birçok siyasetçiyle çevriliydi.
Bu durum onu normalde olduğundan daha tehlikeli bir adam haline getirdi
ve mevkisini sarsacağından şüphe duyduğu kim varsa ortadan kaldırmaya başladı.
Bunların hepsi Nero'nun kötü şöhretine katkıda bulundu.
Ancak imparatorun itibarını kaybetmesinde büyük rol oynayacak olan asıl olay M.S. 64'te yaşanan Büyük Roma Yangınıydı.
6 gün 7 gece boyunca süren yangın neredeyse şehrin büyük bir kısmını yok etmişti.
Yangından sonra Nero barınacak yeri olmayanlara yardım etmiş, çeşitli suçlular bulmuş ve onları cezalandırmıştı.
Fakat Romalıların bir bölümü imparatora karşı büyük bir şüphe duyuyorlardı.
Onlara göre bu işin sorumlusu beğenmediği eski yapıları hiç çekinmeden ateşe veren Nero'ydu.
Roma'da imparatorların sonunu getiren bazı değişmeyen şeyler vardır.
Ağır zulüm politikaları, adam kayırmacılık ve ağır vergiler bunların başında gelir.
Nero bu konular göz önünde bulundurulacak olursa eline su dökülmeyecek bir yönetim örneği göstermişti
ve kaçınılmaz olarak sürecin sonunda bir isyanla karşı karşıya kaldı.
Her ne kadar Roma'da çıkan ayaklanmaları bir şekilde bastırmış olsa da
saray ve senato arasındaki gerilimin son bulması kolay olmayacaktı.
Nero uçurumun eşiğindeydi ve imparatorluğu da kendisiyle birlikte sürüklüyordu.
Ordunun, senatonun ve halkın desteğini kaybeden imparator,
yönetimin başına yeni birinin geçmesini isteyenlerin eline muazzam bir fırsat vermiş durumdaydı.
Onun yerini alması planlanan adaylardan biri ise İspanya valisi olarak görev yapan Galba'ydı.
Galba Nero'nun iktidarından bunalan halk ve senato tarafından desteklenmeye başlamıştı.
İşte 8 Haziran gecesi Nero'yu dehşete düşüren şey tam olarak buydu.
Yerine geçecek biri aslında çoktan bulunmuştu.
Daha da kötüsü kendisine getirilen bir mektupta senato tarafından vatan haini ilan edildiği yazıyordu.
Artık her şey için çok geçti.
Teslim olup utanç verici bir şekilde idam edilecekti.
Fakat imparator nasıl öleceğine kendisi karar verdi.
Ve 9 Haziran 68'de intihar etti.
Nero'nun ölümünün huzur getirmesi bekleniyordu.
Fakat öyle olmadı.
Galba Nero'nun ölüm haberini aldığında henüz İspanya'daydı.
Ve imparator ilan edildiğini burada öğrendi.
İspanya'daki kontrolü kaybetmemek için kendisine tehdit oluşturabilecek rakiplerini öldürmüş,
bazı kilit pozisyonlara güvendiği birkaç adam atamış, ardından yönetimi devralmak için Roma'ya doğru yola koyulmuştu.
Galba'nın Sezar soyu ile hiçbir bağlantısı yoktu.
Yani imparatorluğun kurulmasından itibaren Roma'yı yöneten Julius Gladius hanedanı Nero'nun ölümüyle son bulmuştu.
Galba'nın en büyük destekçileri Nero'nun gazabından nasibini almış preatör muhafızları,
cumhuriyetçi senatörler ve İspanya'da görev yapan bazı siyasetçilerdi.
Fakat bu ittifak sayesinde kurulmuş bağlar sanıldığı kadar güçlü değildi.
Galba'yı destekleyenlerin çoğu Nero'nun imparatorluğunda yararlanamadıkları ödülleri almak isteyenlerden oluşuyordu.
Ancak hiçbir şey umdukları gibi olmadı.
Galba siyasi kariyerinde her zaman katı bir tutum sergilemiş ve en ufak bir olayda dahi adaleti gözetmeye önem vermişti.
Gereken düzeni ve disiplini ancak bu şekilde sağlayabileceğini biliyordu.
İmparatorluğun defne yapraklı tacını giydikten sonra da bu tutumuna devam etti.
Fakat bir yandan da yaptıklarıyla acımasızlığı ve zalimliğiyle ün salmaya başlamıştı.
Daha Roma'ya gelmeden İspanya ve Galya eyaletlerinde kendisine destek verme konusunda kararsız kalan toplulukları ağır vergilere boğmuş,
hatta bazı kentlerin duvarlarını yıkarak şehir halklarını cezalandırmıştı.
Roma'ya geldiğinde ise daha önce Nero'nun kürekçilik görevinden alıp asker yaptığı denizcilerin eski görevlerine dönmeleri konusunda girişimlerde bulunmaya başladı.
Bu duruma boyun eğmeyenlerin üzerine adamlarını saldı ve ilk andan itibaren emirlerinin sorgusuz sualsiz yerine getirilmesi için şiddete başvurmaktan çekinmeyeceğini net bir şekilde gösterdi.
Ayrıca Kaligula döneminde imparatoru korumakla görevlendirilen ve imparatorluğa bağlılık yemini etmiş Germenlerden oluşan askeri birliği de dağıttı.
Açıkçası Galba'nın Roma'ya gelişi pek de beklendiği gibi olmamıştı.
Tüm bunlara ek olarak Doğu sınırlarında da işler karışmaya başlamıştı.
İmparatorluğa bağlı Ren, Tuna ve Doğu lejyonlarının saray himayesinin dışında bırakılmaları lejyonların öfkelenmeye başlamasına sebep oldu.
Bunun alenen sergilenmeye başlamasıyla lejyon komutanları Galba'nın yönetiminin hedefi haline geldi.
Lejyonlar sadakatsizlikle suçlandı ve komutanları birer birer görevden alındı.
Fakat bunların hiçbiri hoşnutsuzluğun azalmasını sağlamadı.
Galba'yı desteklemeyenlerin sayısı her geçen gün artıyordu.
Ayrıca imparatorun büyük bir sorunu vardı.
İmparatorluğu elinde tutmak için kendi safına çektiği prater muhafızlarına vaat ettiği ödemeyi henüz yapabilmiş değildi.
Nihayetinde M.S. 69'un Ocak ayında Yukarı Germanya'nın 4. ve 22. lejronları Galba'ya bağlılık yemini etmeyi reddederek
yeni bir imparator seçilmesini istediler.
Ertesi gün aşağı Germanya askerleri de benzer bir davranış gösterdiler
ve aşağı Germanya valisi Aulus Vitellius'u imparator ilan ettiler.
İsyanın haberini alan Galba ilk anda büyük bir paniğe kapıldı.
İktidarının sarsılacağının farkındaydı
ve evlat edindiği Lucius Calpurnius Licinianus'u veliaht ilan etti.
Galba'nın bu hamlesi bir süredir kendisi tarafından onurlandırılmayı bekleyen hırslı bir asilzadeyi oldukça gücendirmişti.
Aslında Otto, Nero'nun ölümünden sonra Galba'nın imparatorluğunu desteklemiş ve onunla birlikte Roma yürüyüşüne katılmıştı.
Bu desteğin en büyük sebebi ise Nero ile arasında geçen kişisel bir husumetti.
Nero, Otto'nun karısıyla evlenebilmek için ona baskı uygulamıştı.
Bu durum Otto'nun Nero'dan uzaklaşarak imparatorluğu boyunca Galba ile arasını iyi tutmasını sağlamıştı.
Hatta Otto, Galba'nın önde gelen komutanlarından biri haline gelmişti.
Ancak Otto verdiği desteğin karşılığını bir türlü görememişti.
Şimdi ise imparatorluğa başka bir varisin atanması, zaten incelmiş olan ipleri iyice koparmıştı.
Otto, İmparatordan oldukça rahatsız olan Preatör muhafızlarına rüşvet verdi.
Böylece muhafızlar Otto'yu İmparator, Galba'yı ise düşman ilan ettiler.
Yaşlı ve hasta bir adam olan Galba, isyanın haberini alır almaz durumu yatıştırmak için sokağa çıktığında
çoktan İmparatorluğunun ellerinin arasından kayıp gittiğini fark etti.
Artık destekçisi kalmamıştı.
Kısa bir süre sonra Preyatör muhafızları tarafından yakalandı ve evlatlığı ile birlikte Roma forumunda öldürüldü.
Galba'nın ölümünden sonra Senato, Otto'yu imparator ilan etti.
Ağır vergiler, katliamlar ve yaptırımlardan bıkan Roma halkı yeni imparatorun gelişini büyük bir sevinçle karşıladı.
Oto her ne kadar hırslı ve açgözlü olsa da kendisinden önceki imparatorlar gibi acımasızlığıyla üns almamıştı.
Bu sebeple adil bir imparator olması bekleniyordu.
Gerçekten de öyle oldu.
Tahta çıktıktan sonra barış yansı bir yaklaşım sergiledi.
Ancak bu barış süreci uzun sürmeyecekti.
Zira imparatorluk Oto tahta çıkmadan önce bir iç savaşa sürüklenmiş durumdaydı.
Eski İmparator Galba'nın aşağı Germenya'ya atadığı Aulus Vitellius daha Galba ölmeden lejronlar tarafından İmparator ilan edilmişti.
Vitellius taht üzerinde hak iddia ediyordu ve bu Otto için büyük bir tehditti.
Çünkü Vitellius'u destekleyenler 1. Germenika ve 21. Rapax gibi Cermen savaşları gazilerinden oluşan İmparatorluğun en iyi lejronlarıydı.
Ve bu ordu çoktan İtalya'ya doğru yola çıkmış durumdaydı.
Otto, imparatorluğun son birkaç ayda yaşanan iç savaşlarından epey yara aldığının ve bitmek bilmeyen kaosun yarattığı huzursuzluğun farkındaydı.
Bu sebeple bir iç savaş çıkarmaya niyeti yoktu.
Barışı ve düzeni sağlaması gerekiyordu.
Yoksa zalim Galba'nın hasin sonuna ortak olacaktı.
Bunun üzerine Otto, elçileriyle birlikte Vitellius'a bir barış teklifi gönderdi ve Vitellius'un kızıyla evlenmeyi teklif etti.
Aslında aile bağlarının kurulmasıyla yapılan ittifaklar çoğu durumda kurtarıcı olabiliyordu.
Böyle bir durumda iki tarafın da asker kaybetmeden bazı fırsatlar kazanması olasıydı.
Fakat Vitellius'un barışı sağlamaya hiç niyeti yoktu.
Onun niyeti askerlerinin ona verdiği ünvanı, yani imparatorluğunu resmen ilan etmekti.
Vitellius'un toplamda 70.000 kişiden oluşan ordusu ikiye ayrıldı.
Fabius Valens önderliğindeki ilk ordu Ren nehrine konuşlandı.
Kaykenya Alienus'un komuta ettiği diğer orduysa Kuzey İtalya'ya ulaşmak için Büyük Sembernard geçidinden Alpleri geçti
ve İtalya eyaletlerinden biri olan Plasentia'ya saldırdı.
Ancak bu saldırı Oto'nun garnizonları tarafından geri püskürtüldü.
Bunun üzerine Alienus'un ordusu İtalya'nın Cremona kentine çekildi
ve burada Valens'in ordusunun kendilerine katılmasını beklemeye başladı.
Tüm bunlar yaşanırken Otto Roma'dan ayrılmak için hazırlıklarını tamamlamış durumdaydı ve 14 Mart 69'da kuzeye doğru yola çıktı.
Henüz kaybetmediği imparatorluğuna sahip çıkması içinse kardeşi Titianus'u Roma'da bıraktı.
Otto savaşı kazanacağına dair büyük bir beklenti içerisindeydi.
Evet, ordusu Rennet'i kıyısında konuşulanmış düşman askerlerine denk değildi.
Ancak Adriati'nin doğusundaki lejyonlar çok geçmeden kendisini desteklemeye geleceklerdi.
Ayrıca destekçileri arasında seferleriyle çağdaşlarından daha fazla itibar kazanmayı başaran Suetonius Paulinus gibi generaller de vardı.
Paulinus, Ota'ya işgal birliklerinin emrindeki askerlerden daha üstün olduğunu,
ancak beklerse her geçen gün emrindeki askerlerin çoğalacağını ve rakibin gücünün azalacağını söyledi.
Fakat şimdi savaşırlarsa verilen kayıpları telafi edebilecek ne yeterli rezervleri vardı ne de toparlanacak yeterli zamanı bulabileceklerdi.
Fakat Otto bu öğütleri dinlemeyecek kadar sabırsızdı.
Uzayan seferin sürekli askıya alınması zaten tükenmek üzere olan sabrını iyice zorlamaya başlamıştı.
Böylece başta erkek kardeşi olmak üzere bir dizi beceriksiz danışmanın tavsiyesine uydu.
Otto kardeşi Titianus'un Roma'dan ayrılarak orduya katılmasını ve askerlerin komutasının üstlenmesini istedi.
Kendisi ise Brixellium'a giderek savaşın sonucunu beklemeye karar verdi.
Ancak imparatorun ordudan ayrılması savaşın felakete sonuçlanmasına neden olacaktı.
Çünkü birliklerin en iyi lejyonlarından bazılarının da yer aldığı güçlü bir kuvvet imparatora refakat etmek için ordudan ayrılmak zorunda kaldı.
Ayrıca imparatorun kendisi için mücadele eden askerlerini ardında bırakıp gitmesi, ordunun manevi gücünün ve bağlılığının zayıflamasına yol açtı.
Üstelik ordu askeri alanda pek de deneyimi olmayan Titianus'a emanet edilmişti.
İlk çatışmalar başladığında Titianus imparatorluk ordusuyla bir dizi küçük zaferler kazanıp düşmanı püskürtmeyi başarmıştı.
Ancak 14 Nisan'da gerçekleşen 1. Bedriyakum Muharebesi'nde imparatorluğun lejyonları mağlup edildi.
Yenilginin haberi Brixelyum'a ulaştığında birliklerin çoğu Otto'yu savaş meydanına çıkması için ikna etmeye çalıştı.
Ancak Otto artık kendi askerlerinin ölmesine göz yummayacağını söyledi ve aynı gün yenilgiyi kabullenip intihar etti.
Senator Roman'ın yeni bir imparatora ihtiyacı olduğunun farkındaydı.
Ve Otto'yu mağlup eden Vitellius lehine karar vermeleri çok da uzun sürmedi.
19 Nisan 69'da Vitellius resmen Roma İmparatoru olarak seçildi.
Artık tüm yetki kendisindeydi.
Fakat saltanatının başından itibaren onun iktidarını kabullenmeyenler bir hayli fazlaydı.
Yönetimi devraldığı ilk andan itibaren bir dizi sorunla mücadele etmek zorunda kaldı.
Roma'da imparatorlara verilen dini ve kutsal bir makam olan Pontifex Maximus'luk görevini üstlenmek için kötü bir kehanete sahip olduğuna inanılan Alia Savaşı'nın yıldönümünü seçmesi Roma halkını huzursuz etmişti.
Buna ek olarak imparatorluğun hazinesini iflasın eşiğine getirmiş durumdaydı.
Sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde üç kez ziyafet veriyordu.
Vitellius'un ziyafet kültürü o denli bir boyuta ulaşmıştı ki Romalı tarihçi Suetonius onunla ilgili olarak ziyafetlere katılabilmek için kendini kusturacak bir takım yöntemlere başvurduğundan ve her ziyafet için farklı bir soyluya kendini davet ettirdiğinden bahsetmiştir.
Vitellius'un doyumu ulaşmayan açgözlüğü sonucunda imparatorluğun borçları hızla artmaya başlamıştı.
Kendisinden borcunu ödemesini isteyen tefecilerden, komisyonculardan ve vergi toplayıcılarından kurtulmak için de etkili bir yöntem bulmuştu.
Hepsini öldürmek.
Vitellius'un tek doyuramadığı şey midesi de değildi.
Bir kere tadına baktıktan sonra bırakmak istemediği iktidarı da sürekli elinde tutmak istiyordu.
Tüm bunların sonucunda 1 Temmuz 69 tarihinden itibaren Doğu eyaletlerindeki askerler Vitellius'a başkaldırıp taraf değiştirmeye başladı.
Devlet hazinesinin giderek boşalması ve Vitellius'un acımasızca önüne geleni öldürtmesi her şeyin kontrolden çıktığının açık bir göstergesiydi.
Ordular yeni bir imparator seçilmesi gerektiği konusunda karar kılmışlardı.
Bunun için en uygun adaysa komutanları Titus, Flavius ve Spesianus'tu.
Yahudiye ve Suriye lejyonlarından oluşturulan güçlü bir kuvvet Suriye valisi Galus Likinius önderliğinde Roma'ya doğru yürümeye başladı.
Vespasianus da İskenderiye'ye giderek Mısır'daki tahıl kaynaklarının kontrolünü ele geçirdi.
Bu önemli bir hamleydi.
Mısır ve Kuzey Afrika imparatorluğun tahıl deposuydu ve Roma'yı aç bırakmak için bu yolun kesilmesi gerekiyordu.
Henüz Doğu Lejyonları Roma'ya ulaşmadan Tuna Lejyonları da Ağustos ayında Vespasianus'un imparatorluğunu kabul ettiler.
Ve Pannonia komutanı Marcus Antonius Pilonus önderliğinde İtalya'yı işgal ettiler.
24 Ekim 69'da Bedriacum yakınlarında Primus komutasındaki ordu Vitellius'un ordusuna karşı ezici bir zafer kazandı.
Askeri birliklerin bağlılığını kaybettiğini anlayan Vitellius, henüz fikrini değiştirmemiş olan askerlerin bağlılığını kazanmak için onlara hem kendi kesesinden hem de devlet hazinesinden ödemeler yapmaya başladı.
Ancak hiçbir şey umduğu gibi olmadı.
Kendisine bağlılık yemini etmiş olanların bir kısmı Vespasianus'un tarafına geçmişti.
Ayrıca Tunu ordusu da Roma'ya yaklaşmaya başlamış durumdaydı.
Vitellius sonunun geldiğini anlamıştı.
Yine de ateşkes önerisinde bulunmak için rakibine elçiler göndererek zaman kazanmaya çalıştı.
Mevkisini koruyabileceğine dair az da olsa umudu vardı.
Tak ertesi gün şehrin habercileri düşmanın kapıda olduğunu söyleyinceye dek.
Bu andan itibaren imparatorun seçebileceği iki yol vardı.
Ya düşmanlarıyla savaşacak ve hükümdarlığını tehdit eden tehlikeyi bertaraf edecekti ya da sahip olduğu her şeyi bırakıp kaçacaktı.
Vitellius kolay olanı yani kaçmayı tercih etti.
Bunun için gerekli hazırlıkları yaptı.
Fakat artık her şey için çok geç kalmıştı.
Bir süre sonra Vespasianus'un askerleri Roma'ya girdi ve Vitellius sarayında yakalanarak idam edildi.
Vitellius'un ölümünden sonra Senato 21 Aralık 69'da Vespasianus'u imparator ilan etti.
Vespasianus iktidarı boyunca kendinden önceki üç imparatorun aksine imparatorluğunu tehdit eden bir rakiple karşılaşmadı.
Kanlı iktidar mücadeleleri ve imparatorluk değişiklikleriyle geçen 69 yılı nihayet sona ermişti.
Nero ile son bulan Julius Claudius hanedanın istikrarlı hakimiyeti Vespasianus ile birlikte yerini Flavius hanedanına bıraktı.
Vespasianus M.S. 79'da doğal sebepler nedeniyle yaşamını yitirdi.
Ancak Flavius Hanedanı M.S. 96'ya kadar devam edecekti.
www.feyyaz.tv
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
