
Jül Sezar'ın En Büyük Düşmanı: Pompeius Magnus
30 Ağustos 2026 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
Sezar'ı, Sezar yapan şey onun düşmanlarının büyüklüğüydü. Bugün onlardan biri hakkında konuşacağız. Büyük Pompey ya da Romalıların deyimiyle Pompeius Magnus...
Hepinize iyi dinlemeler.
Transkript
Bugün Roma İmparatorluğu denilince birçok insan için akla gelen ilk isim Gaius Julius Caesar'dır.
Ancak Caesar'ın siyaset merdivenlerinin zorlu basamaklarını adım adım tırmandığı yıllarda Roma'da diğer herkesten daha güçlü bir adam vardı.
Bu adam Pompeius Magnus'tu. Yani Büyük Pompei.
Yıllar içinde Pompeyus ve Roma'nın yükselen gücü Sezar karşı karşıya gelecek ve bunun sonucunda Roma tarihinin en destansı mücadelelerinden biri yaşanacaktı.
Ancak şimdi hikayeye başlamak için günümüzden yaklaşık 2100 yıl öncesine gitmemiz gerekiyor.
Pompeyus, M.Ö. 106 yılında İtalya'nın kuzeydoğusunda bulunan Pikenum kentinde dünyaya geldi.
Babası Gnaeus Pompeyus Strabo, Pikenum şehrinin önde gelen ailelerinden biri olan Pompey ailesinin bir üyesiydi.
Strabo'nun önemli bir aileye mensup olması,
onun Romalı olmamasına rağmen Roma vatandaşı olmaya hak kazanmasını olanak sağlamıştı.
Strabo, M.Ö. 91 yılında Roma ile İtalya'daki diğer şehir devletleri arasında çıkan savaşta Roma tarafında yer aldı.
Düşman ordularından birini mağlup ederek zorlu bir kuşatmanın ardından Askolum şehrini ele geçirdi.
Burada birçok isyancı liderini idam ettirdi ve onların tüm mal varlıklarına el koydu.
M.Ö. 87 yılına gelindiğinde ise o yılın konsülleri Gnaeus Octavius ve Lucius Cornelius Sinna arasındaki rekabet bir iç savaşa dönüşüverdi.
Strabo yine saf tutmak durumundaydı ve çıkarları doğrultusunda Gnaeus Octavius tarafında yer aldı.
Fakat aynı yıl muhtemelen kaptığı bir hastalık sonucunda hayatını kaybetti.
Dahası bu kez bahsini yanlış ata oynamıştı.
M.Ö. 87 yılının sonlarına gelindiğinde iç savaşı Octavius ve Strabo'nun rakibi olan Lucius Cornelius Sinna kazandı.
Sinna destekçileri Roma'yı ele geçirdikten sonra kendilerine rakip olan kişilerin birçoğunun mal varlıklarına el koydular ve bazılarını idam ettirdiler.
Pompeyus'un babası Strabo da Ascalon'da yaptığı faaliyetler yüzünden yargılanacaktı.
Ancak o öldüğü için davayı küçük Pompeyus devre aldı.
Eğer suçlu bulunursa tüm mallarına el konulacak hatta idam edilecekti.
Yani Strabo giderayak ailesini istemeden de olsa zor durumda bırakmıştı.
Ne var ki az önce saydığımız şeylerin hiçbiri gerçekleşmedi.
Pompeyus, hakimlere suçsuz olduğuna ikna etmeyi başarmıştı.
İyi bir hatipti ve karizması sayesinde hakimleri etkileyebilmişti.
Öyle ki dava sona erdikten hemen sonra hakimlerden biri onu kıza Antistia ile evlendirmeyi teklif etti.
Pompeyus bu olaydan sonra Pikenum'a döndü ve burada asker toplayarak gücünü arttırma yoluna gitti.
Fakat Roma'da sular bir türlü durulmuyordu.
Ertesi yıl Roma generallerinden Lucius Cornelius Sulla'nın rakibi olan Gnaeus Marius,
Roma'da gücü ele geçirmiş ve konsül seçilmişti.
Marius, konsül olarak seçilmesinin ardından,
senatodan geçirdiği karar sonucunda Sulla'yı görevden aldırarak yerine kendisine atadı.
Sulla ise kendi aleyhine verilen bu karara uymadı ve M.Ö. 83 yılında İtalya'da karaya çıktı.
Amacı askerleriyle birlikte Roma'ya yürüyerek yönetimi devralmaktı.
Pompeyus bu durumu bir fırsat olarak görüyordu.
Sulla'ya Roma'ya olan yürüyüşünde yardım ederse, Sulla gücü ele geçirdiğinde önemli mevkilere gelebilirdi.
Bu amaçla Sulla'yla ittifak kurarak ona Roma'ya olan yürüyüşünde eşlik etti.
Bu süreçte Sulla, kendisini durdurmak için gönderilen Roma birliklerini kolayca yenmeyi başardı ve kısa sürede şehrin kontrolünü ele geçirdi.
Gücünü kullanarak Senato'ya kendisini diktatör ilan ettirdi.
Roma'da insanlar yalnızca olağanüstü durumlarda diktatör ilan ediliyorlardı.
Ve diktatörlük makamına geçen kişi 6 ay boyunca sınırsız bir yetkiye sahip oluyordu.
Sulla'nın bu pozisyona getirilmesi ona Roma Cumhuriyeti üzerinde mutlak bir kontrol imkanı sağlamıştı.
Bundan sonra Sulla, Pompeyus'u Sicilya ve Afrika'ya kaçan rakiplerini yakalamakla görevlendirdi.
Pompeyus ilk olarak Sicilya'yı ele geçirdi.
Daha sonra Afrika'da karaya çıkarak Utica Muharebesi'nde düşman ordusunu mağlup etti.
Burada Sulla'nın birçok rakibini idam ettirdi.
Öyle ki bu faaliyetleri ona muhalifleri tarafından Adulaskentulus Carnifex yani genç kasap lakabı verilmesine neden olacaktı.
Ancak kendi askerleri Pompeyus'a kazandığı zaferlere ithafen büyük anlamına gelen Magnus adıyla sesleniyorlardı.
Pompeyus Magnus
Afrika'da kazandığı zaferin ardından Roma'ya dönen Pompeyus, Sulla'dan başarılarını onurlandırması için bir zafer töreni düzenlemesi talebinde bulundu.
Ancak Roma hukukuna göre bu onura ancak diktatörler, konsüller ve pratörler erişebilirdi.
Bu yüzden Sulla bunu başta kabul etmek istemedi.
Ancak Pompeyus'un ısrarı ve şehirde çıkan huzursuzluk karşısında buna izin vermek zorunda kaldı.
Pompeyus bu sayede Roma'ya büyük bir törenle giriş yaptı ve zaferini halk önünde kutladı.
Bu kutlama onun şöhretinin ve prestijinin hızla artmasına sebep olmuştu.
M.Ö. 78 yılına gelindiğinde Sulla hayatını kaybetti.
Bunun tek bir anlamı vardı. Diktatör ölmüştü. Zirvede ele geçirilmeyi bekleyen bir güç vardı.
Yani Roma yeniden bir fırtınanın içine sürüklenecekti.
Aynı yıl Marcus Lepidus, Quintus Catulus ile birlikte konsül seçildi.
Ertesi sene ikisinin de konsüllük süresi bitmiş ve Lepidus, Senato tarafından Xalpina Gallia ve Transalpina Gallia eyaletlerine vali olarak atanmıştı.
Ancak Lepidus bunu kabul etmeyerek askerleriyle birlikte Roma üzerine yürümeye karar verdi.
Amacı Senato'ya baskı yaparak ikinci defa konsül seçilmekti.
Bunun üzerine Senato, Lepidus'u vatan haini ilan etti ve Pompeyus'la Katulus'u onu durdurmakla görevlendirdi.
İkili birkaç muharebenin ardından Lepidus'u ve onun destekçilerini yenmeyi başardı.
Lepidus mağlup olduktan sonra ordusunun bir kısmıyla gemilere binip Sardinya'ya çekilmeyi başarsa da burada hayatını kaybetti.
Onunla birlikte Sardinya'ya gelen askerleri ise müttefiki Perperna tarafından İspanya'ya götürülerek Sertorius'a teslim edildi.
Sertorius, Sulla'nın rakiplerinden biriydi.
M.Ö. 82 yılında İspanya eyaletinin başına geçmiş ancak Sulla taraftarlarınca buradan uzaklaştırılmıştı.
Bunun üzerine yerel İber kabilesinin çıkardığı bir isyana destek vermiş ve isyanı bastırmaya gelen Roma ordusunu mağlup ederek İspanya'da hakimiyet kurmuştu.
Pompeyus'un Lepidus karşısında kazandığı galibiyetten sonra Senato, Pompeyus'tan ordusunu terhis ederek Roma'ya dönmesini talep etti.
Ancak Pompeyus Roma'ya dönmek istemiyordu.
Bunun yerine zaferinin ölçeğini büyütme arzusundaydı.
Bu yüzden Senato'nun talebini reddetti ve Hispanya'daki isyanı bastırmakla görevlendirilmeyi talep etti.
Senato'nun bu teklifi kabul etmesinin ardından emrindeki askerlerle yola çıkarak M.Ö. 76 yılında Hispanya'ya ulaştı.
Pompeyus'un Sertorius ile giriştiği uzun süreli mücadele sırasında Sertorius, kendi müttefiki olan Perperna tarafından M.Ö. 72 yılında öldürüldü.
Sertorius'un ölümünün ardından ordunun başına geçen Perperna ise Pompeyus tarafından mağlup edildi.
Bu galibiyetin ardından bölgede barış ve düzeni sağlayan Pompeyus,
M.Ö. 71 yılında ordusuyla beraber Roma'ya dönmek üzere yola çıktı.
Pompeyus, İspanya'daki seferini yürüttüğü sırada Roma semetosundaki asıl gündem,
Spartacus adındaki bir köle tarafından başlatılan ayaklanmaydı.
Spartacus, arenalarda gladiyatör olarak savaşan bir köleydi.
M.Ö. 73 yılında etrafına topladığı diğer kölelerle birlikte başlattığı isyanda iki ayrı Roma ordusunun yenilgiyi uğratmıştı.
M.Ö. 71 yılına gelindiğinde Senato'nun görevlendirdiği Marcus Crassus, Spartacus'u mağlup etmeyi başardı.
Pompeyus bu sırada Hispanya'daki seferini bitirmişti ve Roma'ya dönüyordu.
Bu dönüş sırasında Spartoküs'ün ordusundan kaçan 5000 isyancıya rastladı ve onları ele geçirerek öldürttü.
Pompeyus bu galibiyetin ardından Senato'ya yazdığı mektupta Krasus'un isyancıları mağlup ettiğini fakat kendisinin sorunu kökünden çözdüğünü ifade ediyordu.
Bu sayede Pompeyus şans eseri dahil olduğu bir savaşta tüm övgüleri toplayan taraf olacaktı.
Roma'ya döndüğünde büyük bir tören ve halkın sevgisiyle karşılandı.
Hem Hispanya'daki isyana son veren hem de Spartoküs'ün başlattığı köle ayaklanmasını bitiren kişi olması onu halkın gözünde bir kahramana dönüştürmüştü.
M.Ö. 67 yılına gelindiğinde Roma büyük bir tehlike ile karşı karşıya kaldı.
Geçimini ve ekonomisini büyük oranda ticarete borçlu olan Roma'nın önündeki bu tehlike Akdeniz'deki korsanlardı.
Bu korsanlar Akdeniz'de ticareti durma noktasına getirmişlerdi.
Ticaret gemileri Roma'ya ulaşmadığından buğday ithal edilemez hale gelmiş ve dolayısıyla ekmek fiyatları tavan yapmıştı.
Bunun üzerine Roma senatosu Pompeyus'u Akdeniz'deki korsanlık faaliyetlerini durdurmak üzere görevlendirdi.
Pompeyus ilk olarak Akdeniz'i 13 bölgeye ayırdı ve her bölgeye bir filo gönderdi.
Kendisi de yola çıkarak korsanların en yoğun olarak bulunduğu Kilikya'ya ulaştı.
40 gün içerisinde Akdeniz'in batı kısımları korsanlardan temizlenmişti.
Doğuda ise bir grup korsan birleşerek Alanya açıklarında Pompeyus'un donanmasıyla karşı karşıya geldi.
Ancak bunlar da yenilgiye uğratıldı.
Böylece Pompeyus yalnızca 3 ay içerisinde Akdeniz'i korsanlardan temizleyerek önemli bir başarıya daha imza atmış oldu.
Pompeyus aynı sene Senatut tarafından Pontus kralı 6. Mitridates ile savaşmak için görevlendirildi.
Mitridates'in ordusu ile Lycos ırmağı kıyısında karşı karşıya geldi.
Yapılan savaşın kazananı Pompeyus oldu.
Mitridates bu mağlubiyetten sonra Kırım'a kaçtı ve batı yönünde ilerleyerek
Tuna nehri üzerindeki kavimleri Roma'ya hücum etmek üzere toplamaya çalıştı.
Ancak gönülsüz askerleri ve oğlu onun sonunu getirecekti.
Böylece Pontus Krallığı Roma tarafından ele geçirildi.
Pompeyus burada düzeni sağladıktan sonra M.Ö. 61 yılında Roma'ya döndü.
Bu sırada senatoda endişe hakimdi.
Bu endişenin sebebi Pompeyus'un kazandığı zaferin ardından Roma'ya askerleriyle birlikte girerek yönetimi devralma ihtimaliydi.
Ancak Pompeyus bunu yapmayacak askerlerini terhis ettikten sonra Roma'ya girecekti
Bunun yerine askerlerinin hizmetleri karşılığında arazilerle ödüllendirilmelerini talep etti
Senato temsilcileri Pompeyus'un zaferini ödüllendirdiler
Ancak arazi talebini reddettiler
Çünkü bu talebin kabul edilmesi Pompeyus'un üstün konumunun Senato tarafından kabul edileceği anlamına geliyordu
Pompeyus her ne kadar iktidar heveslisi gibi durmaktan kaçınmaya çalışsa da
Senato tarafından cumhuriyeti yıkma potansiyeli olan bir adam olarak görülmekten kurtulamadı.
Bunun üzerine Senato'ya karşı siyasi önlemler alma kararı aldı.
Bu amaçla Krasus ve Sezar'la birlikte hareket ederek M.Ö. 60 yılında bir ittifak kurdu.
Krasus, Roma'nın en zengin adamıydı.
Sezar ise Hispanya'da elde ettiği zaferlerle parlamaya başlayan bir generaldi.
Bu üç adam güçlerini birleştirdiğinde senatonun otoritesinin üzerinde bir güce sahip olmuşlardı.
İttifakın kurulmasının ardından Roma'yı idareleri altında taksim ettiler.
Krasus'a Suriye, Sezar'a Galya ve Pompeyus'a Hispanya'nın yönetimi verildi.
Bu ittifak sayesinde Sezar, M.Ö. 59 yılında konsül seçildi.
Az önce gördüğümüz gibi Pompeyus, Senato'dan askerlerine arazi verilmesini talep etmiş ancak bu talebi reddedilmişti.
Şimdi ise bu ittifak sayesinde daha önce Senato'ya kabul ettiremediği bu talebi kabul ettirmeyi başardı.
Buna ek olarak çok çocuklu fakir ailelere yardım edilmesi için yasalar da Senato'dan geçirilebilmişti.
Senato'nun normalde bu yasaları kabul etmesi olanaksızdı.
Çünkü bu durum Senato üyelerinin çıkarlarıyla uyuşmuyordu.
Ancak Roma'nın en güçlü üç adamı arasında kurulan bu ittifak onların bu yasaları geçirmelerine olanak sağlıyordu.
Pompeyus aynı sene Sezar'la arasındaki ittifakı güçlendirmek için onun kızı Julia ile evlendi.
Bu evlilik ikili arasındaki bağları kuvvetlendiriyordu.
Ancak Julia, evliliğin 5. senesinde doğum yaptığı esnada ölmüştü.
Onun ölümü, cumhuriyeti ayakta tutan bağların kopmasına neden oldu.
Sezar, Julia'nın öldüğü sırada Britanya seferini yürütüyordu.
Tüm Galya'yı ele geçirmişti ve şöhreti günden güne artıyordu.
Bu güce erişmesini büyük oranda Krasus ve Pompeius ile kurduğu üçlü ittifaka borçluydu.
Ancak Jülya'nın ölümüyle birlikte Pompeyus'la arasındaki aile bağlarına dayalı ittifak zayıflamıştı
Pompeyus, Sezar'ın Galya'yı fethinin ardından onu artık bir rakip olarak görmeye de başlamıştı
Jülya'nın ölümüyle birlikte aralarındaki ittifakı sürdürmeye gerek duymuyordu
Jülya'nın ölümünden sadece bir sene sonra yani M.Ö. 53 yılında Üçlü İttifak'ın bir ayağı olan Krasus partlara karşı yürüttüğü bir sefer sırasında öldürüldü.
Krasus'un ölümünün ardından Pompeyus'la Sezar arasındaki denge unsuru ortadan kalkmış ve eski müttefikler arasındaki rekabet hızla artmaya başlamıştı.
Pompeyus bu rekabette elini güçlendirmek için görev yeri Hispanya'ya gitmek yerine Roma'da kalmaya karar verdi.
Başkentte Sezar'ı yalnızlaştırma çabası içine girdi.
Bunun yanı sıra imar faaliyetlerinde bulunarak halkın sevgisini kazanmayı amaçlıyordu.
M.Ö. 52 yılına gelindiğinde çabaları sonuç vermiş, Pompeyus o yıl için tek başına konsül seçilmişti.
Roma'da tek başına konsül seçilmek, neredeyse bir diktatörün yetkilerine sahip olmak anlamına geliyordu.
Senato ona bu yetkileri, gücünü kullanarak diktatör olmayı denememesi adına vermişti.
M.Ö. 49 yılına gelindiğinde, Sezar'ın valilik yaptığı eyaletlerdeki görev süresi doldu.
Deneyimli general, görev süresinin uzatılmasını bekliyordu.
Ancak Pompeyus'un yönlendirmesiyle senato Sezar'dan ordularını terhis ederek Roma'ya dönmesini istedi.
Bu Sezar'ın Galya'daki tüm kazanımlarını kaybetmesi anlamına geliyordu.
Sezar bu isteği kabul ederek ordusunu terhis ederse Pompeyus karşısındaki tüm gücünü kaybedecekti.
Eğer teklifi kabul etmezse bu sefer de hain ilan edilecek ve kendisini zorlu bir iç savaşın içinde bulacaktı.
Sezar ordusuyla birlikte İtalya'nın kuzeyindeki Rubicon nehrine kadar geldi.
Roma yasalarına göre bir komutanın askerleriyle birlikte Rubicon nehrini geçmesi yasa dışıydı.
Bu nehri geçen komutan vatan haini ilan ediliyor ve Roma'ya savaş açmış sayılıyordu.
Ancak Sezar haksızlığa uğradığını düşünüyordu.
Ve askerleriyle birlikte Roma'ya girerek hakkını aramanın doğru olduğu kanısına varmıştı.
Bu amaçla emrindeki lejronlarıyla birlikte nehri geçti ve Roma'ya doğru ilerlemeye başladı.
Sezar'ın lejronlarıyla birlikte Rubikon nehrini geçmesi, rakiplerini ve Senato'yu Pani'ye sevk etmişti.
Pompeyus hazinesini bile götürmeye fırsat bulamadan Roma'yı terk ederek Makedonya'ya kaçmak zorunda kaldı.
Bu sayede Sezar ciddi bir direnişle karşılaşmadan Roma'ya girdi.
Daha sonra batıya ilerleyerek Pompeyus'un Hispanya'daki lejyonlarını mağlup etti ve bölgeyi ele geçirdi.
Bu sırada Pompeyus Makedonya'da müttefiklerinden gelen sayısız yardım kuvvetleriyle birleşerek ordusunun mevcudunu arttırmıştı.
Sezar Pompeyus'la savaşmak için M.Ö. 49 yılının Kasım ayında askerleriyle birlikte İon denizini geçti ve Epir'de karaya çıktı.
İki ordu 48 yılının Temmuz ayında karşı karşıya geldi.
Dracu'nun muharebesi olarak adlandırılan bu savaşın kazananı Pompeyus olmuştu.
Bu mağlubiyetin ardından Sezar, Farsalus muharebesinin yapılacağı teselyeye çekilmek zorunda kaldı.
Savaş taktiklerini ele aldığımız ikinci videomuzda bu savaşın detaylarını paylaştığımız için burada pek detaya girmeyeceğiz.
Ancak savaşın sonunda Pompeyus kaçmış, Sezar muhteşem bir zafer kazanmıştı.
Pompeyus savaşı kaybetmesine rağmen yenilgiyi kabul etme niyetinde değildi.
Savaş meydanından ayrılarak deniz yoluyla Mısır'a ulaştı.
Burada Sezar'a karşı Firavun'un desteğini almayı umuyordu.
Ancak işler Pompeyus'un beklediği gibi gitmeyecekti.
Mısır'ın 14 yaşındaki Firavun'u 13. Ptolemaios, Sezar'ın minnetini kazanmak adına Pompeyus'u öldürttü ve kafasını keserek Sezar'a hediye etmek üzere mumyalattı.
Pompeyus'un hayatı bu şekilde son bulmuştu.
Onun ölümüne haber alan Sezar, Pompeyus'a duyduğu saygıdan dolayı Firavun'un onu öldürmesine sinirlenecek ve Firavun'a karşı Kleopatra'yı destekleyerek Mısır tahtının el değiştirmesine sebep olacaktı.
Pompeyus yıllar içerisinde kazandığı zaferler sayesinde Roma siyasetinde yükselerek bir dönem Roma'nın en güçlü adamı olmayı başarmıştı.
Ancak o hiçbir zaman başardıklarıyla yetinmemiş, her zaman daha fazlasına erişmeyi arzulamıştı.
Bu arzusu ise onu bir başka hırslı Romalı ile yani Julius Caesar ile karşı karşıya getirmişti.
Pompeyus en az Caesar kadar yetenekli ve başarılıydı.
Caesar ile giriştiği savaşta kazanmaya çok yaklaşmıştı.
Ama Farsalus'ta mağlup olması Roma tarihindeki en bilinen ismin Pompeius Magnus değil Julius Caesar olmasına sebep olacaktı.
Buna rağmen Pompeius kazandığı zaferlerle tarih kitaplarına adını yazdırmayı başarmıştı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
