
Cennetin Krallığı Filmi Tarihi Analiz - Film Tarihi Açıdan Ne Kadar Gerçekçi?
11 Mayıs 2024 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yalnız değilsin. Terappin; zihnin ve bedenin için uzman kadrosuyla bütünsel sağlığında hep yanında.
✨ POD20 kodu ile: İlk ve tekli seanslarında geçerli %20 indirim seni bekliyor.
Kendine bir iyilik yap, bugün dinlenmeye ve iyileşmeye izin ver.
*
Bu bölüm "Terappin" hakkında reklam içerir.
*
Bu podcastimizde Cennetin Krallığı filmini tarihi açıdan analiz ettik. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
Orta Çağ Filmleri
Bu ile Batı'nın yoğun temas halinde olduğu Haçlı Seferlerinin konu edilmesi de oldukça ilgi uyandırıcı.
Fakat bu tür filmler izleyicilerin kafasında bazı soru işaretleri yaratıyor.
Acaba gerçekten hikaye böyle miydi?
Evet ben bu filmi izledim ama ne kadarı doğruydu?
Bu soruları cevaplayabilmek için çoğu zaman derin bir araştırma gerekebiliyor.
Biz bu videoda elimizden geldiğince Cennet'in Krallığı filmi için sorulabilecek bu tarz soruları yanıtlamaya çalıştık.
Bakalım filmin senaryosu tarihi gerçeklerle ne kadar paralellik gösteriyor.
Film 1184 yılında Fransa'da başlıyor.
Bir demirci olan Bellion bir grup Haçlı tarafından ziyaret ediliyor.
Bu grubun lideri kendisini İbelin baronu olarak tanıtan Godfrey isimli bir adam.
Kısa bir süre sonra Bellion'ın bu adamın gayrimeşru çocuğu olduğunu öğreniyoruz.
Godfrey, Bellion'dan kendisiyle birlikte Kudüs'e gelmesini istiyor.
Bellion bunu başta reddetse de daha sonra ölen karısının ve kendisinin günahlarının bağışlanması için bu teklifi kabul ederek Kudüs'e doğru yolculuğa çıkıyor.
Mesina'da konakladıkları sırada babası Godfrey ölüyor ve İbelin baronluğu Bellion'a kalıyor.
Ancak tarihi gerçek filmde gösterilenden bir hayli farklı.
İbelinli Bellion Godfrey'in gayrimeşru çocuğu olmadığı gibi bir demirci de değildi.
Yine İbelinli olan bari sanatlı bir adamın meşru çocuğu olarak Kudüs Krallığında doğmuştu.
Ve aslında bir asilzadeydi.
Fransa'yı hiç görmemişti.
Ayrıca filmin başladığı tarih olan 1184 yılında babasının ölümünün üzerinden yaklaşık 34 yıl geçmiş durumdaydı.
Yani Bellion'un geçmişi filmde gerçekte olduğundan çok daha farklı şekilde ele alınmış.
Hatta yeni bir hikaye yaratılmış.
Pek tabi bu tarz filmlerde senaristler filmin akışını sağlamak için senaryoda bu tarz değişikliklere gidebiliyorlar.
Olaylar dramatize ediliyor.
Ancak bu durum da filmin tarihten koparak yeni bir hikayeye dönüşmesine neden oluyor.
Şimdi diğer sahnelere de bakalım.
Belyan, Mesina'da konaklarken yemek yediği sırada tapınakçı giysileri içerisindeki bir adam gelerek Belyan'a kendisini tanıtıyor ve adının Guido Lusignan olduğunu söylüyor.
Fakat Guido Lusignan bir tapınakçı değildi.
Kudüs Kralı IV. Baldwin'in kız kardeşi Sibela'nın kocası olarak Kudüs tahtının varislerinden biriydi ve IV. Baldwin'den sonra Kudüs Kralı olacaktı.
Filmin devamında Belyan'ın zar zor da olsa Kudüs'e vardığını izliyoruz.
Kudüs'te Tiberias olarak adlandırılan Trablus Kontu 3. Raymond ile tanışıyor.
Tiberias ona Reynaldo Chatillon gibi tapınak şövalyelerinin Müslümanlara saldırarak onlara savaş sebebi verdiklerinden bahsediyor.
Ayrıca Selahaddin'in sadece Şam'da 200 binden fazla askeri olduğunu ve eğer savaşa girerlerse kazanamayacaklarını söylüyor.
Reynaldo Chatillon gerçekten de başına buyduk hareket eden, Müslüman kervanlarına ve yerleşimlerine saldıran agresif bir Haçlı lideriydi.
Hatta davranışları o kadar aşırıydı ki Selahaddin gerçekten de onu kendi elleriyle öldürmek için yemin etmişti.
Fakat filmde izlediğimizin aksine Reynald da bir tapınak şövalyesi değildi.
O bir Haçlı orduydu.
Yine aynı sahnede Tiberias'ın bahsettiği Selahaddin'in emrindeki ordunun büyüklüğü de abartılmış gibi görünüyor.
O dönemde Suriye coğrafyasında 200 bin kişilik bir ordu toplamak mümkün değildi.
Selahattin'in ordusunun mevcudu kaynaklarda birbirinden farklı şekillerde verilse de modern çalışmalar ordunun mevcudunun 15 ila 20 bin arasında olduğunu göstermektedir.
Filmin ilerleyen dakikalarında Bellion, Goudelusunio'nun eşi ve Kudüs prensesi olan Sibela ile tanışıyor.
Birkaç buluşmanın ardından aralarında romantik bir ilişki başlıyor.
Fakat bu da doğru değil.
Aslında Bellion, Sibela'nın üvey annesi Maria Komnena ile evliydi ve Sibela ile bir ilişkisi yoktu.
Bu noktada da senaristler bir yasak aşk hikayesiyle senaryoya biraz heyecan katmaya çalışmış gibi görünüyor.
Filmin başka bir sahnesinde Guy de Lussignon,
Haçlılarla Müslümanlar arasında barış olmasına rağmen
Reynald de Chatillon'la birlikte bir Müslüman kervanına baskın düzenliyor.
Gerçekte de Reynald sık sık böyle baskınlar tertipliyordu.
Ancak Guy de Lussignon'un bu baskınlara katıldığına dair hiçbir kanıt yok.
Guy, tahtın varisi sayılabilecek biri olarak,
Müslümanlarla Haçlılar arasındaki barışı bozacak adam olma riskini göze alamazdı.
Bir siyasetçi olarak nasıl davranması gerekiyorsa Guy da öyle davranıyordu.
Fakat filmde birkaç kötü adama ihtiyaç vardı.
Ve bu yüzden Guy gerçekte olduğundan farklı işler yapan bir adam olarak gösterildi.
Sürekli herkesle dalaşan, kötü şöhrete sahip insanlarla birliktelik kuran ve olmayacak entrikalara karışan bir adam olarak.
Filmin devamında cüzdanlı Kudüs Kralı IV. Baldwin, kız kardeşi Sibela'yı Belliam'la evlendirmek istiyor.
Ancak Belliam bunu kabul etmiyor.
Kısa bir süre sonra Baldwin hastalığına yenik düşerek ölünce, kız kardeşi Sibela tahta geçiyor ve istemeyerek de olsa kocası Guyu, Kudüs Kralı ilan ediyor.
Bu sahnede yaşananlar aslında az da olsa gerçeklik payı taşıyor.
Ancak böyle bir konuşmanın gerçekleşmesi pek mümkün değil.
Baldwin gerçekten de ölümünün ardından tahtı Gu'ya devretmek istemiyordu.
Ancak Sibela'yı Bellion'la evlendirmek istemesi doğru değil.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Bellion, Sibela'nın üvey annesiyle evliydi.
Yani filmde bahsedilen evliliğin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.
Baldwin, Gu'yun Kudüs kralı olmasını engellemek için aslında başka bir yol seçmişti.
1183 yılının Kasım ayında Sibela'nın önceki evliliğinden olan oğlu 6 yaşındaki Baldwin'e taç giydirerek
onu kendisiyle birlikte ortak kral ilan etti.
Böylece tahtı kız kardeşi Sibela ve Guya değil, direkt olarak yeğenine devretmişti.
Bu şekilde ölümlülüğün ardından Guya'nın kral olmayacağına emin olmuştu.
Ne var ki işler Balvin'in düşündüğü gibi olmadı.
Balvin 1185 yılında ölünce yeğeni 5. Balvin tahta geçmiş
ancak bu hükümdarlığı uzun süreli olmamış ve genç adam ertesi yıl hayatını kaybetmişti.
Böylece taht Sibela'ya kalmıştı.
Aslında dolaylı olarak Guy de Lusignan'a.
Fakat ülkenin soğullarından birçoğu Guy'u kralları olarak görmek istemiyordu.
Sibela onları ikna etmek için evleneceği kişiyi kendisi seçmesi kaydıyla Guy'dan boşanmayı kabul etti.
Böylece tahta geçtiğinde başka biriyle evlenecek ve seçtiği kişi yeni kral olacaktı.
Ancak taç giyme töreninde ondan yeni bir eş seçmesi istendiğinde herkesi şaşırtarak Guy'u seçmiş ve onu kral ilan etmişti.
Yani Sibela filmde gösterilenin aksine kocasına, onun soyluların baskısına rağmen kral ilan edecek kadar sadıktı.
Filmin ilerleyen bölümlerinde 5. Balvin'in ölümünden sonra Guy, Reynald'dan Müslümanlarla Haçlılar arasında bir savaş çıkartmasını istiyor.
Reynald da bunu kabul ederek içinde Selahaddin Eyyubi'nin kız kardeşinin bulunduğu bir kervana saldırıyor ve Selahaddin'in kız kardeşini öldürüyor.
Fakat bu da doğru değil.
Reynald kendi başına hareket eden fanatik bir haçlıydı.
Zaten sürekli böyle saldırılar yaparak Müslümanlarla haçlılar arasında yapılan barışı zedeliyordu.
Hatta bu saldırılardan biri sırasında esir alınmış, 17 yıl sonra fidyesi ödenince serbest bırakılmıştı.
Buna rağmen 1176 yılında serbest kaldıktan sonra da bu eylemlerine devam etmeyi sürdürdü.
Yaptığı saldırılar Selahaddin tarafından barışı korumak adına göz ardı edilse de
1186 yılının Aralık ayı sonunda Kaire'den Şam'a giden kervana yapılan bir baskın bardağı taşıran son damla olmuştu.
Filmde bu saldırıda Selahattin'in kız kardeşinin Reynald tarafından öldürüldüğü gösterilse de bu da gerçek değil.
Çünkü Selahattin'in kız kardeşi aslında hiçbir zaman Reynald'ın eline geçmemişti.
Filmin bundan sonraki sahnesinde Guy Selahattin'in elçisini öldürdükten sonra ordunun hazırlanmasını emrediyor.
Ordu hazırlandıktan sonra kurulan konseyde Belin ve Tiberias ısrarla savunmada kalınması gerektiğini söylerken,
Guy, Selahaddin ile savaşmakta diretiyor.
Belin ve Tiberias Guy'un aldığı karara uymayarak Kudüs'te kalıyorlar.
Ancak filmin aksine gerçekte Guy, ordusunu pervasızca Selahaddin'in üzerine sürmemişti.
Selahaddin, Haçlıları açık alana çekebilmek için önce Kudüs Krallığı'nın arazilerini yağmalamaya başlamış,
daha sonra ise Taberiye şehrini kuşatmıştı.
Guy bunun üzerine ordusunu ve konseyini Akka'da toplayarak ülkenin önde gelen soylularına ne yapılması gerektiğini danıştı.
Raymond filmde de gösterildiği gibi Selahaddin'le savaşmayı istemiyordu.
Ona göre Haçlı ordusu Selahaddin'in karşısına çıkmayıp Akka'da kalırsa Müslümanlar saldırmayı göze almayarak geri çekilmek zorunda kalacaktı.
Fakat Reynald de Chatillon ve tapınak şövalyelerinin büyük üstadı Gerard de Ritford başta olmak üzere fanatik açlılar Selahaddin'le savaşılması gerektiğini savundular.
Guy en sonunda çoğunluğun kararına uyarak yola çıktı ve yenilgiye uğradı.
Ayrıca filmin aksine Bellion ve Raymond orduyu terk etmemiş ve karara uyarak savaşta yerlerini almışlardı.
Filmin Selahaddin'in Kudüs'ü kuşattığı ilerleyen sahnelerinden birinde ise Kudüs Patriği Heraklius'un Kudüs'ü savunmanın anlamsız olduğunu söyleyerek Belian'ı şehirden ayrılmaya teşvik ettiğini görüyoruz.
Ancak bu durum da aslında gerçeği yansıtmıyor.
Belian Hıddin Savaşı kaybedildikten sonra Selahaddin'den eşi ve çocuklarını Kudüs'ten çıkarmak için izin istemiş, Selahaddin ise Kudüs'te bir günden fazla kalmaması koşuluyla bunu kabul etmişti.
Ancak Belin şehre vardığında Patrik Heraklius ondan şehri savunmasını rica etti.
Belin yemin ettiğini söylese de Heraklius Hristiyanlığı korumak adına ettiği yeminden feragat etmesini sağladı.
Böylece Belin Kudüs'ün savunmasını üstlenmiş oldu.
Ancak şehir Selahaddin'in ordusuna fazla dayanamadı.
12 günlük bir kuşatmanın ardından 2 Ekim 1187'de şehrin surlarının bir kısmı yıkılmış durumdaydı.
Belin şehir duvarlarının dışına çıkarak Selahaddin'le Kudüs'ün teslimi konusunda müzakere etmiş ve tıpkı filmde de olduğu gibi Selahaddin'i şehirdeki kutsal yerleri yıkmakla tehdit etmişti.
Müzakerelerin ardından filmde Selahaddin'in Kudüs'teki Hristiyanların şehirden özgürce ayrılmalarına müsaade ettiğini görüyoruz.
Gerçekte ise Selahaddin Hristiyanları fidye karşılığı serbest bırakmayı teklif etmiş ve Belin bu teklifi makul bulmuştu.
Bu anlaşmanın sonucunda şehir Selahaddin'e teslim edilmişti.
Filmin sonuna geldiğimizde ise Belia'nın Sibela ile birlikte Kudüs'ü terk ederek Fransa'ya döndüğünü görüyoruz.
Bu aslında filmin mutlu sonu.
Baş kahramanımız esas kadını alıyor ve hikayenin başladığı yere geri dönüyor.
Ancak gerçeğin tabii ki de bununla bir ilgisi yok.
Kudüs'ün Selahaddin tarafından ele geçirilmesinin ardından
ardından hem Belin hem de Sibela Selahaddin'in izniyle şehirden ayrılarak diğer Hristiyanlarla
birlikte Trablusşam'a gitmiş ve geri kalan hayatlarını da kutsal topraklarda geçirmişlerdi.
Sonuç olarak Cennet'in Krallığı filmi sinematografi ve senaryo açısından büyük
beğeni toplamış olsa da tarihi gerçekliklerle bağdaşma konusunda aynı başarıyı göstermiyor.
Bizim bu değerlendirmede Cennet'in Krallığı filmine tarihi gerçeklik konusunda vereceğimiz
Vereceğimiz puan 10 üzerinden 5.
Peki sizin vereceğiniz puan kaç olurdu?
Bunu yorumlara yazmayı unutmayın.
Bir sonraki videoda görüşmek üzere.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
