
Büyük İskender Nasıl Başarılı Oldu: 12 Yılda Dünya Tarihini Nasıl Değiştirdi?
6 Temmuz 2023 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Boğaziçi Enstitüsü, nitelikli eğitimi tabana yaymak için 30’dan fazla online kursu ücretsiz sunuyor ve eğitim ihtiyacı hisseden milyonlarca insanın yaşamına dokunuyor. Siz de iyi bir geleceğin yalnızca eğitimle mümkün olduğunu düşünüyor ve sabah farklı uyanmak istiyorsanız Boğaziçi Enstitüsünün üniversite sertifikalı online eğitimlerine mutlaka göz atın!
Online eğitimlere ulaşmak için: https://istanbulbogazicienstitu.com/
Kronik Tarih takipçilerine özel 50 TL indirim
Bu podcastimizde İskender'i başarılı kılan faktörlerden bahsettik. İyi dinlemeler. Dilerseniz bu podcasti, "Kronik Tarih" Youtube kanalı üzerinden görsellerle desteklenmiş bir şekilde izleyebilirsiniz.
Transkript
Tarih M.Ö. 336
Makedonya tahtına 20 yaşında genç bir adam çıkar.
Aleksandros, Aleksandr ya da bizim bildiğimiz şekliyle İskender.
İskender tarihin gördüğü en başarılı komutanlardan biriydi.
Tahta çıktıktan sonra yalnızca 10 yıl içinde Makedonya Krallığını Yunanistan'dan Hindistan'a dek uzanan devasa bir imparatorluğa çevirdi.
Hiç savaş kaybetmedi.
İyi bir taktisyen ve cesur bir askerdi.
Nispeten kısa süreli hükümdarlığına muazzam başarılar sığdırdı.
başlıca unsurlar nelerdi?
20'li yaşlarındaki genç bir adam nasıl olmuştu da tarihteki en büyük imparatorluklardan
birini kurmuştu?
Bunu tek başına yapmasının imkanı yok.
O halde bu başarının ardında başka kimlerin rolü vardı?
Bunların cevabını bulabilmek için İskender'in hüküm sürdüğü dönemin öncesine gitmemiz
gerekiyor.
Çünkü aslında her şey İskender doğmadan yıllar önce başlamıştı.
Eğitim sonunda verdiği 3 farklı sertifikayla da iş başvurularında ön plana çıkmanızı sağlıyor.
Sizde iyi bir geleceğin yalnızca eğitimle mümkün olduğunu düşünüyor ve kendinize yatırım yapmak istiyorsanız
Boğaziçi Enstitüsü'nün üniversite sertifikalı online eğitimlerine mutlaka göz atın.
Kronik tarih takipçilerine özel 50 TL'lik kuponu da açıklamada sizinle paylaşıyorum.
M.Ö. 359 yılında Makedonya Krallığının başına 2. Filip geçti.
Bu gelişme krallık için bir dönüm noktasıydı.
Filip, M.Ö. 336'daki ölümüne kadar Makedonya'yı siyasal ve askeri açıdan
rakiplerinden çok daha güçlü bir devlet haline getirecekti.
Öyle ki Filipin hükümdarlığı sırasında gerçekleştirdiği reformlar olmasa onun oğlu İskender dünyanın diğer ucuna ulaşan olağanüstü sefer ve fetihlerini belki de hiçbir zaman gerçekleştiremeyecekti.
Filipin askeri reformları aslında kral olmadan yıllar önce ilk olarak İlirya'ya ve ardındansa Teba'i'ye esir olarak gönderildiği dönemde oluşmaya başladı.
Bu yıllarda Teba'i askeri olarak bölgenin baskın gücü haline gelmişti.
M.Ö. 371 yılında Spartalılara karşı Luektra'da önemli bir zafer kazanmaları hakimiyetlerini daha da pekiştirdi.
Filip Teba'i de esir kaldığı süre boyunca bütün bu gelişmeleri yakından takip etme fırsatı buldu.
Dahası Teba'i'nin askeri üstünlüğünün baş mimarı olan Epaminondas'tan da bizzat eğitim aldı.
M.Ö. 364'te Makedonya'ya geri dönen Filip, bundan 5 yıl sonra Ağabey Kral Perdikas'ın İliryalılara karşı yapılan bir savaşta ölmesiyle 359 yılında Makedon tahtına geçti.
Yıllarca tebaide eğitim görmüş ve Yunanistan'daki askeri gelişmeleri yakından gözlemleme imkanı bulmuştu.
Şimdi bunları hayata geçirme zamanı gelmişti.
Filipten önce Makedonya ordusu antik Yunan dünyasının en başarılı askeri yapılarından birine sahip olan Sparta ordusuna göre şekillendirilmişti.
Spartalılar eğitimleri uzun yıllar alan profesyonel askerlerdi.
Ancak Filipten önceki Makedonya ordusu için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Ordu çoğunlukla köylü sınıfından gelen ve askerliği profesyonel olarak yapmayan birliklerden oluşuyordu.
Bu dönemdeki Makedonya ordusunun mevcudu hakkında pek bir şey bildiğimiz söylenemez.
Ancak yapısal olarak ordunun ağırlıklı piyade birliklerinden oluştuğunu biliyoruz.
Buna ek olarak az sayıda Makedon süvarisi de bu piyadelere eşlik ediyordu.
Filip'in tahta çıktığında yaptığı ilk şeylerden biri ordunun mevcudunu arttırmak oldu.
Ve bu sayede ülkesinin kontrolünü tamamen ele geçirdi.
Şimdi sıra dışarıda zaferler kazanmaya gelmişti.
Ancak mevcut ordunun sayısını arttırmak, çevresinde Makedonya için tehdit oluşturan İliryalılara,
Paeonyalılara ve Trakyalılara üstünlük sağlama konusunda yetersiz kalacaktı.
Filipin radikal değişikliklere ihtiyacı vardı.
O dönemde Yunanistan'da yaygın olarak kullanılan savaş taktiği Falangstı.
Falangstakliğinde askerler kalkanlarıyla vücutlarının üst bölümünü koruyan bir duvar oluştururken mızraklarıyla karşı tarafa saldırı yaparlardı.
Bu açıdan mızrak dönemin en önemli silahıydı.
Bu mızrakların uzunluğu, istisnaları dışarıda bırakacak olursak genellikle 3,5 metre civarındaydı.
Fakat Philip mevcut kalkanları küçültüp mızrakların boyunu uzatarak rakiplerine karşı avantaj sağlayacağını fark etmişti.
Bu da yeni bir mızrak tipinin doğmasına sebep oldu.
Sarissa
Sarissalar klasik Yunan mızraklarından farklı olarak 4 ya da 6 metre uzunluğa sahip olurlardı.
Mızrağın sapı Makedonya ve civarında yoğun olarak bulunan karina ağaçlarından yapılıyordu.
Uç ve arka kısımda iki farklı demir bölüm bulunurdu.
Uçtaki sivri bölüm düşmana saldırmak için, arkadaki demir bölümse uzun mızrağın dengesini sağlamak içindi.
Sarisalar kullanılmaya başladığı andan itibaren Makedon askerlerine muazzam bir avantaj sağladı.
Zira iki falans çarpıştığında düşman askerlerinin mızrakları henüz kendilerine ulaşmadan Makedonlar çoktan karşı tarafın askerlerinde ölümcül bir yara açmış oluyorlardı.
Fakat Sarisalar hiç çarpışmadan sonra çok da kullanışlı değildi.
Bu yüzden Makedon askerleri yanlarında daha küçük başka bir mızrak ve kılıçla taşıyorlardı.
Bu tip yeni reformlar sayesinde Filip, Makedonya'yı bölgenin en güçlü krallıklarından biri haline getirdi
ve bununla da kalmayıp hüküm sürdüğü dönemde Yunanistan'ın büyük bir bölümünü işgal etti.
Öldüğünde oğluna her zamankinden daha güçlü ve düzenli bir krallık bırakmıştı.
M.Ö. 336'da İskender tahta geçtiğinde onun bu mirasını daha da öteye taşıyacaktı.
Bir insanın başarıları onun aldığı eğitimin kalitesiyle yakından ilişkilidir.
Tarihte birçok hanedan mensubu ve aristokrat kendi dönemlerinin en iyi eğitmenlerinden dersler almışlardı.
Bu durum İskender için de geçerliydi.
İskender'in hocası Aristoteles o dönemde dünya üzerinde eğitim alınabilecek en iyi hocalardan biriydi.
Genç İskender, Aristoteles'in felsefe ve mantığın yanı sıra matematik, fizik ve coğrafya dersleri de almıştı.
İleride düzenleyeceği seferler esnasında özellikle coğrafya bilgisi fazlasıyla işine yarayacaktı.
Yine de Michael Terny gibi bazı tarihçiler İskender'in siyasi ve askeri açıdan Aristoteles'ten pek fazla etkilendiğine ihtimal vermiyorlar.
İskender, M.Ö. 336 yılında tahta çıktığında babasından güçlü bir krallık devralmıştı.
Filip başarılı bir taktis yendi ve Yunanistan'daki düşmanlarına karşı başarılı seferler düzenlemişti.
Fakat bu seferlerin büyük bir bölümü açık alanda yapılan muharebelerden oluşuyordu.
Bu dönemde Makedonlar kuşatma konusunda oldukça amatörlerdi.
Fakat genişleyen sınırlar yeni taktikleri de beraberinde getirmeye başladı.
Filip'in son yıllarında birkaç başarılı kuşatma gerçekleştirdiğini biliyoruz.
Ancak Makedonlar kuşatma savaşı konusundaki asıl becerilerini İskender döneminde geliştireceklerdi.
İskender asla başına buyruk hareket eden bir adam olmamıştı.
Savaşta ya da barışta düzeni sağlayacak olan şeyin liyakat olduğunun farkındaydı.
Yapılacak işi ustasına bırakması gerektiğini biliyordu.
Örneğin kuşatma araçları üretmek mühendislerin işiydi.
O halde İskender'in en iyi kuşatma silahlarını üretmek için dönemin en iyi mühendislerine ihtiyacı vardı.
2. Filip onun için kuşatma silahları yapan Teselyalı Polidos adlı bir mühendisle çalışmıştı.
Polidos içinde mancınıklar, bir merdiven ve yürütme aksamının da bulunduğu
Helepolis adı verilen bir kuşatma hulesi icat etmişti.
İskender'in dönemine gelindiğinde Polidos'un yerini onun öğrencisi ve baş mühendisi Pellalı Diyades aldı.
Diades kuşatma aletlerinin yapımı kadar kuşatma stratejileri hakkında da bilgi sahibiydi.
İskender'in en zorlu kuşatmalarından biri olan tir kuşatmasında Diades aktif rol oynamış ve tir şehrine alan adam olarak anılmaya başlanmıştı.
İskender döneminde küçük şehirler genellikle merdivenler kullanılarak alınabiliyordu.
Ancak İskender yerel bir kraldan çok daha fazlasıydı.
Dünyaya hakim olmak istiyordu ve bunu yapabilmek için doğudaki Perslerin büyük şehirlerini alması gerekiyordu.
Öyleyse dönemin en iyi teknolojisini kullanmak zorundaydı.
Bu sorunu onun için çözecek olan kişi yine Diades'ti.
Diades bir düzenek yardımıyla içeriden hareket ettirilebilen kuşatma kuleleri,
üst korumalığa sahip koçbaşları ve şehir surlarını yıkmak için kullanılan büyük vinçler inşa etmişti.
Bu tür silahlar kuşatmanın gidişatını etkilemesinin yanı sıra İskender'e rakipleri üzerinde muazzam bir psikolojik üstünlük sağlamıştı.
Hem 2. Filip hem de İskender askeri açıdan dönemin en iyi teknolojilerini kullanmış ve ordularını buna göre düzenlemişlerdi.
Fakat genç İskender'in büyük İskender'e dönüşmesi için yapılması gereken başka şeyler de vardı.
İskender henüz krallığının ilk yılında bir başkaldırıyla karşı karşıya kaldı.
Bu onun ilk sınavı olacaktı.
Filipin ölümünden sonra Makedon kontrolü altındaki bazı kasaba ve bölgeler özgürlüklerini elde etmek için ayaklanma çıkardılar.
İskender Trakya ve İllirya'nın kuzeyinde bu isyancıları yeniden hizaya getirmeye çalıştı.
Bu esnada Tebaini Yunan liderleri İskender'in savaşta öldürüldüğüne dair bir söylenti duydular.
ve bölgedeki Makedon garnizonlarına saldırmaya başladılar.
İskender bu yeni gelişmeyi öğrendiğinde derhal harekete geçti.
12 gün içerisinde ordusuyla 482 km kat ederek Teba'i'ye geldi ve isyanı bastırdı.
Burada yapacakları herkese örnek teşkil edecekti.
Yunan tarihçi Diodorus'a göre İskender Teba'i'de 6000'den fazla insanı öldürmüştü.
Bunların içerisinde askerlerle birlikte sıradan vatandaşlar da vardı.
Bunun yanı sıra 30 bin kişi esir alınmış ve şehir yerle bir edilmişti.
İskender'in vermek istediği mesaj açıktı.
Makedonya'ya başkaldıranlar yalnızca yenilgiye uğratılmayacak, aynı zamanda tamamen yok edileceklerdi.
Bu kararlılığı sayesinde İskender Yunanların tartışmasız yeni hükümdarı olarak kabul edildi.
Tüm bunların yanı sıra İskender'in başarısı savaşın kilit anlarında süvarilerini ve birliklerini tam olarak nasıl kullanacağını bilmesiyle ilgiliydi.
Özellikle Perslere karşı yaptığı savaşlarda birkaç kez yenilmeye yaklaşmıştı.
Ancak böyle durumlarda düşmanlarını farklı bir tuzağa çekerek durumu kendi lehine çevirebiliyordu.
Örneğin Gaugamela Savaşı'nda İskender'in ordusu yaklaşık 50 bin askerden oluşurken Pers ordusunun mevcudu 250 bin civarıydı.
Bu dezavantajına rağmen İskender, Asya'yı da askeriyle merkeze yaptığı bir saldırıda Pers İmparatoru 3. Darius'u kaçmaya zorlamış ve ordusu da İmparatoru takip edince Persler bozguna uğramışlardı.
İskender'in hükümdarlığı çok uzun süreli olmadı.
M.Ö. 323 yılında öldüğünde yalnızca 32 yaşındaydı.
Fakat o döneme kadar kurulmuş en büyük imparatorluklardan birinin hükümdarı olarak ölmüştü.
İskender'den sonra bu imparatorluk parçalara ayrıldı ve bir daha birleşmedi.
İskender'in başarısı kendisinden önce ve kendi döneminde yaşanan birçok gelişmeyle yakından ilgiliydi.
O 2. Filipin mirasını devralmış ve bu mirası daha da geliştirmişti.
Bu yüzden İskender bugün bile tarihin en büyük komutanlarından biri olarak anılıyor
ve muhtemelen binlerce yıl sonra dahi bu şekilde onurlandırılmaya devam edecek.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
