
Tarih kitapları bize kralların, savaşların ve imparatorlukların hikâyelerini anlatır. Peki 1200 yıl önce sıradan bir insanın günü nasıl geçiyordu?
9.yüzyılın başlarında Paris’in batısında yaşayan Bodo’nun neye benzediğini, neyi sevdiğini ya da hayatı boyunca neler düşündüğünü bilmiyoruz. Ondan geriye kalanlar; sahip olduğu topraklar, hayvanlar ve manastıra karşı yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüklerden ibaret.
Bu bölümde dönemin kayıtlarından hareketle Bodo’nun evine konuk oluyor; gün doğmadan başlayan sabahından manastırın tarlasında yaptığı angaryaya, ailesinin gündelik emeğinden akşam karanlığında sona eren bir Orta Çağ gününe uzanıyoruz.
Çünkü tarihin büyük imparatorlukları, çoğu zaman adı hiçbir kitaba yazılmayan insanların emeği üzerinde yükseliyordu.
Transkript
Bir insanın yaşadığını kanıtlamak için ne gerekir?
Bir mezar taşı mı?
Bir mektup?
Bir portre?
Ya da bir kitapta adına ayrılmış tek bir cümle?
9. yüzyılda Paris'in batısında bir kırsalda yaşadığını bildiğimiz Bodo adlı adam bunların hiçbirine sahip değil.
Onun yüzünü bilmiyoruz.
Tam olarak ne zaman doğduğunu, kaç yaşında öldüğünü, kimleri sevdiğini, kimlerle kavga ettiğini ya da nasıl bir yatakta uyuduğunu bilmiyoruz.
Onun hakkında bildiklerimiz aslında daha çok bir muhasebecinin ilgisini çekecek türden şeyler.
Bir miktar ekilebilir toprak, küçük bir bağ, geniş sayılabilecek bir çayır,
her hafta iki angarya günü ve bir erişi hizmeti, birkaç tavuk, birkaç domuz, bir öküz ve bir değirmenin yarısı.
İşte Bodo tarihe böyle geçti. Bir kral gibi değil, bir savaşçı gibi hiç değil.
Sahip olduğu ve borçlu olduğu şeylerin toplamı olarak.
9. yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Paris'in batısında, Saint Germain'de Pre-Manastır'ına ait Villarissatlı arazide.
Başrahip İrminon, manastırın sahip olduğu arazi üzerine bir kayıt defteri hazırlatıyor.
Amacı Bodo'yu gelecek nesillere tanıtmak değil, manastırın hangi topraktan ne elde edeceğini öngörmek.
Kim ne kadar araziye sahip mesela, kim manastıra kaç yumurta verecek, kim ne kadar şarap ödeyecek, hangi hafta kimin öküzü manastırın tarlasına girecek.
Bu kayıt Bodo'nun hayatını anlatmıyor ama onu belli sınırlar içine hapsediyor.
Şimdi biz bu sınırları gözeterek Bodo'nun bir gün boyunca neler yaşadığını göreceğiz.
Güzel bir ilkbahar sabahındayız.
Sharma'nın saltanatının son yılları.
Kesin bir tarih veremeyiz ama yaklaşık 810'ların başı diyelim.
Henüz gün doğmadı ve Bodo hala uyuyor.
Yanında eşi Armand Rude var.
Ayrıca aynı yapı içinde uyuyan 3 de çocukları var.
Bodo'nun hayatını yaklaşık 100 yıl önce bizlere anlatan tarihçi Alien Power onlara Vido, Gerbert ve Hildegard adlarını verir.
Arazi defterinde bu adları göremeyiz çünkü kayıtlar yalnızca 3 çocuktan bahseder.
Fakat ben de tıpkı Power gibi onları bu isimlerle belirtmenin daha iyi olacağını düşünüyorum.
Çünkü onları rakamlardan ziyade bir isimle anmanın zihnimizde onlara bir beden bahşedeceğini ve onları daha iyi algılamamızı sağlayacağını düşünüyorum.
Elimizdeki belge evde ilk kimin uyandığını kaydetmiyor.
Fakat bir çiftçihanesinde sabah ateşin, suyun, yiyeceğin ve çocukların kendiliğinden hazırlanmadığını biliyoruz.
Bu yüzden Bodo'nun eşi Erman Trude'nin gözlerini aradığını ve karanlıkta doğrulduğunu hayal edelim.
Yaptığı ilk iş muhtemelen ocağın üstünde gece boyunca külle korunmuş közü canlandırmak olacak.
Eğer köz yoksa ateşi yeniden yakmak gerekecek.
Onun oldukça karanlık bir ortamda çalıştığını da biliyoruz.
Çünkü bu dönemde ışık oldukça maliyetli ve lüks.
Don yağı kandili ya da elde yapılmış bir mum kullanılabilir belki.
Fakat her dakika yanması bir kaynağın eksilmesi demek.
Bir süre sonra Bodo uyanıyor.
Ocakta çatırdayan ateşin sesini duyuyor.
Bugün aslında onun çok da keyif alacağı bir gün olmayacak.
Çünkü günü kendi tarlasında geçirmeyecek.
Elindeki manse ailesini besleyen bir üretim birimi.
Ama Bodo'nun onu elinde tutmasının bir bedeli var.
Kayıtlar onun her hafta iki korve ve bir mano-opera borcu olduğunu söyler.
Korve, efendinin toprağında yerine getirilen tarımsal iş gücü,
mano-opera ise çitonarmaktan onun taşımaya, bina tamirinden her türlü el işine kadar uzanan bir tür hizmettir.
Bugün ise saban günü.
Yani Bodo, korve borcunu ödeyecek.
Daha da açık bir ifadeyle kendi toprağında değil, manastırın toprağında çalışacak.
İşte bu yüzden biraz keyifsiz.
Bodo kalktıktan sonra hazırlanması uzun sürmüyordu.
Keten bir pantolon, günlü tunik, soğuğa karşı bir pelerin ve basit ayakkabı ya da deri bağlar dönemin tipik çiftçi kıyafetleriydi.
Fakat onu öyle temiz, şık bir kostüm içinde düşünmeyin.
Ortaçağ dünyasında kumaş pahalıydı.
Bu yüzden Bodo muhtemelen yıllardır aynı kıyafetleri giyiyor olmalıydı.
Onarılmış, yamalanmış ve üzerine is, çamur ve hayvan kokusu sinmiş kıyafetlerdi bunlar.
Sofraya oturduklarında Erman Trude önceki günlerden kalan bir ekmeği uzatıyor Bodo'ya.
Muhtemelen koyu bir tahıl ekmeği. Yanında biraz peynir ve bira var.
Bodo bol bol tahıl tüketmek zorunda.
Çünkü o günün dünyasında amaç keyifli bir kahvaltı etmekten ziyade bedeni öğleye kadar çalışabilir durumda tutmak.
Onlar yemek yediği esnada çocuklardan vidoda kalkıyor.
Bugün o da babasıyla gidecek. Görevi saban yapılırken öküzü mahmuzlamak, düz bir çizgide tutmak ve sesle yönlendirmek.
Çocuklukla çalışma hayatı arasında bugün alışkın olduğumuz engeller bu dünyada yok.
Bir çocuk aile ekonomisinin dışında değerlendirilemez.
Gücü yettiği anda işe dahil olur.
Bunlar yaşanırken dışarıda henüz gün doğmadı.
Ama karanlık yavaş yavaş dağılmaya başlamış durumda.
İşte tam da bu anlarda Bodo ahıra gidiyor ve öküzü çıkarıyor.
Artık herkes için gün başlamış sayılır.
Bodo'nun yaşadığı Villaris tek bir çiftlik evi değildi.
Manastır arazisinin çevresine yayılmış haneler, tarlalar, çayırlar, bağ parçaları, yollar, çitler, ambarlar ve çalışma alanlarından oluşan bir düzen düşünün.
Merkezde efendinin doğrudan işlettiği rezerv toprak, çevresinde ise Bodo gibi kiracıların kullandığı manseler yer alıyordu.
Bugün bu sisteme biz malikane sistemi adını veriyoruz.
Kısaca bu temel bilgileri de verdiğimize göre şimdi Bodo'nun gününe geri dönebiliriz.
Onu oğlu ve öküzüyle birlikte komşularına yetişirken buluyoruz.
Bunlar yan manseyi işleten üç aile.
Frambert, Ermoin ve Ragenold.
Biri ormanın çevresindeki çiti onarmaya, biri odun taşımaya, diğeri ise ambar çatısındaki deliği kapatmaya gidiyor.
Bu sahne aslında bize önemli bir gerçeği gösteriyor.
Malikane yalnızca tarla değildi.
Çitin bozulması, yeni ekilmiş ürünü hayvanlara bırakmak, çatının delinmesi ise tahılı yağmura teslim etmek demekti.
Odun gelmezse fırın, mutfak, atölye ve ısınma dururdu.
Ortaçağ ekonomisinin belki de en görünmez işi bu sürekli onarımdı.
İnsanların bir şey üretmeden önce ellerindekinin dağılmasını önlemesi gerekiyordu.
Çiftlikte çalışmayı organize eden kişi Ortaçağ'da vilikus olarak adlandırılırdı.
Antik Roma'dan kalma bu eski terim aslında kahya anlamına gelir.
Hangi grubun hangi tarlaya, kimin çayıra, kimin bağa gideceğini işte bu vilikus belirliyordu.
Gelen ürünleri, tavukları, yumurtaları toplar sonunda hesabını manastıra verirdi.
Bodo'nun komşularıyla ilerlerken günün artık aydınlandığını ve yavaş yavaş kahyanın bulunduğu merkezin görünmeye başladığını hayal edebiliriz.
O anda işçiler küçük gruplara ayrılıyorlar.
Kazmalar, çapalar, kürekler ve tabii ki saban.
Bodonun sabanı. O bugün toprağa yaracak.
Bir sabanın toprağa girmesi uzaktan bakıldığında zahmetsiz görünür.
Yakından bakıldığında ise aslında büyük bir mücadeledir.
Hayvan düz gitmezse çizgi bozulur.
Sabanın ucu, köke ya da taşa takılırsa bütün ağırlık saplara biner.
Toprak fazla ıslaksa yapışır, fazla kuruysa direnç gösterir.
Bodo bir eliyle sabanın yönünü tutar, gövdesiyle baskı verir, ayağıyla denge kurardı.
Vido ise önden ya da yandan öküzü sürer, ona çeşitli komutlar verirdi.
Saban toprakta bir çizgi oluşturur, sonra öküz döndürülür, bir çizgi daha oluşturulurdu.
Burada toprağın nerede ağırlaştığını, hayvanın ne zaman yorulduğunu, sabanın hangi açıda kaçacağını bilmek gerekir.
Bu Bodo'nun bilgeliğidir aslında.
Orta çağda okuma yazma bilmemek bilgisiz olmak anlamına gelmez.
Onun bilgisi parşömene yazılan türden bir bilgi değildir.
Bodo toprağın dilini okuma yeteneğine sahiptir.
Ve o toprağa sürmeye devam ederken güneş yükselmeye başlar, soğuk çekilse bile sabanın işi hafiflemez.
Bu sırada Bodo şarkı söylüyor olabilir.
Alien Power köylülerin öküzlerine seslenirken uzun ezgiler kullandığını belirtir.
Şarkı eğlence değildir.
Sadece ritmi korur, çocuğun dikkatini toplar, tekrarlanan işin zaman almasını engeller.
Fakat Bodu'nun ne söylediğini bilmiyoruz.
Bu yüzden onun şarkısına bir söz yazmayacağız.
Şimdilik onu bu ezgisiyle baş başa bırakıp karısı Erman Trude'ye dönme vakti.
Çünkü tam da bu esnada kadının manastıra ödemesi gereken bir borç var.
İrbinon'un defteri Bodon'un hanesinin yılda 3 tavuk ve 15 yumurta vermesi gerektiğini kaydeder.
Fakat bunu tek seferde ödemek gerekmiyor.
Erman Trude 5 yumurtayı kırılmayacak şekilde bir sepete yerleştirir.
Bir tavuğu bacaklarını bağlayarak yanına alır ve bunları kahyaya götürür.
Kahya tavuğa bakar, ağırlığını, sağlığını, kabul edilebilir olup olmadığını kontrol eder.
Bundan sonra bir yardımcı kaydı işaretler ve teslimat yıllık hesabın içinde sayılır.
Bodo'nun hanesinden çıkan bu ürün,
efendinin ambarına, mutfağına ya da daha geniş bir dağıtım ağına giriyordu.
Aynı haneden para, şarap, tahta, çit direği, emek ve gerektiğinde taşıma hizmeti de bekleniyordu.
Tek tek bakıldığında hiçbir kalem ezici değildi.
Fakat bunların hepsi üst üste konduğunda hanenin hareket alanı aslında oldukça daralıyordu.
Güneş tepeye yaklaşırken Bodo ve oğlu kısa süreliğine durdular.
Alien Power, sabancıların öğle yemeklerini bir ağacın altında yediklerini söyler.
Bodo'nun yanında bir parça ekmek, peynir, soğan ve bira gibi bir ortaçağ çiftçisinin tipik besin maddelerini getirdiğini düşünebiliriz.
Yemekten sonra baba ve oğul öküzün başına geri döndüler.
Bu da hayvanın omzunu yani koşumun vurduğu yeri kontrol etti.
Bir öküz aslında ailenin ve manse yükümlülüklerinin çalışmasını mümkün kılan büyük bir sermayeydi.
Hastalanması, sakatlanması ya da ölmesi ailenin en büyük kayıplarından biri olarak görülürdü.
Bu nedenle hayvana gösterilen özen keyfi olmaktan ziyade tam manasıyla bir gereklilikti.
Bodo çevresine baktığında kendisinin yaptıklarını yapan birçok adam gördü.
Ama hepsi aynı değildi.
Birinin toprağı daha genişti, biri kişisel olarak daha bağımlıydı, biri kira öderken daha az emek borçlanırdı, biri birkaç aileyle aynı manseyi paylaşırdı.
Bir süre sonra mola sona erdi.
Bodo ve Vido yeniden işlerinin başına dönmek zorunda kaldılar.
Tarlada bunlar yaşanırken Erman Trude ailenin kendi küçük bağına girdi.
Kayıtlar Bodon'un mansesine bağlı iki Arippennus bağı olduğunu kaydeder.
Buradaki Arippennus bir ölçü birimi.
Bu ölçülerin modern karşılığını saptamak mümkün olmuyor çünkü o dönemde yerel ölçüler sabit değildi.
Bölgeden bölgeye değişiklik gösteriyordu.
Bizim için önemli olan şey bağın kayıtlı ve değerli bir üretim alanı olmasıydı.
Bu bağlarda üretilen üzüm büyük oranda şarap yapımında kullanılıyordu.
Şarap dini ayinlerden gündelik tüketime, kiradan ticarete kadar birçok alanda kullanılabiliyordu.
Örneğin Bodon'un hanesi, domuzlarını ormanda otlatma hakkına sahip olabilmek için manastıra belli oranda bir şarap ödemek zorundaydı.
İşte Armand Rude haneye ait bu bağda öğlen saatlerinde toprağı temizliyor, sürgünleri kontrol ediyor ve destekleri düzeltiyordu.
Bir süre sonra ise eve dönerek çocukların yemekleriyle ilgileniyordu.
Alien Power günün geri kalanında onun ailesi için yünlü giysiler dokuduğunu söyler.
Yünün kırkılması, temizlenmesi, taranması, eğrilmesi, çözüğünün hazırlanması ve kumaşa dönüştürülmesi uzun bir zincirdir.
Erman Trude o gün bu işlerin yalnızca bir bölümünü yapmış olmalı.
Ama şimdi biz onu evde bırakalım ve Bodo ve Vido'ya geri dönelim.
Öğleden sonra yorgunluk belirtileri gözle görülür hale gelmeye başladı.
Bodo'nun avuçları artık sapın biçimini almış durumdaydı.
Omuzları öne düşmüş, vidonun sesi kısılmış, öküz daha sık durmaya başlamıştı.
Bir tarlanın sürülmesini anlatırken biz genellikle Bodo bütün gün sabahın sürdü diye anlatır ve geçeriz.
Bunu söylemek kolaydır. Cümlenin uzunluğu birkaç saniye.
İşin kendisi ise saatler alıyor.
Bir çizgi, dönüş, toprağa saplanan uç, çamuru temizleme, hayvanı düzeltme ve bir çizgi daha.
Tarih kitapları kralların seferlerde aldığı yolu haritalarla gösterir bize.
Fakat Bodon'un aynı gün içinde gidip geldiği mesafeden kimse bahsetmez.
Oysa tarladaki her dönüş aslında iktidarın en somut biçimlerinden biridir.
Başrahibin mülkiyeti, kahyanın emri ve Bodon'un kası aynı amaç için birleşir burada.
Bodo için Sharma'nın krallığı oldukça soyut görünür.
Ne kadar büyüktür, sınırları nerelere uzanır bunlar pek bir şey ifade etmez onun için.
Dünyası aslında birkaç kilometreyle sınırlıdır.
Fakat borçları arasında ordu için ödemesi gereken iki gümüş solidusu vardır.
Bodo sarayı hiç görmemiş olabilir ancak ona borçludur.
Güneş alçaldığında artık iş yavaş yavaş dururdu.
kahya tarlaların ne kadarının sürüldüğünü kontrol eder ve bunu deftere işlerdi.
Burada modern saati söylemek makul görünüyor.
5, 6, belki de 7.
Bu saatlerde Bodo ile Vido aynı yoldan geri dönüyorlar.
Bir süre sonra ise evleri görünmeye başlıyor.
Fakat eve dönmek işin bittiği anlamına gelmezdi.
Öküz çözülür, kontrol edilir ve beslenirdi.
Sabanın demiri ve ahşabı ise gözden geçirilirdi.
Islak giysiler ateşe yakın bir yere asılır, su taşınır, yakacak hazırlanırdı.
Akşam yemeğinin içeriği tahıl, bakliyat, bahçe ürünü, yabani otlar, soğan ya da lahana gibi besinlerden oluşurdu.
Mevsime ve hanenin elindekilere göre masaya gelen yemek değişiklik gösterirdi.
Etin her akşam sofrada bulunması elbette beklenemezdi.
Domuz yetiştirmek her gün et yemek anlamına gelmiyordu ne yazık ki.
Çünkü domuz hem azdı hem de gerektiğinde ödeme aracı olarak kullanılabilen bir varlıktı.
Sofrada ekmek bölünür, belki biraz bira ya da su içilirdi.
Akşam aile için boş zamanın başladığı geniş bir alanda değildi.
Işık azalınca yapılabilecek işler değişirdi.
Belki bir sap onarılır, çocukların giysisi kontrol edilir, ertesi günün yemek kapları hazırlanırdı.
Fakat insan yalnızca çalışmaz.
Bodo ve Erman Trude'nin şakalaştıklarını, hikaye anlattıklarını, kavga ettiklerini ya da şarkı söylediklerini düşünebiliriz.
Alien Power Bodo'nun dünyasını anlatırken kilise yasaklarından, büyü formüllerinden, halk şarkılarından ve bayramlardan yararlanır.
İnsanların hasta hayvanlar için eski sözler söylediğini, tarlanın bereketi içinse Hristiyan dualarıyla daha eski uygulamaları yan yana getirdiğini anlatır.
Hristiyanlık, Bodo'nun hayatında yalnızca manastırın mülkiyeti değildir.
Takvimi, tatili, günahı, duayı ve ölümden sonrasını Hristiyanlık biçimlendirir.
Evet, çansesi.
Bunun bir anlamı var.
Bodo'nun evinde kimse dakikaları hesaplamıyor.
Yine de herkes günün bittiğini anlıyor.
Yatma zamanı artık geldi.
Gecenin son işi sabaha hazırlıktı.
Ateş tamamen öldürülmez, güvenli biçimde küçültülür, üstü küllerle kaplanırdı.
Kapı kontrol edilir, hayvanların sesi dinlenir, kullanılacak aletler sabah karanlığında aranmasına gerek duyulmayacak kolay bir yere bırakılırdı.
Dönemin yataklarına evdeki herkes için ayrı ayrı bir mobilya gibi düşünmeyin.
Düşünmeyin.
Saman ya da kuru otla doldurulmuş şilteler, yünü örtüler, hayvan postları ve ortak uyuma düzeni ortaçağ evlerinde sık karşılaşılan bir durumdu.
Ayrıntılar hanenin zenginliğine ve yerel geleneğe göre değişirdi.
Ve biz bu podcastin en başında da söylediğimiz gibi Bodo'nun nasıl bir yatakta yattığını bilmiyoruz.
Bildiğimiz şey şu.
Karanlık çöküyor ve Bodo bir yerlere uzanıyor.
Evet bugün bir savaş yaşanmadı ya da bir kral taş giymedi.
Bugün anlattığımız hikayede Bodo toprağı sürdü, Vido öküzü yönlendirdi,
Erman Trude bir tavukla beş yumurtayı manastıra teslim etti, bağda çalıştı, çocukları besledi ve yünle uğraştı.
Tarih yazımının geleneksel alışkanlığını göz önünde bulundurursak bugün aslında oldukça önemsizdir.
Oysa krallıkların, imparatorlukların, devletlerin varlığı böyle önemsiz gibi görünen günlerin üzerinde yükselir.
Bodo ve onun gibilerin emeği devasa imparatorlukların inşa edilmesine olanak sağlar.
İrminyon'un arazi defteri Bodo'yu bize anlatmak için yazılmadı.
Fakat o belgenin arasında bir ailenin izleri kaldı.
Bodo, Erman Trude ve atları belgede bulunmayan üç çocuk.
1200 yıl sonra onların evine girebildiysek bunu işte bu belgeye borçluyuz.
Şimdi Bodo'nun evi karanlık, ateş külün altında, herkes dinleniyor ve Bodo birkaç saat sonra yeniden kalkacak.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
