
Yoldan Patikaya: Kapadokya'da Rekor Mücadelesi (Konuk: Mestan Turhan) | Part 3
6 Kasım 2026 · 57 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Mestan Turhan ile sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Mestan Turhan'ın patika koşularına geçişini, UTMB OCC'de yaşadığı zorlukları, Kapadokya'daki başarılarını ve yarışlardan çıkardığı dersleri konuşuyoruz.
2026 yılında Kapadokya yarışı hedefiyle gerçekleştirdiği Erzurum kampını, yoğun antrenman sürecinde yaşadığı sağlık sorunlarını ve Kapadokya yarışındaki mücadelesini dinliyoruz.
Ayrıca yol ve trail koşusunun birbirini nasıl desteklediğini, başarıların yanında başarısızlıklarla da başa çıkmayı, sporcu gelişimini ve Türkiye'de trail koşusunun geleceğini ele alıyoruz.
Keyifli dinlemeler! 🎙️
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Yol Koşusundan Trail Koşusuna Geçiş
(05:19) 2022 UTMB OCC Deneyimi ve Yarışta Yaşananlar
(09:57) Yarışta Rota Kaybetme
(16:23) Başarısızlıklarla Başa Çıkmak
(18:29) Kapadokya Yarışları: Rekorlar, DNF ve Zaferler
(23:29) Erzurum Kampı, Antrenman Süreci ve Sağlık Sorunları
(32:49) Kaçkar Yarışı ve Performansa Geri Dönüş
(38:58) Kenya ve Etiyopya Antrenman Kampları
(40:39) Kapadokya Yarışı Öncesi Hazırlık ve Hedefler
(44:15) Yarış Stratejisi ve İkincilik Mücadelesi
(49:40) Kapadokya Yarışının Değerlendirilmesi
(51:18) Gelecek Hedefleri, UTMB ve Genç Sporcular
Transkript
Mestanturhan ile sohbetimizin 3. bölümünde kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Evet, 2026 dedik. Mozart'tan, Treyi'den bahsettik ama en son bir 2.12 yol koşullarında kalmıştık.
Bu yoldan patikaya geçiş nasıl oldu, nasıl karar verdin?
Şimdi sektörde görünmek ve görünürlüğünü arttırmak için ben şeyin farkındaydım,
sadece yolda koşmanın yetmeyeceğine, aynı zamanda Treyi koşullarında da varlık göstermemiz gerektiğini.
Zaten o zaman 2.12 koştuğumda böyle bayağı gazetelerdi, federasyon hesaplarında ve insanların dikkatini çok daha fazla çekmişti.
O zaman amatör koşuculardan da hani bravo kardeşim çok iyi iş başardın dedikleri bir seviyeye gelmiştim.
Hani dikkatli evet burada böyle bir adam var.
Tamam 2.16 güzel, 2.19 güzel ama 2.12 farklı bir yerdeydi o zaman ve pandemiden hemen sonra koşucu sayısının da fazlalaştığı bir süreçte
Ve bunu başarmış olmam benim için böyle bir yıldız çakmıştı camiaya.
Zaten bir grubumuz vardı.
Ben bu grubu daha büyütebilir miyim ve daha fazla kişiye erişebilir miyim diye ne yapabilirim?
Ve trail koşulları da o zaman yeni yeni yükseliyordu.
Daha yenice Osman Argat düzenliyordu ve dedik ki Bursa yakında gidelim.
Daha yenice için gittik.
Sağolsun Osman o zaman bize konuklama ayarladı mı?
Dur bunu düşünmem lazım.
Hatırlamıyorum.
Ama ayarlamış olabilir.
Çünkü Osman Arkad gerçekten bize hep destekler sağ olsun.
Daha yenice de o zaman 30 kilometre mi ya da 20 küsur da olabilir tam hatırlayamıyorum.
Birinci oldum.
Ve dediler ki bu çocuk trail'da da koşabiliyor.
Çocuk diyorum çünkü o zaman hala gencim ve 6 belki 5 yıl öncesinden bahsediyorum.
En azından 30 yaşına hala geçmemişim.
Ondan sonra daha yeniceyle böyle bir başlangıç yaptık.
Sonra tabii Türkiye'deki yine yakın lokasyonlardan bir tanesi Uludağ.
Uludağ'a gidiyorum ama bu arada saatim rota yüklenmiyor.
Türkiye'de sağ olsun bizim bir Murat abimiz var.
Ondan rica etmiştim.
Bana Amerika'dan ilk garmin böyle takoz gibiydi getirmişti ama rota yüklenmiyordu.
Bu işaretleri takip ederek hani yolumu bulmaya çalışıyordum.
O yüzden şöyle bir akıllılık yapmaya çalışıyordum.
Diyordum ki işte 30 kilometre koşuyorum Uludağ'da.
Saati olanlarla 20-25 kilometre koşayım.
Sonra işaretleri takip eder kazanırım yarışı diye düşünüyorum.
Hep öyle yapıyordum ve zaten benim için kazanmak yeterliydi.
Süre veya farklı bir hedefim yoktu.
Ona rağmen gelip parkur rekorlarını kırıyordum.
Dediler ki trail'da da koşabiliyor.
Çünkü şey var hani yol koşan trail'da koşamaz.
Trail koşan yol koşamaz.
Trail yavaşlatır, ağırlaştırır.
Yok işte yol koşan hızlıdır ama trail kuvvet ister.
Biz şimdi mesela kendi metodumuzda da, kendimize de, sporcularımıza da
hem mental olarak, mentalite olarak diyoruz ki
hem trail'da hem yolda varlık göstermek gerekiyor.
zorunluluk değil tabii ki. Ama ben
sadece trail koşmak istiyorum diyen
arkadaşa da yardımcı olur. Sadece yol
koşmak istiyoruz diyen arkadaşa da. Sonuçta
sen buradan keyif almak istiyorsan ve gelişimini
sağlamak yapmak istiyorsan sezonsal
olarak bölümleri ayırıp trail sezonu
yol sezonu gerektiği zamanda
gerekli antrenmanlarla, gerekli
parkur seçimleriyle belki trail
yolu, yol trailı
çok güzel destekler ve bir
sporcuk kendine göre çok iyi bir performans
yakalayabileceği bir performans
seviyesi yakalayabilir kendine göre.
Şimdi tabii trail sektörüne girdikten sonra burası yol gibi değil.
Apayrı sistemler var, apayrı antrenman metotları var ve hani cross'tan aşinayım aslında.
İyi bir cross koşucusuyum yani.
Benim jenerasyondaki arkadaşlar beni hatırlarlar ama trail kadar böyle keskin iniş çıkışları ve zemin yok.
Ama sonuçta toprakta, çamurda, çimde böyle böyle zor parkurlarda koşarsın ve gençliğimi hatırlıyorum o zaman.
Cross koşularında gerçekten böyle Türkiye'de ilk üçteyim.
gençlerde, büyüklerde çok güzel başarılar elde ettim.
Ona güveniyorum diyorum ki burada da koşarım.
Tabi ama burada trail yol gibi değil.
Burada işte inişiyle, çıkışıyla, beslenmesiyle, sıvı alımıyla
çok ayrı bir sistemler var ve bunları hani öğrenmek için
bunu da sahada öğrenebilirsin ki sana en iyi gelen beslenme türü
ve hani bir deney iyi gelen şeyler nelerse
ona göre değerlendirme yapıp
hani bu diyet konularına çok girmiyor mu?
Ben şunu kullanıyorum, şunu kullanmıyorum demiyorum.
Çünkü her kişiden kişiye değişir.
Ama genel geçer şeyler aklımıza gelirse söyleriz.
Trailde de belirli bir seviyede başarılar elde ettiğimizde dedik ki tamam hem trailde hem yolda ilerleyebiliriz.
Mesela ilk uluda düzenlenen D yıllardı onlar.
Ve kürsü yok.
Anlatabiliyor muyum?
Daneyeceye giriyoruz, tahtaya çıkıyoruz.
Böyle tahtada duruyoruz.
Mum gibi durman lazım tahta devrilebilir çünkü.
Denge işte.
Ama mesela o günden bugüne trail koşulları da apayrı bir seviyeye geldi.
O günde bugün de mesela Kapadokya bizim için trail'ın Türkiye'de böyle ana yarışmalarından ve başını çektiği.
Tabii gerçekten hani öyle başarılı işler yapıyorlar Argeus, Salomon ekibi.
Orada da böyle bir güçlü bir ekip var ve yıllardır beraber çalışıyorlar.
Bir şeyler artık onlar için frekansı oturtmuş ve kendiliğinden ilerliyor.
Biz koşucular için ise her sene katıldığımız ve hani çok keyif aldığımız bir yarışma.
Kapadokya'yı da kazandıktan sonra 38 kilometreyi dediler ki burada böyle biri var.
Bir grubu da var. İşte MG'nin büyümesi tam olarak bundan itibaren başladı diyebiliriz.
Bu Kapadokya'nın yılı ne zamandı?
2022. Hemen bu maraton sürecinden sonraya denk geliyor.
Bir de evlendiğim sene 2022 Mart ayında evlendim.
Tabii o sene bir de Osisi koştum ilginç bir şekilde.
Hiç planlarda yokken.
Çünkü biliyorsunuz evlendikten sonra böyle bir evlilik öncesi, evlilik sonrası, stresleri, işte antrenmayı yapamama olayları.
Zaten ben 2.12'yi koştuktan sonra da bir soğumuştum hatırlarsın. Sonrasında ama WUP sponsorluğunda dediler ki gider misin? Gideriz tabii ne var? UCC 50 kilometre 56 kilometre. Koşarım tabii ne var ya? Biz maraton koşuyoruz 2.12 diye. Tamam gittim ama hayatımın şokunu yaşadım tabii.
Yani apayrı bir seviye, apayrı bir zemin, rakım.
Bu arada o zaman bir arkadaşım antrenmanlara nasıl gidiyor diye sorduğunda
balayına gitmişiz Gamze Hoca ile bir ay önce.
Deniz fotoğrafı atıyorum, bacaklarımı çekiyorum falan.
Deniz sahibi şey yaparken.
Ya diyorum ki yavaş yavaş koşarım ne var yani.
5 pace'den giderim diyorum.
Tamam mı?
Abi neyse zaman geldi gittik.
Bayırı bir dünya.
Ben hayatımda böyle bir şey görmedim ve
hani tabii bizim giden abilerimiz var.
Tolga abi, Tolga Güler belki bilirsiniz.
O yıllardır gidiyor.
Belki de Şamon'un muhtarı bile olmuş olabilir.
O kadar eski orada.
Onları görüyorum falan bir şeyler görüyorum ama tam olarak ne olduğunu anlamıyorum tamam mı?
Gidip anlamam gerekiyor anladım.
Ya biraz hızlı başladım.
Tabii ya o detayları çok hatırlamıyorum.
Belki de hatırlamak istemedim için hatırlamıyorum.
Çok zor bir yarıştı çünkü 9 saat 13 dakika mı 9 saatlerde bitirdim.
Ben hani yine o zaman 6 saatlerde bitirir gibi düşünmüştüm.
Ama hiç planladığım gibi olmadı.
Yine bu sene de gittim biliyorsunuz.
İşte kaç yıl olmuş?
4 yıl önce.
30 kilometreye geldiğimde bir baş dönmesi, bir mide bulantısı.
Boş bakıyorum ama devamlı da yetmek istiyorum 30. kilometre.
Tam böyle en dik yere çıktığımız 1, 2, 3. CP öncesi olabilir.
Doktor dedi ki devam edemezsin sen böyle nereye gidiyorsun?
Ya dedim abi bir gideyim.
Ya hayır hayır dedi.
Yatsan şuraya.
Yatırdı beni.
Orada dağlara karşı, alplere karşı.
Gerçekten doktor kontrolünde 30 dakika yatırdılar beni.
Kolamı verdiler işte suyumu.
Çünkü bütün vücudumu tüketmişim 30 dakika geldiğimde.
Oraya kadar da yanlış hatırlamıyorsam 2000 metre yükselti alıyoruz.
Ve orası 2500 rakım onu hatırlıyorum.
Hayır kardeşim dedi gidemezsin yat şuraya.
Yattım uyumuşum.
Bir baktım 10-15 dakika uyumuşum orada.
Tamam gerçekten zorlandım ve rakım da çarptı.
Ve ciddi bir antrenmansızlık var.
Tamam daha yeniceyi kazandık eyvallah.
Bu arada bu Kapadokya'dan önceye denk geliyor.
Daha yeniceyi kazandık.
Ondan sonra orada birkaç tane daha yarış var, atlamaya çalışacağım.
Onu da eyvallah ama burası dedim ya farklı bir seviye, zemin ayrı, seviye apayrı.
Kalktım ve dedim ki devam edeceğim ama 30'dan sonra belki de her kilometre kramp hissettim.
Bütün vücudumu tüketmişim.
Bu arada şunu net şekilde belirtmek istiyorum.
Vücudun ekonomik olarak ilerleyebilmesi için antrenmanlı olması şart.
Biz buna antrenmanlılık diyoruz.
Antrenmanlılık yok ise istediğin kadar iyi beslen, istediğin kadar yavaş gidiyorum de tamam mı sonuçta bir kilometre sonrasında şey göreceksin 30'a kadar kilometre yatmamışsın, plajda yatmışsın 15 kilometre 10 kilometre takılmışsın 30'dan sonra mental olarak fiziksel olarak bunu karşılayabilmek için antrenmanlı olmak lazım.
Ama vücut sen ne kadar rahat gidersen git bir süre sonra tüketiyor ve tükenmiş bir şekilde devam ettiğinde tabi bunu da ciddi hani ben bunu çok onaylamıyorum ama orada şeyi planlamıştım.
Yarışı bitireyim ben bir daha buraya geleceğim diye.
Seni yeneceğim.
Seni yeneceğim.
Sen mi büyüksün?
Aynen şamoli.
Ondan sonra o sesi tabi bunlar bana şey geliyor.
Koşabileceğim seviyeler gibi geliyor ama
antrenman olmadan asla
koşamazsın. Uygun antrenman
bak antrenman da değil. Uygun antrenman
uygun kilometre, uygun zemin
teknik zeminden bahsediyorum.
Uygun rakım bunlar
olmadığında burada varlık
göstermek çok zor. Yani bu arada
hani insanların şunu da çok iyi
anlaması lazım. Biz bir yarışmaya
finisher olmak için çıkmıyoruz.
Her şeyini vermek için çıkıyoruz.
O gün şartlar ne olursa olsun elbette
bizim de egolarımız var. Elbette bizim
de yani mevcut durumumuz kötü
bile olsa iyi koşabileceğimize
inandığımız, geçmişimize
belki biraz güveniyoruz. Belki işte
dediğim gibi tamamen bence ego. Ve hani
gidebileceğimize inanıyoruz. Bir taktik
maktik olmadan bam bam bam. Sonra
30'da 10 dakika uyursun.
Her 1-2 kilometrede abi kramp
devam et, haydi
otur, kalk. İnsanlar yanımdan geçiyor.
Bir şey lazım mı? Yok abi diyorum sen devam et
ben geleceğim. Alışık değilsin tabii böyle şeylere.
Hiç hiç. Hayatımda ilk defa bir yarışmada oturuyorum.
İlk defa bir yarışta uyuyorum ve
hani daha rahat geçeceğine
inandığım bir yarışma. Yani şöyle söyleyelim
İTRA sayfası da açtığımız zaman
şimdi en eski yarıştan bakıyoruz
işte daha yenice civarında
genel bir, genel bir, genel bir
bir, bir, bir tane üç var
bir diye gidiyor böyle. Orada yolu kaçıyor.
Üçüncüde yolu kaymışım. Yoldan
geliyorum. Şey yol koşucusu olarak
geldim burada. O zaman da
Erzan Bibic gelmişti daha yeniceye.
Çocuğun saati var ama beni
o kadar 2-12 koşmuşum bu arada
o zaman 2-12 çok iyi bir süre gerçekten.
Diyor ki abi sen birincisin hadi ben ikincim.
Böyle hesaplıyor yapıyor.
Ben sağa döndüm.
Beraber gidiyoruz.
Ya saatine bakıyor ya.
Bence buradan değil falan diyor ama böyle tek Türkçe de biliyor.
Ama geliyor benimle.
Sonra işaretler var.
Ne bildiği vardır değil mi?
İşaretler var.
Saatimde şey yok rota yok.
Oradaki gönüllü arkadaşı da genç bir çocuktu.
Benim gibi kara bir çocuk onu da hiç unutmadım.
Buradan mı dedim?
He abi buradan diyor bana mesela.
Gittim gittim gittim.
Osman'ı arkada aradım yarışın içinde.
Abi dedim ben karşıdan seni görüyorum.
Gönül diğer tarafındaydık.
Dedi ki yanlış yerdesiniz.
yerdesiniz. Hayda bir buçuk kilometre
gitmişiz. Oradan döndük geldik.
Tekrar gittik. Orada işte Emre Singer geliyor
geçiyor. Biz onu bir daha görmedik. Sonra
son on kilometreye geldiğimde CP noktasına
geldim. On kilometre var ve
Erzan da bitmiş bu arada. O önümde gitti
ama dediler ki hani ikinciyi yakalarsın
git. Ya boşver ben yani ya.
Bıraktım artık yarışı. Oturuyorum
orada piknik yapıyorum tamam mı? Kola
ver, kek ver yiyorum onları.
Dördüncü gelmiyor bu arada. Dedim ki
neyse ya kalk hadi devam et.
Kalktım devam ettim ve bitirdim öyle.
Yalnız bu yarış bak aklıma geldi benim için koşu camiası amatör koşu camiasını Onur'un çok hoşuna gitmez bu muhabbetler benim için amatör koşu camiasının yüzünü görmem gereken bir yarıştı çünkü o güne kadar bütün yarışmalarda birinci olmuştum ve insanlar tabii ki de bana gülüyorlar takdir ediyorlar tebrik ediyorlar bunlar güzel şeyler ama üçüncü olduğunda farklı şeyler duydum yani olumsuz yani geçilmiş olmamın verdiği durum bazı kesimlere haz vermiş.
Şunu anlayabiliyorum. O gün anlayamamıştım. Bilmiyordum çünkü daha gencin. Birileri seni sevmeyecek. Ne kadar iyi olursan ol, ne kadar doğru olursan ol, kimseye zararın olmasın. Hiç kimseye hem de. Ama birileri seni gerçekten sevmeyecekler.
Hele hele biraz başarılıysan, dikkat çekiyorsan insanlar başarısız olduğun o günü sabırsızlıkla bekliyorlar.
Tabii bunu ben ilk orada görmüştüm ve Koşu Camiası benim o güne kadar kafamda başka bir yerdeyken.
Çünkü ben şöyle bakıyordum.
Diyordum ki ya bu insanlar eğitimli.
Genelde öyle çünkü.
Dünyayı görmüşler, hayatı yaşamışlar.
Hani dışarıdan da çok bir şey görünüyorlar.
Yani entelektüel ve birikimleri olan hani pazlarını yaşıyorlar ama kimseyle derdi olmayan.
her geçen gün farklı şeyler gördüm.
Ve bu beni şaşırttı.
Neden? Çünkü hatırlayın hikayeyi.
Ben hayatım boyunca yalnız
sadece sporumu yapmışım. Biraz daha
sosyallik de var. Biraz değil çok.
Ve çok az insanla
iletişime geçmişim. Bir Gamze var.
Annem babam var. İşte kardeşlerim
belki zaman zaman
ondan sonra ama hayatımda
birkaç öğrencim var. Başka kimse yok.
Kimseyle de konuşmuyorum.
Böyle bir ortam içerisinde bunu
görmüş olmam. O gün benim hani
koşu camiasıyla ilgili daha dikkatli
daha kendi
safımı en azından belli eden bir tarafta
yoluma devam etmem gerektiğini anladım.
Şimdi hep söylüyorum. Bu
insanlara aykırı gelebilir.
Ben şeyi görüyorum. İnsanlar durum ne olursa
olsun birbirleriyle iyi geçirmek için
bazı değerlerinden ödün veriyorlar.
Ama işte benim karakterim de yok. Ben bunu
yapamıyorum. Bu yüzden camiada
sivrilen ve negatif olarak
değerlendirilen aykırı bir
karakter olarak görünüyor. Ama benim eti
Benim değerlerim buna karşılık geliyor.
Ve mesela ben gerçekten sadece çıkarlarımı gözeterek kimseye böyle bir yanaşma, bir şey yapmam yani.
Burada hani zaten herkes kendi işine, kendi yoluna bakıyorsa eyvallah.
Ben de öyle yapmaya çalışıyorum çünkü.
O üçüncülük aslında benim için koşu camiasına apayrı bir gözle bakmama sağlayan bir gündü.
Farklı şeyler de duydum ama tabii onları hiç dinlendirmedim.
Sonrasında dedim ki oğlum daha çok çalışman lazım.
Burada daha güçlü olman lazım.
Safını belli etmen lazım ve yoluna devam etmen lazım
Hep öyle yaptım
Yani şey biliyorum bazen hani böyle sosyal medyadan falan dokunduruyorum
Hoş da olmuyor ama şey
Onu kendimde tutmam biraz zor oluyor
Ama sonuç olarak şunun farkındayım
Abi başarı ezer, başarılı olacaksın
Doğru yoldan etik, ahlaki değerler çerçevesinde
Başarılı oluyorsan ne olursa olsun, kim olursa olsun ezer geçer
Bunu benimsemiş bir insan olarak hayatım boyunca bunu devam ettirmeye çalışıyorum. Bugün de bunu yapmaya çalışıyorum. 2026'da hani bugüne gelirsek bu benim hayatımda iyice oturmuş durumda ve başarı üzerine bir kariyer, bir plan.
Bu işte kendi kişisel performansım, sporcularımın performansı.
Bugün baktığın zaman Türkiye'nin en büyük şirketleriyle çalışan bir vizyona sahibiz Gazi Hoca ile beraber.
Burada iş bankası var, yeni yeni şirketler de var.
Şimdi açıklamayacağım.
Gerçekleştikten sonra açıklarız.
Yapı krediyle iş yapıyoruz.
Ondan sonra aksakrelik.
Yani bunlar bizim için çok büyük başarılar.
Şimdi ben bu duruşumu, işte başarılarımızı, vizyonumuzu bir toplantı odasına taşıdığımda.
Bu arada hani dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama bu işler öyle kolay başlamıyor. Bir gidiyoruz takım elbiseli adamlar dik duruşlu. Biz bir toplantı odasını alıyorlar. Bir kalem kağıtı asistanı var orada. Ne içersiniz efendim diye giriyor biri içeri. Ben hayatımda böyle şeyler yaşamadım. Ve işte bir toplantı odasında bir genel müdürle nasıl konuşulur bilmiyorum.
Dedim ki o zaman olduğun gibi olacaksın. Zaten bu adamlar binlerce insanlarla çalışıyorlar, binlerce çalışanları olan ama bir noktada sana güvenmiş ve senin güçlü referanslarınla, bu arada bunların hiçbirine biz başvurmuyoruz. Onlar bizi buluyorlar, alıyorlar, değerlendiriyorlar ve içerideki referanslarla da diyorlar ki bir tanışın bakalım. Gidiyoruz ve diyorlar bravo budur.
Biz orada olduğumuz gibi sorularını karşılamaya, cevaplamaya çalışıyoruz. Nasıl çalıştığımızı anlatıyoruz. Bir noktada kim olduğumuzu bahsediyoruz ama bu kadar anlatmıyoruz tabii derinlemesini. Ondan sonra ve hani genelde böyle güzel bir frekans yakalayıp şirketlerle de güzel işler yapıyoruz. Nereden geldik buraya? Üçüncülükten değil mi? Yani evet.
Evet şuraya yani değinmek istiyorum. Böyle hep çok başarılı yarışlar geçirdikten sonra şimdi OCC'ye gidip hani bir anda 30. kilometreden sonra işte yarım saat yatıp dinlenme falan gibi işte sonra kramplarla boğuşmak ve hedeflediğin süreden 3 saat daha geç bitirmek gibi bir şeyle karşılaştın.
Orada hani mental olarak da herhalde çok zorlandığın bir kırılma noktasına gelmiş olmalısın. Daha önce hiç görmediğin gibi bir başarısızlık oluyor çünkü bir geçmiş çalışma sonuçlara bakınca.
Bu evet, hedeflediğim ve en başarısız olduğum yarıştı açıkçası.
Yani tamam yine denemelerimiz olmuştu biliyorsunuz.
Olimpiyat hedefi, gerçekleştiremediğimiz, koşuyu bırakma aşamasına geldiğimiz üniversitede dönemler oldu.
Ama oradan da döndük.
Burası daha göz önünde.
Bütün koşu camiasını takip ettiği, bunun stresini anlayabilirsiniz.
Ve sen hazır gitmemişsin ama bu kimsenin umurunda değil.
Sonuç önemli.
Gerçekten burada her zaman sonuç önemli.
Yani ben işte antrenman yapmadım, işte kramp yedim, midem bulandı.
Bizim için bunların hiçbirinin geçerliliği yok.
Koştun mu, koşamadın mı? İki soru var.
Koştuysan ağasın, paşaysın, cansın, kralsın.
Koşamadıysan ee yani yani sen de bu kadarsın.
Yani daha fazlası bile söylenebilir insanlar tarafından.
Burada benim için ve bence herkes için önemli olan şey şu.
Kendinden eminsem tamam mı? Kendine güveniyorsan, sen kendini biliyorsan ve hani hedeflerin var ise bunlar evet biraz üzer, biraz sarsabilir, gurur kırabilir ama daha güçlü döneceğine inanıyorsan hayatta kalabiliyorsun ve devam edebiliyorsun.
Yani burada ne olursa olsun devam ediyor olmak bizim için çok önemli.
Bugün de bunu yapmaya çalışıyorum.
Performans düşüşlerinde de bunu yaptım.
Performans çıkışlarında da bunu yaptım.
Yani asla tamam ben oldum demedim.
Tamam ben bittim de demedim.
Ve yola sürekli bazen durdum, bazen yavaşladım, bazen hızlandım ama devam ettim.
Benim için çok önemli.
Bugünlere dediğim gibi gelmemizin ana ham maddelerinden bir tanesi de bu.
Bu çok kıymetli.
Evet. 2026 yarışlarına geçmeden önce daha önceki yıllarda bir Kapadokya yarışları var. Yani daha önce parkur rekorları kırmıştın. Bir tane de DNF var. Bunları açabilir miyiz?
Yani Kapadokya tabii bu trail koşullarında Türkiye'de ana vitrindir. Bu vitrinde başarılı bir şekilde yol aldığında dikkat çekebilir. Şimdi ben ilk olarak 2022 yılında 38 kilometre ile bir giriş yaptım. Birinci oldum ve rekor kırdım.
Benim için çok keyifli bir yarışmaydı.
Gerçekten Kapadokya'da ilk defa koştum ve dedim ki ne kadar güzel bir yer.
Kapadokya'da bu arada ilk defa gitmiştim ve dedim ki ne kadar güzel bir yer.
Hem koştum hem rekor kırdım.
İşte bu bizim marka değerimizi de yükselten aynı zamanda ilgi çektiğimiz bir dönemdi.
Ama şunu belirtmek istiyorum.
2020'den sonra profesyonel performans koşucusu anlamında çok az antrenman yaptım.
Yani bir performans koşucusunun ya da elit performans koşucusu diyelim seviyesinde antrenmanlar yapmadım.
Ama bu antrenmanlarla bile çıkıp işte burada birinci oldum, rekor kırdım.
Sonraki sene 2023 yılında 38 rekorunu kırınca dedim ki bir de 63'ü deneyeyim.
Bu hayatımda koşacağım en uzun mesafe olacaktı.
Ama öncesinde bu arada Belgrad Ultra'yı koştum sanırım İstanbul'da düzenlenen.
Orada 65 kilometre hazırlık olmadan yani 65 kilometreye yönelik çalışmalar olmadan koştum.
Çok sıcak bir havada koşmuştuk o sene.
Orayı kazandım ama zor bitirdim.
Son iki kilometreye böyle artık enerji depolarımın iyice boşaldığı bu yarış nasıl bitecek dediğim bir yarıştı.
Ama işte orada Kapadokya'da geliyordu.
Kapadokya'ya bir önceki sene rekor kırdığım için bu sefer dedim ki böyle olmayacak İstanbul'da gerçekten yapamıyorum.
Yine işleri Gamze Hocam'a yıktım ve RCS'e kampa gittim.
RCS'e kampa gittim.
Orada bir sanırım 42 gün, 43 gün kadar kalmıştım.
Bu bana yetti bu arada.
Sonra Kabadokya'da 63 kilometre koştum.
Çok güzel bir yarış çıkarttım.
O zamanın rekoru 5.03.49 koşup birinci oldum.
Bizim için güzel bir yarıştı ama şey de biliyorum.
Daha iyisini yapabileceğimi de hissediyorum, biliyorum.
Bu yüzden dedim ki seneye bir daha koşacağım.
Bu sefer ama tabii 5 saatin altına hedefliyorum. O zaman iyi bir atlet gelmişti kim de bu Adidas'ın sporcularından adını çıkaramadım şimdi hatırlayamadım. Siması gözüm önünde ama aklıma gelirse söyleyeceğim. Orada onunla birlikte uzun bir süre gittik. Bu arada bu sefer kampa gitmedim. 2024 yılından bahsediyorum kampa gitmedim. İstanbul'da hazırlanmaya çalıştım. İşte o zaman yine işlerin yoğunlaştığı bugünkü gibi yoğun bir süreçten geçiyordum.
Çok da böyle hani antrenman yapamadım ama hadi kayıt yaptık koşalım modundaydım.
40. kilometrede bıraktım.
Tabii 40. kilometrede hani bırakmak bizim için çok böyle şey bir karar değil.
Kolay bir karar değil.
Şey duydum çünkü birinci olamadığı zaman bırakıyor falan.
Değil gerçekten değil.
Çünkü bahsettim sanırım biz yarışa finisher olmak için çıkmıyoruz.
1-2 ya da ilk 3 için savaşırken ya da bir rekor hedefi varsa
sonuna kadar gidip, vücudu tüketip
bittiği yerde, pil bittiği yerde
bırakıyoruz. Yani daha
bir adım daha atamayacağımızı bildiğimiz için
aslında bırakıyoruz.
Şey demiyorum. Belki evet rekoru kıramayacağım.
Gitti. Birinci de olamıyorum.
Psikolojisiyle de hani
belki CP'de 5-10 dakika
geçirip çıkışlarda yürü koş yapın.
Belki vücut toplayacak ama
o psikolojiyle devam etmek
çok şey değil. Yani ikincilik
gelirken bile bırakıyorsan
gerçekten bitmiş olman lazım.
Bir de en sevdiğim, en zor yerleri
geçip Çavuşiğin'den
balkondaki patikaya koşacaktık.
Akdağ'ın oraya gidene kadar.
En sevdiğim yerde bırakmış olmam.
Bıraktığım için üzgün müyüm
ya da pişman mıyım? Asla değilim.
O gün şartlar ne gerektiriyorsa
zaten az antrenman,
yarış içerisindeki o psikoloji,
vücudunun verdiği tepki, bunları
göz önünde bulundurduğum zaman
ben şey diyebiliyorum tam zamanında
tam yapmam gerekeni yaptım ve yarışı
bıraktım. Geçen sene yine 38 kilometreye
döndüm çünkü dedim ki
63 kilometre antrenmanı yapamıyorum.
Burada işlerim yoğun. Var ya 38
kilometre hani mesafe anlamında
biraz daha kurtarabilirim
diye düşünerek o zaman
2.46-2.48 koşup
birinci oldum 2025'te. Bu sene
2026'da bir karar
vermiştik hatırlarsanız Mozart'ta.
Dedik ki performansa geri döneceğiz.
Tabi bu elit seviye
performansa geri dönmenin
hikayesi gerçekten çok zor.
İşler devam ederken, işleri bırakamam benim için MG birinci sırada. MG bizim göz bebeğimiz. Bu günlere çok emek vererek taşıdığımız, sorumlu olduğumuz çok insan var ve her biri gerçekten bize çok inanır, güvenir ve biz onların güvenini boşa çıkarmak için yine onlar ön planda, ben kendimi ikinci planda tutarak süreci devam ettirmeye çalıştım.
Ta ki Erzurum kampının gidene kadar. Çünkü ilk defa uzun zaman sonra bir kampa gittim. Takımı 24 gün kadar bıraktım. Bıraktım derken bu arada Gamze hocama göre çok daha iyi çalışmışım uzaktan. Çünkü tüm mesajlara, bütün aramalara, bütün işte istatistiksel olarak takiplere, yarış stratejisi için sporculara ulaşıma hepsine uzaktan sonuna kadar destek verdim.
Sadece saha çalışmalarında yoktum.
Çünkü orada zaten sabah antrenman, akşama kadar öğrencilerle ilgilen akşam antrenman şeklinde bir kamp geçirdim.
Bu tabii benim için çok iyi oldu.
Çünkü gün içerisinde çalışıyor olmam zamanı da verimli kullanmak ve sıkılmadan geçmemi sağladı.
Gerçekten günler nasıl geçtiğini hiç hatırlamıyorum.
Keyifli geçtiği anlamında söyledim.
Bu sene Kapadokya'da rekor kırarım diye düşündüm.
Ama bana 24 günlük bir kamp yetmedi tabii ki.
Aslında son antrenmana kadar kendime güveniyordum.
iyi de hissediyordum. Rakımın etkisiyle
beraber geçmişte yaptığımız
antrenmanların bacakta ve
tecrübemize de inanarak dedim ki bu sene
bir deneriz, bir kampa gidelim.
Yani bu kampa gitmemin
ana hedeflerinden bir tanesi.
Kapadokya 38 kilometre rekorumu geri almak
ve de uzun zamandır çok böyle
stresli ve sürekli
bütün günümü yemek yemeyi
unuttuğumu biliyorum gerçekten. Yani sabah
kahvaltı ve bütün gün yemek
yok sonraki gün. Böyle bir süreç
içerisinde işlerimi yürütmeye
çalıştım. Aynı zamanda performansımı sergilemeye
çalıştım. Erzurum kampında
çok güzel bir kamptı aslında. Çok özlemişim
kamp yapmayı. İnsanlar, sosyal medyada
da son dönemlerde paylaşımlar yaptım. Korkmuyor musun
oralarda koşmaya? Yalnızlık
zor değil mi? İşte gibi
böyle şeyler geldi ama ben zaten alışkın olduğum
ve çok önceleri yaşadığım bir
hayat olduğu için üstesinden gelmekte
hiç zorluk çekmedim. İstanbul'dayken
60 kilometreye,
50 kilometreye kadar antrenmanlar yaptım
En fazla 100 kilometrelerde ama düzenli haftalar olmadan antrenman yaptım.
Şimdi bu seviye asla yeterli değil.
Yani bu seviyeyle antrenman ile çıkıp iyi bir performans sergilemek mümkün değil.
Şimdi Erzurum'a gittiğimde ise tabii daha fazla zamanım vardı.
İlk hafta 100 kilometre, ikinci hafta 170 kilometre, üçüncü hafta 140 kilometre bilinçli olarak düşünmeye çalıştım.
Ama 170-140 kilometre yaptığım haftalarda aynı zamanda 6000 metre elevasyon aldım.
Bunlar alışkın olmadığım antrenman metodu ve kaslarda yoğun yıkım.
Nereye bağlayacağım?
Son pazar günü antrenmanı bile benim için çok ilgi geçti.
Antrenmanda seviniyorum.
O dağın başında yumruklarını sıkıyorum.
İşte bu diyorum rekor gelecek.
Çünkü 3.55 4 pace'lerde 350 metre elevasyonlu 15 kilometrelik çok rahat bir antrenman yaptım.
Antrenmandan sonra geldim.
Yine işte bir öğrenci aradı.
Onunla konuştum.
Birkaç mesaja cevap verdim.
O arada suyumu eksik ettim sanırım.
Sıcak duş alayım derken bayılacaktım.
Birden sıcak duşla beraber gözüm döndü.
Tutundum falan böyle ne oluyor dedim.
Duştan hemen çıktım.
Bir soğuk soğuk terleme ve o günden sonra rakım çarptı diyebiliriz.
Ama hemen sonrasında kan değerlerimizle birçok mesajı alabiliriz.
Yani bugün kendini hadsiz hissediyorsan, aşırı yorgun hissediyorsan, kasların onarılmıyorsa, uyuyamıyorsan, çok terliyorsan.
Yani birçok şeyi aslında kan testlerinin sonuçlarına göre değerlendirip doğruyu bulabiliyoruz.
Yani bunu dışarıdan gözlemlemek mümkün olmayabilir.
Hemen sonraki gün kan testine gittim ve kreatin kinaz 800'lerde geziyor.
Bu kas yıkımıyla beraber biriken kas yıkımlarında kan da işte onun tam tanımını hematoloji yapabilir.
O kas yıkımını gösteren bir seviye.
Yani bu 800 çok yüksek bir seviye.
Yani antrenman yapan biri için 200 artısı artık sıkıntıya girebilir.
Dedik ki tamam bunu nasıl onaracağız?
Bir de işte birkaç geçen sene yaşamış olduğum hani bak kalp krizimi geçiriyorum dedim.
Kan değerlerimdeki bir dengesizlik olmuştu.
Aynı şeyleri gördüm.
Bizim Selim Berk var hematoloji.
Acı badem maslak.
Çok sağ olsun çok tatlı bir insandır biliyorsunuz.
Ben de çok ilgilendiği süreci beraber ilerlettik.
Çünkü pazartesi yürüyemeyecek haldeydim.
Böyle algılarım çok dumanlı.
Gözüm görmüyor ve vücudumu bitik hissediyorum.
bacaklarım da aynı şekilde. Ya bu da çok
kötü bir durum. Hani sen bir rekor hedefiyle
bir hazırlık yapıyorsun, kampa gidiyorsun
tam hani kampın son haftası
maksimum verimle ayrılacağın zaman
bir anda yürüyemiyordum dediğin
bir hale gelmişsin. Ya işte orada
mesela Gamze hocamla da biz tabii antrenmanları
değerlendirirken çok üstünden
tekrar tekrar geçerek hata yapmamaya
çalıştık kendi adıma. Dedik ki son
hafta yorulmamamız lazım. Gamze hocam
bu konuda dedik ki mesna asla
ne olursa olsun son haftaya
yorgun girme. Tabii ki hayatım.
Hiç merak etme. Bu iş bende. Gerçekten
öyle. Hiçbir şey yok. 15
kilometreyi inanılmaz iyi koştum.
15 kilometreden sonra Gamze'yi aradım.
Hayatım dedim tamam bu iş bitti. Yaz bunu
dedim. Aa rekor kıracağım mı? Kıracağım dedim.
Merak etme. Ve iyiyim çünkü ben bir de
2200-2400 rakımlara kadar
koşabiliyorum. 355-4Pace
bunlar Ease Mod diyebileceğimiz
140-145 nabıza kadar bir
nabızda rahatlıkla koşabiliyorum. Bu
rakımda çok ciddi bir şeye
denk gelir. Süreye denk gelir. Sıfır rakıma
göre. Ama pazartesi öyle. Salı
öyle. Dedim ki biletimi alıyorum. Çarşamba günü
İstanbul'a gelmem lazım. Kanderlerimi
hemen özel hastanede yaptırdım.
Bu arada tabii hani bu kampa gitmem
benim için de çok büyük bir emek.
Maddi manevi aynı zamanda. Bu sefer
param var. Ama
huzurum yok. Şaka şaka.
O para bu para.
Şeyden bahsediyorum.
Dedim ki yapacaksam
en iyisini yapacağım. Biri kimimizden
var mı? Var. Alalım. Gamze Hoca
izin veriyor musun? Veriyorum. Ne istiyorsan
Gamze Hoca bu konuda her zaman
biliyorsunuz. Dedi ki tamam git en iyi
yerde kal. En iyisini yaşa
ve zaten sen ne yapmasının
gerektiğini biliyorsun. Tamam dedim.
Yurt da planları içerisindeydi ama
biz ne dedik? En iyisinde kalalım. Gittim
falan otelde kaldım ve
orada işte Beş Yıldızı Otel falan
tabii bizim için yüksek bir miktar bu
ve maddi manevi hani
bunun bir şeyi var. Aynı zamanda işte İstanbul'daki
işleri bıraktım ama sağ olsun
Bizim Gamze hocamız var burada. Gamze hoca ile beraber çalışmalarını devam ettirdiler. Yapı kredi, aksaklılık ve güzel işler yaptılar.
Geldim şimdi bu hafta sonu sabah ikisini de aldım ve birlikte Gamze hocamla çalıştık.
Tabi bu masraflar, bu emek gidiyorsun eşinden, takım arkadaşlarından, işinden uzaklaşıyorsun ve bunun ciddi bir sorumluluk altında şeyi var ama diyorum ki başarılı olursan bunların hepsinin karşılığını almış olacaksın.
Bizim için başarı neydi arkadaşlar? Rekor kırmak. Ama ile başlayan cümleler bizi biraz üzüyor. Burada da son hafta yaşadığım o işte kan değerleriyle ilgili problemler. Selin sağolsun sürekli ilgilendi. Kreatin kinazı düşürmeye çalıştık. İşte bazı metotlar var. Yarışa çıkmadan önce 5 tane kan testi verdim. Bu arada hani farklı yöntemleri de vardı Selin'in anlattığı ama onlara giremezdik çünkü o zaman yarış koşamazdım.
Elite Atlet edisyonunda benim adım okunduğumda bacaklarım terliyordu ve titriyordu.
Çünkü o şeyi hissediyordum.
Kandillerimle ilgili.
Hayır baskı.
O baskının üstesinden gelirdim.
Ama şeyin üstesinden gelemiyordum.
Kandillerimin yarattığı o dumanlı.
Çünkü kreatin kinazı düşünmek için her gün 500 mililitre damardan izotonik serum vermen lazım.
Bu da senin vücudunu ağırlaştırıyor.
Anlatabiliyor muyum?
Ödem gibi düşün.
Koşmasak mı diye bir düşünmedik değil.
Koşsak mı koşmasak mı?
Ama bu kadar emek ve burada koşulacağımızı biliyoruz.
Ne olacaksa çıkalım yine dedik.
Tabii o karar vermek kolay değil.
Az önce bahsettin bu kadar verilen emek var.
Evet.
Bir ay kampa gitmişsin bu kadar maddi manevi emek vermişsin.
Bir de ekip de orada herkes koşuyor.
Zor şey gruptaydınız siz o zaman.
Takımdan yazıyorlar işte Mesdan Hocam rekor kıracak.
Şimdi ben hiçbirine tepki vermemeye çalışıyorum.
Kalplerini de kırmak istemiyorum.
İşte Mesut Hocam rekor kıracak mı? Birinci mi olacak? Böyle şeyler var.
Tabi burada çok güçlü iki rakibim vardı. Yanlış hatırlamıyorsam çocuk Bulgar mıydı?
Bulgar Salomon atleti. Milli takım koşusu Halil Yaşın.
Halil de biz hani tabi ki kendi koştu ve bütün başarıları onun.
Ama biz de ona yol gösterici olmak için Uludağ, Kapadokya gibi yol gösterici modunda bir abi desteği vermeye çalıştım.
Kendime çok güçlü bir rakip çıkarttım.
Ama bundan pişman değilim. Çünkü rekabet içerisinde ancak gelişim olabilir. Ne dedik bugüne kadar hep birinci olmuşum değil mi? Yani 2.44'lerle antrenman yapmadan çıkıp birinci oldum. 63 için yine bir fedakarlıklarda bulunup rekora yakın işte rekor kırdım o sene ama sonrasında 4.58 ile rekorum kırıldı.
Ama güzel bir süre diyebiliriz 63 için.
Geliştirilebilir mi?
Ben şimdi kendi potansiyelimi biliyorum.
Şimdi buraya süreler söylemeye gerek yok.
Ama elit seviyede performans antrenmanı yapan bir mestanın 38 kilometreyi de 63 kilometreyi de belki de 119 kilometrede ne kadar iyi koşabileceğini biliyorum.
Çünkü Kabadokya benim parkurum.
Yani ben bu parkurda çok iyi koşarım.
Diyorum ama mesela Kaçkar'da da çok iyi koşuyorum.
Bu arada Kaçkar benim için 2 yıldır böyle özgüvenimi tazeledim.
ya tam böyle ya senden
adam olmaz. Kendime de kızıyorum. Merak etmeyin
sadece size de. Dediğim
bir dönemde çıkıp koştum.
Diyorum ya gerçekten ya. İnsanlar
buna ne kadar inanır ya da siz bilmiyorum.
Antrenman yapmıyorum. Yani antrenman
yapmadığım bir dönemde artı 5 kiloyla
çıkıp bu yarışları koşup
evet kazanmak güzel ama hep böyle
mesela asla o haz duruklarda
yaşamıyorum. Çünkü şeyi biliyorum.
Daha iyisini yapabilirsin ama yapmıyorsun.
Tamam mı? Bu benim için
böyle hiçbir, mesela şeyi de biliyorum.
İşte biz senin yerinde olsak var ya
hani birinci olsam
birkaç kişiden bunu duydum. Senin yerinde
olsam var ya. Ne yapacaksın yani?
Benim yerimde olsan ne yapacaksın? Uçacaksın mı kaçar?
Şeyi anlıyorum ne demek istediklerini ama
dediğim gibi biz çok çizgimizi bozmadan
bir de şey baskısı da var ya sen
kendini biliyorsun. Daha iyisini yapabileceğini biliyorsun.
Ama yapamıyorsun
ve birinci olmasın ama
senin için yani hani. Bu
yaşanan ve bildiğim
Birçoğunu belki bilerek, birçoğunu bilmeden kontrol dışı da olabilir. Süreçlerin devamında tabii yeni diyorum çünkü gerçekten 2026 çok tekrar ettim bunu kusura bakmayın. Net bir eşik, yeni başlangıç olarak değerlendirdiğim ve evet yani birçok konuda hayat görüşü, dünya görüşü, insanlara bakış açısı, bu spora bakış açısı ve hani benim için kazanım nedir, ben kimim, ne yapmaya çalışıyorum, bugüne kadar yaptıklarımın ne anlamı var,
anlamı var mı gerçekten? Bundan sonra
nereye kadar gidebilirim sorusu
bende çok ciddi merak uyandırmış
durumda. İşte zaten hani
32 yaşındayım ve çok çok kendine
iyi baksan dahi
her şey mükemmel olsun. En baba
40 yaşına kadar performans
sergileyebilirsin. Bir şey diye hissediyorum
bunlar gidiyor. Yani yaş
geçiyor. Bir daha istesem de
koşamayacağım. İstesem de
tırnak içerisinde. Bu
istesem de koşamayacağım konusu
Bu ilerleyen zamanlarda pişmanlık duymak istemediğim bir konu. O yüzden bugün şartlar, evet çok yoğun çalışıyorum, büyük sorumluluklarım var. Bu büyük sorumluluklar arasında kendimi ne kadar disiplin edebilirim, ne kadar ileriye gidebilirim ve ne düzeyde antrenmanlar yapabilirim bunu görmek istiyorum.
Bak başarırım diyemiyorum. Başarılı olacağım. Şunu şunu yapacağım. Potansiyelimi biliyorum. İşte bunu ortaya koyacağım diyemiyorum. Çünkü süreç içerisinde bu o kadar kolay olmuyor. Ve hani son kaç yıldır son 6 yıldır 5 yıldır bazen 1 kilometre koşmak bile benim için inanılmaz zor arkadaşlar.
Bir kilometre çıkıp koşmak, sabah kalkmak. Elbiselerimi giydim, şortumu, çorabımı kadar giydim. Şapkamı da takıyorum. Şapkasız koşmam biliyorsunuz. O terimi emiyor ve belki de biraz da tarz meselesi artık.
Uzanıp uyuduğumu biliyorum. Anlatabiliyor muyum? O kadar benim için. Koşarız işte ne olacak modundaydı.
En son 50 kilometreler 40 kilometrelere koşunca herhalde ben bu işi yapamıyorum dediğim bu sene oldu bu da bir yerden Mozart'la beraber Onur'un motivasyon konusunda beraber o günden bugüne gelen bir süreç var.
Tabii şeyi de söyleyebilirim. Ben duygularımı, hissiyatlarımı, yaşantımı uçlarda yaşarım. Bir şey yapacaksam, kara verdin mi? Verdin. Artık tamam, devam et.
Devam etmek zorundasın. Bu arada zorlanmıyorum. Ben çok güçlüyüm değil. Bazen gerçekten anam ağlıyor. Çok yorgun oluyorum, çok bitkin oluyorum.
Ama oradan hani o gün bile çıkıp koşabiliyorsam ya da işte antrenman programımda ne varsa bu kuvvet olabilir, streçing olabilir.
Bunları hani ekliyorum ki insanlar hani sadece koşu odaklı gitmediğimizi bilsinler.
Burada birçok parametre var.
İşte beslenmeme dikkat ediyor muyum?
Ondan sonra uykuma dikkat edebiliyor muyum?
Yani şey biliyorum ben hani çoğu zaman sabaha kadar uyumayıp sabah gelip antrenman yaptığımı biliyorum.
Bu antrenmandan ne bekleyebilirsin?
Ne kadar verim alabilirsin?
Hadi yaptın tamam mı?
Sonraki zamanlarda bunu çok tekrar ettiğinde kronikleşen bazı hatalar, yorgunluklar yani hem fiziksel hem mental olarak, psikolojik olarak, ruhsal olarak aynı zamanda bunun altından kalkamayacak bir sürece girebilirsin.
Ve ya ben yapıyorum ama ne oluyor? O gerçekçi değil ki. Gerçekten sen hani bir bak bakalım uyku saatlerine bir bak, beslenmene bir bak. Ondan sonra yapman gereken ek detay çalışmalara bir bak. Sadece koşuyla bunun mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz.
Koşu en basit olan. Bizim için çıkarız, koşarız. Her yerde de koşarız. Ama sen recovery esaslarına dikkat edebiliyor musun? Diğer taraftan da stretching, kuvvet, işte kor bölgesi güçlendirilmesi, psikolojik tarafı burada çok önemli. Mentalite ve hani o ruhsal sağlığı korumak, zihni korumak çok önemli.
Ya burada zaten maraton ve üstü mesafeler için mental dayanıklılık önde gelir.
Burası sağlıklı ise vücut onu takip ediyor.
Zaten şey derler hani bazen belki duymuşsundur.
Şey diyorlar yani biz sporcunun çok zeki hani şeyini beğenmeyiz ya da sevmeyiz der antrenörler.
Çünkü biraz asker gibi olsun her şeyi sorgulamasın ve sadece antrenmanını yapsın ister.
Ama değil bana göre en başarılı akıllı olan sporcu.
Çünkü beyin yoksa bir kere zeka kullanılmıyorsa var ama kullanılmıyorsa nerede ne yapacağını bilemez ve zaten sürdürülebilir bir kariyer mümkün değil.
Neyi neden yaptığını biliyorsan motivasyonun da ona göre oluyor.
Ya bir de mesela antrenör herkese aynı antrenmanı verir ama hani sana uymayabilir bazı şeyler.
Ya sen kendini tanımladığında hani bana bunu veriyorsun ama ben bununla daha iyiyim diye bir feedback verdiğinde daha iyi gelişiyorsun aslında.
Mesela herkese aynı ilaç, aynı dozla verilmemeli gibi yani.
Hani kendini bilmek, ona göre feedback vermek de çok önemli bence.
Evet bunu biz kendi kendimize ve Gamze Hoca'ya veriyoruz.
Burada tabii dedim ya antrenör de olsan ben performans sporcusuyum dediğin zaman
işte o sabah şapkanı taktın yine de uyudun kısmında
kendi kendine hesap vermek kısmı gerçekten hayatımda çok zor ve başarılı bir süreç diyebilirim kendi adıma.
Çünkü dedim ya ben 2.12'yi de koştum da kendi antrenörlüğümü yapıyordum.
Kendi başıma kalktım işte Gamze Hoca'nın destekleriyle Kenya'ya oraya buraya gittim.
Kenya'ya söyledim ama mesela Etopya'ya da 2-3 kere gittim.
Bir keresinde Etopya'da 3 ay kaldım.
3 ay.
Kenya'da 40 gün kalmıştım.
46 gün yanlış hatırlamıyorsam ama Etopya'da 3 ay kaldım.
3 ay sonucunda ne oldu peki biliyor musunuz?
Koşmadım.
Koşamadık daha doğrusu pandemi patladı.
Pandemi patladı ve biz o kadar antrenmanı yaptık.
ne olacak şimdi üzüntüsüyle
Türkiye'ye döndük. Döndüğümüzde de
zaten son uçakla Addis'e babadan
döndüm. Bizi karantinaya aldılar.
Karantinada yattık. Ondan sonra
Umut vardı bizim o zaman. Umut'un
köyüne. Dışarıya çıkma yasağı var biliyorsunuz.
Umut'un köyüne gidip köyde, dağlarda
yollarda koşuyorduk. O da ayrı
bir hikaye bu arada. Yani Etopya'da
3 ay kaldım. Ben Çinli miyim?
Çinli'ye benziyor muyum sizce?
Gülüm benziyor muyum? Benzemiyorsun
biraz gözünü kısarsın.
Yine benziyor.
Niye bunu soruyorum biliyor musunuz?
Orada koşarken bir kere Etopyalı'ya benziyorum.
Ben siyahiyim yani.
Bana Çinli diye çayna çayna tükürüyorlardı.
Tabii koşarken çocuklar, şeyler, büyükler yine yalan olmasın hani Çinli olmadığımı biliyorlardı.
Ama küçükler tükürüyordu.
Yani ergen çocuklar falan çayna çayna deyip tükürüyorlardı, taş atıyorlar falan.
Ulan şeytan mıyım ben yani hani taş atıyorsun.
Böyle süreçlerimiz de oldu bizim aynı zamanda.
Irkçılık işte.
Değil mi? Burada Çinlilere
örtülük var yani.
Buraya nereden geldik?
Şeyden toparlayalım.
Kapadokya başlangıç kısmını anlatıyorduk.
İstersen Kapadokya yarışı nasıl geçti ve nasıl
bitti? Orayı tamamlayıp oradan
Çok güzel. Şimdi ben yarıştan bir gün önce
bile böyle Allah'ım
ya Rabbim ben bu yarışı nasıl koşacağım?
Koşabilecek miyim? O benim
öğrencilerim şey diyor. Mesut Hoca neyi var?
Mesut Hoca neyi var? Mesut Hoca'nın içinde
fırtınalar kopuyor arkadaşlar. Yani neyi olacak?
Aynı zamanda tabii öğrencilerim var.
Kırk tane öğrencim gelmiş.
Güler yüz.
İşte sana ihtiyaç duyuyor.
Biri bir şey soruyor.
İlk defa gelen çok öğrencimiz var.
Sana ihtiyaçları var.
Bunu da biliyorum ve ayakta kalmaya çalışıyorum.
Hepsine işte sabahtan akşama kadar işte biliyorsunuz gelen giden en son toplantıyla
dedik ki arkadaşlar yarın görüşmek üzere.
Başarılı.
Hepsiyle çok durumumu belli etmeden ilgilenmeye çalıştık Gazi Hocamla beraber.
Sonrasında onlar da zaten hem tecrübeli sporcularımız var hem de yeni katılan arkadaşlarımızı böyle bir güzel ortam da yakaladık orada ve tecrübeli arkadaşlarımızın da destekleriyle orayı iyi idare edebildiğimizi düşünüyorum.
Sonra tabii ben hani koşabilecek miyim? Nasıl koşacağım derken bir önceki gün 9 saat uyumuşum. Garmin bana 99 mükemmel uyku skoru verdi. Biri bana şey yazdı. Ne kullanıyorsun uyumak için? Ne kullanıyorum? Yorgunluk yani. Kreatin kinaz. Böyle bir uyku geçirdim. O bana iyi geldi. Sonra yarışta da önceki gecede 7 saat uyudum. O da çok iyi geldi.
Tamam dedim artık yani bu silah patlayana kadar heyecan ve stres.
Silah patladıktan sonra artık göreceğiz ne olacağını.
Ama şey karar vermiştim ben.
Yani rekor kıramayacağımı biliyordum.
Çünkü önceki günler böyle bacaklarım ağır.
Koşmaya başladığımda hemen nabzım yükseliyor.
Nefesim daralıyor.
Yani rakımdan gelen birinin yaşayacağı şeyler bunlar değil.
2200'de çok daha 15 kilometre en son antrenmanımda.
Bir hafta önce 31 kilometre pardon bir öncesiydi o.
bir hafta önce, 15'ten önceki hafta
30 kilometreyi 3.55'ten
koştum. Ve koruyarak
keyifli bir şekilde sonraki hafta antrenmanlarımı
yapacağımı düşünerek. Sonra
işte İstanbul'a geldim. Çarşamba günü
6000-4000-2000-1000 metre.
Detayları vermeyeceğim.
Yazmasınlar. Şaka şaka. İşte 6000 metreyi
3.18'den, 4000 metreyi
3.10'dan, 2000 metreyi 3 pace'den
en son 1000 metreyi de 2.50 pace'den
yaptım. Araları da ona göre ayarladım ve
son dönemlerde, bak kaç
yılda söylüyorum. Yaptığım en iyi
antrenmandı bu. En iyi interval.
Dedim ki güzel her şey yolunda.
15 kilometreyi de yapıp yarışa bağlanacağız.
Neyse yarış başladı.
Ben rekor kıramayacağımı biliyorum.
Bir de bir kilometre uzadı bu arada.
Evet. Parkur. Ama uzamaması
olsa da kıramıyorum bu arada.
Çünkü pace'im geçen seneye
göre. Geçen sene birinci oldum.
4.28 pace ile koştum. Bu sene
4.17, 4.18 pace ile koştum.
Ama bunun rekoru
için yetmeyeceğini biliyordum. Çünkü benim hedefim
4 pace koşmaktı. Yani
2.30'un da altını koşabileceğimi düşünüyordum.
Ama her şeye rağmen geçen
seneden daha iyi bir süreyle koştun.
En iyi süreye mi koştum bu arada?
Yani 2022'de ilk girilmiştik
bu yarışa. O zaman 2.44
30'larda. Bu sene 2.44
11 koştum. Ve parkur uzamasına
rağmen. Evet. Bir de yaşımda ilerledim.
5 yıl. Ondan sonra
yarış başladı. İlk
2 arkadaşım. Hiç takılmadım. Dedim ki
gitsinler onlar. Ben arkadan
takip edeceğim. Çünkü ne yaşayacağımı gerçekten
bilmiyorum. Başladı yarış. Ben
normalde oraya çok daha
rahat çıkabileceğimi biliyorum. Biraz
dumanlıyım. Vücudum ağır. Onu hissediyorum.
Kendimi tanıyorum çünkü. Yani o
his eşiği benim için çok önemli ama hatırlıyorsunuz
az önce şeyden bahsediyordum. Ne olursa
olsun rakiplerle sonuna kadar gideceğiz.
Ve artık kim koparsa, kim
kimi koparırsa modunda bir
yaklaşımla mücadele edilir.
Ön sıraları için. Dedim ki gitmeyeceğim.
Çünkü yarışımı bitirmek istiyorum. Ama
yine de kafamda şey var.
İkinci bölümden sonra 23. kilometreden sonra hızlanıp birinci ve ikinciyi yakalayabilir miyim stratejisi var.
23'e kadar koruyarak işte geçen sene mesela daha hızlı gittim 11. kilometreye İbrahim Paşa CP'sine.
Bu sene bir dakika yavaş ama bu planlı Gamze Hocam'a dedim ki beni erken bekleme.
Yani en baba 45-30 gelirim ama 45'in altı olmaz o.
Gerçekten de 46 dakikada geldim.
46 dakikayı geçtikten sonra oraya zor çıktım.
Çünkü Gül'ün sen benle koştun hatırlıyorsun.
Evet İbrahim koştum.
Bir de mesela bacakları da olmayınca vücuta, bele biraz daha yükleniyorsun.
Belim ağrımaya başladı.
Öncesinde ağrıyordu aslında çıkışlarla beraber.
Bu Uludağ'la aynı şey değil bu arada.
Uludağ'da da bırakmıştım ve Uludağ'da da hazırdım aslında.
Uludağ'la aynı şey değil ama genel böyle bir kasılmayı hissettim.
Ve dedim ki hani belim ağrıyor Gamze Hoca.
Birinci CP'de bunu söyledim.
Evet ben de kamerayla çekmeye çalışıyordum işte.
Tam böyle birazcık da hani Mesut Hoca bravo falan filan diyorum.
videoya basmamışım.
Onu da atamadım.
Sana da çok teşekkür ederim. Yanımda
geldin. Ama mesela ben
benim hani heyecanımı öldüren şey
biraz kendimi tanıyor olmam. Ve orada
ne kadar gidebileceğimi bildiğim
için hani Gülen iyi ki
varsın ama çok da
uğraşmasan
senin için daha iyi olabilir.
O da üzücü benim için. Mesela öğrencinin
yanında koşuyor. Destekliyorum
Enstan hocamı. Orada bizim kızlar var. Selin,
Ayşe Orman, Gamze Hocam başta olmak üzere Rezar işte benim CP'de sularımı dolduruyorlar böyle bir geliyorum pit stop ondan sonra kendimi formüla 1 aracı gibi hissediyorum.
Lastikleri çıkarıyorlar takıyorum.
Ekip inanılmaz başarılı.
Ondan sonra dedim ki İbrahim Paşa'yı da o çıkışı geçeyim inişle beraber belimin ağrısını geçeceğini biliyordum.
Çünkü Uludağ gibi değildi. Uludağ'da baştan ikinci kilometreden bırakana kadar 37. kilometreye kadar sırtım bak belim demiyorum bütün sırtım kilitlendi. Burada ama inişle beraber iyi hissedeceğimi biliyordum. İnişle beraber biraz kendimi iyi hissettim. Belim geçti en azından. Bacaklarım yine ağır ama umudumu koruyorum.
23. kilometre 2. CP'ye göremeye geldim.
Dedim ki aramızda ne kadar mesafe var?
Dediler ki 5 dakika.
Bu seviyeler için 5 dakika çok büyük fark.
Yani bu farkı kapatmak için adamın ya kramp yemesi, durması, biraz oturması
ya da sonraki pace'lerin sana göre her kilometrede 30 saniye 1 dakika daha yavaş olması demek
senin de daha hızlı olman demek.
Tamam yani son 15 kilometreye giriyoruz.
Bu arada göremeden sonra 30. kilometreye kadar zor.
30'dan sonra yine keyifle gidiyorsun.
Ben ama asla umudumu kaybetmiyorum.
Bak birinciyi ikinciyi hiç görmedim.
Başlangıçtan sonra İbrahim Paşa'dan sonra bir daha görmedim.
İbrahim Paşa'da da görmedim bu arada.
Sadece İbrahim Paşa'da senden sonra tepenin başında gördüm.
Ben daha onlar ucundaydı bitiriyorlardı.
Ben başındaydım.
Göremeye geldiğimde görmemiştim ama dedim ki devam edeceksin.
Ondan sonra çalışmaya başladım.
Bütün gücümle koşuyorum ama bütün gücümle koşuyorum dediğim benim için yavaş 4.30 pace.
Benim hedefim neydi?
4 pace.
3-5-4 gitmekte.
Ağırlığımı anlayın.
Yani bacaklarım da var ama koşamıyorum.
Yine de ne olursa olsun devam.
28'e geldim.
Aha gördüm.
İkinci önümde.
O da beni arkasına baktı.
Sorulanıyordu biraz.
Arkasına baktı beni gördü.
Koşmaya başladı yine.
Dedim ki artık seni gördüm yani.
Kaçışın yok.
Geldim arkasına.
Sağ olsun centilmenlik yaptı.
Biliyorsunuz orada single trackler var.
Onur o bölümü koştu bayrak yarışında.
Single trackte adam kenara çekildi.
Ben de ona thank you dedim. Poposuna bir şapkalak kattım. Devam ettim.
Şey hani hadi hadi sen de yapabilirsin anlamında. Sonra devam ettim. Orada zaten onun bir cesareti kırıldı.
İkinciyle daha doğrusu artık üçüncüyle mesafeyi açarak devam ediyorum. Gittim.
Halil'i yakalayabilir miyim? Kafamda böyle bir şey var.
Yani şimdi Halil'in de işi belli olmuyor. Ben onu biliyorum kariyerini.
Çok iyi de koşabilir. Her an pes de edebilir. Yavaşlayabilir de.
Ama gider mi gitmez mi Halil'in işi belli olmaz.
sonra Halil'i hiç görmedim
tabii ben ne kadar hızlanırsam
ha Halil'i göreceğim ha gördüm
hadi bas önünde şuraya dön
bak yürüyecek orada böyle zihin
o oyunlarıyla kendimi cesaretlendiriyorum
motive ediyorum diyorum ki bak buraya dönersen
bak göreceksin bak tepenin başında
kesin yürüyordur falan diye
tabii ki de yürümemiş sonrasında daha da hızlanmış
o ve finish'e geldim
bu arada şöyle bir şey de yaşadım Halil'in
belki bundan haberi yok biz
63'lerle bir noktada buluşuyoruz
tamam mı geldim Bilal var
bu Today Run'un başındaki
kurucusu. Bilal dedim Halil ne kadar
oldu geçeli? Senden önce kimse geçmedi
dedi de bana. Allah. Bak şimdi.
Bilal bunu bana söyledi. Dedim ki acaba Halil
yolu mu karıştırdı? Eski rotadan mı koştu?
Bilal'e dedim ki emin misin?
Evet evet dedi. Kimse geçmedi.
Herhalde şöyle olmuş.
Parkur birleşimlerinde Halil Bilal'den
önce geçiyor. Ondan sonra ben tabii
Bilal'i son iki kilometrede falan gördüm.
Dedim ki tamam. Hani geçmediyse
Gamze Hoca'yımı mı arayayım diyorum.
Dedim ki ya dur şimdi sen devam et.
arada arkama bakıyorum. Arkadan gelir mi acaba?
Oraya da hızlanıyorum ama
3.50 falan anca gidiyorum. Bu arada orası artık
çok keyifli. Şeye karşı değilim bu arada.
Parkuru uzatmış olmaları topraktan
devam ediyor. Eskiden yoldan indirdim.
Tamam rekor kırmayı zorlaştırdılar ama
kırılmayacak anlamına gelmedi.
Mesajı alın siz.
Halil bitirmişti
tabii. Bana 8 dakika fark atmış.
5 dakika girmiştik şeye. Ondan sonra
hızlanmış. 3 dakikaya çıkarmış onu.
6 dakikaydı. 2 dakika
daha hızlanmış. 8 dakikaya
çıkarılmış. Sonrasında ben
bir tane Instagram'dan
reels de paylaştım. Geliyorum
Gamze Hocama diyorum ki Halil geçti mi?
Efendim diyor. Geçmiş tabii
adam. Hadi hadi devam et bitti. Ne diyorsun
diyor bana. Videoyu onu paylaştım
bilerek bana da anı olsun diye. Ondan sonra
geldim. Halil'i bitirmiş.
Acaba dedim adam kestirme falan yapmış olabilir.
Kardeşimiz de olsa.
Kestirme yaptıysa ne yapacağız?
Yok abi dedi ya bizim öyle
şeylerimiz olmuş. Dedim bravo. Tebrik ettim.
sarıldık. Bu arada tebrik ederiz. Gerçekten
ilk koşusu değil mi Kapadokya'da? Evet ilk koşusu.
İlk koşusunda çok güzel bir koşu yapmış.
Form'da bir milli koşucu
antrenmanlı bir milli koşucu
buraları da gerçekten harikalar yaratabilir.
Kapadokya çünkü teknik
bir parkura sahip değil. Yine evet
inişleriyle çıkışlarıyla ama
kısa iniş çıkışlarıyla
diyemeyeceğimiz yerler var. Ama
bir yol koşucusu gelip
pekala burada çok güzel bir yarış
koşabilir. Ya Mesut Hocam valla
gerçekten sen yarışları
anlatırken yani resmen yaşıyoruz
o yarışı. Tamamen böyle kendimizi
o yarışın içinde hissediyoruz. Bütün
detaylarıyla yani o parkurda biz de
sanki koşuyormuş gibi olduk. Ya ben
yani gözlerim Halil'i aradı yani.
Neredesin? Geçtim mi? Geçtim.
Geçtim az önce. Aynen. Neredesin?
Köşeye döndüm. Yok. Yok. Neredesin?
Okuyorum salona Halil yok.
Belki tuvalette
olabilir mi? Ama birine
sormam lazım. Neredesin?
Valla gerçekten çok
güzel gidiyor. Evet. Ben bir gün
şunu yapalım. Bir yarış özelinde
aslında anlatırsak çok daha
detaylı ve hani belki
içerik içinde beslenme konusu
tempo, strateji bunları da
konuşabiliriz. Ki 2026
için benim gerçekten hani
Allah nasip ederse diyelim
bayyüten bir kazanma. OCC'ye
tekrar gitmek ama ciddi anlamda
OCC'de çıkıp böyle
bir ilk 10, ilk 3 şansımı
zorlamak istiyorum. Eğer tekrar bir
kayıt alabilirsem şey yapacağım
Yine kampa gideceğim.
Bu kadar para harcamayacağım inşallah.
Bu arada artık çok normal geliyor.
Kampa gitmezse falan orada derim yani.
Bir dakika nasıl yani?
Onu bir düşünüyorum ama tabii benim için gerçekten kampa gitmek çok zor bir karar.
Anca yine üç haftalık bir süreç olabilir.
Gamze patron müsaade ederse.
Big boss.
Big boss gerçekten öyle.
Belki bir deneyebilirim ama İstanbul şartlarında hazırlanıp
En azından işte mesela Mozart'a yine kayıt yaptık.
Mozart var.
Öncesinde şimdi birkaç tane yarış var.
Mailleşmeyi düşünüyorum.
Onlara gidip ama aynı zamanda yolda da hani varlığımızı sürdürmek istiyoruz.
Ama doğrusunu söylemek gerekirse şu anda biraz trailer'a evrilmek istiyorum.
Çünkü Türkiye'de bu alanda çok büyük bir boşluk diyeceğim var.
Yani ben hani boşluktan faydalanmak değil.
Bu yolu açmak istiyorum.
Tamam mı?
Yani Türk bir koşucunun çıkıp bayıltan bir posisi ve hani farklı belki golden series.
Yani çıkıp ben şey demiyorum.
Buralarda işte vuracağım kıracağım değil.
Bir Türk atletin orada ilk onda iyi bir süreyle Türk bayrağını göstermesi.
Türkiye'deki bu arada koşu camiasının da buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
Ve hani neden buna ihtiyacı var?
Çünkü her zaman bir kahramana ihtiyaç var.
O kahraman ben miyim bilmiyorum.
Ama bizi motive eden, evet işte bizden de biri bunu başarabiliyor dediğimiz bir şeye ihtiyacımız var.
Performansa.
Kıvılcım'a.
Evet, kıvılcım'a.
Ondan sonra belki arkamdan Halil gelebilir.
Ya da daha başarılı sporcular da mutlaka olacaktır.
Şimdi bugün yine diyorum ki yani benim işte genç sporcularım var.
Onlarla ilgili ciddi hayallerim var.
İşte bugün Doruk, Kuzey, Koza.
Bunlar 15 yaşlarında oldukları için hani daha yakınlar geleceğe.
Diğer 12 yaşında işte Ada, Asya.
Bu çocuklarımız Selis.
Bunlar da benim antrenörlük anlamında haz duygumu arttıran arkadaşlar.
Diğer taraftan işte amatör koşucularımızla zaten ilgileniyoruz.
Onlarla yaş gruplarında biliyorsunuz Tekin Çiçek artık genel klasmanda da kürsüler görebiliyor.
Kendilerini geliştirebiliyorlar.
Ama benim belki geldiğim seviye, geldiğim yer haz duygumu antrenörlük bakımından da böyle harlayan, heyecanımı arttıran genç sporcular yetiştirmek.
Hem trail, bu arada apayrı bir vizyonda ilerlemek istiyoruz.
Yani pist doğrusu da budur bu arada.
Pist koşullarıyla başlar.
800 metre, 1500, 3000.
Önce temel alt mesafeler hızlandırılır, güçlendirilir.
Yedire yedire yukarıya çıkılır.
Üst mesafelerden bahsediyorum.
Ancak günümüzde artık bu yıkılmış durumda.
20 yaşında, 18 yaşında genç kızlar, genç erkekler çıkıp maraton koşabiliyorlar.
Çok iyi süreler koşabiliyorlar aynı zamanda.
15 yaşında, 13 yaşında çocuklar çıkıp 10 kilometreye 33-34 dakika koşabiliyorlar.
Şimdi bu çağımızda gelişen antrenman sistemleri, gelişen ayakkabı, beslenme, spor sistemleri diyelim genel bir tanımla ile beraber gençleri de uzun mesafelere yönlendirebiliyoruz.
Bugün Doruk antrenmanda, MC takım antrenmanı var. 10 kilometreyi kaç pace gitmiştir sizce?
Kaç?
3.58.
Maşallah.
Ben ona 4 pace koşacaksın dedim. Koşamam dedi. Koşacaksın dedim.
dedim. Ya hocam şey
bilmem ne 5 kilometre koşsam olmaz mı
dedi bana. Tabi bu bugün geldiği
bir seviyedir. Onu ben
önceki antrenmanlarını biliyorum.
Bugün Doruk 14 yaşlarında
14 yaşındaki bir
erkek koşucunun bugün
10 kilometreyi kaç koşması
gerektiğini ben biliyorum. Ve
bunu koştuğunda hem üst hem
alt mesafelerinin daha iyi olacağını düşünüyorum.
Biz yavaş yavaş zaten onları hızlandırıp
salon Türkiye şampiyonasında kendi
yaş gruplarında koşturmayı düşünüyoruz. Ama
bizim pistte de en kısa mesafemiz
3000 metre olur. 1500 metreyi
de keyfine koşarız. Çocuklar için
bunu söylüyor. Yani çok güzel çekirdekten
da böyle sporcular yetiştiğini
görmek gelecek için de
çok güzel mesajlar veriyor aslında.
Aslında baktığınız zaman mesela Berke Murathan,
Abdullah Toluk, Ömer Faruk
Uğurlu, ondan sonra birkaç sporcumuz
daha. Biz bunlarla da sıfırdan
sıfır. Yani tamam
koşuyla tanışmış ama antrenman
düzeyi düşük. Alıp
Milli takıma şu anda Türkiye'nin en iyi koşucuları arasında kendileri.
Ama mesela biz en son gençlerle olumuzu dedik ki arkadaşlar sizin daha fazla ilgiye ihtiyacınız var.
Yarışmalara gidiyorlar, kamplara gidiyorlar, milli takım kamplarına.
Ama benim burada MC ile ilgili farklı planlarım, hayallerim var.
Ve dedim ki hani biz sizi farklı antrenörlere verelim deyip verdik.
Ve bugün insanlar şunu anlamıyorlar ya bizim için evet biz hızlı sporcu yetiştirme konusunda
hem amatör hem elit seviyede koşucular yetiştirmenin noktasında
kendimizi kanıtlamış durumdayız.
Bak kendi performansını saymıyorum.
Sen bir şekilde koşmuş olabilirsin işte çıkıp.
Dirençlisindir, sallıyorum.
Çok çalışmışsındır, koşmuşsundur.
Ama başka sporcu çıkarabiliyor musun?
Birden fazla bu arada.
Çıkarıp camiaya, sektöre kazandırabiliyorsan antrenörsün.
Gerçekten.
Burada da biz bu çocuklarla yolu ayırırken de biz şey demedik.
Bu çocuklar elimizde kalsınlar da.
İşte biz bunların üstünden reklam kasalım.
İşte her yarışta 30 dakika 10 kilometre koşuyor.
Dedik ki hayır sizin farklı bir yolunuz olmalı.
Sizinle birebir ilgilenebilecek, amatör sporcularla ilgilenmeyen bir antrenörünüz olmalı ve böyle devam etmelisiniz.
Onlara da sağ olsunlar saygı gösterdiler ve saygı ve sevgi içerisinde yollarımızı ayırdık.
Mestan Turhan ile sohbetimizin 3. bölümünün sonuna geldik.
4. bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
