
UTMB Serisi - UTMB 2026 Nasıl Geçti? #2 (Konuk: Selahattin Ildırar)
18 Eylül 2026 · 58 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğumuz Selahattin Ildırar’ın UTMB 100 mil yarış hikayesine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
174 kilometrelik parkurda yaşadığı zorlukları, ikinci gecede beklenen kırılma anını ve 38 saatlik mücadelenin sonunda yaptığı unutulmaz finişi konuşuyoruz.
Keyifli dinlemeler 🎧
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Giriş: UTMB Yarış Hikayesi Devam Ediyor
(00:49) - UTMB Startı ve İnanılmaz Yarış Atmosferi
(04:14) - Drop Bag ve Yarış Stratejisi
(05:16) - 23. Kilometre: Saint-Gervais Atmosferi
(10:41) - Teknik Parkur ve Kırmızı Işık Kuralı
(13:26) - 50. Kilometrede İlk Problem: Quadriceps Ağrısı
(16:17) - 82K Courmayeur ve İlk Drop Bag
(18:45) - CP’lerde Beslenme ve Zaman Yönetimi
(20:19) - %35 Eğimli Tırmanış ve Sıcakla Mücadele
(22:10) - 114. Kilometre: İkinci Gece Başlıyor
(23:20) - İnişlerde Baton Kullanımı ve Teknik Parkur
(25:21) - Uykusuzluk, Kafein ve İkinci Gecede Yükseliş
(26:52) - İkinci Drop Bag: Destek, Ayakkabı Değişimi ve Masaj
(31:31) - Bitmeyen Tırmanışlar, Uykusuzluk ve Halüsinasyonlar
(33:05)- 155. Kilometre: “Bu İş Bitti”
(34:51) - Son CP ve Chamonix’e Doğru
(36:03) - Son Kilometreler ve 39 Saat Altı Hedefi
(37:10) - Finish Planı, Türk Bayrağı ve 10 Şınav
(39:02) - Kuvvet Antrenmanı, Beslenme ve 15.900 Kalori
(43:11) - Yarış Sonrası Toparlanma ve Yeni Hedefler
(46:03) - Backyard Ultra mı, UTMB 100 Mil mi?
(49:41 - 38:53) Finish: 10.000 Metre Tırmanış ve Pace Gerçeği
(52:29) - Destek Mesajları, Teşekkürler ve Yarışın Ardından
(54:20) - Yarış Raporundan Podcast’e
(57:17) - Kapanış
Transkript
Evet Selahattin Ildırar'ın
UTM bir yarış hikayesinin
ikinci bölümünde kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Eğer dinlemediyseniz önce
ilk bölümü dinlemenizi tavsiye ederiz.
Evet podcast'ta bir milli maç
arası verdik. Kızlarımız
Avrupa şampiyonu oldu.
Biz de destekledik onları.
Biraz sesimiz gitti ama
iyiyiz değil mi?
Milli maç arası derken televizyonlar değildi.
Savunmaya gittik. Tribün yaptık.
Yeri geldik.
Evet gerçekten bizim için de güzel bir yayın anısı olarak kaldı Alkış Şampiyonu'da.
Podcast arası milli maç.
Şimdi kaldık biz yerden devam edelim.
O zaman direkt startla başlıyoruz.
Artık başlayalım.
Artık başlayalım.
Anlatacağımız başka bir şey kaldı mı yani?
Startla başlamadan.
Döneriz tekrar kaldıysa.
Şu an başlayalım.
O heyecanı ben tabii çektiğim videolarda da yansıtmaya çalıştım.
Şu anda bile hani orayı anlatırken orayı düşünmem bile heyecanlandırıyor beni.
Tabi 2300 kişi kayıtlıydı bu parkura.
Baya bir mahşeri bir kalabalık var.
Kayıtlı yani koşucuların start alacak koşucuların haricinde onların kat be kat fazlası yan kenarlarda destekçi olarak vardı.
Bunlar tabi ki sadece hani tabi ki spor sever o yönün halkı da değil.
işte kendi yarışını koşmuş,
TDS koşmuş,
işte PTA'li bitirenler olmuştur, bitirmeye
olmuştur bizim start öncesi veya işte
diğer OCC, CCC parkurlarını
koşmuş. Gelip bizim
startımızı, bizi desteklemeye,
bize destek vermeye gelen çok koşucu
arkadaşımız da vardı. Burada en son
start zaten UTM1 parkurundaydı değil mi?
O yüzden herkesin gözü üstünde oluyor.
Tabii ki. Yani cuma akşamı başlıyoruz.
Diğer yarışlar bitmiş oluyor. Bir tek
PTA'nin belli bir katastrofisi
daha devam ediyor. Gerçi CCC
de hala parkurda olmuş oluyor.
Fakat en son hani final
olarak bizim parkur koşuluyor ve bitiyor.
Festival haftası diyelim bitiyor.
Biz de o son
ve işte yarış adını veren
parkurda startımızı aldık
diyelim artık. En kalabalık şekilde
startımızı aldık. En kalabalık şekilde. Zaten
önden elitler start alıyor
malum. Sonrasında
biz de arkadan bir koridor şeklinde
peşlerinden koşturuyoruz.
Bizim startımız yaklaşık 8 dakika
sürdü. Starttan
başlanması yani. Çünkü
2300
bir kısmı da start almamış
olabilir. 2000 üzerinde koşucu
start aldı aynı anda. Aynı parkura.
Tabi start aldıktan sonraki
o yaklaşık 2-3
kilometrelik belki 5-6 kilometrelik
tamamı. Her tarafta insan
var. Yani o anı yani
o yarışı sadece o anı yaşamak
çünkü yani şey diyebilirim. Mesela oradan gireyim
abi. 5 kilometre gideyim tamam.
Öyle bir ambiyans yani anlatamam.
Yani ben burada yani Türkiye'de öyle bir şey yok zaten ama muhtemelen başka yerlerde var mıdır?
Ne kadar vardır bilmiyorum.
Muhtemelen vardır ama benim gördüğüm hani özellikle trial yarışlarında benim gördüğüm kadarıyla yok.
Tabii devamı da var.
Yani biz şimdi ilk başladık.
Etrafta yüzlerce binlerce insan var.
Destekliyorlar.
İşte kendi arkadaşları da var.
İsimlerini yazmışlar.
Bir şey gibi bir şenlik, bir festival, bir panayır.
Böyle herkes ama içten destekliyor. Sadece kendi arkadaşını değil, kendi vatandaşını değil. Gerçekten sporcuları destekliyorlar. Mesela şöyle söyleyebilirim. Parkurun devamı patika yoldan devam ediyoruz belli bir yerde. Hele akşam saat 10 civarı falan böyle dağdayız bildiğin yani. Patikadayız. Kafaneler fenerleriyle ilerliyoruz parkurda.
Tabii kalabalığız hala yeni bir iki saatlik başlangıç olduğu için.
Yani oraya normalde bir araba gitmez.
Yani arabanızı ciddi bir mesafede bırakıp tekrar oraya yürümeniz lazım.
Orada cheer zone yapıyorlar ama nasıl cheer zone yapıyorlar?
Böyle işte sen gelirken hani üçlü çektirir hesabı hareketlendiriyor.
Ben gidiyorum yaptım bunu yani.
Ben gidiyorum üçlü çektiriyorum ya geçerken.
Öyle bir cheer zone yapıyor gençler falan.
Ya bu ortamda gel de koşma şimdi.
Gel de koşma yani.
Koşmayan da koşturur gibi.
Öyle bir havada başladık.
Yani 5-6 kilometre böyle geçti.
XCP'ye kadar zaten genelde.
Kaldı 170.
Kaldı 170.
Tabii bu arada yarışa ben biraz önce de bahsetmeye çalıştım.
Yarış öncesindeki hani stres, ne yapacağım.
İşte tabii biz bu arada malzemelerimizi de böldük.
İşte sorumlu malzeme.
Yeleğimizi neye alacağız?
İşte jellerimizi neye göre böleceğiz?
Kaçıncı kilometrede drop bag'e geleceğiz.
Birinci drop bag 82. kilometrede oraya kadar olan jellerimizi, tuzapımızı, elektrotipimizi, çantamızı aldık.
Oradan sonra yanımıza alacağımız kıyafetlerimizi, jellerimizi kormaya koyduk.
Yedek ayakkabım vardı.
133. kilometre ikinci bir drop bag'imiz var.
Bunların da ayrımını yaptık tabii.
Bunların bir planlaması da oldu başlangıçta.
O stres, hazırlık ne olacak, sakatlıkla ilgili bir şey olacak mı falan onların hepsi artık geride kaldı.
Bizim için start aldıktan sonra hem anı yaşama hem parkur yaşama ve sonucunda da bir şekilde finish'i görebilmekti.
Oradaki başlangıçtaki ve bitişe kadar gidecek süreçteki hedefimiz.
Güzel bir ortamda başladık tabii tamamen.
Özellikle 23. kilometre 2. CP'ye geldiğimizde Sanger Vieste yine aynı şekilde işte bir şehre giriyorsunuz.
Şehre girdiğiniz zaman böyle bir girişte aşağı doğru bir iniyorsunuz ve CP noktası var.
CP noktasına girip tekrar yukarı
çıkıyorsunuz. Ben yine aynı şekilde videolarda
anlatmaya çalıştım, gösterdim.
Yani bu sene 2 saat havadan
dolayı geç başlamasına rağmen gece 11'lere
falan geldi bizim oraya girişimiz.
23. kilometreye. Ama anlatamam
yani. Sağlı sollu
insanlar, hani çoluk
çocuk ve yani şehirdeki bütün
insanlar sanki oraya gelmiş. Hani şey
böyle hani o kadar böyle
kapatmışlar, kapatıyorlar veya çivizon gibi yapıyorlar
ki tek sen sıyrılıyorsun. Sanki hani böyle
Bu Tour de France'daki.
O koridorlar gibi yani.
Öyle şampiyonluk maçına ne bileyim bir koridordan çıkıyormuşsun gibi.
Acayipti yani.
Hani her böyle koşucunun, her trail'in veya her bu koşuya gönül vermiş, spora gönül vermiş insanın o havayı yaşamasını dilerim.
Büyük bir içtenlikle.
Çok farklı bir dünya.
Hani bazen niye ne yürütülen bir tamam.
Hani tabii ki çok güzel parkurlar var.
Biz işte tri'yi seviyoruz, doğa'yı seviyoruz, yeşil'i seviyoruz.
Dünyada farklı by UTMB yarışı tabii 60 üzerinde var ama onun haricinde çok daha güzel parkurlar var yani her yerde var.
Ama işte UTMB'yi o ambiyansla yapın.
Yani hani UTMB tamam bir kapitalist sistemi var işte by UTMB yarışları var onlardan işte Ironman'in ortak olması işte 2022 yılından itibaren daha çok işte ekonomik şekilde ön plana çıkması.
okey bu doğru bunlar var
ama bu ambiyansı da
sağlayan ben kolay kolay yarış
olacağını düşünmüyorum. Tabi burada
ambiyansı da yansıtıyordu.
Tabi siz de seyrettiniz sanırım. Orada siz de
biraz bahsedebilirsiniz. Nasıl canlı
yayınlardaki bahsetmeler
vesaireler gördükleriniz.
En iyilerin buluşma noktası yani.
En iyilerin hepsi aynı parkurda.
Hepsini görebiliyoruz. Daha önce
takip ettiğimiz insanları
böyle uzun da bir
süreç şimdi biz şirketteydik
bunu izlerken. Arada açıp
bakıyoruz nerede mesela sana da baktık
neredesin ne yapıyorsun?
Nasıl gitmiş diğer parkura?
Keyifliydi mi? Özellikle zaten
anlattığın gibi o ilk start
anı zaten bambaşka. Ondan sonra
yarışın ilerleyen aşamalarında da genelde
daha hani öndekileri
kamera gösteriyor. Onları o şekilde
takip etmiş olduk. İşte kadın
birincisi, erkek birincisi vs.
Şey de güzeldi mesela
CP'lerde mesela sana tıklıyorum
mesela profilde senin CP'ye geliş anını
kamera gösteriyor. Evet küçük küçük videolarla
anlık koyuyorlar yani. O çok güzel bir detaydır.
Bir yerde siz
seyircisiniz dışarıdan izleyen
seyirciyi de aktif tutuyor orada yani.
Kişiyi orada
direkt görebiliyorsunuz. Ben mesela bir
CP'de bakmıştım. Orada mesela
yürüyordun ha dedim yürüyor yakaladım
falan diye. Ama yokuşta bir CP'di yani.
Dedim yarışı bitirsin söyleyeceğim.
Ama yani
şu var. 174 kilometreyi
koşman gerekiyormuş gibi. Destekçiler için
şunu da söyleyebilirim. Mesela biz
olsak belki. İlk elitler
geliyor. Ya elitlerden biz
ilk CP'ye belki bir saat sonra giriyoruz.
İkinci CP iki saat sonra. Çünkü aramızda
yarı yarıdan fazla fark var. Finish'te olduğuna göre
her şeyde çok fark var.
Ya destekçi hani elitler geçti
şak şak yaptı falan bırakmıyor.
Bıraksa zaten beni göremez.
Yani saatlerce orada bekliyorlar.
Böyle bir şey var. Yani hani
biz bile o kadar içindeyiz. Bizim çoğumuzun
Onu yapacağını düşünmüyorum ben.
Yapacağını o kadar bekleyeceğini.
Onun için de çok önemli bu.
Buluyorum ben bu durumu.
Halkı gerçekten hani oradaki vatandaşlar ne kadar da hani bu belediye vesaire gibi şeylerle sorun yaşasalar da hani insanlarla.
Kesinlikle çok spor sever.
Her gördüğümüz yerde işte normal gündüzleri falan sürekli her işte rakım 2000'lerde 2005'lerde insanlar var.
Sürekli zaten dediğimiz gibi orası bir yürüyüş parkuru.
Orada sürekli insan var.
sürekli destekliyorlar, sürekli saygı duyuyorlar.
Böyle bir ortam.
Buradan devam edersek, ikinci CP'ye girdik çıktık.
23. kilometrelerden çıktık.
Tabii geceyi görmüş olduk biz orada.
İlk geceye girmiş olduk tabii haliyle.
Normal akıyor.
Tabii sürekli bir de şey var.
Yani parkurun işaretine gerek duymuyorsun.
Çünkü sürekli önünüzde ve arkanızda insanlar var.
İşaretler de yeterli, gayet yeterliydi.
Bu arada bizim parkur işte havadan dolayı 3 kilometre kısaldı son anda.
yağışla alakalı bir değişiklik oldu.
Ama hani işaretlerde herhangi
bir problem yoktu. Biz normal
devam ettik. Peki şeyi soracağım. Çok
kalabalık bir yarış. Bir bakıma da ama
çok da uzun bir yarış. Böyle çok uzun
süre yalnız kaldığın hiç oldu mu? Yoksa mutlaka
ne olursa olsun hep önümde arkanda
biri var mı? Çok nadir.
Birkaç kilometre diyebilirim.
Onun haricinde hep mutlaka birileri oldu.
Hiç hiç hiç yalnız
kaldığımı hatırlamıyorum yani. Çok öyle
aman aman sağda solda kimse yok gibi.
O da güzel bir olay.
Evet korkma.
İki gün koşuyorsun ama her zaman yanında birileri var yani.
O da güzel bir şey.
Parkurun kalabalığı zaten şey oluyor.
Belli bir süre sonra sıralamalar belirgenleşmeye başlıyor.
İşte belli bir grupla koşuyorsun.
Bir işte tuvaletiniz oluyor, tuvaletin yapıyorsun.
Birileri seni geçiyor.
Sonra bir bakıyorsun onları sen geçmişsin.
Hemen hemen aynı yüzleri görmeye başlıyorsun artık ilerledikçe, saatleri ilerledikçe.
Ama ikinci günde kırılmalar artık olmaya başlıyor.
İkinci günde çok farklı insanlar gördüm ben merak etme.
Orada kırılmalar başlıyor, ciddi kırılmalar başlıyor.
Üçüncü CP'ye geldiğimizde Les Cotominis CP.
Yani orada da yine bir çizom vardı, ciddi bir müzik vardı.
Böyle geçişte acayip bir şekilde motive eden bizi.
Oradan şehirden çıktıktan sonra biz artık ciddi teknik bir parkura girmiş bulunduk.
Belki de ilk ciddi deneyimizi, sınavımızı vereceğimiz yerdi.
Bir de bu sene şöyle bir uygulaması oldu organizasyonun.
37. kilometre ile 45 kilometre arasında doğal hayatı koruma adına kırmızı ışıkla,
beyaz kafalanmalarının beyaz ışığı değil de kırmızı ışıkla geçme zorunluluğu getirdi.
Hatta biz kit alırken bizden sadece koşu eyleğimizi, koşu eyleğimize de bir tane çip bağladılar.
Onun için istediler.
Bir tane pasaportumuzu artı bir de ışığımızı getirmemiz istediler.
Başka bir şey istemiyorlar şey zamanı kit alırken.
Bunu da zorunlu tuttular.
Kesinlikle ne numara verilecek ne de bu geçiş olan 37 ile 45. kilometre arasında geçiş verilmeyecek.
Geçiş verilmeyecek şeklinde zorunlu tuttular kesinlikle.
Bunun da 37. kilometrede geldiğimizde tabelalar vardı uyarıcı tabelalar kırmızı ışığa geçildiği şeklinde.
Onun haricinde de o 8 kilometrelik bölümde en az 3 yerde kontrol noktası vardı.
Hani ışığınızı kontrol ediyorlar.
Eğer hatta ikinci kontrol noktasıydı yanlış hatırlamıyorsam bir tane kadını durdurmuşlardı.
kadının kırmızı ışığı yoktu anladığım kadarıyla onunla ilgili bir not alıyorlardı.
Süre cezasını veriyordu, DNF mi edeceklerdi, hani psikolojiye mi edeceklerdi bilemiyorum.
Öyle bir uygulama vardı.
O da işte oradaki yaşayan canlıların yaşamına saygı duyulmasıyla alakalı.
Organizasyonun bu sene uyguladığı bir uygulamaydı.
45'den sonra normal tekrar beyaz ışığa geçtik.
Zaten bizim zorunlu malzememizde iki tane kafa feneri vardı.
Birinde kırmızı ışık olması yeterliydi.
Peki orada farklı bir şey denk geldin mi?
O kilometre arasında özel dikkatini çeken bir şey oldu mu?
Yok, yok gelmedim.
Zaten kırmızı ışık, beyaz ışık daha az aydınlatıyor tabii.
Ama o gecede şansımızda öyle bir ay vardı ki böyle tam dolunay.
Yani ışığı kapatsak bile giderdik gibi bir pozisyon vardı orada.
O da biraz bizim şansımızaydı diyebilirim.
Onun haricinde tabii yani ben bu bölümü yine koşmuştum 2023'te ama bu kadar teknik olduğunu hatırlamıyorum.
Yani ciddi teknik ve zorlu taşlı bir parkurdu.
Ciddi bir çıkış yaşadık.
Orada geçtikten sonra da ciddi bir inişe başladık yani.
böyle düzlemeden direkt teknik parkurdan devam ettik.
Bu 38. kilometreden sonra tırmanış başlıyor gördüğüm kadarıyla.
Evet.
Dik bir tırmanış.
Evet oradan bahsediyorum.
47. kilometreye kadar.
Hem o bölüm kırmızı ışık geçtiğimiz bölümdü hem de ciddi teknik bir parkurdu.
Oradan zaten inişle görüyorsunuz.
Orada inişle sert iniyor.
Yani direkt grafik yemeği görülürce inişle yani çıkıyorsunuz.
Hani bir nefes alayım ne yapayım düzeltim yok yani direkt iniyorsunuz.
Onun devamında ben 50. kilometrelerde korktuğum başıma geliyor mu gibi bir durum söz konusu oldu.
Sol kuadris hepsi de bir ağrı hissettim.
Hemen bir kas gevşeticisi attım.
Daha önce kullandığım işte Volteren vardı.
Onu yanımda özellikle bulundurmuştum.
Senin aklın orada zaten sürekli bir şey olacak.
Tabii ya acaba hani bir güvercin ürkekliğinde bir şey var yani.
Kafa orada acaba bir şey olacak mı?
Bir şey çıkacak mı?
Problem yaşayacak mı?
Yaşatmayacak mı?
50'de hafif bir şey gelince aman dedik başlıyor muyuz?
Acaba yine mi olacak?
Çünkü daha önceki yarışta problem yaşamıştık ve giderken de bu problemle bayağı bir uğraşmıştık.
Ondan dolayı tabii kafada orada direkt acaba bir negatif bir durum mu oluyor gibi bir şey vardı.
Ama orayı rahat geçtim yani o kas gevşesi atınca.
Ama ellilerde bir gücümün düştüğünü hissettim.
Peki o inişler de mi tekniktir?
Teknik.
Yani o rahat rahat inilmiyor.
İnemiyorsun yok salayım ineyim yok yani.
Hem dik hem teknik.
Yok yok.
Orada da sürekli frenleme yaptığın için yine yük biniyor aslında bacaklara.
Tabii. Ya şey var zaten malum bilirsiniz bu tarz trail parkurlarında inişler sakatlanmaya daha yatkındır.
İnsan hani hem daha hızlı inmeye çalışır belki de düşme vesaire olabilir ve yük dizlere işte kuatlara daha çok biner.
Ondan dolayı sakatlanmalar daha çok inişlerde meydana gelir.
Onu da şey yapıyorsunuz yani kendinizi tutmak zorundasınız.
50. kilometresiniz daha 100'ün üzerinde fazla bir hani kilometreniz var.
ileride ne olacağını bilmiyorsunuz gibi
çok işte burada belli dengeler
da önemli. Ama orada
tabii hani sakatlıkla ilgili
kas gevşekten sonra bir
toparlanma, rahatlama oldu ama güç olarak
yaklaşık 70'e kadar
ben bir düştüm. Yarış içindeki
düşüşlerimden bir bölümdü orası
açıkçası. Ama hani şey olmadı
yani yarışmayı bırakmadım. Hani
beslenme planıma, işte jelime,
tuz apıma, elektrolitime
işte beslenmeme mümkün
Kalkıca devam ettim. Gidebildiğim yerlerde
gittim ve kopmamaya çalıştım
kendi adıma yarıştan.
70. kilometrede bir tık
rahatlama oldu. Orası da
Lescombal CP'di. Yine orada
çok güzel fotoğraflarımız var.
CP çıkışında.
Oradan sonra tekrar
sert bir tırmanışa geçtik tabii.
70'den sonra tekrar ciddi bir sert ama
orası çok teknik olmayan
ama çık çık çık bitmeyen bir
parkurdu 70'den sonraki. Şöyle
tarif edebilirim onu. Hani
bir sırt var. Görüyorsunuz sırtı.
Koşucular gidiyor. Zaten sabah
olmuştu o. İlk günün sabahıydı.
Görüyorsunuz. Diyorsunuz ki o sırta
çıkarız. Oradan bir yol verirler.
Çünkü çok yüksek dağlar.
3000 metre, 3500 metre yüksek
dağlar. Onların ortasında kalan bir
sırtlardan bahsediyoruz. Öbür gördüğünüz
sırta çıkıyorsunuz. Bir sırt daha var.
Yani sırt sırta binmişler.
Öyle bir pozisyon.
Çık çık bitmiyor. Çık çık bitmiyor.
Tabii onun inişinde de
çıktıktan sonra Cormor Dropback'e indik.
15. saatte civarında ben Cormor'a geldim.
Bu benim planladığım saatlerdi.
Peki bu arada sen yani 2500'ü metrelere çıkmış oluyorsun.
İrtifa ile ilgili hiçbir problem yaşadın mı?
Yani irtifa çarpması veya onun gibi bir şey oldu mu?
İstediğim kadar bir negatif bir durum yaşamadım.
Ben irtifadan çok sıcaktan daha fazla etkileniyorum.
Tam da oraya gelecektim aslında Cormor çıkışında sıcağa denk geldik.
Sabah biz 2 saat geç başlayınca Cormiore'e saat 11 civarında geldik sanırım.
Geldim ve 15 saatte gelmiş bulundum Cormiore'e.
Yaptığım plana göre aslında güzel bir saatte geldim.
Yani şöyle söyleyebilirim yarışın ilk yarısı olarak kabul edebiliriz Cormiore.
Zaten bizim 2023'teki tek drop bag'imizdi yarısıydı.
Ve aynı zamanda CC'sinin de başladığı noktaya gelmiş olduk.
İşte yaklaşık 5600'lük bir elevasyon, 5000 civarında bir elevasyon aldık.
82 kilometre 15 saatte gelmiş bunun benim için iyi bir süreydi.
Ama hani aslında biraz önce bahsettiğim o 50 ile 70 arasındaki gücümün düşmesi biraz beni yavaşlattı.
Fakat yarışı çok uzun soluklu düşündüğüm için onu çok da önemsemedim.
Yine de planda geldim oraya.
Orada drop back'te sağolsun BİK'e geçkinli arkadaşımız beraber kaldık Sadık, Yusuf, ben dördümüz.
O bizim drop back'imize geldi.
Sağolsun bana orada çok güzel destek verdi.
Teşekkür ediyorum buradan da ayrıca ona.
Orada işte hemen ilk önce üstümüzü değiştirdim.
Alacağım jellerimi, tuzaplarımı yeniledim tamamen orada.
Sonrasında işte beslenmemi yaptım.
Direkt çıktım.
Zaten şöyle söyleyebilirim.
Ben CP ve drop backlerde beslenme, giyinme, üstümü değiştirme artı tuvaletimi gerektiği yerlerde çözdüm.
Onun haricinde hiçbir şekilde ekstra bir yerde oturmadım.
Sadece bir yerde bir masaj, şampiyon drop backinde bir masaj için 10 dakika durdum.
Onun haricinde pek ekstra oturayım da dinleneyim gibi bir düşüncede olmadım vakit kaybetmemek için.
Peki bu CP'lerde ortalama ne kadar süredir duruyorsundur?
Yani bu yemek yemedir, su doldurmak.
Evet güzel.
Şöyle söyleyeyim.
Onu mesela kormuyor drop backine girişim 15-17, çıkışım 15-47.
Bu yeme, üstümü değiştirme dahil.
30 dakika maksimum.
Bu şey bir CP yani üst değiştirme.
Tabii.
Normal CP'lerde ne kadar duruyorsun?
Şöyle onu yani 10 dakika 5 dakikaya geçmiyor. 5 dakikaya geçmiyor. Yani zaten o normal silpilerde şöyle söyleyeyim. Genelde ben beslenme şeklim şöyle oldu jeller ve elektrolit tarihinde.
İşte peynir vardı, ekmek vardı. Genelde peynir ekmek birkaç dilim birkaç kere alıyordum. Kuru yemiş vardı, kuru yemiş fazla seviyordum. Bazı noktalarda makarna, bazı noktalarda pilav, çorba, çay, kola, karpuz, kavun, elma, muz gibi genelde bu etrafında döndü benim beslenmem.
beslenmem. Onunla hiç oturmadım.
Oturarak yediğim bir şey de yok.
Alıyorum ayakta. Genelde
makarna falan olursa bir 3-5 dakika
oturduğum yerler oldu. Onun haricinde meyveler
hep elimde. Kaşarı başarı elimde.
Vakit kaybetmemek için devam ediyorum.
5 dakikaya geçen bir şey değildi
yani oradaki duraklamalar.
CP'ler de yeterli yani. Sonuçta kaç
bin kişi yarışıyor. Evet evet.
Yani valla bu hani
bizim su depolarımız var ya onlardan
kola içiyorduk falan yani. Kovalar.
Noak zaten ana sponsorlardan bir tanesi.
Onun enerji, içecekleri
vesaire işte sodalar,
sular, suları zaten görevliler de
vardı. Bence yeterince
yeterliydi yani. Dediğim gibi
şimdi çorba benim ağız tadıma
uygun değildi. Çay zaten
Avrupa'da çok çay kültürü yok. Hiçbiri
uygun değil bize. İşte kola çok asitli
bir kola yoktu. Daha iyi olsa
beni daha mutlu ederdi. Daha keyifli
olurdum veya daha motive, beslenme
şeklim olurdu ama sonuçta
hani %100 kendimi uydurma şansım yok orayı.
Benim hedefim doğrultusunda ben olabildiğince beslenip çıkmak olarak
belirlemiştim planımı. O şekilde devam ettim.
Asıl işte Kormör'den sonra öğlen saatlerinde %35 eğimle
Tidrobbek'ten çıktıktan sonra çıkışımız vardı.
Yaklaşık 5 kilometrede 1000 elevasyon alacağımız bir şeydi.
Yani batonu böyle yukarıya doğru atıyorsunuz gibi düşünün.
Senin bir Instagram hikaye attığın bir yer vardı.
O hemen buradan önce değil mi?
birazdan şuradan %35'e
çıkacağız demiştim. Aslında onun yukarıdan
videosu da var. Daha gelemedim oraya.
Yeniden başladım. Evet orada
oradan biz birazdan çıkacağız
şeklinde arkamızdaki dağdan. Evet
öyle başladık. Çıktık. Zaten
onu şöyle 2023'te de
sıcak ve aynı bölüm
beni etkilemişti. Ben sıcakta
koşamıyorum. Yani çok beni
etkiliyor. Hani soğuğu bir şekilde tör
ediyorum ama sıcağı tör edemiyorum. Ancak
yukarıya işte tam çıkış bittikten
sonra tekrar bir CP var.
Orada karpuz, su
falan derken yenilenmeyle, toparlamayla
tekrar koşu moduna geçebiliyoruz.
Orada biraz daha toparladık.
İşte öğleden sonrayı buldu tabii yukarı
çıkışımız. Orada da yine düz
bir alanda genelde ilerledik.
Yaklaşık 100. kilometrelere kadar.
Orada tekrar işte
bir çıkışımız daha oldu. Arnavuz. Orası da
bayağı bir sert bir çıkıştı. İşte
ikinci akşama gireceğimiz çıkıştı.
Oradan sonra Lafoli.
114. kilometreye girmiş olduk
inişte. Burası tabii artık
psikolojik bir sınır değil mi? Hem 100 kilometre
barajını aşıyorsun hem de ikinci
akşama giriyorsun. Artık... Hem de bir de
yokuş çıkıyorsun.
Üst üste gelmiş. Ya şöyle
aslında hem de bir de yokuş çıkıyorsun.
Aslında ilk yarışta ben böyle diyordum ama
artık öyle demiyorum.
Çünkü şöyle ilk yarışta
birini çıktık ikinciye çıktık.
Artık böyle gidecek ama bunda biliyorum
parkuru yani. Çıkacağız yani. Bu 10.000
elevasyon toplanacak. Ama hepsi
bir yandan ama sonra 10.000 elevasyon
toplayacağız. Çıkacağız yani.
Parkur bilerek gittik. Sert inişten
sonra tabii Lafolle'ye geldik.
114. kilometre. Burada da
artık akşam hava kararmaya yüz tutmuştu.
Gerçi burayı da çok iyi hatırlıyorum.
CP çok sıcaktı.
Bir an önce çıkmak istedim. Çok sıcak bize
yaramıyor. Çok sıcakta durmak kaslar adına.
Bir an önce işimi gördüm. Beslenmemi
yaptım. Sularımı doldurdum ve çıktım.
Hatta o çıkışta bir
story dağıtmıştım ben. Yağmurluğumu
giydim. Kafa fenerimi taktım. İkinci
gece benim için en zor dönem başlıyordu
aslında. Daha 2023'teki
tecrübemden de bildiğim
üzere. Çünkü ikinci gece uykusuzluk
ve gücün en düştüğü anları
yaşayacaktım. Hep bunu düşünerek yani
hep burayı düşünerek devam ettim.
İlk gece pek bir problem yaşamadın değil mi?
Orada çok üzerinde durmadın.
Yok yani akşam 8'e
yakın başlamıştık zaten. Herhangi bir
uykusuzluk
Tazesinde.
Yaşamadım. Zaten geçtiğimiz gün boyu da dinlenmiştik.
Sadece orada dediğim gibi bir quadriceps de hafif bir problem yaşadım.
Ve belli bir süre belli bir 50 ile 70 arasında bir gücümün düştüğünü hissettim.
Ama hani 70'den sonra dropback'e kadar iyi yedim.
Sonrasında dropback sonrası sert sıcakla birlikte zorlandım.
Sonrasında Lafolle'ye gayet normal koşabilir vaziyette geldim.
Burada bir de şeyi soracağım.
104. kilometreden yaklaşık 124. kilometreye kadar bir iniş var.
Yani böyle 20 kilometrelik aşağı yukarı devamlı bir iniş var.
Bu hani teknikte bir iniş.
Burada baton kullanmak faydalı oluyor mu?
Yani inişlerde de batonu aktif şekilde kullanabildim mi?
Sana faydası oldu mu?
Yoksa sadece çıkışlarda mı kullandın?
Yok inişlerde de kullandığım oldu.
Çünkü şu var dengeyi sağlamak için de ben batonu kullanıyorum.
Bir de şöyle şunu da söyleyebilirim baton için.
batonu iyi kullanıyorsanız her yerde
kullanabilirsiniz. Yani bunu şey vardır
Power Copel vardı mesela benim
onu gördüğüm çok iyi baton kullanıyor.
Onun gibi kullanabiliyorsanız her yarışta
kullanılıyor. Yani asfalt çok abartıyorum.
Asfalt yarışlarında bile kullanabilirsiniz.
Zaten bizde hani Türkiye'de
çok fazla bu kadar teknik ve zor parkur
olmadığından dolayı sürekli kullandığımız bir yarış olmuyor ama
ben de burada yarışın
başından beri batonlaydım zaten. Sürekli
çıktığımız için çok nadir zamanlarda
bel kemerimize koyuyoruz batonu ve orada
da tabii sürekli kullanan kullanan alışıyorsunuz artık.
İnişlerde bile kullanma ihtiyacı çünkü
inişlerde de dengi sağlamanız lazım.
Doğru yere basıp işte bazen
denginizi kaybedebilirsiniz. İnişlerde de
kullandığımız yerler var. Tabii o
şeye göre, parkura göre, teknikliğine göre
zaman zaman değişkenlik gösterebiliyor.
Hani bazı böyle taşlık zeminlerde
şey oluyor ya, taşlar çok oyuna kalıyor
ve batonu saplamak
zor olabiliyor. O tarz zeminler
çok var mı? Var tabii yani. Burada
teknik parkurdan kastığımız şöyle
parkurun yapısı. Hani yuvarlak yuvarlak
taşları dösünün onların ileri ufaklı
şeklinde teknik parkurlardan bahsediyoruz.
Traktör yolları olan normal toprak
parkurları var. Asfalt geçişleri olanlar var
ama artı ağaç dallarının
bol olduğu özellikle işte formör çıkışı
işte formör inişi yine
o tarz şeklinde teknik parkur.
İlişken bir parkur yapısına sahip
taşlı olan var. İşte normal traktör
yolları olan var. Onun haricinde dallarla
olan var. İşte o anda işte kişinin
kendisinin işte gücüne
basışına göre değerlendirmesi
gerekir açıkçası. Ama baton
kesinlikle kullanılması gereken bir parkur.
İşte 114 km
Lafayette'den çıktıktan sonra ikinci akşama
girdiğimizde ben artık yağmurluğumu
giydim. Kafalarımı taktım.
Koşmaya başladım. O ara akşam
8 civarıydı yanlış hatırlamıyorsam.
Hafif bir gözlerim kapanır gibi oldu.
Ben de tam
jellerimi elektrolitli kafiyenli
şeklinde ayırmıştım. O dönem tam kafiyenliğe
geçeceğim dönemdi planladığım dönemdi.
Çünkü hem elektrolitli kafeinli karıştırmıyoruz jelleri.
Kafeinli uyarıcı etkisi olduğu için.
Uykumda biraz bastırın edelim atayım.
Her ne bir uyarıcı etkisi olur diye kafeinli.
Artık jelden midir bilmiyorum.
Yani benim bana edilen dualar, gönderilen idraklerden midir?
O jeli attıktan sonra ikinci gece en böyle kötü beklediğim gece ben inanılmaz bir şekilde kendimi iyi hissettim ve koşmaya başladım.
Yani ciddi bir şekilde zaten benim siz de eğer gördüyseniz parkur geçişlerimde, CP geçişlerimde ilk başlarda bin yüzlerle başlıyorum sıralama olarak.
O Lafolle civarında bin üç yüzlere düşüyorum sıralama.
İşte geçenler, geçtiklerim vs. sürekli değişken hep eksideyim yani.
Her CP'de eksi on beş, eksi yirmi falan gibi.
Lafolle'den sonra ben hani bir rampalarda dahil ikinci gecede en zor olması gereken benim için kırılma anı diyeceğim bölümde çatır çatır insan geçmeye başlıyorum.
Ama hani her CP'de sürekli artı sürekli yeşil ve gerçekten yani geçiyorum yani kim geliyor tık tık tık gidiyorum.
Zaten belli bir sıralara onlar oturmuştu herhalde herkes kendi bizim ayarımızda falandı.
Bu şekilde bir sonraki CP Şampe drop bag'ine ikinci drop bag'e geldim.
Orada da çantamı aldım.
Bizim oturduğumuz masa gibi bir masa var.
İşte banklar var.
Bıraktım banka bir baktım.
Yan tarafta bizim Türk arkadaşlardan Suha var.
Oray işte o anda yoktu.
Onlarla selamlaştık.
Sağolsunlar hani bir şey isteyin.
Yani var mı?
Onların destekçisi vardı.
Bir isteğin var mı?
Yapabileceğimiz şey var mı?
Bir şey söylediler.
Ondan sonra öyle ben de üstümü değiştirmeye devam ederken bir baktım.
Beyza ile eşi Kudret geldi.
O anda.
Tabii sürpriz oldu bana da.
Güzel bir sürpriz yaptılar sağolsunlar.
onlar da Dropbag'e yakın bir yerde konaklıyorlarmış.
O da Beyza'da OCC koşmuştu bir gün önce bizden.
Onu da buradan da ayrıca çok güzel bir dereceyle bitirdi.
Onu da tebrik ediyorum.
Tebrik ederiz.
Beyza işte sağ olsun haşlama patates getirmişti.
Dürüm kaşar yapmış getirmiş falan.
Yani çok şu anda bile mutlu oluyorum sağ olsun getirdi.
Onlar geldiler işte ihtiyacım var mı?
İşte yardımcı olabileceğim bir şey var derken
bir beş dakika durup onlar çıktılar Dropbag'den.
O ara oraya geldi.
Oray uyumuş orada. Benden öndelerdi onlar normalde.
Selamlaştık Oray'la da.
Burada çok dinlenmek için ideal bir yatak var.
İstersen yat dinlen güzel biz uyuduk falan yaptı.
Ben de dedim ki şu an ben yarıştaki en iyi bölümümü yaşıyorum.
Bu ritmi bozmak istemiyorum.
Ben devam edeceğim dedim. Teşekkür ettim.
Yalnız orada üzerimi değiştim. Ayakkabımı da değiştirdim o bölümde.
Drop bag'i verdikten sonra hemen bir masaj vardı.
kuadrisepslere hafiften böyle yumuşak bir masaj yaptırdım.
Bir 10 dakikada ekstra orada oyalanmış oldum.
Oradan devam ettim ben.
Peki ayakkabı değiştirme konusunda tavsiye edeceğim bir şey var mı?
Ayakkabı mutlaka drop bag'e koymalarını tavsiye ederim uzun yarışlarda.
Zaten yüz ve yüzleri yarışlarda genelde oluyor bu tarz drop bag'ler.
Ben hani en başta da anlatmıştım.
İlk 100 artı kilometreme koşarken Kapadokya'da yedek ayakkabı beni kurtarmıştı.
Eğer yedek ayakkabım drop bag'de olmasaydı ben o yarışı bitiremezdim.
bitiremezdim. İlk ayakkabı vurmuştu
ayaklarımı işte stoplamıştı falan.
Burada da aslında ilk ayakkabıyla da devam
edebilirdim. Ama şimdi
ben koşu yeleğimin yedeğini de
koydum drop bag'e. Yağmurluğumun
yedeğini de koydum. Şort, tişört
uzun kollu tamamen
yedeğini koydum. Çorabımın da yedeğini koydum. Her şey
olabilir. Parkurda düşüp yağmurluğumda
yırtanları duyduk biliyoruz. Yeleğinin
koptuğunu biliyoruz. Her CP'ye
birer tane daha fazladan suluk koydum.
Her CP'de tuz hapım oldu.
Cellerim ayrı ayrı oldu falan.
Yani tabii ki ultramaraton bilinmezlik her şey başınıza gelebilir ama bu bilinmezliği ve riskleri minimize ederek yarışınızın daha iyi sürede daha iyi geçmesini sağlayabilirsiniz.
Bu da tabii tecrübeyle zamanla bilgiyle olacak şeyler. Bunları tavsiye edebilirim.
Yani hiçbir aksilik olmasa bile hani kıyafet değişimi bile iyi hissettiriyor yani daha iyi koşturur.
Değil mi bir yenilenme oluyordur?
Tabii zaten biz şöyle deriz ikinci yarıya daha mutlu olacağı kıyafetlerini koy.
mesela ben şu planı şöyle de yaptım
finish'e hangi kıyafetle
gireceksen ikinci drop back'e onu koydum
yani hangi yani
Türk bayrağımı çantamda taşıdım her zaman
yarış boyunca Türk bayrağı benimleydi
açacaktım çünkü finish'te o planla çıktım
2023'te beyaz
aynı çantayla koştum yelekle koşmuştum
beyaz tişörtüm vardı bu sefer kırmızı tişörtle
giymeyi tercih ettim yine siyah
şortla girdim bunların planları da yapıyoruz
bir de tam 30
Ağustos Zafer Bayramı'na da denk geldi
Evet tam o gün denk geldi.
O çok güzel oldu.
Hatta çok sevdiğim bir arkadaşım işte ne güzel Zafer Bayramı'nda böyle bir şey deyince ben de direkt orada paylaştığım bir video vardı.
Onu direkt Zafer Bayramı temasıyla paylaştım.
Benim için de hani hem finishte bayrak açmak hem de o 30 Ağustos çok güzel oldu ama daha bir şey gelmedi.
Gelmedi.
Oradaki sürprizimizi sonra bırakalım.
Şimdi Şampe'den çıktık drop back'ten.
Hatta Beyza şeydi orada Şampe'deyken ya biz seni daha geç bekliyorduk.
Aslında normalde yarış benim sayfamda gösterilen saatleri o yönde.
Formeora tam zamanında girmiştim.
Ama dediğim gibi ikinci geceye çok iyi girince ben planlandığından yani o sistemin planladığından daha 20 dakika yarım saat daha erken girdim.
Beyza da çok yakındaymış.
Ben şeyden çıktım drop back'ten çıktım işimi bitirdim masajımı oldum.
Drop back'ten çıktım.
Gölün kenarında koşuyorsunuz zaten.
Yan tarafta sağ tarafta binalar var yolun yanında.
Sol tarafımızda gölden koşuyorsunuz.
Birisi sesleniyor bana balkondan.
Selahattin Selahattin abi şeyde yani elin şampesinde değil mi?
Ne alakası var?
Abi baktım meyaz ediyordu.
Oraya çok yakın tutturuyormuş.
Öyle bir anekdot da anlatmış olayım.
Güzel bir sevindirici bir anekdottu.
Sonrasında tekrar biz tabii çıkışa başladık.
Oradan sonra her şey güldük, eğlendik.
Sonra tekrar şampeden sonra çıkışa başladık biz yine.
Yine orada ciddi bir işte yani triyent asıl çıkışımızdı oradaki sert teknik çıkışımız.
Onu da şöyle anlatabilirim. Şimdi yine labirent gibiydi dön döndüm. Ciddi teknik böyle zor geçişlerden bir tanesiydi. Taşlı bir şekilde. Şimdi bir şöyle labirent gibi dönüyorsunuz. Yukarı çıkıyorsunuz yukarıda kafalanma gece olduğu için kafalanmalarına göre daha diyorsun tamam buraya da çıkacağız falan. Hani oraya çıkıyorsun oraya da çıkacağız. Bir tane daha kafalanması görüyorum. Ben artık dedim ki en sonunda yok artık ya oraya da çıkmayız artık falan diyorum yani.
Tabii içimden bir şeyler de diyorum ama burada diyemiyorum.
Ya dışından diyorum.
Orada anlamıyorlar.
Sövüyorum ben artık.
Orada her şey serbest.
Kimse bir şey...
Ya meğerse son gördüğüm benim ışık değilmiş.
Yıldızmış.
Yani yıldızlara ulaşmış.
Benim kafa ulaşmış bu arada.
Yani çıksın çıksın tabii halüsinasyon mu dersiniz artık.
Kafa mı gitmiş dersiniz.
İkinci gecede gerçekten hani öyle bir parkur.
Ne çıkışı bitiyor.
Ne inişi bitiyor.
En son ben şey dedim.
Ya ne çıkışı bitiyor.
Hay bilmem ne.
Ne inişi bitiyor.
artık ben yatağımı evimi istiyorum falan
o kafalara gelmeye başladı. Sorgulama
moduna girdin. Tabii tabii. Olmaz mı?
Neler oluyor yani?
Uykusuzluğun da etkisi var tabii. Tabii ki.
Sadece koşmada değil o kadar sert.
Evet. Tabii oradan sonra
sert çıkışların hep bir sert iniş oluyor.
Sert inişlerin hep bir sert çıkış oluyor.
Yine sert bir inişle
devam ettik. Evet burada.
Ya şeyinde ikinci
sabaha Wallers'ın da girmiş olduk.
Wallers'ın 155. kilometre.
Artık zaten ben hani ikinci gece
o performansı ve
uyumadım tabii bu arada.
İkinci gece de hiç uyumadım. Sıfır uykuyla
devam ettim. Orada artık
o ikinci gecedeki kendimi gördükten sonra
dedim bu iş bitti. Hani bir şekilde finish'e
gireceğiz ama süre ne olacak? İlerleyen
zamanlara da bakacağız gibi bir şeydi.
Valorzun'da sabah oldu.
155'lere geldiğimizde. Orada
da bir işte kısa bir yemek
ihtiyaç ve tuvalet molası ile birlikte
çıkışa geçtik. Artık Valorzun'dan sonra
bitti diyebilirim ben. Yani kendi adıma yarışı
finish'i göreceğimi garantiledim.
Artık son bir sert çıkış var
orayı da hatırlıyorum. Oradan çıktıktan
sonra işte teleferiğe çıkıp biteceğimizi
anladık ama şöyle oluyor.
2023'e dönersem ben
gitmeden önce 2023'de ilk yarışı
koşacağım zaman bu yarışı Türkiye'de
koşan insanlarla çok konuştum. Parkuru inceledim,
videoları inceledim, arkadaşlarla tartıştık
falan. Şey demiştik biz,
Valers'ın 155'e geldiğimiz anda bu iş bitti
diyebiliriz demiştik. Ama öyle olmadı.
155'e yine sabahında gelmiştik
Fakat yani o son çıkış bir de tabii vücut da bitmiş.
Git git git bitmiyor.
Ben dedim ki son çıkışta 2023'den bahsediyorum.
Ya dedim bu yarış bitmeyecek.
Yani ben hani sakattım zaten sakatlanmıştım.
Ayaklarım izin vermeyecek ya da katofuk alacağım.
Şimdi kafamda orası var.
Ya dedim burası zor zaten.
Yani tamam bitti diyorum iyiyim bitireceğim.
Ama yine hani bitti dediğiniz anda bile 2000'lere çıkıyorsunuz binlerden tekrar.
Orada yine teknik bir parkur.
sürekli bir de artık gündüzde
olmuş. Sıcaklık da artmaya başlamış.
İşte zaten 35
saattir yaklaşık parkurdasınız.
2 gece uykusuzunuz var. Vücut ne kadar
da olsa bir yere kadar gidebiliyor.
Orayı da bayağı bir iyi bir şekilde
geçtim. Teleferik
CP'ye geldim. Artık son CP'mdi.
Teleferik CP. Bizim için
166. kilometre, 167.
kilometreydi. Teleferik artık
Teleferik'ten sonra benim yarıştaki
sanırım yarıştan öncekini saymazsam
3. story'im ve son story'imde
sağ olsun çok destekleyen oldu.
Onları da bilgilendirme amaçlı
artık son CP'den çıktım
ve ben finish'e giriyorum bilgisini
Instagram'dan paylaşmış olduk.
Evet ben de o hikayeyi yeni gördüm ve
seni de öyle iyi bir şekilde
ve mutlu görünce ben de mutlu oldum.
Böyle gülerek bir sorun
ciddi bir problem yaşamadan
finish'e vardığını haber vermiş oldun.
Zaten orada mutlu
olmamak mümkün değil.
İki gün boyunca, iki gece boyunca
ciddi kırılma noktalarından geçip
buraya geldiniz 7 kilometre artık sürünerek
de olsa biter yani. Orada bir enerji
artışı oluyor zaten değil mi? İllaki oluyor. Olmaması
mümkün değil yani. Çünkü orası zaten
genelde iniş bir parkur.
Ve ondan sonrası da şamaniyeye inmiş
oluyorsunuz. Zaten orada her türlü
koşarak bitersiniz.
Orada teknik bir parkurdu işte. İndik
ya enteresan yani orada ben
hafif tempolarla koştum ama
istediğim gibi olmadı açıkçası ama yine de
çok bir problem değildi. Oraya
kadar gelmiştik. En son
İşte köprüye gelirken, köprüye gelmeden önce Fatih Topçu sağ olsun karşıladı beni birlikte.
Hatta onunla bir şeyimiz vardı şakalaşmamız.
İşte 5 pace koşacağım ben de sen de gelir misin falan diye.
Yapma ya biraz yavaş koş falan diyordu bana.
İşte 170. kilometrede, 172. kilometreden bahsediyoruz.
Tabii o ara saate baktığında ben hani saat işte 38 saat 45-50 dakikalar civarında gösteriyordum.
39 saatin altını geldiğini görünce tabii mutlu oldum yani.
Geçmemesini istiyordum tabii 39 saatin.
Tabii şehre girince de etrafta bir sürü insan var sağ olsun bizim arkadaşlar vardı.
Finish'te fotoğrafımı videomu çeken sağ olsun arkadaşlarım oldu karşılayan arkadaşlarım oldu.
Tabii finish'te de şöyle burada sizle daha önce işte konuşmuştuk bu podcast'ı çekelim şeklinde bir fikir birliğimiz olmuştu.
Tabii yarışta ne düşüneceksiniz ben podcast'ı kafamda yarışta yazdım bölümlerini.
İşte ya bir giriş yaparız işte tabii bu kadar uzun süreceğini de bilmiyorum.
İşte bir giriş yaparız.
İşte biraz da yarışı anlatırım falan.
Belki iki bölüm olur.
Bir giriş bölümü olur.
İşte Yücelen Bey genel bilgi bildiğimiz kadarını anlatırız.
Sonrasında kendi yarışımızı anlatırız.
Ama bir bölüm daha fazla çıktı diyelim.
Onun haricinde de finişe nasıl girerim?
Asıl şeydir zaten benim yarışa başlangıçlarım şöyle olur genelde.
Üçlü hedefle çıkarım.
Birincisi tamamen finişi görmek adındadır.
İkincisi ortalama bir süredir.
Üçüncüsü en iyi süremi o parkurdaki son dönemlere ya girdiğim saatlere göre değişir.
İşte bu yarışta en iyi dönemim geliyor böyle.
En iyi sürelerim geliyor.
Bir de nasıl ben finish'e gireceğim onu düşünüyorum, onu hayal ederim.
Zaten hani 2023'de de Türk bayrağıyla girmiştim ben finish'e.
Burada da Türk bayrağım yanımdaydı.
Ne yapayım gibi bir kafamda kurdum.
İlk başta 2023'te önce el vurmuştum yanındaki insanlarla.
İşte o benim şeyden kalmıştı.
İşte Kilian'ın finish'inden kalmıştı.
Onu yapmak çok arzu ediyordum onu gördükten sonra.
Onu yapmıştım.
Bu sefer onu yapmadım.
Bayrakla şehrin başından itibaren bayrağımı açtım.
Zaten 30 Ağustos bir de onun çoşkusu.
Bayrağı açtım.
Finişe kadar bayrakla geldim.
Bayrağı önüme serdim.
Düzelttim onu serdikten sonra da.
10 tane nizami şınavımı çektim.
Ve bitişi böyle yaptım.
Sağ olsun bu arada tanımıyorum.
Kim olduğunda bilmiyorum ama.
Ben ilk girerken tek girdim.
Ve arkandaki koşucu arkadaş da benim o şınavımı görünce bekledi orada.
Belki duymayacak bunu ama.
Ben bir vefa borcu, bir teşekkür borcu olarak buradan.
borcumu teşekkür etmek istiyorum tekrar kendisine.
Gerçekten finish'in çok güzeldi bu arada.
Videoyu izleyince hani etkileyiciydi.
Şaşırdık da yani.
Bir de şey böyle bekliyorsun.
Ha sanki sembolik böyle hani 2 tane 3 tane çekip bırakacak gibi
hani 4, 5, 6 ve 7 baktım gidiyor.
Ya ben buradan daha koşacak gibi geldi yani.
Ya evet onunla şunu söyleyebilirim.
Ben finish'e gerçekten iyi geldim.
Yani hani abartmadan söylemek istiyorum.
Eğer parkuru 200'e gitseydi ben 200'ü koşardım o gün.
yani o parkuru devam etseydi o vücut koşardı.
Selahattin koşardı. O
şınavı da 20'ye falan tamamlardım yani.
Katıksız yani şey yaparsan.
Tabii burada şey de var.
Şunu da söylemek lazım. Hani antrenman
dedik, iniş çıkış dedik, işte
hazırlık dedik. Benim kuvvet antrenmanlarım
da var. Yani ben haftada
minimumda 2-3 kere en az
kuvvet antrenmanı yapıyorum. Onun da
büyük yetişisi var. Çünkü uzun yarışlarda
sadece bacaklar koşmuyor.
Bütün vücut koşuyor. Bütün vücut
çekiliyor. Hani böyle bir uzun
koşacak özellikle maraton ve üzeri
koşacak arkadaşların yani herkesin
yapmasını öneririm ama mutlaka
yani mutlaka yapmalı diyeyim. Önermekten öte
maraton üzerini koşanların mutlaka
kuvvet antrenmanları da olmalı.
Peki sen nasıl bir antrenman
sistemi takip ediyorsun? Haftada
2-3 gün mesela yüksek
tekrar mı yapıyorsun veya hep aynı
bölgeleri mi çalışıyorsun yoksa farklı
gün farklı bölgeler mi? Nasıl bir şey yapıyorsun?
Koşu malumunuz kas eriten
bir spor. Fitness'te kas
yapan ikisi birbirine aslında
zıttı. Ama ben bunun ikisinin ortasına
bulmaya çalışıyorum dengeyi. Bir tarafta
yükyen bir tarafta yapan bir sistem
var. Ben çok fazla kastlı olmak
hiçbir zaman istemedim ama malumunuz
özellikle ultramaratoncularda böyle
fizikleri de böyle çok
düzgün bir fizikle olan azdır
diyeyim. Hani böyle ben şeydir yani
aynaya baktığım zaman mutlu olayım. Hani biraz omuzlarım
olsun. Çok saçma bir göbeğim olmasın
falan. Uzun zamandır ben bu noktadayım.
Çok tekrar az kilo
ve total vücutta çalışıyorum ben.
Total body çalışıyorum. Yani
şey yapıyorum hani göğüs, arka kol,
sırt ön, standart şeyler yapıyorum ama
çok fazla ağır olmadan işte genelde
hafif koşu antrenmanlarımın
akşamında da yapabiliyorum. Sabah koşup akşam
da yapabiliyorum. Veya dinlenme günlerini
de yapabiliyorum. Dinlenme benim için
işte fitnesstir, kuvvet antrenmanıdır
falan diyebilirim yani. Yani çok yüklenmeden
ama haftada aynı bölgeleri
2-3 kez çalışmış oluyorsun.
Ve kramp vesaire de
Yaşamadın galiba değil mi?
Evet burada herhangi bir sakatlık ve baştan beri konuştuğumuz kuat, kasık veya aşil tender o problemi yaşamadım.
Kramp da yaşamadım.
Tabi bu kuvvet antrenmanlarının da etkisi var.
Haricinde bu düzgün beslenmenin, tuz apının, elektrolitin, jelin de önemini çok fark ediyor.
Ben totalde yaklaşık 25 jel kullandım yarış boyunca.
Bunların yarısına yakını kafeinli diyebilirim.
Genelde maorten kullandım.
Özellikle ikinci yarıda kafeinli jellerimin tamamı maortendi.
Mauritane'de. Bunun çok faydasını gördüm.
Tabii ülkemizde yok. Ben oradan
almıştım. Daha önce 2023 yılında da almıştım.
Zaman zaman yurt dışına giden arkadaşlarımdan da istiyorum.
Mauritane'in şöyle bir özelliği var.
Normal hani bu
Türkiye'de ısıtılan diğer marka sıvı değil.
Bildiğiniz jel. Yani jel dediğiniz jel kıvamı olur ama
hani biz jel diye içtiğimiz şeyler
su gibi biliyorsunuz. O direkt jel
şey de yapmıyor. Hani genelde
midemiz rahatsız edilir, içerken rahatsız eder
gibi de değil. Direkt atıp yutabiliyorsunuz.
Yemek var ve tadı da çok
doğal, rahatsız etmeyen bir tadı var.
Mesela bu kadar beslendin yani.
Bir kalori de yaktın yani o kadar sen.
Bunu karşıladı mı? Ne yaptın?
Gelelim asıl soruya yani.
Kaç kalori yaktın?
Ya tabii bunu kullandığımız saatte ölçüyor yaklaşık şeyleri.
15.900 kalori gösteriyor.
Yani bir hafta ölçüyor.
Zaten ben buraya verdiğim kalorileri almaya geldim yani.
Şey var zaten uzun koşulardan sonra genel olarak bir hafta 10 gün falan
bir doymama hissi oluyor yani. Sürekli
yiyorsunuz. E tabi yarış esnasında
hızlı enerji almak için jelleri kullanıyorsunuz.
Hızlı bir şekilde kalori almanız lazım.
Haricinde katı besleniyorsunuz ama hani
bu 15 bin kaloriyi bizim gibi
yani belki bunu hani çiftçögedir
işte kilyanlardır işte
mesela onlar başarılı olabilir veya onların
farklı periyotları, farklı bir
beslenmeleri, profesyonel aldıkları destekliyor ama
bizim gibilerin kolay kolay bu kalorileri
yarış esnasında alabileceği
pek mümkün değil. Hani ben demin de
kapat hastalık bir hesap yaptık. Alabileceğimiz şey
jeller, yemekler dahil. 5 bin kalori falan.
10 bin nerede falan.
15 bin, 11 bin nerede bunun?
Tabii bir kalori açığı yaratıyorsunuz orada.
Cepten de yiyorsunuz doğal olarak.
Tabii bu dayanıklı da bu aslında baktığınız zaman.
Yani o dayanıklılık işte
insan vücudunun veya sizin yaptığınız antrenmanların
işte yarışların, background'ınızın
yılların verdiği emeğin karşılığı
bu aslında. Bir günde, bir yılda
birkaç senede olacak bir şey değil bu.
Peki recovery sürecin nasıl gidiyor?
Yaklaşık bir hafta oldu yarış biteli.
Hani ilk günler nasıl hissetti? Şu an nasılsın? Ne kadar sürdü toparlanman?
Ya şu anda tam dinlendim diyemem. Hatta şu an bile sizle konuşurken şu omuzlarım hala ağrı hissediyorum.
Ya bacaklarım da yok ama ben şöyle geçtiğimiz perşembe günü bir 10 kilometre bir jog attım.
Cumartesi günü de bir İstanbul'da vardı. Orada sevdiğim arkadaşım Özlem var.
Onunla beraber bir koştuk 15 kilometre dün.
Onunla koştum ama hani kas olarak bir şey hissetmiyorum.
Ama vücut daha toplanmadı.
Hani uyku olarak da tam yeterli seviyede normale döndüm diyemem.
Şu an yakın zamanda bir planım yok.
Onun için sakin sakin canım isterse çıkıp koşacağım.
Zaten bir aylık koştum da.
Planlardan bahsetmişken senle UTM'ye gitmeden önce konuştuğumuzda şey demiştin yani.
Bu UTM bir son.
Hani bu ikinci kez de gideyim yapayım.
Hani daha da yapmam diye böyle neredeyse kararlı bir konuşma olmuştu aramızda.
Hatta şey yani 100 mil bir daha koşmuş.
Aynen evet.
Doğru hatırlıyorsunuz da.
Evet şu an cümledir.
Siz bizim gibi koşucuların bu sözlere inanmayacağınızı biliyorsunuz.
Biz de zaten.
Aynen aynen.
Ben de o yüzden kayıt altına aldım.
Podcast'a sormak üzere.
Ya giderken öyleydi evet.
Ya şöyle aslında ben bu yarışı seviyorum.
Parkuru seviyorum.
Koşuyu seviyorum.
Bu oyunda kalmayı seviyorum.
Baktığınızda.
Uzun koşmak da güzel.
Fakat belli bir yaştasınız ve belli bir şeyleri tüketiyorsunuz.
Ben bunu en son sakatlığımda da doktorda MR çektirdiğimde doktor da bana aynısını söyledi.
Güzel şeyler bunlar.
Ama hani vücutta bizim bir malzeme bir yerlerden tüketiyoruz.
Yani hani bana şunu sorsanız ya UTMB sen gitmeyecektin bıraktın falan.
Hani her sene olsa her sene giderim.
Şu ay kafam o.
Yani koşmasam da giderim imkanım olsa.
Ama zaten seneye gidemeyeceğim kesin çünkü taş almam lazım.
Onun için de şu an bir planım yok.
Sıfırlanıyor tabii taşlar çekilişten sonra.
Onun haricinde tabi belli kafamda planlar var. Nedir? Şu an hani yurt dışı ile ilgili bir plan yapmadım. Aslında uzun zamandır maraton koşmadım. Acaba bir maraton mu koşsam hedefli koşmadım düşüncem var. Onun haricinde işte İznik ben hani haritaları tamamlamayı severim diye bahsetmiştim. İznik Gölü'nün etrafında bir 100 mili koşma uzun zamandır benim aklımda bir denk getiremedim. Belki o olabilir.
Belki bir Kapadokya'da yine bir 119'u gerçekten o ilk 119'umdaki acemiliğimden sonra daha bilinçli bir şekilde gitmeyi planlayabilirim.
Sonrasında da yine artık gelişen şartlar eşliğinde ama hani 100.000'in ötesi yok.
Yani Spartatlon var mı bende yok.
Olmayacaktı Spartatlon veya daha uzunu 100.000'in daha uzunu.
Ama 100.000 olur mu tekrar?
Olabilir yani bilmiyorum artık gelen günler ne gösterecek.
Ya bence aslında dedin ya hani uyumadan ben devam ettim.
Biraz da şeye de göz kırpıyorum.
Backyard ultralara.
Böyle bir şey değil mi?
Backyard da yaptım ben.
Şöyle ondan da kısaca bahsedeyim.
Backyard'a iki kere koştum.
Hatta Ekim ayında tekrar bir backyard var.
World Championship davet ettiler.
Ona katılmayacağımı ben belirttim.
Şöyle ben 2024 yılında iki kere koştum backyard'ı.
24 saat hedefliye gitmiştim.
İlkinde 17 saatte yine quad problemi yaşadım.
Mart ayında, 2024'te Urla'da koştuğumuz.
17 saatte quad probleminden dolayı bıraktım.
Ekim ayında World Championship, Dünya Kulüpler, Dünya Ülkenin Arası Şampiyon adlı yine 15 kişi katılmıştı.
15 kişiden birisiydim ben.
24 saat yaptım orada.
En son sakatlığım oradaydı aslında.
Yani backyard benim için bir challenge'dı.
Farklı bir konsept denemek istedim.
Aslında backyard yani çok şu anda devam etmek yani bir şey değil benim için yani koşmak.
Çok güzel bir noktaya geldik.
Ben burada güzel bir karşılaştırma yapmak istiyorum.
Çünkü backyard'da 24 saat koşmak tam 100 mileden geliyor.
Peki sence backyard'da 100 mil koşmak mı daha zor veya hani mesela UTMB veya onun dışındaki 100 millerle backyard tarzında bir 100 mil koşmanın avantaj dezavantajları nasıl?
Sen nasıl değerlendiriyorsun? Karşılaştırmayı yapabilirsin.
Ya şimdi backyard'da bir saat içinde 6.7 kilometreye koşup tekrar aynı saatin başında starta gelmen gerekiyor.
Oradaki problem şu düz parkur oluyor. Çıkış elevasyon olmuyor. Biraz rahatsınız.
Ama tabii organizatörün seçtiği parkur bazen asfalt mıcır mesela en son koştuğumuz Manisa'da asfalt mıcır stabilize yol kaldırım karışımı bir parkurdu.
Ondan dolayı biraz sürekli de o şekilde koştuğum için bir sakatlanmam da belki de onun sebeple oldu.
O olabiliyor.
Onun haricinde özellikle gecede bikeyard'da geliyorsunuz hani 45-50 dakika seviyesine geliyorsunuz yavaş koşuyorsunuz.
5 dakika dinlenme 5 dakika beslenme gibi geçiyorsunuz.
Oradan 10 dakika durduktan sonra o kasları hareket ettirmek çok zor.
Orada bir zorluk yaşıyorsunuz.
Yoksa backyard 24 saat.
Ben mentor olarak 30 saate de gidebilirdim.
Orada bir 24 saat hedefini tutturduktan sonra
kastlardaki biraz sorun yaşamaya başladım.
Hani 24 saat olmasaydı
22 saatlerde o sorunu yaşasam
24 saate zorlar bitirirdim.
Baktım zorlamak istemedim.
Ama diğer tarafta şimdi de aynı yere dönüyorsunuz.
Sürekli aynı yerde.
3.7 gidiyorsunuz.
3.8 gidiyorsunuz.
6.7 tamamen geliyorsunuz falan.
Aynı parkta hemen hemen backyardta.
ve ciddi bir supporter'lara ihtiyacınız var.
Sizden anlayan ve onda da gece
uykuyu uyuyabilen 5'er 10'lar dakika
arayla çok iyi koşan backyard'cı
arkadaşlarımız var. İşte Savaş Lütfü Kara,
Ali Kansu falan. Onlar çok uzun
mesafe koşan arkadaşlarımız backyard'da.
Backyard benim için bir challenge'dı
ama benim hedefim
olan yarışlardan birisi değil.
Farkı dersen ben hani backyard'da
100 mil koşmaktansa
tabii yüten bir desterim ama İznik'te
hani buraya da kıyaslayayım. İznik'te 100 mili
Yani başlayıp bitirip o haritayı tamamlayıp bir günde oradayı bitirip çıkmak isterim yani benim tercihim olur.
Yani güzel bir nokta oldu.
Dışarıdan bakınca yükseltesinin olmaması ve aralarda dinleniyor olmak kulağa bir avantaj gibi geliyor ama
sen aslında sürekli durup tekrar koşmak ve hep aynı yere koşmak zaten mentor açıdan da daha zor.
Yani genel anlamda biraz daha dezavantajlı tarafta kalıyor gibi.
Yani daha dediğin gibi kolay gibi görünüyor fakat mentalara baktığında daha zor kaslar hareket ettirme vesaire derken bir de şey var böyle gidiyorsun bitiyor bitiyor bunda sonu yok yani zaten bekliyatı biliyorsunuz son iş kalıncaya kadar devam ediyorsunuz.
Sonu bilmemek ayrı bir mental.
Daha diyorsun ki ya tamam 40 kilometre kaldı 50 kilometre kaldı.
En azından 150 kaldı falan.
En azından 150 kaldı o da iyiymiş.
Güzel. Peki şeyi soracağım. Ortalama peysin nedir?
Yaklaşık 13'ün üzerinde ortalama pace'im 10.000 elevasyonda 38 saat 53 dakikada bitirdim.
Tabii bizim parkurun birincisi 18 saat 16 dakikaydı sanırsam.
Ben Dihman onun pace'i 6 civarında düşündü.
Bizimki çarpı giden daha fazla.
Ya tabii onunla kıyaslamak gibi bir şeyimiz yok.
Onlar çok farklı boyuttalar.
Ama hani şunun için sordum aslında.
Diğer yarışlarla kıyaslayıp olayın ciddiyetinin farkına varmak için.
Yani normalde 13 pace ne demek?
sen durmadan yürürsen daha hızlı gidersin bu pace'den.
Hani öyle bir yarıştan bahsediyoruz ki
10.000 metre tırmanıyorsun, 2 gece geçiriyorsun
ve sonuç olarak yani 13 pace ortalamayla gidiyorsun.
Ki yeri geliyor duruyorsun, yeri geliyor yavaşlıyorsun.
Pace'lere dinlenme, uyuma, işte ben uyumadım ama
hani dinlenme, tuvalet, masaj, yemek, üstünü değiştirme bunlar da dahil.
Yani belki o dinlenme sürelerine çıksan
hani 10 pace'lere iner muhtemelen o çıkışları da.
Çünkü biz 1 kilometrede 300 elevasyon aldığımız kilometreler var.
Strava hesabım açık.
İstenenler bakabilir yarışın sonuçlarına veya pace'lerine.
155. kilometrelerde 300 elevasyonla çıktığımız yerler var yani.
Çünkü oraya yarım saatte çıkıyorsun.
Bir yere de 6 pace'de inebiliyorsun.
Ortalamasını tabii alıyorsun Strava genel olarak.
O şekilde.
Eminim durmadan yürümenin bile çok zor olduğu yerler var.
Tabii ki.
Tabii ki yani orada hani teknik parkur yani şu var.
Bilmiyorum Uludağ'a koşanlar çok olacaktır bunu dinleyenler arasında.
Yani Uludağ bunun yanında teknik parkur değil.
Öyle söyleyebilirim yani.
Ki Türkiye'deki en teknik parkur olarak.
Bir de Uludağ'ın şeyi değil bakın.
30 ve 42 parkurlarından bahsetmiyorum.
Dağ tarafındaki 70 ve 100 eskiden 100'ler vardı 66 vardı.
O kısmı büyük zirve ve göl civarlarındaki teknik parkurdan bahsediyorum.
Yine oradan diğer 42 ve 30 parkurunda sert iniş çıkışları var ama teknik parkur yine yok buralara göre fazla.
Onu da kastetmiyorum.
Yani yürümenin bile gerçekten zor olduğu yerlerden bahsediyoruz.
O yüzden bu ortalama pace'e bakıp da ya 13'müş falan demesinler.
Yok yok tam tersi.
Dediğim gibi yani bu pace'e bakıp da ne kadar zor olduğunu bence insanlar anlamalı.
Yani ben de buradan onu anlıyorum.
Parkurun çünkü zaten parkur haritası karşımızda ve parkur süreleri falan ortada.
Dolayısıyla bu ne kadar zor bir challenge oldu.
Bu arada ben 2023'te 43 saatte bitirmiştim.
Ve yine ev arkadaşım Sadık'la tıfta bulunacağım.
Biz Sadık'la şey diyorduk bizim.
İşte çıkmadan önce 46,5 saatli bizim cut-off'umuz.
Dedik ki biz 46-29'da gelelim.
Bize yeleği versinler abi.
Yani şey yok süreden bağımsız yani.
O derece bir parkurdu.
Tabii hani çok daha beklentimin üstünde bir süreyle geldim.
Artık herhalde sonlandıracağız yavaş yavaş.
Ben burada bir paralel açmak istiyorum.
Kendi arkadaşlarıma, yakın arkadaşlarıma, sosyal medyadan görüştüklerimize, yarışlarda görüştüğüm.
Yani şöyle söyleyebilirim.
O kadar çok mesaj aldım ki hani gece kalktık seni takip ettik şeklinde mesajlar.
Sonradan bakabildim ben tabii yarış esnasında yarışa konsantre olmak adına interneti falan kapatmıştım.
kapatmıştım. Sadece gerekli olduğu anlarda
ben kendim açlığımı kullandım. Sonrasında
yüzlerce mesaj geldi. DM'den
hepsine döndüm çok şükür birkaç günde.
Haricinde işte videoma
yorum yapanlar, arayanlar, mesaj
atanlar, birebir görüştüklerimiz.
Bunlar çok önemli değerler.
Çok güzel şeyler. Çok mutlu eden. Yani
bizi ayakta tutan. Ben hani bu vesileyle
buradan hepsine ayrı ayrı
işte beni arayan, mesaj
atan, destek veren, bana güç veren
diyorum ben. Bana güç veren. Hani
açıklayamadığım, sakatlığımın olduğu halde
sakatlığımla alakalı bir şey yaşamadığım
dediğim fiziksel ve bilimsel açıklayamadığım
ikinci gecede o
hani en kötü geçmesini beklediğim dönemimin
en iyi geçmesini açıklayamadığım
aslında açıklaması belki de buradaydı.
Buradan bana güç veren,
beni o zor dönemimde
kolaylaştıran tüm arkadaşlarıma,
dostlarıma teşekkür ediyorum.
Size de beni ağırladığınız için,
misafir ettiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.
Güzel bir bölüm olmuştur umarım.
Dinleyenler de keyif alır.
Biz çok teşekkür ederiz. Yani
inanılmaz bölümler oldu bence. Bölümler
oldu. Hatta yani otursak
şu an bir kayıt daha açsak hadi bir şeyler
daha konuşalım desek bir bölüm daha çok
rahat çıkacağına eminim. Bende bitmez
konuşma.
Şuradan kafein üzerine getir.
Bir kafeinli jel atarsak ikinci geceye
gideriz. Zaten şu an biz ikinci güne geçtik galiba.
12'yi geçti sadece.
Evet. Valla bıraksan
sabaha kadar konuşuruz. Yani
ağzına sağlık. Çok teşekkür ederiz
geldiğin için. Çok teşekkürler gerçekten.
Bir de hani şey demiştim ben podcast dinlemeyi çok seviyorum koşarken demiştim.
Evet.
Şimdi bakalım hani kendi podcast'ını dinleyerek koşmaktasın.
Kendi podcast'ını yani ben şöyle aslında ona da kısa bir vaktimiz varsa çok kısa değineyim.
Aslında ben ufak ufak yarış raporları yazardım Instagram gönderiminin altına genelde.
Bir iki partta da yazdığım oldu.
Sizle böyle bir şeyi konuşunca bir de hakikaten okumuyoruz.
Yani yarış yani bırakın hani kitap okumayı veya işte bir şeyler okumayı yarış raporunu dahi okumuyoruz.
Ben de okumuyorum yalan yok.
Ama artık dinletiye döndü işte ya YouTube'larda ya Spotify'larda podcast şeklinde.
Ama ben çok dinliyorum.
Ben mesela uzun antrenmanlar tek çıktığım antrenmanlarda müzikten çok podcast dinliyorum.
Bu günlük siyasi bir haberler de olabiliyor.
İşte normal bazı diğer spor harici podcastler de olabiliyor.
Sizin kanalını zaten ciddi takip ediyorum.
bütün podcastlerinizi dinliyorum. Bu tarz
podcastler de oluyor. Böyle bir şey olunca
ben raporu Instagram
yöndesine yazmayıp işte
yarışın hikayesi ayrıntıları
Koşvergesi'nin podcast kanalına demiştim
son yöndenimde. Umarım bu
antrenmana çıktığında
kulağında Selahattin
iki saatlik antrenmanında
biterken podcast serisi oldu.
Arkadaşlar uzuna çıktıysanız dinleyin.
Biraz geç oldu söylemek için ama.
Şunu da söylemem lazım.
Benim yakın arkadaşlarım, beraber antrenman yaptığım arkadaşlar beni tanıyorlar.
Hatta Nuray'ın da adını alalım burada.
O bana şey der.
Antrenmanların podcasterı.
Hatta şey olur böyle.
Mesela UTMB'yi konusu olur.
Emre var yine yakın arkadaşım.
O der ki ya işte konu çıktı bize.
İşte neyse bir seyrelim.
Antrenman konusu.
Ben birkaç kere anladım.
Ya buraya anlatmış mıydım falan demedim.
Direkt anlatıyorum falan.
Emre sen orayı sen tamamla.
Artık o 3-5 kere dinlemiştir falan.
Şey tekrar tekrar dinlemek isteyen açıp burayı dinleyebilir.
Evet kesinlikle güzel oldu.
Hani bu arada yarış raporlarından bahsettim. Gerçekten yarış raporları çok değerli. Onların mesela farklı artıları var. İşte hani görseller ekliyorsun ve çok detaylı bir şekilde yazıyorsun. Hani istediğinde bir bakışta hatırlayabildiğin şeyler olabiliyor mesela. O bakımdan güzel. Yani neyi nerede olduğunu görebildiğin bir şey olması güzel.
Ama podcastinde hani bu anlatırken mesela sen bunu yaşadın biraz önce.
Yani yeri geldi yükseldin, yeri geldi üzüldün, yeri geldi sevindin.
Bu duyguyu karşıya veriyor.
Bize de yaşattı.
Dinleyenler de yaşadı şu an.
Ben de yaşadım çünkü yani.
Tekrar parkuru yaşadım yani.
Saat saat gün gün nerede düştüm, nerede kalktım, nerede güçlendim, nerede zayıfladım.
En güzel olaydı o.
Mesela sen hani yarış raporunu yıllar geçecek okuyacaksın ama.
Bu podcast'ı yıllar sonra dinlediğinde çok daha şeyi anımsayacaksın.
Tabii duygu yoğunluğunu da anımsayacağım ama yazıda anımsamayacaksın.
Evet yani farklı avantaj ve düz avantajları var.
Bence hem dinleyenler için güzel bir bilgilendirme ve dinleti oldu diye düşünüyorum.
Bizim için de güzel bir anı oldu.
Yıllar sonra artık dönüp belki böyleymiş diyebiliriz.
Evet.
Seni de ileride yine tekrar başka bir bölümde de konu kalmak çok isteriz.
Tabii ki.
Seve seve.
Tekrardan teşekkür ederiz geldiğin için.
Ya evet ya şu an bitsin istemiyoruz. Daha da konuşmak istiyoruz. Tabii sizler de Selahattin'i Instagram hesabından takip edebilirsiniz. Selahattin Uldurar olarak. Orada yarış postlarına, videolarına devam edecekler.
Evet devam ediyorum. Ben parkurdan çektiğim şeyleri storylerde duygularımı da ufak ufak yazarak devam ediyorum. Görsellerini de orada bulabilirler. Sabitlenmiş Yütenbi 2026 hikaye serimine de bakabilirler isterlerse. 2023'ün onları da var tabii orada.
Bizleri de Koşver Gitsin Instagram hesabından Spotify ve Apple Podcast'tan takip etmeyi unutmayın.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
