
UTMB Serisi - UTMB 2026 Nasıl Geçti? #1 (Konuk: Selahattin Ildırar)
14 Eylül 2026 · 45 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğumuz Selahattin Ildırar'ın UTMB 100 mil yarış hikayesini anlatıyoruz.
2 geceyi aşkın bu mücadelede yaşadığı zorlukları, problemlere karşı bulduğu çözümleri ve verdiği mental savaşı bu bölümde sizlere aktarıyoruz.
Keyifli dinlemeler 🎧
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Giriş: UTMB Serisi 2. Bölüm
(00:59) - Selahattin’in Koşu Geçmişi
(02:20) - İlk Trail Yarışı ve Ultra Mesafeye Geçiş
(05:53) - Kapadokya 120K Deneyimi
(06:53) - DNF’siz 13 Yıl: Bitirme Mentalitesi
(07:42) - UTMB Hayali ve Kura Süreci
(09:41) - 2023 vs 2026: Tecrübe ve Yarış Öncesi Stres
(11:49) - 100 Mil İçin Hazırlık ve Antrenman Planı
(14:44) - Yarışa 3 Hafta Kala Aşil Sakatlığı
(17:14) - Sakatlıkla Start Çizgisine Gitmek
(18:50) - “Bitirememe Gibi Bir Plan Yok”
(20:37) - Gece Koşusu, Uyku ve Kafein
(24:22) - Yarış Öncesi Son Gün
(25:40) - Start Öncesi Heyecan ve Mental Destek
(31:43) - UTMB Startı ve Yarış Atmosferi
(34:20) - Ultra Kültürü ve Yardımlaşma
(37:41) - 100 Milde Beslenme ve Drop Bag Stratejisi
(43:20) - Yarış Hikayesi Bir Sonraki Bölümde
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin''e hoş geldiniz. Ben Onur.
Ben Gülüm.
UTMB serimizin ikinci bölümündeyiz.
Eğer dinlemediyseniz ilk bölümde UTMB ile ilgili genel bilgilerden ve çok kıymetli tecrübelerden bahsetmiştik.
Selahattin Uldurar ile birlikte o bölümü de dinlemenizi tavsiye ederiz.
Şimdi Selahattin tekrar bizim konuğumuz. Hoş geldin Selahattin.
Hoş bulduk Onur, hoş bulduk Gülüm.
Görüşmeyelim.
İyiyim, siz nasılsınız?
Arayı fazlalaşmadan hemen ikinci bölümü de peş peşe çekelim dedik.
Şimdi çok heyecanlıyız çünkü onun 100 millik UTMB yarışını detaylı olarak dinleyeceğiz.
Yarış hikayesini dinleyeceğiz. Neler yaşadı? Ne oldu? Ne bitti?
Yarıştan önce ne yaptı? Yarış sırasında ne oldu? Sonrasında neler oldu?
Evet. Hatta bir önceki UTMB yarışını da ben merak ediyorum ve hani karşılaştırma da yapmak istiyorum.
Birkaç yıl geçtikten sonra ikinci tecrübesi ilkine kıyasla nasıl oldu? Bu da çok değerli bence.
Öncelikle biraz daha senden bahsedelim.
Bir seni tanıyalım.
Biraz daha geçen bölümde de bahsetmiştin ama biraz daha kendini anlatabilir misin?
Koşu geçmişinden başlayabiliriz.
Bu yüten bir nasıl aklına düştüğün, ne yaptığın.
Evet, teşekkür ederim Onur ve Gül'ün.
Şimdi şöyle tabii bir önceki bölümde de bahsetmiştik.
Ben bir arkadaşıma kilo vermesine destek olmak amaçlı, arkadaş olmak amaçlı koşmaya başladım.
Sonrasında biz belli arkadaşlarla tanıştık.
Bu arkadaşlarla tanışmamız sonucunda da ben daha çok sevdim koşuyu ve İstanbul'da yarışlara katılmaya başladık.
Eski adıyla Avrasya Maratonu, işte İstanbul'da 216-212 Nike'in koşuları falan vardı. Böyle başladık.
13 yıldır koşuyorsun. Bu bahsettiğin ne zamanlara denk geliyor? İlk yarışlar?
2015'ler falandır muhtemelen. 2015'ler civarında. 2013'te başladığımı kabul ederseniz.
2015'ler civarında biz
yarışlara gitmeye başladık ama tabii
yarışlara gitme diyorum 15
kilometre koştuğum zaman maraton koştuğumu zanneden
bir tiptim ben yani.
Ve işte asfaltlarla
tabii asfalt yarışlarla başladık.
Sonrasında arkadaşlarım vardı işte
gruptan grup olarak
koştuğumuz, beraber olduğumuz arkadaşlar bir gün
dediler ki biz dediler iznikle 50 kilometre
koşacağız. Ya benim hiç antrenmanım yok. Nasıl
olur? Hani bırakın şeyi 20 kilometrenin
üzerine yani arazide antrenmanım yok.
Arazi nedir bilmiyorum. İlk trail koşusu
orada mı? İlk tren yarışı orada oluyor
ve 50 kilometre oluyor. Hani hiç böyle
yani arazide koşuyorduk ama öyle
hani elevasyon alalım işte
şöyle program yapalım haftalık şu hacmi alalım
öyle bir şeyimiz yok. Zaten bırakın onları
ne saatimiz var ne
o zamanlar Strava uygulaması da yok ama yine
telefonu kola takıyoruz. O zamanlar
Rantastik gibi bir uygulama var. Şu anda DAS'a dönüştü kendisi
uygulamanın adı. Yani dediler ki
beraber koşacağız. Beraber gideriz ama
4 kişi. Aa öyle mi öyle ben de
gittim ama yani hani şu günden
bu tecrübede bir Selahattin Uldur
aranarak o güne bakarsam ya git saçmalama
böyle bir koşu mu olur derdim.
Çünkü asfalt ayakkabısı var.
Trail koşu yeleği yok bildiğiniz.
İşte Dekartman'ın sıradan girdiğiniz zaman
aldığınız basit bir çantayla
biz o 50 kilometredeki yarışa gittik.
Çok uzatmadan o bölümü geçeyim.
Bir şekilde ben bitirdim o yarışı ama hani
100 milden daha zor
oldu benim için.
Tabii o dönemlerde koşu bu kadar da popüler
olmadığı için ve koşu ekipmanları da
bu kadar bulunabilir olmadığı için
Onların da etkisi vardır illa ki.
Kesinlikle yani sosyal medya bu kadar yaygın değil.
Bu kadar koşu hakkında bilgi alabileceğiniz internette malzeme de yok.
Tecrübeli koşucu da yok.
Yok tabii o zamanlar ama ben dedim ki bunu bitirdim bir şekilde.
Dedim ben seneye geleceğim burada daha iyi koşacağım.
Evet bir sene sonra gittim daha iyi koştum orada.
Hazırlandım kısmen de olsa.
Hatta aynı sene maratonumu koştum 2017 yılındaydı o bahsettiğim İznik Ultra.
O zaman işte biz trail zehrini tırnak içinde almış oldum ben orada.
Trail tabii oraya girdikten sonra ben trailden çıkamadım açıkçası.
Sonrasında tabii maratonlarım oldu.
4 tane maraton koştum.
Fakat ama trail bizim en baştaki sevdamız oldu her zaman için.
Doğayı da seviyoruz, dağları da seviyoruz.
O açıdan trail'e ben devam ettim.
En uzun mesafe yarışların neler oldu UTM'den önce?
Şöyle oldu ben İznik'te 50 kilometre koştuktan sonra artık bu 50'ler 60 olmaya başladı.
Ve işte İznik'e tekrar bir 50 daha koştum.
Sonrasında işte Kapadokya'da 63 kilometre koştum.
Efes'te 60 koştum.
Tahtalı'da 60 koştum.
İda'da 60 koştum.
İstanbul'da da 60 koştum.
Bir ara hatta arkadaşlar bana şey diyordu.
60'cı Selahattin falan gibi.
Bütün 60'ları koşmuştum neredeyse Türkiye'de bulunan.
Sonrasında 2019 yılında Kapadokya'da 63 koştuktan sonra
120 koşan arkadaşlarımız CP'lerine desteğe gittim.
Hatta şey vardır.
Biz uzun koşucularda ya ben bir daha koşmayacağım ben bir daha uzun yapmayacağım falan deriz.
Ben de öyle o şekilde bitirdim o gün yarışı.
Ama akşamında daha 24 saat geçmedim.
O 120'deki arkadaşlarıma destek olurken ki o havayı görünce dedim ki ben seneye 120 koşacağım burada dedim.
Ve gerçekten de ilk kayıt olan bendim.
2019'un sonunda açılmıştı aralıkta kayıtlar.
Fakat 2020'de pandemi patladı.
Ama 2021'de ben 119 kilometre Kapadokya'yı ilk 100 kilometre artı olarak koşmuş bulundum.
Nasıl geçti? Böyle majör bir problem yaşadın mı?
Sevdin mi uzun mesafeleri?
Ki sevdin muhtemelen.
Yürütüyor bir de sen ama.
Şunu da kendi adıma söylemem gerekir.
Tabii ben bunu bu şekilde tavsiye etmiyorum ama ben bugüne kadar hayatım boyunca hiçbir şekilde antrenör veya coaching desteği almadım.
Tamamen kendi tecrübem, bilgim.
Belki denemeyen olma, belki zaman kaybıyla da anlamış olabilirim.
Orada da işte Kapadokya'da da tabii ki sorun yaşadım. Yani zaten trail veya dağlarda koşmak demek belli bir sorunlarla mücadele etmiyor. Çözümleri bulmak demektir. İşte çözüm bulduğunuz, kendinizi bulduğunuz belki sorunları orada çözdüğünüz hayatta da bunları uyguladığınız yerlerde diyebiliriz yerde bir tabirle.
Kapadokya'yı da kısaca anlatırsam hani ben 40. kilometrede ayaklarım su topladı dropback 63'te ayakkabılarım tekrar su topladı ama yedek ayakkabı dropback'te olduğu için o yarışı o kurtardı diyebilirim.
Sonrasında işte gecesi Kapadokya'nın gerçi 5 hafta sonra Kapadokya'da yaklaşıyor onun için de çok kısa bahsedebilirim.
İşte kum geçişleri mesela Akdağ derler 63 kilometrin en sert yeri ama bence 120 gördükten sonra Akdağ düşünmüyorsunuz bile.
Yani o kum geçişleri, o teknik yerler ve havanın çok geceyle gündüzün değişken olması en büyük sorunlardan belki bir tanesi Kapadokya'da.
Bir şekilde onu da ben bitirdim, finisher oldum.
19 saat gibi bir süreydi ama hep aklımda şey vardı orada 3 tane orada mide problemi yaşamıştım o yarışta ayrıca.
3 tane jelle bitirebilmiştim.
Hep işte enerjisiz kaldım
Çorba içemiyorum vs. ama
Bir şekilde bitirdim finisher oldum
Zaten hani Kapadokya'ya tekrar gitme isteğim
O yüzden benim 120'yi şöyle
Gerçekten istediğisi de
Daha iyi bir sürede bitirme isteğim var
Burada bir not olarak da şunu söylemek isterim
Ben bugüne kadar hiçbir dnf'im yok
Hiçbir yarışı bırakmış veya bitirmemişliğim yok
Yani 13 yılı düşününce
Bu çok güzel bir statistik
Evet ben buna çok dikkat ediyorum
Zaten yarışlara da şöyle çıkıyorum
Genelde 3 tane stratejiyle çıkarım
Bu ne olursa olsun çok çok büyük problem olmadığı sürece finisher olmaktır benim amacım.
Haricinde ortalama bir süre belirlerim.
Ona göre antrenmanlarım zaten son dönemdeki antrenmanlarım onu gösterir.
Veya daha önce parkuru koşmuşsam ona göre belli bir planda giderim.
Ve o günkü şartlarda en iyi süremi yapmaya odaklanırım.
Buradan da yine UTM bir bu senekine atıf yapalım.
Bu sene her şey yarışta benim için en iyisiydi.
Antrenmanımla birlikte hazırlığımın da tırnak içinde hakkını vererek çok güzel bir sürede bitirdim.
Çok mutluyum o açıdan. Yine yarışa devam edeceğiz detaylarda.
Peki bu UTMB'yi nerede duydun? Nasıl katılmaya karar verdin?
Ya tabii ilk bölümde de yine oraya atıf yapacağım.
Söylediğimiz gibi bu işte çevresel etkiler.
Sonuçta çevreniz gitgide artık hep koşucu oluyor.
Takip ettikleriniz koşu yarışları oluyor falan derken sosyal medyanın etkisi.
Biz artık UTMB'yi canlı olarak takip eder olduk.
Hatta hiç unutmuyorum bir gün Eskişehir Yarımaratonu'na gitmiştik.
Bizim yarış bitti. Çarşıda geziyoruz.
O zamanlarda Kilian'ın şampiyonluğu vardı. 2021 yılıydı sanırım yanlış hatırlamıyorsam.
Elimizde, çarşıda ben elimde telefonla canlı yayın izliyordum.
Çünkü saat 2 civarında Kilian finish'e geliyordu.
O zamanlar, hiç unutmuyorum o zamanları. O zamanlardan düşmüştü.
Hatta benim bir story'ım var paylaştığım yakınlarda önüme çıktı.
2021 yılında şey demişim, bir gün mutlaka şeklinde Yücelen B'nin bir story'sini paylaşmışım.
Evet yani gerçekten hayal etmek, onun için gerekliliklerini yapmak, çalışmak ve orada hayalleri gerçekleştirmek diyelim biz buna.
Çok güzel. İlk olarak 2023 yılında katılmıştın UTMB'ye hem de ilk çekilişte çıktı değil mi?
Ya ilk çekilişte şimdi herkes katılmak istiyor. İkisinde de ilk çekilişte yani ikide ikideyim ben yani.
2023'de de ilk çekilişte çıktı. 2026'da da 4 tane taşım vardı. Onda da tek seferde çıktı.
Baya şanslıyım bu konuda.
Kendimi öyle ad edebilirim.
2023 yılında taş yani 2022 sonuna kadar itra puanlarla katılım sağlayabiliyorduk.
Taş, running stone zorunlu yoktu.
UTM dedi ki 2022 yılının sonunda ben artık bu şekilde kayıt almayacağım.
Kura'ya giremeyeceksiniz.
Artık son senesidir.
O günde bir arkadaşla kahve içerken dedi ki hadi gel kayıt olalım falan.
Ya ne kaydı hani bütçesi, planı hiçbir şey yok.
Ya ne olacak ya zaten itra puanlarıyla son senesi.
Zaten çıkmıyor çoğuna. Bize de çıkmaz ki falan gibi dedi.
İyi dedim ben de olmuşken UTM 100.000'e açıktı şey benim indeks puanımda uygundu.
Dedim bari 100.000 olsun. Çıktı.
Çıktı ve koştuk 2023 yılında.
Tabii orada bayağı bir zorluk yaşamıştım uyku problemleri vs.
Ama bu sene 3 yıl öncesine göre daha tecrübeli daha güzel bir bitiriş oldu benim için.
Bana yarıştan önce şey dediğini hatırlıyorum.
O yarışa gitmeden önce nelerle karşılaşacağımı bilmediğim için
Hani biraz daha rahat kafam şu an nelerin beklediğini beni biliyorum.
Biraz daha stresliyim gibi bir şey söylemiştim.
Evet doğru.
Bunu sana da söyledim.
Birkaç arkadaşımla da paylaşmıştım.
Gerçekten ben yarış öncesindeki o bölümü daha zor geçtim diyebilirim kendi adıma.
Çünkü o dönem hani tırnak içinde cehalet mutluluktur diyoruz ya.
Yani o 2023'te parkuru bilmiyorduk.
Hayda girdik.
Birinci çıkışı yaptık.
İkinciyi yaptık dedik tamam artık hep böyle geçecek.
Dedim tamam gidiyoruz.
Ama burada teknik parkuru, zorluğu, gecesini, iki geceyi falan düşündüğüm zaman hep gözümde büyüyordu tabii doğal olarak.
Demin de dediğim gibi ben o yarış öncesindeki stres benim için çok zor yönetilebilen, yani yarış anını daha iyi yönettiğimi söyleyebilirim.
Bazen hani arkadaşımı arıyordum, ya işte ben şu an ne yapmam lazım diye soruyordum.
O açıdan gerçekten stresli bir süreç yani.
Hem maddi, manevi, hazırlığı, antrenmanı, yarış koşmaktan öte o süreç daha bir zor geçiyor geçtiğinde.
Yarış aslında ödül gibi değil mi?
Yani bu kadar cefa çekiyorsun.
Bunların yani birçok maddi ve antrenman olarak ve manevi olarak birçok şeye katlanıyorsun.
En son yarış aslında bayram yerine gelmişsin şenlik gibi.
Çünkü ben senin hikayelerini falan da hatırlıyorum.
Yarış başlamadan önce inanılmaz bir mutluluk.
Hani birazdan 100 mil koşacağım ama hani o an orada bulunmak, o ortamda bulunmak, o yarış koşuyor olmak.
Böyle sanki her şeye değer gibi bir halin var.
Çok doğru söyledin Onur.
çok doğru analiz etmişsin. Kesinlikle o ruh halindeydim.
Gerçekten her şey bütün aylardır verilen emek, aylardır yapılan antrenmanlar,
saatlerce sıcağın altında yapılan antrenmanlar hep o an içindi.
Hep o anın startına. Ben zaten 2023 yılında da, 2026 yılında da
tek hedefim startına öncelikli olarak sağlıklı başlayabilmekti.
2023 yılında başarmıştım ama bu sene sanki biraz sıkıntılı,
sanki değil de biraz sıkıntılı başladım açıkçası.
Çok güzel. Şimdi oraya gelelim. Yarışını anlatmadan önce yarışta nasıl bir kondisyondaydın? Nasıl bir durumdaydın? Sakatlık problemin var mıydı?
Şöyle söyleyebilirim. Tabii ben 13 yıllık bir koşucuyum. Bu 100 milden bahsettiğimiz zaman hemen 1-2 sene sonra koşulabilecek bir mesafe değil.
Vücudun belli bir dönemsel olarak bunu yedirmeniz lazım. Yani hem vücut hem fiziksel hem de mental olarak bu mesafelere yavaş yavaş çıkıyor olmanız lazım.
Beni süreç buraya götürdü diyebilirim. Ben ilk koşuya başlarken büyüteceğim bir 100 mil koşayım diye başlamadım. 4K'larla arkadaşa destek olayım diye başladım ama benim isteğim hepimizde vardır. Daha iyisi, daha güzeli, daha üstünü istemek gibi bir şey. Bende de böyle gelişti bu durum. 50'ler, 60'lar, 60'lar 100K'ları ondan sonra 100 mil'e getirdi bendeki bu süreç.
Tabii ben bugüne kadar şöyle de söyleyebilirim kendimle alakalı. Şimdi her şey önemli. Interval önemli, işte tepe çıkmanız önemli, işte beslenmeniz önemli, uykunuz önemli. Zaten şu diyoruz ya antrenman, beslenme, dinlenme. 3 saca yağı var. Bunlar önemli fakat bana derseniz ki ya neyi en başa koyarsanız ben derim istikrar.
Yani ben 13 yıl boyunca koşuyu pandemi dahil hiçbir zaman bırakmadım.
Sadece aralarda 3 kere bir sakatlığım oldu 2 aylık süreçlerde.
Onun haricinde her sene üzerine koyarak devam ettim.
Ve son senelerde de yaklaşık 4000 kilometrelik bir hacmin var.
Yıllık hani bu UTMB olmasa da var.
Bunun üzerine yarış antrenmanlarına başlıyorsunuz.
Zaten belli bir altyapı var, belli bir alt kazanımlar var.
Ondan sonra onun üzerine koyuyorsunuz.
koyuyorsunuz. Peki bu yarış
için özel bir hazırlığın oldu mu?
Özel parkurlar, özel beslenme,
özel gece
uyumadan koşma gibi gibi. Veya
antrenman sistemin nasıldı?
Şöyle özetleyebilirim. Biraz önce de
bahsettim. Var olan bir antrene
olan vücuda bu yarış
için tabii ki ekstra bir yükleme
yapmanız gerekiyor. Ben de
mümkün oldukça biraz da vakitle
alakalı 2023 yılında da
yani son 8 hafta yaklaşık
Ben 100-120 kilometre haftalık bir hacme ulaştım.
Ve 2023 yılında da bunu yapmıştım ama 2023 yılında vakitle alakalı sorun olduğu için elevasyon, yükseklik kazanımını haftalık bu seviyelere tutmamıştım.
Burada aynı hacimde bulunup daha kaliteli antrenman yaptığımı söyleyebilirim.
Yaklaşık 2500-3000 haftalık en az minimumda antrenmanlar yaptım.
Ana bir antrenmanım oluyordu.
İşte hafta içi genelde 50-60 kilometreler seviyesinde tutuyordum antrenmanlarımı.
Antrenmanlarımı asıl hazırlık işte 8 haftalık odam bahsedecek olursam.
Onun haricinde hafta sonları mutlaka 1000 elevasyonlu 25-30 kilometrelik antrenmanlar yapıyordum.
Bu işte benim eve yakın olan bir Ümraniye'de bir parkurumuz var.
Orada yapabiliyordum bazen.
Bazen Aydoğuz'da işte Uludağ'a gittik.
İki kere Uludağ'a gittik arkadaşlarla.
Böyle antrenmanlar yaptık.
Ve bu süreci böyle geçirmeye çalıştık.
İyi de dinleniyordum.
Dinlenmek çok önemli.
Uyku çok önemli açıkçası burada.
Böyle güzel bir antrenman süreci geçiriyordum açıkçası.
Ama ta ki son böyle en sert antrenmanımın bitme son 3 hafta kala hatta 11 gün sonra sizde de Kocaeli'de koşmuştuk.
Orada benim aşil tendonumda 2 sene önce yaşadığım bir problemim vardı.
Orada bir nüksetme durumu söz konusu oldu.
Tamamen antrenmanları ben kestim.
İşte doktora gittim.
İşte fizyoterapiste gittim.
Ve ne yapmam gerekir?
Yani her şeyi yaptık yaptık artık kuyruğuna geldik.
Orada bir sorun oldu.
Ki onun öncesinde de benim çözemediğim yıllardır belki didanemden bir kuat problemim var.
Hatta Marmaris Uhtara'da 70 koştum işte Trilie'de bu sene 60 kilometre koştum.
Onların 30. kilometrelerinden itibaren bu kuat reseps ve iç kasık problemi yaşamaya başladım.
O ara bunlarla uğraşıyordum.
İşte doktora gittim işte kan değerlerinde problem var ne yapmamız lazım?
Hani bir problem görünmedi yani acaba bununla alakalı mı toparlamıyor gibi düşündük orada.
Fizyoterapiste gittim bunu çözmek için.
tam o anda başka hiç beklemediğiniz yerde
aşilde bir problem çıktı.
Tabii o kadar şey yapıyorsunuz, hazırlık yapıyorsunuz
aylardır bekliyorsunuz, işe kura ile
çıkıyor, şartlarını yerine getiriyorsunuz
antrenman da bitmiş gibiydi böyle
tam artık dinlenmeye, taper dönemine
yavaş yavaş azaltmaya girerken böyle
bir şeyin olması gerçekten o süreçte
beni çok yordu ve üzdü ve
büyük bir stres tüketti bana ayrıca.
Ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyetteydim.
Acaba koşsam mı doktora gidiyorum bıraktım
tamamen koşuyu. Son zaten 3 haftalık
süreçte benim 20-30 kilometre toplam
koşum yoktur. Yani Strava
kayıtlarında açık isteyenler bakabilir. Orada
tamamen hani 120-120-120
sonra 10-15
falan böyle kayıtlar. Özel bir taktik
gibi. Ya aslında
biraz da bir yönden de hani biz
onun tarafından da bakarız. Bir yönden de iyi oldu. Hatta
arkadaşlar da bunu söyler. Ben
müsait olduğum için vakit olarak bu sene
belki de koşup kendimi yoracaktım. Hep dinlenme
dedik ya. Orada ciddi bir dinlenme oldu
benim için. İyi bir dinlendim. İşte
doktora falan gittim. Sonrasında fizyoterapiste
gittim. En son gittiğimde dedi ki
ya bir dene bakalım falan dedi.
Denedim böyle var gibi de yok
gibi de. Hani şey de yapamıyorum.
Hani böyle şey oluyor güvercin rüketli
oluyor. Artık şey oldu.
Sonra bir 10K daha koştum. En son dedim ki
artık yarışta ne çıkacaksa bilmiyorum.
Orada yarışta göreceğiz. Yani tam
ciddi bir antrenman da yapamıyorum. Hani bir şey olacak
nüks edecek veya oradaki problem
bir ödemdi önceki. Ödem
oluşmuş muhtemelen orada.
O ödemi dinlenerek biraz daha azaltabilirim
Ya da koşarak belki fazlalaştıracağım onu da bilmiyorum.
Yani hani çözebileceğim bir şey de yok.
Öyle bir sürecim de yok maalesef.
Yani orada bir bilinmezlikler var.
Bir stres altında tam olarak ne yapacağını da bilmiyorsun.
Ama elinden geleni yapıp yine de o start çizgisine gittin.
Ve çok şükür büyük bir problem de yaşamadın.
Birazdan da yine konuşuruz.
Evet kesinlikle.
Yani bu bilinmezliklerle gittim doğal olarak.
Gerçekten hani benim de fiziksel ve bilimsel olarak açıklayamadığım şekilde hiçbir problem çıkmadı.
Ama tabii bunun çıkmayacağını bilemiyorsunuz.
O stresle, o yükle, o yarışa çıkmak zorundasınız.
Hatta ben giderken bir post atmıştım Instagram'da.
İşte kuatlarla uğraşıyoruz, kasıklarla uğraşıyoruz.
Burası çıktı.
Bilmiyorum ne olacağını falan demiştim.
Ama son gün attığım yarış postumda artık bütün bu halileri bırakarak
finish'e gelme zamanı şeklinde.
Çünkü benim şöyle bir yapım var.
Tamam hani tırnak içinde ağlıyoruz, sızlıyoruz ama
parkura çıktığımızda da artık her şeyi geride bırakıp
sonuna kadar mücadele etme dönemi başlamış demektir bizim için.
Evet. Ya tabii şimdi kolay değil.
Bu böyle herhangi bir antrenmanı ekmek gibi değil ki.
İşte aşilim ağrıyor. Neyse bu pazar uzunluğu yapmayayım değil.
Sen sonuçta vizeni aldın.
Bir önceki bölümde de konuştuk.
2000 Euro'luk yaklaşık bir harcama yaptın.
Aylarca antrenmanlar yaptın.
Bunun hayalini kurdun.
Bu kadar şeyi yaptın ve bir anda sonra koşup koşmama kararı
işte acaba sakatlığım tekrar nüksedecek mi?
Yarışta ne olacak?
ikilemleri gerçekten insanı
zorlayıcı bir şey. Bir de hiç
DNF olmamış. Hani onun sorumluluğu
bir öncekinden daha iyi koşmalıyım.
Yani insan performansı arttıkça
beklenti de artıyor kendinden.
Bunlar da bir stres sürekli.
Tabii şöyle bir şey söyleyeyim. Bırak
antrenmanı olur. Ben 2023 yılında
koştuğum yarışta 130'dan
sonra sürekli yürümüştüm. Kuaför
sepsilerde problem yaşamıştım. Hiçbir zaman
bırakmayı düşünmedim. Sadece 155.
kilometre Valörs'un çıkışından sonra şey
dedim yani yürüyorum artık yani
saatlerdir yürüyorum. İkinci
gecenin sabahına geldim. Ya dedim
ben bu yarışı bitiremeyeceğim
bacak bitirtmeyecek bana ya da
dedim katafuk alacağım. O şey orada
bana geldi. Ama ne
2023'te ne de bu sene
hiçbir zaman bırakmayı düşünmedim. Hatta senle de
hatırlarsan yazışmıştık.
Bu podcast konuşmuştuk. Ya demiştin
hani bitirirsen bitirici olarak bir
podcast yaparız. Bitiremezsen yine podcast konusu
olur. Ben sana net ve
ciddi bir şekilde şunu söylemiştim. Benim için
öyle bir plan yok bitirememe gibi.
Evet öyleydi. Ben öyle çıkıyorum zaten.
Öyle bir plan yok. Ama tabii daha önce de
dedik ultra trayiller her
an her şey başınıza gelebilecek şekilde
çıkmanız lazım. Onunla mücadele
etmeniz lazım. Ben de o tecrübeye
sahip olduğumu düşünüyorum.
Gerektiğinde o mücadeleyi veriyoruz.
Evet benim zaten bırakacağından asla
bir şüphem yoktu. Sadece orada
başına kötü bir şey gelirse atıyorum
midem bulandı, işte
beslenemedin, düştün ve herhangi
bir aksilik yaşadın. Hani yine de
devam edeceğini ve tamamlayacağını
zaten biliyordun. Ama hani
kötü bir şey gelirse moralim bozulmasın diye
bak bu da konu olur diye söylemiştin.
Yok yok farkındayım bunun. Ben de
o şekilde söylediğini biliyorum.
Tabii ki yani çok yarışın
esnasında anlatacağım ben bunu.
Çok inişleri çıkışları olan, kendi adıma da
vücut adına da çok inişleri çıkışları olan
bir yarış bu. Sonuçta hani
yaklaşık 40 saatlik bir süreçten ve
2 gece uykusuzluktan bahsediyorsunuz. Bunların da
olması çok normal. Ama ben
hiçbir anında bırakmayı düşünmeden devam etmek istedim, bitirmek istedim ve mutlu sona ulaştım.
Çok güzel. Peki bu gece kısmından bahsetmişken şimdi iki günlük bir yarıştan bahsediyoruz.
Dolayısıyla ben şunu da merak ediyorum. Gece koşmak için ekstra bir antrenman yaptın mı?
Mesela uykun geleceği zaman ne yapacaksın? Uykulu bir halde bunun antrenmanı yaptın mı?
Veya gece ne bileyim üçte beşte hiç koştun mu? Böyle bir şeye gerek var mı?
Yoksa normal bir koşu antrenmanıyla gidip sadece yarışta o tüm gece boyunca koşmayı tecrübe etmek yeterli oluyor mu?
Onu merak ediyorum.
Ya şöyle söyleyebilirim.
Ben ekstra gece antrenmanı yapmadım.
Fakat ben bazı arkadaşlar için gerekebilir.
Bu da tabii kişisel bir durum.
Bir şey diyemiyorum.
Uykuya olan dirençle biraz alakalı.
Dirençten öte geceye alışayım falan diyebilirler ama benim mentalim güçlü.
Yani gece koşmakla ilgili bir problemim yok.
Gece, gündüz, yağmur, soğuk, kar.
Benim öyle bir problemim yok.
Gece koşuslarında da katıldım. Kapadokya'da da geceye kaldım.
2023'de de gece koştum.
Ama ekstra bunu özel gece antrenmanı yapmadım.
Yani şunu söyleyebilirim.
Ben şimdi ikisi kere gittim.
İki gece geçirdim ikisinde de.
Üçüncü kez gitsem uyku ile ilgili ne yapabilirim?
Onu şu andan veya birisi sorsa bana ne tavsiye edirsin?
Ona şu andan bir cevap veremem.
Sadece parkur anında ona karar verebilirim.
Ve öyle de yaptım.
2023 yılındaki koşumda Selahattin'in uyuması gerekiyordu.
Ama burada uyumadım.
Ama o da parkur esnasındaki fiziksel durumuma bağlı.
Demin de dediğim gibi yarış öncesinde iyi bir dinlenme gerekiyor.
Onun haricinde de yarışta artık başınıza gelebilecek şeyleri o anda bazı şeyleri karar vermeniz gerekiyor.
O şeydeki kendi fiziksel durumunuza göre.
Evet tabii dediğin gibi değil mi?
Herkesin kişisel olarak uykuya olan hassasiyeti de farklı karşı koymaya olan.
Ki sen diyorsun ki ben aynı benim farklı yıllardaki yarışımdaki durumu da farklı olabiliyor diyorsun.
Tabii ki ben şunu söyleyeyim.
Mesela ben uykuyu seven birisiyim.
Yani çok uzun uyumam ama deliksiz uykum ve uykumun geldiği anda çözemediğim çok zamanlar olmuştur.
Yani şöyle bir örnek vereyim.
Ben şehir dışından benim evim Ümraniye'de oturuyorum.
İstanbul'a gelirken Gebze'de uykumu çözemeyip arabada yattığım olmuştur.
Yani hani ne kahve ne enerji içeceği hiçbir fayda etmiyor.
Tamamen bu o anki hissiyat ve efora bağlı.
Hani uyuyup daha iyi bir performans gösterebilirsiniz.
Ama benim bu yarıştım.
İşte 2023 için bunu söyleyebilirim. Uyumak gerekirdi o günkü Selahattin. Çünkü belli parkurun bölümünde ayakta uyuyarak gittiğimi hatırlıyorum. Hani diyorum ya yemin edebilirim ama ispatlayamam. Hatırlamıyorum parkurun bir bölümü uykudan dolayı. Ama bu sene o sene uyusam belki oradaki sonraki performansım daha iyi olacaktı. Ama bu sene çok iyiydim ikinci gecede. O yüzden uyumaman benim için daha faydalıydı.
Peki yarışmacıların geneli uyuyor mu? Böyle kısa atıyorum 20 dakika, 30 dakika, 15 dakika uyuyup devam edenler çoğunlukta mı?
Yoksa genellikle hiç uyumadan koşmak mı daha çok tercih ediliyor?
Bir de böyle kafeindir yani uyku engelleyici takviyeler alınıyor mu?
Kafein, nijel mesela evet işe yarıyor mu?
İşe yarıyor ama bunu ben yarış esnasında kendi hikayemi anlatırken cevap vermek istiyorum kafein, nijel muhabbetine.
Çünkü o benim için ikinci gecenin kırılma noktasıydı.
Onun haricinde zaten elitler hani birinci olan bu seneki birinci Ben Dihman 18 saat 16 dakikaydı sanırım geldi.
Onunla uyumayı bir problem yok.
Tek gece geçiriyor çünkü.
Öyle bir derdi yok.
Biz ölümlülerden bahsediyoruz.
Biz ölümlülerden genelde bizim gibi ölümlüler 30 saat üzerinde uyuyorlar.
Tabi o bazen tek yerde uyuyor bazen farklı yerlerde uyuyorlar.
Çözemiyor olabilirler.
Buna da dediğim gibi yani ben de çözemiyor olabilirdim.
Direkt bir bunun çözümü matematiği yok ama hani insanların kendine göre kendi fiziksel durumlarına göre planlarını ona göre yapmaları lazım.
İşte kafein iyi geliyorsa kafein, kahve iyi geliyorsa o anda kahve, kola iyi geliyorsa kola vs.
Bunları deneme yanılma kendi vücutlarını tanıyarak çözmeleri lazım yarış öncesinde.
Bir de şeyi merak ettim. Böyle iki günlük bir yarış için bir gün öncesinde ekstra bir şey yapıyor musun?
Mesela normalde her günde uyku düzenin var ya bu da akşam başlayan bir yarış ya.
Bunun için mesela uyku düzenini değiştirdin mi? Son 1-2 gün kala hani daha çok uyuyayım, uyku depolayayım tarzı veya farklı bir saatte yatıp kalkayım tarzında bir şey yaptın mı?
Evet anladım. Yani şöyle birinci bölümde de anlattığımız gibi Panayır gibi bir yer. Biz Salı günü oradaydık arkadaşlarla. Zaten sabah uçakla gittik buradan Cenevri'ye.
Akşamına anca gidiyorsunuz. Cenevri'den tekrar otobüslerle falan Şamoniye'ye gidiyorsunuz.
Panayır gibi o Panayır'da işte oradaki etkinliklerde sizde bulunmak istiyorsunuz.
Yeni markalar işte yeni ürünler işte ayakkabılar gezmek istiyorsunuz.
Çok dinlenmeyle geçmiyor öncesi açıkçası.
Sonra işte o sesi başlıyor falan.
Çarşamba, Perşembe, Cuma günü zaten bizim yarışımız.
Ama mümkün oldukça yani 20 bin civarında adımlar atmışızdır çarşamba, perşembeleri.
Hani ilk bölümde de söylediğim gibi ev yakın olması yine çok büyük avantaj.
Eve geçiyorduk ve dinlenmeye çalışıyorduk.
Normal uykumuzu uyuduk o günlerde.
Cuma günü de hiçbir yere çıkmamadık.
Tamamen evde hani uyumadık.
Uyumadım ben.
Yine beraber koşumuz Sadık vardı.
Sadık Taşkın.
Onunla aynı evde kalıyorduk.
O da aynı parkuru koşuyordu.
Evden çıkmadık.
Yani yatağa uzandık.
Gözlerimizi kapattık.
Dinlenme modundaydık tamamen.
Buydu bizim son günkü hazırlamamız.
Peki yavaştan starta doğru gelelim o zaman.
Yani start öncesindeki senin durumunu az çok anladık şu anda.
Kafamızda bir resim oluştu.
Peki start anı nasıldı ve sonrasını nasıl devam ettin?
Tabii bu bütün sinir, stres, hazırlık vs. o büyük start içindi.
Tahmin ediyorum sizler de canlı yayında startı izlemişsinizdir.
Biz içinde olarak o heyecanı yaşadık.
Şu anda bile böyle heyecanlanıyorum size anlatırken startı.
Ya ben sana şöyle söyleyeyim.
Kaçkar Bay UTMB'de bile benim gözlerim falan doldu böyle.
O okuluşma, tulum sesi.
Farklı bir psikolojiye girdim.
Hani UTMB'nin kendisinde olmak nasıl bir psikoloji?
Ben Instagram'dan da video çekerek paylaşmıştım.
Hatta sabit story'lerimde duruyor bakabilirler.
Öncesinde zaten ben duygusal bir insanım.
Baya bir duygusallıkla bir video atmıştım.
Sonrasında start anında da bir video çekmiştim.
Tam starta başlamadan önce burada farklı bir araya girmek istiyorum.
Burada yanımızda destekten de bahsettik.
İşte CP'lerde vs. ama haricinde yanımızda olmasa da,
yanımda olmasa da o kadar çok güzel arkadaşım var ki onlarca, yüzlerce.
Yani onların aramaları, mesajları.
Yani ben yarış esnasında tamamen internetimi ve telefonumu, telefonum açıkta ama internetimi kapatmak durumunda kaldım.
Hani konsantre olup bilmek adına ama.
Yani inanın yarıştan sonra o kadar mesaj geldi ki.
Ve onların geldiğini hissediyorsunuz.
Hisseder misiniz? Hissediyorsunuz yani net.
O kadar ben de yarış boyunca 3-4 tane story ile en azından nerede oldum, nasıl olduğuma dair bir fikir vermez aslından takip ettiklerini bildiğimden dolayı paylaşmaya çalıştım.
O destek gerçekten çok önemli.
Yani onu hissediyorsunuz, ona güç alıyorsunuz, gerçekten güç alıyorsunuz.
Onu bahsetmek istedim.
Tabii zaten belli bir süre sonra fiziksel olarak değil mental ile gidiyorsun ya.
Orada da yani mental destek olarak bunları düşünmek çok daha iyi geliyordur yani.
Kesinlikle, kesinlikle çok önemli.
Boşluğa bakarken birden o sesi duymak, o mesajı görmek yani o an bir kendine getiriyordur yani.
Tabii ki, tabii ki.
Yakın arkadaşlarım vardı.
Sadece onlarla bir iki ekstra bir mesajlaşmam oldu.
Hani 5-6 kişilik bir yakın arkadaş onlara da hani bana tek tek soracaklar.
Dedim ya bir sizinle ses kaydatayım hepiniz duyun falan gibi.
Bir de şunun farkındasın ya mesela bilmem kaçıncı kilometrede bilmem kaçıncı saattesin.
Ama birilerinin şu an canlı olarak seni takip ettiğini biliyorsun.
Hani ondan bahsediyorsun aslında.
Yani seni izleyen birileri var.
Diyorsun ki ben işte atıyorum 125. kilometredeyim ve şu an benim burada olduğumu görüyorlar.
Hani o da güç veriyordur insana.
Ya kesinlikle güç vermez mi yani?
müthiş bir durum. Yani çok
yazan oldu arkadaşlarım. Biri dedi ki
bir arkadaşım yazmış. İşte
gece kalktım sana baktım dedi yani.
Ve benim ikinci gece çok iyi geçmişti. Oraya
geleceğiz. Dedim herhalde ikinci geceyi ben ondan
iyi koştum. Yani hani fiziksel
ve bilimsel açıklayamadığım bazı şeyler var.
Herhalde ondan
dolayıdır. Çünkü heyecanla bir de
şey diyenler de var. O kadar heyecanlı
ve hani CP geçişleri
CP geçişlerinde işte videom oluyor
vesaire. O kadar heyecanla takip ettik
gidiyorlar. Yani böyle çok güzel
bizim için de bir şey oldu
falan. Yani sadece benim olduğum
için değil de güzel bir onların da
takip ettiği güzel bir yarış olduğu için
seninle beraber koşmuşlar.
Evet sağ olsunlar. Hepsi çok sağ olsunlar.
Bu arada ben de iş yerindeyken böyle
ara ara izledim. O dediğin gibi
CP geçişlerindeki videolara vesaire
baktım. İzleyen için de çok güzel bir şey.
Yani orada binlerce kişinin
arasında senin tanıdığın
arkadaşın, eşin, dostun orada
yarışıyor. Onu takip etmek
böyle uzaktan da olsa güzel bir duygu.
Yani iki taraflı bir şey olduğunu söyleyebilirim.
Tabii ki.
Yani orada takip edilmek, takip edildiğini bilmek.
Çok güzel bu duygu.
Bir de sen biraz hani duygulanmıştın yarıştan önce.
Az önce de bahsettin.
Bu arada ben onu görünce böyle ilk şaşırdım.
Gerçekten neredeyse böyle ağlayacaksın.
Gözlerin dolmuş.
Biraz ondan bahsetmek ister misin?
Ya evet duygusal bir insanım.
Bahsetmeye çalıştık.
Hazırlık süreci, bunun verilen emekler
toplanıp orada geliyor.
Biraz önce de söylediğimde ben yarışı aslında daha iyi yönettim.
Yarıştaki anımı, geceyi, gündüzü neyse.
Yarış anını ama yarış öncesi stresimi çok iyi yönettiğim, yani yönettiğim ama
hani o stresi ben bile kaldıramadım bir noktada.
Gerçekten bütün duygular birleşiyor.
Bu da şeydir yani ben sıfır stres veya sıfır heyecan olması da güzel değil.
Çünkü o heyecanı, o ambiyansı yaşıyor olduğumun belirtisi belki de o benim için.
Evet duygusal bir story atmıştım orada.
Baya da hani gözlerin de doldu yarış esnasında da.
Ya şu an bile doldu ya.
Güzel duygular yani güzel duygular.
Çok güzel de geri dönüşler aldım, mesajlar aldım.
Herkese artık tavsiye ederim diyeyim.
Yani insana bu duyguları yaşatabilen bir şeyi yaptığımız için ve bunu bulduğumuz için bence de çok şanslıyız.
Bu yaşlarda yani insan bir hedefe kitlenip onun için uğraşıp emek verip.
Ve bunun sonucunu görünce kendine bunu yaptıkça yaşadığını hissediyorsun.
Tabii tabii çok önemli.
Ve bu şey gibi yani biz tutkumuzu bulmuş insanlarız.
Bu konuda da çok şanslıyız.
Kesinlikle.
Yani bu bizim için koşmak olabilir ama başka biri için başka bir şey olabilir.
Ve çoğu insan tutkulu olduğu şeyi bulamadan göçüp gidiyor.
Biz gerçekten bize bu heyecanları yaşatan bu sporun içinde olduğumuz için ve bu çevrede bulunduğumuz için çok şanslıyız.
İnsanın tabii ki çok doğru söylüyorsun.
İnsanın hayatında ailesinin, işinin haricinde tutkuyla bağlayan bir uğraşısı olması gerektiğini düşünüyorum.
Çok önemli bizim de koşmak diyelim.
Hem koşmak hem koşanı dinlemek.
Sürekli bunun hakkında konuşmak.
Süresi ona çevren de mi oluyor zaten?
Senin gibi insanlar çoğalıyor.
Şu an mesela konuşuyoruz ya bir saat iki saat konuşabiliriz sıkılmadan.
O maratondaki koşu gibi.
Sabaha kadar anlatabilirim.
Kahve içip kafein içip.
2 gece uykusuzluğum var ben antrenmanlıyım
Ne yaptın konuştun
Güzel
Peki starta doğru geçelim o zaman
Evet şöyle bizim start 17.45'teydi
Yerel saatle
Hava durumundan dolayı 2 saat ertelendi
İyi ki de ertelendi
Ciddi bir yağmur yağıyordu
Islanmadan yarışı bitirdik tamamında
Evin yakın olmasıyla birlikte biz 17.15 civarında
Evden çıktık yürüyerek
Start alanında bulunduk
19.45 özür dilerim 2 saat ileri alındığında
Şunu sorayım. Mesela yağmur yağmadı dedin ya.
Yağmur yağdığı zaman çamur olup ekstra zorlaşan kısımlar var mı parkurda?
Yoksa soğuk mu oluyor hava?
Şöyle söyleyebilirim. Biz de bazı yerlerde çamur bekliyorduk.
Ciddi yağmur yağdı. Hatta CCC komple yağmurda koştu.
Ama böyle gözle görülür pek bir çamur yoktu parkurda.
Bir yerde ben bir çamura girdim. O yüzden ayakkabımı değiştim ama
hani şey değildi yani çamurla ilgili bir sorun yaşamadık yani.
Onun haricinde starta tekrar dönersek işte oradaki ambiyans ben hatta bir video çekmiştim yani bu müziği burada canlı dinlemek start anında anlatılmaz.
Yani benim kelimelerim yetersiz onu anlatmak için.
Siz de görmüşsünüzdür o start anını.
Biz de çok gerilerden değildik startı aldık.
Yaklaşık 7-8 dakika bir start sürmüş anladığım kadarıyla ama yani videoları izleyin mutlaka.
oradaki ambiyans
starttan sonraki insanların
kenarda kilometrelerce
yüzlerce binlerce
insanın desteği yani
neden mi UTMB? Orada
yine bir videom vardı. İşte bu yüzden UTMB.
Yani kilometrelerce insan
kuyruğu var. Bir bakıyorsunuz
bir dağdan böyle akşam
karanlık yani oraya arabayla gidemezsiniz.
Arabayı bırakıp bir müddet
yürümeniz lazım. Oraya insanlar gelmiş
çiğ rizon yapmışlar ama hani ne cinsiyetine
ne milliyetine hiçbir şeyine bakmıyorlar.
Bazen Türkiye diye şey yapıyorlar.
Seslenerek bayrak var bip numarasında.
Bip'in önünde.
Bazen Selahattin, bazen Sebastian
falan diyorlar. Çeviremiyorlar.
O kadar böyle samimiler ki.
O kadar insana iyi geliyor ki.
Yani müthiş ya. Anlatılmaz yani.
Acayip bir ambiyans var.
Gerçekten bu işin nirvanası burası.
Biz de seviyoruz tabi bu tarz
şeyleri, destekleri.
Zaten bunlarla güzel aslına bakarsan.
Bu koşu sırasında
hani tanımadığın insanlarla olan bu etkileşimin yanındaki koşucuyla yeri geliyor.
Sohbet ediyorsun veya yardımlaşıyorsun.
Veya tanımadığın birisi sana CP'de yardım ediyor vs.
Bunlar çok bu sporu daha böyle güzel hale getiren şeyler.
Tabii tabii.
Şuna yapamazsın yani.
Kollektif olarak bunu yapıp okey olman lazım.
Tek başına belki yani neden yapıyorum diye bırakırsın ama
herkes bunu yapınca ben de yapmalıyım.
Hani o bir topluluğun parçası olmak.
Ultrada şöyle bir şey var. Herhangi bir problem yaşayan birine yardım etmek zorundasındır.
Ama biz bunu ben de parkur esnasında, yarış esnasında gördüm.
Çoğu kişi hani iyi misiniz vesaire var mı yardıma ihtiyacınız gibi.
Tabii ki ben de elimden geldiği kadar mümkün olan, ihtiyacı olanlar da yardım etmeye çalıştım.
Evet o birliktelik çok önemli.
Herkes birbirine tamamen tamam.
Bir yarış esnasındasınız ama.
Hani benim yarışım birilerini tabii ki geçmek isterim ama kendimle işte daha önceki süremi geliştirmek,
daha iyi bir sürede bitirmek, finisher olmak.
Ama haricinde parkurda herhangi birinin yardım ihtiyacı olduğu zaman yardım etmek hepimizin hem görevi hem de sevindiriyor.
Bir de tehlikeli bir şey yani orada birini bırakırsan ve yani dağda kalmış, ulaşım yok.
Nasıl kendini ısıtacak, ne yiyecek yani.
Biraz da tehlikeli bir yolculuk.
Zaten yapılmamalı o farklı bir seviye.
Bir de hani şey böyle yani sadece moral motivasyon vermek bile çok güzel.
Hani bir yardıma ihtiyacı olursa tabii ki zaten yardım eder insanlar diye düşünüyorum.
Ama hiç tanımadığı birine işte adıyla seslenmek, bravo falan demek.
Bilmediği milletten.
Yani o dediğin gibi oraya kadar arabanın gitmediği yere o kadar emek verip gidip o insanları desteklemek.
Veya yarışın bitiyor o yorgunlukla finish'e gidiyorsun yeni finish'e gelenleri selamlıyorsun vesaire.
Bunlar çok güzel bir kültür yani.
Kesinlikle kesinlikle hepimizin yapması gereken yapan.
Bu destek bölümünü bir anekdot daha ekleyerek bitireyim isterseniz.
2. CP 22. kilometre Sangerbez CP'siydi.
Yine onu 2023 yılından da hatırlıyorum.
Oraya girdik şehre.
Böyle şehre giriyorsunuz.
Aşağı doğru gidiyorsunuz.
CP'ye giriyorsunuz.
Tekrar aynı yerden çıkıyorsunuz.
Ya onlarca yüzlerce insan videosu da vardı sağa sola.
Bir de bizim start ileriye alınca gece 11'i falan geçmişti bizim oraya girişimiz.
O saatte yüzlerce insan böyle koridor yapmışlar.
Ya inanılmaz inanılmaz bir destekti.
Onun haricinde diğer CP'lerde parkurda da şunu da söyleyelim söylemeden geçmeyeyim.
Zaten ilk bölümde de şunu söylemiştik.
Tour de Mont Blanc yani bu meşhur bir yürüyüş yolu.
Gündüz özellikle o kadar çok insan var ki bunu yürüyüşe çıkanlar yani.
Karşılaşıyorsunuz hepsi tezahürat yapıyor, alkış yapıyor, yol veriyor, destek veriyor.
Her yerde insan görmeniz mümkün yani parkur boyunca.
Koşan haricinde.
Yarışırken de parkurda yürüyüş yapan yarış dışı insanlar çok fazla var.
Her yerde var da öyle bir kültürde var zaten.
O yüzden UTMB yani bu yüzden UTMB.
Yani bizim en meşhur yarışımız İstanbul Maratonu'nda bile hani yeni kapıdan sonra hiç kimse olmuyor maalesef.
İnşallah spor kültürü daha çok gelişir ülkemizde.
Aslında ülkemizde bu like yolu bunun için biraz daha uygun gibi yani.
Hem yürüyüş yolu hem artık koşulmaya da başlanıyor.
Yani bu tarzda bizde bir turistik koşu Likya yolunun çevresinde yapmak.
Likya yolunda yapıldı zaten.
Yapılıyordu.
Belli bir dönem yapıldı ama hani çok şey olmadı.
Ben koşmadım tabii.
Doğru söyledin.
Çünkü burası da Likya yolu gibi bir yürüyüş yolu.
İki yolu da aynı mantalitede.
Bir dönem yapıldı.
Hatta beş gün yarışları falan da oldu.
Kendine yetimeli Likya'da düzenlendi.
Olabilir.
Aslında Likya yolunda da güzel bir parkur çıkar ama işte parkurun veya organizasyonun da güzel bir şekilde olması lazım.
İşte insanların ona rağbet etmesi lazım.
Umarım olur diyelim.
Böyle UTMB'ye rağbet arttıkça belki böyle ihtiyaçlar da artar ve tekrar gündeme gelebilir.
Bakalım.
Peki şimdi ben şeyi merak ediyorum.
Benim tahminimce böyle uzun bir yarıştaki en önemli şey herhalde beslenme.
Çünkü beslenmede sekteye uğradığınız zaman.
Yakıt yok yani.
Aynen öyle.
Yakıt olmadan devam edilemez böyle bir parkurda, böyle bir mesafede.
Dolayısıyla sen beslenmeni nasıl yaptın?
Hani nerede problem yaşadın?
Mesela ilk CP'lerden geçerken ne yaptın?
Kaç saatte bir ne aldın?
Böyle biraz onlardan bahseder misin?
İnsanlara da bir tecrübelerini aktarmak.
Doğru evet Onur.
Gerçekten beslenme.
Yani yarış öncesi antrenmanın ne kadar önemliyse
yarışta da en önemli şey beslenme kesinlikle.
Ben zaten 2023 yılında döndüğüm zaman
hep bunun muhasebesini yapmıştım kendi adıma.
Beslenmeyi iyi yapamamıştım.
Mide almıyor.
İşte o anki vücut kabul etmiyor vesaire.
Beslenmeyi ne olursa olsun iyi yapacağım diye.
daha iyi yapacağım diye gitmiştim.
Evet bu sene beslenme konusunda sorun yaşamadım.
Şöyle ben yarışın anlatmaya başlayalım.
Hem de beslenmeye de orada değineceğiz.
Şöyle bizim iki tane drop bag'imiz vardı.
Biz hazırlık yaparken zorunlu malzeme yanımıza alacağımız
kendi sırt çantamızı, eleğimizi alacağımız şeyleri ve drop bag ayrımlarını yaptık.
İşte ne kadar drop bag'e geleceğimiz ilk drop bag'imiz 82. kilometre.
Kormuyor drop bag'iydi.
Yaklaşık 15 saat ve saatte bir adet jel alacak şekilde kendi yanıma aldım.
Artı tuz apı, artı elektrolit.
Her zaman yanımda iki tane suluğum oldu.
Bir tanesinde sürekli elektrolitli su oldu.
Haricinde işte kafeinsiz jellerle başladım.
Ve Dropbag'de de Cormier Dropbag'e işte yedek kıyafetlerimi koydum.
Bütün tamamen her şeyimi koydum.
Yedek olarak olabilecek işte şortumdan, tişörtümden, uzun kollusundan.
Haricinde de Şampex 130. kilometrede de eskiden tek sahacı Cormier vardı.
Bu sene Şampex'de Dropbag yaptılar bizim için.
Oraya da aynı şekilde bütün işte hem jellerimi 3'e böldüm kilometreye göre.
Hem tuz haplarımı oraya koydum.
Hem elektrotlerimi ayırdım.
Hem de kıyafetlerimi hepsine yedekli koydum.
Artı işte şampeye yedek ayakkabımı da koydum.
Bir tane yedek ayakkabım vardı.
Bu şekilde yarışa başladık.
CP'lerde gayet yeterliydi bana göre ama tabii hepimizin ağız tadına uygun olmuyor.
Yani çay çok içtim birkaç yerde çay içilebilir gibi değildi.
Kahve yoktu.
İşte kolası çok iyi değildi.
Sıcak su veriyorlardı falan.
İşte çorbası bizim ağız tazımıza uygun değildi.
Pilavını da çok beğenmedim.
İşte makarna.
Ben nasıl beslendim CP'lerde?
Genelde işte tabii şey vardır.
Yarışa on jel planıyla çıkarsınız ama genelde birkaç tane geri döner.
Yani tamamını kullanmayabilirsiniz.
Genelde böyle olur uzun yarışlarda.
Ben bu yarışta saatte yani bir buçuk saatte maksimum bazen almadım.
Ama genelde uyudum.
Bir saatliğe uyumaya çalıştım.
Tabii sonraları biraz daha uzadı jel alma sürem ama şöyle söyleyebilirim.
Mutlaka jelimi kullandım.
Mutlaka tuz yapımı attım.
Mutlaka elektrolitli su kullandım.
Ve şöyle söyleyebilirim.
Yarış boyunca yaklaşık 25 tane jel kullandım.
Bunların yarısından çoğu 15 tanesi işte şey olabilir.
Kafeinsiz olabilir.
Sonrası yarı yarıya da diyebiliriz.
Tam hesabını tek tek incelemedim ama kafeinli oldu.
İkinci yarıya kafeinli ile başladım.
Çünkü kafein elektriğe alıp ondan sonra kafeinliğe geçip sonra tekrar dönmek olmuyor.
İşte kafein uyarıcı etkisi var.
Kafeinliği ikinci yarıda kullandım.
Onun haricinde CP'lerde ekmek mümkün olacak.
Katı beslenme, ekmek, kaşar, peyniri sürekli her CP'de yedim.
Peynirleri çok güzel, ekmekleri çok güzel bu arada.
Haricinde işte kuru yemiş vardı.
Karışık kuru yemişlerini yiyordum.
Artı meyve, karpuz, kavun vardı birkaç CP'de ama karpuz genel olarak beslendim.
Karpuz, elma, muz, çay, bazı yerde sipilerde makarna, pilav ama her sipide mutlaka ekmek, kaşar, meyve, kuru yemiş.
Bunları beslendim.
Haricinde işte iki tane drop back'li üstümü değiştirdim.
Tuvalet ve bir yerde bir masaj yaptım.
Onun haricinde ekstra bir dinlenmem olmadı.
Yani çünkü iyi hissettiğim, iyi hissettiğim yer devam etmek istedim.
Çok fazla ritmi de bozmak istemedim.
Böyle bir beslenme stratejisi ve beni düşürmedi.
açıkçası baktığımda da. Yani böyle
şey bir an olmadı o zaman değil mi?
Beslenemiyorum, midem almıyor
yemiyorum dediğin. Şunu
keşke şöyle yapsaydım falan.
2023'de oldu. Şunu şöyle keşke yaptım.
Şu an şunu şöyle yaptın.
Bu sene olmadı. Evet bu sene beslenme
konusunda olmadı ve ben
düşmedim. Vücudumun tabii çok
uzun süreli bir yarış. Vücudumun
düştüğü anlar hani güç olarak
koşamadığım, iyi hissetmediğim dönemler oldu
ama orada bile bir şekilde yarışa tutunmaya
çalıştım. Ve sonrasında
beslenmeyle toparlayarak ikinci
yeri daha iyi geçirdim. Bu da tabii
önceki yani vücudun tabii
miden bir problem vermedi. O da çok önemli.
Ve beslenme planıma da
sadık kalmaya çalıştım. Ki
bunu da şunu söyleyebilirim. Beslenme
zaten kişisel bir mevzu. Yani herkes
kendine iyi geleni, kendine ne
oluyorsa yarış öncesinde çözmesi lazım.
Bunu hani ben bu
jeli kullandım. Sen bu jeli kullan.
Şu marka sana. Bir şey diyemem. Genel olarak
vardır bir mantık ama herkesin farklı
olabilir. Ağız tadı farklı. Evet.
Belki ben orada beğenmediğim çorbayı, pilavı
başkaları çok beğendiler. Veya
senin miden bulandığında örnek görüyorum. Ekmek
yemek belki mideni rahatlatıyor. İyi geliyor.
Başka birine başka bir şey gelebilir. Tabii ki bunu
kişisel bir mevzu. Kendileri çözmesi gerekiyor.
Daha önce ama bunu
mutlaka antrenmanı yapmak lazım değil mi?
Kesinlikle. Yarışı toplamında ilk defa karşılaşmak.
Zaten şu var. Yani yüzleri falan yaptığınızda
yüz kağaları falan
koştuğunuzda bunları hep
bunların hazırlığıdır yani bir yere baktığınız zaman.
beslenme olarak da hazırlığı, antrenman
olarak da hazırlığı, koşu olarak da hazırlığı
bunları tabii ki çözmüş olmanız lazım.
Evet UTMB öyle bir yarış ki
yani normal bir bölüm saatimizin sonuna
geldik ama daha yarışa giremedik. Çünkü
anlatacak o kadar çok şey var. Yani
dile kolay 174 kilometrelik
38 saatlik bir parkur
ve öncesiyle, sonrasıyla ve
parkur anıyla dolu dolu bir
deneyim. O yüzden yarış
deneyimi olan kısmı, kalan kısmı
ikinci bir partta tekrar çekmeye karar
verdik. Evet yani bize önceden
söylemişti ben konuşursam durmam.
Gerçekten
biz de çok memnunuz yani.
Biz de akıyor gidiyor nasıl geçti süre anlamadık.
Tam aranan bir konu.
Hayır olamaz. Bu bölümde de
yarışı anlatamayacağım ya.
Sırf yarışı anlatmak için geldim.
Ben daha yarışa giremedim. Aynen yani şu an
yarışı dinlemek isteyenler daha yarışın
içine girememiş oldu. Ama bir
sonraki bölümde adım adım
yarış deneyimleri ne oldu kronolojik olarak
starttan itibaren hangi
CP'ye geldi, neler yaşadı.
Özellikle ikinci gecedeki kırılma
anı. Evet yani
kesinlikle yani yarışın
neresi derseniz ikinci geceydi benim için
kırılma anı. Orayı anlatmam
lazım yani orası acayip
böyle anlatılmaz yaşadığım bir yer ama
anlatmaya çalışacağım mümkün oldukça.
Kesinlikle orayı dinleyin diye tavsiye ederim.
Yarış hani gece uyumadan gitti ya
podcast da ona doğru gidiyor yani şu an.
Ben antrenmanlıyım.
Siz kendinize bakın. İki gece uyumadık.
Devam edelim biz.
Bir kafein, kahve yapacağım.
Kafeinli bir şey atalım.
Yani UTMB bence de
böyle bir bölümü hak ediyor.
Böyle bir seriyi.
Peki o zaman ikinci bölümde kaldığımız yerden
devam etmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
