
UTMB Serisi - Kaçkar by UTMB 50k Nasıl Geçti? #2
28 Eylül 2026 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Kaçkar by UTMB 50K maceramıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. 🏔️
Yaylalar, kayalıklar ve zorlu geçişler arasında devam eden mücadelemizde; parkurun ikinci yarısında yaşadıklarımızı, zorlandığımız anları ve finişe giden yolu anlatıyoruz.
Kaçkar’ın eşsiz doğasında geçen 50 kilometrelik bu maceranın ikinci bölümü sizlerle.
Keyifli dinlemeler 🎧
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Kaldığımız Yerden: 2. CP Sonrası
(00:44) - Sert Tırmanış ve Kramp Sinyali
(01:59) - İlk Uzun İniş ve Bacakların Zorlanması
(05:49) - 3. CP: Destek ve Katı Beslenme
(07:06) - İkinci Büyük Tırmanış: 2900 Metreye Doğru
(10:18) - Teknik Kayalıklar ve Uçurum Kenarı
(12:23) - Panik, Korku ve Mücadele
(17:45) - Teknik İniş ve Ayak Bileği Riski
(19:08) - 4. CP, Unutulan Baton ve Yanlış Yol
(23:22) - Son Büyük Tırmanış ve İpli Geçişler
(25:22) - 40. KM ve Son CP
(25:58) - Beklenmedik Kalp Ağrısı ve Nefes Alamama
(30:03) - Gülin’in Son Kilometreleri
(31:50) - 10 Saat Dayanıklılık: Beslenme ve Dayanıklılık
(33:26) - Finish Anı
(35:48) - Yarış Sonrası: “En Zor Yarışımız”
(38:03) - Zorluk, Macera ve Yaşadığını Hissetmek
(39:42) - Kaçkar Neden Her Yıl Takvimimizde?
Transkript
Kaçkar maceramızın ikinci bölümündeyiz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Evet sonra devam ettik ikinci CP'den sonra.
Hala bu arada çıkmaya devam ediyoruz.
Hatta ben ikinci CP'den sonra böyle yol düz gidiyor.
Sonra 90 derece sola dönüş var.
Böyle önümdeki bir iki kişi de düz gitmeye devam edince ben de devam ettim.
Böyle biraz gittik falan sonra bir bağırış çağırış bir baktık.
Uzaktan böyle CP'den bize bağırıyorlar yanlış gidiyorsunuz falan diye.
Sonra iki üç kişi kaçırmıştık.
Hani geri döndük çok değil tabii bir 100-200 metre civarı falan.
Geri dönüp bu sefer doğru yoldan devam ettik.
Böyle tatlı tatlı bir çıkış var.
Ama gittikçe daha sertleşiyor.
Gittikçe sertleşiyor.
Orada böyle artık hani ilk çıkışın zirvesine ulaştığımız bir yer vardı.
Gittikçe sertleşiyor, sertleşiyor, sertleşiyor derken en son böyle son 1 kilometresi iyice böyle herhalde 16 ile 17. kilometre arasıydı.
Çok sert bir hale geliyor.
Yine böyle dağa tırmanır gibi bir yere geliyoruz.
Yani orada artık iyice zorlanmaya başladım.
Yani 1500 metre civarı zaten irtifa kazanmıştık herhalde yanlış hatırlamıyorsam.
Böyle 2000'lere doğru yaklaşıyordu irtifa kazanımımız.
Orada yani bayağı zor çıktım orayı.
Hatta şöyle bir şey oldu.
Orayı çıkarken böyle sağ kuadımda böyle bir kram böyle girer gibi oldu.
Girmedi ama böyle hafif bir şey hissettim.
Öyle olunca bir korktum hani daha çıkışlar var daha gideceğiz.
Sonra yanıma sıvı magnezyum almıştım.
Hemen durdum sakince.
Sıvı magnezyumumu aldım hemen içtim.
İyi geldi böyle zaten bu aroması vesaire.
Ondan sonra bir suyumu muyumu içtim tuz apımı tekrar attım.
Böyle bir dakikalık falan bir ara verdim orada.
Ondan sonra o beslenmemi yaptıktan sonra devam ettim.
Ve bir daha yarış boyunca hiçbir şey hissetmedim.
Hani kramp hiç yaşamadım.
Ondan dolayı da mutluyum yani hiç kramplarla uğraşmadım.
Zaten bu 17. kilometreye vardıktan sonra artık inişe geçiyorduk. Orada ben biraz şeyden korkuyordum hani çıktık çıktık ineceğiz. Hani inşallah iniş koşulabilir bir zemindir. Çünkü yani haritada baktığında iniş ama her zaman da o inişlerden koşarak inemiyorsun ya.
Ama neyse ki koşulabilir bir inişte böyle bir 5 kilometre civarı diğer CP'ye kadar iniyorduk.
Yani orada böyle tekrar bacaklar açılmaya başladı, koşmaya başladım tekrardan.
Ve hani kendimi iyi hissettiğim bir 5 kilometre oldu.
Ya benim inişlerde çıktıktan sonra...
Çabuk geçtin çıkışı.
Yani bir şekilde çıktım.
Ya ben çıkışlara zaten kafada okeydim yani.
Ben kaç kadar 50'ka çıkışa gidiyorum.
hani sıkıntı yok. Hatta
inişlerde de şey dedim. Yoluda gördüm
ah ne güzel inerim dedim. Batonu
katlayacağım. Katlamam lazım arkaya
koymak için. Ya bir türlü
birini katladım. Diğerini birazcık
benim yayını şey yapmışlar.
Yay kat sayısı fazlaydı.
Çok basamıyorum yani. Elimde izi
çıkıyor. Evet yani Gülü'nün batonunda
bir şey var. Yani diğer batonlardan
daha sert
bir şekilde. Yani
böyle tekte yapamıyorsunuz yani.
Bir de elim terli yani kayıyor falan.
En son oradan bir tane adamı çevirdim.
Turistmiş zaten şey.
Şunu katla falan.
Hani tamam adam böyle biraz zor oldu.
Bu neymiş falan.
Katladı şey yaptı verdi bana.
Hemen arkaya taktım.
Ben de koşuya artık oh dedim bacaklar rahatladı.
İyiymiş mi yapabilirim.
Gayet rahat bir şekilde başladım.
Yani normal hani ne çok hızlı ne çok yavaş gidiyorum.
Sonra şey batonlar arkaya koyduğumuz için biz okçular gibi sırta takmadık.
Biz arkamızdaki lastikleri taktık.
Ellerime çarpıyor uçları.
Çok rahatsız oldum.
Katladığım şeyleri elime aldım.
Elimde koşuyorum.
Hadi ya ben de öyle bir şey olmadım.
Uçuk beni çok rahatsız etti yani.
Ellerimi tam dinlendireceğim böyle sallım sallım koşacağım ama koşamadım onları çarpıyorum diye elime aldım batonları.
Ya bir kilometre çok güzel geçti böyle.
Oh diyorum hatta video falan çektim.
Evet şu an koşabiliyorum.
Sonra bu kuatlar patladı herhalde.
Yani inemiyorum Onur.
Yani ve şey oldu böyle.
Gidemiyorum artık yani yere basamıyorum.
Ben inişte yürümeye başladım.
Yani dedim yani şu an çıkışlar keşke çıksam.
Yani çıkabiliyorum çünkü.
İnemediğimi fark ettim.
Orada bir sanırım kuatlar yeterli olmadı.
Yani hemen jel içtim tuz apı içtim falan ama.
yani beni patlattı.
Çıkış antrenmanlarının yetersizliği
artık orada. Yani evin
girmeye başladı. Evin bahçesinde
hazırlanırsan böyle olur yani.
Gideceğim bir tepe çıkacağım sürekli.
Neyse bizim beynimizdekilerle.
Ben inişlerde
biraz üzüldüm bayağı. Vakit kaybettim
orada. Sonra da işte o
5 kilometrelik yerde son bir
2 kilometrede açıldım biraz.
Hatta şeyi gördüm bu Uludağ'ın
organizatörlerinden Engin
Bey'i gördüm. Hani onunla da sohbet ettik
işte falan. Hani nasıl diyorum
Zeyniler falan.
O da sonra devam ettik.
Bende birazcık daha bacaklarım açılmıştı.
Hani o bir iki kilometre yürüdükten
sonra inişte koşabildim.
Hatta böyle inişin o
güzel yoldan inişten sonra tekrar bir
patikaya bağlanıyor. Orada da
insanlar vardı böyle patikada.
Önümdekiler böyle koşarak geçiyor ama
benim de tam böyle tuz apı
ve jelin aynı anda içme
saati gelmişti. Ben de tam o anda
Hem tuzla pınatıyorum hem jeli içiyorum falan.
Yani koşmuyordum, yürüyordum falan.
Hepsi şimdi koşarak önlerinden geçti.
Bana bakıyorlar, ben yürüyorum.
Böyle bir şey oldu hani sen niye koşuyorsun gibi bir şey oldu.
Ben de dedim ya niye koşuyorlar anlamıyorum.
Sonra 3. CP'ye çok az bir süre kala şey gördüm.
Ayşegül Amla ile Birkan'ı gördüm.
Hatta böyle gülen bilinme o falan diye böyle şey yaptılar.
Ben de artık yorulmuşum tabii.
İnişler benim bacağımı patlatmış.
Yürüyordum.
Şimdi onlar da kamerayı alıyor beni.
Birden koşmam gerekiyor.
Şey diyorum ya sizi yüzünden koşmak zorunda.
Onlar da sağ olsunlar.
Umaralı oldular.
Destek oluyor.
Hatta bir kamerada CP'de sularımı falan doldurdu.
Sen dedi beslenme keyfine bak dedi.
Sağ olsun çok yardımcı oldun.
Ben de 3. CP'de 1 ve 2'ye nazaran katı da beslendim bu sefer.
Artık ekmek yedim.
Çünkü kaç jel içtim.
Ben midenin de bir kapasitesi var.
Biraz katı yiyecekle de bir midemi rahatlatmam gerekiyordu.
Yine kolalarımı içtim.
İşte birazcık tuzlu fıstık, kraker falan derken beslendim.
Tekrar bir yokuş çıkmaya.
Yokuşlar, tepeler, tepelerimiz.
Evet ben de 3. CP'ye geldiğimde onları gördüm.
Yine Birkan çok yardımcı oldu sağ olsun CP sırasında.
Ben de CP'de dediğin gibi biraz katı da beslendim bu sefer.
Biraz daha fazla durdum dinlendim diğer CP'lere göre.
Çünkü diğer zorlu bir sınavla karşı karşıya kalacaktık zaten.
O yüzden biraz enerjimi toparlamak istedim.
Ondan sonra tekrar çıkışlar başladı.
Bu arada 4 saat 18 dakika olmuştu bu CP'ye geldiğimde.
Şimdi de yani ikinci tekrar büyük çıkış başlıyor.
Tekrar böyle 2900 metrelere çıkacaktık.
Yaklaşık bir 4 kilometrelik 700-800 metre irtifa kazanımlı bir tırmanış vardı önümüzde.
Benim de 5 saat 12 dakika olmuş.
artık böyle CP'den yürüyerek çıkıyordum.
Artık koşmayı
saldım yani. Koşabiliyorsam
koşuyorum. Koşamıyorsam bıraktım.
Hani çıkacağımı da biliyorum.
Hani bir de şey yani
çok yukarıda. Yani bir video
çektim. Dağın eteğine
zoom yapıyorum. Zoom zoom zoom.
Böyle insanlar orada gözüküyor.
O kadar yukarıda bir yerde.
Ya zaten bu yarışı koşanlar bizi
anlayacaktır. Yani koşmayanlar
için de şöyle diyelim böyle normal bir yarış
gibi değil. Yani sürekli koşulabilir
bir parkur. Sürekli tırmanılabilir
bir parkur. Zaten bitirenlerin sürelerine
bakıp bunu anlayabilirsiniz. Herkesin
süreleri normal
bir 50 km süresinden
çok daha fazla. Mesela
şuradan bir örnek vereyim.
Mozart Bay UTMB yarışında da biz 44
km koştuk. Bakın bu da bir
UTMB World Series yarışı.
Bu da 44 km ve 50 k kategorisinde.
İkisinin yani
mesafeleri aynı. Ama orada irtifa
1300 m idi ve daha
nispeten daha yayılıydı. Evet ve
teknik parkur bu kadar yoktu ya. Ve teknik parkur
cihilli kesinlikle. Aynen değildi.
Dolayısıyla orada ben mesela ya sakat
olduğum halde 5,5 saatte
bitirmiştim. Burada 8 saat 44
dakikada bitirdim. Yani 2 parkur
arasında 3 saatten fazla
zaman oynamış. Ki orada dediğim gibi
şu anki kondisyonumda orada koşsam
zaten daha iyi koşardım. Yani
arada böyle ciddi bir 3-4 saatlik
farklardan bahsediyoruz. Yani
evet. Hem çıkışlar süre alıyor
hem inişler de öyle
bambam inilecek gibi değil. Teknik bir
parkur. Yani burada
güzel vakit geçirdik. İsteyebiliriz.
Evet yani doğanın
güzelliği. Aynen o zorlukların
güzelliği. Yani kendimi
çok ısınadım böyle. Hadi gülün
hadi gülün. Hadi gülün hadi gülün.
Ama ben bu arada çok keyif aldım.
Ben yokuştan çıkmayı seviyorum.
Böyle baton kullanmayı.
Hani bir yere varmayı, tıntın gitmeyi.
Daha çok sevdim böyle.
Daha tempolu koşudan.
Evet sonra sıradaki çıkışa doğru
yol almaya başladık. Orası da böyle
gitgide daha sert olan bir yokuştu.
Önce nispeten daha düz bir yerde ilerliyoruz.
Sonra böyle bir dağın kenarında bir tepeye
doğru tırmanıyoruz ve tırmandıkça daha dikleşiyor.
Hatta orada asla durma Fatih'le ve
Necdet Ülker'le karşılaştıktan denk geldik.
Böyle birkaç kilometreyi orada bir süre beraber gittik
çıkışa kadar. Yani tepeye çıktıktan sonra
böyle hatırlarsın birkaç tane göl var. Bir sağ taraf
tarafında bir göl kalıyor. Küçük bir göl. Hatta küçük deniz gölüydü adı. Sonra sol tarafta Karnevit Gölü var. Biraz daha aşağıda kalıyor o yukarıdan baktığımızda.
Kayalıkların orada.
Evet. Az ileride de kayalıklar başlıyor. Yani ben o kayalıklara gelince şey oldu böyle hani koşuyorsun, devam ediyorsun falan. Kayalıklara doğru böyle bir geldim, kayalıkları görünce bir durdum.
Bildiğin normal koşu zemini bitiyor ve artık kayalıklar başlıyor. Kayalıkların üstünde devam ediyorsun.
Ve uzun bir süre devam ediyor kilometrelendi.
Evet.
Hatta yani orada böyle çıkarıp videoyu çekmiştim mesela.
Hani video çekmeye değer buldum o an yani.
Nasıl bir yer, nasıl bir yerde koşacağız falan diye bir garipsemiştim orada.
Küçük bir bölüm değil.
Uzun bir şekilde kayalıklar var ve iniyoruz.
Bir de böyle bir geniş bir yerden başlıyor.
Ondan sonra daralıyor.
Böyle bir hani yan tarafı biraz daha uçurum olacak şekilde dar bir yerden de geçiyorsun.
Ondan sonra tekrar genişliyor.
Yani bayağı uzun da bir yer.
Yani açıkçası biraz tehlikeli bir yer orada böyle.
Özellikle yani hızlı koşmaya çalışsan bayağı büyük bir risk almış olursun.
Zaten şey var teknik parkur tabelası vardı.
Bir de şey orada birini geçmek hani yasak.
Geçmemen gerekiyor falan.
Bak ben görmemiştim onu da.
Aynen bayağı uyarılı.
Görsem de sorun olmazmış.
Kimseyi geçmemek.
Çünkü çok böyle şey hani koşulacak bir yer gibi değildi.
Hatta bu arada Beyza güzel de değil mi bir hikaye atmıştı orada düşmüş ve tekrar kalkıp devam etmiş.
Gerçekten orası birazcık böyle zorlayıcı bir yerde.
Yani dikkat edin tehlikeli yani.
Bir de tam oraya varmadan önce hani öyle sert bir yokuşa çıkıyoruz ki orası da çok zorlu bir yokuş.
Gözün kararsa bir şey olsa falan.
Ben birazcık şeyden hatta kayalıkları bir gördüm.
Şimdi elimde batonlar da var.
Batonlar sanki şey çıkaramadım elimden.
Neyse dedim batonlarla ilerleyeyim kayalıkta.
Tutunmak için çıkarmak istemiştim.
Ama şöyle yani kayalıkların bazılarının altı boş.
Yani oraya düşmekten korktuğum böyle aklıma direkt biten film vardı 127 saat.
Hani böyle adam dağcı kayanın altı oraya sıkışıyor kolu.
Böyle idrarını falan içip böyle hani çok sıkıntılı bir o kadar saat geçirip.
Ya ben dedim buraya düşsem kalsam sıkışsam kim alır beni bulur nasıl çıkarır falan.
Ben böyle birden paniklemeye başladım.
Ya diyorum hadi ayağım sıkıştı bileğimi burktum kafamı çarpsam kayaya.
Öldüm böyle hani böyle bayağı böyle ölüm senaryoları yazıyorum falan.
Hani panik oldu.
Sonra şeyi yapmaya başladım.
Kendimi terkin etmeye başladım.
Tamam gülin dedim.
Şurayı geç sonra ağlarsın.
Öncelikle sınav senesinde canın bir şeye sıkılır falan filan.
Neyse şu testi çözeyim sonra ağlarsın falan.
Onun gibi kendimi iddia ettim ve oraya full odaklandım.
Bir de şey üzüldüm.
Ben dedim burayı çekmem lazımdı.
Burada ne kadar zorlandığını görmem lazım.
Kamerayı cebimden çıkaracak cesaretim yok.
Çünkü sürekli böyle bir dikkat dikkat gidiyorum.
Çünkü bir ayağım kaydı.
Kafayı çarptım bitti.
Kayalardan bazıları oynuyor.
Bazıları çok sivri.
Benim en büyük sıkıntım elimde baton kalması.
Baton olmasa tutuna tutuna ineceğim.
Ellerimi kullanamıyorum.
Batonda kayada kayıyor falan böyle.
Orada akıl edemedim batonu katlayıp şey yapmayı.
Bir an önce çıkmak da istiyorum.
Aslında batonla dengeni kurmaya çalışıyorsun ama aslında orada batonla gitmek daha zor.
Evet hatta bir tane şey gördüm.
Bir yarış var.
Yine böyle kayalıkların orada geçiyor.
Kask takmak zorunlu bu yarışta.
Ve baton kullanmak yasak.
Sen de ikisi de tam tersi.
Evet yani ben tehlikeyi maksimuma çıkarmışım anlatabiliyor muyum?
Hani çok da şey ama iyice odaklandım.
Bir şekilde bitirmeye odaklandım.
Sonra şey kendime geldim.
Böyle biraz sakinleştim falan filan.
Hatta bir video çektim böyle nasıl korktuğumu anlattım.
Yani ben çok korktum bilmiyorum.
Şu an düşününce bir de hiç hayatımda kayalıklardan bu kadar uzun süre hani bu uçurum kenarları falan geçmedi mi?
Şimdi bir de bir önceki parkurlarda da hep uçurumun kenarından kayarak geçti.
Orada korkular da birikti birikti.
Burada patladı bence hani orada bir isyan oldu.
Neyse topladım sonra ama kendimi.
Bir de şey hani senin telefonunda video açık kalmış ya.
Ha bir de evet ben bu kayalıklara gelmeden önce orada bir işte gölü gördüm.
Gölü çekiyorum zannediyorum.
Çektim zannedip cebime koydum telefonu.
Meğerse onu çekmemişim.
Cebime koyarken kamerayı başlatmışım.
Tabii cebinde de şey filenin arkasına koyuyorsun.
Aynen.
Kamera orada fileden çekmeye devam ediyor.
Aynen öyle kırmızı bir file.
Ya resmen aksiyon kamerasıyla orayı çekmişim böyle.
Böyle söyleniyorum falan.
Bismillahirrahmanirrahim falan.
Güle güle izledik.
Tam böyle kaç dakikaydı?
Yarım saatte geçmiş olaydı.
Yarım saatte izledik.
Her bir iki dakikada bir kendi kendine söylenip duruyor.
Çok şükür çok şükür.
Bazen küfür etmişim falan filan hiç yapmam ama.
Bir dua ediyor bir küfür ediyor.
Böyle değişik psikolojiler.
İşin gitmişim ya.
Orada ben gerçekten ölüm korkusunu yaşadım Umur.
Yani şey senaryolar kafamda böyle riskler belirliyor belirliyor.
Ama sakin kalıp bir şekilde de bitirmem lazım.
Yani onu da yaptım.
Sonra işte biraz daha koşunca bir de parkurda insanlarla da konuştum falan böyle.
O da çok iyi geldi.
Hatta Sümeyye ile tanıştım.
Çok tatlı bir kadın.
O da diyor biz ne yaşadık ne oldu falan.
Diyor benim bir yaşında çocuğum var onu kim emzirecek diyor falan.
Böyle yani orada bir sonrasında güldük kendimize de güldük yani bunu nasıl yaptık diye.
Orada ikiniz de dolmuşsunuz yani bir şey söyleyince diğeri de içindekilere döküp iyice katlanarak sizinle almışsınız.
Yarışta olmasak koşup sarılacaktım ya.
Gel yaşıyoruz hala ölmedik diye.
Öyle bir an oldu gerçekten.
Bak şu an hatırladın mı hala şey oldum.
Tüylerim ürperiyor.
Bu arada ben de orada biraz tedirgin oldum ama o kadar çok korkmadım.
Çünkü bence sen baton kullandığın için biraz daha tehlikeli ilerlemiş oldun diye düşünüyorum.
Ben baton kullanmadığım için ellerim de boştu herhangi bir durumda tutunabilirim gibi kendimi belki daha güvende hissettim.
Bir de çok yavaş gittim.
Bildiğin yürüdüm zaten.
Kayalıkların üzerinde koşmaya çalışmadım.
Zaten bir önceki çıkışta bacaklar bitmişti yani.
Ama ne olursa olsun 50K parkurunu koşan kime sorsanız o kayalıklar deyince bütünleri ürperiyor yarıştan sonra.
Kimle konuşsak herkes aynı şeyi söylüyor orası için.
Ya bir de İstanbul'da ben böyle bir şeyi nasıl antrenmanı yaparım?
Ben hayatımda ilk defa bu kadar kilometre boyunca bir kayalıktan geçtim.
Hani şey değilim bilmiyorum.
Nasıl davranacağım, ne yapacağım?
Şimdi birazcık daha artık ellerimle tutunarak giderim.
Hani riski azaltacak bir şekilde geçerim oradan.
Yani yine koşmam ama biraz daha az korkabilirim.
Aslında şöyle yani bu sonuçta senin için bir tecrübe oldu.
Sonuçta sen kaç kay gibi Türkiye'nin en zorlu parkurlarından birinde yarışmış oldun
Ve bu tecrübeyi kazandın bir dahakinde daha iyi ilerlersin
Ya ben bir dahakine 20K koşmayı planlıyorum Onur
20K çok güzel tadımda
Yani herkese de 20K'yı öneririm
Ya ben de bir özlemedim değil 20K'yı seneye bir tekrar 20K'yı tazeleyelim güzel olur
Evet sonra devam edelim
Bu kayalıktan indikten sonra hani tekrar iniş devam ediyor bu arada tekrar.
Böyle bir patikalardan inmeye devam ediyoruz.
Oralar da hani zemini biraz böyle yine teknik.
Birkaç kere şey oldu benim.
Ayağımı yine bu sıkıntılı ayağım vardı ya.
Böyle bir burkar gibi oldum ama burkmadım.
Devam ediyorum 1-2 dakika geçiyor böyle 2-3 dakika falan.
Tekrar burkar gibi oluyorum.
Neyse falan diyorum bir 5 dakika geçiyor bir daha burkar gibi oluyorum falan.
Dedim hani Onur şu an sıkıntı var.
Çünkü ayağımı gerçekten burkarsam devam edemem yani bu ayakla.
Bir ondan korktum yani.
Ayağım burkulursa bitti yarış yani benim için.
O yüzden biraz daha yavaşladım.
Biraz daha böyle temkinli, düzgün basmaya devam ettim.
O şekilde zaten sıradaki CP'ye de az kalmıştı.
31. kilometrede CP'ye vardım.
CP'ye vardığımda da 6 saat 33 dakika olmuştu yarış başlayalı.
Ya bak sana şöyle söyleyeyim.
Aramızda 3. CP'de 1 saat varken 4. CP'de 2 saat olmuş.
Bende 8 saat olmuş.
Nasıl bir temkinli gittiysem artık olayın şokuyla kendime gelemedim.
Orada ben bayağı bir yürüdüm.
Birazcık doğayla bütünleştim.
Yaşadığımı şükrettim.
Dağları tekrar görebildiğimi.
O yüzden bende 4. CP'ye geldim.
Bir şeyler yine yedim.
Kolamı içtim.
Hatta batonu da kenara koydum böyle daha iyi besleneyim falan filan diye.
Oradaki işte insanlarla da tam böyle çıkarken alkışlıyorlar seni hani güle güle falan.
Herkese güle güle dedim çıktım.
Bir baktım elimde baton yok.
Hemen geri döndüm falan.
Ne kadar gitmiştin?
Ya böyle bir yüz gitmişimdir yüz metre falan.
Hemen anladım çünkü hep elimde taşıyorum batonu.
Hemen geri döndüm falan.
Şöyle alıyorum batonu lazım olur diye falan.
Sonra tekrar böyle hop hop yaptılar.
bu sefer de şey kamerayı açtım
artık hani böyle yine
bir şeyler anlatıyorum. Yolu kaçırdım.
Yanlış yöne gittim. Bu sefer bir
500 metre falan yolu kaçırmışım.
Ya çünkü arkamdaki adam
bir baktım solumdaydı.
Yani ve dedim ben yanlış
yönde miyim? Evet dedi.
Teşekkürler. Nasıl geleceğim oraya?
Hani solumda. Ya bir de ben
şey UTM'nin olayını anladım
bizim kaçkar parkının. Ya benim
gittiğim rota dümdüz
böyle toprak yol tamam mı?
Ama soldaki taraf böyle yine taşlı topraklı böyle kayalıklı böyle zor.
Yani nasıl koşulması.
Yani iki yol var.
İkisi de aynı yere gitti ama orayı seçmişler.
Yani ben oradan anlamalıydım.
Bu kadar basit olamaz bu yol.
Yanlış yola girdiğimde tekrar o yolu yürüdüm geri.
CP'nin oradan bir kapı varmış.
Oradan tekrar yakaladım.
Bundan sonrası daha keyifliydi.
Şey oldum ben böyle 5. CP'ye kadar.
Hani bir şekilde vay be Gülen.
hani saatlerdir koşuyorsun
hani. Gidiyor ayak falan.
Bizim daha önce bu kadar uzun süren
bir koşumuz da olmadığı için onu da tecrübe
etmiş oluyoruz aynı zamanda.
En fazla işte şey
70.3'te 6 saat yaptım ben.
Hani 6 saatten sonrası
bacak hiç görmedim. O da farklı
tam karşılaştırmak doğru olur mu bilmiyorum.
Yüzme, bisiklet var onda.
Mozart'da 6 saat
yapmıştım gerçi o var.
6 saatten sonrası bir sürpriz.
Ne olacağım ne olacağım.
8 saat olmuş artık böyle
saatin sayacındaki o küçük şey
çok çabuk atıyor 8 oluyor 9 oluyor falan
şeyi fark ettim Onur
hani ayak
benden bağımsız hani kimin ayağı
bunlar gidiyor ama ben
komut vermiyorum böyle çok değişik
bir olay ve gitsem de
gidiyorum yani bana deseler
daha bu bir 40 kilometrenin daha var
giderim yani hani artık
kapatmışım kafayı
benim yiyeceğimi suyumu bulun
gideceğim ya hani adadım kendimi
ona. Çok değişik bir olan.
Bir taraftan vakit geçmiyor.
Çok uzun. Bir taraftan da
o kadar uzun olunca artık zaman
da bir bakmışsın geçmiş gibi oluyor.
İkisi arasında kayboldum ben.
Bir bakıyorum
atıyorum işte 7,5 saat falan.
Ne ara 7,5?
En son kaçtı falan.
Hatırlamıyorum.
Zaman kavramı gidiyor. Bir taraftan da
hala gidiyorum.
Zaman geçmiyor gibiyken saate bir
bakıyorum. Nasıl bu kadar zaman geçti
oluyorum. Değişik bir tecrübe.
Kesinlikle. Bir de şey
oluyorum ya. O kadar saattir
ben bir şey yapıyorum.
Hareketliyim. Nasıl
olabiliyor? Vücut buna nasıl
toplam yarış boyunca
14 tane jel içmişim.
Daha fazla jelim olsa yine
içerdim. Vücut da istiyor
böyle enerji. Çok değişik
bir olaydı gerçekten. Ben
daha da uzun koşmak istiyorum.
Tabii daha şey
farklı parkurlarda deniriz.
Uzunlarda deniriz. Ben bir ne kadar
gidebiliyorumu görmek istiyorum.
Yani vücut ne zaman
duracak beni? Evet
istop ettim. Bundan sonra bir adım
atacak takatim yok. Ben bunu
yaşamadım mesela bu yarışta.
Demek ki gidebilirim. Evet. Bu arada
ben de mesela sen söyleyince düşünüyorum
sadece CP'lerde
böyle durup dinlendim. Böyle onun dışında
yokuştu bilmem neydi.
Bir tek işte o yokuşta bir dakika
durup hani magnezyuma falan almıştım.
Ya onun dışında hiç durmadım.
Yavaş da olsa yani sürünerek
da olsa ilerledim.
Hep devam ettim ilerlemeye. Hani hiç
böyle oturayım dinleneyim 5 dakika falan
gibi bir şey yapmadım. Hani o da
iyi oldu. Mücadeleyi yaşamış oldum.
Evet. Yani en son işte
5. CP'ye geldiğimde ben
10 saat olmuş. 10 saat.
Çok şaşırmıştım böyle kendime.
Hatta bitmiyor da bir de.
Evet yani son CP'ye gelmeden
önce hala son bir çıkış
daha vardı. Yani orada gerçekten
artık böyle isyan ettim. Yani artık
bitsin bu diye. Çünkü
yani düşünsene 3000 metre
çıkmışım. Hala bir şeyler
tırmanıyorum. Hala o en son
çıkışın en sonu son
bir kilometresi yine böyle teknik patika
çıkışıydı. Hani böyle yine
çok yavaş ilerlediğimiz batonlarla
gittiğimiz bir yerde. Yani
3000 metre irtifa kazanan bacakların
bu kadar işte saatler
sonunda tekrar hala o yokuşa çıkması
çok zordu. Bir şekilde o
yokuşa da çıktık. Ya ben yokuşa
okeyim. Ya ben inişlerde
patladım bu sefer. Yani ben yokuş
görünce artık sevinmeye başladım.
Çünkü hani tın tın gidiyoruz. Ama bu
son yokuşta şey vardı
böyle ipli geçişler falan filan vardı.
Bir tane ipli
yerde ben ipi tutamadım.
Bu sefer ağaç
köküne tutunarak geçeyim dedim.
Kaydım böyle. Hani üstüm
başım toprak oldu falan böyle.
ağacı ipine tutunuyorum.
Ayaklarım boşta yani.
Sonra başka bir yere tutundum falan.
Bayağı tırmandım yani orada.
Orayı hatırlıyorum. Şöyle bir yer.
Bayağı dümdüz bir yer.
Dümdüz bir yerden yukarı çıkıyoruz.
Yukarıda ip var ama benden önce
geçen kişi benimde ipi
hani iple tırmanmış. Sonra
yana doğru devam ederken ipi de yana
doğru bırakmış. Dolayısıyla ben aşağıda ipi
alamıyorum. Hani ben de
orada yukarı çıkarken hatta
baktım anlamadım. Ben nasıl gideceğim diyorum.
ip yukarıda yana gidiyor. Bizim bende de
öyle oldu. İpi tutamıyorum işte.
Biri koymuş oraya. Değil mi? Yani giden
yukarıda bırakıyor ipi herhalde.
Aynı şeyden bahsediyoruz. Ben de orada
hani etraftaki otlardan
motlardan böyle tutunarak yani ayakkabıya
güvenerek çıktım yani. Böyle 80 derece
civarı bir duvardan
yukarı doğru 1-2 metre
yukarıya doğru çıkıp oradan devam ettik.
Ondan sonra
40. kilometredeki CP
var. Yani bu çıkıştan sonra o
CP'ye kadar herhalde 5 kilometre
civarı bir şey vardı. Yani orada
tekrar koşmaya başladık.
Ve orada hala koşabildiğimi
görünce tekrar bir mutlu oldum. Çok şaşırıyorum
ya gerçekten. Böyle
yavaş başlayıp hızlana
hızlana hızlana hızlana hızlana
40'a kadar ilerledik. Derken benim
işte 40. kilometrede CP'de
çok durmadım zaten. Hemen bir limon
alıp devam ettim. Zaten yarışın
bitmesine kalmış 4-5 kilometre.
Sonrasında benim
asıl yaşadığım problem
ortaya çıktı. Şimdi ben gidiyorum
Hatta böyle iyice hızlanmaya başlamıştım.
Zaten asfalta çıktık.
Artık hızlı yani dümdüz finish'e doğru gidiyorum.
Böyle ben indim işte 5 pace'lere hatta 5 pace'in altına doğru pace'lere inmeye başladım.
Yani güzel bir şekilde gidiyorum.
Derken birden bu arada böbreğimde de böyle bir sancı hissediyorum arada falan.
Diyorum hani bir saatlerdir jel işte elektrolit çubuğu bir sürü şey aldım.
Hani böbrek zorlanmıştır falan diyorum.
Önemsemiyorum.
Sonra giderken birden kalbime bir sancı girmeye başladım. Baya böyle kalbime sanki bıçak sokuyorlar gibi. Sonra biraz korktum, tedirgin oldum. Kalbime ne oluyor? Kalp krizi geçirebilirim, bir şey olabilir. Kalp şakası yok sonuçta. Sonra yavaşladım böyle iyice yavaşladım. Biraz öyle devam ettim. Sonra bu kalbimdeki sancı geçer gibi oldu. Bu sefer sırtıma kürek kemiğimin oraya geçti.
Ama nasıl bir sancı biliyor musun? Böyle nefesi veriyorum. Her nefes almaya başladığımda böyle nefesi içime çektikçe sırtıma birisi bıçak sokuyormuş gibi nefes ne kadar derin çekersem o kadar şiddetli bir acı oluyor ve nefes alamıyorum.
Böyle nefes daha alamadan geri veriyorum. Tekrar alacağım yine alamadan geri veriyorum. Bir taraftan koşuyorum bir taraftan bu haldeyim. Çok canım yanıyor falan.
böyle ya bitmeye de 2-3 kilometre
kalmış artık ya bir şey kalmadı.
Ama gidemiyorum çok kötüyüm yani.
Sonra böyle bir yürümeye başladım.
Yürürken bile aynı şey oluyor. Yürürken bile
böyle nefes alamıyorum yani.
Sıkıntı var. Hani yürüsem bitmeyecek.
Yani 2-3 kilometre
dakikalarca yürümem lazım.
Bir de canım sıkıldı yani. Ne güzel koşarak
bitireceğim. O kadar yol gelmişim.
Bacaklarım iyi. Nefesim iyi.
Koşacağım yani. Koşmamda bir engel yok.
Ama nefes alırken sırtıma sancı giriyor.
Anlamadım yani. Sinirim
bozuldu. Bak hiçbir şeye sinirim bozulmadı
yarışta. Yani o finish'e
2-3 kilometre kadar ben niye nefes alırken
sırtıma bir sancı giriyor
ve yani koşarak
güzel bir şekilde bitiremiyorum. Sonra
yani ağrıya ağrıya tekrar
koşmaya devam ettim ama böyle
inliyorum koşarken. Böyle hani
böyle kimse yok zaten etrafımda. Böyle
bağıra bağıra koşuyorum acıdan.
Yemin ediyorum öyle koştum.
Yani o son 2-3 kilometre var ya
en aslında keyifli, bam bam
gidip güzel bitireceğim yerde
böyle hani zar zor altı
pace'lerde. Peki yavaşlamana
rağmen yine de ağrı.
Yavaşlasam da var. Hızlı gitsem
da var. Sana bir şey diyeyim mi? Ben de
geçen sene 20K'da
o beton inişte bana
direkt böyle sağ alt
karnıma vurmuştu o ağrı.
Dalak gibiydi biraz. Dalak gibiydi böyle.
Hani bıçak saplıyorlar böyle
hani. Evet onun gibi ama benim
sırttaydı. Yani sebebi ne olabilir?
Ya mesela tuvaletim vardı ama
böyle aşırı sıkışık falan değildim
onunla ilgili olabilir mi?
Yani bilmiyorum belki ama sanmıyorum.
Böyle çok sıkıştım ve o zaman
devam ediyorum gibi bir şey yoktu.
İşte belki dalak şişmesi gibi
organlar içeride birbirine baskı yapıyor.
Öyle bir şey olabilir. Ya da aklıma
şey geldi. Ama ondan değildir diye
düşünüyorum. Böyle sonlara doğru
kafeinli jel içmiştim. Böyle bir
hani koşmaya başladık da dedim ya.
Böyle 3-4 kilometre geçti. Sonra tekrar
4 kilometre sonra falan bir kafeinli
daha içtim. Hani 2 kafeinli üst üste
içtim diye hani ondan bir
şüphelendim hani acaba kalp atışlarım
ondan mı nabzım
yükseldi bir şeyler mi oldu falan ama
her zaman içiyoruz kafe inceliği.
Ve aynı anda da içmedim. Arada yine
bir 4 kilometre falan var. Yani
dolayısıyla tam çözemedim neden olduğunu.
Yani eğer bu tarz bir şey yaşayan
varsa yani bana yazarsa
çok memnun olurum. Yani ben de yaşamıştım
sebebi şu yüzden olabilir falan
diye. Hani geri dönüşleriniz olursa
memnuniyetle okumak isterim onları.
Yani sebebini tam olarak bilemediğim bir şekilde bu son kilometreleri çok zor bir şekilde tamamladım ama yine de bırakmadım tabii.
Koşmaya devam ettim ama acılar içinde.
Hiç parkuru boyunca yaşamadığım kadar acı yaşayarak bitirdim.
Bu da daha zor bitirmeme sebep oldu.
Ama bu şekilde finişe geldim.
8 saat 44 dakikada bitirdim.
Senin son kilometreler nasıldı?
Benim son kilometrelerden artık seninle telefonda görüşüyorduk zaten.
15 dakikada bir arıyorum durumda.
!
Nasıl?
Tamam diyor bacakların gitmeyecek ama sonra açılacak falan filan.
7-8'in de çok da altına düşme falan diyor.
Hani böyle yürüme diyor ama yani çok da altının altına da düşme.
Hani çok da hızlanma.
Bu pace'leri koru gelirsin falan diye benimle konuşuyordu.
Gerçekten de öyle oldu.
Bir süre sonra artık bu bacaklar 6-6.30'u pace'e okeyledi.
Ve o şekilde zaten asfalttır bu Arnavut kaldırım taşlarından da.
Oralardan geçtik.
Yolu böyle birazcık
dubalar koymuşlardı. Biz hep oralardan
geçiyorduk. Yani o şekilde
ya böyle şey zaten o son kilometreler
şey oldu böyle saate bakıyorum.
İyi ya daha şey
hani 10 saat 40 böyle
30 dakika falan filan. İyi ya
sabah 11 yaptım falan diye böyle
hani şeye bakıyorum falan.
Havaya bakıyorum. Ya gittiğimde kararmaz
inşallah. Ha şu an aydınlık ama
tam da kararacak gibi falan böyle.
Onun şöyle hızlı
koşsam yetişir miyim kararmazsa
falan. Hani böyle şeye inanamıyorum.
Yani günün şu an
10 saati geçti. Ve hala
koşuyorsun. Gitsen gidersin
de. Nasıl olabiliyor?
Ben buna inanamadım.
Bir insanın
çok değişik bir şey ya bu
dayanıklılık sporları.
Hala gidebilirsin.
Ben inanamıyordum böyle bacaklara.
Koşamayacağım dediğin yerde
koşmak zorunda olduğunda yine de devam
edebiliyorsun. Yani o
tamamen mental bir olay herhalde. Onu tecrübe
etmiş olduk. Biz hiç bu kadar uzun saatlerde
koşmamıştık. Ya ben bir de hiç bu kadar
uzun saat koşabileceğime de
inanmıyordum ama hani koşabiliyormuşum
yani veya bu kadar uzun
saat bir aktivite yapabiliyormuşum
ve daha da fazla aktivite
yapabilirim yani. Artık bende bir
şeyin kilidi açıldı yani.
10 saatin kilidi açıldı yani.
Ben bunu yapabilirime
inandım artık. Bizim için de hani
beslenme tecrübesi oldu aslında.
Çünkü bu kadar saat boyunca
işte sadece jelden ve CP'den
beslenerek acaba mide kaldıracak mı?
İşte sorun yaşayacak mıyım?
Beslenmeye devam edebilecek miyim?
Bunları ölçmüş olduk.
Bu kadar uzun saatlerde. Hani ultracıların
şöyle lafları vardır ya.
İlk 10 saat rahat da 10 saatten sonra
beslenme sıkıntıları başlıyor falan.
Bir dakika ya falan diyorsun böyle.
Hani biz de yani o
8-10 saatleri bir görmüş olduk.
Hani orada nasıl hissediyoruz?
Bacaklar nasıl? Mide nasıl?
Onların tecrübesini kazanmamız güzel oldu.
Aslında böyle mental olarak ve şey olarak mide olarak bence ultralar için hani göz kırpıyor.
Yani diyor bize artık şey vücudumuz diyor ki şu antrenmanlarını yap da bir uzat diyor.
Sen mesela özellikle benden 2 saat neredeyse daha fazla parkurda kaldın.
Ve hala hani jellerini içtiğin bir problem yoktu.
Daha iyiysem içerdim diyorsun.
Bak 14 jel mi içmiştin?
Evet 14 jel.
Yani çoğu kişi bu kadar jel içemiyor.
Midesi kaldırmıyor.
Sen bence bu konuda avantajlısın yani.
Bu yarış nezdinde jel olarak sıkıntı çekmedim hiç miydi?
Biraz tempo da önemli.
Tempo da çok yüksek olmadığı için çok rahatsız etmedi.
Güzel ya bu şekilde gidilir bence Onur.
Gidebiliriz daha da iznik olsun falan.
Bu şekilde yarışlarda kilometrelerimizi arttırabiliriz.
Finish'te de biz seni beklerken
işte Sonia Mustafa böyle bir yere geçti.
oradan işte seni videoya çekip destekleyecekler.
Ben finish'e geçtim.
Cüneyt abi vardı. Cüneyt abi daha iyi.
Şimdi şöyle. Şimdi sen gelmeden
bir şey yapıyoruz. Şimdi
üçümüz elli koştuk. Hani Cüneyt abi
yirmi koşmuştu ya. Böyle ben diyorum
arkadaşlar hani Gül'ün
biri koşarak çekmesi lazım. Aranızda
koşabilecek olan var mı falan diyorum.
Böyle herkes Cüneyt abiye bakıyor.
O böyle
bakacak kimse bulamadı falan.
Tamam tamam ben çekerim dedi. Sonra
onu bir yere yerleştirdik işte.
O ilk beni o karşıladı. Evet.
Onlar da başka bir yere yerleşti.
İşte ben tam finish'ine oraya yerleştim.
Böyle hepimiz seni bekliyoruz.
Güzel bir finish oldu yani. Sen geldin.
Ya ben böyle finish'e gidince
şey yapacağım. Ağlayacak değil mi?
Ağlamayacak. Nasılsın?
İçinde var mı? Ne yapacaksın?
Bunu finish'te
neler yapacağımı falan düşünüyorum.
Sizleri görmek de çok güzel oldu yani.
Sonia ile Mustafa'yı da görmek çok
hoştu yani. Onlar da çok iyi koşmuşlardı.
Cüneyt abiyi
görmek falan. Öyle yani
güzeldi. Sonrasında tabii birazcık
da şey son kilometrelerde
tekrar şeyi hatırladım.
Parkurda ne kadar şey
kayalıklarda korktuğumu hatırladım böyle.
Hani tekrar onun bir ne yaşadığım
ben. Hani hayattayım
çok şükür. Bitirdim. Böyle
o kadar bütün duyguları o kadar
karmaşık yaşadım ki yani.
Değişik bir... Finisten sonra şey oluyor ya zaten
bir boşalma oluyor böyle. Hani bütün
O stres kaslarında kendini sıkıyorsun saatlerci sıkıyorsun.
O finish'ten sonra böyle vücudunda garip bir boşalma oluyor.
Duygusal da bir boşalma oluyor.
Evet evet.
Ya o anda sevdiklerinin almak tabii en güzeli.
Kesinlikle.
Bir de mesela bitirdikten sonra işte yemek alanına falan gideceğiz.
Poları alacağız.
Yürüyemiyorum.
Yani hani ben koşuyordum.
Hani ne oldu?
İşte kafada hepsi.
Aynen gerçekten kafada.
Gitmiyor.
Bacakların ağrıları gelmeye başladı.
Yürüyemiyorum.
Birden üşümem başladı artık bağışıklıkta gidiyor tabi belli bir şeyden sonra.
Hani hemen ben yemek de dahi yiyemeden şeye geçtim.
Otelde bir kendime geldim.
Ama ben mesela şunu hatırlıyorum.
Yani yarış bittiğinde böyle nasıl geçti falan diyorlar.
Yani direkt şunu söyledim.
Hayatımdaki en zor yarıştı.
Hatta yarıştı değil hayatımdaki en zor deneyimdi.
Deneyimdi.
Bu kadar zorlandığım başka hiçbir şey olmadı benim.
Benim bir şey.
Belki bilmiyorum belki de daha da çok hazırlıklı gitseydim bu kadar zorlanmayı bilirdim tabii ki.
Hani onun da etkisi vardır.
Ya örnek veriyorum hayatında hiç koşmamış bir adama maraton koşturursan tabii ki onun için hayatındaki en zor deneyimi olur.
Ben tabii ki o kadar da boş gelmedim buraya ama yine de buranın hakkını verecek bir hazırlık da yapmadan geldim.
Onun da tabii ki etkisi var bu ekstra zorlanmamda ama parkurun da zaten çok zor olmasının bir etkisi var.
Her ne kadar hazırlansan bile çok zor bir parkur.
Dolayısıyla gerçekten şey yani şöyle oluyor.
Hani yarış bitince diyorsun ya bu nasıl bir şeydi ben ne yaptım falan diyorsun.
Ama biraz zaman geçiyor.
Sonra çektiğin acıları biraz unutuyorsun.
Sadece böyle şey kalıyor.
Başarmayız.
Bu kadar zor şeyi başardım ben.
Yani bu kadar acı çektim, bu kadar zorlandım, bu kadar saat sürdü ama bitirdim ve başardım.
Geriye o tatmin duygusu kalıyor sadece.
O yüzden daha iyi, daha güzel hatırlamaya başlıyorsun.
zorlukları birazcık daha
böyle unutmuş oluyorsun falan.
Ben unutmadım.
Gerçekten
hani şöyle düşünüyorum.
Başka yarışlarda hani bu kadar
zorlandım mı? Gerçekten benim de en zor
yarışlarımdan bir tanesiydi.
Ama birkaç yarışta da böyle
hani ölüm korkusu yaşamıştım.
O hani bisiklet yarışında
olmuştu bir tane dağdan inerken.
Yüzmede birazcık
deniz anıları biraz korkutmuştu
falan derken. Ama gittikçe böyle
şey yani deneyim kazandıkça
kazandıkça hani bir şekilde
alışıyorsun mu diyeyim hani korkularla
mücadele edip hani devam
edebiliyorsun. Ya bana şey çok
garip geliyor. Hani ben normal
bir hayatımda beyaz yaka
masa başı çalışıyorum. Sonra bir gidiyorum
Kaşgar'da dağlarda kayalıklarla
ölmemeye çalışıyorum. Hayır
bir tarafım böyle konfor alımını
korumaya çalışan bir bilim. Bir tarafım
da hani bu sıkıcı
hayattan biraz daha şey olsun
Hani eğlenceli olsun böyle maceracı bir güle.
Ama ikisinin de bir dozu var.
Hani ikisinden de çok olmamız lazım.
Yani bu standart bir hayatımızda böyle standart dışı aktiviteler yapmak.
Böyle yaşadığını hissettiriyor gerçekten.
Evet zaten hani nefesini kesen anlar aslında bu yaşadığın anların toplamını oluşturur derler ya.
Bizim için de öyle oluyor.
Normalde yani kaç tane hafta sonunu geriye dönük hatırlayabilirsin ki mesela.
Yani sıradan bir hafta sonu geçirdiğin zaman şöyle 3 ay önce şu hafta sonunda ne yapıyordun desem hatırlamazsın ama ben sana 3 yıl sonra bile bu hafta sonunda ne yapıyordun dediğimde yani gözünde çok güzel şeyler anılar canlanacak.
Ya aynı parkuru mesela her yıl koşuyoruz ya her yıl şu yılda şunu yaptım bu yılda bunu yaptım.
Yani direkt hafızanda yani o duyguların hafızanda orada yaşadıkların o çok güzel bir şey.
Yani Karşıkar'da o kadar güzel bir yer ki.
Evet.
Yani keşke yani yılda iki kere olsa da iki kere gitsek.
O kadar güzel ve keyifli.
Yani ben mesela Karadeniz'e çok gitmemiştim.
Böyle özellikle yaylalara falan hiç çıkmamıştım hayatımdan buraya gelmeden önce.
Yani diyorum baya bir eksik kalacakmış bende bir şeyler.
Evet.
Bu yarış olmasaydı buraları görmeseydim.
Özellikle ilk geldiğimde hani ilk defa bir yaylaya çıktığımda falan çok büyülenmiştim.
Bir tabloya bakıyor gibisin.
devasa hayatında görmediğim
kadar böyle dik
dağlar bana yakın bir şekilde
hem de. Yani o kadar yakınında
ve o kadar dik dağları.
Yem yeşil. Evet yani
arada bulutların üstündesin.
Yem yeşil Windows arka planı gibi
yerler yanında. İşte inekler
otlanıyor falan filan.
Çok güzel bir atmosfer var. Gerçekten
rüya gibi bir yer. Kaçkar bizim
her sene gidilecek yarışlarımızdan
biri. Yani her
takvimi ekliyoruz. Yani hiç
şeye gerek yok yani her yıl belli
yani bir sonraki yıl gidişeceği belli.
Yani bu çok güzel bir şey.
Umarım sizler de
bu heyecanı, bu duyguyu, bu tutkuyu
yaşarsınız. Evet. Bu arada
gitmeyen varsa gerçekten
bu yarışa gitmeli. Şöyle
söyleyeyim yani ben bir yarışa
gidecek olsam herhalde Kaçkar'a giderdim.
Bunu samimiyetle söylüyorum.
O zorluk hissi çok güzel.
O kadar güzel yerler.
O kadar zor bir yarış.
Hakkını veriyor zorluğunun.
ya ortam, atmosfer, işte öncesi sonrası oradaki o insanlar, yaylalara gidiyorsun, şunlar bunlar derken böyle deneyimleri topladığım zaman
ya muhteşem, inanılmaz bir yarış kalıyor.
Harika hatıralar kalıyor yani yanında.
Bir de ülkemizdeki tek UTMB yarışı zaten.
Dolayısıyla ben koşan herkesin gidip görmesinin gerektiği bir yer olduğunu düşünüyorum.
Evet bu yarışımız da bu şekilde geçti.
Bizleri Spotify ve Apple Podcast'tan takip edip dinleyebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
