
Spartathlon 246 km Nasıl Geçti? (Konuk: Enes Halit Yılmaz)
23 Ekim 2026 · 56 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Enes Halit Yılmaz ile dünyanın en zorlu ultra maratonlarından biri olan 246 kilometrelik Spartathlon yolculuğunu konuşuyoruz.
Koşuya nasıl başladığından ultra mesafelere geçişine, Spartathlon hazırlık sürecinden beslenme ve drop bag planına kadar yarışın öncesini ve yarış gününü konuşuyor; gece etabını, zorlu dağ geçişini ve 246 kilometre boyunca yaşadıklarını Enes’ten dinliyoruz.
Keyifli dinlemeler🎙️
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Enes Halit Yılmaz ve Koşu Hikayesi
(03:07) - Maratondan Ultra Mesafelere Geçiş
(06:15) - Spartathlon’a Katılım Şartları
(08:33) - Spartathlon Nedir?
(09:42) - Spartathlon Hazırlık Süreci
(15:32) - Antrenman Hacmi ve Back-to-Back Koşular
(17:00) - Beslenme ve Drop Bag Planı
(21:14) - Su ve Sıvı Tüketimi
(22:25) - Hava Koşulları
(23:29) - Gece Etabı ve Zorlu Dağ Geçişi
(26:28) - 100. Kilometreden Sonra Yarış
(31:27) - Son 50 Kilometre ve Yorgunluk
(35:31) - Ekipman, Kıyafet ve Ayakkabı
(36:44) - Mental Strateji
(37:10) - Yarış Ayakkabısı Seçimi
(38:42) - Finişe Doğru Son Kilometreler
(41:01) - Spartathlon Finişi ve Yarış Atmosferi
(43:17) - Spartathlon Sonrası Yeni Hedefler
(45:35) - Yarış Sonrası Toparlanma Süreci
(48:28) - Spartathlon’un Toparlanma ve Yarış Takvimine Etkisi
(49:20) - Türkiye Spartathlon Ekibi ve Destek Kültürü
(53:10) - Uzun Mesafeyi Basitleştirmek
Transkript
Altyazı M.K.
Yarışını bitiren en genç Türksün bizim tanıdığımızda.
Evet şimdi 246 kilometre deyince dayanıklılık sporlarında şunu biliyoruz.
Yaş arttıkça dayanıklılık da artar belli bir süre sonra.
Ve 246 kilometreden bahsedince de aslında bunun daha bir üst seviyesinden bahsediyoruz.
Ve katılan yarışmacılara baktığımızda da hep belli bir koşu geçmişine sahip belli bir yaşa gelmiş kişilerin çoğunlukta olduğunu görüyoruz.
Şimdi sen 25 yaşında genç bir sporcu olarak bu yarışa katıldın ve çok da güzel bir süreyle tamamladın.
O yüzden biz merak ediyoruz sen neler yapıyorsun, kaç yıldır koşuyorsun, nasıl hazırlandın, koşu geçmişin nedir?
Seni tanımak istiyoruz.
Öncelikle bunlardan bahsedebilir misin?
Tabii ki. Ben Enes, 25 yaşındayım. Bir sene önce tıp fakültesinden mezun oldum.
Yaklaşık 4 yıldır koşuyorum. Koşuya bir merak üzerine başladım aslında denebilir.
Bir gün köyümde dedemin evinden çıkmışken Salda Gölü'ne karşı, memleketim Salda bu arada, Salda Gölü'ne karşı bakarken dedim acaba bu gölün çevresini koşabilir miyim ben?
Çünkü daha öncesinden böyle çevremde yarı maraton, maraton koşan insanları duyuyordum.
Böyle bir merak oluştu ve henüz üçüncü koşumlu sanırım Strava'da kayıtlı olan.
Daha öncelerinde fitnessle uğraştığım için bir iki yıllık fitness geçmişim vardı.
Onun aralarında böyle kardiyo olarak yarım saatlik koşular takip etmeden, çok kayıt almadan koşular yapıyordum tabii ama Strava'da kayıtlı üçüncü koşumdu sanırım.
Orada Salda Gölü'nün 28. kilometresine kadar koşabilmiştim.
Ama son 3 kilometreyi bitiremedim orada eniştemi aradım.
Beni buradan alın yani gelemiyorum daha fazla.
Son 3 kilometrede sağ olsunlar onlar beni aldılar.
Sonrasında Isparta ekibi Ranzan Rozus'la yollarım kesişti.
Onlar tek mi koşuyorsun, kulübümüzle koşmak ister misin dediler.
Sonrasında onlarla devam ettim.
Koşuya başlangıcım aslında böyle oldu.
Kaç yaşında başladın demiştin?
21 yaşındaydım.
Aynen 2022'de başladım.
21 yaşındaydım.
Tıp fakültesi dönem 3'teydim.
Pek o sıralar hayat çok yolunda gitmiyordu.
Farklı stres kaynakları vardı.
Biraz da aslında stres atmak için yani daha iyi hissettirdiği için koşuya başlamıştım.
Ama sonra koşa koşa yani bu sınırlarımı merak etme, acaba bir adım ötesi neresi merakım buralara kadar geldi diyebilirim.
Sonra ekiple birlikte koşmaya başlayınca daha düzenli antrenmanlar yapmaya başladın anladığım kadarıyla.
Evet.
Oradan peki bu daha uzun ultra yarışlara geçiş nasıl oldu? Neleri koştun mesela gitmeden önce?
Şöyle ilk yarışım aslında koşuya ekiple başladıktan bir ay sonra Bodrum Yarı Maratonu oldu.
Orada böyle çok tatlı, eğlenceli bir ortam var. Ekiple beraber koşuyorduk bir performans kaygısı olmadan. Ondan sonra bir 8 ay civarında bir Rantale Maratonu koştum. O ilk maratonumdu ve yani haftada 2 gün ekip koşuları sadece çarşamba günleri izip pazar günleri uzun koşular şeklinde hazırlandım.
Yani çok tabii ideal bir maraton hazırlığı olmuyor.
O ilk maratonu da 3 saat 47 dakikayla bitirmiştim.
Sonrasında birinci yılım dolmasına yakın Frik Ultra diye bir yarıştan yani o yarıştan haberim oldu ekip sayesinde.
Birinci yılımda o 68 kilometre parkuruna kayıt oldum.
O sene hatta Özgür abi de vardı.
Özgür Sancağı da buradan sevgiler.
Selamlar.
Onunla aynı parkurda koşmuş oldum.
Sonrasında yani çeşitli böyle adım adım ilerledi aslında.
Ekiple denediğimiz değişik şeyler de vardı.
Böyle backyard usulü ayarı kaçanlardan esinlenip yaptığımız bir backyard vardı kendimizce.
Tabii buna backyard demek doğru olmaz ama 24 saat içinde her 3 saatte bir start aldığımız belirli 12,5 kilometrelik bir parkuru 24 saat içinde bitirmeye çalışıyorduk.
8 tur toplamda aynı rota 12,5 kilometre.
Çok bekyard değil ama ilk 100 kilometremi bir gün içinde dinlenerek öyle koşmuştum.
Sonra o sıralar artık ekibin antrenörü olan Ayhan Karadağ buradan sevgiler.
Onunla koç eşliğinde çalışmaya başladım.
Bununla beraber ikinci yılımda 2024'te daha iyice 100 kilometreyi koştum.
O yıl sonlarına doğru bir de İstanbul Maratonu'nu artık ciddi bir hazırlıkla koç eşliğinde hazırlandım.
Orada da bir 2.56 maraton koştum.
O şekilde 2024'te bir de 2023'ün sonunda ekiple tekrarladığımız olayı bir kere daha yaptık.
Ekiple şey yapıyoruz aslında.
Yılbaşına yakın, yılbaşı partisi için o bir hafta en fazla koşanlara her 20 kilometre başına çekiliş hakkı verildi.
Böyle bir organizasyon vardı. Amaç yani o bir hafta boyunca çok fazla koşmak aslında. O challenge'ın içinde bir gün Isparta'dan Burdur'a koştum. Bir sınıf arkadaşlarımla bir yemek yiyecektik. Ben dedim ben koşarak geleceğim siz arabayla gidin dönüşte alırsınız beni dedim.
Isparta'dan Burdur'a bir koşu şeyi oldu.
Onun pazar günü de yine ekiple denediğimiz acil nöbetinden hemen önce nöbete gitmeden önce 12 saat stadyumda bir koşu denememiz oldu.
Orada da bir 110 kilometre koşmuştum.
Böyle adım adım kilometreleri arttırdım diyebiliriz.
Sonrasında zaten 2025'te Efes 120 ve Tuzgölü 160'ı koştum.
Sonrasında ufak ufak böyle Sparta atlona geldim diyebiliriz.
Tabii Spartatlon'a qualify olmak için de bazı şartlar var.
Çekilişe katılmak için bile bazı yarışları tamamlamak gerekiyor.
Senin de bu yarışlarda değil mi katılmanı sağlayanlar?
Evet aslında Tuzgölü'ydü benim katılmamı sağlayan yarış.
Bir 100 mil yarışını 21 saat altında erkeklerde, kadınlarda ise 22 saat altında tamamladığınızda
Kur'an'a girmeye hak kazanıyorsunuz.
Benimki de Tuzgölü'yle olmuştu aslında.
Ya ben bir de şeyi merak ediyorum şimdi bu kadar uzun kilometreleri neredeyse biraz yakında koşmuşsun.
Herhangi bir sakatlık ya da seni böyle engelleyen bir şey oldu mu?
Ya şu ana kadar sadece bu Spartak'tan öncesinde Sittard'da 12 saat yarışında yaşadığım ayakkabının bağcığını fazla sıkmaktan kaynaklı ve onu yok saymaktan.
Yani o problemi o anda çözsem aslında hiç problem olmayacaktı bile ama yok saydım onunla devam edebileceğimi düşündüm.
Biraz da farkında değildim sanırım. O kaynaklı bir 3 hafta civarında sakatlık denebilir mi bilmiyorum ama çok koşturmadı beni sakatlık diyebiliriz sanırım. Bir sakatlık yaşadım. Onun dışında ama genel anlamda korkulan hiçbir şey başıma gelmedi şükür.
Yani çünkü insanlar da çok uyarıyor bu konuda ki bilinçli olanı da bu kilometreleri yavaş yavaş daha bilinçli bir şekilde arttırmak.
Buradan kimseye yani bu yaptıklarım tavsiye değildir.
O şekilde yani başıma bir şey gelmediği için mutluyum.
Ya bir de şimdi doktorluk uzmanlık da olacak böyle maraton koşan hani Spartakton koşan doktorların da olması.
Kesinlikle koşu zararlıdır demeyecek.
Bir camiaya bu şekilde spartatlon yapan bir doktor çok güzel oldu yani.
Evet aslında benden önce Sezgin abi de Sezgin Sarban'a da buradan çok saygılar sevgiler o da vardı.
Ve yani bu sene 61 yaşında spartatlonu bitirerek bence benden çok daha büyük bir iş başardı.
Ve aktif bir çalışma hayatı da var şu an.
Çok saygılar sevgiler kendisine de buradan.
Senin bir videon vardı değil mi?
25 yaşında ve 60 yaşında diyor yan yana.
Evet.
Evet.
Gerçekten güzel.
Sezgin abi benden daha uzun squatta kaldı.
O videoda da gördüğünüz üzere ben biraz erken yoruldum.
Maşallah.
Çok güzel.
Peki o zaman yavaş yavaş Spartatlon hikayesine doğru geçelim.
Senin hikayeyi yine geçmeden önce bir de ilk defa duyanlar olabilir.
Şundan bahsedelim.
Spartatlon hikayesi de M.Ö. 490 yıllarına dayanıyor.
Orada Atinalı bir haberci Fidipides Perslere karşı yardım çağırmak için Atina'dan Sparta'ya kadar koşuyor.
Bu mesafede 246 kilometre.
Aradan 2500 yıl geçtikten sonra yani 1982 yılında bir İngiliz subayı bu hikayeyi görüp buradan çok etkileniyor ve diyor acaba gerçekten koşulabilir mi ve bunu deniyor.
Sonrasında da bu 1983 yılında ilk defa bir yarış haline gelip düzenleniyor ve o yıldan beri de sürekli koşuluyor.
Şu anda da yani ultra koşularda çok popüler ve çok prestijli bir yarış.
Dünyadaki en prestijli ultra yarışlarından bir tanesi.
Her geçen gün ülkemizden de katılımlar artmaya başladı.
Hatta çok güzel de bir internet sitesi var şu anda.
Yani orada hem Spartathlon yarışı hakkında bilgileri görebiliyoruz.
Hem geçmiş iş statistikleri görebiliyoruz.
Yani merak edenler o siteye de bir göz atabilir.
Şimdi o zaman senin hikayene doğru yavaş yavaş geçelim.
Mesela Spartatlon hedefi koyan biri de bu yayını dinleyebilir veya seni dinledikten sonra Spartatlon koşmak için bir heyecanlanabilir. Bu süreç nasıl oluyor böyle baştan başlayarak anlatabilir misin?
İşte mesela sen gittin şimdi kaydını yaptın.
Sonrasında nasıl bir antrenman planı yaptın?
Planlamanı nasıl ayarladın?
Ve oraya gittiğinde mesela orada yani 75 tane CP var.
24 tane drop back var.
Bunların planlamasının hepsini önceden yapman gerekiyor.
Beslenmeni daha önceden yine ona göre ayarlaman gerekiyor.
Bu süreçlerde neler yaşadın adım adım?
Bir de tek başına mıydın?
Ya bu süreçte sana yardım destek ekibi oldu mu?
Yani beslenmedir.
O nasıl mental mücadele merak ediyoruz.
Aslında benim destek ekibim yoktu ama bunu böyle söylemekte biraz haksızlık olacak.
Çünkü orada başta Aykut Çelikbaş olmak üzere Aykut abiye de saygılar.
Yani o kadar oturmuş bir ekip var ki orada cidden bir aile ortamı yani.
Kesinlikle oraya desteksiz gittiğinde de desteksiz kalmıyorsun.
Çok oturmuş, çok tecrübeliler.
Ve yani bilgilerini o kadar güzel paylaştılar ki önceki zaten yarış raporlarında kendi yani destek ekiplerinin bile ayrıca bilgi paylaşımı yaptığı kendi kanalları var.
Ve çok güzel bir sistem oturmuş bence Türk takımı adına.
Ben çok mutlu oldum onları orada tanıdığıma.
Kendi destek ekibimin olmamasının sebebi gelebilecek arkadaşlarımın çok koşu tecrübesi yoktu.
Koşu tecrübesi olanların da gelme imkanı yoktu.
O yüzden bir de onlarda çok aklım kalmasın diye biraz böyle aklımı beni strese sokabilecek şeyleri azaltmak adına kendim gitmeyi tercih ettim diyebiliriz.
Hazırlık için geldiğimizde de yani kayıt zaten Tuzgölü'nden sonra oldu.
Sonrasında artık yani bekliyordum.
Kur'an'ın çıkmama ihtimali %50'den düşük bir ihtimal ve büyük ihtimal çıkacağını biliyordum.
Ama nedense yani çok erken başlayamadım ben hazırlıklara.
Böyle Tuzgölü sonrasında artık bir program takip etmek beni biraz fazla strese sokuyordu.
Ve bu çok istediğim bir şey değildi.
O yüzden run streak yapmaya başladım Tuzgölü'nden sonra.
Bir 143 gün kadar sadece koştum.
Yani hiçbir program benimsemeden sadece easy böyle 5 kilometre 10 kilometre.
Kesinlikle böyle 15 kilometreleri fazla geçmiyordu.
Sadece yine ekibimizin o yılki challenge'ı denk geldi ve bir yel değirmeni etrafında maraton koşmayı denedim.
Bir 60 metre falan da sanırım çevresi.
Yani en uzun koşum oydu.
60 metrede 21 kilometre bir yöne, 21 kilometre diğer yöne.
Güzel bir deneyim oldu.
Sen mental olayı orada çözdün galiba.
Ya ben çok seviyorum aslında.
Hani böyle kısa mesafelerde risk altında olmadığım zaman gayet güzel koşabiliyorum.
ama böyle teknik parkurlar,
trailer, onlar çok bana göre değil.
Böyle 400 metreler, 60
metreler, onlarda koşmaktan
daha çok zevk alıyorum. Çünkü
bir risk yok yani. Ayağımı nereye
atacağım, düşecek miyim,
başıma bir şey gelecek mi? Beynimi
daha çok kapatabiliyorum. Anla çok
odaklanmadan zaman daha güzel
geçiyor. O şekilde bir, öyle bir
deneyimim oldu. Sonra bu
Run Street olayı da beni biraz
strese sokmaya başladı. Çünkü her gün
koşman gerekiyor sonuç olarak. Yani
yine çok intervaller şeyler içermese de bu Sittard'a çok yakın bir süreçte Mayıs ayındaki o 12 saat yarışı Sittard.
Ona gelmeden hemen önce bu olayı da bıraktım.
Run streak olayını da bıraktım ve artık normal intervalli temposu olan bir antrenman programı benimsemeye başladım.
Sonra Sittard oldu. Sittard'da da yani 20 kilometre üzeri bir antrenmanım yoktu.
En son Aralık'ta koştuğum o 42 kilometre yel değirmeni vardı.
Onun dışında 20 kilometre üzeri pek antrenmanım olmadan gittim Sittarta'da.
Biraz da kilo vermek amacıyla gitmiştim aslında.
Spartaklığın için forma girmek, kilo hedefime, ideal kiloma ulaşmak için çok yanıma beslenme planı olmadan gittim.
Orada işte CP'de bulduğum kadarıyla izotonik sporcu içecekleri ve kolalarla yarışırım diye düşünmüştüm.
Yanımda 7 tane de jel vardı.
Ama beklemediğim bir şekilde orada Türk ekibi o kadar güzel destek oldular ki yine yani daha az bir performans sergilemek ayıp olacak gibi geldi.
Orada da artık o destekle beraber yarışın favorilerinin de tabii yarışı bırakmasıyla beraber genel klasmanda üçüncü oldum.
Bir 116 kilometreye yakın koştum orada da.
Ondan sonra artık Spartathlon macerası başladı ama tabii orada bir sakatlık yaşadım 3 haftalık.
Sonrasında antrenmanlarım yani çok az hacimlerden geldi.
Yani vücudum ona izin veriyordu.
Daha fazla antrenman yapsam belki sakatlanacaktım.
Orada bir risk aldım.
Daha az antrenman yapmakla daha sağlıklı bir şekilde starta gitmeyi göze aldım.
Ondan sonrasını artık biraz mentalle hallederim diye düşündüm.
Bir de 246 kilometre öyle bir mesafe ki.
Antrenmanını yapabileceğin bir mesafe değil değil mi?
Bir antrenman sistemi uygulayacaksın ama günün sonunda bölüm sonu canavarıyla yarışta yüzleşiyorsun.
Ve ne olup ne bittiğini sadece orada görebiliyorsun.
Ve aynı yeri daha önce koşmuş olsan bile bir dahaki gittiğinde neler seni bekliyor yine bilmiyorsun.
Bir bilinmezlik var yani her zaman.
Bir de mesela maraton hazırlığında en uzun 35 koşuyorsun antrenmanda.
Bundan ne kadar? 246'ını ne kadar uzun yapabilirsin?
Değişik bir...
Bunun hazırlık sürecinde de benim en uzun sanırım 52 kilometre oldu.
Böyle back to backlerle hazırlandım.
O da yaklaşık bir ay sürecinde Ağustos'un ortasıyla Eylül'ün ortasına kadar Eylül'ün başına kadar da denebilir.
Son 3 hafta taper'dı.
Bir 4 haftalık 5 haftalık sıkı bir back to backlerle böyle cumartesi günü 40 koştuysam pazar günü 25.
Cumartesi 50-52 koştum maksimum.
Pazar gününe 30 koştum.
En sağlam antrenman yaptım. En hacimli haftam 52'ye 30'du. O hafta toplam bir 142 kilometreleri gördüm. Ama genelde yani Spartakton hazırlığında bunu 3 tur halinde bu sürece gelinceye kadar bu 1 aylık şeyleri bu 140'lı 1 aylık hacimleri 3 tur yapıyor genelde insanlar.
Veya daha hacimli hazırlanıyorlar. Benim çok öyle bir imkanım olmadı. Ben daha böyle 60 kilometrelerden adım adım arttırarak hacmimi geldim. Hatta ekipten arkadaşlarım da biraz takılıyordu. Sen ne zaman koşmaya başlayacaksın? Hani ben maratona hazırlanıyorum. Senden daha hacimli koşuyorum şu an diyorlardı. Yani nasıl olacak bu iş falan.
Ama genel anlamda bu yöntemi biraz benimsemiş de olabilirim.
Tuz Gölü'ne de böyle 5 kilometre 10 kilometre antrenmanlar yaparak aslında gitmiştim.
Orada da söylemişlerdi.
Biraz şans yanımda oluyor.
Biraz belki de az hacimli vücudu çok yıpratmadan hazırlanmanın da belki artısı oluyor olabilir.
Bilemiyorum.
Peki beslenme tarafını nasıl ayarladın?
Beslenme tarafını öncesinde benim için büyük bir konu aslında beslenmeydi. Antrenmandan daha çok yoğunlaştım çünkü ciddi bir kilo fazlam vardı. Tuzgölü sonrası 82 kiloları gördüm 1.80 boyunda biri olarak ve hani bu ciddi fazlaydı.
Bunu yarış startında 68'e kadar düşürmeyi başardım.
Ama tabii bu da bir tıbbi bir tavsiye veya herhangi bir tavsiye değildir.
Çünkü bu kadar yüksek hacimli antrenmanlarla beraber ciddi kilo kaybı yaşadığınızda
yani sakatlık biraz kaçınılmaz oluyor denebilir.
Ama şükür benim başıma bir şey gelmedi.
Mutluyum.
Yarış esnasında beslenmeye değinecek olursak.
Ya ben ilk kez bir beslenme planı yaptım.
Buraya kadar hep böyle CP'lerde ne bulursam yerim kafasında ilerleyen bir insanım.
Çok böyle saatlik karbonhidrat alımıdır tarzında şeyleri tabii ki biliyordum ama hiç öyle düşünüp hesaplayıp öyle bir hazırlığım olmuyordu.
Ama Spartathlon sizi buna mecbur bırakıyor yani korkutuyor.
İnsan hani ciddi anlamda korkuyor.
Böyle uykuları kaçıyor.
İki hafta öncesinde ciddi anlamda uyku problemi yaşamaya başladım.
Yani ne yapacağım?
Hani istediğin antrenmanı yap, istediğin beslenmeye hazırla.
İnsan oraya hazır hissedemiyor yani.
Öyle bir dünya yok bence.
Kimsenin de hissedebildiğini çok sanmıyorum.
Onun için drop bag'lerime çok hazırlık yaptım.
Orada yine Aykut abi sağ olsun çok yardımcı oldu.
Ben 24 drop bag'in, bırakılabilen drop bag'lerin hepsine drop bag bıraktım.
Genel anlamda jeller bıraktım.
Tuz tableti bıraktım.
Püre bıraktım, nakın pürelerini bıraktım. Ama o nak pürelerini tabii CP'lerde de ücretsiz koymaları beni derinden yaraladı. Çok ciddi bir maddi yatırım yapmıştım onlara. Onları orada CP'lerde görünce bir üzülmedim değil.
Onun dışında yani genel anlamda jeller üzerinden bir beslenme planım vardı ve teorik olarak hepimiz aslında bir yarışa başlamadan bir hedef oluyor kafamızda.
Ama bu yarış içinde genelde çok tutmuyor.
Belli bir yerden sonra insanların midesi almıyor, çeşitli sindirim sorunları yaşıyorlar.
Evet.
Ama benim için yani mükemmel bir yarış geçti.
Ben her 30 dakikaya bir bu Mauritan 160'ların 40 gram karbonhidrat içeren çeşitlerinden her 30 dakikaya bir bir tane ondan bir tane de tuz tableti şeklinde 250 mg sodyum içeren tuz tableti şeklinde ilerledim ve bunu yarış sonuna kadar yapabildim yani her yarım saatte bir jel aldım.
Totalde 51 tane bu 40 gram karbonhidrat içeren jellerden 50 tane aldım diyebiliyorum.
22 tane Mauritan, yok 21 tane Mauritan, 29 tane sis, betafuel jel kullandım.
5 tane de yine Mauritan'in kafeini jelinden kullandım.
O nakım pürelerinden de biraz yedim ama tamamen yapay bir beslenmeydi.
Yani doğallığa karşı böyle muz, ekmek o kadar azdı ki gidiyorken de jellerle beslenmek istedim.
işin açıkçası. Hani vücut kabul ediyorken
her şey yolundayken
yani ben jel yemeyeceğim deyip
şey yapmaya da gerek duymadım.
O açıdan her şey yolunda geçti.
Güzel. O konuda baya şanslısın o zaman.
Senin de dediğin gibi normalde
belli bir kilometreden sonra
olay tamamen beslenmeye dönüyor.
Sen bu konuda problem yaşamayınca aslında
yarışın kalanında da genel olarak
bir problem yaşamadan bitirmiş oldun.
Evet öyle diyebiliriz. Yani
Mert abinin de podcastlerinde
dediği gibi biraz ultra
yeme yarışına dönüyor bu ultra
mesafe yarışları. Gerçekten
iyi yiyen kazanıyor ve ben
mideme de çok güvenirim yani.
Kolay kolay bozulmaz
koşuya başlamadan önce yeme
yarışmalarına da katılıyordum. Böyle
İzmir'de şey falan
vardı. 60 santim çapındaki
bir pizzayı yarım saat içinde
bitirirseniz çeyrek altın falan
veriyorlardı. Alamadım ama çok
yaklaşmıştım. Yani mideme de o
açıdan güveniyorum. Şu ana kadar herhangi
bir yarışta beni yarı yolda bırakmadı.
Bu açıdan şanslıyım denebilir.
Çok iyi.
Peki içecek olayını nasıl yaptın?
Ne kadar litre tükettin?
Onda da yani yarış planlarımı genelde çok basit tutmaya çalıştım.
Çünkü kafanızda tutmanız gereken şeyler çok arttıkça, detaylandıkça daha zor oluyor.
Yani kafanız bir yandan onlarla meşgul oluyor.
Ne yiyeceğim, ne içeceğim, şu an ne yapmalıyım?
Bende çok öyle bir durum yoktu.
Çünkü 350 mililitrelik bu yarış için ben bir şişe almıştım.
Soft Flask bu ele geçirilebilir olanlardan.
Onu da yine yarış fotoğraflarında gördüğüm kadarıyla insanlar hep ele geçirilebilir olanları tercih etmiş.
Bir de ben kapağı çevirerek açılan değil de kilitli olan böyle tık diye açılan modellerden tercih ettim.
Direkt her CP'ye gittiğimde o 350 mililitrelik suyumu doldurup her CP arası 350'yi bitirmeye çalışıyordum.
Genelde CP'ler arası da 3 kilometre falan bir mesafe olunca yaklaşık saatte 1 litreye yakın veya 1 litreden biraz fazla bir su içmiş olabilirim.
Bunun karşılığında da tabii tuz tabletlerini de aldım.
Çokça da lavabo molası verdim.
O şekilde geçti.
Peki sıcaklık nasıldı?
Yani seni etkiledi mi?
Sıcaklık benim için mükemmeldi.
Yani eğer sıcak bir yarışa denk gelseydim büyük ihtimal bundan çok daha uzak bir sonuç olacaktı.
Hatta biz öncesinde ekiple de şakalaştık.
Budak abi şey diyordu sağ olsun Enes bu sene sayılmaz.
Yani bu sene konuşacağım organizatörlerle sana çeyrek madalya versinler diyordu.
Yarım madalya versin diyordu.
Aslında benim o Instagram'daki videomdaki çeyrek madalyamı hazırlasınlar da ona ithafendi.
Yoksa yani mesafenin çeyreni bitirdiğim için değil de oraya ithafen söylemiştim onu da.
Havanın soğuk olması çok işime geldi.
Yani çok alışık olduğum bir şey.
Bir de 4 yıldır 4 yıla yakın bir süredir soğuk duş alıyorum sadece.
Böyle ekstrem durumlar haricinde.
O yüzden soğuğu çok istiyordum zaten.
Her şey yani benim yanımda gibiydi bu yarış için.
Böyle özel tasarlanmış gibi sanki.
O yüzden çok memnundum hava şartlarından da.
İyi ki sıcak olmadı.
Çok iyi.
Peki gece kısımları nasıl geçti senin için?
Böyle uykun geldi mi veya modunun düştüğü, motivasyonun düştüğü oldu mu, zorlandığın oldu mu?
Gece kısımları ilginç bir şekilde ben bu yarışa kadar hep böyle gece koşulan, gece başlayan,
12 saat yarışı olsun, Tuzgölü olsun, ondan öncesinde daha yenge olsun,
hep gece başlayan yarışlarda koşmuşum.
Yani oradan da bir antrenmanım vardı sanırım.
Özel bir böyle antrenman saati Spartathlon hazırlığında hiç benimsemedim.
Hep günün en iyi hissettiğim saatinde çıkmaya çalıştım.
Yani aktif bir şekilde çalışmadığım için dil okulu ile çok problem olmuyordu.
Ama tabii aktif bir çalışma hayatına sahip olan insanların bunu yapması kolay değil.
Yani uykumdan hiç feragat etmiyordum.
O açılardan da şanslıydım yani.
Gece etapına gelecek olursak gece etapında sadece o dağ geçişi beni biraz zorladı.
Çünkü teknik, trail, toprak, taş çok sevmiyorum zaten.
Oradan inerken bu mountain base dediğimiz kısımda o en tepesi artık o dağ geçişinin en tepe noktasında bir CP koymuşlar.
Ve orada hani raporlarda da anlatıldığı üzere orada durmayın yani mantıken orada durmanın bir manası yok.
Çünkü esiyor orası soğuk.
Ama orada bana dediler hadi gel gel işte bir battaniye verirler üstüme orada düşünemedim çok oturmuş bulundum orada biraz üşüdüm üzerine aşağı inerken zaten teknik inişleri sevmediğim için ve çok güvenmiyorum kendime biraz da tedirgin oluyorum.
Taşlar da ciddi anlamda kayıyor yani hani yağış var çamur bastığın yer gidiyor inen iniyor tabii tecrübesi olan ama ben pek o konularda yetenekli değilim.
Arkamdan Hilmi abi geldi Enes nasılsın dedi yani ilk olumsuz cevabın bu nasılsın sorusuna orada geldi sanırım çok iyi değilim abi dedim.
Ama gerçekten o kadar iyi iniyordu ki Hilmi abi diğer mesela yarışmacılardan da çok daha performanslı indi.
Bu da büyük ihtimalle teknik parkur tecrübesiyle, UTMB'lerle daha birçok yarışla alakalı.
Ben sevmediğim için pek tercih etmiyorum.
Tercih etmedikçe de çok gelişmiyor sanırım.
Ama şu an için düz yollarla mutluyum ya.
Çok geliştirmek istediğimi söyleyemeyeceğim.
Peki bu senin bahsettiğin yer yaklaşık 162. kilometre civarında denk geliyor değil mi?
Evet 161-162 civarı evet.
Şimdi haritaya baktığımızda böyle ilk 100 kilometre hani nispeten daha düz gibi ama tabii şimdi öyle bir mesafe ki bakıyorsun düz gibi diyorsun ama orası 100 kilometre yani aslında içinde 50 tane 100 tane iniş çıkış var böyle sürekli muhtemelen koşarken bu kadar göründüğü kadar düz değildir.
Ama genel anlamda 100 kilometreden sonra bir tırmanış başlıyor.
Böyle 135. kilometrelere kadar genel bir çıkış var.
Sonra inip tekrar 160. kilometreye senin bahsettiğin bu en sert çıkış var.
Bu yokuşlar başlayınca hani 100. kilometrelerden sonra böyle bir ekstra zorlanma oldu mu?
Veya hani şimdi sen düşün şimdi start aldın gidiyorsun.
1, 2, 3, 5, 10, 20, 30, 50 derken hani kaçıncı kilometrelerde artık ya bacaklar biraz zorlanmaya başladı?
İşte yokuşlar da başladı, şöyle oldu böyle oldu gibi böyle hissettiğin bir şeyler oldu mu hatırladığın?
Şöyle bu yarış özelinde yani her şeyi ilk ve çok güzel geçti benim için.
İlk kez böyle bir yarış deneyimim oldu.
Çünkü yani sonucumu ben de eski antrenmanlarıma, yarışlarıma bakarak çok kestiremiyordum.
Ve bitirince yarış anında da anlam veremedim yani.
Çünkü 40. kilometreyi geçiyorum.
Anti-ramanlarda o beni zorlayan 6-50 pace ile 7 pace ile koşunca bile yıprandığım 40-50 kilometreler yarış anında birden yani çok iyi hissetmeye başladım.
40. kilometrede sonra 80. kilometrede yine bir ana CP vardı.
Oraya geldim orada da çok iyi hissediyorum.
İnsanlar görece orada daha fazla vakit geçiriyorlar.
Ben oralardan daha hızlı geçtim.
Çok üzerimi yarışlarda pek bir şey değiştirmeyi de sevmediğim için genelde CP'leri hızlı geçtim.
Ya sonra 100'e geldim. 100'de artık kafa fenerini falan alıyoruz. Bir orada sadece yani destek ekibi her yerde denk geldi Türkler. Yani inanılmaz bir destek oldular zaten. Sadece orada göremedim ve orada bir böyle şey oldu. Yani destek ekibiyle gelmek lazım gerçekten. Orada bir nedense bir burukluk yaşadım ama hani bunu kabul ederek gelmiştim buraya.
Sadece bir tanesinde tanıdık bir yüz göremedim ama o beni bir yaraladı yani böyle enerjim orada bir düştü ama vücut olarak yine iyiydi iyi gidiyordu.
Onun dışında o yokuşlarda 160'a kadar yokuşları o kadar hissetmedim yani olabildiğince çok dik olanları yürümeye çalıştım diğer her yeri koşmaya çalıştım.
O dediğimiz 160'daki yere geldiğimizde de zaten yarış raporlarında üstünde durdukları şey yani yukarı bakma diyorlar.
Yukarı o gideceğin yolu görme o dağdaki o kapalanmalarını görme mümkünse.
Onu yapmaya çalıştım.
Ben ama asfalt kısım bittiğinde böyle 159'larda bitiyor daha sanıyordum.
O CP'ye geldim ve orada Aykut abi bana dedi ki yani diğer CP'ye o gündüz CP'sine bir buçuk saat var.
Ana CP'ye bir buçuk saat var demeye çalıştı ama ben onu yanlış algıladım.
Bir buçuk saat boyunca çıkacağım sanıyorum.
O yüzden hani kafam ona odaklandığı için aslında bir kilometrelik bir yer.
Yine 20-30 dakika sürüyor sanırım ama ben o bir buçuk saati duyunca zaten bir kötü oldum.
Ama beynimi de ona şartladım yani Enes hani bir buçuk saat tırmanacaksın dayan yapacak bir şey yok yürüyeceksin yani.
Ona şartlayınca orada görece daha iyi oldu.
Hani o bir buçuk saat demesi bana ben daha kötüsünü düşündüğüm için daha avantajlı oldum.
Yani bir anda bitti denebilir ama en zorlandığım kısım tabii orasıydı.
O teknik inişi falan inanılmaz yavaş bir şekilde geçtim.
Ama sonra o düzlüğe çıktığımızda o yavaş gittiğim bölümlerin eksikliğini kapattığıma inanıyorum.
Çünkü orada hızlı insan mesela genelde teknik inişlerde başıma gelen ayağımı bir yere çarptığımda su topladığında o acıyla daha fazla insan koşmak da istemiyor.
Yani zaten su topluyor böyle durumlar olunca yani insanın biraz motivasyonu da kaçıyor.
Bunları yaşamadan düzeyine bildiğim için ondan sonrası da benim için çok güzel geçti.
Şey de çok güzel mesela o 160. kilometreyi açtıktan sonra yani zaten 160 kilometre düz yolda bile koşsan çok büyük bir sayı.
Bir de onun üstüne yani öyle sert bir çıkış çıkmışsın yani kilometreyi 20-30 dakikada çıkmaktan bahsediyoruz.
Yani bacaklar hala bitmemiş indikten sonra da tekrar güzel bir şekilde devam edebilmişsin bu da güzel bir şey bence.
Evet yani oradaki motivasyonun da şeydi aslında şu an hatırladım bunu da 160'a gelirken şeyi fark ettim aslında çok da istemediğimiz bir durum bu yarışlarda ama ya ben galiba 100 mil personal bestimi yapacağım en iyi derecem geliyor 100 mil için hani sparta atlığının içinde böyle bir şey olması anlık hem tedirginlik yaratıyor insanla hem de mutlu ediyor.
mutlu mu olsam, üzülsem mi
başıma ne geleceğini de kestiremiyorum
yavaş mı gitsem
160'a kadar aslında biraz da motivasyonum
oydu. Ya en iyi derece mi
yapacağım? Süper falan. İyi gidiyorsun
kendimi böyle gazlayarak
yer yerde böyle gerçekten de uygulandım
çünkü kendimden de beklemediğim
bir performans. Vücut gidiyor
gözlerim doluyor böyle
anlamsız. Öyle duygusal
anlar da yaşandı. Bu şekilde.
Çok güzel.
oradan sonra uzun bir süre düz gidiyorsun.
Yaklaşık 200. kilometrelere kadar.
Ondan sonra tekrar bir tırmanış başlıyor.
Ondan sonrası finişe kadar neredeyse iniş gibi.
Buralarda da bir problem yaşamadım diyorsun.
190 küsurdaki bir CP vardı.
Orada Aykut abiler ve diğer destek ekibindeki arkadaşlar vardı.
Orada anlattılar bana dediler yani
199'a kadar koşabildiğin kadar koş.
199'dan sonra zaten bir çıkış olacak.
Orayı olabildiğince yürürsün.
Ama yani o çıkış başladı.
201, 202, 203 gidiyor ama bitmiyor yani.
Bir yerde ben bitmesini bekliyordum.
Bitmiyor.
Çık çık çık yürüsen geçmiyor.
Dedim artık ben hani yokuşu da koşacağım.
İyi hissediyorum.
Yokuşları da koşmaya başladım ondan sonra.
Hazır gidiyor her şey yolunda.
Öyle bir an yaşadık.
Ama bir ara o gerçekten o iniş çıkışlar bitmiyor hissi verdi yani.
Peki böyle bacaklarda bir yorgunluk yani nasıl diyeyim bir kramptır veya bir kasılmalar falan bunları hissettin mi?
Kramp galiba daha önce hiç yaşamadım.
Yani sadece bir latmos yarışını bitirdiğimde Serdar Sezgin'le bir latmos yarışı koşmuştuk.
Buradan Serdar abiye de sevgiler.
O yarıştan sonrasında ciddi anlamda böyle yokuş inişi olduğu için, teknik inişi olduğu için taşlar üzerinde bir orada böyle yerde zor anlar yaşadım.
Bir ağrı hissettim ama krampın tam nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum.
Umarım tatmam.
Yani o tarz şeyler pek yaşamadım.
Çok iyi ya.
Spartatlon koşup krampın nasıl bir şey olduğunu bilmemek baya güzel bir olay.
Evet iyi beslenmiş.
Evet bence beslenmenin de burada ekmeğini yiyorsun artık.
Ya beslenme kesinlikle bence çok etkili oldu.
Çünkü yani başka bir elimizde veri yok zaten.
Hani antrenman çok iyi desen antrenman çok iyi değil yani.
Gözle görülür bir şekilde.
Onun öncesindeki yarışlardan referans alsan şey yapsan hani nereden tutsan elinde kalıyor.
Belki kilomdan dolayı biraz avantaj oldu.
Ve şey daha önce hep uzunlarımı böyle 74 kilo civarında koşmuştum.
Yani öyle denk gelmiş.
Ama bu sefer 68 kiloya inmiştim yarış öncesinde karbonhidrat yüklemesi öncesinde.
Karbonhidrat yükledikten sonra da böyle 70 kilo civarında böyle 1-2 kilo aldım o süreçte.
Ve yarış içinde de sağlam beslenince hiç beklemedim bir performans çıktı.
Ben de inanamadım yarış anında.
Yarım saatte bir tuz apı da aldım demiştin değil mi?
Evet yani yarım saatte bir tane jel bir tane tuz apı aldım.
Tuz apının ayarlamasını da yani idrarımla kontrol etmeye çalıştım.
İdrar rengi şeffaf kaldığı sürece ve idrarı sık sık çıkabildiğim sürece bir problem yok diye düşündüm.
Tabii bunlar da yine tavsiye değildir.
Bunun dışında...
Bunlar bir doktor kontrolünde yapılmalıdır demeyeceğim.
Tabii ki.
Öyle olması lazım.
Yok buradan hiçbir sorumlu kalmıyorum.
Herkes kendi doktoruna danışarak yapsın.
Peki ben şeyi soracağım.
Katı beslenme hiç nerede yaptın?
Yaptın mı?
Bana kalsa ben katı beslenmeyecektim.
Çünkü jellerle gayet iyi gidiyordum.
Ama yani CP'lerde destek ekiplerimiz sağ olsun makarna ve şey getirdiler.
Ekmeğin iç kısmı böyle dış kısımları ayırıp iç hamur kısmından ve makarna yedim.
Bir tane bir bütün muz yemişimdir.
Onun dışında iki tane sulandırılmış kahve içtim.
O kahvelerin hikayesi de her sulandırdığım kahvede sanki böyle görevliye küfür ediyormuşumcasına bir tepkide karşılaştım.
Biraz bozuldular.
O kadar ısıttık niye soğutuyorsun gibisinden.
Ama yani hızlı olmak zorundayız.
O sıcakta içebilecek durumda değildim.
O yüzden iki tane sulandırılmış kahve, bir bütün muz, iki üç ekmek içi, belki altı yedi çatal makarna.
Onun dışında bir şey yediğimi hatırlamıyorum.
Gerisi tamamen yapay jel maurten sis diyerek devam etti.
Aynen.
Peki bu drop backlerde üst baş değiştirdin mi? Neler yaptın?
Senin için önemli kritik noktalar neresiydi?
Ayakkabı değişikliği.
Ben bıraktım. Aykut abi çok yol gösterdi sağ olsun.
Yani o herhangi CP'ye ne koymam gerektiği konusunda.
Çok hazırlıklı drop backler hazırladım.
Yani gerçekten ciddi bir hazırlık vardı drop backlerde.
Nasıl bir hazırlık?
Mesela bir tane ince yağmurluk bir tane kalın yağmurluk koydum. O kalın yağmurluğu daha geçişinde o en serin olacak mountain base kısmından bir öncesine koydum. Uzun kollu koydum. Yedek tişört koydum. Yedek şapkam vardı. İki tane falan bandana koydum. Onun dışında yedek ayakkabı ve çorabım vardı. Yedek çorabımı kullandım ama ayakkabıyı değiştirmedim. Yani bir şey çalışıyorsa onu bozmayayım dedim.
Çorap konusunda da yani Decathlon'un bu parmak çoraplarını kullanıyorum ben.
Özellikle o parmak çoraptan her yarış onlarla koşmuşumdur.
Çok beğeniyorum.
Bu sefer ilk kez Injinji markasını da denedim.
Son kilometreleri onlarla koştum.
İkisinden de memnunum ama hala Decathlon bir tık önde benim için.
Onun dışında çok fazla bir şey değiştirmiyorum yarışlarda.
Genelde böyle basit tutmaya çalışıyorum.
Çünkü bir şeyleri düşünmeyi çok sevmiyorum.
Yani teknik parkuru sevmememle aynı sebep aslında.
Olabildiğince plan basit, yapmam gereken basit.
Yani ben koşsam da o süre geçecek, koşmasam da geçecek.
Çok ana odaklanmadan.
Finish'e ışınlıyorum yani kendimi tabiri caizse.
Direkt böyle o süreci yok sayıyorum gibi bir şey diyebiliriz.
O şekilde hazırladım drop'ı.
Ben bir de şey sormak istiyorum.
Ayakkabı olarak yol ayakkabısı veya bir trail ayakkabısı.
Hani dağda çıkış vardı, iniş vardı.
Orada bir trail ayakkabısı gibi bir şey düşündün mü?
Ben ayakkabı olarak bütün uzunlarımda daha öncesinde Nova Blast modelini Asics'in kullanıyordum.
Ama bu yarış öncesinde araştırmalarımla Super Blast modeli daha cazip geldi teorik olarak kağıt üzerinde.
Ve bir antrenmanımda da denedim 50 kilometrelik.
Sadece orada deneyebildim ve yani gayet iyi hissettirdi.
O ayakkabıyla koştum.
Onun dışında yanıma bir tane de Clifton almıştım ama ona çok gerek kalmadı.
Çok da denememiştim zaten.
Ben böyle yeni şeyleri yarışlarda denemeyi biraz seviyorum yani öyle denk geliyor.
İlk beslenme planım mesela jelleri daha önceden deneyebildim diyemeyeceğim.
Çünkü jeller de ciddi bir maliyet oluşturuyor.
Ve hani 24'lü Mauritan aldım.
İki tanesini hani insanlar denememiş demesin diye bir antrenmanda uzunla.
Hani iki jelle deneme olmaz ki.
Hani onun birikimi vücutta fazla jel aldığında ne olacağını.
İki jeli sadece tadını denedim yani.
Tadı güzelmiş dedim.
Öyle bir deneme oldu.
Ya bu da tavsiye değildir.
Kesinlikle öncesinde denesinler.
Bu doğru bir şey değil tabii ki.
Ama nedense hep bana böyle denk geliyor.
Tuz gölü öncesi hiç denemediğim böyle tight'la falan koşuyorum.
Garip şeyler oluyor ama şans biraz yanında diyebiliriz ya.
çok başıma bir şey gelmedi.
Neyse ki Spartatlon'da
her şey istediğin gibi gitmiş.
Evet. Peki finish'e doğru
yaklaştığında neler hissettin?
Bu arkada 240 km
var. Artık önünde kalmış
atıyorum 5-6 km.
Orada duygu dolu anlar oldu mu?
Vücut artık böyle hani
iflas etme noktasına geldi mi?
Artık bitsin yeter. Koşmak
istemiyorum gibi oldun mu? Yoksa
yani daha olsa koşarım gibi miydin?
Nasıl bir ruh hali ve
Fiziksel durum içindeydin.
Aslında yani 222. kilometrelerde Aytu abiyle bir benzer orada duygu durum içerisindeydik.
Hani biraz artık bitmiyor gibi gelmeye başlamıştı.
Ve ciddi bir yokuş vardı.
Orayı beraber çıktık.
Oradaki o yürümem olası şey iyi geldi bana.
222'den sonra sanırım yani 225'lerden sonra ciddi anlamda hızlandım.
Yani altı pacelere düştüm.
Orada da işte kendime çok şaşırdım.
Hani 220 kilometre koşmuşsun hala koşabiliyor olman beni çok şaşırtmıştı.
Orada bir Brezilyalı bir arkadaşla tanıştık.
Onunla da bir süre baş baş gidiyoruz.
Yani adam hızlanıyor ben hızlanıyorum beraber birbirimizi aldık götürüyoruz.
Ama ben bir yerde veda ettim arkadaşa çünkü yani beynim kabul etmedi bunu.
Dedi hani yapamazsın yani bu kadar orada bir dur sen abartma.
Çünkü hani o kadar yol geldin şimdi hızlı gideceğim diye başına da bir şey gelebilir.
Risk almış olacaksın.
Aynen risk almaya gerek yok orada o arkadaşla da vedalaştık.
Ama sonrasında da yine güzel gittim yani 6 pacer'le gitmeye devam ettim diye hatırlıyorum.
Bazen 5 pacer zaten birçoğu görece inişti.
Ondan sonra finish'e yaklaşırken ben 32 saat gibi bir süre hesaplıyorum kendimi.
Orada yani saatimde öyle gördüm diye hatırlıyorum.
Hedefim 32 saat altında bitirmekti aslında son 10-15 kilometreye yaklaşınca.
Baktım hesaplarım doğrultusunda 32 saat altı geliyor gibiydi.
O da sanırım yine Mert abinin bir podcastinde söylediği 32 saat altı güzel bir derecedir diye bir şey kalmış benim aklımda.
Ona göre gidiyordum ben.
Ondan sonra sonucu öğrenince de biraz şaşırdım.
Beklemiyordum.
31 saat 50 dakika sanıyordum ben.
O şekilde oldu ve o geçiş yani finish'e ulaştığımız yer inanılmaz bir yer.
Yani zaten halk her yerde destek veriyor ama orası tarifsiz ya.
Gerçekten insanların o kadar içten desteklemesi herkesin bence umarım deneyimlerler ve hani ben yaptıysam bence birçok insan bunu yapabilir.
Sadece hayal etsinler. Her şey hayal ile başlıyor.
Bu hayali kurmamıza öncülük eden de Aykut abiye tekrardan sevgiler, saygılar.
O şekilde yani Yunanistan halkı mesela 120. kilometrelerde iki tane kız çocuğu elinde defterlerle imza alıyordu herkesten.
Yani çok güzeldi. Her şehrin içinden geçtiğimiz yerde inanılmaz bir destek var.
İnsanı ciddi anlamda gaza getiriyor yani.
Çok eşsiz bir isti ya. O finiş anı unutamıyorum yani. Büyük ihtimalle de unutamam.
Yarışın burada bir hikayesi var orada halk da bu yarışı benimsemiş her sene aynı coşkuyla orada o atmosferi yaşatıyorlar çok güzel mesela şey de çok güzel böyle dışarıdan bakınca da bir hani Türkiye takımı gibi bir takım oluşmuş hani Spartatlon'da böyle herkes birbirine sahiplenmiş herkes birbirini böyle kolluyor destek oluyor vesaire böyle sanki işte milli takım olimpiyata gidiyormuş gibi bir böyle atmosfer hava oluşuyor.
Yani dışarıdan bunu izlemesi de çok keyifli. Yani insan bu atmosferi ortamı yaşamak istiyor. Bunun için motive oluyor bunları gördükçe de.
Ve her sene de böyle üzerine kona kona devam ediyor gibi bir görüntü var dışarıdan bakınca da.
Evet katılıyorum. Yani ben önceki yıllarda çok yakından takip ediyordum zaten. Böyle uyanır uyanmaz acaba neredeler hemen bir bakıyordum canlı takipten uyumadan önce.
yani şaşkınlıkla izliyordum işin açıkçası.
Uyuyorsun, gündelik işlerini hallediyorsun.
Ya adamlar hala koşuyor diyorsun.
Çok garip geliyordu.
Bu sene bu hisleri yaşamak da tabii ayrıca çok mutlu etti beni.
O milli gurur da zaten çok önemli bir nokta.
Yani onun için ne koşuyorsun orada bayrağını dalgalandırmak.
Eşsiz bir mutluluk, gurur.
Çok tebrikler tekrardan.
Çok teşekkür ederim.
Peki şeyi soracaktım.
Şimdi bu bitti. Yeni bir hedef var mı? Neler düşünüyorsun? Biraz dinleneyim. Nasıl bir yol izleyeceksin?
Aslında yani yarıştan önce ben gittiğimde şey diyordum yani bu sene ilk ve son.
Hep yarış içinde de böyle dedim. Böyle tanıştığım insanlara senin kaçıncı sefer falan diye soruyorlar.
İlk ve son diyordum. Yani bir daha gelmem buraya falan.
Diyordun.
Çok uzun sürmedi.
Çok uzun sürmedi.
Yani yarıştan hemen sonra şey dediler bana.
Ya kötü anıları sil.
Silince zaten 2-3 gün sonra tekrar kayıt olmak isteyeceksin.
Uçak biletini alırsın yakında diyorlardı.
Gerçekten öyle bir ortam var.
Gelmek isterim destek ekibi olarak da yarışmacı olarak da.
Ama bir açıdan da hani insan güzel bir sonuç elde ettin ve şartlar çok ideal olduğu için bu sene.
Yani bir sonraki sene geldiğimde hani derecemi biraz daha ileriye taşımak zor olabileceği için tam onların kararlarını veremedim yani.
O da olabilir bir açıdan.
Çünkü başka parkurlar, güzel yarışlar da var.
Ya tabii buranın yeri her zaman çok ayrı kalacak bende.
Ama aslında böyle uzun yıllar devam ettirmek de çok güzel olabilir.
Çünkü orada 15 kere bu yarışı bitiren bir doktor koşucuya bir video yapmışlardı.
Çok duygulandık onu izlerken.
Yani çok duygu yüklü bir yarış aslında.
Çok altı dolu böyle anlamı olan bir yarış.
O yüzden hayır demiyorum.
Yani yine katılabilirim.
Bu sabah aslında bir fikrim değişti şey konusunda.
Ben aslında bir backyard hedefi koymayı düşünüyordum.
Bu benim kaldığım yere yakın Belçika'da bir dünya rekorlarının kırıldığı bir backyard düzenleniyor.
110 turlar falan.
O backyard'a aslında katılmak istiyordum ama bu senenin 2027'nin kayıtları dolmuş.
Şu an için Türkiye'de bir backyard arayışındayım. O olabilir. Onun dışında bir bu hafta sonu bir Amsterdam maratonu hedefim var diyemeyeceğim tabii ki yok. Onu sadece Spartathlon çıkmazsa diye kayıt olmuştum. Ve şu an hani gidip sadece Amsterdam'ın tadını çıkarıp o parkurdan o şekilde geçeceğim.
Bir toparlanma koşusu diyorsun şimdi Spartatlon koşusu.
Evet, Rikavi.
Merhaba.
Rikavi.
Bu arada toparlanma demişken toparlanma nasıl gidiyor?
Toparlanabildin mi?
Hayır, kesinlikle.
Yani benim için yarış toparlanmanın yanında çok iyi geçti ve iyi kaldı.
Finişte iyiydim.
Finişte gayet iyiydim.
Güzel hissediyordum fiziki olarak da.
Hatta sonraki gün Spartan Mile diye bir yarış düzenleniyor Spartatlon'dan sonra.
Bu heykelin, Kral Leyondası heykelinin arkasındaki stadyumda insanlar baksırlarıyla çıplak ayak bir koşu yapıyor.
Spartan Mile deniyor ama genelde 400 metrede sonlandırıyorlar.
Bu yarışta da hayatımın en hızlı ikinci 400 metresini koştum.
68 saniyeyle bir, aynen 68 saniyeyle bir üçüncülük geldi.
Yani Strava'da görünce şok oldum zaten.
Şey diyor, hayatının en hızlı ikinci 400 metresi.
anlam veremedim bir an.
Ama o işte oradaki duygularla
atmosferle oldu sanırım.
Ve ciddi anlamda da iyi hissediyordum yani
fiziken. Orada da bir
yani resmi olmamakla beraber
kendimiz saydığımız kadarıyla
bir üçüncü oldum sanırım.
Birinciye bir madalya takdim ettiler ama
öyle bir an yaşandı.
Onun dışında ama yani
recovery süreci o günden sonra hep
kötüye gitti benim için. Çünkü hasta oldum.
Biraz da uykusuzluk.
Evet yani biraz da
uykusuzluk kaynaklı bence. Öncesinde
de yani uykuma
aslında çok dikkat ediyordum. Hazırlık
sürecinde de, taper'da da özellikle ona
dikkat ettim. Karbonhidrat yüklemesinin
yanında uyku da yükledim. Yani
salı günü, pazartesi salı günü
9 saat 50 dakika
bir gün, 9,5 saat bir gün
gösteriyordu Garmin. Ama işte
onu yüklediğimde iyi olmuş.
Perşembe günü yarış
otelinde pek uyuyamadım. Dış etkenler
kaynaklı, trafiktir, şeydir.
yaklaşık bir 2 saat uyuyabildim orada.
Yarış stresinden değil, yarış stresini ben 2 hafta öncesinde zaten uyuyamayarak
o hakkımı orada doldurmuştum.
Orada çok fazla stresim yoktu diyemeyeceğim.
Yani olması gerektiği kadar vardı.
Uykumu etkileyecek kadar değil.
Cuma günü de bir 5 saat kadar uyudum.
Ama o mesela pazartesi salı depoladığım uykular olmasa
bence biraz daha zorluk çıkabilirdi benim için.
Yarış sonrasında da yine uyuyamama problemi devam etti.
Bir iki saat, üç saat uykular.
Böyle olunca tabii zaten vücut kronik bir şekilde yarış hazırlığında ve finişe kadar bir strese maruz kalınca orada yani kendini saldı diyebiliriz.
Bırak da artık hani tamam artık hasta olabilirsin dedi tabiri caizse.
O günden beri hastayım.
Kırılmayacak bir rekor kaldıysa.
O günden beri yani şu an biraz daha iyiyim ama hala hastalığım devam ediyor diyebiliriz.
Umarım iyileşeceğim.
Amsterdam var o zaman.
Geçmiş olsun.
Geçmiş olsun.
Yarışın en büyük yan etkisi de herhalde şey değil mi?
Yani bu yarışı hedefe koyduğun zaman hem öncesinde hem de sonrasında büyük bir bölümü rezerve etmen gerekiyor.
Çok yarışa katılamıyorsun.
Evet ve sonrasındaki toparlanma kısmı için yani çok ciddi bir yarış.
O yüzden her sene koşmak aslında baya bir şeyden de vazgeçmek demek oluyor olabilir.
Ama bir taraftan da hep şunu görüyoruz.
Koşan kişiler genellikle de bir daha koşuyor sanki.
Böyle genel olarak baktığımızda.
İkinci kez koşma oranı yüksek bir yer için.
Aslında genel anlamda bence o kadar yüksek değil diyebiliyorum Mert abinin sayfasından.
Ama bizim Türkiye özelinde...
Türkiye'de mi yüksek?
Türkiye'de mi öyle?
Evet.
Yani inanılmaz bir şekilde gelen ekip her sene daha da hala gelecek gibi duruyorlar.
Yani önümüzdeki 10 sene koşarlar gibi duruyor.
O yüzden yani ekip çok iyi. Burayı düşünenler için bence inanılmaz bir fırsat. Tam bir aile ortamı, böyle tecrübe paylaşımı, bilgi paylaşımı var. Kimsenin öyle egosu, üstten bakma gibi durumlar söz konusu değil. Çok güzel bir ortam. Çok şanslıyız. Bence hayal edenler kaçırmasın. Gelsinler bir an önce.
Ya bence de Türkiye için
güzel büyük bir şans böyle bir ortam
olması. Hani dışarıdan bakınca da
az önce de bahsettim. Yani işte
tişört bastırmak, logo yapmak
ne bileyim öyle bir
ortam atmosferi oluşturmak. Az önce
bahsettiğimiz bu Türkiye
internet sitesi. Yani bunların
hepsinde emeği geçen kişilere
teşekkür ederiz. Yani böyle güzel bir
şekilde Türkiye'yi de temsil etmiş
oluyoruz ve yeni gelen kişilere
de aslında önayak olmuş oluyor
bu durumlar. Sen de birçok
Şeyde bahsediyorsun hani şunu bilmiyordum şöyle sordum şöyle öğrendim şöyle destek oldular falan.
Yani ilk defa giden biri için de aslında orada bir ön bilgi birikimi olması böyle kaynaklar olması çok güzel.
Tabii ki yani ilk kez koşan Aykut abinin mesela ilk koştuğunda böyle imkanlar böyle bir bilgi birikimi tecrübe yoktu veya daha sonrasında koşanlar için de olabilir.
Ama şu an her geçen sene daha da avantajlı bir hale geliyoruz.
Ve gerçekten insanlar oraya maddi manevi o kadar fedakarlıkla geliyorlar ki
bunun da karşılığını vermeye çalışıyoruz tabii orada koşucular olarak.
Destek ekiplerinin yani inanılmaz bir etkisi var bence yarışa.
O yüzden olabildiğince destek ekipli gelmeye çalışsın arkadaşlar.
Tekiyen Esi yani geldiğin için çok teşekkür ederiz.
Çok teşekkürler.
Çok faydalı bir yayın olduğunu düşünüyoruz.
Hem bu genç yaşta bu zorlu yarışı tamamlamak nasıl bir duyguydu bunları bizle samimi olarak paylaştın ve genç yaşlarda olup da bu yarışı hedefine koyan başka insanlar varsa onlara da ilham olmuş oldun aslında bu programla birlikte.
Evet yani genç yaşta dayanıklılık sporlarıyla uğraşılmasına bir örnek oldun yani. Genelde biraz daha hani genç yaşlarda daha çok kısa mesafeler koşulur ama uzun mesafelerinde olabileceğinin bir örneğisin. Yani bu açıdan çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim davetiniz için. Umarım yaşıtlarıma veya daha genç arkadaşlara da yardımcı olabilmişimdir. Bizi dinleyenlere çok teşekkürler. Size de ayrıca çok teşekkürler enerjiniz, samimiyetiniz için. Çok zevk aldım.
kaldım. Size karşılıklıydı.
Bizim için de çok keyifli bir yayındı.
Heyecanlı dinledik anlattıklarını.
Bu arada biz Instagram'dan da
senin aslında attığın videoları ve hikayeleri
de izleyerek o anın
bazı kesitlerini yaşıyorduk. Buradan
dinleyenleri de söyleyelim. Enes Halit
Yılmaz Instagram hesabını takip edip
siz de oradaki gönderilere
de bakabilirsiniz ve
burada anlattığımız şeyleri orada video ve
hikaye olarak da görebilirsiniz.
Yani gerçekten gözünüzde de canlanmış
olacaktır o şekilde. Ya bir de böyle
çok basit anlatıyor böyle sanki
10 kilometre 20 kilometre.
Sonra tamam diyorum o olabilir
sonra 246'yı koştu
aklıma geliyor. Çok basit
bir şekilde çok uzun bir parkuru
anlattın. Yani 246
kilometre öyle bir şey ki mesela
yoldan bir insanı çevirsen ve desen
ki ona 246 kilometre
koştum veya desen ki
446 kilometre koştum.
Adam için bir fark yok. Evet yok bende
Çünkü belli bir kilometreden sonra artık farkı kalmıyor ya.
100 desen daha çok şey oluyor.
Belki koşan adam için 246 yerine 250 bile koşsan o aradaki 4-5 kilometre çok büyük bir şey bile olsa.
Algı gitti yani.
Algı çok farklı seviyede oluyor yani.
Burada da şey söyleyebilirim.
Genel anlamda böyle şeyleri daha basite indirgeme, değişkenleri azaltma şeylerin çok faydasını görüyorum bence yarışlarda.
Yani çok karmaşık planlara, çok karmaşık antrenman programlarına ihtiyacınız yok aslında.
Her şeyi daha sade, basit tutarak devam etmek de bir seçenek.
Ben kendim öyle uyguluyorum.
İnsanlar da deneyip kendilerini uyarlarsa deneyebilirler.
Ya aslında zor ya karmaşık bir sistem daha kolay yani o karmaşayı bir basite indirgemek yani asıl zorluk burada yani bunu da başarmışsın.
Bravo.
Umarım daha da uzun yıllar böyle uzun uzun kilometrelerle koşarsın.
Biz de seninle röportaj yaparız böyle.
Yani basite indirgemiş gerçekten öyle mesela.
30 saatte bir cel ve tuz.
Ve bunu 246 kilometre boyunca devam ettirmek.
Ya fazla basit yani.
Hani yapamazsın yani onu düşününce çok iyi.
Yarış öncesinde de bir Senem Arıkan'la buradan ona da çok teşekkürler yardımları için bir şeyimiz olmuştu.
Yani 246 tane bir kilometre.
Çünkü bu yarışı çok bölemiyorsun.
Yani nasıl böleceksin ki?
60 çarpı 4 yapıyorsun çok geliyor insana.
80 çarpı 3 yapıyorsun fazla.
Hani 122'ye geldim.
Mesela orada bir şeyi düşündüm. Bir o kadar daha var yani. Hani yarış ve daha var bunun içinde. Yarış bitmiyor. O yüzden o 246 çarpı 1'i bu sefer kullandım. Genelde mesela 200 kilometrem için 10 çarpı 10'u kullanmıştım. Çok idealdi. 10 kere 10. Güzel gidiyordu ama bu sefer hani 24 tane 10 deyince biraz fazla geliyordu.
O yüzden şey yaptım birinci kilometreye geldiğimde baktım saatime birinci kilometre olmuş.
Tamam yoruldun mu çok zorlandın mı şu an?
Yok tamam bundan 245 tane daha yapacaksın bitecek gibisinden.
Yani genelde çok böyle motive olmaz insanlar ama bilmiyorum ben de çalışmıştı bu yöntem.
Evet her bir kilometre de dopamin hemen almış çok sıfır.
Evet işe yaramış.
Evet tekrardan çok teşekkür ederiz geldiğin için ve verdiğin değerli bilgiler için.
Ben teşekkür ederim davetiniz için.
Çok zevkli bir sohbet oldu benim için de.
Tekrardan çok teşekkürler.
Evet bu bölümümüzün de sonuna geldik.
Bizleri Apple Podcast ve Spotify'dan takip edip dinleyebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
