
Motorunu Satıp Kenya’ya: Olimpiyat Hayalinin Peşinde (Konuk: Mestan Turhan) | Part 1
29 Ekim 2026 · 50 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde milli atlet ve antrenör Mestan Turhan ile koşu yolculuğunun en başına gidiyoruz.
Batman’da çocuk yaşta atletizmle tanışmasından milli takıma uzanan kariyerini, bir dönem koşuyu bırakma kararını ve askerlikle birlikte spora nasıl geri döndüğünü konuşuyoruz.
Ardından hayalleri uğruna motorunu satıp tek başına Kenya’ya gidişini, Iten’de geçirdiği kamp dönemini ve ilk maratonu Düsseldorf’ta 2:19:01 koştuğu süreci dinliyoruz.
Mestan Turhan’ın çocukluk yıllarından profesyonel atletizm kariyerine uzanan hikayesiyle keyifli dinlemeler 🎙️
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) – Konuk: Mestan Turhan(01:23) – Çocukluk Yılları ve Koşuya Başlangıç(04:05) – İstanbul’a Taşınma ve Atletizm Yolculuğu(07:43) – Milli Takıma Giriş(10:58) – Milli Takım Kariyeri ve Maratona Geçiş(12:51) – Antrenörlüğe Başlangıç ve Gamze Hoca(15:05) – Koşuyu Bırakma Kararı(16:32) – Askerlik ve Koşuya Geri Dönüş(19:46) – Performansa Dönüş ve Kenya Kararı(20:56) – Motorunu Satıp Kenya’ya Gitmek(23:41) – Kenya’ya Yolculuk ve Iten’e Varış(25:30) – Kenya Kampı ve Düsseldorf Hazırlığı(26:05) – Kenyalı Atletlerle Antrenman(30:47) – Kenya’daki Koşu Kültürü ve Antrenman Sistemi(41:01) – Olimpiyat Hedefi ve Düsseldorf Maratonu(42:02) – İlk Maraton Deneyimi ve Yarışta Yaşananlar(47:13) – Olimpik Kadroya Giriş(47:44) – Maraton Kariyerinin Başlangıcı
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin''e hoş geldiniz. Ben Gülün.
Ben Onur.
Bu bölümde milli atlet ve şimdi MC Atletizm Spor Kulübü antrenörlerinden
Mestan Turhan bizlerle. Hoş geldin Mestan Hocam.
Hoş geldin hocam.
Merhabalar Gülün, merhabalar Onur. Merhabalar Koşver Gitsin dinleyicisi.
Aranızda olduğum için çok mutluyum, çok heyecanlıyım.
Umarım keyifli bir podcast olur.
Teşekkür ederiz. Geldiğin için biz de çok keyifli bir yayın olacağına eminiz.
Öncelikle kısa bir duyurumuz var.
Cosvergesi.com web sitemiz yayında. Bu web sitesinde bölümlerimizi konulara göre kategorilere ayırdık. İsterseniz ziyaret edebilirsiniz.
Şimdi öncelikle Mestan Ulu'yla ne konuşacağız? Bu bölümde Kapadokya yarışını konuşacağız ve öncesindeki kamp dönemini detaylı olarak konuşacağız.
Bunun dışında 2026 yılında önemli yarışlar vardı. Mozart, Uludağ, Osisi, Kaçkal. Bu yarışlara da detaylı olarak değineceğiz.
Ama öncesinde ben şu konuya bir girmek istiyorum. Şimdi Mestan Turhan adını camiada herkes duymuştur.
Çünkü çok ünlü, başarılara sahipsin. Birçok yarışlarda çok güzel dereceler alıyorsun.
Herkes senin adını duyuyor ama herkes senin hikayeni bilmiyordur muhtemelen.
O yüzden biz istiyoruz ki burada sen koşuya nasıl başladın? En baştan beri bu günlere nasıl geldin?
Hayatında hangi dönüm noktaları oldu? Bunları duymak ve dinleyicilerimize aktarmak istiyoruz.
Anlaşılan çocukluğuma ineceksin gibi görünüyor.
Ben de işte bunları anlatmak için geldim açıkçası. Elimden geldiğince dilim döndükçe size anlatmayı çalışacağım. Siz de aklınıza gelen soruları sormaktan asla çekinmeyin. Ben nereden başlayayım?
Tabii 8-9 yaşlarında koşmaya başladım. O zaman Batman'da yaşıyordum. İlk öğretim okulumda seçmeler oldu. Ben de işte kuzenim gidecekti. Bu arada 4. sınıfa gidiyorum. Kuzenim 5. sınıfta. 5 ve 6. sınıflar için düzenlenen bir yarışmaydı bu. Kuzenim gidiyor diye ben de arkasını takıldım ve gittim. Koştum. Ondan sonra kuzenim çağırıldı, arkadaşlarım çağırıldı ama beni çağırmadılar. Çünkü 4. sınıftaki çocuklar koşamıyordu. Yaş olarak da o zaman yaş grupları var.
Sonrasında tabii kuzenimi takip ettim ve ben dedim hani koşmak istiyorum.
O zaman Batman'dayken Ümit Kemal Pişkin hocamız beni koşuya başlatmıştır.
Yani onun sayesinde koşuyla tanıştım ve oradan başlayıp bugünlere gelen bir hikayemiz var.
Hikayemiz bu şekilde başladı.
Devamında nasıl oldu?
Devamında da seçmeler devam etti.
Ama en son işte bölge yarışması düzenlenecek ve ben ilk yarışmamda 10. oldum.
İkinci yarışmamda 3. oldum.
Bir takımda 6 kişi var.
Ama yaşım tutmadığı için de beni götürmüyorlar.
Yedek kulübesine oturup ağladığımı hatırlıyorum.
Gerçekten yedek kulübesi 19 Mayıs stadyumu Batman'da.
Ondan sonra dediler ki seni Mardin'e götüremeyeceğiz.
O zaman Batman'da yaşıyorum.
Ben de sporu bırakıyorum o zaman dedim.
Böyle bir o zaman da hani şeyim var.
Dikte ettiğim bir karakterim var.
Dediler tamam seni o zaman götürelim ama koşamayacaksın.
Aa tamam dedim gezeceğiz.
İlk defa il dışına çıkıyorum bu arada hayatımda.
Sonrasında gittik orada ben koşmadım.
Arkadaşlarımı destekledim ve oradan sonra
Sonra işte aile İstanbul'a taşınıyor.
Biz beş kardeşiz.
Beş kardeşimizle beraber işte annem İstanbul'a geliyoruz.
Babam İstanbul'da çalışıyor.
Sonrasında işte buraya yerleştiğimizde ilk sene koşamadım.
Altıncı sınıf.
O zaman beşe geçtik.
Beş ve altıncı sınıfta koşamadım.
Yedinci sınıfta koşu diye bir şey vardı dedim.
Orada zehri almıştın çünkü.
Hala içinde bir yerlerde var o.
Ya küçükken iyi koşuyordum.
ben abimle beraber
birebir çift kale maç yaptığımızı hatırlıyorum.
Yani koskocaman sahada
o bir kaleyi alıyor. Ben bir kaleyi
ve sağdan, sağının baştan
başa şey yaptığımızı hatırlıyorum ve
mesela ben bir programda görmüştüm.
Yani hatırladığınız en eski anınız
nedir diye. Düşündüm benim için de
bu en eski anı nedir diye bir düşündüm.
Hatırladığım şey şu oldu. Kuzenimle
beraber kollarımıza
burun naylonları bağlayıp
işte poşetlerden kestiğimiz
yokuş aşağı uçmaya çalıştığımızı hatırlıyorum.
Gerçekten bu yaşandı.
Ama uçamadık tabii.
O günler hani koşu üzerine zaten benim sürekli dışarıdaydım.
Hani sabah çık, akşam gel böyle annemi sabah görüyordum, akşam görüyordum.
Ve sürekli sokaklarda ve Batman'da böyle çöl dediğimiz geniş araziler var.
O arazilerde biz koşu attık.
Böyle bir koşuyla ilgili.
Zaten hayatımda hep koşu vardı anlamında bir hikayem var.
Peki oradan bu milli sporcu olmaya giden yol nasıldı?
İstanbul'a taşındıktan sonra Burhanfele'ye gittim.
Tabii bizde şey yok ki mesela antrenörlük yapıyorum ve çocukların anneleri babaları kollarında tutar antrenmanlara getirir.
Annem babam beni bir gün antrenmana götürmemiştir.
Yani kaç antrenman izlemiştir onu da bilmiyorum.
Hiç izlemedi hatta.
Burhanfele'ye gittim.
Ben dedim koşmak istiyorum.
Yani kaç yaşındayım o zaman?
7. sınıfa gidiyorum.
Ve dediler ki annem babam bir imza lazım hani sen tek başına.
Kaç yaşında oluyor o 7. sınıfa giden bir çocuk?
Şu anda 11 yaşında sanırım.
11 yaşında tek başıma o zaman Burhaniye mahallesinde oturuyoruz. Burhan Felek'le arası 6-7 kilometre kadar yürüyerek gittim. Ben dedim buraya gelmek istiyorum ve koşmak istiyorum. Nasıl yapabiliriz? O zaman karne gibi lisanslar veriliyor. Tamam dediler o zaman kaydını yapalım. Annenden de bir imza alalım. Sen başla. O zaman sprintle başlattılar beni.
Çünkü Kemal Hoca var. Kemal Hoca'ya dediler ki bu çocuk burada koşacak sen hocalık yap.
Başladım sonra mesafedeki yeteneğimi az buçuk biliyordum.
O zaman da işte Figen Hoca benim beden etme öğretmenimdi.
Dedi ki bu çocuk benim okulumda ve bunu biz alabilir miyiz diye anlaştılar.
Neyse Figen Hoca'ya geçtim. Figen Karadağ, Ahmet Karadağ'ın eşi.
Şu anda Ahmet Karadağ Federasyon Başkanı.
Onların bana çok desteği olmuştur.
O zaman işte zaten para yok, ayakkabı yok.
Onlar bana ayakkabı, yarışlara götürmeye.
En son okulda birinci oldum.
Üsküdar'da birinci oldum.
İstanbul seçmelerine geldiğimizde yedinci oldum.
Ahmet Kara da beni yarışa götürmüştü.
Yedinci sınıfın ikinci dönemi gibi.
Yedinci olduğum için çok üzülmüştüm.
Evet, arka koltukta kösköse oturuyordum ve hiç konuşmuyordum.
Ahmet Kara da bana şey dedi.
Sen bir gün çok iyi olacaksın.
En iyisi sen olacaksın.
Gerçekten böyle kelimeler kullandı ve ben sana çok güveniyorum dedi.
O günleri de hiç unutmadım.
sonraki sene ve 8.
sınıfta katıldığım
30 yarışın, 50 yarışın belki de
işte 50 yarıştan pay biçelim
45'inde birinci oldum. Üçüncü
olduğumda ağlıyordum.
Orada zirve dönemini yaşadın yani o yaşlarda.
Bence 8. sınıf evet en zirve
kariyerimde dönemdi
ve tabii Figen hocamın
Ahmet hocamın o dönemki
ilk öğretme hocalarımın bana çok katkıları
oldu. Hep desteklediler çünkü.
Ama ben de çok çalışkandım gerçekten.
Yani hem okulda hem sporda hocalarımın, ailemin, işte abilerimin, ablalarımın takdirini kazanmak için çok çalışırdım.
Ve hani onlardan en ufak bir takdir görmek benim için çok önemliydi.
Ya burada şey benim ilgimi çekti gerçekten.
O yaşlarda bir çocuk olarak hani kendi başına Burhan Felek Stadyumuna gidip hani ben burada koşmak istiyorum kararlılığını göstermek.
Hani normalde ne beklersin?
Hani birçok zaman çocuklar hani anne baba bir şey yaptırmaya çalışır.
Çocuk işte yapmaz.
çocuk sonuçta. O yaşlarda
farklı oyun oynamak ister, başka şeyler
yapmak ister. Sen kendi kendine
bu kararlılığı göstermen ve
o şekilde devam etmen etkileyici.
Ve o dönem tabii
sosyal medya yok. Benim zaten telefonum da
yoktu herhalde. Sosyal medya ve
dolayısıyla şu anki gibi koşu
yani bize örnek teşkil edebilecek
herhangi bir argüman
yoktu önümüzde. Ben de kendimi
düşündüğüm zaman zaten normal bir çocuk olmadığımı
düşünüyorum. Ben çok sosyal bir insan değilim.
Bugün de değilim, o gün de değildim.
Annem hala hatırlar ve anlatır.
Dizimin dibinden ayrılmazdı benim çocuğum diye böyle.
Bir çocuktum gerçekten.
O yüzden bireyselliği, kişisel olarak ilerlemeyi hep hayatımda vardı.
Çocukken de bu vardı.
Çok arkadaşım olmazdı ama kendime de yetiyordum.
Anlattım ya az önce abimle çift kale, birebir maç yaptığımızı.
Abim bana yetiyordu örneğin.
Peki en son 8. sınıfta birinciliklerden bahsettik.
Milli takıma giriş nasıl oldu?
Milli takıma da 8. sınıfta bir giriş yaptım. O dönemler işte bölge yarışmaları, il seçmeleri, ondan sonra Marmara bölgesi, İstanbul'dan çıktıktan sonra Türkiye seçmelerine gidiyorsun ve Türkiye seçmelerinde ferdi olarak katıldığım için birinci olmak zorundayım.
Birinci olup milli takıma girebiliyorum.
Çünkü takım olarak gidebiliyorsun.
Bir de ferdileri sadece birincilere götürüyorlar.
Ben bununla bu stresle baskıyla hayatıma devam ettim sürekli.
Çünkü İstanbul'da o dönemlerde çok iyi koşan koşucular yoktu.
Ve milli takım seviyesinde de çok nadir olanlar da var.
Aklımda birkaç kişi ama onlar da İstanbul dışında yaşıyorlardı.
Yani biz yarışmalara gittiğimiz zaman bunu çekinmeden söyleyebilirim bence.
İstanbul tamam mı?
En başta birinci sırada Erzurum, Kars, Ağrı, Kros ve mesafe koşulları özelliğinde zaten biliyorsunuz yüksek rakımlarda yaşayan sporcular daha başarılı oluyorlar.
Ve orada antrenman yapma olasılıkları, imkanları daha yüksek.
Bu işe gönül vermiş ve çalışmayı seven bir çocuk için mesafe koşullarının başarılı olma olasılığı artar.
Ama İstanbul'da bizim için biraz sınırlı bölgeler var ama dediğim gibi ben çalışmayı çok sevdiğim için antrenman denildiği zaman asla kaçırmam.
Ama antrenörüm gelmediğinde de antrenörüm beni izliyormuş gibi o algıyla kendimi motive edip antrenman yaptığımı çok hatırlıyorum.
Yani o yaşta bir çocuğun Burhan Felek'te tek başına turlara döndüğünü hatırlıyorum.
Sonrasında tabii bu emeklerimin karşılığını da gittiğim yarışmalarda sürekli olarak aldım.
Milli takıma da ilk olarak Belarus'a gittim. O zamanlar üçlü turnuvalar vardı.
İşte yine birinci oldum. Turnuvaya gittik. Orada da koştum. Sanırım üçüncü oldum.
Ve milli takıma ilk girişim bu şekilde olmuştu.
Sonrasında da tabii 8. sınıfta başarılı bir hikayem var.
Lise 1, Lise 2 devam etti.
Tabii ben 8. sınıfta başarılar elde ettikten sonra liselere geçtiğimizde üniversitiyat,
bu üniversitiyat dünya şampiyonu olabiliyor.
İşte lise olarak katılıyorsun takım olarak.
Ve sonrasında dünyada dereceler elde edip milli takımda bir işte ne derler.
Bir milli takım kariyerine bir sayı daha ekliyorsun.
Ama ben o zaman Özyurt Lisesi'ne transfer olmuştum.
ondan sonra takım olarak ikinci
olmuştuk. Ne ağlamıştık biliyor musun?
Yani çok emek verdik. Çünkü
ciddi işler bunlar.
Çok ciddi emek isteyen ama
ben lise 1'deydim ve lise 4. sınıftaki
arkadaşlarla yarışıyorduk. O yaşlarda
3 yaş, 4 yaş çok büyük
fark eder. Yine de kendi takımımda
ikinci olmuştum o zaman.
Evet biz iyi bir kadroya
sahiptik ama bazen bir iki
puanla mı ne hani ikinci olduk ve
dünya şampiyonasına gidemedik. E tabi o yaşlarda
Çok böyle odaklanıyorsun, istiyorsun, duygularla çok hareket ediyorsun.
İşte antrenörlerinin emeklerini, kendi emeklerini düşünüyorsun.
O zaman da sanırım Ağrı Lisesi'nde, Çeçen Lisesi mi? Ne? Unuttum onu.
İbrahim Çeçen Lisesi'ndeki arkadaşlarımız bizi geçmişlerdi.
Ve zaten birbirimizi tanırdık.
Aslında biz çok iyi bir performans sergilip onları geçtiğimiz çok yarış olmasına rağmen
o gün başaramamıştık ve ikinci olmuştuk.
Yani bizim için başarıya ulaşmak da başarısızlık da çok normalleşti bir süre sonra.
O günlerden bugünlere pişe pişe geldik.
Peki bu milli takım kariyeri kaç yıl sürmüştü?
Milli takım kariyeri aslında bir süreç midir?
Yani milli takıma girdikten sonra artık milli koşucusun.
Hayatın boyunca bu sana seninle beraber gelir.
Ama işte o dönem kaç yılları oluyor onu bir hesaplamamız lazım.
2013. Sanırım 2009
yılları. 2009 ve
2020'ye kadar milli takım
kariyerim devam etti. Tabii bu
mesafe olarak farklılık gösterdi.
Yaşla beraber mesafeler uzadı.
İlk olarak 800 metre, 1500 metre,
5 kilometre,
işte 1,5 kilometre, 1500
dedik onun. Ama cross'ta da 1500
metre. Ondan bahsetmek istedim. Hem
cross'ta hem pistte. O zaman yol koşulları
yok. Sadece pist ve cross koşullarında
milli takıma girebiliyoruz.
Sonrasında 2018 yıllarına geldiğimde ise maratona evrildim ve maratonda da güzel dereceler elde ettim. İlk olarak 2019'da Düsseldorf'ta 2.19 koştum. 2.19.01 bu benim için çok güzel bir başarıydı. Onun da hikayesi çok farklı yani onu farklı bir ele almamız gerekebilir.
Tamam ondan da detaylı olarak bahsederiz.
Üniversite kaçıncı sınıfına denk geliyor tam olarak?
O zaman üniversiteyi bitirmiştim. Bu arada üniversite benim için biraz zor geçti. Çünkü yeni bir liseden sonra tabii yetişkin artık genç bir yetişkinsin ve hayatı düşünmeye başlıyorsun. Hayat kaygısı geçilebilecek miyim?
Sadece benim için geçerli değil. Bütün Türkiye'deki sporcular için bence bu geçerliydi ve zaten şey bilirsiniz maddi gücü çok olmayan çocuklar bu sporlarda diyeceğim koşu değil sadece boks, futbol, voleybol işte koşu aklınıza gelebilecek bütün sporlarda maddi gücü olmayan çocukların daha başarılı olduğunu görürsünüz.
Çünkü bir söz var belki bilirsiniz.
Cevher baskı altında ve başka bir çaresi yoksa mücevher dönüşebiliyor.
Burada da işte biz de o çocuklardan bir tanesiyiz.
Ben 2017'de üniversiteden mezun oldum.
O sene işte tezler çalışmaya başlamıştım bu arada antrenörlüğe.
Aslında 2016'da antrenörlüğe başladım.
Küçük çocuklarla başladık bu arada biz.
4 yaşında işte poposunda bezle.
Bazen antrenman yapıyorsun süt kusan çocuklar falan var.
abla gel şimdi şuraya süpür falan
diyoruz. Antrenman sonra devam ediyor ama
bu işte 40-50 tane çocuk geliyor.
Onları eğiterek biz antrenmanlı
giriş yaptık. Biz diyorum bu arada Gamze
hocayı unuttuk galiba. Üniversite
ikinci sınıfta ilk kız arkadaşım Gamze
oldu benim. Gamze hoca.
O döneme kadar da bu arada şey düşünüyorum.
Ben bir kızla çıkmayayım. Çıkarsam
işte kariyerim
sarsılır. Dikkatim dağılır.
Tabii aldım dağılsın istemiyorum. Sadece
koşmak istiyorum ve o güne kadar da
hiç böyle bir kıza bakayım işte ya da
Kız bana baksın çabam hiç olmadı.
Gamze Hoca'da Marmara Üniversitesi'nde koşarken o zaman ben okuyordum.
Gamze Hoca lisedeydi. Lise son sınıfta.
Sağda gördüm. Aa dedim ne güzel bir kız.
Ceylan gibi de koşuyor.
Eğer koşabiliyorsa eşim olabilir dedim.
Ondan sonra bir arkadaşım vasıtası ile kendisine ulaştım.
O da sağ olsun kabul etti.
Bir aylık bir çıktık. Sonra dedik ya bu ne biçim bir çocuk.
Asosyal.
İlk kız arkadaşım yok. Bir kıza nasıl davranılacağını bilmiyorum sonuçta değil mi?
Ondan sonra o benden bir ayrılmak istedi.
ayrıldık. Ben de kabul ettim.
Bu arada uzun bir mesaj.
Ben buna hiç cevap vermedim.
Ayrılmıştık. Sonra tekrar
barıştık ve 6 ay sonra barıştık.
Devam ettik. Gamze Hoca da tabii benim
hayatımda bugünlere gelmemde
çok büyük emekleri var.
Çünkü başarısızken de
beş parasızken de
Gamze her zaman yanımdaydı.
Çok uzun süreler kamplara gittim.
Onu burada çok yalnız bıraktım. O zamanlarda
da hiç. Evet özlüyordu.
Bazen nasıl olacak?
böyle nereye kadar dediğini hatırlıyorum.
Ama asla desteğini esirgemedi.
O günlerden bugünlere
her zaman tam destek yanılıyor ve
bazen bir Allah bir Gamze vardı.
O kadar söylüyorum. Sonrasında tabii
zor günlerde yanımda olan bir
bugün refah günlerinde de yanımda
ve ben artık ona elimden geldiğince
destek olmaya çalışıyorum. Çok uzun
Kenya kampları, Etopya kampları.
Tabii bu Kenya kampı kendi paramla
gittim çünkü Türkiye'de
iyi koşmak yeterli değil.
Aslında şeyden geleceğim. Ben
üniversitede mezun olmadan
önce koşuyu bırakmıştım.
Dedim ki ben koşuyu bıraktım. Bir daha da
koşmayacağım. İş hayatına da atılmıştım.
Biraz para kazanıyorum. Neden bırakmıştın bu arada?
Yani para kazanmak için Antonyo'ya evrilmiştim
2016'da. 2017'de artık
net kararım koşuyu bırakmak
üzerinde. Çünkü artık para kazanman lazım.
Para kazanmaya başladın. O da tatlı
geliyor ve artık koşu sana
para kazandırmıyor. O dönemler hiç kazandırmıyor
bu arada. Yani şimdi mesela baktığınız zaman
Cumhuriyet Bayramı yaklaşıyor.
Cumhuriyet koşulları var. İşte
Özellikle sonbaharda çıkıp bir ayda 3 yarış kostan çok güzel paralar kazanabilirsin.
Çok güzel dedim yine şu konuya da değineceğim.
Bir ev bir araba alamazsın ama geçinebilirsin.
Koşucuların, milli koşucuların, performans koşucuların Türkiye'de asla böyle bir durumu maalesef olamayabilir.
Çok ciddi farklı işler de yapmak zorundalar.
En baba kazanabileceği ayda 150 bin lira 100 bin lira para olur.
Yani bir futbolcu veya farklı bir spor sektöründeki bir sporcu ile kıyaslanamaz.
Ben de o zamanlarda işte geçinebilir miyim, geçinemeyim, cebimizde paramız yok ama iyi de koşmak istiyoruz.
Dedim ki bu iş böyle gitmez ben koşuyu bırakayım.
Üniversite tezi, üniversitenin derslerinin iyice ağırlaştığı bir dönem.
Marmara Üniversitesi benim eğitim öğretmenliğim, mezunum.
Bunu söyledim bilmiyorum bu arada.
Ve dedim ki tamam hani koşamayacağım herhalde.
Çalışmaya başladık aynı zamanda.
E dedim hani koşuyu da bırakmışken bari askere gideyim.
Askere gitmemle beraber tekrar hayatım koşuya geri döndü.
Çünkü açıkçası...
Yapacak bir şey yok.
Yok yapacak bir şey yok.
Ya hayatım o güne kadar hep koşmuşum.
Başarılar da elde etmişim.
Belki hani artık okulla beraber performansım da düşüş yaşamış olabilir.
Bu da beni hani biliyorsun egolarım var.
Hani onu tatmin edemediğin zaman ya da dizginleyemediğin zaman eski performansını yakalayamadığımda böyle bir psikolojik olarak fiziksel olarak çöküş olabiliyor.
Ama tabii kaynağında aslında sürekli çalışmak var.
İşte sabah bir başlıyorsun, akşama kadar çalışıyorsun.
Akşam biraz koşayım.
Ben şeyi hatırlıyorum.
Çocukları gönderdikten sonra basketbol sahasında bir saat, 10 kilometre koştuğumu hatırlıyorum.
Yani işte bunlar performans sporcusu olmak isteyen birinin yapamayacağı aslında şeyler.
Yapmaması gereken şeyler daha doğrusu.
Ya ben burada bunu yapacaksam performans koşucusu olamam.
Performans koşucusu olacaksam o zaman antrenörlük tarafında bu kadar yoğun çalışamam.
Burada işte bunların arasında bu dalgalanırken sağdan sağa soldan sola çarparken dedim ki askere gideyim madem koşuyla bırakayım.
Ama samimi olmak gerekirse askere gittiğimde de dedim ki ya burada geldim şimdi askerlik yapacağım ama bari koşayım.
Orada da bizim Serkan Yarbay, Mehmet İncesu tanıdığımız koşudan abilerimiz, komutanlarımız var.
Dedim ki ben hani takıma girebilir miyim?
O zaman da bu olaylar patlamıştı.
Darbe olaylarından bahsediyorum.
Dediler ki olaylar karışık ama sana yardımcı oluruz.
Dedim ki Allah yani ne olacak acaba. Etimeskut'ta kampa girdim arkadaşlar. 3 ay. 3 ay kampa girdim ama Etimeskut dediğimiz yer tankçı birliğe tamam mı?
Bir tur 10 kilometre cross parkuru. Bana sınırsız çarşı izni var. Çarşıya gidiyorum. Bu arada hani asosyal olduğumu söylemiştim zaten. Çarşıya gidip gezmiyorum.
Elektriğe alıyorum falan.
antrenmana gidiyorum tabii ki. Antrenmana
gidiyorum ve antrenmanı yapıp donmuşa
binip geri dönüyorum. Yani bana mesela
şu anda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çok
güzel şartları var. Çocukları kamp alıyorlar
ve çok güzel koşuyorlar.
O zaman ben işte kendim gidiyorum.
Antrenman yapıyorum. Geri geliyorum. Yatıyorum.
Komutanım diyor ki istersen bir iki gün eve git
gel. Diyorum ki hayır ben antrenman yapacağım.
Eve gitmiyorum. İstanbul'a gelmiyorum. Antrenmanlarıma
devam ediyorum. Ve bu üç ay bana o kadar iyi
geldi ki. 2017-2018'e
bağladığı günlerde
büyük Atatürk koşusu oldu.
antrenmanlarımı yapmıştım. Bizim
şimdiki milli takımda o zaman çok
maraton kadrosu çok güçlüydü.
Yavuz Ağralı, Üzeyir Söylemez
ondan sonra aklıma kimler gelecek?
Ömer Alkanoğlu, Mert
Geblegeresi'ye söyleyemedim ama
bu devşirme arkadaşlarımızdan.
Neyse çok sağlam bir kadro ve
diğer çocuklar da var performans
sporu yapan. Büyük Atatürk Kozusu'na çıktık.
Ben ikinci oğlum.
Allah. Yani orada da
işte bizim Yasin Albay var.
Sarıldı. Bir şeye geldi.
Bu merkez komutanı yanımda böyle komutanlarımız var uzun boylu.
Galaksiler diyor ya canıma.
Galaksiler yaklaşıyor hissediyorum.
Geldi bana şey dedi.
Mestan sen misin?
Emred komutanı diyorum ben tamam mı?
Sivilim ama.
Oğlum sakin ol diyor.
Rahat ol diyor gerçekten.
Rahat ol oğlum dedi.
Mestan sen mi?
Benim dedim komutanım.
Aferin dedi çok güzel koşmuşsun.
Tebrik ederim seni.
Teşekkürler komutanım dedim.
Ondan sonra tabi bunlar hep benim gururuma okşadı.
Tekrar benim böyle bir uyanmam için.
Motivasyon.
Ciddi motivasyonlardı bunlar.
Sonra antrenmanlarıma devam ettim. Trabzon yarım maraton oldu. Yine bu sağlam kadro işte yabancılar falan da geliyor. Orada da yanlış hatırlamıyorsun 66 dakika yarım maraton koştum. Bu çok güzel bir dönüş sinyaliydi benim için ve dedim tamam koşuya geri dönüyorum. O zaman da benim bir tane kendi çabalarımla aldığım motorum vardı. Yamaha R25. Bu R25 depoya koymuştuk. Üstünü kapatmıştık ve askere öyle gitmiştim.
Aklımda şey var ben dönerim bunu satarım kampa giderim.
Kampımı yaparım çok güzel koşarım ve başarılarıma geri döner.
Hayatıma koşuyla devam ederim böyle hayaller kuruyorum.
Askerliği gerçekten komutanlarım sayesinde arkadaşlarım sayesinde çok iyi bir askerlik geçirdim.
Geldikten sonra performansıma devam edebildim.
2019'da dedim ki motoru satıyorum.
Ama babam dedi ki oğlum yani neye satıyorsun?
Hani bir işe gir bir şey yap bir sigortalı iş bul kendine.
Klasik.
klasik sigortalı iş bu. Bu arada
hat da veriyorum diyorum ki
çünkü bu işin garantisi yok arkadaşlar.
Yani çok ciddi emek verdin.
Çok çalıştın. Yarışmayı
koşamayabilirsin. Sakatlık
olabilir. O günü gününü tutmaz.
Biliyorsunuz işte mide problemleri
olabilir. Her şey olabilir bu arada. Dedim ki
ben bunu satıyorum. Kenya'ya gideceğim
kampa. Gamze dedim. O zaman
Gamze bana tamam dedi.
Sen bunu uygun görüyorsan gidebilirsin.
Destekliyorum dedi. Ondan sonra
ben motorumu sattım. Hiçbir geliri
yok. Yani çalışıp para kazanabileceğimiz
ya da o sıcak akış yok.
Ne demek istediğimi anladınız. O
günkü işte parayla motorumu
15-16 bin liraya
sattım. Biletimi aldım.
Kenya'ya gittim. Tek başıma.
Dilim falan da şimdiki
kadar iyi değil. Ve nasıl bir yere
gittiğimi hiç bilmiyorum. Sadece bir Kenya
var biliyorum. Orada koşanlar
var biliyorum. Gittiğimde de çok
gerçekten iyi yerlerde de kalmadım.
Güvenlik anlamında. Çünkü param buna
yetiyordu? Ya burada araya girmek istiyorum.
Gerçekten çok güzel bir başarı
hikayesi bence. Düşünsene sahip olduğun
tek şey var. Yani onu da
satıp bir bilinmezliğe gidiyorsun. Devamında
ne olacağı belli değil. Bir garantisi yok.
Hani ama sen hayallerine inanıyorsun
orada. Yani inandığın şey uğruna
elindeki son motoru satıp
yani o bileti alıp hani olur ya
dönüşü olmayan bileti alıp gidersin.
Yani tek başına yapıyor. Yani herkes
burada ve güveniyorlar sana.
Onların güvenini de boşa çıkarmama
var. Bütün sorumluluklar içinde. Aslında herkes
yok. Sadece Gamze var.
Yani ben varım Gamze var ve
o dönem tabii mesela Türkiye'de maalesef
ben sporu bıraktığımda çok iyi
bir sporcu dahi olsan kimse
seni arayıp ya evladım ne oldu? Hani
bir işe ihtiyacın var mı? Seni
ne yapabiliriz seni buraya döndürmek için?
Asla böyle bir şey beklemiyoruz.
Ve yapmıyorlardı zaten.
Bu sebepten dolayı herkes dediğin gibi
sana güvenen bir tek Gamze vardı
ve benim hayallerim vardı dediğin gibi.
Tek kişilik dev kadro.
Kesinlikle öyle. Ben
gittiğim yerde bir evde kalıyorum.
Bak hayatımda çay demlememişim.
Makarna yapmamışım.
Kendi yemeğimi kendim yapacağım. Bu arada
kaldığım yer yatak. Tuvalet ayrı
Allah'tan. Yatak.
Orada bir tüpüm var. 2-3 tencerem var.
Yattığım yer elbiselerim
yani kaç metre? Belki 10 metrekare
bir şey bilmiyorum şimdi metrekareleri
hesabında. Küçük bir yer yani. Yatağım
burada. Hemen baş ucunda tüpüm duruyor.
Yemeğimi yapıyorum. Ve işte bütün
elbiselerim orada. Bütün hayatım bir odanın
içerisinde. Görmüşsünüz böyle mesela
Japonya'da ya da Çin'de küçük şeyler.
Onun gibi düşünebilirsiniz.
Türk yok etrafta herkes. Hayır.
Türk yok. Sonrasında bu bahsettiğim
güçlü maraton kadrosu geldi. Tabii onlar
olimpik kadroda ve
federasyondan, gençlik sporundan kamp alabiliyorlar.
Ama ben uzun zamandır koşmadığım
için beni desteklemiyorlar.
Doğal olarak bunu da doğal karşılıyorum.
Kampa gittim. Tabii o kampa gitme
hikayesi de buradan uçağa bindim dediğim gibi.
O zaman gencim daha. Yani
2019 kaç yıl öncesinden bahsediyoruz?
7 yıl öncesinden. Şu anda 32
yaşındayım. 25 yaşındayım.
Bugünkü bir 25 yaşındaki çocuğu düşün.
Genci düşün. Yani uçağa bindim.
İndim uçaktan. Şimdi orada
rüşvet falan. O olayları çok dönüyor.
Benden para istiyor. Ne parası diyorum ben böyle.
Param yok çünkü.
Makas kesmiyor.
Gerçekten öyle.
Şeyi hatırlıyorum mesela. Normalde uçakla
İstanbul, Nairobi, Nairobi, Eldoret.
Gidiyorsun Eldoret'ten de
bir servise binip yarım saate çıkıyorsun.
Ama benim param ikinci aktarmaya
yetmediği için ya da daha doğrusu tasarruflu
kullanmaya çalıştığım için Nairobi'ye
gittim. 10 saatlik otobüs
yolu. Ama otobüs dedim Matato.
Biliyor musunuz Matatoları?
Biliyorsunuz Hindistan'daki Matatolar
var ya. Açık böyle. Açık değil
kapalı ama böyle sıkış sıkış.
Ondan sonra geldim orada
siyah arkadaşlarla göz göze geliyorum.
En arkada oturdum. Nasıl oldu?
İnanılmaz uykum var. Ama bir de hırsızlık
ve şeyleri de çok duymuşum. Korkuyorum
da bir yandan. Bu arada Matato
bomboş. Arkaya oturdum çantamı tutuyorum.
çalmasınlar diye. Başımın üstünden
çantamı tutuyorum. Ondan sonra bindim.
İnanılmaz da uykum var. Zebralar
işte ceylanlar
geyiklerin arasından böyle.
Bir karanlıkta başladık. Aydınlıkta
bitti yolculuk. Oradan Eldoret'le
Eldoret'ten de İten'e geldim.
İten'e geldim de de orada bir tane arkadaşla
tanıştım. Bak gideceğim
yerin konaklaması belli değil.
Nasıl bir yolculuktan bahsettim anlayabiliyor musun?
Oraya gittim ve Hakan
Çeçen oradaydı. Ben ona bir gece
oramda kaldım. O sağ olsun yardımcı oldu.
Ama böyle çok da iyi bir ilişkimiz olmadığı için daha fazla kalamayacağımı biliyordum.
Yani şey değil hani o tek başına kalmak ister.
O zaman daha iyi bir sporcuydu benden aynı zamanda.
Sonra ben ev buldum bir tane arkadaşla beraber.
Arkadaş dedim o menajerlik yapan.
Dedi ki sen burada kalacaksın.
Gündüğü 5 dolar.
Tamam dedim.
1 dolar menajere verdim.
6 dolar.
Ama işte 30 günde ona 30 dolar pastlanmış oldum.
Ve orada kaldım.
42 gün kaldım.
Düsseldorf Maratonu'na hazırlanıyordum o zaman.
antrenmanlarımı yaptım.
Benim için ilk defa böyle bir Afrika
kampı düzenlemiştim kendim.
Hep yalnızdım zaten ama
bundan da şikayet etmiyordum. Çünkü bunu
göze alarak gittim. Keyifli
bir kamp süreci geçirdim. İlk maratonumu
Düsseldorf'ta koştum.
Nasıl şimdi? Orada bir kilit açıldı mı?
Hani ilk defa oraya gidiyorsun. Böyle
bir kamp ortamında ilk defa kalıyorsun.
Ve orada senden çok daha iyi koşan
kişiler de vardır. Hani onların arasında
onlarla antrenman yapmak, yeni bir şeyler
öğrendin mi? Kendi böyle bir seviye daha
yükseldiğini hissettin mi? Nasıl geçti o anlamda?
Tahmin edersiniz ki
Kenya mesafe koşullarının
başkenti gibi bir yer.
Ve bir uyanıyorum. Karanlık. Karanlığın
içerisinden ayak sesleri geliyor.
Bu arada iteni İstanbul gibi veya
işte İstanbul'daki herhangi bir şehir gibi düşmeyin.
Burası bir köy. Bu köyde
ışıklandırma yok. Karanlıkta bir kalkıyorsun.
Hiçbir şey görünmüyor. Zifiri
karanlık ama bir sesler geliyor.
Birileri bir yerlere doğru koşuyor.
En güzel huyum bence çok kolay
öğreniyorum ve öğrenmekten asla
çekinmiyorum. Yani maceracı ve aynı
zamanda gittim maceralardan öğreneceğim
çok şey olduğunu bilerek orada
gruplara katılmaya başladım. Gruplar
nasıl koşuyorlar? Burada nasıl bir
metot izliyorlar? İşte
onların belirli günleri var.
Farklı yaptıkları günler. Herkesin
katılabildiği bu antrenmanlar bu arada bunlar.
Özel gruplar da var. İşte Elliot Kipchoge'nin
grubu ayrı. Kapta katta kalıyor onlar
ve onlara katılamazsın. Yani özel
bir iznin olması lazım. Menajerin
olması lazım. Onların sallarım
20 kişilik bir grubu var. Ve o grup
kapalıdır. Ya da işte farklı bir
başarılı sporcuların grupları kapalıdır.
Ama genel herkesin katılabileceği
gruplar da var. Ben bu gruplara
katıldım. İlk orada grup
antrenmanları ve işte
Kenyalılar nasıl koşuyor, nerelerde koşuyor.
Bazen şey yapıyordum. Erkeklerle
koşuyorum sanıyorum. Tamam mı? Bu arada
bunlar EZ'ler. 20 kilometre EZ
3.45. 3.45. Pesile giriyoruz ama
yükseltisini çok da
abartmayalım. Yani inişli çıkışlı bu arada.
Asla asfalt ve şeye girmiyoruz.
300-400 metre yükseltiyor oluyoruz her easy'de.
Standarttır.
18 kilometre koşuyorlar.
18 kilometre buçuk, 18 hep budur.
Ama hiç değişmez.
Ondan sonra ben böyle kıvranıyorum tamam mı?
Yani fena da bir sporcu olmadığımı düşünüyorum tabii.
Türkiye'de böyle koşmuşum, bilincilikler elde etmişim.
Kendimi boşarılı sanıyorum.
Koşuyorum erkekler, Kenyalı erkeklerle hem de yanlış anlaşılmasın.
Bir bakıyorum önümde 5 tane kadın grubun içerisinde pıtır pıtır gidiyorlar.
Ben kıvranıyorum bu kadınlar.
Ama tabii o dönem için.
Bugün baktığım zaman o kadınlar 2.11 koşuyorlar.
O dönem için söylüyorum.
2.16, 2.17 koşuyorlardı.
Ben 2.19 koşuyorum.
Nasıl sporcularla antrenman yaptım o zaman anladım.
Ve mesela belki tam havalanacağım.
Tam böyle egolanacağım.
Bir yaşta.
Böyle sporcularla antrenman yapıyor olmanın verdiği o bilinç bana şey dedi.
Sen kimsin ya?
Yani anladın mı?
Sen kimsin?
Yani o sonra zamanla bana işledi.
Mesela bugün en gurur duyduğum özelliklerimden biri asla bende şımarma duygusu yok.
Yani belki kiminle göre kibirli görünüyor olabilirim kime ama insanlar bizimle tanıştıktan sonra
ya sen bu muydun hani diyorlar ama ben dediğim gibi dışarıya biraz kapalı.
Kendi sevdiklerime, yakınlarıma böyle biraz daha kibar ve ince olmaya özen gösteriyorum.
Ama genel olarak zaten böyle çok konuşan, çok böyle şey yapan bir tip olmadığım için insanlar tarafından farklı algılanıyor olabilir.
Ama böyle söylememe rağmen belki bazıları beni egolu bile bunu konuşmak bile belki egodur bilmiyorum.
Neyse sonuç olarak o gün aslında karar vermiştim.
Bu sporda seviyeler var.
Sen neredesin?
Ya da kendi adına nereye kadar gidebilirsin?
Bu senin için önemli.
25 yaşında 24 yaşlarında buna çoktan karar vermiştim.
Ama buraya gelene kadar da düşünüyorum şöyle.
Birçok performans dalgalanmalarım oldu.
Dedim ya işte bu koşuyu bıraktığım.
Yani böyle burnumuzun yere sürttüğü dönemler olduğu için bunlar bize ciddi eğitim süreçleri aynı zamanda ve hem performans düşüşlerinde hem performansın en top yaptığı dönemlerde bile davranışlarını nasıl sergileyeceğini, nasıl kontrol altına alabileceğini öğrendiğimiz dönemlerde.
Hayat dediğimiz, tecrübe dediğimiz şey bence tam olarak da bu.
O dönemlerde yaşadıklarım burnumuzun zaman zaman yere sürtmesi, zaman zaman çok büyük başarılar elde etmemiz.
Hatta Türkiye'nin en iyisi olduğumuz dönemlerde de oldu ama bugün baktığında bütünüyle mesnana oluşturan süreçler bunlardı.
Çok güzel yani şunu anlıyorum.
Oradaki kamp dönemi seni sadece fiziksel olarak hazırlamadı.
aynı zamanda seni biraz daha olgunlaştıran ve bugünkü hale, bugünkü bakış açına getiren dönemlerden biri oldu.
Bu böyle bu arada. Öğrenmeye açıksan eğitim, öğretim her zaman devam ediyor.
Yani buna açık olman gerekiyor, görmen gerekiyor, gelen mesajları doğru okumak gerekiyor.
İşte ben bunları hayatım boyunca hep böyle doğru okumaya, anlamaya ve uygulamaya çalıştım bir yerde de.
Yani yapabildiğim kadar yaptım ama her geçen sene açıkçası ya geçen sene şunu yapmıştım keşke yapmasaydım dedim çok şey oluyor bu arada.
Ama tabii öğrendikçe hani bunun farkındalığın arttıkça bunun farkına varabiliyorsun ve bu senin kişiliğini karakterini oluşturan şey diyebiliriz.
Bu arada ben biraz şeyi de sormak istiyorum.
Az önce senin de bahsettiğin gibi hani bu işin başkenti Kenya dedin ya.
Hani hepimiz de yani çok duyuyoruz o Kenya'daki kampları.
Hep birlikte diril yapıyorlar aynada yani hep Kenyalı.
Hep aynı tempo, ayak sesleri.
Sen dedin mesela az önce 3.45 ile jok atıyorlar vesaire.
Biraz daha böyle oradan detay verebilir misin?
Hani bizim gibi ölümlü insanlar için orası böyle nasıl bir yer?
Mesela haftada kaç gün, günde kaç kere antrenman yapılıyor?
Senin böyle ilgini çeken şeyler oldu mu?
Yani gidene kadar bilmediğin gidince bir dakikaya böyle bir şey mi varmış deyip hani şaşırdığın şeyler oldu mu?
Tabii soru geldikçe detaylar artacaktır bu noktada.
tabii Kenya'da 42-43
günlük süreç benim için bir ömür
gibiydi. Zaten öncesini bahsettim
ve hani tek bir hedef
bir motivasyona odaklı gitmişim
ve orada yapacağım, öğreneceğim
şeyler benim için çok önemli.
Gruplarla antrenman yapmaktan asla çekinmedim.
Ben şeyi biliyorum yani bizim
arkadaşlarımızdan, gruplardan korkan
ve girmeyen çok insan olur
çünkü bunlar gerçekten
olağanüstü insanları. Çok iyi
koşuyorlar ve hayatları bu.
Ama bunu söylerken şunu da biliyorum. Hayatı boğmayan insanlar da var. Çünkü bir yandan geçimini sağlamak zorunda. Sabah antrenmanını yapıyor. Aynı adamı öğleden sonra pazarda kot patolonla avokado satarken görebiliyorsun.
Yani bu gördüğünüz Kenyalılar çok iyi sporcular ama gördüğünüz bence %0.5 gibi belki bir şey.
Çünkü orada binlerce sporcular var.
Her an her yerde bir koşucu görebilirsin.
Bir de Kenyalılar mesela ben Etopya'da da kamp yaptım.
Kenyalılar biraz daha böyle global ve hani şeye açıklar.
Dışarıdan gelen insanlara çok sempatik davranıyorlar.
Çok daha sevecen ve hani kucaklayıcı olduklarını söyleyebilirim.
Etopya biraz da hani sömürülmemiş bir devlet. Afrika'da nerede devletten bir tanesi sanırım bir bir de iki tane var. Etopya onlardan bir tanesi işte. Ama Kenya sömürülmüş İngiliz sömürgesi. İşte koşulardan sonra sütlü çay yanında yiyecekleri ekmek tamam mı? Orada sütlü çay çok içilir antrenmanlardan sonra. Etopya'da ise kahve. Etopya'da antrenmandan sonra kahve içilir. Kenya'da sütlü çay içilir. İngilizlerden aldıkları o şeyle.
tabii benim için Kenyalıların belirgin özelliği çok sempatik, çok sevecen ama çok böyle kendini yabancı hissetmeyeceğim bir ortam.
Tabii grup halinde antrenman yapıyor olmanın verdiği onların sorumluluk bilinçleri çok yüksek.
Yani bu işi çok ciddiye alıyorlar.
Çünkü burası hayatlarında bir kurtuluş yolu.
Başka yolu yok.
Ya hayat boyunca pazarda avokado satacak ya da koşucu olacak ve dünyaya açılacak.
Ve baktığınız zaman Etopya'da da, Kenya'da da en zenginler, bakın en zenginler diyorum koşucular.
Tam bir yol ayrım yani orası.
Tam da öyle. Az önce bahsettik yani böyle zorluklar içerisinde büyüyen çocukların bu sporda başarılı olma olasılığı çok daha yüksek.
Ama biz antrenörlük kariyerimizde şu anda Gamze ile beraber bunu biraz değiştirmek üzerine bir çalışma içerisindeyiz.
Çünkü biz şeyi de görmek istiyoruz. Ailevi durumu iyi olan ve işte buna maddi destek sağlayabilecek ailelerin çocuklarının da başarılı olabileceğini görmek istiyoruz.
Ayrıca maalesef ki bu çocukların daha başarılı olacağına da inanıyoruz.
Ama yine maddi sıkıntılar, geçimsizlik içerisinde hayalleri daha kor, daha alev aleve yanan bir çocuk bizi yener bu durumda.
Kenya'dan bahsediyorduk. Şimdi Kenya'nın parkurları zaten apayrı. Her parkurun bir adı var. Zorluk derecesine göre isimlendirilmiş. Toprakta koşuyorsun. Sonra ama Moyben yolu var. Moyben yolunu asfalt yaptılar. O benim moralim biraz boğuldu. Biz oradayken toprakta koşuyorduk. Hep Moyben fut toprak. Ondan sonra şimdi asfalt yaptılar ama tabii asfalt yapıyor olmaları maraton koşucuları için ve tabii ulaşım için, köyler arasında ulaşım için çok değerli.
Ben en son toprak antrenmanını yaptım Moybende ve sonra asfalta çevirdiler.
Bu da böyle bir not olsun.
Peki böyle her gün çift antrenman mı yapılıyor?
Sabah antrenman, akşam antrenman gibi?
Hayır.
Yani elit atletler bunu yapıyor.
Ama bahsettim ya işte %99.5'i çalışan insanlar.
Önce bir koşulda kendini garantilemek ya da kanıtlamak daha doğru kelime.
Kanıtlayacak.
Bir yarışmaya gidecek.
Burada bu arada İstanbul Maratonu en kolay ulaşılabilir maraton.
ve buradan hani para kazanabiliyorlar.
Para kazanıyorlar diyorum ama konu konuyu açıyor gerçekten.
Menajerler bu işten çok para kazanıyorlar.
Yani işte bir koşucu bir maratondan ne kadar?
50 bin doları alsın.
İstanbul o kadar veriyor diye hatırlıyorum.
50 bin dolar alıyor ama kendisine kalan 15-20 bin dolar falan.
Organizasyona oraya veriyor, buraya veriyor.
Ama bu 10 bin dolar onun hayatı için, Kenya için,
Kenya gibi olumsuzlukların ve geçimsizliklerin olduğu bir yerde
Çok büyük bir para ve büyük bir başlangıç.
Bir adını duyuruyor, reklam alıyor aynı zamanda.
Aynen öyle.
Ya peki ben şeyi merak ediyorum.
Beslenme kısmı nasıldı?
Evet o da güzel söyledi ama.
Yani nasıl, ne yiyordun orada?
Ne yiyordum?
Buradan giderken burada aç kalacağım diye işte peynir bir şeyler bir şeyler götürdüm.
Ve iki hafta sonra yiyeceklerim tükendi.
Meğerse o kadar götürmemişim.
Sonrasında dedim ki bu insanlar burada nasıl yaşıyorlarsa ben de öyle yaşayacağım.
Tamam mı?
Ugali var Kenya'da. Ugali yeniliyor. Ugali'nin yanında böyle sebze ağırlıklı yiyecekler.
Ugali nasıl bir şey tam olarak?
Ugali mısır unundan yapılıyor ve böyle lapa. Tabii mısır unu ama böyle enerji değeri yüksek ve besleyici bir ürün.
Hatta bugün Elit Kipchoge ve diğer elit atletler yarışmalara gittiklerinde şeflerini de götürürler.
Orada kendilerine Ugali yaptırırlar.
tabii ugali mısır unundan yapılıyor
enerji değeri yüksek
ben de bir süre sonra ugali yemeye başladım
ama bir şey söyleyeyim mi
bu kadar tatsız bu kadar tuzsuz
yani başka bir yiyecek yoktur
ama şey demek istemiyorum
çaresizlikte gerçekten her şeye
insan katlanabiliyor ve ben de şey düşündüm
kolay uyum sağlayabiliyorum bunlar
burada bununla geçiniyorsa
hayatını sürdürebiliyorsa ben neden yapamayayım
sonra bir baktım ben de ugali yiyormuşum
kendim yalalamadım ama ugali yiyebildim
Daha çok böyle sebze dedin.
Daha çok vegan beslenme gibi bir beslenme mi vardı yoksa?
Et de var.
Bitki bazlı gibi.
Et de var ama çok hayvancılık var orada tabii.
Et daha çok Etopya'da var.
Bu arada Etopya'da çiğ et de var.
Çiğ et yiyorlar.
Bildim.
Ben böyle denemenin eşiğine geldim ama denemedim.
Kenya'da daha dediğim gibi sebze ağırlıklı yemekler yiyorlar.
Ve zaten onun fiziklerine baktığın zaman uzun ince.
Yağ oranı çok düşük.
Ve hani bu beslenme o konusu onların şeyine de yansımış.
fizyolojisine yansımış durumda.
Etopyalıları daha yağlı ve kalınlar.
Hem erkekleri hem kadınları.
Özellikle kadınlar gerçekten bir yağ
tulumu ama nasıl koşuyor bilmem nasıl
pıtır pıtır pıtır inanamazsın. Bunlar bizim için
apayrı göstergeler tabii ama
yine bu sporda zayıf ve
ince olmak artı kuvvetli olmak.
Adamlar iniş çıkışta antrenman
yapıyorlar ve çok kuvvetliler. O yüzden oradan
avantajlılar. Ya ben bir de şeyi merak ediyorum.
Bu yalın ayak koşma mevzusu
onlarda var mı? Doğru.
Şimdi tabii Kenya'da her hafta yarışma var. Hafta içi hafta sonu fark etmez. Bir sürü yarışmaya denk gelebilirsin ve benim denk geldiğim yarışmalar. Bu arada ayakkabının olması çok büyük lüks. Sponsorun olması apayrı bir galaksisin sen yani en iyisisin. Bu arada hani mesela elit atlet dahi olsan bazen geçinemediklerinden orada şeyler var. Satış yapan böyle küçük dükkanlar var. Elit atletler gider üstlerine onları satarlar ve geçimini böyle sürdürebiliyorlar.
Yani sıfır Türkiye'de olmayan birçok ürünü gidip o küçük dükkanda bulabilirsin.
Çünkü insanlar geçimlerini sağlayamıyorlar.
İşte 10 bin dolar aldı dedim ya 50 bin almadı çünkü.
Bu yetmedi.
Gidiyor sponsor ona ayakkabı gönderiyor.
Üst baş gönderiyor Nike, Adidas işte bütün sponsorlar.
Adam gidiyor o küçük dükkana satıyor.
Biz de gidip oradan alıyoruz.
Öyle şeylerimiz var.
Kendimi ve işte Gamze'ye üst aldığımı biliyorum.
Öyle bir piyasa oluşmuş durumda.
Yani gerçekten orada da zorluklar içerisinde tek çıkış yolu bu.
Evet.
Tam sorun neydi ben onu unuttum sanki.
Şey yalın ayak koşu.
Ha yalın ayak.
Şimdi tabii yetişkin atletlerde daha çok ayakkabı var.
Birçoğunun bak ayakkabısı zaten ben ona da çok şaşkınım.
Paramparça.
Kilometresi muhtemelen 5000 falan hani.
Hiç şinsiplet yok.
Yok işte ben ona çok.
Ben burada benim için de işte mesela arkadaşlarım Türkiye'de de adam 1000 kilometreye kadar giyiyor.
Hiç problem yok.
Ben 500-600'de bitiyor benim için ayakkabı.
Karbon ayakkabılar hele 200 kilometrede bitiyor.
Oraya bile gelmiyor hissediyorum çünkü.
Hemen splitter'imi hissediyorum, aşillerimi hissediyorum.
Farklı ağrılar meydana geliyor ve ayakkabıyı değiştirmek zorunda kalıyorum.
Benim hiçbir ayakkabım yırtılmaz.
Bak bugüne kadar hiçbir ayakkabım yırtılmamıştı.
Ama tabanını biraz tükettiğimde hemen ağrıları hissediyorum.
Orada adam 5000 kilometre giymiş.
Hala bir bakıyorum koşuyor yanımızda.
Yalın ayak çocuklarda daha çok var.
Mesela yarışmalar düzenleniyor. Bir bakıyorsun dikenler var, taşlar var, toprak, zemin. İlk üçte giden çocuklardan bir tanesi yalın ayak. Bunlardan çok gördüm. Yani sağlıyorum dört tane yarışmayı izlediysem yüz tane çocuğun yirmi tanesinin ayakkabısı var. Gerçekten yalın ayak koşuyorlar. Ama o yalın ayak o başarıyı gösteriyorsa orada menajerler çok çok menajer var. İnanılmaz çok.
Hatta oraya yerleşen işte Canova, İtalyan.
Adam oraya yerleşmiş ve hayatını orada devam ettiriyor.
Menajerlik yapıyor.
Ve bu en tepe baba dediğimiz menajerlerden bir tanesi.
En iyi atletler onların elinden geçer.
Ve onlar yarışmaları belirler.
İşte sen şu yarışmaya gideceksin.
Ben o zaman 25-26 yaşlarındayım.
O zamanlar bile bana sporcular, atletler gelip benden büyük büyük atletler.
İşte bizi Türkiye'ye götürür müsün, bize menajerlik yapar mısın dediğini biliyorum.
Benim böyle bir yetkinliğim olmadığı için yapmadım tabii ki.
Üzücü yani dışarıdan bakınca bu detayları bilmiyorsun ama orada da bir kara düzen var aslında yine menajerlerin etrafında dönen.
Hiç şaşmaz hiç şaşmaz evet.
Peki bu kamp sürecinden sonra nasıl oldu?
Kenya'da sonra 2.19.01 koştum.
Bu arada neden Kenya'ya gittik?
Bunu söylemeyi unuttum.
Kenya'ya olimpiyat barajını geçmek için gittik.
Olimpiyat barajı da yanlış hatırlamıyorsam Rio Maratonu için 2.16.30 koşmamız lazım.
Bak yanlış hatırlamamaya çalışıyorum ama bilmiyorum.
2.16.30 diye hatırlıyorum.
Ben 2.19.01 koştum.
O zaman da yine işte federasyon destekli giden sporcular da Düsseldorf'ta koşacaklardı.
Ben de hani eski geçmişinde iyi dereceler elde etmiş olmanın aynı zamanda askerde Yasin Albay yine sağ olsun devreye girmişti.
Çünkü o zaman as başkandı.
Yasin Albay'ım dedim ben maraton koşmak istiyorum.
İlk maratonum olacak.
Olimpiyata hedefliyorum.
Bunun için Kenya'ya gideceğim.
Rica etsem benim kaydımı Düsseldorf Maratonu'na yapabilir misiniz?
Yaparız evladım dedi.
Sen git.
Tamam dedim.
Ve işte Düsseldorf'ta 2.16.30 koşup olimpiyat barajını geçip olimpiyata gidip sözde hayatımı kurtaracağım.
Yani dedik ya burada ne kadar zorluklarla geldik diye.
Geldim 35. kilometre Düsseldorf'a koşuyoruz.
Yani Düsseldorf'a gittik artık.
Milli takımı temsil ediyoruz.
Milli takım forması verdiler o zaman da.
35. 36. kilometrede tabii çok eksiğim var.
Koşmayı biliyorum ama maraton koşmayı bilmiyorum.
Beslenme kısmında da öğrenmeye çalışmışım.
Ama 35. kilometreye geçerken suluğumu almadım.
Saman kaybedeceğim diye.
Ve ona çok odaklanmıştım.
Şimdi maraton koşarken bizim için zihin oyunları çok önemli.
Bölümleri ayırmak, bu bölümlerde nasıl hareket edeceğini,
kriz anlarında, risk anlarında nasıl davranman gerektiğini,
iyi hissettiğinde, iyi hissetmediğinde.
Şimdi Düsseldorf'ta o zaman şey yok, kulplar yok.
Tek başıma koşuyorum.
Yani çok az maratoncu var ve ben de yeni başlamışım.
Tam maratonun nasıl koşacağımı da bilmiyorum açıkçası.
Beslenmesini zaten bilmiyorum.
Ama kafamda tek bir şey var.
35. kilometredeki suluğunu al.
Onu al.
Oraya kadar da bu arada çok iyi geldim.
35'e geldim.
Elimi attım suluğum yere düştü.
Şimdi tabii o benim için inanılmaz bir öğretiydi.
Suluğum düştü.
Dedim ki zaman kaybediyorum.
İyi de hissediyorum yani.
Problem olmayacak diyorum.
Son 7 kilometre.
Devam ettim ve suluğumu almadım. Gözüm arkada kaldı bisikletçi organizasyondan insanlar var. Dedim ki suluğumu bana verebilir misin? Veremem diskalifiye olursun dedi. Suluğumu yere koydu. Bu çok tabii saniyeler 3 saniyede gelişen bir olay bu. Veremem aldığı yere koydu gel al dedi. Dedim ki almıyorum devam edeceğim.
36
yavaşlıyorum 37
gözlerimde yıldızlar çakıyor şimdi
mutlaka bunu görmüştüm meşhur duvara çarpma
dediğimiz olay mı? duvara
yani fiziksel olarak yine kendimi iyi hissediyorum ama
tabii enerji depolarım boşaldı
elektrolik boşaldı
beynindeki glikojen bile gitti
artık yolun kenarında
işaretliler var yol işaretleyicileri
biliyorsunuz inşallah siz yaşamazsınız
valensi maratonu koşacaksınız Allah yardımcınız olsun
biz suluğumuzu alırız
Gözlerimin
her iki gözümün
hemen yanımda dışa bakan tarafımda
yıldızlar çakmaya başladı.
Görüyorum ama bunu. Işık geliyor
gidiyor. Çok kızdı ama.
Gelip gidiyor. Diyorum ki dayanabilirim
dayanabilirim. 37
38. 40'da
en son gözlerimin karardığını hatırlıyorum.
Orada otursam
bir daha kalkamayacağım. Böyle yürümeye başladım.
Böyle zombi gibi yürüyorum ama.
40'da yürüyorum.
tabii belki 10 saniye, belki 5 saniye
benim için gerçekten çok uzun
bir süre gibi gelmişti. Orada da
sağ olsun Almanlar ap ap ap
diye bağırıyorlar tamam mı? Şöyle bir baktım
boş bakıyorum. Hadi hadi diyor mesela
bana. El hareketi yapıyor. Boş
bakıyorum ama diyorum ki bu yarışın bitmesi lazım.
Kenya'ya gitmişim. Motorumu
satmışım. Olimpiyat hedefi var.
İçinde çok baskı var. Olimpiyat hedefi gitti
ama yarışı tamamlamam gerekiyor.
Yarışı tamamlamazsam her şey
gidecek ve
bu kadar emek, bu kadar çaba gerçekten
bizim için çok şey ifade ediyor.
Bu yarışı bitirmem lazım dedim.
Tekrar koşmaya başladım. Gözlerim gidiyor
geliyor. Havada uçuyorum böyle.
Tamam mı? Sonra Düsseldorf'ta
sola dönüyorsun. En son
son 200 metre.
Sola döndün, sağa döndün. Böyle
su var solda. Onu hatırlıyorum. Bak bunlar benim
havzama o kadar iyi kazındı ki.
Finişi görüyorum ama her adımda uzaklaşıyor
bu finiş. Adım atıyorum finiş
gidiyor. Adım atıyorum finiş. Ya atıyorum ki
bu yarış bitmeyecek. Bir de
hikayeleri biliyorum. Mutlaka sizler de
görmüşsünüzdür. Tam finişe gelirken
düşüyor sağa sola çarpıyor.
Ve ben kendimi biliyorum. Durursam
bitiremeyeceğim. Asla durmamam gerekiyor.
Devam ediyorum. Her adımda uzaklaşıyor
ama onu bitirebileceğime de inanıyorum.
Adım adım adım geldim
finişi geçtim gitti.
Ve hiçbir şey hatırlamıyorum. Hiçbir şey.
En son birileri beni tokatlıyordu.
Gerçekten bayılmışım.
Bütün depolarım boş. Bütün elektrik
depoları boş. Ambulansa bindirdiler.
Hastaneye götürdüler.
3 tane serum. Ondan sonra
anca kendime geldim. Zaten o
yarışmanın verdiği zorlukla
kan değerlerinde böyle bir uçuk
değerler çıkıyor. Şimdi hatırlayamadım ismini.
Dediler ki bu çocuk çok zorlanmış.
Allah Allah dedim.
Şimdi bizim
orada Muharrem abiler var.
Çok sağ olsunlar. O zaman Ümmü
Kiraz da bizimle geldi.
Hastaneye götürdüler beni.
Ondan sonra başımda 5-6 tane
arkadaşlar var. Onlar da
Almanya'da yaşayan iş adamları
ve maraton koşmayı çok seviyorlar.
Ben hasta yatamda yatıyorum böyle. Bana şey anlatıyorlar. İşte bu bizim Muharrem abi. Yoğurt şeyini kurdu. Bu bizim abimiz döner şirketi var. Tamam diyorum ki efendim ne zaman döner yeriz falan. Bunu bekliyorlar herhalde.
dönemde Muharrem abi omzuma dokunuyor.
Aferin evladım. İlk maraton çok iyi koştun.
Bravo sana diyor. Maraton
olimpiyat barajı 2.16.30 ama
olsun diyor.
O zaman işte beni
kim geçti? Maraton kadrosundan
sanırım bir ya da iki kişi değildir
ama. Bizim abilerimiz. Muzaffer abi
falan. Bizim için onlar böyle
tövbe haşa. İlah gibi bir şey. Biz onlara
çok saygı duyarız. Gördüğümüz yerde el pençe.
Bizim için bu sporda saygı
çok önemli. Onlar çünkü
küçüklüğümüzden beri önümüzde örnek olan
ve bugün ama Zafer abiye geçmişim
yani anlatabildim mi?
Ondan sonra benim için
çok büyük bir şeydi o.
Zaten orada maraton koştuktan sonra
federasyonun dikkatini de çektim.
Tekrar dediler ki o çocuğu
olimpik kadroyu alalım. O zaman olimpik kadroda
bir maaş 3000 lira falan.
Çok iyi para. Şöyle hatırlayın
motorumu 15 bin liraya satmıştım.
Aylık 3000 lira maaş alıyorum.
Yani bilmiyorum şimdi 4000 lira falan olabilir.
Çok iyi geliyor ama geçiniyorum o parayla.
Biriktirebiliyorum hatta.
Çünkü neden?
Gamze ile evleneceğiz.
Tabii.
Aynı zamanda biriktiriyorum da.
Düsseldorf ve maratona girişim böyle oldu.
Hocam valla nefessiz dinledim.
Nefes almadan dinledim.
Ben böyle beklemiyordum tabii.
Bu benim katıldığım ilk podcast.
Ve buraya gelirken de sağ olun.
Sizin bizde hatırınız çok.
Ve şey düşündüm hani sağ olsun insanlar teveccühü gösteriyorlar.
Arada davet ediyorlar.
Hiçbirini kabul etmiyorum.
En son Burcu Esmerso ile NTV'de bir program yapmıştım ve zirvede bırakmak istemiştim.
Ama keyifli geçer benim için de. Teşekkür ediyorum size.
Biz de teşekkür ediyoruz. Zaten seni tanıdığımız için hani sohbetin akacağını biliyorduk ama şu an benim tahmin ettiğimden de güzel.
Bir şey söyleyeceğim ama her konu böyle sanki bir podcast konusu gibi de.
Kene'yi ayrı değerlendirmeli.
Gerçekten öyle.
Düsseldorf ayrı. Ondan sonra şimdi farklı konular da gelecek.
Zaman sındırımız yok. İstediğimiz kadar bölüp çekebiliriz.
çekebiliriz.
Suyunu içsin ama.
Evet o önemli.
Şimdi ben şeyi merak ettim
burada. Şimdi 2.16
30 koşman gerekiyordu. Evet.
Sen şimdi böyle olunca kaç koştun?
2.19.01. Peki eğer
35'teki tempon düşmeseydi kaç geliyordu?
Hiç hatırlamıyorum onları. Çünkü
35 ile 42 arasındaki sürenin
ne kadar olduğunu hiç bilmiyorum.
Ama mesela beni 35'ten
sonra geçenler 2.16 koştular.
Sosyal medyada çok popüler bir çocuk
var. Bu Meksikalı değil de
Kolumbiyalı sanırım. Boryantus mu
adını tam söyleyemiyorum. Ama o çocuk
mesela beni sonlarda geçti.
2.16 koştu ve olimpiyata
gitti. Vay be. Ya şey
çok böyle çok üzücü ya. Böyle
bir içim buruk şu anda şeyden dolayı.
Yani o masadan osu düşmeseydi
belki de şu an hani olimpiyat barajını
geçip olimpiyata gidiyor
mu olacaktım? Olimpik sporcu olacaktım
belki de ama yani bunları
keşke ben asla
onu diyemiyorum. Ve benim
en güzel özelliğim inanılmaz
takıntılı, pes etmeyen
bir kere değil zaten bu günlere kadar
o güne kadar bir kere
ilk düşüşüm değildi sonuçta o benim. Ve tekrar
oradan ayağa kalkıp daha iyisini yapabileceğime
inanıyordum. Bu benim için çok önemli.
Benim karakterim ve bugüne kadar
elde ettim başarılarının hepsi
bence bundan kaynaklanıyor.
Biliyorum yani çoğu insana bu aykırı da
geliyor ve hani ne yapmaya
çalışıyor bu? Şeylerini de bazen görebiliyorum.
Ama ben bununla övünüyorum.
Çünkü böyle olmasam hiçbir başarıyı edemezdim ve bugünlere gelemezdim.
Meysan Turan ile sohbetimizin birinci bölümünün sonuna geldik.
İkinci bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
