
Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası Nasıl Geçti? #1 (Konuk: Bahadır Tama)
15 Ekim 2026 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde 14 yıl milli sporcu olarak yarışan Bahadır Tama ile 26 yıllık triatlon yolculuğunu konuşuyoruz.
Emanet bir bisikletle başlayan hikâyesinden milli takım yıllarına, Olimpiyat hazırlıklarından Dünya Şampiyonası anılarına uzanıyoruz.
Bir sonraki bölümde ise Bahadır’ın Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası macerasını konuşacağız.
Keyifli dinlemeler! 🎙️
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Konuk: Bahadır Tama
(00:41) 26 Yıllık Triatlon Hikâyesi Nasıl Başladı?
(05:00) Milli Takım, Üniversite ve Spor–İş Dengesi
(08:31) Milli Takım Yılları ve Olimpiyat Hedefi
(13:48) Triatlonu 26 Yıl Sürdürebilmenin Sırrı
(15:31) İki Triatletin Spor-İş ve Çocuk Dengesi
(19:01) Pilotluk ve Triatlon Antrenmanlarını Birlikte Yürütmek
(23:24) Seyahatlerde Yüzme, Koşu ve Bisiklet Antrenmanları
(26:47) Antrenörle Çalışmak ve Antrenmanları Planlamak
(28:46) Unutamadığı Yarışlar ve Dünya Şampiyonası Atmosferi
(32:18) Dünya Şampiyonaları ve Hayalindeki Yarışlar
(37:58) Ironman 70.3 Dünya Şampiyonaları
(40:50) Nice Dünya Şampiyonası Öncesi Form Durumu
(42:34) Kısım 1 Kapanış
Transkript
Herkese merhaba. Koşver Gitsin podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Onur. Ben Gülün. Bu bölümde 14 yıl milli sporcu olarak yarışmış harika bir konuğumuz var. Bahadır Tama bizlerle. Hoş geldin Bahadır. Hoş bulduk.
Bu bölümde seninle Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası hikayeni konuşacağız.
Heyecanla bekliyoruz orada neler yaşadın, nasıl geçti.
Bunları duymak için sabırsızlanıyorum.
Ama hemen buraya girmeyeceğim çünkü yaklaşık 26 yıllık bir triathlon kariyerin var.
O yüzden seni yakalamışken şu an nasıl spora başladın, buralara nasıl geldin, nasıl yollar katettin bunları çok merak ediyoruz.
Önce oradan başlayalım.
Benim için triathlon gerçekten böyle çok farklı böyle hayatımın içerisinde bir yerde ve hep böyle bana yön veren bir yerde oldu. Belki de çok uzun süredir yapmamdan kaynaklı ya da hayatımın hep bir yerinde olmasından dolayı da olabilir.
E de senin de söylediğin gibi işte 26 sene oldu.
Belki kesintisiz olarak Türkiye'de en uzun süre triatlon sporuyla ilgilenen kişi bile olabilirim yani.
Bilmiyorum öyle bir istatistik tutmadık ama ben şimdi kafamda böyle bir düşünce.
Gerçekten daha böyle dün gibi 2000 yılı işte Çeşme'de bir yarışa gittik falan.
Hani bir de böyle benimkisi çok tesadüf olmuştu.
Babamın bir arkadaşın tavsiyesiyle böyle işte.
Aa sen yüzüyorsun koşuyorsun da hadi gel Çeşme'de şöyle bir yarış var gidelim yaparsın falan diyerek.
Yani emanet bir bisikletle başlayan bir süreçti aslında.
Hatta senin yüzme daha da küçük yaşlarda başlıyor değil mi?
Tabii tabii ben 6 yaşından 17 yaşına kadar bir fil yüzdüm.
Yani bayağı yüzme yaşlarına girecek şekilde yüzdüm.
Göztepe Spor Kulübü'nde yüzüyordum İzmir'de.
Hatta şöyle Göztepe'de benim şimdi yarışan arkadaşlarım var.
İzmir'de hala daha triatlon yapıyorlar.
O zaman Göztepe Spor Kulübü triatlon branşını benim triatlon'a başlamamdan dolayı kurdular.
Ben ilk başta ferdi olarak yarışıyordum.
Yoktu çünkü şey branş olarak altında.
Rahmetli Üstün abi vardı Üstünerek yüzme antrenörüm.
O zaman onun için kurmuştu.
Ben kulüpten ayrılmayayım diye.
Çok severdi beni.
Açıkçası böyle dediğim gibi çok uzun bir süreç.
Aslında çok anlatılacak şey var.
Saatlere sığmaz belki böyle anlatsam.
Ama dediğim gibi ilk işte tesadüf.
Böyle bir yarış önerdiler bize.
Biz de babamla beraber gittik.
Bir tane bisikletimiz vardı hatta.
Hani yarışa geldik.
Yarış saatlerimiz farklı olmasaydı ikimiz yarışamıyorduk.
Öyle söyleyeyim.
Benim babam da yüzüyordu bu arada.
O zamanlar.
Gittiğimizde de beni Türkiye şampiyonasına aldılar.
Babam halk kriyatında yarıştı.
Sonra yarış bitti.
Yani tabii o yarışta da bir sürü şey oldu.
İşte hiç bilmiyorsunuz bilmediğiniz bir ortam.
İşte yüzdük çıktık falan işte böyle bisiklete bindik.
İşte ben bisikletten bir kere düştüm falan böyle.
O kadar uzağım çünkü yol bisikletten falan.
Bir de eski teknoloji yani o zamanın şartları falan da belli.
Sonra biz toparlandık işte yarış bitti gidiyoruz falan.
Tam böyle arabaya bisiklet koyduk.
Bir anons duyduk.
Beni kürsüye çağırıyorlar falan bir de.
Döndük böyle kürsüye çıktım ben falan.
Sonra bitti beni çağırdılar.
Dediler ki yarın bir militenin kampı var burada.
Ondan sonra sen dediler dereceye girdin.
Doğal olarak seni de davet ediyoruz.
Burada 17 yaşındaydın değil mi?
Tabii tabii evet evet.
O da lisedeyim.
Tamam dedim.
Ne yapacağız?
Dediler tamam yarın işte sabahtan geleceksin işte.
Otel şu otel.
Söylediler.
Otele yerleşeceksin.
Tamam yerleşelim.
Ben gittim.
O zamanın şartları şimdi tabii internet falan böyle yok.
Bilmiyorsunuz çok uzaksınız her şeye.
Bisiklet ayakkabım yok.
Bisiklet taytini de bilmiyorum.
Ondan sonra hani böyle bu kadar uzağım yani olaya.
O emanet bisikletle ben kampa geldim falan.
Bana sordular.
Dediler ki yani bu kadar antrenörler vardı.
3 tane antrenör getirmişlerdi o zaman.
birisi enkanı yüzme antrenörüydü. Bir tane bisiklet antrenörümüz vardı.
Bir de Levent İnce diye
bir atletizme antrenörü vardı.
Beni üçü de ayrı ayrı çağırdılar.
Dedi ki biz böyle bir şey duymadık daha önce.
Hani ismini de görmedik.
Ne cinsin? Ne yaparsın sen? Nereden geldin?
Falan. Bizim Hüsnü abi'yi tanıyan
işte içlerinden enkanı antrenörü
tanıyordu yüzme antrenörü. Kendisini aradı
falan hatta. Yani böyle bir çocuk var burada.
Hikayesi bu falan diyerekten. O da
evet benim spordum dedi. Baya böyle
bir şey. Benim serüvenim böyle başladı.
Çok güzel yani.
Çok değişik oluyor.
Yani triathlon gibi böyle niş bir branşta da hani babanla yarışarak başlaman o yıllarda çok güzel bir olay.
Ya şöyle beni spora başlattan zaten babam.
Benim babam da yüzüyordu.
Ben 6 yaşında bir fiil yüzdüm.
Yani yüzme gerçekten beni böyle çok rahatlatan bir şey.
Ben seviyorum o.
Normal zamanda da hani böyle deseler ki bir gün triathlonu bırak artık hani yapma.
Hani ya da işte bir sakatlım olsa bir şeyim olsa ama yüzmeye devam ederdim yani öyle söyleyeyim.
Hala daha da öyle düşünüyorum.
Sonrasında da o içerisinde
yüzme bulunması. Sonrasında
babamla beraber biz devamlı antrenman
yapıyoruz, koşuyoruz. Ala'dayız.
Tüpraş'taydı çünkü benim babam orada çalışıyordu.
Onunla beraber devamlı antrenman yapıyoruz, koşuyoruz
ediyoruz falan. Bir tek içinde bisiklet
yoktu. O da tabii dedim ya
biraz uzağız duruma. Ondan dolayı
o da bana eşlik etti hep.
Yani şimdi şey yani o yönden
devamlı benimle beraber de
bütün yarışlara neredeyse beraber gidiyorduk Türkiye'de ki
yani her yerinde dolaşmışızdır.
Güneydoğu'da bile yarıştık yani öyle söyleyeyim
Adıyaman'da falan böyle
Gapa falan yarışa gidiyorduk arabayla
Baba oldu yani
Size de güzel bir ana olmuştu
Atasporu derler
Bizde de
Peki
Şimdi sen milli takıma girdin
Milli takıma girdikten sonra orada
Bir sürü başarıların oldu
Ama aynı zamanda senin ana mesleğin
Değil bu sporcu olmak
O nasıl gitti sende o süreç
Ya şöyle
ben böyle çok çalışkan bir öğrenci
değildim açıkçası ama ben sayısal okuyordum.
Yani sporla alakalı bir bölüm hiçbir zaman olmadı.
Babam o konuda birazcık böyle fazla
ısrarcı oldu. Hani böyle hep böyle daha böyle
iyi bir üniversitede ama böyle sporla
alakalı bir bölüm okumam gerektiğiyle ilgili
falan ama hani hiçbiri benim aklımda böyle
sporla alakalı bir bölüm okumak ya da sanki
ben oraya kendimi ait hissetmiyorum. Çünkü benim için
hobi. Bu meslek olabilecek bir şey gibi
değildi hiçbir zaman. Dedim ya ben çok
dediğim böyle çalışkan bir öğrenci değildim ama
yani en azından böyle günü kurtarabiliyordum
öyle söyleyeyim. Öyle olunca da
Süleyman Demir Üniversitesine girdim ben.
Yaklaşık işte lisans eğitimi
4,5 yıl süre işte yarım dönem falan uzattım.
Yine böyle işte mil takımı o bu falan
antrenman yap gelesi de olsun falan derken.
Sonrasında işte 2 senelik 2-2,5 senelikte
bir yüksek lisans ve serverim oldu Şerif Üniversitede.
Tabii beni birçok yerde böyle
gittiğim zaman işte yarışa gideyim oraya gideyim
oraya gideyim çoğu insan şey zannediyor işte spor
ile ilgili işte bir bölüm okuyorum
öğretmenlik vesaire antrenörlük falan okuyorum
zannediyor ama halbuki alakası yok yani. Bir de
dedim ya o zaman çok fazla böyle sosyal medya
vesaire falan da yok. Gören insanların
çoğu öyle zannediyorlardı. Ama
dediğim gibi ben hani işimi yapmayı
da seviyordum. Yani o zamanki
mesleğimi yapmayı da seviyordum.
Şu anki, şu ankiyi daha çok seviyorum ama
ama spor dedim ya benim için hep bir hobi oldu.
Belki meslek olsaydı bu kadar olmazdı
ya da bu kadar uzun soluklu olmayabilirdi yani.
İşin açıcısı böyle.
İnce bir çizgi oluyor değil mi? Hani hobiden
mesleğe geçince aynı
aura olmayabiliyor bazen. Evet evet
sanki böyle meslekte bir zorunluluk
varmış gibi oluyor.
Şimdi de bir zorunluluk yani hissediyorsunuz böyle mesela yapmadığınız zaman falan ama en azından hani diyebiliyorsunuz ki şunu evet ben bugün bunu yapmadım ama daha büyük gerekçelerim vardı hani kısmı olabiliyor.
Para kaybetmiyorsun en azından.
Tabii tabii yani böyle bir getiri kaygınız yok.
Ya sakatlanırsam ne yapacağım?
Ben ona o yüzden şey gözüyle bakıyordum hani sporcu olmak bir meslek olsaydı burada olmazdı yani benim için olmazdı diye düşünüyorum hani bilmiyorum da.
Açıkçası böyle. Hiç böyle antrenörlük
falan düşündün mü?
Şöyle ben onu kısa bir dönem yaptım.
Yani kısa bir dönemden öyle çok kısa bir dönem değil aslında.
3-4 yıl kadar yaptım. Birebir antrenörlük
olarak yaptım. Hiçbir zaman böyle
uzaktan iyi işte birine ne antrenör programı
yazayım vesaire falan gibi bir şeyim olmadı.
Hani böyle çok kısa bir işte eşime, dostuma
ve tanıdığım arkadaşlarıma çok sevdiğim insanlara
böyle yardımcı olmak babında yaptım.
Evet. Onu da yaptım oluyor. Hatta hala
daha mesela böyle çok böyle işte sevdiğim
arkadaşların falan olursa yazıyorum, istiyorum ama
Ondan böyle para kazanmak gibi bir şeyim olmadı.
Üniversitede eğitmenlik yaptığım dönemde oluyordu.
O zaman yüzme takımı çalışıyordum.
Aynı zaman dalış eğitimlerine götürüyordum.
Onun haricinde işte benimle beraber triathlon yapan arkadaşlar vardı.
Onlarla beraber çalışıyorduk falan.
Bu arada ben mesela triathlon antrenörlük belgem de var.
İşte yüzme var.
Atletizm var.
Ben bunları kendim öğreneyim diye bu arada.
Çünkü şey, üniversiteyi ben kazandım.
Isparta'ya gittim.
Tam o havuz var.
Tam o bisikletim benimle beraber.
Antrenman yapabiliyorum.
Koşu zaten pist o falan şey.
Ayağımın altındaydı.
Ama antrenman programı verecek kimse yok.
Benim orada milis takımdayken antrenman yapmam gerekiyordu.
Onlar için de benim bir şeyler öğrenmem lazımdı.
Ben açıkçası o yüzden o sebeple hepsine gittim.
Hepsini öğrendim ama uygulama kısmında çok uzaktım.
Yani kendime işte böyle etrafımdaki insanlara hani o iş çok büyümedi.
Hani çünkü bir iş olarak bakamadım hani o birazcık o yüzden.
Belki meslek olarak baksaydım farklı olurdu.
Evet 26 yıldır triadlet olarak yarışıyorsun.
Yaşıyorsun, devam ediyorsun ama bu milli takım süreci boyunca böyle şu anki süreçlerde en iyi böyle top noktası dediğin yarışlar veya süreler nelerdi?
En top demeyelim. Ben böyle kendimi en iyi hissettiğim zamanlar böyle üniversitenin 4. sınıfında falandım böyle son zamanları.
Ama tabii yaş olarak da şey yani böyle 22-23 yaşındasınız böyle tam böyle en performanslı olacağınız zamanlar aslında baktığımızda.
Ya şöyle ben orada kendimi aslında o yaş için söylüyorum.
Tam böyle zirve noktasını gördüğüme inanmıyorum.
Ama o birazcık şundan kaynaklanıyor.
Ben hep şunu söylerim mesela.
Ben her zaman bana verilen imkanlar doğrultusunda en iyisini yaptım diye.
O günün şartları bana onu sunuyordu.
Ben o kadarını yapabiliyordum.
Yani işte havuz imkanım o kadar.
İşte yüzdüğünüz bisiklete bindiniz.
Ya da benim bilgi becerim o kadar.
Hani ben kendimi ileriye götürebilecek kadar ki kısmım o kadar.
Bir grubunuz yok antrenman yapmak için yalnızsınız falan.
En önemli şeylerden bir tanesi o.
Ama ben de en çok o zamanlar için kendimi görüyorum.
Zaten bir tekim şeydi.
O dönemde işte bu 2008'de 2012 yılları arasında bir olimpiyata gitmekle alakalı bir projenin içerisinde.
Yani şey Milli Olimpiyat Komitesi'nin bir projesinin içerisinde bulundum.
Yaklaşık 3 yıl kadar olimpiyata gidebilecek bir sporcu olarak burs aldım ben onlardan.
Ama dediğim gibi bir sürü etken var.
Olimpiyada gitmeniz lazım. Avrupa'da yarış koşmanız
lazım. Ya da dünyanın başka yerlerinde.
Puan toplamak gerekiyor.
Biz mi Avrupa'ya bağlıız mesela?
O günün şartlarında. Gerçekten Avrupa'da
dünyanın en iyi sporcuları yarışıyor.
Burası da her sporcunun hayali
zaten. Tabii. Öyle de bir durum var.
Şimdi Avrupa'ya bağlı olduğunuz için ülke
olarak en yüksek puanı oradan alabiliyorsunuz.
Asya ülkeleri mesela
ya da bir Afrika ülkesine gidip yarışma gibi
bir şansınız yok. Yani çünkü
federasyonu size gönderebileceği imkanlar belli.
Şartlar belli. O günün şartları.
diye söylüyorum. Bugün çok daha farklı durum ama.
Ben o yüzden hani o anlamda
kendimi böyle en üst düzeyde
işte yaptım, ettim
falan diyemem. Ama çok
keyifliydi. Yani en azından denemiş
olmak bile güzeldi yani. Ben öyle düşünüyorum.
Başka etkenler sebep olmuş olabilir.
Onu yapamamış olabilirim. Ama zaten
yapsaydım hani
belki Türkiye'de bile çok farklı olurdu her şey ama
benim için o kadar şey değil.
Yani o günde kaldı artık hani ne diyeyim.
Ona yapacak bir şeyim yok yani.
O anki şartlar için elinden gelenin en iyisini yaptın ve bence de yani o hayalin peşinde o süreci yaşamak bile zaten çok güzel bir şey.
Tabii ki yani düşünsenize yani her sabah uyanıyorsunuz aklınızda hayalinizde öyle bir şey var.
Yani zaten herkes her hayal ettiğini gerçekleştirebiliyor olmuş olsaydı yani herhalde bilmiyorum hani öyle bir şey mümkün olamazdı yani.
Çünkü orada hangi yarışa çıkarsanız çıkın hep aklınızda işte ya ben bugün acaba kürsüde olur muyum veya işte ben bugün iyi bir derece yapar mıyım kısmı var.
Şimdi o yarışları düşününce ben hala heyecanlanıyorum.
Şimdiki mesela birçok girdiğim yarış bu kadar heyecanlandırmıyor beni ben açık söyleyeyim.
Yani bunu şey gibi şu koştuğum zaman bu dünya şampiyonası dahil buna.
Çünkü orada dünyanın en iyileri olarak diziliyorsunuz ve biliyorsunuz ki o yanınızdaki herkes dünyanın dört bir yanından seçilip gelmiş oraya.
Yani onunla bu çok farklı gerçekten.
Yani burada en son mesela yarıştığım ilk yarış için söyleyeyim.
Bu kesinlikle küçümsemek için değil.
Yani 4000 küsür tane adam yarıştı orada.
Ama içlerinden toplasanız belki işte 200 tanesi zamanında işte benim gibi antrenman işte geçmişi olan böyle çok böyle iddialı insanlardı.
Şimdi onların içerisinde de işte sadece yarışan kısım var, kesim var.
Veya işte benim gibi işte hem çalışıp hem işte yarışmaya çalışan bir kesim var.
Bunlar bahane değil tabii ama.
Eşit şartlar değil.
Tabii eşit şartlar değil.
Bu bir şikayet değil bu arada.
Ama o gün için, bu yarış için değil.
Ama o günün şartlarında, o günkü yarışlar için
evet biz eşit değildik orada.
Dizilen herkesle aynı şartlarda değildim ben.
Doğal olarak onun heyecanı o yüzden çok farklıydı.
Orada bulunduğunuz mesela yarışta
atıyorum işte 70 kişi yarışıyorsunuz.
35'i bitirdiğiniz zaman çok mutlu olduğunuz bir şey.
Yani çok ondur ediyor insanı.
Evet işte bakın ben burada bunu yaptım diyorsunuz.
belki kağıt üzerinde baktığınız zaman
öyle değil ama
gerçekte o iş öyle değil. Gerçekten
orada bir başarı var. Orada olabilmek bile
yani. Orada yarışabilmek.
Şu anki mesela giden arkadaşlar da mesela
işte şimdi mesela yeni Pekin'e gidecekler.
Dündü galiba. Antonyo Lurie ile bir konuştuk.
İşte Zekeriya var. Gerçekten
çok büyük bir şey.
Böyle onunla konuşurken böyle ya acaba
ben olsaydım şimdi Pekin'e gidiyorsaydım
ne düşünürsün? Falan diye böyle düşünüyorsunuz.
Yani aklınızdan geçiyor yani. O güne dönüyorsunuz
zekadan falan. Ama işte orada
yarışması gereken onlar şu anda ben değilim.
Yani şimdi bu konuda da gerçekçi olmak lazım.
Ama senin bu kadar uzun yıllar boyunca
hala üst seviyede yarışabilmen
çok güzel bir şey bence. Yani milli takımda
dünya şampiyonları, Balkan şampiyonları
vesaire derken şu an hala
yani Ironman dünya şampiyonları
ve Ironman 70.3
takılıyorlar yanına.
O önemli bir şey.
Şu anda bile hala Ironman 70.3
dünya şampiyonlarındasın. Yani bu kadar
uzun yıllara yayabilmen bunu ve
bir pik noktası olarak yaşamayıp
hep üst seviyede kalmaya devam etmen
sürebilir bir şekilde. Aynen. Yani bu konuda da
enduransın iyi.
Ya şöyle aslında o kısımda ben
hayatımın mesela en böyle
sıkıldım bunaldım
hiçbir şeye vaktim yok dediğim zaman bile
bir şekilde bu triatlon yapmak
için zaman buldum. Yani onu
yarattım daha doğrusu. Yaşam tarzı haline getirdin
bunu aslında. Evet o birazcık şöyle bana bir şeylerden
kaçmak için fırsattı. Yani
işte şöyle düşünün.
Ben işte yüksek stans yapıyorum.
Pilotoj okuyorum. Ondan sonra
öteki taraftan yarışmaya gidiyorum falan.
Gerçekten böyle ekstrim bir şey. Çünkü
pilotoj okumak dediğiniz şey işte yüksek
stans yaparken ve bunu yapmak
çünkü oturup harada ders yersiniz
ama ben hani size mesela hayatında
bana gerçekten böyle oturup
ders ne zaman çalıştım diye sorarsanız ben
bu zamanı söylerim. Yani o
iki yıllık süreç evet ben
gerçekten oturdum çalıştım. Çünkü ben böyle
yerinde oturup da böyle saatlerce böyle
ders çalışabilen, üniversite zamanında bile öyle değildim.
Yani hazırlanırken de öyle değildim.
Ama sonrasında işte şokunla
başladığım zaman falan tabii iş birazcık daha farklı
olmaya başlamıştı. Onun içerisinde bile
bu vardı. Sonrasında
tabii ki devam etti. Belki biraz
daha böyle düşebilirdi o zamanki
performansım sonrasında. Ama sonrasında
da aile faktörü işin içine giriyor.
Bu konuda da mesela eşim falan çok
destekçi. Yani işte çocuğum yarışırken
beni görünce işte Melis böyle gördüğü zaman falan çok
mutlu oluyor. Yani benim o çok hoşuma gidiyor. Yani bilmiyorum
Belki onun için de doğduğu için de mutlu oluyor olabilir mecburiyetten ama.
Mecburiyetten mi artık bilmiyorum ama.
Ya bilmiyorum en azından hoşuna gidiyor onun da.
Eşim bu konuda dediğim gibi hani çok fazla yanımda.
Düşünsenize yani şimdi Melis 4 aylıktı.
Kaç tane anne alır da çocuğu da peşine benim peşime takılıp da gelir yani.
Şimdi babanın peşinden hani böyle dünyanın öteki ucuna yarışmaya öyle düşün.
Büyük fedakarlık var orada değil mi?
Tabii tabii.
Yani o yönden gerçekten şey onların hakkını ödeyemem yani.
Onlar olmasa da olmaz yani.
Bu arada eşi de triatlet yani o da sporcu.
Ben de tam onu soracaktım. Şimdi siz hem karı koca triatlet, hem karı koca çalışıyorsunuz ve çocuk var.
Çocuk da spor.
Triatlon antrenmanları falan zaten ayrı bir olay. Bütün bu düzeni nasıl sağlıyorsunuz?
Normalde biri belki spor yapıp biri yapmasa oradan arta kalan zaman biraz daha toparlayıcı olur ama ikinizin de bu kadar yoğun bu süreci nasıl yönettiğini merak ediyorum.
Benim eşim de vaziyette alakalı bir filmde de çalışıyor zaten ama
bizim zaten tanışmamız da böyle oldu.
Biz bir yarışta tanıştık.
Sonrasında işte evlendik.
Sonrasında işte yarışmaya devam ettik hala daha.
İşte babam sakin, babam da bizimle beraberdi.
Annem de geliyordu.
Ama bu şekilde devam ediyordu.
Sonrasında bu son dünya şampiyonasına gittiğimizde
eşim de benim dünya şampiyonası koştu.
Benden bir gün önce.
Orada kadınlar bir gün önceydi.
Erkekler bir gün sonra olduğu için.
Hatta onun da hikayesi ilginçtir.
Buradan bir arkadaşımız.
o da benimle aynı şirkette pilot
Burak Darıcı. Dedi ki bir yarış bakıyorlar.
E dedim hadi siz seçin yarışınızı.
Sonra ben de başka bir yere
yarış bakayım falan. Tamam dediler.
Baktılar ettiler falan. Washington'da bir yarış buldular.
İşte Maryland diye bir yer. İyi gideceğiz.
Tamam oraya kadar gidiyoruz. Sen de
yarış dediler bana. Bir his var yani.
Hani ben yarışamam şimdi. Hani ayrı
günlerde olsa kadın erkek hani belki olur da.
Eşi dedi ki ya ben dedim elise bakarım
dedi. 4-5 saat dedi. Ne olacak sanki falan.
İyi tamam öyleyse madem.
Hadi yarışalım o zaman. Ben de hemen
tabii onlar fikrini değiştirmeden
hemen kaydoldum falan.
Biz gittik oraya. İşte yarış bitti.
İşte benim slot zaten garantiydi.
Ben birinci oldum. Çünkü verecekler.
Benim slotumu almaya gittiğimizde
Salih'a da on ikinci oldu. Oradaki
performansa göre slalama yaptıklarında
Salih'in adı da okundu ama
çıkmak istemiyor. Biz oraya çok kısarcı olduk.
Hani ya bak dünya şampiyonası
bu. Hani ikimizin beraber koşabileceği
dünya şampiyonası hani hep olmaz.
Nis çok güzel bir yer falan. Ve hep
beraber dürterken oraya şey sunucu fark
gitti durumu. Ondan sonra o
dedi ki hani seni istiyorlar
hani çıkman lazım falan deyince mecbur kaldı.
Ondan sonra slot'u aldık o şekilde.
Onu da daha doğrusu ilgilendirdik. Çok güzel ya.
Biz ona 3 slot döndük bu arada. Burak'ı da aldık.
Nis'te o da yarıştı. Sonra işte bu
dünya şampiyonasına beraber gitmiş olduk. Son
yarışımızda orası oldu ikimizin de.
Nis gerçekten çok güzel bir yer.
Yarış bittiğinde bana bayağı söylendi ama ya.
Yani çünkü evet şimdi
Nis dünyanın en zorlu parkurlarından
bir tanesi şeyi gereği. Yokuşları
ve işte havanın sıcaklığı vesairesi
falan gereği. Bir de onlar son start aldılar.
Yaş grubundan dolayı. Yani
yarış bittiğinde evet tamam parkur
çok güzel ama ya bu çok zordu falan
böyle. Gerçekten
çok söylendi. Ama çok güzel
olay bence. Yani Karakoca birlikte
dünya şampiyonasına gittik. Evet evet.
Orada şöyle bir şey oldu. Yarış bitti. Şimdi
tam böyle finish çizgisi. Ben hemen dışarıda
bir yer buldum kendime. İşte oradan
bir resim çekildik. Sonra oradaki
madalyasını takan çocuk dedi ki ben
resminizi çekeyim dedi. Tamam dedik.
Sonra Salih Aşey dedi.
Yarın da Badire yarışacak dedi.
Tamam dedi aynı yerdeyiz dedi. Gene de
madalyasını ben takacağım. Sen burada ol dedi. Bir tane daha
resmi çekeyim. Öyle bir resmimiz de var bu arada.
Çok güzel. Bu arada aynı anda yarışmamanız
bir taraftan güzel bir şey değil mi?
Birbirinize destek olmuş oluyorsunuz.
Aynen. O gerçekten. Çok önemli bir şey.
O güzeldi. Aynı anda olmamamız
parkurda. Bir tek işte şey
meclisi götüremedik. Hani biraz daha
dinlenebilelim diye. Çünkü sonuçta
daha çok küçük. Onda istekleri ve
arzuları oluyor. Dinler Emezi'ye bir tek
onu götürememiştik. Bir eksikliğimiz oydu oraya gittiğimizde
ama onun dışında her şey güzeldi. Çok güzel.
Şimdi dünya şampiyonasına
doğru yavaş yavaş ilerlerken yine
aklımdaki birkaç sorudan ben bahsetmek istiyorum.
Çünkü senin meseleine
değinmek istiyorum. Pilotsun.
Pilotluk sana zorluk çıkarıyor mu
şey bakımından? Sürekli her gün başka
bir ülkedesin. Hani bu triatlon
antrenmanları yaparken
seni ne derece etkiliyor onu merak ediyorum.
Mesela sabah Rusya'da uçuyorsun, akşam geliyorsun İstanbul'dasın, ertesi gün başka bir yerdesin, Japonya'dasın, oradasın, buradasın.
Sürekli bir hava değişikliği, sürekli iklim değişikliği vs. jet lag durumları vs. oluyor.
Bu seni nasıl etkiliyor?
Hatta biz konu kalmadan önce gelecekti bize ve ben Strava'da da bakıyorum falan.
Rusya'da koşmuştu yani.
Bize gelecek, burada podcast yapacak, buradan başka bir yere gidecek.
Hani gerçekten bizim için
biraz zor yani. Sabah Rusya'da
yok atıyor. Akşam gelip İstanbul'da işte
podcast çekiyoruz falan gibi böyle enteresan
bir durum var. O kısımda
aslında önemli şey şu. Beni en çok
etkileyen dinlenme kısmı. Şimdi
şöyle evet biz beynle çalışıyoruz
ama aslında fiziken de yoruluyoruz uçuş esnasında.
Yeterli dinlenmediğiniz zaman
bunun sonucu uçuşa
geldiğinizde gerçekten hani riskli bir
ortam doğurabilecek bir şey. Hani o hazımsanmayacak
ya da ölemsenmeyecek bir kısım değil.
Hani ben bugün daha az uyuyayım, az dinleneyim kısmı olmuyor.
Şimdi bunun bir avantajları var, dezavantajları var.
Bu doğal olarak birazcık daha planlı hareket etmenize sebep oluyor.
İşte saatiniz belli.
İşte geleceğiniz, gideceğiniz, işte antrenmana çıkacağım gittiğim yerdeki.
Ya da işte burada mesela uçuştan önce antrenmanı yapacağım saat vesaire falan filan.
Bunların hepsi biraz daha planlı oluyor.
Dinlenme saatleri şu bu falan.
O yönden güzel.
Ama zaman olarak tabii ki kıstığınızın olduğu zamanlar oluyor.
E mesela şöyle düşünün.
Buradan işte atıyorum Amerika'ya uçtunuz, biniyorsunuz gece.
Tamam Türkiye'de gündüz vücut saatiniz gündüz.
Yapacak bir şey yok.
İşte orada mecbursunuz yatacaksınız.
Yani gece kalkıp koşamazsınız o yorgunluğun üzerine.
Oranın sabah saatinde dinlendikten sonra artık buranın neresine renk gelirse belli olmuyor.
O saatte antrenman yapıp çok da uyum sağlamadan ondan sonra tekrar dinleneyim.
İşte dönüş işte görevini icra ettikten sonra artık uygun bir şekilde burada ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyorum ben.
Şimdi bunların içerisinde kendimi böyle aşırı böyle yorgun hissedip tam dinlenemediğim için.
Ya da tam dinlemedim demeyelim de.
Şimdi mesela orada yapmam gereken antrenmanı yapamayıp döndükten sonra mesela burada tamamlamaya çalışıp böyle kendimi daha fazla yorduğum zamanlarda genelde kendimi dinliyorum.
Diyorum ki ya tamam evet bugün böyle ama hani demek ki bu set çıkmayacak yumuşak yapmalıyım.
Hani bazı zamanlarda artık bunu göze alıyorsunuz yani yapacak bir şey yok.
Bu bir eksi değil. Ben ona şöyle bakıyorum. Diyelim ki bugün koşmanız gerekiyor ve canınız fiziken veya psikolojikman istemiyor. Ama ben işte o koşu ortada giyip işte üzerime o kıyafetleri giyip ayakkabıları giyip o kapının önüne çıkmak bile aslında bir antrenman. Mental olarak orada ona bürünüyorsunuz. Tamamını yapmak zorunda değilsiniz.
ama o bile bir şey.
Ne derler ona? Mental olarak kendinizi
hazırlamak aslında. Mental olarak antrenmanı
yapmak. Her yaptığınız antrenmanda
performans olarak bir şey üstüne koymak zorunda da
değilsiniz. Neden? Çünkü
hobi olarak yapıyorum. Yani ben bunu
benim önceliklerim başka aslında.
Ben bunu hep bir de söylediğim şeylerden
bir tanesi de bu. Belki defalarca
da duymuşsunuz da dinleyenler
varsa daha önce. Ben hobimi iyi
yapıyorum. Yani işte
güzel resimçisel bir ressam gibi.
yani öyle düşünün veya işte
güzel bir müzik haline çalabilen bir
işte müzisyen gibi. Ben sadece
onu iyi yapabiliyorum. Onu iyi yapabileceğim
şeyler de dedim ya işte ben
geçmişte çok fazla antrenman yapmış olmam falan
ben onun avantajını birazcık da kullanıyorum.
Bu şekilde ilerlemek de benim
işime geliyor açıkçası. Hani pilotlukla
bu nasıl ilerliyor diye düşündüğünüz zaman evet
bu bu şekilde ilerliyor ama daha kötü de
yapıyor olmuş olsaydım ve ben bu işi çok sevmiş
seviyor olsaydım ne olurdu?
İşte sıralamam daha aşağıda
olurdu ama aynı sistemde yapıyor olurdu.
Yani çok böyle bir farklılık olmazdı.
Çünkü dediğim gibi yaş itibariyle, yaptığım iş itibariyle zaten fizikken yıpranıyorum.
Herkes gibi.
Herkesin işi ağırdır bu arada.
Tenzih ederim ama şey sadece burada olay benim sorumluluklarım biraz daha farklı.
Yani o kokpite geçtiğiniz zaman uçağın içerisinde milyon dolarlık bir uçak basınız ve arkada bir sürecen var yani.
En önemli şey.
Evet.
Onların hayatını orada riske atamazsınız.
Öncelikle onların gerektikleri sonrasında spor.
Ben olaya öyle bakıyorum en azından.
Öyle yönetmeye çalışıyorum.
Çok güzel.
Zaten esnekliğini de kendin sağlıyorsun.
Mesela bisiklet antrenmanların belki değil mi?
Hani uçtuğun zamanlar problem oluyordur.
İstanbul'a planlıyorsundur.
Ama yüzme ve koşuyu oradaki hani bir havuz bulup veya herhangi bir yerde zaten çıkıp koşabilirsin.
Kendi kendine onu planlayıp ayarlayıp devam edebiliyorsun.
Şey şöyle zaten.
Gittiğim yerlerde çoğunlukla yani %90 gittiğim yerlerde bir şekilde havuz bulabiliyorum.
Otel havuzları her zaman müsait olmuyor.
Ya çok küçük oluyor ya standart dışı oluyor falan.
O bölgede mesela kaldığımız yerin özelliğine göre.
Özellikle Afrika falan değilse Asya ülkelerinde falan hiç problem olmuyor.
Koşu da ona keza öyle.
Çok güzel yerlerde koştu.
Yani koşabilir bir şey.
Rusya'da mesela bizim yer çok güzel.
Almatide öyle.
Avrupa'nın birçok yerinde de aynı şekilde.
Yani koşacak ve yüzde ger evet bulunuyor.
O yüzden de bisikletin antrenmanları genelde İstanbul'a var.
Zaten taşıyamam bisikleti götür getir.
bu kadar kısa yatılara
şey edemediğim mümkün olmaz.
Genelde bisiklet İstanbul'da ama
onun dışında diğerlerini dışarıda da yapabiliyorum
bir şekilde. Bir de gittiğim yerlerde
böyle insanlarla tanışıyorsunuz.
Yani o da gerçekten çok farklı.
Şimdi Almanya'da benim koştuğum
bir grup var. Kazakistan'da.
Geçenlerde
aynı zamanda bizim şirketin de bir koşu
grubumuz var ondan sonra. Oradan
birkaç kişi böyle iki gün arayla
Almanya'ya gittiler.
Nur Sultan adı çocuğun
ondan sonra Nur Sultan'ın ben telefonunu paylaşıyorum
bizden gidenler onunla beraber koşar
onunla çıkıyorlar o da falan böyle
aynen
hatta en son işte Türk Hava Yolları'nın
işte barış yelçisi falan diye böyle
öyle bir şey geyik dönüştü
böyle şeyde grupta
böyle bir şeyimiz oluyor falan veya böyle gittiğiniz her yerde
birileriyle tanışıyorsunuz bir şekilde
böyle bir ne derler ona bir iletişiminiz oluyor
bu arada mesela İngilizce falan bilmiyorlar
yani öyle bir şeyimiz de var
yani. Beden dili
anlıyor. Ya şey Türkçenin bir kısmını
anlıyorlar. Benzer çok fazla kelime var.
En fazla anlaşamadığımız yer de Google Translate
giriyor işin içine. En azından o şekilde şey
kurtarıyor ama dedim ya biz koşarken
tanıştık. Yani hani orada kaç kelime
daha etkili. Yemeğe götürüyorlar falan.
Koşan tıramanı bitiriyor. Biz anlatıp da yemek yemek
diyoruz falan. Ya peki
bu pilot çevresi yani uçaktaki
kopitteki diğer çalışanlar
da senin gibi böyle koşan yani triatlet
var mı? Yani arkadaşların
oluyor mu? Yoksa bir tek giyine sen mi?
Yok bir tek ben değilim. Triathlon
yapan çok fazla var. Kabinde de var.
Kokpitte de var. Teknikte de var bizim.
Lotmasterlardan var. Şirkette aslında çok fazla insan var.
Şirkette böyle bir topluluk var yani.
Aslında şöyle.
Resmin olarak triathlonla alakalı bir topluluğumuz yok.
Koşu var. Bisiklet var.
İşte birkaç böyle sosyal işte tiyatro vesaire
gibi falan topluluklar var. Ama bunun
haricinde triathlon yapıp da
işte koşu grubunda, bisiklet grubunun içerisinde
bulunanlar var. İkisinde birden bulunanlar var.
Şimdi triathlon tabii birazcık daha az
kişiye hitap ediyor. Şimdi koşu gruplarını
siz de az çok tahmin ediyorsunuz biliyorsunuzdur
kalabalık oluyor. Koşu grubundaki hep
gerçekten çok eğlenceliler. Yani
sosyal. Sosyal anlamda
çok şey. Bu arada
ben mesela koordinatörlüğünü yapıyorum şirket içerisinde
evet çok fazla etkinlik
var. Ben çok fazla dahil
olamıyorum onlara. İşte hem
antrenman programının yoğunluğundan dolayı
hem de işte İstanbul'un değişik yerlerinde
yapıyorlar. İşte maalum İstanbul hayatı. Hani
o da birazcık etken. İşte ben de
onlara başka yerlerde gruplar bularak böyle
Hani en azından başka bir destek olabilirim falan diye böyle elimden geleni yapıyoruz yani öyle söyleyeyim.
Çok güzel.
Böyle bir antrenörle çalışıyor musun?
Yani antrenmanları kendin mi yazıyorsun?
Şöyle eskiden kendim yazıyordum.
Ama o bir süre sonra dedim bahsetmiştim ya işte antrenmanlık kurslarında da o yüzden gittim.
Ama bu çok yönetilebilir bir şey değil.
İnsanın kendi antrenman programı yazıp kendisini denetlemesi gerçekten zor.
Ben o yüzden Hasan Özer'le çalışıyorum.
Belçika'da o.
Onlar da eski milli takımda biz beraber Hasan abi diyorum aslında.
Hasan Özel ismiyle, su isminle hitap etmeye bakmayın.
Hasan abi diyorum çünkü benden 7-8 yaş büyük kendisi.
Biz onunla milli takımdan tanışıyoruz.
Çok eski tanıştıklarımız.
O da çok iyi sporculardan bir tanesi.
Türkiye'nin ilk 70.3'ünü 4 saatin altında koşan kişi.
Çok ciddi dereceleri var.
Yani zamanında Doğu Atlantik'e, Belçika Şampiyonluğu vesairesi falan var.
O da mesela Alanya'dan gitti oraya.
O da çok geçti.
Yaptığına başlayanlardan bir tanesi.
Gerçekten çok şey.
İyi bir sporcu ama tabii orada yabancı sporcuları görmek,
onlarla beraber antrenman yapabilmek bunlar da çok büyük avantaj.
O yüzden onunla beraber çalışıyoruz biz.
Ben onunla beraber çalışmayı da anlayabildiğini düşünüyorum ben.
Bu anlamda.
Çünkü bazen şöyle şeyler oluyor.
İşte benim programım.
Mesela siz işte dediniz ya Rusya'da ben gelemedim.
Podcast'e gelememiz zorunda kaldık bir hafta falan.
Bu tarz durumlar çok oluyor bende.
Uçuş programı bir anda değişebiliyor.
Bu değiştiği zaman bütün antrenman programının da değişmesi demek.
İşte ister istemez bazen bunu beraber yapıyorken değiştirme kısmını.
Ya Hasan abi şurada bir değişiklik gerekiyor bana falan.
Ama bazen de bunu söyleyecek zaman olmuyor.
Ben kendim değiştirmek zorunda kalıyorum.
benim üzerinde yaptığım oynamaları o gördüğü zaman anlıyor zaten.
Veya işte ya Bahadır her şey yolunda mı?
Burada bu antrenmanda işte ben hani hard bir şeyler yazdım ama bu izi geçmiş falan dediği zamanlar oluyor.
Onlarda da ben yorgundum yani ya da işte ben hastaydım.
Hani anlıyor en azından.
Benim dilimi anlayabiliyor gördüğü zaman antrenman programlarını.
Bir şey yapıyorsam hani biliyor ki mantık dışı değil.
Bu anlamda da ben hani birazcık daha böyle benim estetmeme, besletmemi de anlayabilecek birisi.
O yüzden ben memnunum yani.
Birbirini yakından tanımak o bakımdan iyi oluyor değil mi?
Zaten bir zamanlarda beraberdiniz.
O yüzden daha da iyi tanıyorsunuz.
Peki şeyi soracağım.
Az önce şeyden bahsettik.
Bu milli takım sürecinde bir sürü dünya şampiyonaları ve üst düzey şampiyonalardan.
Bunlar arasında böyle unutamadığın bir yarış var mı?
Ya çok yarış var ya.
Bütün yarışlar.
Ya böyle sorsan bana ben hemen hemen hepsini böyle anlatabilirim sana.
Böyle gittiğimiz an ve an işte ilk yurt dışı yarışımdan tuttu.
Hani böyle son koştuğum şeye kadar ama.
Mesela en çok etkilenenlerden bir tanesi benim.
Hollanda'da Holten diye bir yere gitmiştik biz.
Küçücük bir kasaba. Ben orada iki kere yarıştım.
İkinci yarıştığımda isimlerimizin
yazdığı böyle plakartlar var.
Bisikletlerin üzerinde duruyor. Onları bir gün öncesinden
yapıştırıyorlar oraya. Biz yarış sabahı geldik
bisikletlerimizi koymaya. Bir aile
geldi. Ondan sonra Türk.
Böyle kırık bir Türkçeleri var.
İsmim yazıyor Bahadır diye. Dedi ki
bizim soyadımız Bahadır.
Ondan sonra onlar ama şey.
O benim soyadım zannettikleri için.
Hani bizim akrabamız Bahadır.
Ondan sonra dedim
benim soyadım değil ama ondan sonra.
Neyse onlarla biz öyle hoş sohbet ettik birazcık.
Sonra bizi aldılar. İki transition
yarış. Yüzmenin yapılacağı yere gittik biz.
Buraya ayakkabılarımızı bırakmıştık.
Bisikletlerimiz öteki tarafta. Bisikletimizi
verdik. Neyse start verildi. Yarış oldu falan.
Koşu'da şehir yani o küçük
kasabanın içerisinde oluyor. Bütün o
küçük kasaba o aile orada yaşadığı için
o küçük kasaba bütün Hollandalılar
yani orada yaşayan Hollandalılar. Bunlar dışındaki Hollandalıların
hepsi bana tezahürat ediyorlar.
Yani böyle bir şey yok.
sanki Türkiye'de yarışıyoruz biz.
Ama bütün şeylerim
tezahürat edenlere
Hollanda'da. Ellerinde bir tarafında
Hollanda bayrağı bir taraftan da Türk bayraklarıyla.
Yani orada öyle bir şeyim olmuştu.
O gerçi gerçekleme çok unutulmazdı.
Bir de böyle şöyle bir şey var. Ya ben artık böyle
yorulmuşum böyle. Hani böyle rahat koşmak
istiyorum ama koşamıyorsunuz. Hani böyle bir sorumluluk
duygusuzluk değil böyle birdenbire. Tamam burada
kimse tanımaz beni falan değil böyle.
Hani herkes görünce tezahürat edince
falan. Olayın iç yüzü farklı oluyor.
Ya onun yanında mesela daha böyle bir sürü işte herkesin bileceği mesela Yüce Amir falan koşan da Fredona var falan.
Ben onunla mesela iki kere yarıştım.
Daha kimse yani şöyle ayrı men yarışlarından tanımıyor ki.
Yani ayrı men yarışlarından onu bilmiyor kendimden bahsediyorum.
O yüzden de hani diyorum ya bir sürü yarış var böyle anlatabileceğim.
Yani böyle gerçekten çok fazla.
Ama ilk aklıma geldiler bunlarla açılırsa.
Yani gerçekten bir yarışta seyirci çok etkiliyor yani.
Hani o tezahürat, o kimsenin görmediği yerde orada bitmiş haldeyken tam düşecekken biri hadi böyle deyince ben de mesela.
Yani koşuda da hep böyle o tezahürat edenler sayesinde bir şekilde bitiyor yani o hızını.
Ben bu dünya şampiyonlarını o yüzden seviyorum işte.
Bunlar gerçekten festival havasında oluyor.
Böyle işte gidip görebileceğin işte bu Berlin Maratonu, Land Rover Maratonu böyle büyük yarışlardaki gibi oluyor.
Dedim diyorum ya işte bunu daha öncesinde hep böyle milli takımda böyle yarışırken görüyorduk işte.
Çünkü orada büyük bir kitle, çok büyük bir organizasyon var.
Orada yarışan herkes mil takım adına yarıştığı için böyle bir insanların yaklaşımları farklı.
Avrupa da bu olaya bakış açısı zaten farklı.
O yüzden ben dünya şampiyonlarını seviyorum aslında normal yarışlardan ziyade.
Gerçekten biraz daha böyle anlamlı oluyor böyle insanlar size ilgileri, tezahüratları, şeyleri.
Zaten herhalde keyif veren tarafı da orası diye düşünüyorum bilmiyorum da.
Mesela bu İstanbul'da olan böyle bayraklarla yürüyüşler yapmıştık falan.
Biz de orada böyle hani bir her ne kadar senin dünya şampiyonları gibi olmasa da orada bir milli formayı giydik.
O ortamın atmosferini bir tadına aldık.
Mesela yarış öncesi hani hep birlikte bir geçit oldu ya.
Evet evet.
Ülkelerin isimleri okundu sırayla falan.
Türkiye'ye Türkiye.
Ucundan ucundan tattık ama o kadar tarif edilemez duygulardı bizim için.
Gözlerim doldu ya.
Şu geçen seneki şey değil mi?
Evet.
İstanbul'daki dünya şampiyonası.
O yaş grubu dünya şampiyonası o her sene yapılıyor bu arada.
Yani dünyanın muhakkak herhangi bir yerinde muhakkak yapılıyor.
İşim anası hala iki kere yarışmadan gitti.
O dünya şampiyonasının onun bir görevi var.
Kadın komitesinde yönetim kurulunda.
O iki kere gitti o yüzden.
İspanya'da yapılmıştı.
O ikisine gitti herhalde yanlış hatırlamıyorsam.
Biz de bir kere de o zaman daha hala yönetim kurulunda değildi.
Abu Dhabi'de izleme gittik.
Orada da yapıldı bir kere.
Gerçekten o yarışlar çok keyifli.
Bu dünya şampiyonasına Türkiye haricinde gidip yarışan var mı bilmiyorum ama
normal şartlarda gidip yarışanlar var.
federasyon üzerinden kayıt oluyorlar falan.
Yapılabiliyor yani. Benim biraz zaman
kısmından dolayı açıkçası ben hepsine yetişemiyorum.
Yoksa böyle yarışmak istediğim böyle
gerçekten böyle çok böyle ikonik yerler
var. Mesela rotta yarışmayı çok isterim. Mesela ilk
fulüm orası olsun falan diye yani böyle
şeylerim var. Ama işte mesela
açıyorsunuz kayıt olayım diyorsunuz.
30 saniyede kaydı
doluyor falan böyle şeyler oluyor.
Yani belki sonra
hani artık yapacak bir şey yok şu anda.
Bu senekini kaçırdım ben. Denedim şansımı
Evet. Güzel bir noktaya
değindim. Benim de soracağım şeylerden bir tanesi
idi. Sana muhtemela sık giren sorulardan
biri olabilir.
Abi ilk full ayrım ben ne zaman
düşünüyorsun? Vardın aklında öyle bir şeyler?
Şöyle ben bu sene yapmak istiyordum
fullü.
Kayda olmak istediğim iki tane yarış vardı. İkisinde kayda
oldu. Ben kaçırdım. Aslında biraz
benden de kaynaklanıyor. Ben biraz geç
şey oldum. Ne derler ona? Kanalize oldum.
Artık hani yapalım edelim falan derken.
Bu önümüzdeki yıl içinde
rot için denedim. Olmadı.
Şimdi başka yarışma bakıyorum. Belki İtalya
olabilir bu. Emile Romano'da bir tane full var.
Oraya da bir arkadaşım
işte habere dürtük deyip duruyor. Hadi
diyor. Ben diyor kaydoldum.
Girelim falan diyerekten. Orası olabilir.
Çünkü orada Salah'a yarıştı 70.3.
Ben yarışmadım hiç. İki kere gittik
oraya. İkisinde de yarıştı.
Ben hiç yarışmadım ama şey yani full değil.
O 70.3'ünü yaptı.
Full de çok keyifli oluyor.
Full yapacaksam da öyle keyifli bir parkurda yapmak isterim.
Hamburg olabilirdi. Hamburg kayıtları
doldu. Yani öyle güzel bir yarış
bakıyorum önümüzdeki seneye. Güzel yakın
diyorsun yani. Yakın.
Bir de senin de şeyden de duymuş. Can Özbek'le
bir podcast yapmıştık. Orada
Norseman'de destekçi olarak katılmıştın.
Hiç böyle ekstrem
triathlon düşünüyor musun?
Ekstrem triathlon support olarak kalsın
ama ben onu isteyen varsa yanında
da isteyebilirim. O konuda bayağı tecrübeli oldum.
Parkur görmüş birisi
olarak. Evet. O yarış
parkurunda yüzdüm bu arada.
Fjortlarda falan böyle drone ile video
falan çektik. Onlar yeterli.
O andan sonra şey arabayla bütün
parkuru takip ettim bisikleti. Koşunun
bir kısmını yaptık işte. Bir 30 kilometre falan herhalde
o kısmını yaptım. Can abi var. Florida'da yaşıyor
o Can Datça. O rica etti benden.
Çok Can abi kıramayacağım birisi.
Ben de şeyi çok fazla.
Biz onunla dünya şampiyonasının bir tanesine tanıştık.
2022 yılında Utah'daki dünya
şampiyonasına tanıştık. Benim yedinci oldum.
Sonrasında işte muhabbetimiz çok ilerledi.
Çok samimi olduk. Aynı zamanda Önder abi var orada.
O da Houston'da yaşıyor. O grupla.
Dediğim gibi Can abi benim böyle
kıramayacağım bir, yani böyle çok sevdiğim
birisi. Ben de bana rica ettiğinde
Northman için tabii ki dedim abi
her zaman. Bütün hatta boşuma her şeyimi
falan ayarladım. Muhakkak böyle tutmam
gerekiyor gibi falan. Hatta onda şöyle oldu.
Bir Frankfurt seferi vardı.
Git gel onu yaptım. Onlar oradalardı.
Gitmişlerdi yani.
Beni bekliyorlardı kayıt olmak için. Çünkü bütün
supporterlarınız gelmeden kayıt olamıyorsunuz.
Böyle bir şey var. Ben gecesine
uçaktan indim.
Üniformayı arabada değiştirdim.
Şeylerimi aldım. Diğer eşyalarımı aldım. Bir tane
küçük bir valizim daha vardı. Onu aldım.
Oslo uçağına geçtim. Oslo'ya gittim.
Orada kaldım gece. Oradan Bergen'e
uçtum. Çünkü uzak arabayla.
Bergen'den 45 dakikalık bir tren yolculuğuyla
varıyorsunuz onun olduğu yere. Ondan sonra
Oslo'dan da oraya uçmuştum. Bergen'e, Bergen'den
oraya geçtim falan. Ertesi gün işte kayıt için
beni beklediler falan. Dedim ya hani
hiç kıramayacağım bir sene. O hal herkes için yapmazsınız
bunu ya. Üçüş bitti hadi gideyim falan.
Olmaz aslında. Zor yani. Hem gidişi
zor ama orada saport etmek de
zor. Şey saportlu kısmı
benim için eğlenceliydi açıkçası söyleyeyim.
güzeldi. Ozan abi vardı bir de
biliyorsunuzdur belki Triathlon Media TV'den.
Onunla beraber güzel videolar çektik.
Can abi özellikle.
Koşudaki kısımların hepsini ben çektim.
Sonrasında işte çoğu röportajı
tabii Ozan abi yaptı.
Dediğim gibi hani ben keyif aldım şahsen.
Ama hani hepsini ben yapıyorsaydım
keyif alır mıydım o kadar onu bilmiyorum ya.
Çok uzun bir yarış gerçekten.
Bir yerden sonra ben de uzun yarışlarda şey
zihnimden çok fazla konuşmaya başlıyorum.
Bir süre sonra durduramıyorum. Durduramamak da
bana yaramıyor. Dikkatimi dağıtmam lazım bir şekilde.
Nis yarışı o yüzden de birazcık
şeydi. Benim için güzeldi. Neden diyeceksin?
Şey, parkur teknik.
Devamlı bir noktaya dikkatinizi
dağıtmamanız lazım. Mesela Maryland'de
işte Washington'da en son yarışımızda veya
bizim Belek'te yapılan yarışta çok düz
mesela. Bir süre sonra ben
artık böyle zihnimden konuşmaya başlıyorum.
Çünkü her şey rutine bağlıyor. Değişik bir şey
yok. İşte vatınız aynı.
İşte parkur düz. Hiçbir şey
değişmiyor. Hiçbir şey değişmediği zaman da işte diyorum ya
işte beni de o birazcık böyle şey yapıyor.
rahatsız ediyor bir süre sonra.
Birazcık şeyi de belki
fullü de ertelememin sebebi o olabilir.
O yüzden de bu işte
keyifli yarışlar, eğlenceli yarışlar benim daha çok
hoşuma gidiyor. Hani yalnız kalmadım diyeyim.
Bir alanın içerisinden çıkıp işte sadece
böyle doğanın içerisinde kaldığınızda o sessizlik
mi bilmiyorum beni rahatsız ediyor ama
yani doğanın içerisindeki sessizlik demeyelim de
bir süre sonra rutine bağlayan şeyler
beni rahatsız etmeye başlıyor. İşte diyorum ya
zihnimde farklı şeyler dönmeye başlıyor. İşte
konuşmaya başlıyorsunuz. Bir şeyler
anlatıyor. İşte anlatabiliyor muyum?
Belki dışarıda birilerine anlatmak istediğim şeyler bu defa benim kafamda dönmeye başlıyor.
O belki de rahatsız ediyor bilmiyorum ama sadece düze olan şeyler beni sıkmaya başlıyor.
O yüzden dünya şampiyonları belki de hoşuma gidiyor.
Çünkü etrafta devamlı bir dikkat dağıtan bir şeyler var.
Hep bir cheer zone.
Evet evet.
O zaman dünya şampiyonlarına doğru gelelim yavaştan.
Şimdi sen 5 kez dünya şampiyonasına katıldın.
Ayrım ben 70. işte.
Hatta şöyle bir muhabbet oldu.
Şimdi fotoğrafları istedik.
Şimdi fotoğrafları satın aldığın halde düşük kalite olarak göndermişler.
Orada bir hata olmuş.
Sonra tekrar istedik vesaire.
Talep ettik yani.
Hani orada ben bir de şey dedim.
Dünya şampiyonası koşmuşsun.
Yani hani her zaman mı koşacaksın?
Hani almak lazım falan diyecektim tam.
Ve her zaman koştuğu geldi aklıma.
Evet yani bu kadar çok koşan.
Her kaliteyi olan buna yani gerçekten.
Onunla ilgili işte şey.
Çok yakın bir arkadaşım var.
Cem bizde yine uçuyor.
Ya biz ev taşıyoruz.
Telefon açtı bana.
Dedi ki ben de bir yardıma geleceğim.
yani şimdi Cem'e, Cem gelme
yani ev taşıyorum ben yani gelme diyemiyorum.
Tabii Cem gel ama hani
ev işte yani her yer her yerde
yok yok diyor. Ben de yardıma geleceğim
başka bir şey için değil falan. Tamam
falan dedim. Ben hatta Cem o gün dedi ki ya
bir iki saat sonra beni arayıp telefonla ya ben dedi gelemiyorum
işte dedi. Trafikleri çok arttı falan.
Tamam ya anlayışla karşılanacak bir şey. İstanbul'da
sonuçta. Tamam falan. Aradan iki gün
geçti. Bir telefonda dedi ben dedi
çıktım dedi geliyorum. İşte 35 dakika
veriyor falan. İyi tamam. Bir geldi Cem.
elleri dolu falan böyle şimdi bir şeyle. Ondan sonra
ben hiç öyle bir şey beklemiyordum. Çünkü
görürsün üzerinden zaman geçmiş. Bizim telaşımız başka.
Cem'in elinde kocaman bir tablo.
Üzerinde benim 5 tane koştuğum şey.
Dünya şampiyonası dereceleri ve her
ülkenin bayrağı. Üzerindeki resimde
de şeyler var. Her yere
ait kesitler var.
İşte görüntüler var işte. Ondan sonra
bunların hepsini tasarlamış.
Üç tane yüzen bisiklete binen koşan
böyle işte ben varım. Ama böyle yani
gördüm. Böyle bir şey oldum.
Çok hoşuma gitti. Hiç o kadar mest olmamıştım
açıkçası. Hani öyle bir şey de beklemiyorsunuz.
Ondan sonra. Bu görseli de
paylaşacağız o arada. Gerçekten çok
güzel hazırlamış. Çok anlamlı bir hediye.
Çok anlamlı gerçekten. Ben diyorum ya
böyle bir alıp böyle bir
önüme aldığım zaman ya hepsinde de böyle
bütün şeylerin, ülkelerin
bayaklarının altında işte benim koştuğum dereceler falan
yazıyor. Kaçıncı oldum vesaire falan. Ya tabii
kaçıncı olduğumuzun burada bir şeyi yok artık.
Bence. Sonuçta
onu orada yarışabilmek güzel
olan kısmı. Ama dedim ya
hediyesi şeyi çok anlamlıydı.
Bu bütün dünya şampiyonlarının da şeyi farklı
yani. Hepsinde böyle çok böyle bambaşka
şeyler gerçekten gördüm.
Hepsinin hikayesi farklı tabii. Tabii tabii.
Aynen öyle. Bu arada en iyi
dünya şampiyonası derecesi de sen dedin
7.lik olarak. Evet.
Öyle bir şey de oldu. İlk girdiğim dünya şampiyonasına
7. olmuştum. Sonra daha iyilerini yaparım diyordum ama
olmadı. Sen ilk yarışlarda iyisin.
Milli takıma da öyle girdin ya.
Ya o... Evet.
Bu arada 7.lik
şey yani. O dünya şampiyonasına
herkes giremiyor. O
insanların içinde yedincilik de çok
zor bir şey. Buradan hani
herhangi bir şey yok. Dünya şampiyonası
seviyesinden bahsediyoruz.
Harika bir olay yani. Tekrar tebrik ederiz.
Tebrik ederiz. Teşekkür ederiz.
Şimdi o zaman bizim ana konumuza gelelim.
Şimdi Ironman 70.3
dünya şampiyonası listeki
bu yarışa hala
geçmeden önce en son ben şunu sormak
istiyorum. Şunun için hani yarışı
dinlerken bu hikayeyi senden hani
dağın kafamızda oturması için. Peki
hazırlık durumun nasıldı? Herhangi bir
sakatlık problemin var mıydı? Veya
antrenmanlarını iyi yapabilmiş miydin? Hazır
mıydın? Yani girerken ne seviyedeydin?
Açıkçası şöyle
ben bu yarışa gerçekten çok formda gittim.
Yani ama bundan önce
koştuğum bütün yarışlar
böyle hiçbirisi isterim gibi geçmedi.
Yani sezon içerisinde. Geri modaya
koştuğum yarış öyleydi. Sonrasında
İstanbul'da bir tane
işte normal standart mesafe biliyorsunuz
Boğaz'da yapılan yarış. Onu koştuğumda aynı şekilde
o da istediğim gibi geçti. Maryland'de tek yarışta öyle
geçmemişti. Gerçi Maryland'de ufak tefek
aksaklıklar oldu. Ben suluklarımı düşürdüm
sonra işte aid station'dan alamadım
baya böyle bir herhalde
50 kilometre yakın falan hani herhangi
bir yanımda sıvı hiçbir şey olmadan
yarıştım falan. Onların verdiği etki falan
var ama tabi bunların hepsi aksaklık diyorum ya
hani istediğim gibi geçmedi. Bir sebepten dolayı istediğim gibi geçmedi.
Yani bunlar hani böyle bir bahane falan değil.
Bu arada mesela
neyse bunu onu buraya gelince anlatacağım.
Bunların hiçbir tanesi tabi bahane değil
ama bu yarışa gittiğimizde
bilmiyorum hani bu yarışta gerçekten her şey yolundaydı.
Hani tabii ki burada da oldu
ufak tefek aksaklıklar, bir şeyler
yolunda gitmedi falan ama
burada her şey yolundaydı. Yani güzeldi.
Düşündüğüm gibi geçti. Yani
her şeyi planladığım gibi ilerledi
falan. Hatta bu derecelerden
bir tık daha iyi de gelebilirdi.
Memnun değilim diyemem ama bir tık
daha iyi gelebilirdi. Hani ona
bile marjım vardı yani öyle söyleyeyim. Hani o kadar
şeydi yani bu yarış için özellikle.
Peki şimdi yarışa doğru
gelelim o zaman yavaş yavaş.
Bahadır Tama ile Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası bölümünün birinci kısmının sonuna geldik.
İkinci kısımda görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
