
Cappadocia Short Trail Team Games TCST Nasıl Geçti? (Konuk: Cüneyt Bakır)
9 Ekim 2026 · 49 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğumuz Cüneyt Bakır ile birlikte Cappadocia Short Trail’de koştuğumuz takım yarışını konuşuyoruz.
Haftalar süren hazırlıklar, rakip analizleri, bayrak değişimleri ve kürsü mücadelesi...
Yaklaşık 80 takım arasından üçüncülüğe uzanan, bol stresli ama bir o kadar da eğlenceli Kapadokya maceramız bu bölümde.
Keyifli dinlemeler!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Konuk: Cüneyt Bakır
(01:33) - Takım Yarışına Katılma Kararı
(02:22) - Cappadocia Ultra Trail Takım Yarışı Detayları
(04:02) - Takım İsmi Arayışı: Mataramasuko Hikayesi
(07:00) - Kapadokya İçin Yarış Hazırlıkları
(07:57) - Rakip Analizi
(09:52) - Kürsü Hesapları
(11:49) - Takım Yarışının Getirdiği Sorumluluk
(13:03) - Kapadokya’ya Yolculuk ve Yarış Öncesi
(14:42) - Bayrak Değişiminin Provası
(16:13) - Yarış Başlıyor: Cüneyt Abi’nin Etabı
(18:49) - Bayrak Değişimi ve Cüneyt Abi’nin Jacuzzi Molası 😄
(20:50) - Gülin’in Etabı: Bayrağı Alıp Tam Gaz Çıkış
(23:19) - 181 Ortalama Nabızla 12 Kilometre
(27:04) - Yön Kaçırma ve Göreme CP’ye Geliş
(28:06) - Onur Nerede?
(29:41) - Onur’un Etabı Başlıyor
(33:34) - Son 400 Metre İçin Finish Planı
(37:52) - Onur’un Unutulmaz 2:30 pace Deparı 💨
(42:50) - Üçüncü Olduğumuzu Fark Ettiğimiz An
(45:44) - Takım Yarışı Neden Bu Kadar Özeldi?
(46:25) - Etap Sürelerimiz ve Yarış Sonucu
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin''e hoş geldiniz. Ben Gül'ün.
Ben Onur.
Bu bölümde geçen sene katıldığımız Kapadokya Ultra Trail yarışından bahsedeceğiz.
Biz 38 kilometrelik parkurda yarışmıştık.
Yalnızca bireysel yarışmadık, takım yarışı yapmıştık. Bir bayrak yarışı.
Evet, 3 kişiydik. Gül'ün, ben ve Cüneyt abi bir arada bir takım yarışı yaptık.
Ve yaklaşık 80 takım arasında 3. olarak kürsüye çıktık.
Cüneyt abiyi eski bölümlerimizi dinleyenler hatırlayacaktır. Sık sık bahsettiğimiz isimlerden biri ve bu bölümü de onsuz çekmeyi düşünemezdik. O yüzden onu da davet ettik. Hoş geldin Cüneyt abi.
Hoş bulduk. Teşekkür ederim.
Biz seni yıllardır yakından tanıyoruz. Buradan sen de biraz kendinden bahsetmek ister misin öncelikle? Kaç yıldır koşuyorsun?
Yani yaklaşık 30 yıldır herhalde koşuyorum. Camiada eskiyim ama tabii 2013 yılından sonra camiada bir koşu furyası başladı.
Oradan sonra belki de biz de bir lisansımızı çıkartalım. Biz de artık bir yarışlara katılalım olmuştur.
Öncesinde çok yarış konusu yoktu. Çıkıp sokakta 3 kilometre, 5 kilometre saatsiz öyle sağa sola koşuyorduk.
Son 14-15 yıldır da önce kısa parkurlar daha sonra yavaşça cadde 5K-10K derken kendimizi trail'lere attık.
Tabi trail bile olsa yine de kısayı tercih ediyorum trail'lerde.
5K-6K en kısa bulduğum trail'lere gitmeye çalışıyorum.
Burada tabi Kabadokya'da koşmayı hiç düşünmemiştim.
Takım yarışı olunca daha 10K güzel ön tarafı ben koşarım.
O niyetle böyle bir takım yarışına başladık.
Evet bu yarışa ilk karar verdiğimiz anı hatırlıyorum.
Beyfit'te koşuyorduk birlikte o zamanlar
Cüneyt abi yanımıza geldi
şey dedi işte 36K'da
takım yapabiliriz hızlı koşan
bir kadına ihtiyacımız var dedi
sonra seni seçtim
orada
beraber güzel bir takım olabiliriz diye
konuştuk sonra bizim de kafamıza yattı
hiç takım yarışmamıştık daha önce
aynen yani ben de orada bana bir şey
geldi bana bir sorumluluk yükledi
aslında orada iş şöyle oldu
ben kabadökü koşmak istiyorum ama
36K koşamam. Koşmak
istemiyorum o kadar uzun. Dolayısıyla
baktım eğer 36K 3 kişi
koşarsak en kısa parkur ön taraf 10
bana da kısa parkur kalır. O
niyetledim 2 kişiyi kandırmam lazım.
Biz de zaten beraber
koşuyorduk antrenmanlarda vesaire.
Ve güzel bir meç olduk. Bu arada bir de
takım yarışından bahsedelim. Yani
ilk defa duymuş olanlar vardır veya
hiç yarışmamış olanlar için.
Bu takım yarışında 38 km'lik
parkuru 3 kısmı ayırıyorlar.
Bir 10 kilometrelik, 12 kilometrelik ve yaklaşık 15 kilometrelik parkurlar olmak üzere.
Biz de kendi aramızda en iyi olduğumuz alanlara göre dağıldık.
Ve birinci Cüneyt abi koştu.
İkinci bölümü ben koştum.
Üçüncü bölümü Onur koştu.
Evet bu yarışta bayrak yarışı şeklinde ilerliyor bir de.
Mesela Cüneyt abi birinci CP'ye geldiğinde bir kartı okutup Gül'üne veriyor.
Gül'ün onu alıp devam ediyor.
O tekrar ikinci CP'ye geldiğinde kartı okutup bana veriyor.
Ve ben de o şekilde finish'e gidiyorum.
Evet yani mesela ben Cüneyt abi başladığında bizi servislerle götürüyorlar her CP noktasına.
Ve o şekilde bekliyoruz yarışçıları.
Baya da stresli ve heyecanlı bir şey.
Yani ben bu arada Kapadokya'da yarışmayı düşünenler için takım yarışını öneririm.
Yani benim en keyifli yarışlarımdan ve en stresli.
Çünkü bir takım sorumluluğu var.
Yani benim yüzümden kaybetmememiz lazım gibi böyle bir şey var.
çok da keyifli geçti gerçekten.
Buradan öneriyorum.
Bence de herkes bir bayrak yarışı
tecrübesini yaşamalı diyor. Evet.
Burada en azından şöyle bir bölüşme yapılabilir.
İlk parkur tamamen çıkışa yönelik
bir parkur. İkinci parkur
biraz çıkış yok. Komple inişe yönelik
bir parkur. Üçüncü parkur da en uzun.
İn çık in çık bir parkuru. Biz de
kendi aramızda dedim ki ben sadece çıkabilirim.
Gül'ün ağırlıklı
çok güzel iniş yapabilir.
Onur da in çık in çık kısmını yaparsa
efsane bir sürele geliriz diye bir hesap yapmıştık.
Tabii ikinci kısım biz bir takım kurmaya karar verdik.
Buradaki şey var her takım kendine bir isim belirliyor.
Bizim bir de böyle bir isim safhamız var hangi isim seçelim diye.
Onu da biraz Onur bahsedersen o kısımdan.
Evet ilk başta böyle klasik takım isimleri düşünüyorduk.
Böyle WhatsApp grubumuz var işte.
Orada konuşuyoruz şu nasıl bu nasıl falan diye.
Bütün isimleri böyle değerlendiriyoruz ama böyle hiçbirisi tam olarak içimize sinmiyor.
böyle biraz daha bir orijinal bir isim arıyoruz
yani. Ya bir de biz böyle
bir araya geldiğimizde çok eğlenen
yani böyle gerçekten
hani bunu da isime yansıtmak
da istiyorduk. Sonra işte herkes
önerilerini paylaşıyor. Ya böyle
başta böyle triple force
power hani üçlü güçlü
falan böyle hani arıyoruz
isimler falan. Yani birkaç tane
işte oylayacağız. Hatta böyle
triple trail'e okey gibi bir şey
olmuştuk böyle trail'imsi bir şeye.
Tam hatırlamıyorum. Sonra benim aklıma
şey geldi. Mataramasuko.
Yani
hani matara, suluklar
falan. Değil mi Cüneyt abi? Sen de çok
beğendin ismi.
Biz şimdi
ismi beğendik de acaba toplum
içinde şeyi düşünüyoruz. Kürsüye
çıktık ve anons ediliyor.
İşte neyse
kaçıncı olduysak ve Mataramasuko
geliyor diye böyle.
Hatta bir ara şey düşündük böyle
Japon saçlarını bağlamayı.
Ya ben Çeçipiti'den gittim
bir tane logo yaptım. Üç tane Japon
böyle koşuyorlar. Koşuyorlar.
Batara var ellerinde. Batara var ellerinde su koyuyorlar
falan filan böyle nasıl eğleniyoruz yani.
Ama tabii dedik şimdi biz bunu koyacağız
ama bir kamuoyu yoklaması yapalım.
Herkes etrafındakilere sorsun.
Hani bizim gibi eğleniyorlar.
Eğleniyor mu acaba diye.
Ben gittim işte iş yerinde sağda
solda ya adam çok güzel bir isim buldu falan
böyle keyifli diyorum ki Mataramasuko
falan. Böyle herkes bakıyor eee
Mataramasuko derken.
Ama gülenler oldu abi.
Yani dedim ki biz bunu koymasak mı acaba?
Ben de aynı şekilde bu arada şirkette böyle bir iki şey gösteriyorum.
Hani direkt böyle gösteriyorum grubuna.
Bakın mataramı anne okuyor anlamıyor yani ne demek falan filan diyor.
Böyle birden düştük biz.
Ben yazıyorum Cüneyt abi sende de mi böyle oldu diyorum.
O da bizimkiler de çok kötü hiçbiri anlamadı falan filan.
Ya ama bence birazcık zaman tanımamız gerekiyordu insanlara.
Örneklenme yanlıştı acaba ofis ortamında.
Ben bir koşucu çok beğenebilirdim.
Yok bir koşucu ameliyatında da sordum böyle kimse gülmeyince.
Yani dedik o zaman biz böyle şey yapalım koymayalım bu ismi.
Tabii bu arada şöyle bir durum var.
Şimdi biz Beyfit Koşu takımıyla beraber koşuyorduk.
Biz takımın adını Beyfit koymuştuk ilk başta.
Daha sonra ben MG takımına geçince bir sefer iki takım var.
Hangi takımı koyalım?
Biz o zaman dedik işte bir o zaman bir esprili bir isim koyalım.
Daha sonra Onur Ragül'ün de bizim takıma, MGE takımına geçince tamam o zaman biz artık dedik takım adımızı MGE Atletizm Spor Kurulu olarak koyduk.
Bu arada şundan bahsetmek istiyorum. Böyle normalde biz çok fazla yarışa katılıyoruz. Cüneyt abi de aynı şekilde biz de aynı şekilde. Sürekli böyle yani her ay bir yerlerde yarıştayız ama yarışlara da böyle hedef yarış olarak hiç bakmıyoruz. Yani kısa vadeli olarak burada yarış var hadi gidelim. Böyle ona yönelik böyle özel antrenmanlar falan çok yapmıyoruz aslında. Çok yoğunda bir yarış takvimi olduğu için keyif almaya bakıyoruz.
Burada Kapadokya'da şimdi hedefi önceden koyunca hemen çalışmalara başlamadık ama böyle sonra takım yapma işi bizim hoşumuza gitti.
Şöyle mi yapalım böyle mi edelim falan derken.
Bir hafta sonu hep böyle yükselti almaya gittik.
Sonra sırf bu yarış hedefi için böyle antrenman yapmaya başladık.
Haftalık yokuş antrenmanlarına gidiyoruz böyle birlikte.
Hani Kapadokya'ya böyle hazırlanıyoruz.
Böyle ilk defa bir moda girdik.
Hayatımızda ilk defa bir yarışa odaklandık.
böyle haftalar öncesinden böyle bu yarışı
hazırlanıyoruz moduna girdik.
Tabii sonra ben dedim ki bir dakika
yarış dedim sahada kazanılmaz, masada
kazanılır. Tam o sırada
kayıtlar açıldı. Yavaş yavaş
bütün takımlar, isimleri çıkmaya
başladı. Dedim ki biz çok sağlam
bir analiz yapmalıyız. Önce yani rakipleri
şey yapmalıyız, analiz etmeliyiz.
Tek tek kim var? İlk parkurda
kim koşuyor? İkinci parkurda kim koşuyor?
Bu arada Cüneyt abi'nin
yarış analizleri çok önemli.
Yani o konuda
yani her yarıştan önce çok güzel
parkur analiz eder. Hani
o parkurda neler yapabileceğini
nasıl pace koşulmalı, nasıl
beslenmeli falan her şey çalışır.
Rakip analizleri vesaire
çok iyi yapar yani o işi. Tabii ben
dedim ki yani biz start alacağız ama
hani nereye kadar zorlamalıyız, kimle
yarışıyoruz, hedef ne olmalı,
süreyi belirlemeliyiz, hangi kilometreyi
kaç pace ile koşacağız, milimetrik
hesap edelim ve hedefimize
ulaşalım. Yaklaşık çünkü 80 takımdı
sanırım geçen sene 80 takım vardı.
Bir milimetrik analiz yaptık ve şeyi seçtik.
Biz kaçıncı sırada geliriz?
Kağıt üzerinde bir baktık biz beşinci sıradayız.
Bu analizde bir de şey de var mesela.
Her rakibi daha önce nasıl koşmuşlar, ne yapmışlar?
Veya daha önce bu parkuru koşanların pace analizleri.
Yani aklınıza gelebilecek bütün TC, kimlik, nohane.
Kan grubu hariç her şeyini döktük.
Şey böyle takımları da neye göre sıralıyoruz?
İşte mesela itiraf puanlarına bakıp işte toplayıp bu takımın toplam puanı budur falan gibi.
Hani kağıt üstünde şu şurada bu geldiyse bu burada ne gelir?
Sadece o da değil yani.
Nasıl? Antrenman yapabilmiş mi?
Son dönem sakatlığı var mı? Moral bozukluğu var mı?
Aynen itiraf puanı deyip geçme yani.
Ama biz yani bu arada şimdi bunları anlasınca böyle hani psikopat gibi görünmek istemiyoruz.
Burada olay şey.
Keyif almak.
Evet.
Çok keyifliydi.
Biz sürece o kadar odaklandık ki.
Yani sonuç gerçekten önemli değil. Biz hani o süreçte bu birlikte yaptığımız planlar işte kağıt üstünde beşinciyiz ama ilk üçe girebilir miyiz? Girebilmek için kimin ne koşması lazım? Daha önce o parkuru bizle mesela aynı itirada olan biri kaç koşmuş? Biz tahminen kaç koşarız? İşte kürsü yapmak için tahminen ekstra ne koşmamız lazım gibi gibi hesaplar. Hani böyle bunları bir arada yapmak.
Her gün Bataramu Suku diye bir WhatsApp grubumuz var.
Orada böyle herkes bulduğu datayı paylaşıyor.
Yani hem antrenman yapıyoruz hem çalışıyoruz, analiz yapıyoruz.
Zaten buraya katılan sporcular kendi bile kendileriyle ilgili bu kadar analize baktık değiller.
Biz onlardan isterlerse WhatsApp'tan gönderebiliriz.
Abi benim Kamudokya'daki analizimi gönderir misin derse.
Her sporcunun bir analiz tablosunu yaptık.
Ama bu bizi başarıya, hedefe götürdü.
Bu aslında bizi odaklanmamızı sağladı gerçekten.
Masada kazandık.
Ve şey oldu yani artık hepimizin o parkuru kaç dakikada normal şartlarda koşacağı
ama ekstra işte kürsü ihtimali için ne kadar ekstra yapması gerektiği.
Bir de her birimizin parkurları ayrı ya.
Mesela atıyorum Cüneyt abinin örnek veriyorum.
1-2 dakika arttırabileceği şey de ben belki daha uzun koştuğum için 5-6 dakika arttırabilirim.
Hani parkurun yokuşuna, irtifasına ve uzunluğuna göre de o mesafeler değişiyor vs.
Özetle yani bizim için dışarıdan psikopatça görünse de çok keyif aldığımız, çok eğlenceli bir yarış hazırlığı oldu bu.
Ya bir de normal mesleklerimizde böyle analiz yapan, hesap kitap yapan insanlar olduğumuz için
ya bunun koşu versiyonunu yapmak.
Yani ben mesela bir yarıştan veya bir antrenmandan sonra verilerimi incelemeyi çok seviyorum.
E şimdi birçok kişinin verisini incelemek benim çok hoşuma gitmiş.
Ya tabii her yarışta normalde açıp bir yani rakipler kimmiş diye bir göz atarsın da
bu kadar psikopatça bir şey hazırlamazsın herhalde.
Kaç egzel tablosu çıkıyor.
Ya takım olunca da ayrı bir motivasyon oluyor ya.
Şey yani takımın başarısı sana bağlı.
Sen de bir parçasısın.
Yarışta da bunu çok hissettik bu arada.
Hani ilk defa bir yarışta tamamen sadece kendinden sorumlu olmadığını hissediyorsun.
Ya ben mesela düştüğümde böyle hani yavaşlayacak olduğumda şey diyorum.
Ya bu bir saniyeyle ya kaybedersek ya benim yüzümden kaybedersek.
Ben bunu vicdan azafıyla yaşayamam yani.
Burada bende başka bir stres de vardı.
Ben eğer şeye gidemezsem işte benim bayrak teslim yerim İbrahim Paşa CV'si.
Ben oraya varamazsam Onur ve Gül'ün hiç koşamayacaklar ve terlemeden eve gidecekler.
Dolayısıyla hani sonuncu olmak birinci olmak da değil hiç koşamayacaklar.
Beni bekliyorlar.
Böyle bir durum da var.
Ya zaten sen böyle geliyorsun işte bir ikinci geldi falan filan.
Ya ben böyle Cüneyt abi nerede?
Ya o kadar stresli bir şey ki gerçekten.
Şimdi yarışın içinde de anlatacağız.
Yani takım yarışı farklı bir şey yarış bence.
Ya bizi böyle arkadaşlığımızı da pekiştirdi.
Kenetledi evet.
Kesinlikle birlikte antrenman yaptık.
Birlikte planlar yaptık.
Böyle hayaller kurduk.
Yarış geliyor şöyle olacak böyle edecek derken.
Yani süreç çok keyifli oldu bizim için.
Derken yarış günü geldi çattı.
Biz Kapadokya'ya birlikte yine arabayla gittik.
Hatta sabaha karşı böyle yola çıkmıştık.
Gece 3 gibi diye hatırlıyorum böyle hava aydınlanmadan.
Çıktık ve öğlen civarı galiba.
Oraya vardık.
Kitlerimizi aldık.
Ondan sonra otele geçtik.
Şansımıza da otele geçerken hatırlıyor musunuz?
Bir kaya falan düşmüş böyle yol kapanmıştı.
Hani 100 metre yeri geçemediğimiz için böyle kilometrelerce ileriden dolandık.
Evet orada otellerin çoğu mağaraları oyularak yapılmış ama bazı yerlerde tabii zaman içinde eskimiş ve taşlar dökülmeye başlamıştı.
Orada artık taş dökülmedi, kaya düşmesi olmuş.
Bütün yolu kapatmışlardı.
Hatta bizim otelim biraz ilerisine düşmüştü biz de.
Otele düşer mi acaba falan diye.
Evet o zaman burada kalmasak mı tedirginliği de yaşadık.
Ya bu arada taşlar demişken kaldığımız yerde böyle bir mağaranın içindeydi böyle bayağı rutubet gibi böyle bir şey vardı.
Evet Kapadokya'ya özgü bu hani keyf diye geçen oda tiplerinden biraz daha böyle Kapadokya'nın atmosferini yaşamaya uygun gibi diyelim.
Yani etlik yapısına uygundu.
Sonra akşam yemeğimizi yedik o gün yattık ve ertesi gün yarış sabahına uyandık heyecanlı bir şekilde.
Şimdi tabii sabahleyin ben kalktım. Bize verilen bayrak böyle bir PVC kaplı bir şey. 5 santim 10 santim. Büyük bir kart. Baya büyük bir kart. Cebe zor giriyor. Hatta cebe girmiyor. Ucunda bir tane bir kıskacı var. O kıskacı sokuyoruz yine düşmesin diye bir cebimize onu sokmaya çalışıyoruz.
Burada bizim şimdi bir her sporcunun üzerinde bir çip var. Her sporcu kendi çipini hem kendi şeyinde okutmak zorunda hem de bayrağın 3 tane farklı yerde okunması lazım.
Yani hem her sporcu hem de bayrak için. Dolayısıyla şöyle bir antrenman yapmamız lazım dedim.
Ben o kıskacı çıkartacağım, gülüne vereceğim. Gülünü alacak, kıskacı takacak, koşacak, kıskacı çıkartacak, tekrar verecek.
O kıskacı takmak, çıkartmak ciddi bir zaman kaybı. Sonra dedim hadi bunun bir provasını yapalım.
O sırada Cüneyt abi de kamerada çekiyor bizi.
Tabii hemen Onur'la odaya gittim.
Şimdi dedim hani bir deneyelim falan.
Odada şey yapıyoruz.
Ben böyle odada ufaktan koşuyorum.
Çıkartıyorum Gül'üne teslim ediyorum.
Gül'ün alıyor koşuyor.
Çıkartıyor Onur'u teslim ediyor.
Onur aldı ama hiç koşmadan olduğu yerde.
İşte dedim ki eğer biz kürsüyü kaybedersek Onur seni bu provasızlığın yüzünden bize bir dakika kaybettirecek.
Ya bu arada antrenman diyebiliriz buna.
Antrenmanda neyse yarışta da o şekilde yaptı.
Durdu ve taktı yani.
yarışta da durulu taktı. Ben Gül'üne
verdim bayrağı. Gül'ün takmadan
koşmaya başladı. Daha sonra
ileride taktı o kıskacı yerleştirdi
falan. Çünkü provası
yapılmıştı. Biz bunlara
çalıştık.
Biz bu kürsüyü
böyle aldık. Böyle böyle
her saniye ilmek ilmek.
Evet masada bütün hesaplar
yapıldığı için yani saniyeye
bile hesabımız var yani hiçbir
kayba tahminimiz yok. O şekilde
böyle odaklanmış durumdayız.
Çünkü kağıt üstünde beşinciyiz.
Yani bizim o ilk üçe oynamamız için
bir saniyelere ihtiyacımız var.
Evet o yüzden böyle yani
tamamen sürecin kendisinden keyif alan
bir modda ama aynı zamanda
da kararlı ve odaklı bir şekilde.
Evet devam ediyoruz.
Evet derken yarış sabahına
geliyoruz. Birinci sporcumuz
Cüneyt Bakır ilk
kulvarda yerini aldı. Evet
şöyle bir dezavantaj var. Ben
bütün sporcularla aynı anda başladığım
için. Sadece takım yarışçıları da değil.
Dolayısıyla kim takım koşuyor
kim takım koşmuyor orada algılayamıyorsunuz.
Benim koşacağım birinci parkur
yani ilk sporcunun koşacağı parkur yaklaşık
10.9 kilometre. Ben de bu
parkuru yaklaşık bir 55
bir saat arasında bir
hedefle koşmuştum. 59 dakikalarda
da geldim zaten. Birinci sporcu
starttan İbrahim Paşa yani
birinci CP'ye kadar gidiyor.
Birinci CP'de bir değişim yapılıyor.
Burada start verildikten sonra
ilk 700 metrede böyle çok sert bir
çıkış var. Orası yerler asfalt.
Oradan sonra da 2-3 kilometrelik bir
single treye giriyor. Burada eğer o
700 metreyi iyi çıkamazsanız
o single trekte geri kalırsınız.
Zaten şöyle toplam 78
takım var. Takım sporcular için konuşuyorum.
Ama binlerce
start alan orada bine yakın bir
sporcu var. Dolayısıyla orada
bobin kişiyi egal etmeniz lazım.
Elinizden bütün gelen şeyi
gücü sarf edip 700 metreyi
çıktım ben de. Ama tabii 2-3
kilometre single tireye girdikten
sonra 4 kilometrelik
çok sert bir çıkış başlıyor.
Özetle 10.9 kilometre
parkur genel olarak çıkış parkuru.
Çok az inişi var. Dolayısıyla
ilk koşan sporcunun biraz
yokuş koşabilen bir sporcu
olması gerekiyor. Toplam ne kadar
yükselti vardı senin CP'ye kadar?
Toplam 387 benim stravamda
gözüken. Şeyde tabi veriler
farklılık gösterebilir. Ortalama
380-391 yükselti var.
Neredeyse iniş yok gibi bir şey.
Yani 20-30 bir iniş vardır ama iniş yok gibi bir şey olarak düşünebilirsiniz.
Buradan hava sıcaklığı da önemli.
Bazı yıllar çok sıcak oluyor hava.
Orada tabii nabız patlayabilir.
Bazı yıllarda da serin oluyor.
Burada tabii ilginç olan şu var.
Ben normal şartlarda sürekli kısa parkur koştuğum için benim hiç CP beslenmediği bir kavramım yok.
Zaten 6K koşuyorum, 10K koşuyorum.
CP'siz gidiyorum.
Yolda da beslenmiyorum.
Şimdi ilk defa hayatımda finish'e geldim ve finish'im bir CP.
bütün şeye yaklaşık bir yarım saat
kadar CP'de beslendim. Oturduğum
hayatım o kadar CP'de yemek yediğim o zaman
hatta arka tarafa geçtim. Arka taraftan
o şeylerle yemek
dağıtımları yardım eden arkadaşlarla beraber oturdum
orada yedim falan. Ben de
onlarla beraber yardım ettim falan diyeceksin.
Yok ya. Ben bir taraftan
besleniyorum hani. Böyle bir
güzel bir şey oldu. Program oldu.
Ya bu arada Cüneyt abi
tüm yarışların CP'sini orada
yemiş olabilirsin. Evet bütün CP'yi
bitirdim. Şimdi ilginç olan şöyle bir durum
var. Ben Gül'üne bayrağı teslim ettim.
Burada dinleyiciler için farklı bir konu
aktarayım. Birinci gelen sporcu
CP geldi. Yarışı bitti.
Bayrağı teslim etti. Oradan bir minibüsle
tekrardan starta geri dönüyor.
İkinci olan sporcu da
ikinci CP'ye geldiği zaman o da bayrağı teslim etti.
O da yine bir servisle
starta geri dönüyor. Üçüncü olan
koşucuyu bekliyoruz. Son 400 metre
kala 3 kişi beraber finish
yapabiliyor. Tabi bizde farklı durumlar oldu.
Onu birazdan anlatırız.
Benim için ilginç olan kısım şuydu.
Ben İbrahim Paşa CV'sinde şeyi teslim ettim.
Biraz atıştırdım.
Nabızım düştü.
Servise bindim geldim.
Şimdi tahminen Gülüm ve Onur'un gelmesine 2-2,5 saat bir süre var.
Otelde yakın.
Dedim bari üstümü değiştireyim.
Onur gelene kadar son 400'ü koşacağız.
Spor akabımı giyerim ama üstümü değiştireyim.
Terliyim.
Otele gittim baktım hala vakit var.
Bir şey atıştırayım.
Üstümü değiştirdim.
Bir şey atıştırdım.
Otelde bir jacuzzi var.
Dedim bari bir jacuzziye gireyim.
En son jacuzziye girdim.
O sırada gülüm herhalde sonla da onur başlayacak falan açtım şeyden.
Herhalde yarışı içinde olup jacuzzi de o.
Jacuzzi de yarışı takip eden.
İşte takım ruhu.
Takım ruhu.
Benim takım o sırada koşuyor.
Kanter gözyaşı.
Kanter gözyaşı.
Ben otel, salon oteli yani orada bir.
Jacuzzi.
Sen yanlış anlamışsın.
Otel otel değil.
Ama daha ne yapsın adam yapacağımı yaptı.
Kendine bakıyor.
Ama benim o sırada ben de o süreye dahilim yani.
Neyse bela aslında hemen hızlı bir şekilde toparlanıp.
Ya ben işte ben o kısmı da anlatacağım da.
İşte seni almamak için ben de servise bindim.
Seni direkt bekledim ben.
Hani benim jacuzzi keyfim olmadı.
Yani bu arada Cüneyt abi'yi arıyorum.
Cüneyt abi tamam geliyorum falan dedi.
Ben ondan önce gitmişim.
Bu kadar güzel keyif yaşıyorum.
Yoldayım geliyorum diye orada havluyoruz.
Saçlarımı kurtuyordum o zaman.
Kim olur ne durumda.
Tabi oradan takip ediyorsun. Canlı takip
olduğu için oradan. Allah razı olsun.
Tam destek her zaman.
Bu arada
ben de kendi tarafımı anlatayım şimdi.
Cüneyt abi yokuştan, yani bizim
CP, İbrahim Paşa CP'si
yokuşun tam bittiği yerde başlıyor.
Hani yokuştan doğru geliyor.
Cüneyt abi en son gördüğümde böyle gözleri
kapalı geliyordu. Yani her şeyini
vermiş oldu. Yani son yokuşa
gelmek istiyor. Abi şimdi çip okutma
şeyleri de var. Birileri
şey diyor hani okutacaksın okutmayacaksın.
Tam orası karışıktı. Ben de diskalifi
olmaktan çok korkuyorum. Hani ilk
şeyimiz hani böyle Cüneyt
abi okut okut diyorum. Cüneyt abi
sersemlemiş bir şekilde
gidiyor. Oraya bir araya gidelim.
Normal şartlar üzerimizde bir çift var.
Biz zaten böyle çizgiden geçince çift
otomatik okuyor. Ben hiç aklıma gelmedi.
Alıp bunu bir yere göstermemiz gerekiyor.
Burada ek bilgi de verelim.
Sağ tarafta bir kare bir kutu
var. Beyaz bir kutu.
götürüyoruz o kutuya okutuyoruz ama
oraya kadar bilmiyorduk biz
ben tabi finish'e geldim elimde
bayrak sallıyorum şimdi gülüm bana
kutuya okutmamı söyleyemem
elimden bayrağı
okutamıyor benim okutmam lazım
elimi bileğimden tutmuş beni
çektire çektire
kutuya kadar sürükledi
ben diyorum ne yapıyor acaba
ben o sırada
çok odaklı
diskalifiye olmama kadar bayrağa dokunmuyor
Ben diskalifi olmamak adına Cüneyt abim kolunu kıracak.
Artık gel buraya diye.
Sonra aldım bir şekilde o bayrağı okuttum.
Bir zıt sesi geldi.
Bayrakla aldım elime.
Koşmaya başladım.
O sırada da bir tane videomu çekmişler.
Evet 2.30 paceden şeyden çıkış.
O kadar şeyim ki yani.
Orada saniye kaybettiğimizi anladım ve onu telafi etmem lazım.
Böyle bir hışımla çıktım.
Bir tane fotoğrafçı var.
Kaldırıyor.
kadrajı tekrar indiriyor vazgeçiyor.
Evet ya
Gülen'in gerçekten orada bir videosu
var. Böyle yani tam bir
savaşçı yani alıyor
ve şey gibi hani sanki böyle
salon yarışlarında hani
son elli son yüz metre falan olur ya
bildiğin yani yarışa öyle
bir hışımla başlıyor. Ya eğer
Cüneyt abi okutup verseydi ben
arkamı dönmeden alacaktım böyle
elim arkadan verdiği. Ama tabii o kısmı
bilmiyorduk biz yani. Ben hep kafamda şey
arası çizgiden geçtiğim anda otomatik okuyacak.
Evet evet. Hepimiz ilk defa
böyle hani tabi bayrak yarışı yapıyoruz.
Ben işte aldım. Bayrağı
yolda takarım dedim. Elimde tutuyorum
böyle koşarak. Provasını yaptın tabi biliyorsun.
Tabi yani. Hepsi çalışıldı
bundan. Sonra koşmaya başladık.
İlk benim de yokuşla başlıyoruz.
Cüneyt abinin geldiği yokuşu ben
devam ediyorum. Yaklaşık bir 3 kilometre
çıkıyorum. Sonra inişler
başlıyor. 10. kilometrede de
bir ufak bir çıkış daha var. Sonrasında
tekrar inip
Onur'a bayrağı devrediyorum.
Yani genel olarak parkur inişlerin olduğu bir parkur.
Toplam bir 290 metrelik bir çıkış var.
Toplam inişte 480 metre yaklaşık diyebiliriz.
Bir başlangıçta bir 3 kilometrelik çıkışım var.
Bir de 10. kilometrede bir hafif bir çıkışım var.
Ama o çıkış biraz daha teknik bir çıkış.
Yani kayalıkların yani oradan çıkıyorum Aşıklar Tepesi'ne.
Yani genel olarak parkur bu şekildeydi.
Bir şeyi hatırlıyorum.
çok hızlı başladım.
Cüneyt abiden o kartı aldım
ve tüm gücümle
koşuyorum. Ortalama nabzım
zaten şey 12 kilometre boyunca
181 bp.
Ve nabız bandın var.
Nabız bandım da var.
Start almadan 180'e vurmuştun
zaten o nabız.
Zaten böyle 300 metrede
60-90'dan tak
180'e gidiyor ve orada sabitleniyor.
Cüneyt abinin kaybettiği her saniye seni
zaten orada bayrağı geç
okutma saniyesini.
Yani sana da geleceğiz.
Hiç şey neydi abi değil mi?
Sonra işte ben
en yüksek nabzımda
191 olmuş. Yani gerçekten
her şeyimi varmış.
Nabız bunu söylüyor. Ve şeyi
hatırlıyorum. Şimdi yarış videolarına
baktım böyle parkurla falan.
Ben hiçbir şey hatırlamıyorum.
Hatırladığım tek şey sarı
yeşil. Renk. Renk bulutu.
Yani ne bir ben normalde
yarışlarda böyle ah ne güzel doğa.
Böyle müzikle böyle
bir bütün olurum. Yani
koşarım tempolu ama görürüm de yani.
Bu nabızdan dolayı
sarı yeşil, sarı yeşil böyle hani
sarı toprak şey ya o kadar
hiçbir şey hatırlamıyorum ki. Mesela
en güzel parkur benim parkurummuş.
Ya böyle single tracklerim oldu.
Ormanın içinden geçim. Parkur olmuş yalnız.
Öyle dediler.
Ben ilk defa böyle bir şey yaşadım
bu arada. Yani çünkü bir takım
sorumluluğu var. 80 nabızdan sonra herhalde
şey geliyor. 180
şey böyle hani her bir saniye
şey diyorum. Onur'a ne kadar kazandığımı
her şeyimi vermeliyim.
O kadar vermeliyim. Bir de
finish'te Gül'ün benim strana bakıp
abi senin nabız ortalama
155. Sen her şeyini vermemişsin
dedi bana.
Nasıl yani
falan. Ama maksimum
nabzın kaç onu da söyleyeyim.
Tabii 190'a 200'e
çıkabilirdim orada.
Bence sen bunu bilirsin.
Abi sen bunu jacuzzi de mi düşürdün?
Ben nerede düşüreyim bu lafzı yani?
Öyle söyleyeyim.
Sen biraz daha bence verebilirdin.
Evet.
Bu sene inşallah.
Yok yok gerçekten Cüneyt abi geldiğinde bilinç yoktu.
Hani o an gözleri kapalı bir şekilde yani.
Bana geldi onu hissettim ya.
Orada zaten Cüneyt abiyi görünce dedim her şeyini vermiş.
Benim daha çok vermem lazım.
Bir şekilde Onur'a şey yaptı.
Onur da bir o kadar.
Relax.
Neyse anlatacağım onu daha bitmedi.
Bana kızılmış.
Çok sıcaktı hava onu hatırlıyorum.
Yani gerçekten şey mesela inişlerde daha hızlı inmem gerekirken ya bacağımın gitmediği şeyler oldu.
Yani ben bu peysin daha altına inebilirim.
Neden gidemiyorum?
Sıcak beni etkiledi gerçekten.
Ve bazı böyle tam bir geçiş vardı böyle kayalığın altından eğilerek gitmen gerekir.
ya ben çok eğilmedim.
Boyumun kısa olması da bir avantajdı falan.
Hani o kayayı bile sonradan
insanlar bana söyleyince hatırladım.
Yani bende parkur yok.
Yani tamamen nabız beni
hiçbir şey, yani yön kaçırdım.
İki kere yön kaçırdım böyle.
Tam bu.
Tabii nabız yine yükseldi orada.
Zaten yüksek. Daha ne kadar
yükselebilir? Ve şey köyün içine
giriyoruz. İkinci CP'ye geleceğim.
Orada yönlendirmeler
falan filan birazcık gittim geldim
Öndekini takip etmiştim.
O da yanlış yola girdi falan filan.
Böyle bir 100 metre falan kaybetmiş olabilirim ama sıkıntı değil.
Bir şekilde yine de hızlandım ve geldiğimde baktım hatta nabzıma.
Sana kartı verdiğimde 191'di maksimum.
Orada çıkmıştım.
Evet o göreme cpc'nin oraya yaklaşırken çok fazla yol ayrımı var.
Çok kaybolan varmış orada.
O da ek bir bilgi olarak söyleyelim.
Evet ben orada da birkaç kere kaçırdım ama sonra geldim.
Ve şey ya böyle ilk geldiğimde şey bizim ekipten işte Emel vardı.
Hilal Kaptan vardı.
Ya bana o kadar güzel hadi gülün hadi gülün.
Onları görünce biraz daha şey yaptım.
Bir de yolum oradaydım.
Arabalar da geçiyordu.
Yani bir hızlanmaya çalıştım sana vermek için.
Gözüm seni arıyor.
Onur yok.
Hani.
Onur nerede?
Ya ben burada saniyelerin derdindeyim.
Onur meğerse Nauva'ya gitmiş.
Bir Onur yaklaşıyor bana ama böyle falan sonra geldi ne oluyor falan.
Ne oluyor yarıştayız sen.
Ve Onur'a kartı veriyorum.
Onur durdu.
Klipsi takmaya çalışıyor dururken falan böyle.
Niye provasını yapmadı çünkü?
Prova yapmadı ve ben artık Onur'u böyle itiyorum.
Hadi git diye falan.
Tamam tamam diye öyle omzuma vuruyor.
Beni eğliyor yani.
Ben de orada şimdi seni bekliyorum.
Şimdi beklerken de kestiremiyorsun.
Cüneyt abi kaç dakikada gelecek?
Sen kaç dakikada geleceksin?
Ne bileyim orada ısınıyorum sürekli.
Bak o da çok zor bu arada.
3-3 CP'de olmak zor bir şey.
sürekli sıcak durman lazım.
Hani gelecek olan şey. Her an start alabilirim.
Evet her an start alabilirsin falan.
Sürekli soğumayayım soğumayayım
muhabbetleri var. Bir taraftan da işte
ya hani tuvalete gitsem mi?
Gül'ün geliyor mu falan. Sürekli
gitsem mi geliyor mu? İşte tam böyle
en son tamam ya tuvalete gideyim
dedim. O sırada sen gelmişsin.
Gül'ün elinde bayrakla tuvalet kapısında
olur olur diye bağırıyor falan
böyle koşarak geldim.
Nasıl sinirliyim nabız olmuş
193.
ve yani bir de tam sana gelmeden önce
bir aşıklar tepesine çıktım
biz bu arada bunları yaşıyoruz
Cüneyt abi o sırada jacuzzi de falan
o nabızın 50'ye 40'a
o böyle 40 nabıza
gülün diyor ki ya biri gelmez biri gitmez
işte takım ruhu ya ben orada anladım
yani biraz daha keretten
sonra böyle ben
gülüp fırçaladı beni böyle ben de olduğunu
anlamadan birden koşmaya başladım
Sonra ilk bizim bir herhalde bir 300-500 metre yokuş aşağı gibi asfaltta.
Ondan sonra direkt hani tırmanış başlıyor ve bir single track gibi patikaya giriyoruz.
Tabii ben de şimdi Gülen'in gazıyla yokuş aşağı yardırdığım için tekrar o çıkışlarda da hani hızlı çıkmam lazım vesaire.
Bir de ben son koşçu olduğum için hani her şey bende bitiyor ya o yüzden bende de ekstra bir yük var.
Hani o yüzden hiç böyle toleransım yok yani hep bende maksimum vermeliyim.
Orada işte ilk yokuşumu çıktım. İkinci yokuşta hemen devamında böyle artık Arnavut kaldırım tarzı bir yer vardı.
Oradan çıkarken bu arada şunu hatırladım ya.
Biz bu yarıştan böyle birkaç sene önce Kapadokya'ya tatile gelmiştik.
Ben siz mi?
O zamanlar tabii takım yoktu.
Koşmuyorduk o zamanlar yani.
Hatta koşmuyorduk o zamanlar.
Ve o bahsettiğim Arnavut kaldırımından yürüdüğümüz günleri falan hatırladım.
ve bir garip hissettim. Yani birkaç
sene önce bana deseler ki
hani sen buradan geliyorsun. Burada yarışa gelceksin.
Evet yarış yapacaksın da birlikte takım
olacaksınız vesaire. Hani çok
garip geliyor şu an. Hani o şekilde
düşündü. Ya bir de orada mesela bir turlarla
falan görüşmüştük. Bir tane adam şey
demişti bize. Bu Kızılvadi'yi
size gezdireyim falan. 7 kilometre
mi 10 kilometre mi yürüyüş falan
dedi. Ya biz dedik yapamayız onları
falan. Nasıl yürüyeceğiz falan. 10 kilometre yürünür
mi ya falan. Ancak koşulur.
Şu an yani
Evet hayat garip gerçekten.
Sonra ben devam ettim.
Tabii şimdi bu yarışın üzerinden bir yıl geçtiği için böyle tam her yeri çok net hatırlamıyoruz.
Ama aklımda kalan şeylerden bir tanesi şu.
Bazı yerler gerçekten çok sert viraja sahipti.
Böyle hani bir sağa dönüyorsun bir sola dönüyorsun ve yokuş aşağı gidiyorsun.
Zemin sert.
Aynı şekilde bir kanal gibi hani basacağın yerler sınırlı.
Frenlemen lazım sürekli.
Aynen öyle.
Frenlemen lazım ama hani frenlemek de zor yani.
Zeminde fren de yapamıyorsun falan.
Böyle çok şey yani.
Kendini böyle hız treninde hissediyorsun.
O hani slalom yapa yapa ilerliyorsun.
Hem keyifli böyle hem zordu bazı kısımlar.
Yani çok güzel bir parkurdu gerçekten şu an düşününce.
Böyle farklı şeyler de oldu mesela.
Bir tane geçit var.
Yine böyle kanal gibi bir yer.
Oradan mesela ama atlar geçiyordu.
Mesela turist gezdirme olayları devam ediyordu bu arada.
Bildiğin böyle atları beklediğimiz bir yer falan oldu.
Veya bir yolda giderken mesela ATV'ler falan geçti.
Aynı zamanda turistler parkurda duruyor böyle turistler genelde alkışlıyor bravo falan diyor.
Hani motivasyon falan veriyor.
Yani orayı yaşıyorsun.
Şey değil hani burası kapatıldığı izole bir yer gibi değil de sen oradan giderken o anki oranın işleyişi aslında devam ediyor.
Orayı o şekilde yaşayarak ilerlemiş oluyorsun.
Benim gözüm tabii şeyde böyle takım koşan var mı hani birini görürsem yakalayayım falan modundayım.
Böyle hep o yüzden genelde şeye bakıyorum hani birçok kişi de yürüyor artık yokuşlar falan da var.
Bir de sen 60k parkuruyla da birleştin bir yerde.
Evet özellikle 60'a kadar daha kolaydı böyle kovalamak.
60'tan sonra da birleşince kimin ne olduğunu da tam anlayamıyorsun.
Ya takım yarışı belli olmayınca takımcıların kim olduğu, kiminle yarıştığını, kimi geçmen gerektiğini bilmiyorsun.
O yüzden herkesi geçmen gerekiyormuş gibi gitmen gerekiyordu.
En çok bende belli oluyordu.
Çünkü ilk gelenler ya takım oluyor ya da iyi koşanlar oluyor.
Ben oradan kim takım kim ne biraz anlayabiliyordum.
Ama sen de iyice kalanlıklaşmışsın.
Sonra tabii biraz daha böyle sakinleşti.
Ben de iyi gidiyorum.
Yokuşlar devam ediyor.
Durmuyorum yani.
Yokuşlarda da koşuyorum falan.
Böyle bayağı kendimi zorluyorum.
Derken hani sona doğru yaklaştım.
Şimdi asıl bomba kısmına doğru yavaş yavaş geliyoruz.
Bizim bir planımız var.
Plan şu bir dakika.
Şimdi klasik şöyle bir şey var.
Son 400 metreye üçümüz beraber gireceğiz ya.
Ben dedim ki telefonu alayım.
Bu son 400 metreye çekeyim.
E şimdi çekeceğim ama ön selfie kamerasıyla çekeyim ki ben de olayım.
Üçümüz beraber çekeyim.
Böyle üçümüz videoda finish'e böyle beraber el ele giriyor olalım.
Hatta ben de bir tarafa geçtim.
Cüneyt abi karşı tarafa geçti.
hani ben soldan gireceğim.
Cüneyt abi sağdan gireceğiz. El ele finish yapacağız.
Evet. Hatta yarış öncesinde
hani dedik ya böyle her şeyin hayalini
kuruyoruz, düşünüyoruz. Bu arada bu
kürsü yapmakla alakalı değil. Hani
birlikte el ele. Beraber finish'e gireriz.
Evet. Yani takım olarak biz bu yarışa
hazırlandık ve birlikte bitiriyoruz.
Hatta bir fotoğrafımız olacak.
Hatta şunları konuşuyoruz. Finish'e nasıl
girelim? El ele mi girelim?
Elleri kaldırarak mı girelim?
Koşarak mı girelim? Falan böyle bunlar konuşuluyor.
Ben de Cekucu'dan yeni gelmişim.
Neyse telefonu açtım ben selfie kamerası böyle. Hazır elimde bekliyorum şimdi selfie kamerası hem kendimi görüyorum hem de arka taraftan gelenleri görüyorum. Kadraja Onur'la Gül'ünü ekleyeceğim.
Şimdi derken ben şimdi koşanlar bilir böyle en son bir asfaltı çıkıyoruz dümdüz yokuş aşağı asfalttan uzun bir yol gidiyoruz ondan sonra sokak aralarına girip oradan da finish'e gideceğiz.
Şimdi ben bu son düzlüğe girdim. Şimdi orada da hani bakıyorum artık çok yoruldum. Hani bitmesine de bir kilometre falan kaldı yani öyle bir mesafe var. O yokuş aşağıda hani bakıyorum önümde kimse var mı? Hani yakalayabileceğim biri var mı? Çünkü hani o yokuş aşağından birini hala görmüyorsam aralara girdikten sonra hani o kadar yolu koşacağım da araya girip birini yakalayacağım hani zor bir ihtimal. Hani yakalayabileceksem burada vardır diye düşünüyorum.
Bir taraftan da sürekli arkamı kolluyorum.
Hani arkadan gelen var mı bana yetişen diye.
Hani elimden geleni yapıyorum.
Ben yine elimden geldiğince yokuş aşağı koştum aşağı doğru.
Sonra işte o sokak aralarına girmeye başladım.
Şimdi ben de şeyi bekliyorum işte.
Böyle birkaç dönüş daha yapacağım.
Finish'i göreceğim.
Orada hep birlikte el ele gireceğiz.
Ama bir taraftan da tabii saniyelerin önemi var.
Yetişmemiz lazım falan.
Böyle derken ben böyle bir sağa dönüyorum.
Bir sola dönüyorum.
Böyle en son sola doğru bir döndüm.
Tam böyle finish'i gördüm ileride.
yani atıyorum 300-500 metre
hatırlamıyorum bir mesafe.
Bir baktım önümde böyle karışık
şekilde 10-15 kişi var. Böyle
iki kişi önümde koşuyor. Üç kişi ileride
bir kişi daha da ileride falan. Böyle
bir an şey hani böyle savaş uçakları
hani şeye kitlenir ya.
Hedefe kitlenir ya. Bir an böyle hani hangi hedefe
kitleneceğimi bilemedim. 200 metre hepsini
geçmem. Hani kim takım koşuyor
kim koşmuyor bilmiyor ya.
Ya onu bilmem imkansız. Şey böyle
yani o an böyle bir saniye içinde
hani karar vermem lazım. Hani
ne yapmam yani hangisi takım bilemeyeceğim
için. Ya bir de sen gelmeden önce
onlar yoktu. Bir de
onlar geldi. Bir de
kalabalıklar geliyor. 3 saniye önce bir anda
10-15 kişilik bir grup geldi. Ya bunlar da
60K'nın büyük ihtimali. Evet 60K'nın
beraber el ele girmek istiyorlar.
Relax relax geliyorlar. Aslında baksan
şöyle bir saniye durup baksan hepsi kendi
halinde. Kimse
böyle bir yardım yok.
Ortalama söyleyeyim. 6-7
pasten finişe geliyor. Zaten 60 koşmuş.
rahat rahat geliyor yani böyle
beni onları gördüm böyle
bir gözüm döndü benim ben orada
bir yaptım bir şeyleri orada
biz haydi Onur diye
böyle bir motivasyon
olarak bağırdık Onur da
ben sizi bak bu arada normalde
gözüm sizi arayacak ya ben
gördüm ya o kalabalığı bir gördüm
ben bir kilitlendim finish'e siz
bende yoksunuz hani ben sizin yanınızdan
geçmişim orada beni videoya
çekeceksiniz de bağırıyorsunuz falan
hiçbirini hatırlamıyorum. Ben bütün
gücümle yardırıyorum Fidiş'e
ve Garmin'e göre bu arada
2.30 pace ile bitirmişim.
Bunu biz böyle daha önce söyledik.
İnsanlar şaka yapıyoruz. Gerçekten
bu videoyu Onur paylaşabilirsen
gerçekten 2.30 pace'den o son
300-400 metreyi koştu.
Şöyle Cüneyt abi ve Gül'ün
aynı anda kameraya çekmeye çalışıyor.
Cüneyt abi beni hiç çekememiş.
Bir şey ama yakın. Neden çekememiş?
Ben kendisini de çekememiş.
kadraja. Ben Onur'u
kadraja sokamıyorum. Öyle koşuyor ki
hani normal
ön kameradan çeksem çevireceğim Onur'a
doğru. Kadrajda kendimi
göreyim, Onur'u göreyim derken ne kendimi
gördüm kaldırımları çekmişim.
Bir taraftan koşuyorum. Hani
el ele gireceğiz ya Onur öyle
bir gidiyor ki. Cüneyt abinin
videosunu izliyoruz yarıştan sonra.
Ön kamera açık. Böyle koşa
koşa yeri çekiyor. Bravo Onur!
Çok iyi Onur!
Ama ne ben varım
ne Gülin var ne Cüneyt abi var.
Hiç kimse yok. Tabii onlar da heyecanlandı
ben şimdi. Kadrajı yakalamak
için böyle döndürmüştü. Yeren
tutmuş. Onlar da diyor bir şey mi kaçırdık?
Hani Onur acaba. Dedim acaba
hani Onur biliyor. Öndeki adam
öndeki adam. Ben de öyle dedim.
Üçüncü. Biz dördüncü olacağız.
Onu geçmek zorunda. Hiçbir fikrim yok.
Kesin öyle diliyorum. Normal değil.
Bir adamın son 400 metre
2.30 pace'e inmesi. Bu aradan
2.30 pace deyince insanlara lafın geliş
ya 2.30 falan. Öyle değil.
gerçekten resmi olarak
2.30 paceden yani videoyu
görünce anlarsınız. Hani hızlandırılmış
çekim video gibi. Hani koş desek
normalde 2.30 kadar korkun. Bu arada
gidemez öyle bir anormal bir hız.
Bu arada bu olayın tek kanıtı
Gül'ün yakalayabildiği 1-2 saniyelik
bir video var. Onu da selamlıyorum. Ya ben de işte
Onur'u çekeceğim. Sonra
işte Cüneyt abi bizi çekecek.
Yani farklı açılardan alacağız. Yani ben
seni çekmek için şey yaptım. Sen böyle
şey yaptın kitlendin ya
hıp hızlı geliyorsun. Ben böyle
çığlık attım. Yani
üçüncü mü olacağız acaba?
Çünkü gerçekten Onur gördü rakibi
burada kıstırıyor. Böyle
bir şey zannettim. Bir avazım çıktığı
kadar böyle telefon elimden
düştü böyle. Ama o sırada
telefon hızım senden. Sen daha
hızlı olduğun için seni çekebilmişim.
İlginç olan 15 kişinin bize
bakışı. Bunlar ne yapıyorlar?
Hani
38K'dan gelen takım yorumcusu
63K'dan gelenleri
geçmek için 2.30
Face'de yardırıyor.
Hani amaçları nedir acaba diye.
Şöyle Gülay'ın videosuna bakıyoruz.
Öncelikle videoyu izleyince hızlandırılmış mı falan diyorsun.
Böyle çünkü bir saniyede böyle hani geliyorum ve finish'e gidiyorum.
Hani o kadar metreyi bir anda bir saniyede falan geçiyorum.
Hiçbir şey görmüyorsun.
Sonra biz böyle videoyu yavaşlatarak izlemeye başladık.
Durdura durdura falan böyle.
Sonra arada beni gördüler.
Videoyu çabraladım.
Ya videoyu böyle.
Elimde telefon.
Rönesans tablosu gibi.
Her karesinde ayrı bir detay var.
Böyle ben birden depar atıyorum tamamen kilitlenmişim.
Önümdeki kadın benim arkadan koşturduğumu görüyor.
Korkup kenara çekiliyor.
Yandaki sporcuya şey yapıyor çekil çekil diyor.
Önündekini kurtarmaya çalışıyor.
Bir şey var kavgaya gidiyor galiba.
Bir olay var orada normal değil.
Önümdeki adamı hani yana doğru itiyor böyle benden kurtarmaya çalışıyor.
Adam böyle hani kenara doğru canavliyle kendini atarken böyle ters ters bana bakıyor ne yapıyor bu hani falan diye.
Bu arada Cüneyt abi bravo Onur.
Yeri çekiyor.
Serpil çekiyor.
Yeri çekiyorum.
Kamera yerde.
Hayır Onur'u arıyorum çünkü ben.
Ben de onu çekiyorum.
Ön kamerada Onur'u arıyorum.
Onur yok ortalıkta.
15 kişiyi görüyorum.
Güvim var.
Onur yok.
Ya Onur'u sadece.
Tam bir kaos.
Böyle ne yaşandı.
Ama videoyu paylaşman lazım.
Başka türlü anlatılamazlar.
Hayatlar böyle şey eline tutuşup.
Tintin tintin gelceğiz.
Hayatlar.
Ama bir taraftan çok mutluyuz.
Neden?
Onur bu kadar hızlı gittiyse kesin.
Üçüncü olduk.
Bu arada şey.
Boş ver.
Eline girmeyelim.
İlk iki bitirmiş.
Cüneyt abi ve Gül'ün de hani bekliyor yani.
Ya Onur gelecek ya başka biri gelecek.
Üçüncümüz doğru değil.
Bu arada şey olarak kağıt üzerinde sistemde baktığımız zaman hani üçüncü.
Hani bir iki gelmiş ama üçüncünün gelip gelmediği gibi bir şey vardı.
Muhallak bir durum vardı orada.
Biz de Onur zannettik.
Hani bu kadar.
hani keşke böyle
coşkulu geliyorsa
bir tane finishli diyorum ki olur ne oldu
falan. Olur.
Olur kazandık mı diyorum.
Yoo abi ne bileyim 15 kişiyi görünce
yardırdım ben. Ben de size soruyorum
ne yaptık falan filan. Herkes birbirine
soruyor ne yaptık niye bekliyorsunuz. Biz bunu
niye yaşadık. Herkes şaşkınlık
biz bunu niye yaşadık.
Herhalde bir şeyi kazandılar falan
diye herkes bakıyor böyle.
Sonra şey telefondan falan baktık
hemen canlı sonuçlara. Bir baktık
dördüncü olmuşuz. Dördüncü olmuşuz.
Ah dedik ya dördüncü olmuşuz ama
dedik olsun güzel yarıştı ya falan.
Herkes elinden geleni yaptı mı yaptı falan.
Mutluyuz yine hani çok güzel bir
mücadele verdik falan diyoruz.
Ondan sonra şeye geçtik. Yemek alanına
geçtik. İşte bir
burukluk var tabii ya yapabilir miydik
falan. Üçüncü olabilir miydik falan.
Bir sonuçlara bakalım ne kadarla
kaçırdık falan. Bir taraftan yemek
yiyoruz. Bir taraftan sonuçlara bakıyoruz.
Ya sonra bir baktık. Üçüncü
olanın yani birinci koşucusu
Cüneyt abi de iki kat daha geç gelmiş.
45 dakika soru gelmiş.
45 dakika.
Ya dedik bunu kapatamazlar.
İkinci koşuya baktım o da benden yavaş gelmiş.
Dedik bunda bir çip hatası var.
Bir dakika.
Bunu bir fark ettik.
Böyle yemek yiyorduk yemek masasını devirdik.
Devirdik o heyecanla.
Yandakiler bakıyor ne oluyor falan diye böyle.
Birden bir anda üçüncü olduğumuzu fark ettik.
Ya bu arada yemekte vegan seçenek de vardı.
Çok teşekkür ediyorum.
Onu devirdiğim için özür dilerim.
tekrar yedim o çok lezzetli
bununla parantez geçeyim. Sonra
hepimiz böyle toplandık Cüneyt abi.
Çip kontrol merkezine gittik oraya.
Bir de şey böyle. Mesela bizi görüyorlar
falan ne yaptınız falan. Dördüncü olduk.
Ah be falan diyorlar. Böyle bir
bruzda yani. Şimdi bunu duyunca da
hemen koşa koşa gittik acaba olabilir mi
diye. Orada çünkü şöyle bir hesap var.
Birincinin geldiği süre belli. İkincinin geldiği süre
belli. Üçüncünün iki paste
falan. Onun hızıyla gelmiş olması lazım.
Ama
15 kilometre.
Yani bir teknik bir hata var burada yani.
Ya bir çip okumadı ya bir şey var bir sorun var.
Biz de hani bir ümit gittik oraya.
Sonra yani o takımlardan birisi yani aslında daha geride bitiren takımlardan birisi yanlışlıkla üçüncü görünüyormuş.
Yani aslında üçüncü değilmiş.
Öyle bir hata olmuş.
Sonra düzeltildi zaten herhalde kırk küsürleri falan bir şey olmuştu.
Evet.
Düzeltilmişti.
Tabii anlık bir durum.
Biz o sırada dörtten üçe geçmenin yerimize oturduk.
Evet.
Bak şu an finish'te o kadar sevindik, heyecanlandık şu an.
Üçüncü olmamızın hiçbir şeyi kalmadı.
Yani o an o kadar yaşadık ki.
Yani o finish heyecanı şu bu.
Hani gerçekten üçüncü mü olmuşsun, dördüncü mü olmuşsun?
Hani sadece bir sayıdan ibaret.
İnsan tek başına orada birinci bile olsa bu mutluluğu yaşamıyor.
Takım ruhu burada ortaya çıkıyor.
Bu arada yani bak kendi başında mesela 1x seviniyorsan
ya takım olunca 3x değil belki 5x seviniyorsun.
Takım olmanın ayrı bir motivasyonu mesela.
Kişi cekmişler yeni çıkmış.
Yani evet.
Birinci koşucu olmanın avantajları da çok fazla.
Evet onu buradan herkes...
Gerek CP olsun.
Gerek CP.
CP de istediğiniz gibi yiyebilirsiniz.
İbrahim Paşa CP'si güzel şeyler var.
Ya ben de sendeki CP'de yedim.
O da güzeldi Onur.
Sen yiyemedin.
Sen de sordun.
Takım koşucularında CP yasaktır diye bir kural gelmez inşallah bir yayında sonra.
Ya gerçekten hani o bu takım ruhunu yani ben böyle bir şey yaşamadım ya.
Normalde yarışlar benim için çok keyifli olur.
Ya burada keyiften çok böyle heyecan, kaygı, sorumluluk ve yani pes etmeme yani ben elimden geleni yaptımı diyebilmem lazım.
Hani ya benim yüzümden bir şey olmaması lazım.
İşte bu bütün güzellikleri bir arada yaşamak için de bu senede katılmaya karar verdik.
Bu senede kaydımız olduk.
İnşallah parkurdayız.
Ya evet ben bu yarışı düşündüğüm zaman şöyle sadece yarış kısmı aklıma gelmiyor.
Yarış sadece bir bölümüydü böyle yarışa bütün bu hazırlık süreçlerimiz işte bu yarışı düşünüp yaptığımız birlikte ek hazırlıklar, konuşmalar.
WhatsApp görüşmeleri.
İşte o eğlendik isim bulduk takım adı bulduk kendimize yok işte bayrağı şöyle mi aldım böyle mi verdim falan.
Bu bütün bu sürecin kendisi sonuçtan bağımsız olarak çok güzel.
Evet.
Mesela Cüneyt abi bu yarış mesela çok keyif aldık eğlendik ya.
Senin en eğlendiğin yarışlar arasında ilk kaça girer?
Ya gerçekten kürsüden bağımsız olarak söylüyorum.
Sonuncu bile olsaydık benim için ilk üçe girecek bir yarıştı.
Ki sen 30 yıldır koşuyorsun.
Teşekkürler.
Yani bundan bahsediyorum.
Ama ilk defa takım yarışı koşuyorum.
Gerçekten o keyfimi burada aldım.
Evet.
Ya ben keyfi daha çok yarış dışında aldım.
yarış çok zordu yani
benim için o namız
ama bu zorluk bile şu an
anlatması çok keyifli yani böyle
gülüp eğlenebiliriz. Tabii genel olarak
sürelere de gelirsek benim koştuğum
10.9 kilometrelik
parkur takriben 1 saatte
geldim ben. Strava göre
59 dakika 56 saniye
ama şeye göre resmi verilere göre
1.001 süreyle
geldim. Benim de 12 kilometrelik
yaklaşık 12.18 kilometrelik
Ben de toplam 1 saat 10 dakika 16 saniyede gelmişim.
Ben de 14 kilometreyi 1 saat 19 dakikada gelmişim.
Yaklaşık 5.42 pace'e denk geliyor.
Bende de bir 458 metre yükselti var Strava'ya göre.
Böylece takım olarak da 3 saat 30 dakika 53 saniyede 38 kilometrelik parkuru tamamlamış olduk.
Yani şimdi böyle 3 saat 30 dakika 53 saniye diyoruz ama yani her bir saniye...
Evet son 2 saati benim jacuzzi de geçti.
bence bu sene parkurları biraz değişelim
ben birinci parkuru
ben de o şekilde istiyorum
yok ya bence şeyler güzel
parkurlar güzel
sıralamayı bozmayalım
o zaman finish de el ele
şimdi ya biz çok hızlı
koşmamız gerekiyor
bakalım kısmet
bu sene göreceğiz
özetle toparlayacak olursak yani bizim
hayatımız boyunca unutmayacağımız bir deneyim oldu
zaten kabadokya
çok güzel bir yer. Burada
koşmak zaten ayrı bir keyif.
Burada takımı olarak birlikte koşmak
ve bu tarz güzellikleri paylaşmak
bizim için tarifsiz bir şeydi.
Çok güzeldi. Evet siz
bir kısmını dinlediniz ama biz bu
bölümü çekerken çok zorlandık.
Sürekli gülme krizleri
ve şey yani
dur dur baştan yani çok
bir araya geldiğinde çok eğlenen bir ikimiz.
Hatırladıkça aklınıza bir sürü konu geldi.
İlk defa gözümden yaşlar geldi
bir yayında. Evet yani çok zor
durduk. Çok keyifli bir yayın oldu.
Teşekkür ederiz. Teşekkür ederiz
geldiğiniz için. Ben de teşekkür ederim çağırdığınız için.
Çok keyifli bir sohbet oldu. Hep birlikte
nice koşulara diyelim o zaman. İnşallah.
Evet bu bölümümüzün de sonuna geldik.
Bizleri Spotify ve Apple Podcast'tan
takip edip dinleyebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Sporla kalın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
