
BLACKLAKE Xtreme Triathlon Nasıl Geçti? (Konuk: Can Özbek)
2 Ekim 2026 · 1 sa 1 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğumuz Can Özbek ile BLACKLAKE Xtreme Triathlon macerasını konuşuyoruz.
Gece başlayan yüzme etabından soğuk ve yağmurlu bisiklet parkuruna, zorlu dağ geçişlerinden cut-off mücadelesine kadar yarışın tüm hikâyesini Can’dan dinliyoruz. Ekstrem triatlonlarda destek ekibinin önemini, uzun saatler boyunca beslenmeyi, irtifanın etkisini ve Norseman, Swissman gibi gelecek hedeflerini de konuşuyoruz.
Gece başlayıp gece biten bu zorlu yarışın fiziksel ve mental mücadelesi tüm detaylarıyla bu bölümde.
Keyifli dinlemeler 🎧
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Giriş: Can Özbek ve BLACKLAKE Xtreme Triathlon
(01:00) - Spor Geçmişi
(03:09) - Norseman Merakı ve Ekstrem Triatlona Geçiş
(04:29) - Ekstrem Triatlon İçin Ön Koşul Var mı?
(06:19) - Ironman Geçmişi
(07:21) - Norseman Hedefi ve Kura Durumu
(09:20) - Ekstrem Triatlon Nedir?
(12:32) - Destek Ekibinin Önemi
(13:28) - Gece Yüzmesi
(18:30) - Bisiklet Etabı
(20:11) - Destek Noktaları, Cut-off ve Beslenme
(21:22) - Kramplar ve Değişken Hava
(22:09) - Son Bisiklet Tırmanışı
(25:07) - Cut-off’a Karşı İlk 10 km
(26:08) - Zorlu Dağ Etabı
(29:17) - Bitmeyen Zirveler ve Karanlıkta İniş
(30:47) - Son 18 km: Uyuyarak Yürümek
(32:07) - Yanlış Yol: Fazladan 4 km
(35:34) - Destek Ekibinin Yarışı
(36:53) - Ekstrem Triatlon Ruhu
(38:04) - Finish Anı: Son 3 km
(41:16) - Ölümsüzler Duvarı ve Türkiye’den Ekstrem Triatletler
(43:15) - Gelecek Hedefleri: Swissman, Ironman ve Norseman
(44:38) - Limitleri Zorlamak ve Sporda Süreklilik
(46:38) - Türkiye’de Ekstrem Triatlon Yarışı Olur mu?
(50:32) - 18 Saatlik Yarışta Beslenme Stratejisi
(54:05) - İrtifa ve Nabız Etkisi
(55:28) - Norseman Dışındaki Ekstrem Triatlonlar
(59:36) - Destek Ekibiyle Kurulan Bağ
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin podcast kanalına hoş geldiniz. Ben Gülün.
Ben Onur.
Bu bölümde ekstrem bir konuğumuz var, Can Özbek bizlerle.
Hoş geldin Can.
Merhaba Onur, merhaba Gülün. Beni tekrar mikrofonun başına davet ettiğiniz için teşekkür ederim öncelikle.
Ne demek, biz de çok memnun olduk. Seni zaten geçmiş dönemde ayarı kaçanlardan tanıyorduk ve podcast camiası da sesine oldukça aşınadır.
Biz de bu yakın zamanda tamamladığın Black Lake Ekstrem Triathlon yarışının hikayesini senin ağzından dinlemek istedik.
Aynı zamanda kendini de tanıtmanı istiyoruz.
Bu triathlon'a nasıl başladın? Ekstrem triathlonlar nasıl aklına girdi?
Bizlere de bu konuda hikayelerini anlatarak ilham olursan çok seviniriz.
Tabii tabii. Yani dediğim gibi tekrar teşekkür ederim.
Burada olmak çok güzel.
Türkiye'de podcast yapmak gerçekten zor bir karar.
Siz de bunu güzelce yapıyorsunuz gördüğüm kadarıyla. Biraz taze kansınız. Umarım güzel gider sizin için de. Ben çok kısa bahsedeyim kendimden. 2013'lerde sanırım koşuya başladım ilk. Öncesinde bisiklete biniyordum daha çok. Ama bu malum bir erkek hastalığı olan kıl dönmesini yaşayıp doktorum dedi ki işte bilmem kaç ay bisiklete binemeyeceksin.
Otur otur sıkıntı bastı. Ne yapacağız, ne edeceğiz? Koşalım bari diyerekten. O zamanlar Ankara'da yaşıyordum. Ankara'da koşmaya başladım. Ondan sonra da böyle ilk işte 5 kilometrelik koşularla başladım. O klasik bir program vardır bilirsiniz belki. İşte kanepeden 5 kilometreye diye Türkçesi. Ona başladık. Bir sevgili arkadaşım Anıl'la. O da şimdi ultra koşuyor. Selam olsun ona da.
2015'te de triatlona başladım. Ironman'in Türkiye'ye gelmesiyle ilk Ironman'in bu neymiş ya diyerekten. Sonra da ne derler çorap söküğü gibi geldi gerisi. Biliyorsunuz bu şey gibi girdap gibi hani içine girince böyle sizi içine çeken bir güç var orada. Sonra işte federasyon yarışları, çeşitli Ironman mesafeleri sonra da ekstremler diye gidiyoruz bakalım. Sonu nereye kadar gidecek ben de bilmiyorum. Götürebildiğim kadar götürme amacındayım.
Süper. Ben daha çok böyle bisiklet sevdalısı olarak biliyorum seni. Bisiklet galiba böyle biraz daha ana branş gibi değil mi?
Ya evet aslında öyle en sevdiğim branş da o. Çünkü öncesinde ben daha çok bisiklete biniyordum. İşte bir hatta bir bisiklet hırsızları diye bir 3-5 kişilik bir ekibimiz vardı. Yurt dışına turlar yapıyorduk işte. Buradan bisikletleri uçağa veriyorduk. İşte ne bileyim Fransa'ya gittik, Norveç'e gittik, Japonya'ya gittik. İşte 10 günlük, 12 günlük turlar yapıyorduk. Aynı zamanda da yol bisikletine biniyordum.
Sonra işte o dediğim operasyondan sonra koşu girdi hayatıma.
Hani yüzme üstüne mesela öyle bir geçmişim yok.
Sadece çocukken işte sudan çıkmazdık şeklinde.
Ama belli bir seviyeye de getirdim kendimi.
Hani o çocuklukta suda geçen zaman herhalde fayda etmiş bilmiyorum.
O şekilde triatlon başladı ama hep bisiklet hala bir numaradır benim için.
Koşuyu hiç sevmem mesela.
Hiç istemeyerek yaparım o yüzden de iyi bir koşucu asla olmadım zaten.
Şeklinde gidiyor.
Peki ekstrem triatlonlara kafayı takma nereden başladı?
Ya o da şöyle aslında Ankara'da yaşadığım zamanda bu triatlona başladığım Ankara Spor Kulübü vardı hala vardır.
Ama triatlon branşı artık yok kapandı ve herkes bir yere dağılınca.
Orada işte bu ilk nasıl diyeyim orta mesafeyi uzun mesafeyi falan daha yeni yeni Türkiye'de yapılırken çok sevgili Kerim abimiz Kerim Çakmak Norseman diye bir şeyden bahsetti bize.
Bu neymiş falan diye bir bakınca işte gemiden atlayan insanları gördük.
Dağa çıkan insanları gördük.
Oradan bir zaten böyle bir kan çekmesi yaşadık diyeyim.
Ama gelgi örgüye Norseman hiç kısmet olmadı.
Çünkü o yarış kurayla çıkan bir yarış ve çok katılımın olduğu bir yarış.
Özellikle seneler geçtikçe daha da çok katılım oluyor.
Çünkü çok popüler.
Oraya gitmek daha nasip olmadı.
Bakalım her sene kuraya giriyorum ama bir türlü olmadı.
O şekilde bende bir böyle ilgim vardı.
İlk defa işte buna 2024 yılında cesaret edebildim.
Hani o da işte Norseman çıkmadı çıkmadı.
Dedim ki işte başka ülkelerde de yapılıyor bunlar.
İskoçya'da ikinci en meşhur olanı Celtman var.
Bir de buna atayım dedim.
O ilk seferde çıktı ve kendimi İskoçya'da buldum 2024'te.
Oradan da zehir kanıma girdi yani.
Öyle diyebilirim.
Ya ben bir de şeyi soracağım.
Şimdi bu Ekstrem Triathlon için Kura'ya giriyoruz ama
Kur'an'ın öncesinde bir herhangi bir koşul, gereklilik var mı?
Yani bir Iron Man yapmalısın gibi bir şey var mı?
Ya ön koşul var mı?
Aslında yok.
Çünkü zaten şöyle bence bunun başındaki insanlar buna ekstri diye geçiyor.
Bunun hatta CEO'su Stuart McInnes diye bir adam.
Aynı zamanda da Celtman'in zaten Celtman'i yapan adam bu.
O kadar rahatlar ki yani buraya şeyin gelmeyeceğini biliyorlar.
Hani ben geldim bir deneyimin gelmeyeceğini biliyorlar.
Biraz farkındalar.
Ve gerçekten de aslında gittiğiniz zaman ortamda öyle.
Yani hani böyle şey yok.
Hani ben bir geleyim burada bir vlog çekeyim ona geldim falan yok yani.
Hani herkes gayet ciddi olayın farkında.
Çünkü yarışın kendisi de yani bu benim son gittiğim yarış da öyleydi.
Keltmen de öyleydi.
Sert yarışlar hani özellikle koşusu tehlikeli diyebileceğim yarışlar.
Hani biri düşse ölür.
Evet yani bunun bilincinde herkes öyle çok bir işte arama kurtarmalar bilmem neler öyle şeyler yok ve buna adamlar tamamen hani bunu sana şey yapıyorlar.
Böyle bir yere geliyorsun farkındasın değil mi hissettiriyorlar öyle söyleyeyim.
Herhangi bir sizden Ironman'i şu saatte bitirin veya bu kadar yarış koşun öyle bir şey kimse istemiyor.
Zaten sloganı da kolay olacağını kim söyledi?
Evet Black Lake'inki öyleydi.
Norseman başka bir şey söylüyor.
Tabii ya bu şey de var yani son zamanlarda popüleritesi arttıkça pazarlaması da arttı bu yarışların.
Yani önceden half mesafe yoktu şimdi birkaç senedir bir gün önce halfları yapılıyor bunların.
Solo point five diyorlar ona da işte.
Aynı rotalarda olmuyor o kadar zor olmuyor ama sonuçta o da bir parayla katılılan onlara bir gelir kaynağı olan bir yarış olarak bir haftada iki yarışı çıkartıyorlar.
Peki sen daha önce kaç kere Ironman yapmıştın?
Ben iki kere uzun mesafe yarıştım. Biri Hamburg'da biri Kopenhag'da olmak üzere. Yanlış hatırlamıyorsam ilk Kopenhag'a koştum 2017'de. İkinci de 2019'da Hamburg'a koştum. Bunlar hani hepsinde başıma bir şey geldi. İşte Kopenhag ilkiydi zaten. İlkin günah olmaz derler. Hani bam gün bitirdik. İkincisinde de işte Hamburg'da yarışırken böyle bir elim arı soktu. Çok kötü oldum falan filan. İstediğim gibi gitmedi yarış.
Yani bunlar tabii uzun yarışlar olduğu için her an her şey olabiliyor.
Bu mesafeyi koşanların hepsi biliyor zaten.
Dolayısıyla benim ekstreme geçmem de aslında birazcık bu nasıl diyeyim hızlı yarış psikolojisine küsmemle oldu.
Hani burada da tabii hız önemli işte bir belli bir sürede de gelmeniz gerekiyor cut off'lar var falan ama
o kafada bir dereceyle bir süreyle yarışa gitme psikolojisi beni birazcık yormuştu o dönem.
Sonra da rafa kalktı zaten.
İşte sonra pandemiyi yaşadık biliyorsunuz bilmem ne falan derken işler başka yerlere gitti.
Şu an o zaman ekstrem triyatlonlar hedefinde.
Ya evet aslında öyle.
Yani bir Norseman sevdası var.
Çünkü hani bu sene de gireceğim yine Kuruay'a ama o kadar eminim ki çıkmayacağına.
Çünkü genelde öyle olduğunda çıkıyor yani.
Evet hiç beklemediğim bir anda.
İşte öyle olmuyor çünkü başvuran sayısı çok ciddiye arttı.
Yani işte atıyorum eskiden bin kişi başvuruyordu.
300'e çıkması bir ihtimaldi.
Geçen sene 5000 kişi başvurmuş.
Mesela Amerika'ya bile slot çıkmadı.
Yani hani Türkiye'ye çıkması çok acayip bir şans olması lazım.
Bir de burada şey de var.
Başvuru yaptıkça sizin şansınız artıyor.
Ama işte o şans bir türlü denk gelmedi yani.
Yeni katılan kişi sayısı ondan daha fazla olursa.
Çünkü evet aynı oranda o da artıyor.
Ciddi anlamda artıyor.
Çünkü o yarış bir böyle nasıl diyeyim bir şey.
Mit yani bana sorarsanız mesela bu benim gittiğim Karadağ'daki yarış inanılmaz güzel bir yarıştı.
Hani coğrafya olarak hani Norveç'i gördüm bisikletle de geçtim.
Tamam çok güzel ama burası da oradan aşağı kalmazdı ve burada mesela kuruğa yok çünkü katılmaz.
Ben direkt buraya parasını verip gittim yani hani Celtman gibi işte diğer Swissman gibi kuruğaya girmeden direkt gidebiliyorsunuz bu yarışa.
Bir de vize de yoktu tabii çok cazip hale geldik onun.
Peki bir Ironman yarışına göre fiyatlar nasıl?
Daha uygun.
Daha uygun.
Şimdi tam net bilemiyorum ama yanlış hatırlamıyorsam hani yarı yarıya falan gibi diyebilirim.
Yani hani yarı yarıya da değilse de yarısından biraz daha pahalı olabilir.
Ama dediğim gibi konu onların çok dışında yani.
Hani oraya gitme kararı ve onu nasıl diyeyim göğüsleme kararı önemli fiyattan çok.
Evet çünkü şey yani yaşamadan bunu bir insana anlatmak çok zor bu tecrübeyi.
O zaman yavaştan anlatmaya başlayalım.
Anlatmaya çalışalım en azından.
Olur tabii ki.
Ekstrem triathlon'u ilk defa duyanlar olabilir ya da çok iyi bilmeyenler olabilir.
Normal bir triathlon'dan farkı ne ekstrem triathlon'da?
İstersen oradan başlayalım.
Ya şöyle aslında uzun mesafet triatlon yani ülkemizde Ironman olarak bilinen mesafelerle mesafeler genellikle aynı oluyor.
Yani nedir bunlar? 3.8 kilometre yüzme, 180 bisiklet, 42 kilometre de koşudur.
Bunlar çoğunda aynı.
Yani mesela Celtman'de şöyle bir fark vardı.
Bisiklet 200 kilometreydi, yüzme biraz kısaydı.
Genelde bunlar aynı oluyor ama adından da anlaşılacağı gibi şartlar farklı oluyor. Nedir bunlar? İşte yüzmesi soğukta olabiliyor, yüzmesi gece olabiliyor. İşte bisikletinde, Ironman'de çoğu yarışta düzdür veya hani 2500 belki elevasyon alırsınız.
Burada benim en son gittiğim yarışta 3700'dü elevasyon ve en şey kısmı da koşu. Koşu kısmında bir kısmı ya asfaltta yapılıyor ya da arazide ve bir dağ geçişiyle yapılıyor. Yani o 42 kilometrelik koşuda benim Karadağ'da 1700 elevasyonum vardı. Dolayısıyla zaten hani yeterince sizi mahvedip bir de dağa atıyorlar. Zorluk esas orada başlıyor diyebilirim ben.
Yani aslında bu 3 branşın da kendi kendine bir yarışı olsa zor kategoriye girecek yarışlar zaten.
Kesinlikle öyle.
Yani o mesela koşu parkurunu sadece bir koşu yarışı yapılabilir çok rahat bir şekilde.
Hem de çok böyle ultra bir yarış yapılır yani.
Çünkü gerçekten hani ilk gittiğim İskoçya'daki Celtman'de çok zordu.
Hatta ben orada yarışı bitirdiğimde aynı masada oturduğumuz bir ekip şey demişti.
İşte birkaç tane daha tecrübe etmiş insanlar.
Hani burası başka bir şeydi falan diye konuşuluyordu.
Hani bu koşu değil alpinizm falan diyorlardı.
Ben Karadağ'a giderken yani ondan daha zor olamaz diye gittim ama
yani gör ki çok daha zordu.
Dolayısıyla orada haklısın.
Kendi içinde üç farklı yarış gibi düşünebilirsin.
Üç farklı macera.
Peki şimdi senden bu macerayı böyle sanki o hikayenin içindeymiş gibi yaşayarak dinlemek istiyoruz.
Çünkü ben senin bazı videolarını izledim.
Yani gerçekten tüllerim ülperdi.
Böyle gece vakti, karanlıkta böyle...
Herkesin kafasında kırmızı bir ışık.
Ve tüylümiş insanlar var.
Kırmızı ışık yanıp sönüyor.
Böyle bir hani korku filmi müziği koysan arkaya.
Zaten müziği de öyle bir müzik süresi.
Müziği de öyle zaten.
Gülün doğru söylüyor.
Şey ya bir de mesela yüzüme bitiyor.
Hadi şey diyorsun mesela şimdi.
Kafandaki triathlonla karşılaştırıyorsun ya.
sabah yarış sabahı karanlık olabilir
abi yarıştan çıkıyorlar zifiri karanlık
arkada böyle çan çan çan çan
bir ses çalıyor falan böyle bir
hani ne oluyor nereye geldik falan diyorsun
baya şey bir ortam
bisiklete biniyorsun hani gece vakti
yani soğuk zaten
yani koşu kısmını
görüyorum dağcılık gibi bir şey
yani çoğu kısmı
o ipli geçişler
uçurumlar
ya şimdi şöyle bir kere ekip çok önemli
Yani ben mesela çok sağlam bir ekiple gittim.
Çok şanslıyım.
Hem antrenörüm sevgili işte Dinçer'le ve kız arkadaşım Ülkü'yle beraber gittik.
Yani bir kere bu yarışlarda support mecburi.
Çünkü şunu söylüyor sana organizasyon.
Yani eğer cut-off'u geçersen ve daha girmeye hak kazanırsan yanında birisi olması şart.
Ve yarış size destek vermiyor.
Yani ne bir bisiklette istasyon var, işte ne bileyim böyle koşuda CP var öyle şeyler yok.
Öncelikle ekip bir numaralı şey burada.
Çünkü sizi batırır da çıkarır da.
Yani öyle bir şey.
Ben Black Lake'e gitmekten önce yani oraya gelmeden hazırlık dönemini çok iyi geçirmedim.
Çünkü yoğun bir iş tempomu olduğu için İskoçya'ya gittiğim kadar hazır değildim.
Ama hani ne yaşayacağımı daha çok biliyordum.
O yüzden birazcık da kendime güveniyordum açıkçası.
Bisikletim fena değil.
Böyle baktım işte cut-off'a geçer miyim falan.
geçilebilir gibi gözüküyordu
kağıt üstünde. Tek kafamdaki soru
işareti gece yüzmesiydi. Çünkü
hiç tecrübe etmedim. Yani burada bir kere
sabaha karşı denedim. Onda da zaten
gün ağrıyordu. Hani
görüyordum nereye gideceğimi.
Şimdi yarıştan bir gün önceki teknik
toplantıda yarış organizatörü
şöyle bir laf etti. Yüzme dedi
günün en kolay saati dedi sizin için.
Ben dalga geçiyor sandım. Çünkü
ya diyorum ki nasıl olacak yani hani
bir tane ışığa yüzeceğiz. Çünkü
dubaların üstüne bir ışık koyuyorlar ve
yüzme haritası da çok kötü bu arada. Yani
böyle U çizmiyorsunuz böyle baya
dolanaraktan bir şey
var iki göl arasında. Yarış
sabah işte gittik lambaları
veriyorlar falan filan. İşte o
yüzme dubalarını verdiler. Suya girdik
belimize kadar. Artık hani atlayacağız
ve yüzeceğiz. Karşıdaki ışık gözüküyor.
Birinci ışık. Tamam orada sorun yok.
Birinci ışıktan sonra ikinci gölde dört
ışık var. Yani böyle bir kare çizip
tekrar birinci göle geliyorsunuz. Orada
da bir çarpı çiziyorsunuz. Yani iş
orada başlıyor aslında. Suya
tam girmeden önce böyle herkes çok gergin.
Yanımdaki çocuk bana şey dedi.
Kaç yüzüyorsun dedi. Ben de
bir şey söylemek istemedim. Yani hani
bir saat civarında yüzerim dedim.
Ha dedi falan filan. İyiymiş falan.
Derken şey başladı zaten.
Hani o yüzme startı da
hep hani herkes bilir. Çok ilk yüz
metresi çok böyle kan gövdeyi götürür.
Herkes çok hızlı
başladı. İlk ışık gözüküyor.
Başka hiçbir şey gözükmüyor zaten.
Yani hiçbir şey göremiyorsunuz. Zifiri karanlık.
Sadece kulaç sesi ve önünüzdeki ışık var. Başka hiçbir şey yok.
Bu arada su kaç dereceydi yaklaşık olarak?
Su sıcaktı. Onun tereddütünü çok yaşadım ben.
Giderken çünkü yarış kitapçığında 13 ile 17 arası diyor.
Şimdi 13 öyle bir derece ki soğuk bir derece.
17 de gayet iyi bir derece aslında.
Dolayısıyla ben iki wetsuit götürdüm.
Bir tane Celtman'da daha önce kullandığım termal wetsuitim vardı.
O Celtman'daki su mesela 13'tü.
O yani çok fark oluyor. O bir derece bile sizi titretir yani. Ama şansımıza ben bir gün önce deneme yüzmesine gittim. Yani çok iyiydi hava. Su da çok güzeldi. Dolayısıyla suda hiç üşümedim. Yani dışarıdan daha sıcaktı aslında. Dışarısı 7 dereceydi bu arada. O gün 10 derece birden düştü hava sıcaklığı bizim şansımıza.
Dolayısıyla hani normal bir wet suit ile patik veya termal bone bile giymeden ben çıkardım yüzmeyi çok rahat.
Herkes de çıkartırdı yani.
O şekilde gittik yani.
İşte ilk ışıktan sonra ikinci göle geçince hani konu birazcık daha karışık hale geliyor.
Dört tane ışık var.
Ben böyle hep öndeyim.
Yani önümde beş ya da altı yüzücü var.
Onlara görüyorum ve çok yakınım.
Bir de önümüzde Kano takip ediyor.
Hani kaybolmayalım diye.
Ben bir yerde şey oldu.
İkinci Dubai'i dönerken sanırım bir anda önümde hiçbir şey göremedim.
Ya dedim ki hani kanunun ışığı mı söndü?
Hani çünkü yüzücülerin de ışıkları var.
Ne oluyor falan dedim elim yere değdi.
Yani biraz fazla karaya yaklaşmışım.
Onu hemen fark edip azıcık sola gelince kanoyu gördüm tekrar yetiştim gruba.
Yani aslında gece yüzmesinden hiç korkacak bir şey yokmuş.
Çünkü tek yapmanız gereken ışığa yüzmek.
Aslında o da daha kolay değil mi?
Mesela belki güneş var, belki uzakta göremediğim bir hedef var.
Burada odak daha ne?
Hani normal yarışlarda işte önünüzde hengamede Dubai'yi göremeyebilirsiniz.
Ne bileyim işte güneş gelir, birinin eli gelir falan.
Bunda ışık o kadar parlıyor ki.
Sadece biraz sakin olmanız lazım.
Paniklememeniz lazım.
Çünkü gecenin bir verdiği bir böyle ya hani elini göremiyorsun sonuçta.
Hani suya elin girdiği zaman hiçbir şey göremiyorsun.
Öyle bir şey var.
Ben çok iyi çıktım.
Hani 1 saat 4 dakikada falan çıktım.
Hani ben birazcık şüpheyle yaklaşıyorduk biz.
Hani 1.10, 1.15 olur mu gece çünkü ne olacağını bilmiyoruz ilk defa.
Çok iyi çıktım yani o ilk grupla beraber çıktım.
Sonra da zaten...
5. çıkmıştın galiba değil mi?
Ya 5 ya 4 öyle bir şey çıktım sanırım.
Zaten ne derler hepimiz aynı anda çıktık aslında.
Arada böyle 3'er 5'er saniyeler var.
Mesela yarışın birincisi benden sonra çıkmış yüzmeden.
Sonra adam kopup gitmiş falan.
Yani burada şey hani nasıl diyeyim o derecelerin falan pek bir önemi kalmıyor aslında.
Yani bütün olay o cut off'u yakalamak şeklinde.
Hani zaten yüzmeden çıkınca bitti yani benim kafamda olay.
Tamam dedim en tedirgin olduğum kısım geçtim koşuya kadar unutayım şeklinde bisiklete attım kendimi.
Devam ettim.
Şimdi bisiklette de soğuk herhalde en büyük düşman değil mi?
Evet evet.
Bizim şansımıza o gün hava çok ciddi soğudu.
Yani biz çarşamba günü gittik Karadağ'a.
Gittiğimizde 25-26 dereceler güneşli bir hava var.
Benim mesela yarıştan önceki gün yüzme videomuna bakın.
Her taraf günlük güneşlik.
Gölde insanlar güneşleniyor.
Bir ertesi gün yani yarış günü göz gözü görmüyor.
Yağmur, sis yani böyle bildiğiniz çöktü oraya.
Ertesi gün yine günlük güneşlik.
Yani hani ekstrem triatlon yapmaya mı geldiniz buyurun diye.
Tam gün seçmişler.
Evet sonra bisiklete başladık.
Şimdi bisikletli de şey ilk bir 30-35 kilometre yokuş aşağı gibi.
Ben TT götürdüm oraya.
Hani çünkü bunları kullanırım avantajını diye düşünerekten.
Yol kalitesi de fena değil gibi gözüküyordu.
Ama tabii şimdi sudan çıkıp bisiklete başlayınca ve hava 7 derece olunca.
Islaksın tabii bir de.
Yo ben üstüme değiştirdim.
Yani şöyle yaptım.
Çünkü yarış organizasyonu da öyle dedi.
T-suitimi T1'de giydim.
Yani yüzmede sadece içimde mayo vardı.
Wet suitim.
Çünkü biliyordum trisuit ıslanırsa orada o inişlerde bayağı sıkıntı olacak.
Çünkü dışarısı yediyse bisiklet üstünde o 10 derece altına iniyormuş gibi oluyor biliyorsunuz.
Evet.
Eldiven taktım kafama işte band kulak bandı taktım ayakkabı kılıflarını geçirdim falan çünkü yağmur da yağıyor.
Ama işte ilk 30-40 kilometre hiç üşümedim yani o inişlerde çünkü iyi giyindim rüzgarlığımı giydim trisuitimin üstüne.
Dolayısıyla bir problem yaşamadım şey anlamında soğuk anlamında ilk başta.
Peki şimdi karanlık da bir yanda yani hemen aydınlanmadı yani karanlıkta sürdün yağmur yağıyor.
Evet.
Yokuş aşağı.
Soğuk.
Evet diyeceklerim bu kadar.
Evet.
Ya şey yarış zaten yarış kitapçığında şunu mecburi söylüyor.
Yani bisikletinizde ön ve arka far olmak zorunda diyor.
Zaten ilk böyle nasıl diyeyim bir yarım saati falan tam böyle güneş yeni çıkıyor.
Yani bisikletin koşu şey pardon yüzüme tamamen karanlık zaten de bisikletin böyle bir 15-20. kilometresinde biraz hafif doğuyor güneş.
İşte o gün de şansımıza bulutlu bir hava olduğu için ben güneşi çok az görebildim.
Yani bisikletin çok az bir kısmında ya ne güzel ısıtıyor dedim.
Hani onun dışında hep bulutların arkasındaydı.
Tabii biz ne yaptık bu yarışta işte bir CP mantığı olmadığı için Dinçer'le şunları kararlaştırdık.
İşte belli kilometrelere istasyonlar koyduk.
Keltmen'de de öyle yapmıştık.
Zaten herkes öyle yapıyor. İşte ilk 30'da zaten destek alamıyorsunuz. Bir de son 15'te destek alamıyorsunuz. Onun dışında destek aracınız istediğiniz her yerde durabiliyor. İstediğiniz kadar. Yani istersen yat uyu, istersen çorba iç. Sadece tek kura var arabaya oturma diyor adam. Üstünü değiştir. Yani onlar çok rahat.
Tabii bunlar ne demek? Zaman kaybı demek. Çünkü yetişmeniz gereken bir cut-off süresi var. Ona yetişemezseniz işte o yukarı meşhur dağ finishini yapamıyorsunuz. Alttan gidip beyaz finisher oluyorsunuz. Hani önemli mi bana sorarsanız değil. İkisi de bitiriyor sonuçta. Ama öyle bir şeyi var bu yarışların. Kuralı var.
Biskete geri döneyim. Keltman'da şöyle bir hata yapmıştık. Sadece sıvı beslenme yani sıvı jelle ilerlemiştik. Bu sefer işte mutlaka katı bir şeyler yiyeyim şeklinde. Ama yani aslında yedim. Yiyebildiğim kadar yedim çubuk kraker işte ne bileyim cips böyle işte fıstık falan mutlaka koydum katı.
Ama bu yarışta şöyle bir şey oldu.
Ben bunca hayatımda ilk defa bacaklarıma kram kirdi.
Yani muhtemelen soğuktan olduğunu düşünüyorum.
Çok acı çektim bazı yerlerde ama o tuzlu yemeler, işte o çubuk krakerler bilmem neler çok iyi topladı.
Çünkü işte sularımda sodyum vardı bilmem ne vardı, jeller de öyleydi ama bir şekilde yetmedi herhalde.
Ve havanın değişkenliği de zorluyor.
Tabii bir ısınıyor, bir soğuyor, bir ısınıyor, bir soğuyor.
Şimdi siz rüzgarlığı çıkartıyorsunuz.
Ben veriyorum Dinçer'e.
Dinçer gidiyor.
Bir sonraki istasyon bir saat sonra.
Hava bir bozuyor.
Bir daha Dinçer yok ki.
Arabayla gitti.
Yani orada kaldınız.
O tamamen o karar çok kritik bir karar.
Bir yokuşlarda herhalde biraz ısınıyorsundur.
Evet yani ısınıyorsun.
İşte bizde mesela orada şöyle bir sıkıntı oldu.
Son yokuşa geldim ben.
Artık hani 165'den sonra böyle bin metrelik bir çıkış var.
Zaten hani yorulmuşsunuz artık hani.
saatler geçmiş. Oraya
başlarken ben eldivenleri falan
çıkartıp linçere verdim. Çünkü artık
çıkacağım yani hani bir saat çıkacağım.
Ama hava ondan sonra öyle bir bozdu
ki yani hem soğudu
hem yağmur arttı. Artık
hani tırmanıp o Zabliyak diye
bir köy merkezinde bu. Oraya
çıktığımda yani T2'ye 3-4 kilometre
kaldı da ben zaten bisikletin üstünde titriyordum.
Yani bitti vücudum. Zaten
T2'ye geldiğimde
çok kötü haldeydim. Yani
hani bitmeyecek dedim. Yani bu yarışı
Ben bitiremeyeceğim.
Bırakacağım herhalde diye geldim.
Sonra da koşu başladı.
Cut-off'a ne kadar vardı?
Cut-off'a 1 saat 40 dakika gibi bir şeyim kalmıştı.
Yani cut-off şunu söylüyor bu yarış özelinde.
10,5 saatte diyor toplam.
Koşunun 10. kilometresine gelmen lazım diyor.
Yani biz şöyle bir hesap yapmıştık.
İşte yüzme transition'la beraber 1.15 ile 1.30 arası sürer gibi demiştik.
Mesela yüzmede erken çıkmam çok iyi oldu dolayısıyla.
Dolayısıyla bisikleti daha iyi hesaplamıştık daha kötü oldu.
Sebebini tam ben de bilmiyorum.
Power metrem çalışmadı.
Klasik benim şeydir.
Keltman'da da aynısı olmuştu.
Böyle bir en önemli yarışlarda çalışmayı bırakır bu cihazlar.
O yüzden hiç orada bir şeyim yok.
Nabzım bir kere aşırı yüksekti.
Çünkü şöyle bu yarışın geçtiği irtifa 1450 metrede.
Yani sıfır noktası zaten yani o göl 1450'de.
Dolayısıyla bütün yarış boyunca 1450 ile 2500 arası geziyorsunuz.
Ben Bodrum'da yaşıyorum sıfır rakımında.
Ve böyle yani azıcık bir güçle giderken bile nabzım hep 150-160 idi.
O muhtemelen bunların hepsi birikti ve bisikleti etkiledi.
Yani yoksa hani çok daha iyi gitmem gerekiyordu.
Ama olmadı işte yani hani bir 40 dakika falan şeyim var oradan, rötarım var.
Peki mesela o arada sıralama kaçtı?
Ya ben bisiklete başladığımda 5 falandım. 1-2 kişi beni yolda geçti sonra ben onları geri geçtim böyle 7 falan oralarda hep gezdim. En son yokuşta da 4 ya da 5 kişiye geçildim. Yani transition'a geldiğimde T2'ye geldiğimde aslında ya 11'dim ya 12'ydim.
Yani aslında çok iyi gelmedim diyorsun ama genele göre iyi bir yerdesin.
Ya evet tabii ki yani zaten öyle bir hani sıralamayı takip etme diye bir şeyim yok. Benim kafamda tek bir şey var o katofa yetişmek. Çünkü geldiğimde zaten yani hiçbir şey hissetmiyordum ayakta duramıyordum. Hani gerçekten böyle ellerim titriyor, ayağım titriyor, her tarafım titriyordu. Oturdum ve kaldım zaten yani beni dinçer soydu ve giydirdi orada.
Çünkü dışarısı da çok kötü. Vücut zaten çökmüş. Bir yeleğe çıkarmak bile beni iyice titretmeye başladı.
Dinçer çok tecrübeli ve çok soğukkanlı bir adam olduğu için beni hızlıca giydirdi ve ben orada bir tık ısındım.
Orada kendime geldim. 1 saat 40 dakika vardı. İlk 10 kilometrede de saportunuz sizinle koşabilir.
Hepsini de koşabilirsiniz. Buna bir şey demiyor organizasyon.
Bizim planımızda cut-off da Dinçer bana katılacaktı ama benim halimi görünce o da biraz böyle panikleyip herhalde eve gitti hemen.
Evimiz de çok yakındı kiraladığımız ev.
Hemen üstünü değiştirip beni 5. kilometrede yakaladı ve sonrasında biz beraber koştuk.
Yani ilk 10'da da bir 300 metre elevasyon var zaten hani o cut-off'a kadar.
Ben dedim ki herhalde yetişemeyeceğim yani çünkü yürü koş yapıyorum, yokuşlarda koşamıyorum artık yani bitmiş haldeyim.
Ama Dinçer'in gelmesiyle beraber işte o hani hadi hadi hadi hadi diye diye diye biz 25 dakika kala falan ulaştık Katof'a ve geçtik yani.
Ondan sonra hani bunu dinleyenler şey diye düşünüyor olabilir.
Ya Katof'u geçtikten sonra ne olacak hani zaten yürüyeceksin diyor olabilir.
Öyle demesinler.
Çünkü öyle değil.
Çünkü çok zor yani sonrası gerçekten çok sert bir arazi ve baya bir dağcılık yani şimdi ben bakayım mesela sizinle konuşurken mesela koşuya bakacağım.
Eğim ne kadar ya zaten teknik bir parkur yani aynı zamanda sertlikler var.
Mesela 42 kilometre yani 9 saat 44 dakika sürmüş hatta 10 saat sürmüş.
İlk 10 kilometreyi bizim koşmamız hemen söyleyeyim 1 saat 10 dakikada koşabilmişiz.
Yani düşünün hani 9 saati sonradan arazide geçti o bunun.
Yani 30 kilometreyi 9 saatte geçebildik.
Yani tabii çok daha iyi gidenler var ama öyle bir arazi değil.
Yani hani koşulabilir bir yer değil.
Bence de yani dinleyenler eğer biraz meraklandılarsa birkaç videoya bakmalarını ben de tavsiye ediyorum.
Cidden yani böyle dağcılık gibi ya.
İple tırmandığın yerler.
Dediğin gibi düşsen muhtemelen ölürsün.
Siz uçurumu kapatmış yani.
Eğer gündük güneşler olsaydı orada uçurumu da çok net görebilirdik yani.
Şimdi bu yarışlarda bir de şöyle bir şey de oluyor.
Yani yarış o yarışın elinde tamamen.
Mesela biz T2'ye geldiğimizde Dinçer'le yan yana fotoğrafımız var.
Arka tarafta hiçbir şey gözükmüyor.
Tamamen siz.
Yani yarış şunu diyebilir.
Ben kapatıyorum.
Hepiniz aşağıdan gideceksiniz.
Yani kolay korstan o cutoff'a kalamayanların korsundan bitireceksiniz de diyebilir.
Bir de içinizde öyle bir endişe oluyor.
Şimdi ben buraya kadar bunu yaptım ya beni bırakmazsa korkusu oluyor.
Ama neyse ki bıraktılar bizi daha ve yani tamam çok zor ama çok güzel.
Orada böyle kendinizi çok enteresan hissediyorsunuz ama hani bir yandan da sürekli tırmanıyorsunuz.
T2A diye geçiyor bu cutoff noktası.
Orası zaten 1700 elevasyon.
1750'lerde. Sonra bir anda
2500'e kadar çıkıyorsunuz.
Ben o ilk Gül'ünün söylediği
iple tutunan yani Ovia Ferata
diye geçen demir halatlı yere
geldiğimizde oraya gelirken
şeydim. Bayılacak gibiydim. Yani sürekli
başım dönüyor. Dinçer diyorum ki abi ben
ayakta duramıyorum. Çünkü ayaklarımı atıyorum
böyle sağa sola gidiyorlar. Yani o irtifanın
verdiği herhalde bir şey.
Yani dağcı arkadaşlar daha iyi bilir.
Böyle bir vücudum saçmaladı yani.
Sonra Dinçer beni böyle
yani dövdü. Destekçinin önümüzde
burada ben diyebilirsin. Hadi canım hadi canım
hadi canım. Evet yani işte
saport çok önemli derken yani hani gerçekten
mesela bıraktıra da bilirdi
bana yani ben çünkü çok şey oldum
ve oturmuş fotoğraflarım var yani
hani ağladım ağlayacağım çünkü artık
yani vücudum gitmiyor. Yani hani
diyorum. Dinçer diyor ki kapat
şu beynini devam et. Komutlarımı
dinle diye. Ay çok iyi.
Ama öyle olmuyor. Bir daha yapmayı düşünüyor
öyle bir şey düşündün mü? Bir daha asla gelmem
falan gibi. Ya
Celtman'ı bitirdiğimde bir daha buraya asla gelmem dedim İskoçya'ya.
Şimdi Karadağ daha beterdi.
Şimdi artık öyle demiyorum.
Çünkü yarış günü eve bitirdik.
Sağ salim eve geldik.
Yemek yiyip yatacağız uyuyacağız.
Ben Silismen'in videosunu izliyordum.
Çünkü bitirdiğim için ona otomatik olarak qualify oldum şu anda.
Yani bu böyle bir zehir biliyorsunuz.
O bir gün iki gün dersiniz onu.
Üçüncü gün yarış bakmaya başlarız bizim kafadaki herkes.
Yarışa dönecek olursam tekrar dağ etapını yani böyle bir dağa çıkıp iniyorsunuz.
Hani böyle kafamda benim hep şey var.
Hani cut-off'u geçeceğiz, tırmanacağız ve ineceğiz.
Ama o tırmanışlar hiç bitmiyor.
Yani çıkıyoruz, hadi diyorum tamam bu son zirve artık bir tane daha geliyor.
Bir tane daha böyle basamak gibi yukarı gidiyor.
Sonra artık inişe geçtik ve inişte böyle 5-6 tane ekip geçtik biz.
Yani inerken çünkü indikçe ben kendime geliyorum.
Yani çıkarken çok zorlanıyorum, başım dönüyor.
İnerken de konuşmaya başlıyorum.
Yani çıkarken susuyorum, inerken konuşuyorum.
Bir şekilde artık havada kararıyor çünkü.
Dinçer şey modunda hani artık dağdan çıkmamız lazım.
Çünkü kaba karardığı zaman iş başka bir yere gidecek.
Tehlikeli.
Çünkü zemin yani şey o kadar sert ki coğrafya.
Ben de istiyorum ama vücudum gidemiyor.
Yani hani her gördüğün yerde koş diyor Dinçer.
Böyle ben iki adım koşuyorum zaten kalıyorum sonra.
Neyse biz bir şekilde aşağılara kadar indik.
Hani dağdan çıkacağız artık seviniyorum ben.
Bu sefer ormana girdik.
Yani hani her yer ağaç kökü işte lambaları açmayalım diyoruz.
Çünkü daha önümüzde yani 18 kilometre daha var dağdan çıktıktan sonra.
Neyse sonra bir yerden sonra artık önümüzü göremez olduk ve lambaları açtık.
Sonra bir şekilde dağdan kendimizi çıkardık.
Tam böyle hava karardı.
Arkamızdakilere yani şey dedim ben.
Ya bunlar nasıl gelecek abi dedim.
Yani hani çünkü o kadar sert ki.
Hani bunlar nasıl gelecek?
Bunlar dedim öldü burada dağda kalacaklar ve ölecek bu adamlar diyorum da.
Sonra attık kendimizi işte bir şekilde asfalta.
Şimdi artık ben diyorum ki son 18 kilometre bunu koşarım artık.
Yani muhtemelen koşacağım bunu.
Ben 6.30 pace de olsa 7 pace de olsa giderim.
Ama ı ıh yani vücut diyor ki nereye koşuyorsun?
Koşamazsın.
Çünkü yani toplasanız saatler geçti ve benim şeyim bitti tabii.
Yani bütün gücüm bitti.
Ve gel gör ki işte o asfalta inince de düz değil lanet.
Sürekli bir tepe in çık tepe in çık falan.
ben artık tamamen yürü koşa döndük biz Dinçer'le.
Yani böyle o beni zorla bir 200-300 metre koşturuyor.
Ben diyorum ki abi ben bittim diyorum.
Çünkü nefes alamıyorum artık.
Şey o şekilde devam ettik.
Sonra işte bir şekilde finish'e geldik.
Ama o ara da çok maceralıydı.
Yani ben hayatımda ilk defa koşarken uyudum mesela.
Yani hani Dinçer'i tuttum çantasından.
Dinçer bana bir şeyler anlatıyor.
Ben hiç hatırlamıyorum mesela orayı.
Sonra dedi ki sen uyuyorsun şu anda dedi.
Tutun bana dedi.
Ben böyle çantasını tuttum Dinçer'in.
beraber yürüyoruz. Tempo veriyor.
Ben yürüyorum ama hiçbir şey
hatırlamıyorum. Çünkü kafa yok yani.
Kafayı kapattın. Sadece ilerlemeye
çalışıyorsun. Otomatiğe aldın.
Gitmek istiyorum. Hatta bir ara şeyi de düşündüm.
Ya Dinçer'in omuzu ne kadar güzel gözüküyor.
Şuraya bir kafamı koysam hani uyusam
biz böyle de gider miyiz?
Çok iyi.
Bunu bile düşündüm. Bir de bir iki sefer
kaybolduk. Yani aslında 4 kilometrede
fazla koştuk. Evet. Yani hatta
ben metre sayarken 4
kilometre fazla koşmak hani
olacak iş değil ama oluyor.
Bunlar da yaşanıyor yani. Bir
işte bayrağı kaçırmamızla beraber
işte böyle gidiyoruz ve
yokuş çıkıyoruz. Ben çok sinirliyim hala
yokuş çıktığım için. Dinçer şey dedi
abi bir saniye dedi. Ben hala
yürüyorum. Nasıl olsa yetişecek bana çünkü.
Gittim gittim gittim sonra
Dinçer arkadan bağırmaya başladı. Can
can. Sesi de bayağı uzaktan geliyor.
Bana da ne olduysa orada bir enerji
geldi. Yani anlamadım işte o sinirle
ben bayağı yürüyerek gitmişim.
sonra geldi
abi dedi terse gidiyoruz galiba dedi
işte kız arkadaşım Dinçeri aramış
o sırada GPS'den görüyor terse
gittiğimizi tabi benim bütün Whatsapp
gruplarında ortalıkta karışmış ben
görmüyorum organizatör beni aramış falan
ben hiç duymuyorum onları telefon
mecburiyeti taşımak döndük geri ben böyle
işte Allah kahretsin nasıl yaptık
bu hatayı falan derken araba geldi bir tane
yarış organizatörü
bizi tabi GPS'e takip ettiği için hemen
arabayı yollamış çünkü biz yokluğa doğru gidiyoruz
yani 4 km az bir şey değil
alakasız bir yere gidiyoruz bir de.
Araba bizi aldı ve
biz arabaya bindik. Böyle
araba sıcacık. Adam arabada yemek
yemiş. Ben 17
saattir, 18 saattir dışarılardayım.
Psikolojik savaş başladı şimdi de.
Ben arabadan
inmek istemiyorum.
Neyse bizi tam o kaçırdığımız noktaya geri getirdi
hemen. Bir 5-10 dakika sürdü o da.
Sonra dedi ki işte buradan gideceksiniz.
Oradan biz devam edip finish'e
doğru yollandık. Bu olay baya
iyiymiş. Normalde geriye
dönsen 4 kilometre daha ekstra koşmuş
olacaktı. Tabii o 8 olacak
yani ve de çok kritik bir yerde.
Hani başında olsa o kadar etkilenmezsin.
Şimdi diyorum ya metre sayıyordum
ya. Gerçekten 100 metre sayıyordum
yani hani. Tabii ondan sonra bizim bütün
şey gitti. Kaç kilometre var ben bilmiyorum.
Saat sapıttı.
Yani hani Dinçer bilmiyor. Biz böyle
diyorum ki bir yandan da Dinçer
abi diyorum hani katof, genel katof
var mıydı hatırlamıyorum. Çünkü hiç bakmadım ki.
yani ya diyor boşver ne yapacaksın
diyor. Eninde sonunda gideceğiz diyor.
Kafa da gidiyor artık değil mi orada bir süre sonra.
Gece de şey oluyor tabii. Şimdi artık
orada diğer ekiplerin de destek
arabaları var. Artık herkes herkese
yardım etmeye başlıyor. Yani işte bize
iki sefer mesela başka birinden
destek aldık biz. Hani
su verdiler. Çünkü bitti yani.
Hatta bir tane geçen senenin
videosunu yapan bir kadın sporcu
bir şey ister misiniz dedi. Biz dedik ne var.
Kadın bir saymaya başladı. Pizza var,
şu var bu var biz böyle baya şaşırdık.
Neyse bir şekilde bitirdik yani ama
dediğim gibi yani zor bir
olay ama çok güzel bir olay.
Bence ben önümüzdeki senelerde
buna katılımın ülkemizden artacağını
düşünüyorum. Mesela Dinçer'in
kanına çok fena girdim. Hani o da
hep böyle yani ben onu biraz yarış arabasına
benzetiyorum. Çok hızlı bir
triatlet kendisi. Orada benimle
yürüdüğü
eziyet oldum ona biraz. Ama mesela
Dinçer gibi bir sporcu oraya gitse direkt
genelde bir olur. Yani bunun da Türkiye'den
olması çok güzel olur. Umarım da gider
yani. Bakalım yani ben de şimdi
işte seneyinin planlarını yapıyorum. Ne yapacağım
ne edeceğim diye. Bu şekildeydi yani özetle.
Hani sizin sormak istediğiniz şeyler varsa
ben böyle biraz hızlı hızlı anlattım
ama. Yani onu da tebrik ederiz.
Öncelikle kolay iş değil.
Büyük fedakarlık değil mi?
Seninle birlikte o kadar yol koşması
etmesi. Aranızdaki bağ da kuvvetlenmiştir
herhalde artık. Kesinlikle
kuvvetlendi. Zaten şöyle.
yani yarış, koşu kısmındaki desteği ayrı tutuyorum.
Benle beraber başlıyoruz.
Gece biz 2'de uyandık.
4.30'da çünkü start.
Yani orada başlıyor aslında.
Destek ekibi de yüzmede sizi bekliyor.
Bir saatte mi yüzdünüz?
Orada soğukta bekliyor.
Ondan sonra 7 saatte mi bisiklet çevirdiniz?
7 saatlik bir araba yolculuğu yapıyor sizde.
Yani onlar için de kolay değil.
Düştün mü, kalktın mı?
Stres sürekli elinde GPS de sizi takip ediyor.
Çünkü başka bakabileceği bir yer yok.
Bu yarışlarda şöyle bir şey de var yol kapatılmıyor yani trafik normal akıyor yaşam devam ediyor.
Diğer yarışların tersine mesela İskoçya'da ben bir yerde durup biz tren geçmesini bekledik.
Yani nasıl bisiklet yarışlarında izliyoruz öyle şeyler oluyor.
Yani hani dolayısıyla şey bir ortam yani birazcık gergin bir ortam herkes için gergin.
Saport ekibi için de gergin yarışçı için de gergin.
Dolayısıyla saportunuzu iyi seçmeniz lazım.
Yani bunu kaldırabilecek bir saport seçmeniz lazım.
Bir de arkadan kovalayan sürekli bir cutoff var.
Bir de onun stresi var.
Evet bir de o var.
Bir de onun stresi var.
Mesela Dinçer bana espri yapıyor.
Seneye ben de geleceğim sen saporta gelirsin diye.
Ben dedim ki ben saporta gelirim ama hani sana koşarak yetişemem ki.
Araba kullanırım sadece.
Yani mümkün değil çünkü ayrı ligdeyiz.
Böyle bir espri de oldu aramızda.
Yani şey dediğim gibi çok zevkli bir olay bence.
Yani bunu bir yarış gibi değil de daha çok bir macera gibi görmek lazım.
Bir deneyim gibi.
Kesinlikle.
Yani orada bu işi artık hani ne bileyim Süreyla veya işte bir takım Ironman, Titri'yle falan değil de böyle gerçekten bu böyle ham derler ya ham triatlon manyağı insanların yaptığı bir olay.
Yani orada herkes dost, hiçbir kimsenin bir iddiası yok.
Yani herkes çok rahat.
Organizatörden işte şeye kadar yani yarışmacılara kadar.
Böyle şey derler ya aile gibi bir ortam diye.
Gerçekten öyle bir ortam.
Herkes herkese destek oluyor.
Yani rakip gibi görmüyorsun da birlikte bir dava için oradasın ve mücadele ediyorsun gibi.
Kesinlikle öyle.
Yani mesela ben sonuçlara bakarken hani bugün çok DNF olur diye düşündüm.
Baktım mesela bütün DNF'ler bisiklette olmuş.
Yani 125. kilometrede bırakan insan var.
Mesela ben çok üzüldüm açıkçası görünce.
Çünkü oraya kadar getirmişsin işte bir şekilde ne oluyorsa ama muhtemelen havadır.
Çünkü hava bu sene...
Orada bir dinçer yok tabii.
Yani dolayısıyla şey üzülüyorsun yani.
Yani çünkü herkes orada aynı acıyı çekiyor ve böyle büyük bir acı çekiyor.
Peki ya bu kadar acı hani bu kadar ben bırakacağım bir adım atamıyorum yürürken uyudum.
Yani bu tarz şeyler yaşadıktan sonra tam o finish'e geldiğin an ne hissettin?
Hani o finish'in hayaliyle saatlerce orada kaldın.
Hani gece başladın gece bitirdin ve ne hissettin?
Evet ya şimdi yarışın yapıldığı yer orada bir park alanı.
Yani göl şeyde böyle bir doğal parkın içerisinde.
Yarış da orada bitiyor aslında.
Şimdi yarışın son böyle işte dedim ya o kaybolma hikayelerinden sonra biz kilometre ölçememeye başladık.
Ve benim zaten neredeyiz?
Hani konum olarak neredeyiz ben asla kestiremiyorum.
Yani zaten artık gece.
Yeryon gitti.
Aha dinçer az çok.
Bak şimdi şuradayız buradayız diyor ama ona da güvenemiyorum.
Çünkü öyle bir yerlere girip çıkıyoruz ki artık hani bak diyor şimdi diyor köşeden diyor marketi göreceğiz.
marketten sağa dönünce son diyor 2-3
kilometreyi koşacağız diyor beraber.
Sonrası asfalt ve şey. Abi diyorum ben
koşamam ki yani ama bir yandan da artık
bitsin istiyorum bu çile. Çünkü gerçekten
ben de şey oldum. Hani yeter
artık bitsin. Çünkü acı çekiyor herkes.
O da çekiyor yani. İnçel de çekiyor. Çünkü adamı
yürütüyorum saatlerdir. Ben zaten
her tarafım bitmiş durumda.
Ben o marketi gördüm. Yarış
bende orada bitti. Yani hani finish'e gitmeme
gerek yok. Marketi gördüm dedim ki tamam bitiyor
bu artık. Yani ben buradan sonrasında
koşarım dedim. Gerçekten de biz o işte
beyin öyle bir şey. Yani o
sinyali verdiği anda
ben o son 3 kilometreyi
ağlaya ağlaya doluyum.
Dinçer diyor ki ağla ama
koş diyor. Yani ben böyle
ağabey lanet olsun.
Biz son
3 kilometreyi koştuk. Şey yapıyor
Dinçer bana şimdi. Bak diyor görüyorum.
Finish'i görüyorum diyor ama finish falan daha gözükmüyor
tabii. Beni gaza getirmeye çalışıyor.
Ya diyorum nerede görüyorsun? Ben dedim
yine mi uyuyorum?
sonra o bayrakları
gördüm. Tabii ya adamlar tabii çok şey
yani son bitirene kadar orada
o soğuğun altında her şey bekliyor.
Yani o balonları tekrar
şişiriyorlar. Yani Türkiye'de de böyle tabii
organizasyonlarda son koşuşuya kadar
bekleniyor tabii ki. Ya bu yanlış anlaşılmasın
ama hani orada sizi karşılayan
o ekip günün ilk
enerjisiyle size o şeyi
veriyor. Çok güzel veriyor yani.
Organizatör hep orada. Hiçbir zaman
hiç şeyde görmedim adamı. Hani böyle
Ve oturduğunu görmedim inanın.
Biz finish'e geldik.
Dinçer dedi ki sen tek geçeceksin.
Abi dedim saçmalama olur mu öyle şey.
Gel buraya falan şeklinde.
Biz beraber girdik işte.
Tebrikler falan filan.
Madalyamızı aldık.
Hemen adamın ilk söylediği şeyi hiç unutmayacağım.
İşte şurada dedi sıcak battaniye var.
Sıcak çorba var ve soğuk bira var dedi.
Ama biz birayı içemedik.
O kadar yorgunduk ki.
Ben sadece oturup çorba içtim.
Sonra da işte arabamıza bindik.
Evimize geri döndük.
bitik bir şekilde yatıp uyuduk.
Yani çok iyi.
Böyle bir maceraydı yani.
Ama dediğim gibi yani
bence herkesin bir kere
denemesi gereken bir şey. Yani
yüksek korsta bitirmek
veya işte siyah beyaz ayrımı
ona girmeden bitirmek bile
bir acayip bir olay. Yani
orada yaşamak, orayı yaşamak bile çok
farklı. Yani bunu gidince anlıyorsunuz
gerçekten. Umarım Türkiye'den
buna şey artar diye
düşünüyorum yani. Çünkü mesela
yarışa kayıtlı benim başka bir arkadaşım daha vardı.
Ali Atav sevgili.
O da gelemedi taşındığı için sanırım.
Mesela ben o gelseydi çok
mutlu olurdum. Çünkü şimdi orada sayıyorlar
işte 5 tane Fransız
gidiyor o şeye ismini çakıyor.
Ben şimdi altımı da üstümü de
boş bıraktım. Can Özbey'i
o şimdi yarıştan sonra bir seromoni yapıyorlar
işte. Böyle bir ölümsüzler
duvarı demişler ona. Herkesin adı yazan bir plaket
veriyorlar. Oraya isminizi çakıyorsunuz.
O da baya böyle mitik
bir an işte müzikler falan filan
ertesi gün yapılan. Onu
çaktım. Dinçer'e de şey dedim. Bak
altımı da üstümü de boş bırakıyorum.
Seneye gelirsen üstüme buraya
geleceksin. Dinçer onu kaydetti
bir umarım. Bizden de birileri gelir ve
o Türkiye'nin altını üstünü
birazcık da biz doldururuz diye düşünüyorum.
Yani bence dediğim gibi gidilmesi lazım.
Bence de hani bizim de bu programı yapma
amacımız aslında daha çok insan
bu tarz hikayelerden haberdar olsun
ve hani heves edip yapanlar da
artacaktır illaki zamanla.
Mesela şu anda Türkiye'den yapan kaç kişi var?
Tahmini, takribi bir rakam söyleyecek olursak.
Ya 10 kişiyi geçmez.
Dediğim gibi ben Kerim abiyle başladım buna.
Kerim Çakmak'la başladım.
Yani ondan görüp başladık.
Önder abi var, Can abi var daha önceden yapanlar.
Ali Rıza Bilal var.
Meşhur isimlerden Şafak var bizim Ankara'dan.
Şafak Koç var.
Yıldırım Beyazıt var.
Bir tane kadın bir sporcumuz var.
O da Norseman'de.
Şimdi Şeyda ya da Şeyma Hanım.
Yanlış söylemek de istemiyorum.
O da beyaz finisher Norseman'de. Ben varım. Onun dışında da Mark abi var yine o da Türk. Bildiklerim bu kadar. Hani daha önce de varsa belki yanlış bir şey söylemek istemiyorum. Dediğim gibi hani siyah beyaz farkı olmadan finisher olan bir sürü insan var aslında. Ama aslında çok az.
Siyah olarak iki kez finisher olan bildiğimiz kadarıyla bir tek sen varsın.
Evet ben de öyle biliyorum. Kimsenin de şeyini almayayım ama yani yüksek rotada iki tane finishi olan galiba bir tek ben varım. Bakalım şimdi seneye de işte Swissman'e bir gözümü diktim. Bir yandan da hızlı bir Ironman yapmak istiyorum hazırlanabilirsem. Bu hazırlanma kısmı kritik bunlarda.
Yalnız olaya bakar mısın? Hazırlık için Ironman yapıyoruz.
Yani sanki on kay yarış koşar gibi.
Yok yok öyle söylemek istemedim aslında.
Yanlış anlaşıldı öyle söylemek istemedim.
Yani hazırlanabilirsem hızlı bir Ironman yapacağım.
Ya da Swissman'e gideceğim.
Yani ikisi ayrı.
Onun kararını daha tam veremedim.
Bir yandan Swissman çok cazip geliyor.
Çünkü orası da aslında 2025'te yine qualify olup gidememiştim.
Bir ufak sakatlanmıştım bir de hazırlanamamıştım.
Onu iptal etmek zorunda kalmıştım.
O da içeride kaldı.
Yarım kalmış bir hikaye uğrurdu.
Northman'e tabii ki bir daha atacağım ama çıkmayacak.
O kopya olarak yanında devam edecek değil mi böyle?
O hep devam edecek. O yıllarca devam edecek.
Yani bakalım çünkü bu ekstreme bir kere bulaşınca gerçekten öbürü biraz manasız geliyor aslında.
Hani orada da yapamadığım bir hedef olduğu için istiyorum.
Yani böyle bir kafamda 10 saat bariyeri var.
Ona biraz yaklaşabilirsem ya da altına inebilirsem gibi bir şey var ama
İşte diyorum ya hani bu ekstreme girdiğiniz zaman öbür taraf çok saçma geliyor.
Yani hani ya süre işte saat ne bileyim madalya falan biraz boş geliyor.
Ama yapılması da gerekiyor mu? Evet.
Aslında olay şey değil mi burada? Limitlerini zorlamak ya.
Sen limitlerini zaten daha üst bir seviyeye zorlamışsın.
Orayı bir kere gördükten sonra yani aslında belki de mesela hayatında hiç koşu olmayan birinin bir 10K koşması da
Belki onun için o limitleri çok üst seviyede uzatmamaktır bağlı olarak baktığımızda.
Ama yani insan yaptıkça limitlerini tekrar keşfediyor.
Peki bunun da ilerisi ne var?
Yani bunun ilerisi benim için yok.
Çünkü ben haddimi biliyorum.
Yani daha zoru bilmiyorum bunların da zorları var.
İşte üst üste yapanlar var.
Ne bileyim bir senede iki tane yapanlar var.
Böyle şeyler var ama bunun için zaman lazım.
Ne bileyim böyle bir çalışan, çocuğu olan bir insan olmamanız lazım bence.
Hani çünkü bir işiniz varsa, bir mesainiz varsa zaten iş çok zora giriyor.
Hele bir de çocuğunuz varsa iyice her şey zorlaşıyor.
Maalesef ki bu böyle hayatın gerçeği.
Dolayısıyla o işler vakit isteyen işler.
Ben o kadar vaktimin olacağına pek inanmıyorum.
Dolayısıyla böyle senede bir tane uzun veya hızlı bir half olabilir.
Federasyon yarışları olur.
Ben bunu daha çok uzun süre devam ettirme hedefindeyim.
Ne kadar yaşlanana kadar bunu yaparsam o kadar iyi.
Çünkü gördüm yani bu yarışta bile benden yaşça 20-30 yaş büyük insanlar vardı.
60 yaşında insan vardı.
Kadın sporcular mesela birinci olan kadın sporcu bence yaşça benden büyüktü.
Ya da öyle gözüküyordu bilmiyorum. Bunları görünce insan şey diyor yani ne kadar güzel keşke yaşlanınca ben de böyle olabilsem diyorsunuz. Benim için dolayısıyla olay süreklilik her zaman öyle oldu. Yani işte 2015'ten beri devam ediyorum. Hani şimdiye kadar ciddi bir şey yaşamadım yaşamam da umarım sakatlık anlamında. Benim için önemli olan bunu uzun süre devam ettirebilmek.
Çok güzel yani bize de ilham oluyor gerçekten böyle şeyleri gördükçe daha genç yaşlarda ve nispeten daha yeni spora adım atmış kişiler olarak limitlerin daha da aşıldığını görmek bizleri motive ediyor.
Aynı zamanda Türkiye'de de belki bu uzun mesafe triathlon, ekstrem triathlonun da yolunu açıyor.
Yani biz ne kadar talep ettikçe bunlar olacak yani Türkiye'de de inşallah görürüz.
Yani burada da yarışları olsun istiyorum.
Türkmen mesela.
Ya umarım yani Bodrum'daki MW Challenge mesela aslında buna benzeyen bir yarış.
Tabii ki bu kadar zorlu ve mesafe olarak şey değil ama koşusu işte arazi koşusu olması, bisikletinin yokuşlu olması falan aslında benziyor.
Bunlar artabilir.
Bence artmalı da.
Çünkü o şekilde insanlar bunun tadına bakabilir.
Yani şimdi bugün herkes yurt dışında bir yarışa gidecek kadar maddi gücü olmayabilir.
Yani çünkü başlı başına bir külfet.
Hani işin o kısmını pek konuşmadık.
Madem açıldı onlardan da bahsedeyim.
Hani bir mesela araba kiralamak zorundasınız bu yarışta.
Çünkü araba sizi takip edecek.
Zaten her yarışta bir ev kiralanıyor veya bir otel kiralanıyor ama o arabayı kiralamak zorundasınız.
İşte bu nereden baksanız 5-6 günlük bir araba kirası demek.
Bisiklet taşıyacak araba da küçük bir araba değil.
Bisiklet çantanızı taşıyacak araba.
Yani işin bir de o boyutu var.
Dolayısıyla umarım Türkiye'de artar.
Umarım daha kolay MW Challenge gibi böyle araziye de sokan veya işte tırmanışlı bisikletleri de olan şeyler yapılır.
Mesela Fransa'da Alpe d'Estrée atlunu vardır.
Belki duymuşsunuzdur bilirsiniz.
Burası bence çok müsait o iş için.
Yani yüzmesi de yapılabileceği bir sürü şey de var.
Kayak merkezlerinde, Uludağ'da falan.
Yani hani bunlar yapılabilir şeyler.
Yeter ki bizim insanımız cebini değil de birazcık sporun gelişmesini düşünsün.
O zaman her şey yapılıyor. Yani biz çok maddi bakıyoruz bazı şeylere. Katılımcı az o zaman yapmayayım diye bakıyor olabilir organizatörler. Ama burada da katılımcı azdı ve bir şekilde yapılıyor. Yani Norseman dediğiniz yarış kaç senedir yapılan bir yarış ve şu anda hani Land Rover falan sponsoru yani hani dünyaca meşhur bir şeyden bahsediyoruz. Bizim ülkemizde çok müsait neden olmasın? Bence yapılması gerekiyor yani.
Evet bence de güzel bir nokta.
Yani biz de mesela Türkiye içinde birçok triathlon yarışına katıldık.
Ironman, Need for 3'e de katıldık.
Ama MW Challenge'ın yeri bizde ayrı.
Yani o patika koşusu olması işte vesaire.
Rolling parkur, soğuk su.
Ya onun ortamı.
Yani bizim için bir başkaydı hep.
Yani inşallah böyle yarışlar hep olur.
Daha da çok.
Daha uzun, daha farklı versiyonlarda olur.
Ben de çok istiyorum.
Hep beraber geliyoruz.
Ben de çok istiyorum.
Tabii çünkü aslında ülke bu işe çok müsait.
Yani Bodrum'da yaptılar bu işi.
Ben 2017'den beri Bodrum'da yaşıyorum.
Bodrum bu işi yapmak için gerçekten çok zor bir yer.
Yani en zor yerde bu yapıldıysa daha nerelerde neler yapılır.
Dolayısıyla belki bu işlere işte gönül veren organizatörler varsa, bu işleri yapmak isteyenler varsa o gözle de bir bakması bence fayda var.
Küçük başlar ama çok butik ve güzel yarışlar çıkar bence.
Buradan da Mert Onaran'a selamlar diyelim.
Selam olsun.
Evet ona da buradan çok selam.
O da Şafağan gittiği sene Norseman'de Şafağa destek vermişti.
Tam yıl hangisi hatırlamıyorum ama o da bunları gördü ve tattı biliyor yani aslında.
Ekstrem triathlon olayını supporter olarak da olsa.
O da iyi bir supporter olmuştur Şafağa diye düşünüyorum.
Yaparsa o yapar belki bakalım göreceğiz.
Heyecanla bekliyoruz.
Bir de ben tabii süremizin sonuna doğru geldik yavaş yavaş.
O zaman nasıl geçti anlamadım.
Ya tabii bu böyle yani ben daha detaylı anlatsam 3 bölüm 5 bölüm çıkar hızlıca geçtim çünkü biliyorum böyle olacağını.
Burada şeyi sormak istiyorum kapatmadan.
Mesela şimdi bu 19 saate yakın 19 saatin altında bir yarış senin için.
Bu kadar uzun süren yarışlarda beslenme çok belirleyici bir faktör oluyor ya.
Sen mesela hani belli bir yerden sonra böyle midem almıyor veya işte istifa ediyorum tarzı bir şeyler yaşadın mı?
Ve beslenme stratejin böyle daha detaylı olarak nasıldı mesela?
İşte saat başı mı aldın falan tarzında mı veya gram hesabı mı yaptın?
Ya şimdi şöyle bunu uzun yarışan herkes biliyor zaten.
Belli bir saatten sonra o bütün stratejilerin çoğu çöp oluyor.
Yani tutturamıyorsunuz.
Yani ben tutturamıyorum açıkça söyleyeyim.
Biz neyle gittik?
80-90 gram karbonhidrat hedefiyle gittik saatlik.
Tamam bisiklette her şey çok güzel aktı.
Gayet güzel beslendim.
İşte kramplara kadar belli bir sodyum oranında tek mataram tuzlu suydu.
Sol stikleri kırıp tuzlu su yaptık.
Diğer matarada da, sele arkasındaki matarada da jelim vardı, sıvı jel.
Çok güzel gitti.
Kramplar başlayınca işte tuzlu krakerle destekledik.
Arada simit yedim.
Hani birazcık da katı girsin diye.
Çünkü sürekli jel yiyince zaten o keltmende yaşadığım yani hiçbir şey yiyememe haline
ne kadar geç gelirsem o kadar iyi diye düşünüyorum.
Kaçıncı saatten sonra o kısım?
Yiyememe kısmı mı?
Evet.
Ya yiyememe kısmı şöyle başladı. Bisikletin son 15. kilometresinde jelim dondu. Önce benim isteğimle değil jel donduğu için yiyemedim. Selle'deki jel bildiğiniz dondu yani. Son onun işte bir kısmı yok zaten.
koşuluya başladığımda
hala jel alabiliyordum. Bar da
alabiliyordum. Ama yukarılara gittikçe
tabi ara açılmaya başladı. Çünkü
istemiyor vücut. Yani o jeli
ağzıma sıkmak bile istemiyordum. Ama
kullandığım marka jel çok
iyi bir jel. Buradan söylemeyeyim. Sonra
söylerim. Zaten Türkiye'de bulunan bir jel
değil bu arada. Precision marka. O
mesela daha önceden işte Morten
falan çok meşhur. Onları kullandım Keltman'da.
Bana hiç iyi gelmedi. Bunda hiç o
jelin mide bulantısı falan olmadı.
Ve ben ne zaman yukarıda zorla olsa da jel yesem konuşmaya başlıyordum ve gözlerim açılıyordu.
Yani çok bariz bir şekilde vücudumun ihtiyacı vardı.
Peki kafeinli jel hiç kullandın mı?
Yok hiç kullanmadım hayır.
Zaten Prestige'in de öyle bir jel yok.
Tamamen onun kendi jelini ve barını kullandım.
Koşuda da bar çok iyi geldi.
Çünkü o jeli artık istemiyor vücut.
Barda normalde böyle iki lokma da yediğim bir şey artık o kadar zorlanıyordum ki onu böyle 12 lokma da falan yiyordum.
Küçük küçük kırıp hani normalde iki ısırıkta yediğiniz şeyi o şekilde de olsa zorla götürdüm.
İşte kola ara ara bulabildiğim yerlerde içtim.
Yani dediğim gibi strateji bir yerden sonra yok olup gidiyor.
Tamamen mert hep şey derdi bu uzun yarışlar yeme yarışı aslında derdi.
Gerçekten öyle iyi yiyebilen gidiyor.
Yani yiyemeyen de kıvranıyor şeklinde götürdük yani.
kolay değil çünkü. Yani ona
hep diyoruz ya işte bunu antrenmanda denemen
lazım da tamam da yani 19 saatlik bir
antrenmanın yok veya hani kaç saat?
5 saat 6 saat antrenman yapıyorsun en fazla
bisiklette. E orada her şey tamam.
Yani orada sorun yok.
Yiyebiliyorsun. İstediğin kadar ye. Ama işte
böyle 8 saatten 10 saatten sonra
başka şeyler oluyor vücutta.
Siz ne kadar zorlarsanız zorlayın
kolay değil yani yemek. Benim için en azından öyle.
Orası hep bir bilinmezlik içeriyor değil mi?
Ne kadar? Orası bir evet. Orası
böyle karanlık bir mağara gibi.
bazen kandırabiliyorsun, bazen kandıramıyorsun.
Bazen istiyor, bazen istemiyor.
Ama ben öyle hiçbir şey yaşamadım.
Yani bir kusma, böyle bulantım,
idam çok kötü olmadım. Sadece canım istemiyordu yani.
O kadar da olsun.
Evet yani
çünkü şey hani vücut dedim ya
orada beni en çok zorlayan irtifa ve
nabız oldu. Yani hani koşarken artık
şu göğsümün hani bu üst kısımları
acıyordu. Yani dinçere söylüyorum.
O diyor ki sürekli sakin ol. Hani bu
irtifadan yapacak bir şey yok. Kabullen.
devam et. Böyle gitti yani yarış.
Çünkü hem hava hem irtifa
buradaki en zor şeydi. Evet ya bizim gibi
deniz seviyesinde yaşayanlar için bu hep
bir halini kapalıyor.
Evet evet yani İskoçya'ya gittiğimizde
mesela İskoçya da deniz seviyesinde
bir yer. Hani tamam orada da dağ tırmandık.
Hiç böyle bir şey yaşamadım mesela ben.
Burada bambaşka bir şeydi. Yani o
dağdaki o nefes alamama
duygusu ilk defa yaşadığım
bir şeydi. En çok da bence o
zorladı. Yani Karadağ'a
gitmeyi düşünen varsa seneye yani bu yarışa
bu irtifa konusunu
ciddi anlamda çalışması gerekiyor.
Yani çünkü şey bir konu.
Kritik bir konu. Hani nabzınız
10-15 basamak yukarıda normalinden.
Her zaman. Yani yürürken bile öyle.
Hele bir de o dağa girdiği zaman
iş başka bir yere gidiyor. Ama dediğim gibi
yani çok güzel bir tecrübe.
Sırf o fotoğraflar için, o manzaraları
görmek için bile gidilmesi gereken bir yer.
Hatta biz şunu konuştuk. Ya hani buraya
normal zamanda da gelelim. Hani bu
vize işi olmazsa gitmek çok
kolay çünkü. Bir uçağa binip patlaya gidiyorsunuz.
Ve ucuz da bir ülke. Gelelim buraya bisiklet
kampı yapalım diye bile düşündük yani. Çünkü
çok güzel bir yer. Kayak merkezi. Küçücük bir köy.
Uzabliyak dediğim yer. Yani
böyle Norseman Norseman takılmış
durumdayız ama hani
başka güzel yarışlarda var
daha kolay gidilebilen. Hani herkes
Norseman'i biliyor. Yani bugün mesela
bana mesela şey diyen insan var. Ya
işte sen Norseman mı yapmıştın? Hayır
ben Norseman yapmadım. Keltman yaptım. O ne?
Şimdi bir de onu anlatıyorum.
O da öyle bir şey ama işte öyle değil.
O Norveç'te bu İskoçya'da şeklinde.
Aslında bunun gibi bir sürü yarış var yani ekstrem triathlonlar olarak.
Sayfasına girip hani bilgi alabilir herkes.
Kolay gidilebilenleri var, kolay çıkanları var.
Norseman bu işin şeyi, nasıl diyeyim vitrini aslında.
Altta çok daha güzel yarışlar var eminim.
Bu bölümde bence yani ekstrem triathlon düşünen biri için çok faydalı bir bölüm olduğunu düşünüyorum.
Ya evet hani umarım biraz ışık tutmuşumdur.
Anlatacak çok şey var.
Bir de böyle anlatması da çok kolay değil.
Yani biz bunu hep konuştuk.
Celtman'da Mert'le konuştuk.
Burada Dinçer'le konuştuk.
Yani burayı görmeyen bir insana bunu hani fotoğraf ve video ile anlatmak çok kolay değil.
Hani şimdi ben bir video paylaştım.
Evet orada bir tele tutunarak çıkıyorum ama oradaki o aşağının görüntüsü hiç belli olmuyor.
Yani hani biz orada Dinçer'le bile ilk defa o önümüzde giden ekibi gördüğümüz zaman yani bir küfrettik.
Yani eyvah dedik ya ne yapacağız?
Çünkü hani öyle bir şey beklemiyorsun öyle bir şey geleceğini.
O kadar dik olabileceğini tahmin edemiyorsun.
Ve ben de anlatamıyorum belki.
Hani görmeden şey yapamaz kimse.
Yani anlayamaz yaşadıklarımızı.
Ama umarım biraz ışık tutmuşumdur.
Hani videolarda, fotoğraflarda, yarış sitesinde bunları hiç göstermiyorlar haliyle korkutmamak için.
yani İskoçya'ya ve
Kanada'ya gitmek isteyen olursa
ben her zaman her türlü
desteği veririm her türlü ışığı da
tutmaya hazırım tabii ki her zaman
yeter ki bizden giden olsun ve
oraları görsün oraya daha çok
Türk gitsin istiyorum yani
çok teşekkür ederiz yani bence çok
önemli bir başarı yani bu
hani anlattıklarını her ne kadar
anlatamam desen bile yani biz senle
bir nebze olsun yaşadık yani bunları
şu anda bizim bile kanımız kaynadı
Yani inşallah başkalarına da ışık olur bu anlattıkların.
Yani hem ayağına sağlık hem ağzına sağlık.
Çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim davetiniz için.
Başta söylediğim gibi ben de özlemişim böyle bir şeyler anlatmayı, yaşadıklarımı anlatmayı.
Sizin de umarım podcast hayatınız güzel devam eder.
Türkiye'de dediğim gibi zor bir şey.
Sürekliliği kolay değil, motive kalmak kolay değil.
Ama böyle işte konuklarla vesaire siz de elinizden geldiği kadar insanlara ışık tutmaya çalışıyorsunuz.
Umarım güzel gider her şey.
Ben de güzel bir bölüm yapabildiysek ne mutlu bağlı.
Ben dileklerin için teşekkür ederiz.
Yani ileride de bu yarışlara katıldığında da tekrar seni konuk almak, yani hikayeleri tekrar yaşayarak paylaşmak çok isteriz.
Seve seve, tabii ki.
Bu arada Can Özbek Instagram hesabını da takip edebilirsiniz.
Orada da paylaşımlar yapmaya devam ediyor.
Bu hani anlattığımız şeyleri görsel olarak, video olarak ve fotoğraf olarak görmek de hani kafada canlandırma açısından bayağı faydalı oluyor.
Buradan onu da hatırlatmış olalım.
Teşekkür ederim. Ben artık çok fazla paylaşım yapmayacağım.
Özel isteyen olursa paylaşacağım çünkü artık şey oldum biraz rahatsız oldum ya hani başka bir şey yokmuş gibi.
Ama çok medya var tabii yani çünkü dedim ya inanılmaz manzaralar var.
Ve biz sürekli yarış haricinde de elimizde böyle makinayla şuraya bak, şuraya bak, şu dağa bak şeklinde gezdiğimiz için çok medya var.
İsteyen olursa tabii ki paylaşırım, ederim.
Ama daha fazla insanları buna boğulmamak için biraz da düşünüyorum.
Aynen, bence kim ekstra atıcı yaptım ben bir kere yapsam bir sene.
Sanırım bunu yani.
Lütfen onu düşün.
Yani biz mesela hiç sıkılmıyoruz.
Zaten yeni video hikaye geldi falan deyip heyecanla yani.
Teşekkür ederim.
Şimdi sen destekçinle birlikte çok uzun bir yol aldığı için muhtemelen oradandı değil mi?
Bir sürü fotoğraf ve video ekstra çekme şansınız olmuştur.
O yüzden güzel kalabalık bir arşivin olmuş yani.
Paylaş bekliyoruz.
Var var.
Şey Dinçer bana bir yerde şunu dedi ilk tırmanışa gelirken.
Şimdi ben önden yürüyorum.
O da çok kısa bir anekdot onu da anlatayım kapatmadan önce.
Ben böyle yalpalıyorum artık hani zaten oksijen kalmamış.
Hani böyle saçma sapan gidiyorum.
Abi dedim benim bunun fotoğrafını çekmem lazım yani.
Bunu göstermemiz lazım.
Dinçer bana arkadan şöyle dedi videolardan birine bak sen bir şey çekme önüne bak ben çekerim.
Çünkü ben onu da çekersem uçurumdan aşağı gideceğim muhtemelen zaten.
Sektimde böyle komik komik şeylerimiz var yani.
O da bayağı konsantre olmuş yani bu yarışı sana bitirtecek.
Yok tabii o gerçek bir support oldu ona da yani buradan tekrar çok teşekkür ediyorum.
Tüm ekibe ediyorum yani çünkü gerçekten şimdi başta da dedim çok önemli.
Yani yarışı bitirtiren bana Dinçer ve Ülkü aslında.
Yani onların desteği olmasa ben bırakmaya çok hazırdım.
Bırakmaya çok hazırdım.
Sadece onlar sayesinde finish'e geldim yani.
Hani mesela gece giderken gelen bir telefon hani ne yapıyorsun iyi misin bile beni orada bir karanlık tünelden çıkarmaya yeten bir andı.
Dinçer zaten hep yanımdaydı koşu boyunca.
Dolayısıyla şu an biz üçümüzün arasında çok acayip bir bağ var.
Yani dışarıdan bakınca tek kişilik gibi gözükse de aslında gerçek bir ekip işi diyorsun.
Kesinlikle öyle.
Şimdi 300 aşırı olarak 2027 planları yapılıyor.
Bakalım ne çıkacak göreceğiz.
Peki tekrardan katıldığın için çok teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.
Yine takipte olacağız önümüzdeki yarışlar içinde.
Tamamdır.
Evet bu bölümümüzün de sonuna geldik.
Bizleri Spotify ve Apple Podcast'tan takip edebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın sporla kalın
Görüşmek üzere
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
