
2:12 Maratonun Hikayesi: Sporculuk, Antrenörlük ve Yalnız Kamplar (Konuk: Mestan Turhan) | Part 2
2 Kasım 2026 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Mestan Turhan ile sohbetimizin ikinci bölümünde kaldığımız yerden devam ediyoruz.
İstanbul Maratonu’ndan Valencia’da koştuğu 2:12:59’luk kişisel rekor derecesine, Erzurum’da tek başına geçirdiği zorlu kamp döneminden olimpiyat barajı için verdiği mücadeledeye kadar performans sporculuğunun perde arkasını konuşuyoruz.
Mestan Turhan’ın profesyonel koşuculuktan antrenörlüğe geçiş sürecini, MG Atletizm SK’nın büyümesini, yüksek antrenman hacimlerini, yaşadığı sakatlıkları ve yıllar sonra yeniden kendi performansına odaklanma kararını dinliyoruz.
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
İletişim için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) – İstanbul Maratonu, Maddi Mücadele ve Evlilik Süreci
(03:25) – Performans Sporundan Antrenörlüğe Geçiş
(06:47) – Sporculuk ve Antrenörlüğü Birlikte Yürütmek
(08:13) – MG Atletizm SK’nın Büyüme Süreci ve Takım Kültürü
(14:09) – Valencia Maratonu ve 2:12:59’luk Kişisel Rekor
(18:03) – Valencia’da Düşüş, Kramplar ve Olimpiyat Barajı Mücadelesi
(23:17) – Performans Sporunu Bırakma Kararı
(26:18) – Erzurum Kampı ve Olimpiyat Seviyesinde Antrenmanlar
(27:50) – 29 dk 10k Dereceleri ve Haftalık 200 km Antrenman Hacmi
(29:50) – Sakatlıklar ve Sakatlıklarla Mücadele
(33:03) – Yeniden Performansa Dönüş ve 2026 Hedefleri
Transkript
Mestan Turhan ile sohbetimizin ikinci bölümünde kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Peki Mestan Hocam şimdi olimpik kadroya girdin, maaş bağlandı, Gamze Hoca ile evlilik planları var. Ondan sonrası nasıl devam etti?
3 bin lira bağlanmıştı biliyorsunuz ama tabii bu 3 bin lira evlilik için ne kadar, evlenmek için ne kadar yeterli bunu bir tartışmamız gerekiyor o dönem için.
Ama tabii bana ilaç gibi gelmişti ve o parayla birçok giderimi karşılıyordum ve evlilik içinde böyle ufak tefek hazırlıklarımız başlamıştı.
2022 yılında evlendik ama tabii sıfırdan gerçekten bir evlilik kurmaya çalıştım ve ailevi konulara girmek istemiyorum.
Çünkü ama şunu söyleyebilirim, kendim evlendim ve böyle bir süreç.
O para tabii yetmeyecekti ve bir maraton daha koşmam gerekiyordu.
Bu maratonda paralı olması lazımdı ve elimin altında bir maraton var.
İstanbul Maratonu. İstanbul Maratonu
deneyimim olacaktı ama ki
19'a güveniyordum ve
burada da çok iyi koşup
bütün Türklere geçip Türk
kategorisindeki parayı o zaman
50 bin liraydı. Tam da şansımıza
o sene işte dolar muhabbeti
işte biz dolara karşıyız gibi
bir şey vardı. 50 bin
doları 50 bin TL yapmışlardı.
Yabancılar ama 50 bin
dolar devam ediyor. Tamam ya
50 bin TL'ye de okeyim ben ve
Ve sonrasında ama yabancılarda da şöyle bir kendimi ilk sekize atarsam oradan da bir 2-3 bin dolar alırım.
Çarpıyorum şimdi TL ile.
Oturuyorum her akşam antrenmandan sonra.
Doları çarpıyorum.
50 bin lirayı kazanırım diye plan yapıyorum.
Buzdolabı, çamaşır makinesi falan.
Çıkıyor onlar sanki.
Onları almıştım çok önceden.
Ve biraz param var.
Onları alıp depoya koymuştum.
Sonrasında da dedim ki ben bu parayı kazanırsam rahat rahat evlenirim.
Evlendikten sonra da para kazanmaya devam ederiz.
Ama tabii yine planlar tutmadı.
O sene Türkler çok iyi koştular.
Normalde 2.20, 2.23, 2.21 ile kazanılan Türk kategorisi bu sene 2.12'lerle mi 2.13'lerle kazanıldı.
Ben 2.16.30 koşmam yetmedi.
Yani bu 2.16.30 bir hatırlayalım önceki olimpiyat barajıydı.
2.16.31 mi ne öyle bir şey koştum.
Ama benim dördüncü oldum Türklerde.
Ve o zaman 15.000 lira aldım.
Tabii 15 bin lira da bizim için çok güzel bir paraydı ama 50 bin lira kadar değil.
Motosiklet kadar.
Aynen doğru. Motorumu geri satın aldım bu arada.
Yani kazandım motorumu ama tabii evlenmek gerçekten Türkiye'de çok zor.
Ve Allah yeni evleneceklere, gençlere kolaylıklar versin.
Çünkü başka kimse vermiyor. Gelirse Allah'tan gelir.
Veya sabırlı olsunlar, çok çalışsınlar ve paralarını kazanıp evlensinler inşallah diyorum.
O dönem işte biraz 2021'e denk geliyor sanırım.
Çünkü o parayı kazandıktan sonra 2022'de biz Mart ayında evlendik.
Yetmiş miydi, yetmemiş miydi ama evlenmiştik sonuçta.
O yüzden hani şükrediyorum.
Evlilik benim için apayrı bir hikaye.
Çünkü hep dışarıdaydım.
Yerleşik hayata geçtiğim dönemdir.
Hayatım boyunca gerçekten öyle.
Kışın işte Afrika'ya gitmeye başlamıştım.
Yazın Erzurum, ondan sonra farklı farklı bol kamp yerlerinde kamplar yapıyordum.
Ama işte İstanbul'a geçtiğimizde artık İstanbul'da yaşamam, para kazanmam, geçindirmem gereken bir eşim ve evim var, kiram var.
Yani sorumluluklar artmıştı açıkçası.
Ya koşacaktım ya da çalışmam gerekiyordu.
Zaten antrenörlük kariyerimiz başlamıştı çok öncesinde.
Milit takım seviyesine sporcular yetiştirdik.
Biz gençlerle çalışmaya başladık.
Sonra ufak ufak amatör koşucularla ücretli çalıştırdığımız bir süreç başladı.
MC Atletism Spor Kulübü'nün kuruluşuna geliyoruz sanırım.
Tabi öncesi var.
2016 gibi, 2017 gibi kuruldu MC Atletism Spor Kulübü.
Ama ilk koşucularımız bize 2020 gibi geldiler.
Amatör koşuculardan bahsediyorum.
O zamana kadar işte olimpik kadrodan paralar, yarışmalardan kazandığımız paralar ile geçinmeye çalışıyorduk.
Ama gerçekten Türkiye'de performans koşucusu olmak, milli koşucu olmak çok fakir bir spor durumu var.
Yani asla bu ülkede maddi, manevi bir değerin yok. Yani bunun aksini kimse söyleyemez. Ben bunun içinden geliyorum. Bunu yaşayarak geldim. Bugün gözlemlediğim kadarıyla işte 10 yıl önce ne varsa bugün yaşayan, bunu sürdürmeye çalışan gençler aynı problemlerle karşılaşıyorlar.
Ben zaman zaman sahada onları görüyorum, sohbet ediyorum ve bir dokunuyorum, bin aha işitiyorum.
Bu tabii benim canımı yakıyor çünkü duygum var ve çok üzülüyorum onlar için.
Farklı yollardan da hani para kazanıp aynı zamanda koşmak üzerine çalışmalar yapmaları yönünde yönlendirmeler yapmaya çalışıyorum.
Ama tabii bu bir anda olabilecek bir iş değil.
İşte biz bugünlere 10 yılda falan geldik.
Hani antrenörlükten bahsediyorum.
Milli takım sporcular yetiştirdik.
Amatör koşucular da başarıları elde ettik.
sıfırdan başlayıp çok güzel kendini geliştirip belirli seviyelere geldikleri için çok güzel
referanslar elde ettik ve camia içerisinde kendimize küçük adımlarla, sağlam adımlarla
ilerleyerek çok büyük ve güzel bir takım kurduk.
Bugün de geldiğimiz seviye tabii o günlerde hem milli takıma yetiştirdiğimiz gençler
hem kendi performansımız ben 7-8 yıldır kendi antrenörlüğüm yapıyorum Gamze'nin
destekleriyle sporcularımızı hem milli takım seviyesindeki sporcularımızı hem
Ama amatör seviyesindeki koşucularımızı yetiştirerek çok güzel bir antrenörlük kariyeri de çizdik.
Tıpkı sporcu kariyerimiz olduğu gibi.
Çok emek, çok çaba, çok sabır var burada.
Ve gerçekten sıkı bir vizyon var.
Ve bu vizyonu geliştirmek, iyileştirmek, yetiştirmek için sürekli üstünde çalışıyoruz.
Sürekli düşünüyoruz.
Ve ben çok düşünen bir adamım.
Bazen sadece düşünüyorum ve neler yapabilirim.
Çünkü yetinmek benim için çok böyle kolay değil.
Bu karakterim buna müsaade etmiyor her şeyden önce.
Yani 2.19 koştum. Bundan daha iyisini yapmam lazım. 2.16.30. 2.16.30 koştum ama daha iyisini istiyorum. Ve bir sonraki olimpiyata hazırlanmak için tekrar bir kamp süreci. Ama işte Erzurum'a gidiyorsun tek başına.
Yani benim kendi adıma düşündüğüm zaman bugün şey diyorum hani aynı şeyi yapar mıydım?
Bence daha iyisini bile yapardım.
Çünkü o gün yaşadıklarım, zorluklarım, yalnızlıklarım, parasızlıklarım bunların hepsi bugün benim kariyerimi, karakterimi, duruşumu, bir bütün özelliklerimi bütünleyen, harmanlayan, yoğuran şeyler oldu.
Bugün aslında hani aynısını yapar mıyım diyorum ama daha yeni Erzurum kampımdan geldim.
Ve aynı kişi olduğumu görüyorum.
Yani 20 yaşındaki mesdan neyse şu anda 32 yaşındaki mesdan da öyle.
O yüzden hani şartlar ne olursa olsun karakterimizden ödün vermeden,
hedeflerimizden, hayallerimizden ödün vermeden çalışmaya devam ediyoruz.
Çok güzel. Peki MC Adletizm Spor Kulübü resmi olarak kurulduktan sonra
şimdi hani öğrenci sayısı da arttı vesaire.
Ondan sonra hani senin kendi antrenmanlarınla artık antrenörlüğün biraz daha yoğun bir döneme girmesi nasıl oldu?
İkisi bir arada mesela senin performansını etkiledi mi?
sonraki maraton hazırlıkların nasıl geçti o süreçte?
En son profesyonel olarak yine antrenörlük yapıyordum bu arada.
Çok değerli sporcularım da vardı.
Yetiştirdiğimiz sıfırdan alıp milli takıma kazandırdığımız Gamze ile beraber.
Ama tabii profesyonel olarak performans sporcusuyum dediğim son yarışmam İstanbul Maratonu.
2.16.30 koştum.
Sonra Valencia'ya 2.12.59 koştum yanlış olmasın.
Sonrasında ama o zaman daha sıkı çalışmaya başlamıştım.
Yine amatör koşucularım var. Bir sürü ilgilenmem gereken iş var.
Büyütmem gereken bir iş var her şeyden önce.
Ve bu benim için büyük bir sorumluluk ve kafa yormam gereken bir iş.
Yani sadece sporcuyum diyemiyordum.
Tabii o dönem Valencia için Erzurum'da 5 ay kaldım.
Ama bir aklım burada. Geliyorum, gidiyorum sürekli olarak.
En son 2.12.59 koştum.
Maratonu ve dedim ya Türkiye'de bunun bir karşılığının olmadığını görünce
dedim ki ben performans sporunu bırakıyorum.
Yani faal olarak bırakmadım, aktif olarak koşu hayatıma devam ettim ama antrenörlüğe daha çok evrildim ve zaten öncesinde böyle bir güzel işler yapmıştık.
Ufak ufak ismimizi de antrenörlük anlamında duyurmuştuk.
2020'de ise artık amatör koşucularla ilgili daha net çalışmalar yapıp işte hem sosyal medyada hem sahada işler üretip MC'yi büyütebilir miyiz bunun üzerinde çalıştık.
Tabii zaman içerisinde biz şunu gördük. Biz bundan önce MG Running Team'dik, koşu takımı. Sonra dedik ki biz sadece koşu yapmıyoruz. Biz insanların atletik performansını geliştiriyoruz. Koordinasyonlarını, esnekliklerini, kuvvetlerini, hızlarını ve hani bir insanın ihtiyaç duyduğu atletizm neyse biz koşudan daha fazlasını yapıyoruz ve takımımızın adını değiştirelim. MG Atletik Spor Kulübü yapalım dedik.
Tam anlamıyla insanların atletizmini geliştirmek üzerine aslında yoğunlaştık. Koşu evet ana temada çünkü insanlar burada koşullarını geliştirmek için geliyorlar ama sağlam ve sağlıklı bir koşucu olmak için önce temel çalışmaların bizim için çok önemli olduğunu çok önceden farkındaydık ve uygulamaya da soktuk.
Sonrasında takımımızın adını da çalışmalarını da amatör koşucularımıza zamanla ufak ufak işledik ve bunu inandırdık.
Ve inandırdığımız gibi de çok başarılı olduk.
İnsanlar da gerçekten evet burada farklı bir şey var.
Profesyonel ve amatör koşucuları da her seviyeden koşucuyu geliştirecek, yetiştirecek çalışmalar içeriği var.
Evet sosyal medyada vardık ama sosyal medya bizim gerçekten şu camiye içerisinde en zayıf olduğumuz konu olabilir.
Performans tarafında varız, insan yetiştirme tarafında varız.
Ama şöyle bir şey oldu.
İnsanlar insanlara dediler ki burada böyle bir şey var.
Bu çocuklar çok güzel iş yapıyorlar.
Ve bize gelen sporcuların çoğunluğu belki de %80-90 oranında referansla gelirler.
Evet bu arada belirtelim biz de bir yılın üzerinde MCI Atleti Sim Spor Kulübü'nde birlikte çalıştık.
Yakın bir zaman önce ayrılma kararı aldık.
Hem biraz mesafeden hem de triathlonla ilgili bazı hedeflerimizden dolayı.
Ama orada gerçekten çok güzel bir ortam var. Çok güzel arkadaşlıklar kurduk. Buradan oradaki bütün arkadaşlarımıza da selamlar olsun.
Performans ya da çalışma şeyimiz ayrılmış olsa da ben her zaman size de söyledim. Kapımız size açık ve ne zaman istiyorsanız antrenmanlarımıza, takım yarışmalarımıza katılabilirsiniz.
Bizim için gerçekten çok seçerek, çok değerli insanlarla bir arada olmak ve bu değeri korumak Gamze Hocam'la beraber bugüne kadar hayatımızın bu aşamasına kadar başardığımız en büyük başarılardan bir tanesi diyebilirim.
Evet işte koştuk Kenya'larda, Etopya'larda uçtuk kaçtık ama bu kadar değerli statü olarak, sosyoekonomik olarak belki işte eğitim seviyesi, hayata bakış açısı, dünyaya bakış açısı bakımında kendini geliştirmiş insanların burada kendilerine yer bulması ve kendilerine ait hissediyor olmaları bir noktada bizim sağladığımız güven ve huzur ortamıyla bunun sağlanıyor olması bizim için çok büyük bir başarı.
Çünkü burada size daha önce de söyledim.
Rol yapamazsın, herhangi bir hesap veremeyeceğin iş yapamazsın.
Çünkü insanlar çok akıllılar, çok zekiler burada ve çalışma sistemine henüz gelmedik.
Çalışma sisteminden de başarılar elde ettiklerini gördüklerinde hem güven ortamı, huzur ortamı, aynı zamanda performans gelişiminin bir arada olması.
İnsanlar şunu dediler, evet ya burası.
Ve çok uzun zamandır çalıştığımız hem başlangıç seviyesinde hem de işte 20 yıldır koşan Cünet Bakır biliyorsunuz.
20 yıldır koşuyor ve burada kendini yer bulduk.
Burada kendini mutlu hissediyor.
Aynı şekilde takım içerisinde 10-15 yıllık koşucular var.
Birçok zamanlar koştular ama bugün biz de koştuklarında çok daha mutlu olduklarını...
Ya bir noktada şeyinle farkındayız biz hani antrenör olarak.
Ve sonuçta bu profesyonel bir iş.
İnsanlar kendileri de pek tabii koşabilirler.
Yani birçok antrenman, birçok metot aslında genel geçer.
Herkesin bildiği şeyler ama insanların doğru yönlendirme, doğru zamanda doğru yerde yaptığı çalışmalar ve aynı zamanda her zaman şunu belirtiyorum.
Kendine ait hissettiği bir yer, güvenli, huzurlu hissettiği bir yer.
İnsanlar şöyle yaptılar.
Önce kendileri geldiler.
Sonra eşlerini.
Sonra çocuklarını da getirdiler.
Tam aile ortamı.
Ben bu arada bu kelimeyi kullanmaktan gerçekten çok korkuyorum.
Çünkü aile dediğin şey hani birbirini kırmaktan biraz çekinir ve şey yapar.
Burada benim için konu buraya nasıl geldi bilmiyorum.
Sevilmek, sevilmek veya kendimi sevdirmek, sevilmek benim için çok büyük bir sorumluluk.
Ya onun karşılığını veremezsem?
Ya işte beni çok seven birine sevgisini boşa çıkarırsam?
Bundan çok korkuyorum.
Gerçekten korkuyorum.
Ama ben bu durumda şöyle yapıyorum.
Olduğum gibi davranıyorum.
Ve insanlar da yani bazen hani biliyorum beni sert mizahçıla biri olarak tanımlıyorlar ama şey biliyorlar.
Meslen bunu da yapmaz ya da şunu yapmaz ya da bunu.
Bu adam böyle.
Bunu çok seviyorum ama bunu korumaya çalışıyorum.
Benim için bu çok önemli.
Takımdaki değerli insanların oluşturduğu bu topluluk diyebiliriz.
Çok mutlu ve iyi hissediyor kendini.
Aynı zamanda performans kısmında da insanların kendilerini geliştiriyor olması bizim için doğru yoldayız dediğimiz süreç içerisindeyiz MG için.
Bugün baktığınız zaman gerçekten Türkiye'de çok yeri olan her yarışmaya biz hadi arkadaşlar gidiyoruz elimizde 40 kişiyle gidiyoruz en az.
Biz zorlasak 50 kişiyle de gideriz.
Ama işte insanlar istedikleri yarışmalara gelebiliyorlar.
En son Kapadokya'ya koştuk bilirsiniz.
Kırk sporcu ile oradaydık ve performans kısmında istediğini alanlar oldu.
İstediğini tam olarak hazır olmasına rağmen yansıtamayanlar oldu.
Eksikleri olup ama keyif almaya gelenleri de oldu.
Bu bütünüyle kontrol altında tutabildiğinde ve sürdürülebilir kıldığında
koşamadığı zaman bile kendine inanıyorsa, güveniyorsa mutlaka
günün sonunda koşabileceğine inanıyor ve burada mutlu bir şekilde kariyerine devam edebiliyor.
Evet çok güzel açıkladın hocam.
Bu arada ben şeyden bahsetmek istiyorum. Şu 2.12'yi biraz hızlı geçtik sanki.
Çünkü senin kariyerinin en iyi maraton koşusu değil mi 2.12?
Evet doğru.
Peki biraz ondan bahsedebilir miyiz? Yani orada zirve zamanı diyebiliriz o zaman.
En iyi maraton koştuğun dönem, o yarış. Yani nasıldı hazırlık ve sonrası ve olimpiyat mesela barajı yine kaçtı o zamanlar?
Ya bir de şey ben anladığım kadarıyla bu 2.12'de 35'te süreçmişsin.
Evet.
Tamam ben. Evet 2.12'yi bize bir anlat.
Şimdi 2.12 anlatayım.
Tabii bu benim için son olimpiyat sporcusu olmak için deneme yaptığım yarışmaydı.
O zaman 2.11.30 idi maraton olimpiyat barajı.
Ben ilk yarıyı 2.04 küsür geçtim.
Yani 2.10'un altında koşabiliyorum gibi görünüyordum.
Ama öncesi var tabii.
Ben 5 ay Erzurum'da tek başıma kamp yaptım.
Evlilik süreci var.
5 ay.
Param yok.
Pandemi sürecindeyiz.
Ve bu yarışmaya sadece elit koşucular katılabiliyor.
Sanırım 120 kişi gibi bir sayıya katılmıştık.
Ben de onlardan bir tanesiydim.
Erzurum'da 2 ay milli takım kampında kaldım.
Sonra pandemi nedeniyle herkes covid.
Bir gün bir bakıyoruz birini diğerini yatırıyorlar.
Odadan çıkma yasağı falan.
Dedik ki kampı dağıtalım o zaman.
Ve kampı dağıtmışlardı.
Ben de dedim ki eve gideceğime yurda yerleşeyim, yurtta kalayım.
Ekonomik olarak da uygun ve 3 aylık bir süreç otelde kalmam mümkün değil. Yurtta kaldım tek başıma ve 5 aylık bir antrenman süreci geçirdim. O zaman işte Valencia yine Aralık'ın ilk haftası düzenleniyor. Tam böyle Erzurum'a kar düşmeye başladı. Karda koşuyorum.
Bazen gerçekten çok kolay, hiç kolay değil ve tek başına antrenman yapıyorsun.
Sınırlık, gelirim var.
Olimpik kadrodan bahsediyorum.
3 bin lira, onu unutmayalım.
Ondan sonra ve işte bazen koşarken gerçekten gözlerim doluyor, gözyaşlarım akıyor falan.
Ama dayanmam gereken bir süreç var aynı zamanda.
2.11.30'un altını koşacağım ve bu hep önümde kalıyor.
Bu yara hatırlıyorsunuz motivasyon mu, disiplin mi?
Ciddi bir tartışmıştık.
Ve burada benim motivasyonumu aynı zamanda disiplinimi orada diri tutan şey olimpiyat barajını geçmekti.
Maalesef yine geçemedim.
Ama tabii o 5 aylık süreçte hayatımın en uzun ayları diyebilirim.
Çok verimli antrenmanlar yaptım.
Çok ciddi kendimi antrene ettim.
O zaman kendi antrenörlüğümü yapıyordum yine.
Bu arada kendi antrenörlüğünü yapmak işte en zoru ve tavsiye etmediğimiz, önermediğimiz bir şey.
Ki 11.30 hedefiyle gidip 2.12.59 koştum.
İlk yarıyı 64 geçtim.
Bu arada hani 64 geçmek için 2.55-3 pace arası gitmen gerekiyor.
Bunların antrenmanını yapmıştım ben.
Kendime de güveniyordum.
Tabii ama yine orada bir 30. kilometrede 2 hamstringde kramp hissettim.
Düsseldorf gibi glikojen depolarım boş kalmamıştı.
Elektrolik depolarım aynı şekilde iyiydi.
Ama o yüksek şiddet bana kramp olarak döndü.
Kasıntı.
Sonra işte durdum, streç yaptım, tekrar koşmaya başladım ama tempomu bayağı kaybettim.
Ve 3.16, 3.18 pace'lerle ilerleyip en kötü 3.20 yine ama kurtarmıyor tabii.
Son 12 kilometreye epey yavaşlayıp 2.12 ile bitirmiştim.
O gün dedim ki tamam yani olmuyorsa artık performansı bırakalım ve işimize dönelim.
Baraj kaçtı orada?
2.11.30
2.11.30
Evet 2.12.59 konuştum.
Peki beslenme nasıldı orada?
Saat başı kaç?
Daha bilinçliydim.
Hesaplara çok giremedim.
Onu hatırlayamam.
Ama hesaplı bir şekilde içeceklerimi, jellerimi ayarladığımı hatırlıyorum.
Ve çok daha bilinçli olduğumu hatırlıyorum.
Tabii çok uzun zaman oldu.
6 yıl oldu.
7. yıl olacak neredeyse.
Daha planlı olmama rağmen.
Bu hava sıcaktı bu arada.
O sene Valencia'da.
16. kilometrede düşmüştüm.
Ve hani bazı şeyler sanki oraya ulaşmamı engelliyordu bilmiyorum.
Ama işte 16. kilometre düştüm.
Dizim, dirseğim kanadı.
Şimdi koşamayacak mıyım şeyi vardı.
Dizimi yere çarptım kalktım.
İlk 100 metre sekerek koştum.
Böyle canım acıyor çünkü ve dizimi bükemiyorum.
Acaba bırakacak mıyım?
Devam edebilecek miyim?
Onu da baskısı stresi de benim için o yarışmada apayrıydı.
O yolu hiç unutmadım.
Geçen en son Valencia'ya gittiğimde orayı görebilecek miyim diye.
Baktım ama hatırlayamadım tabii.
Dar bir yol. Grup içerisinde 50 kişiyiz. Bir anda bir aksiyon, bir felaket gibi bir şey. Önümde birileri düştü. Ben takıldım, uçtum. Hani eski engelciyim bu arada. Engelden dünya şampiyonasında Regona gitmiştim. Engel geçer gibi geçmeye çalıştım. Parmak ucum takıldı ve uçtum. Ama şırap şırap sesler geliyor tamam mı? Millet yere yapışıyor çünkü.
Ben de yani bilinçli yapmadım tabii ki.
Düştüm sol dizimin üstüne.
Dizimi yere vurdum.
Dirsemi yere vurdum.
Yuvarlandım ve kalktım devam ettim.
Yani çok ani bir şeydi.
Sonra şöyle arkama dönüp baktığımda 3-4 kişi yerde hala duruyorlardı.
Dedim ki iyi kurtardın ama hemen sonra 10 saniye sonra dizimin ağrıdığını hissettim.
Seke seke koşuyorum.
Acaba koşamayacak mıyım?
Yani o hissiyatı anlayabilir misiniz?
Yani bu oraya kadar 5 ay kamp yapmışsın.
2-55-3 pace koşuyorsun.
Ve düştün.
dizin ağrıyor. O dar
yol. Karşıda bir tane şey
var. Kilise sanırım. Kiliseyi
görüyorum ve diyorum ki oraya kadar dayan oğlum.
Oraya kadar dayan ve oraya kadar
dayanırsan belki geçecek gibi
hissediyorum. Gerçekten de geçti
sonra. Ve köşeyi sola
döndük. Ondan sonra tekrar
koşuya dönebildim. O zaman iki tur
üzerinden koşuyorduk. Unuttum
tabii ağrıyı. Artık diyorum ki
kontrollü ol. 2.55'leri görüyorum. 3
baselerde gidiyoruz. Grup böyle
çok dalgalı gidiyor. Grup yakalamıştım
orada da. Dedim ki kendi temponda git ama
bu dalgalı bize yaramaz.
Yavaşladım. Yarım ara tonu
64 geçtim. Çok iyiyim.
25'e kadar hiçbir şey hissetmiyorum
olumsuz. Diyorum ki tamam yani
başardın galiba. Tabii
25'den 30'a çok şey değişti.
30. kilometrede dediğim gibi o kramp
iki hamstringde birden kramp hissettim.
Aslında daha öncesinde hissettim. 28-29
kendi kendime konuşuyorum. Hayır diyorum
çok erken. Yani çok iyisin. Çok iyi hissediyorsun.
Tempo rahat. Ama bu kramp
nereden? Bir de kramp o
birden gelen bir şey değil hani o
ortamda. Öyle elektrik giriyor çıkıyor.
Tamam mı? Hissediyorum ama bunun adı
kramp ve daha büyüğü gelebilir.
Biraz temponu düşür böyle durumlarda.
Temponu düşür. Biraz daha
derin nefes al. Eksik bir
şey yaptın mı onu bir düşün. Jel
sıvı alımı bunları tekrar
bir gözden geçir. İlk
CP'de ilk kontrol noktasında
suyumu aldım. Jelimi içtim.
Ama tabii o kramp
durumundan kurtulamadım. 30'da
durdum. Bu arada tabii onun da
şeyi çok farklı. Çünkü önümde
bir sürü bırakan elit atlet var.
Bu bir olimpiyat barajı
geçme yarışması. 100 tane
120 tane atlet var ve herkes
maksimumda koşuyor. Herkes en
enesini koşuyor. Bir sürü bırakan
sporcu oldu. O zaman bizim
maraton rekortmeni, Kankigen, Özbilen,
Polat, Kenboy, Arkan, bunlar
Kenyalı devşirme atletlerimiz. Onlar
da yarışmayı bıraktılar. Görüyorum hepsini
sağda solda bırakıyorlar.
İşte bu gördüğüm şeyler arasında
30. kilometrede şey yaptığımda kramp girdiğinde bir ya Allah'ım ne olacak şimdi.
Yolu da görüyorum.
Yol uzunca bir yol orası genişçe.
Durdum streç yapıyorum.
Diyorum ki bu yarış bitecek.
Yani o krampı nasıl geçecek bilmiyorum ama devam et.
Bir adım, iki adım kramp hala var tabii.
2-3 adım tempomu düşürdüm.
3.20'lerdeyim.
3.18, 3.16.
Sonra 37'lere doğru, 38'lere doğru krampı bir azalttım gibi hissettim.
tekrar 3 onların altına indim ama
tabii olimpiyat barajı kaçtı.
Yarışı bitirdim. Yere kapaklandım.
Sanırım 5-10 dakika ağlamış
olabilirim. Sonra kaldırdılar beni.
Önce bir dokunmadılar. O da çok ilginç.
Kimse beni kaldırmadı gerçekten. Yani
orada hüngür hüngür ağladım ve finish
çizgisinde bıraktılar beni orada. Bence
bilerek bırakmış olabilirler. Şimdi boşalsın
demiş olabilir. Sonra geldiler.
Kaldılar beni. Yalnız gitmiştim bu yarışmaya
da tek başıma. Ama bunu
kendi paramla değil federasyonun destekleriyle
gitmiştim. Düsseldorf'a kendi paramla gittim.
Birçok yarışmaya da öyle.
Valencia'ya ama Fatih Çiftim
o zaman federasyon başkanıydı.
Fatih başkan dedim. Benim param bitti.
Yani yurtta da gerçekten söylüyorum
sıfır param.
Hiçbir gelir. Yani olimpik kadro
parası var ama onun geldiği gibi yurda
veriyorum. Dedim ki başkan para bitti.
Ben ne yapayım?
Ya ne yapacaksın bilmiyorum dedi bana.
Önce yurttayken.
Ne yapayım hocam dedim.
Koşayım mı bırakayım? Böyle bir diyalog
katılıp bırakırsan ona karışamam
gibi bir şey de söyledi. Sonra neyse
telefonu kapattık. Federasyondan
aradılar beni. O zaman Uğur
bizim menajerimizdi. Uğur aradı beni.
Dedi ki tamam Esnafın Yurdun parasını ödeyeceğiz.
Valensi paranı da ödeyeceğiz.
Git koş. Başkanla geldi konuşmuşlar.
Sonra işte orada o
yerde kaldıktan sonra
çok oda uzun bir süre gibi
geldi. Yani bunların hiçbiri unutulacak ve
hafızadan böyle bir anda
silebileceğimiz anlar değil. Kalktım
eve dönerken yani oğlum dedim
herhalde bu yapamıyorsun. Daha fazla
hani zorlamaya da gerek yok.
Şeyde ortada yani
2-12'de koşsan hayatında hiçbir şey
değişmiyor. 3 bin lirayla devam
ediyorsun. Tabii mesela olimpiyat
hedefi olduğu zaman işte yolda
koşayım, yolda bir 3-5 lira para
kazanayım. O riski almıyorsun.
Gelim 10 kilometre koşayım, yarım maraton
koşayım. Yok. Senin bir
antrenman programın var. Bu antrenman
programının dışına çıkamıyorsun. Aylarca
hiç paralı yarış koşmadan
sadece bir yarış için emek sarf ediyorsun.
Ek gelirde olmadığı için artık yani para musluğunun kesildiği hiçbir şeyimiz yok.
Ondan sonra dedim ki herhalde tamam performans sporunu biraz askıya alalım.
Zaten antrenörlükte şimdi ufak tefek bir yerde ediniyoruz.
İşte milli takım sporculuğu yetiştirdik, amatör koşucularımız var.
O zaman 10 tane falan koşucumuz var bu arada.
Ama çok faalim ve diyorum ki o dönem bizimle çalışan arkadaşlar hatırlayacaklardır.
Biz en iyisi olacağız diyorum her zaman.
Bize en iyisi olacağız göreceksiniz diyorum.
Ve bizimle çalışan çok az insan var.
Bir de genciz 30 yaşından küçük ve kendinden büyük insanlarla çalışacaksın 40-45.
Ve bu hedeflediğin kitle de öyle şey değil paralık çalıştıracaksın.
Doktor ne bileyim işte sabit olmak gerekirse parası olan insanlar olması gerekiyor.
Yoksa sen hani bedava iş yaparsan yine 3000 lira da yok artık bu arada olimpikatodan da çıkarıldık.
Ondan sonra dedim ki biz en iyisi olacağız.
En iyisi için çalışacağız.
Gamze ile hep buna inandık.
Tabi bak yine Gamze burada çünkü parasız erkeği sadece annesi sever derler ama Gamze gerçekten beni her zaman sevdi ve destekledi.
O günde paramız yokken de yanımızdaydı.
Bugün de son derece düzenli, son derece ne yaptığını bilerek yanımda.
Yani bugün param var mı diye sorarsan çok şükür diyebiliyorum ve hayatımı sürdürebilecek kadar iyiyim.
Gülün ağlıyor musun sen?
Ya öpeceğim.
Tcd'yi bana verecektiniz.
Çocukluğuma inerken böyle bir planımız vardı.
Çok duygusal bir yere doğru gidiyor gerçekten.
Çok detayları hatırlaman da mesela 6-7 yıl öncesinden bahsediyoruz.
36. kilometrede şu oldu, 37. kilometrede şu oldu.
An an hepsi hafızaya kazınmış.
Çünkü yaşadım ben onların hepsini derinden yaşadım.
Yani yaşadım derken felsefik olarak yaşadım.
Bir de Onur şimdi biz hobi olarak koşuyoruz.
Ayrı bir işimiz var.
Yani belki tek iş bu olunca ve hayatın buna bağlı olunca ve senin sorumluluğun başka insanları da etkileyince yani farklı bir sorumluluk ya gerçekten.
Bir kendini adamaktan bahsediyoruz ya.
Mesela düşünsene kalkıyorsun gidiyorsun 5 ay bir yurtta kalıp tek bir hayal için orada mücadele ediyorsun.
Sonra geldi hatırlamadı mı?
Tabii ki her saniyesini bile.
Çünkü sen o 5 ay boyunca her gün onu düşündün dedin duygulandım gözlerim doldu şöyle oldu böyle oldu.
Yani onu belki kafanda kaç kere gitmeden önce yaşadın?
Ya tabii mesela 5 ay deyip geçiyoruz.
Peki 5 ayda bir insan yalnız başına neler yaşayabilir?
Bunu bir düşünün lütfen.
Ve çifte antrenman yapıyoruz.
Sabah akşam antrenman var.
Bunu çok söyledim özür dilerim ama sınırlı param var.
Yani ona göre bak beslenmen, ergonojik desteğin, ayakkabın bunları bir gözden geçirmenizi istiyorum.
Ve Erzurum dediğim şey baştan bir başa 15 dakikada koşuyorum yani öyle söyleyeyim.
Orada hep aynı yerlerde koştum. Param olmamasına rağmen mesela orada bir arkadaşa bisikletle beni takip edip suyumu vermesi için 50 lira veriyordum. Çocukta ihtiyacı vardı demek ki ve geliyordu 50 lira için. Benimle 35-40 kilometre geldiğini biliyorum.
Ondan sonra ama sonuçta bir hedef var ve bu hedef doğrultusunda o günkü maddiyat neyse son derece maksimum seviyede harcanacak.
Çok Erzurum stadında tek başıma Atatürk Stadyumunda Kazım Karabekir'de tek başıma çok antrenman yaptım.
Yani bir de bu antrenmanlar bakın ne diyorum 2.55-3 pace koşabileceğim seviyede 2.11 hedefiyle yaptığım antrenmanlar.
Yani bir intervalim 25 kilometre sürüyordu. Bir uzunluğum çıkıp 40 kilometrelere kadar koştuğumu biliyorum.
Yani mesela bugün koşamadığım 10 kilometre sürelerine o zaman antrenmanda 29.45-29.50 koşuyordum.
Bu arada onu da merak ettim şimdi maratonda 2.55-3.50'lerle koşmaktan bahsediyorduk.
Senin en iyi 10K derecen kaçtı ve ne zamandı bu tarihlere yakın mıydı?
Ben gençken hızlı bir sporcuydum ve 29-30 civarında koştuğumu biliyorum.
10 kilometreye hiç hazırlanmadım ama 29 küsur koştuğumu biliyorum.
Ama bu bahsettiğim antrenmanda ben 29.45, 29.50 koşuyordum.
Şimdi bu dereceyle bugün İstanbul'da, Türkiye'de çok yarış kazanırsın.
Ama olimpiyat sporcusu olmak ne kadar zor bunu anlamanızı istiyorum.
Yani bu seviyeler bile yetmedi bana olimpiyat sporcusu olmak için.
2.55 koşmak ben 1000 metrelerimi klasik dünya standartlarında herkesin yaptığı dünya klasikleri arasında yer alan 1000 metrelerimi 15 tane 1 dakika arayla 2.40 pace ile yapıyordum.
2.40 yani şu anda bir tane yapmıyorum yapamıyorum belki de.
Çünkü o ciddi bir çalışma süreci, ciddi bir konsantrasyon, ciddi bir disiplin, harmanlanmış bir antrenman takibiyle düzenlenebilecek bir şey.
Şimdi ayda bir tane intervali ya yapıyorum ya yapmıyorum.
Bu da benim performansıma doğrudan yansıyor tabii ki. O zaman işte iki interval bir haftada artı uzun çifte antrenman. Yani ben şöyle söyleyeyim iki ay yani sekiz hafta her hafta 200 kilometrenin üstünde antrenman yaptığımı biliyorum.
170-160 kilometre benim için dinlenme haftası. Dedim ya size çok zeki veya çok yetenekli olduğumu asla düşünmüyorum. Ama ciddi bir çalışma azmi, ciddi bir disiplin, ciddi bir şeyim vardır. Bugün bunu anlamış olmanız lazım. Bir şey oraya koyduysam hiçbir şeyden kaçmadan, korkmadan sonuna kadar çalışmaktan, savaşmaktan, mücadele etmekten, şartlar ne olursa olsun çekinmediğimi artık anlamış olmanız lazım.
Evet kararlılık çok iyi bir şey.
İnanılmaz.
Adanmışlık yani aslında.
Tam kelime aslında odur adanmışlık.
Yani haftalarca 200 kilometrelik üstünde nasıl bir mental, nasıl bir vücut bunu kaldırabilir?
Anca bu adanmışlıkla ve çalışma aşkıyla bence tanımlanabilir.
Ben bir de şeyi merak ediyorum.
Şimdi bu kadar kilometreler, bu kadar yüksek tempo sakatlık olmuyor muydu yani?
Benim hayatımda belki de Allah'a binlerce şükürler olsun.
Sakatlık konusu benim için çok oldu tabii ki ama uzun sakatlıklar ve beni yoracak performansımı olumsuz etkileyebilecek sakatlıklarım olmadı.
Yani en fazla 2 haftalık sakatlıklar.
Sonrasında ama bu sakatlıkların çoğunluğunda kendim çözülmüş olman benim için apayrı bir eğitim süreciydi.
Çünkü Türkiye'de o bilir kişiye ulaşmak çok zor.
Belki günümüzde sayısı artmış olabilir.
Görüyorum sosyal medyada doktorlar var, fizyoterapistler var.
Tabii spor sektörü büyüyor, koşu sektörü büyüyor ve bugün iyileşmek için birçok yola başvurabiliyoruz.
Ama o gün şarkılar çok farklıydı gerçekten.
Yani mesela bir IT band sakatlığım için dizimin içine işte bilmem kaç milisantim neyse şey soktuklarını biliyorum.
İğne. Yeşil iğnenin ne kadar uzun ve kalın olduğunu biliyorsunuz.
Onu dizimin içine enjekte ediyorlardı.
Bu bir IT band sakatlığı.
Yani birine bunu yapman lazım.
Sonra ben kendim stretching ve foam roller.
Standart koşucu sakatlığı IT bandı.
Herkes en az bir kere yaşar.
Bire bir kendim stretching IT bandı yönelik artı foam roller çözüm budur.
Bize buz yapın diyorlardı doktor.
Ben sıcak yapıyordum.
Ya bu tendon.
Tendon gerildiği zaman buz istemez.
Sıcak ister.
Tabii yüksek kilometreler, şiddetler, kasları, tendonları, sinirleri geriyor.
Bunları açmak için her zaman soğuk yaramaz.
Beş sıcak, masaj, stretching, foam roller bunlar bizim için çok önemli.
O gün IT bandın, o gün dediğim de çok uzak bir tarih.
6-7 yıl öncesinden bahsediyorum.
Ama 6-7 yıl önceden bugüne koşu için çok şey değişti.
Yani çağa atladık resmen.
Hem işte koşu sektörü biliyorsunuz her geçen gün büyüyor Türkiye'de ve dünyada.
Önü alınamaz bir seviyeye geldi.
Tabii sektör büyüdükçe içerikte zenginleşiyor.
Buraya doktorların, fizyoterapistlerin, bilir kişilerin diyebileceğimiz insanların da ilgisi kayıyor.
Ve bugün hani iyileşmek için ulaşabileceğimiz yerler dediğim gibi artık farklı bir yerde.
Ama zaten bugüne kadar ben birçok sakatlamı çözdüğüm için çok şükür.
Ama tabii şeyi de söylemek lazım.
Bunlar geçici sakatlıklardı. Allah çaresiz dert vermesin ve böyle sakatlıklar da var. Tabii bu böyle dönemlerde de sabırlı olmak, geçiciye inanmak, gerekirse durmak çok önemli.
Ben mesela en son, şimdi bunu konuşuyoruz Allah korusun bir sakatlık yaşamadım.
6 yıl önce falan sakatlandım sanırım.
Ama 6 yıldır dediğim gibi performans sporu yapmasam da Türkiye standartlarında diyelim.
Belirli bir işte imelenme yakaladım, bir grafik yakaladım ve onu devam ettirdim.
Trail koşullarında, yol koşullarında çok üst düzey olmasa da dereceler elde ettim.
Kürsü odaklı bakarsak da birçok şampiyonluklar elde ettim.
Bu benim kariyerim için şu aşamada bunu doğru planladığımda ve sunduğumda yeterliydi.
Ama benim için bundan sonrası da çok önemli.
Çünkü bu kadar şeyin üstüne bence çok samimi söylüyorum %10'unu falan anlatmışımdır.
Hayatımın, yaşadıklarımın yeni başladığımı hissediyorum.
Yani bugün bana yeni bir şey yüklendi ve hani bu yaştan sonra biliyorsunuz 30 yaştan sonra hep bunu kullanıyoruz artık.
30 yaşın geçenler sizler de öyle.
Bu yaştan sonra artık benim için çünkü belki bazı şeylere eriştim, bazı hedeflerimi gerçekleştirdim.
Maddiyat konusunda kafam artık çok daha rahat ve kendi performansıma dönmek için bir ne derler eşik olarak görüyorum bunu.
Bunu hani 2026 yılını çoktan kapattım.
Çünkü 2026'da aslında ben buna karar verdim ama toparlanmak ve performansımı üst düzeye taşımak için bu o kadar kolay değil.
Yani ciddi bir antrenman süreci programlı bir antrenman süreci bu arada. Yani kademeli olarak arttırılması gereken bu antrenman sürecini ben birden yapmaya çalıştığımda bu benim için değil kim olursa olsun seviye ne olursa olsun mümkün değil. Senin dediğin gibi bu durumda sakatlıklar da ortaya çıkabiliyor. Mekanik arızalar devreye giriyor ve bir şeyler yapmaya çalışırken sağa sola çarpmak bunlar çok yorucu şeyler bu arada. O yüzden bu işin anahtar kelimesi sabır ve sebat.
Yani gerçekten altın anahtar sabırdır. Acele etmeden gerekirse en başa dönüp en baştan başlayıp kademeli olarak formunu yükseltip hedeflediğin performansa gelmeye çalışacaksın.
Şimdi ben biliyorsun Onur bunu sizinle çok konuştuk. Mozart'da aslında Haziran ayında aslında Mayıs da olabilir. Mayıs'ın sonu Haziran'ın başı gibiydi sanırım. Mozart'da koştuktan sonra ya dedim ben neden performans koşmuyorum? Birden böyle bana bir şey geldi. Ama Onur'un da benim o düşüncemde ki etkisi çok fazla oldu.
Dedi ki hocam sen dedi bugüne kadar tecrübenle, sahada yaptıklarınla tanınıyorsun, biliniyorsun ve insanlar senin tecrübelerine güveniyorlar.
Neden UTMB'ye kaydın, UCC'ye kaydın var gitmiyorsun dedi.
Gitmeyi düşünmüyordum çünkü.
Koşamayacağımı da biliyorum bu arada yani antrenman yapmıyorum.
Hatta bilmiyorum belki biliyorsunuz Nisan ayında böyle bir daha koşmayı bıraksam mı?
Hani koşucularımız var, hızlı koşucularımız var onlara pacer'lık yapayım, onları geliştireyim, daha iyi yapayım böyle bir kafayla.
Çünkü kendimden vermeye hiç şey yapmam.
Gerektiği yerde fazlasıyla veririm.
Hak edene çok daha fazlasını veririm ve şey yapmıyorum.
Yani ondan kaçmıyorum.
Ama tabii bunun da benim bugün hayatımda bana öğrettiği çok şey var.
O konulara girmek diye gerek yok ama
2026 benim için her anlamda eşlik olarak değerlendirdiğim
ve yeni başlıyoruz dediğim bir yıl oldu.
Mezdan Turan ile sohbetimizin ikinci bölümünün sonuna geldik.
Üçüncü bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir. Bu bölümün sesi transkript çıkarıldıktan sonra değiştiği için satır takibi ve tıklayarak atlama kapalı.
