
Sosyal Medyadaki İlişki Tavsiyelerini En Kötüden En İyiye Sıralıyorum.
30 Eylül 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, sosyal medyada milyonlarca kez paylaşılan ilişki tavsiyelerini psikoloji biliminin ışığında en kötüden en iyiye sıralıyor.
"Narsisttir, uzak dur.", "Yapmak isteyen yapar.", "No contact yap, geri döner.", "Ulaşılmaz ol.", "Erkeğe yatırım yaptır." Peki bu tavsiyelerin hangileri gerçekten işe yarıyor, hangileri ise ilişkileri fark etmeden daha da karmaşık hale getiriyor?
Bu bölümde sosyal medyanın en popüler ilişki önerilerini tek tek ele alıyor, bilimsel yönlerini, doğru ve yanlış taraflarını konuşuyor ve neden tek bir tavsiyenin her ilişkiye uymadığını anlatıyoruz.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bu bölümde sosyal medyadaki popüler ilişki tavsiyelerine
en kötüden en iyiye doğru sıralayacağım.
Yeni bir konseptle geldim karşınıza.
Şimdi eskiden bir arkadaşımız gelip
ya sevgilim sadece kendisini düşünüyor, bencil dediğinde
Biz şey diyorduk ya konuş bakalım vardır belki bir derdi falan.
Şimdi çok daha hızlı cevaplarımız var.
Diyoruz ki kesin narsist.
İşte şu an sana gaslighting yapıyor.
Ay bu çocuk işte kaçıngan bağlanıyor.
Bu kız işte lovebombing yapıyor falan diyoruz.
Bir bakıyoruz arkadaşımızın sevgilisini anlatmaya başlamış.
Biz 10 dakika içinde karşı tarafın bütün kişilik yapılanmasını böyle tanılarla çözmüşüz.
Üstelik bunların hepsi gerçekten psikolojide karşılığı olan kavramlar.
Söylediğimiz şeyler kulağa son derece de bilimsel geliyor.
Ama bunların psikolojik bir kavram olması karşımızdakinin her davranışını onunla açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor.
Hatta bazen psikoloji bilgisinin bizi daha meraklı insanlar yapmak yerine daha hızlı tanı koyan insanlar haline getireceğini düşünüyorum.
Ve bence bazılarının çok yanlış olduğunu düşünüyorum.
Şimdi en kötüden sıralayacağım.
Bence en kötüsü, en problemli tavsiye şu.
Bu arada bunlar geçen gün sosyal medyamda paylaşmıştım.
Bana lütfen denk geldiğiniz ilişki tavsiyelerini yazın ben yorumlayacağım diye.
O mesajlar arasından seçtim.
Şimdi okuyorum.
Seni kırıyor, özür dilemiyor, sürekli kendini düşünüyorsa narsistir.
İlişkinin başında çok yoğun ilgi gösterdiyse love one being yapmıştır ve demek ki yine narsistir.
Ve hemen hayatından çıkarmalısın.
En kötü ilişki tavsiyesi.
Şimdi ben bu kadar hızlı bir denklem kurmaya hiç katılmıyorum.
Bir kere çevremizde arkadaşlar o kadar narsistik kişilik bozukluğu yok.
Biz narsist kelimesini o kadar genişlettik ki artık bizim beklentimize uyman herkes narsist yani.
Çok kendinden emin duranlar narsist, işte her şeye evet demeyenler narsist, bakımlı olanlar narsist, kendi ihtiyaçlarını önemseyenler falan narsist.
Ama bazen karşımızdaki insan narsist olduğu için değil, sadece bizim istediğimiz şekilde davranmayan, kendi ihtiyaçları ve sınırları olan bir insan oluyor.
Bunu özellikle ilişkilerde çok görüyorum.
Diyelim ki işte siz ulaşılabilir insanlara alışmışsınız.
Her mesajınıza cevap veren, işte bir sorun yaşadığınızda uzun uzun sizi rahatlatan insanlar alışmışsınız.
Sonra karşınıza sınırları olan biri çıkıyor ve hayır ben bunu yapmak istemiyorum diyor.
Eğer sağlıklı bir sınıra çok aşina değilseniz bir anda bu size soğukluk, bencillik ve narsizm gibi geliyor.
Oysa bir insanın sizi her durumda önceliklendirmemesi, sizin her duygunuzu gidermeye çalışmaması
Ve siz ne istiyorsanız onu yapmaması onu narsist yapmaz.
Şimdi bunun diğer tarafı da var.
Bir insan gerçekten çok bencil davranabilir.
Empati kurmakta zorlanabilir.
Sizi tekrar tekrar kırabilir.
Ben burada bunların önemsiz olduğunu söylemiyorum.
Tam tersi de bence bunları konuşmanız gerekiyor.
Ama psikiyatrik bir tanı koymanıza gerek yok.
Bana böyle davranmanı istemiyorum cümlesi bence gayet yeterli.
Bir ilişkiden uzaklaşmak için de bu arada karşı tarafın narsist olduğunu mahkemede kanıtlamanıza da gerek yok.
Gelelim Love Bombing konusuna. Bu işte aşk bombardımanı diye geçiyor. İlişkinin başında çok fazla jestler, büyük cümleler, hayranlıkların olduğu ilişkiler deniyor.
Burada da bence bir acelecilik var tanı koymakla ilgili. İlişkinin bu arada ilk haftaları birisi de çok mesaj attığında, merak ettiğinde, çiçek gönderdiğinde, büyük cümleler kurduğunda otomatik olarak böyle narsist olmuyor ya da Love Bombing böyle bir şey olmuyor.
Çünkü ilişkinin başında zaten herkes çok yüksektir genelde.
Mesela kaygılı bağlanan biri çok hızlı yakınlaşabilir.
Kaygısından dolayı sizi kaybetmemek için, yalnızlığa tahammülü düşük olduğu için.
İdealizasyona yatkın biri birkaç hafta içinde gerçekten hayatımın aşkı diye sizi düşünebilir ve bunu hissettirebilir.
Bazı insanlarda evet karşısındakini gerçekten çok hızlı kendine bağlanmak için yoğun ilgi gösterir.
Sonrasında kontrol etmeye, değersizleştirmeye başlıyor.
İşte bu yüzden benim için belirleyici olan şey ilk haftada kaç tane çiçek geldiği değil de
yoğun ilginin ardından neye dönüştü.
Ya da siz biraz yavaşlamak istediğinizde buna saygı duyup duymaması,
size yaptığı şeyleri daha sonra bak ben senin için neler yaptım diye borç olarak çıkarıp çıkarmaması
bence psikolojik olarak dikkat etmeniz gereken yer isimlerden çok burası.
Şimdi bence kötü ilişki tavsiyelerinden biri
yapmak isteyen yapar, yapmıyorsa sevmiyordur diye yazılmış bana.
Ah bir bilseniz terapi odasında yapmak isteyip yapamayanlar neler söylüyor.
Bu cümle insanın kafasını gerçekten rahatlatıyor bu arada.
Yapmıyorsa sevmiyordur.
Çünkü bütün karmaşayı bir anda çözüyor.
Aramadıysa sevmiyor, gelmediyse istemiyor.
Keşke insan psikolojisi gerçekten böyle olsa.
Çok isterdim, harika olurmuş.
Şimdi ben buna katılmıyorum bu tavsiyeye.
Çünkü istemekle yapabilmek aynı psikolojik süreç değil.
Bir insan sizi çok sevebilir ama yakınlıktan çok korkabilir.
Çok özleyebilir ve aramayabilir.
Bunları görüyorum talebilerde.
İlişkinin bitmesini istemeyebilir ama konuşması gereken o zor konudan kaçtığı için ilişkinin bitişini böyle izleyebilir.
Hatta sizinle bir gelecek bile hayal edebilir ama geleceğin getirdiği sorumluluktan dolayı arkasına bakmadan kaçabilir.
Ben bunu özellikle kaçıngan bağlanma özellikleri yüksek kişilerde çok daha fazla görüyorum.
Ama şimdi burada diğer avuç avuçada savrulmayalım.
Yani 3 yıldır sizi aramayan birine kesin beni o kadar çok seviyor ki korkusundan gelemiyor falan da demeyin.
Psikolojik açıklamaları bazen kötü ilişkilerde kalmak için de kullanıyorsunuz.
Ben bunu da görüyorum.
Bir insan sizi gerçekten sevebilir.
Sağlık ve ilişki kurma kısmına sahip olmayabilir.
Bunu iyi değerlendirmek lazım.
Şimdi bir diğer ilişki tavsiyesine geçiyorum.
Ne demişler?
Sana vakit ayırmıyorsa başkasına ayırıyordur.
Yoğunluk bahanedir.
Seven insan vakit bulur.
Şimdi burada benim kafam karıştı.
Çünkü birinci cümleye katılmıyorum.
Yani sana vakit ayırmıyorsa başkasına ayırıyordur.
Buna katılmıyorum.
Ama sanırım ikinci ve üçüncüye katılıyorum.
Yani yoğunluk bahanedir.
Seven insan vakit bulur.
Şimdi insan gerçekten yoğun olabilir.
Hayatımızda hepimizin sevdiğimiz insanlara bile istediğimiz kadar zaman ayıramadığı dönemler olabilir.
Hani bir haftalık yoğunluğu hemen beni sevmiyor diye yorumlamak çok doğru değil ama sonsuz bir toleransı da çevirmeyelim bunu.
Çünkü insan sürekli yoğunum meşgulüm diyorsa sebebi ne olursa olsun sizin önünüzde bir engel oluyor ve önceliklendirmiyor.
İlişkide önceliklendirme yoksa evet bence kesinlikle değer ve sevik kapasitesi sorgulanmalı.
Ama önceliklendirmiyor diye de başka bir insan var asla diyemeyiz.
Diğer tavsiyeye geçiyorum.
Aa bunu çok duyuyorum.
Bir erkeğin sana yatırım yapmasını sağla, emek verdikçe erkekler bağlanır, sana para harcamayan erkek seni önemsemiyordur.
Bu tavsiyenin ilk kısmını ben tamamen çöpe atmıyorum.
Çünkü ilişkilerde yatırım gerçekten önemli.
Ama yatırım deyince niye aklınıza hemen kredi kartı geliyor onu anlamıyorum.
Bir insanın yatırım yapması yalnızca işte pahalı restoranlara götürmesi, size lüks çantalar alması falan değil.
Bence size zaman ayırması, programında yer açması, tabii derdiniz olduğunda sizin için uğraşması, sizi gerçekten dinlemesi, çözmeye çalışması bence gerçek bir emek ve yatırım.
Bir insan ilişkiye zamanını, emeğini, anılarını, gelecek planlarını koydukça o ilişki hayatında daha büyük bir parça haline geliyor.
Kesinlikle katılıyorum.
Emek verdiğimiz şeye bağlanma ihtimalimiz artıyor.
Bu zaten nöropsikolojik bir gerçek.
Ama burada o zaman mümkün olduğunca çok para harcatayım da sürekli beni işte almaya gelsin evden ne kadar uğraşırsa o kadar vazgeçemez sonuçta gidersek ilişkiyi biraz böyle programa çevirmiş oluyoruz.
İşte 10 kahve alana bir aşk bedava gibi bir sistem yok.
Üstelik birisi de çok para harcayıp duygusal olarak da hayatında hiç yer açmayabilir.
Böyle ilişkiler yok mu? Çok fazla var.
Ya da başka birisi de pahalı hediyeler almaz ama ihtiyacınız olduğu anda o kadar oradadır ki
bu yüzden ne kadar para harcıyor sorusundan çok bu ilişkiye gerçekten emek harcıyor mu sorusunu çok daha anlamlı buluyorum.
Şimdi diğer ilişki tavsiyesine geçiyorum.
Bunlar yavaş yavaş benim katıldığım ilişki tavsiyeleri bu arada.
Ne kadar ulaşılmaz olursan o kadar değerli olursun.
senin kaybetme korkusu yaşamıyorsa sana bağlanmaz.
Ben buna katılıyorum ya gerçekten.
Ama bunun nöropsikolojik açıklamaları var.
Çünkü insan zihninde nadir olan, erişimi sınırlı olan
ya da kaybetme ihtimali bulunan şeyler
evet daha fazla dikkat çekiyor.
Bir insanın kendi hayatının olması,
işte her saniye ulaşılabilir olmaması,
bütün planlarını partnerine göre değiştirmemesi
evet çekici bir şey.
Ama burada çekici olan şey ulaşılmazlık değil.
O kişinin kendine ait bir hayatının olması, önceliklendirdiği bir kendiliğinin olması.
Mesela arkadaşların var, işin var, merak ettiğin şeyler var.
Bir ilişkiye başladığında bütün benliğini karşı tarafın programına teslim etmiyorsan,
evet bence çekicisin kesinlikle.
Fakat sosyal medyada bu, hani katıldığımı söyledim ya,
bunu alıp işte mesajı gördün mü hemen cevap verme,
üç saat bekle, özledin mi söyleme, müsaid değilmiş gibi davran falan şekilde bir yönteme dönüştürmeyin.
Bunlar kısa süreli işe yarayan taktikler ama uzun vadede gerçekten asla işe yaramaz.
Kendi hayatınızı inşa edin derim ben.
Şimdi bir sonraki ilişki tavsiyesi.
21 bin iletişim kurmazsan geri döner, no contact yaparsan seni özlemeye başlar.
Evet bunu çok görüyorum.
Arkadaşlar bu da çalışıyor, bu yöntem çalışır.
Tamamen saçmalık diyemeyeceğim.
Çünkü bazı insanlarda mesafe gerçekten özlemi ve merakı arttırır.
Ama şu 21 günü bir bırakalım ya.
İnsan beyninin 21. günün sabahında alarm çalıp tamam geldi eski sevgiliyi özleme zamanı diye bir şey yok.
Özellikle bu sistem kaçıngan bağlanmalarda çok işe yarar.
Mesafe bazen ilginç bir etki yaratıyor gerçekten.
İlişkinin içindeki yoğunluk, yakınlık, beklenti ya da böyle sürekli konuşma ihtiyacı
kaçıngan bağlananlar tarafından bir baskı gibi algılanıyor.
Gerçekten siz geri çekildiğinizde bu baskı azalıyor.
O mesafe oluşunca da bu kişi daha rahat düşünmeye başlıyor, özlemeye başlıyor.
İyi anılır hatırlıyor ve geri dönüyor.
Bu yüzden no contact, sıfır iletişim dediğimiz bir şey var.
Kaçınganla çok işe yarar.
Ama sosyal medya burada işe yarar dediği şey adamın ya da kadının geri dönmesi gibi oluyor.
Döndürür bence.
Fakat benim merak ettiğim yer oradan sonrası.
Çünkü no contact kişilik bağlanma örüntüsünü tedavi etmez.
Yakınlıkla ilgili korkuları ortadan kaldırmaz.
Siz onunla tekrar yakınlaştığınızda ilk günler çok güzel olur.
Birbirinizi özlemişsiniz, daha ilgili, daha sıcak.
Sonra ilişki tekrar yakınlaşır.
Duygusal ihtiyaçlar tekrar geri gelir.
Ve hiçbir şey değişmediyse eski döngü tekrarlar.
Dolayısıyla bir insanı geri getirmekle onunla farklı bir ilişki kurabilmek aynı şey değil.
Yani burada yine bu tavsiye kısa süreli işe yarar.
Şimdi diğer bir ilişki tavsiyesi her şeyi kendin yaparsan erkek kendini gereksiz hisseder.
Peki benim dinleyicilerimin çoğunun kadın olduğu belli mi?
Kesinlikle belli.
Buna da katılıyorum ben.
Şimdi erkeğin erkekliğini hissettirmek için kavanoz kapağını açamıyormuş gibi yapın kısmına götürmüyorum işi.
Mesele daha temel ve daha böyle ilkel insani yönümüz.
İnsanlar ilişkilerde işte yalnızca sevinmek istemiyor tabii.
ki karşısındaki insanın hayatına katkı sunduğunu, onun hayatında kendisine ait bir yer olduğunu hissetmek istiyor
ve bunu erkek daha çok hissetmek istiyor.
Özellikle sürekli böyle güçlü olmak zorunda kalmış kadınlarda bu mekanizma işte her şeyi kendine halletme,
bir şeye ihtiyacın olduğunda yardım istememe gibi şeyler çok fazla görülüyor.
Sonra bir süre sonra ben bu kadınların, partnerlerin, eşlerinin kendilerini çok pasivize ettiğini
ve feminen enerjiye geçtiğini düşünüyorum.
Gerçekten bu adamlar ilişkiye girebileceği kapıları olmayan adamlar haline geliyor.
Birinden yardım istemek kesinlikle güçsüzlük değil.
Bunu benim için yapar mısın demek yakınında bir parçası.
Bence bu da bu tavsiyeye uymak lazım.
Şimdi son tavsiye.
Ben buna en çok katıldığım tavsiye diyorum.
Kolay elde edilen kadın değerli görünmez.
Bu cümlenin altında tamamen uydurma olmayan bir psikoloji var.
O da seçicilik.
Birinin bizi beğenmesi hoşumuza gider ama o insanın zaten karşısına çıkan herkesi beğendiğini öğreniyorsa bize gösterdiği ilginin anlamı kalmaz.
Herkes istiyor beni de istiyor der.
Ama kolay kolay bu kişi hayatında kimseyi almıyor, beni seçti derse bir erkek zihinde farklı bir yere oturtuyor.
Burada önemli olan bence kadının kendisini yapay bir biçimde zorlaştırmaması gerekiyor.
Gerçekten seçici olması gerekiyor.
Kadına bu yakışıyor diye düşünüyorum.
Erkeklerin size emek vermesine izin verebilir misiniz sevgili hemcinslerim?
Ne demiştim biraz önce? Emek değeri ve bağı arttırıyor.
Şu anki ilişkilerde kadınlar yaratılışlarıyla ters düşen bir hızla yakınlık kuruyorlar.
Sayısız kadınla bu konuda çalıştım.
Hızlı yakınlık kurmanın kimseye iyi geldiğini ben görmüyorum.
Biz kadınlar çok daha derin bağlar kuran, zihinsel yakınlık ve bağdan sonra fiziksel yakınlık hissedebilen varlıklarız.
Bu sistemi bozduğumuzda içimizdeki bir yer hep huzursuz kalıyor.
Yaşamda ben hızlı olan her şeyin sahte olduğuna inanıyorum.
Birini beğendiğiniz anda bütün programınızı ona göre değiştiriyor.
Henüz kim olduğunu bile tam anlayamadığınız bir insanı hayatınızın merkezine koyuyor.
Her sınırınızı onun nuruna esnetiyor.
Karşı taraf ilişkinin içine bir şey koymadan dahi ona her şeyi sunuyorsanız,
mesele sizin aslında değerinizin düşmesinden çok.
Onun seçilmiş erkek olma sürecini ortadan kaldırmanız.
Biraz erişilmezlik bazı durumlarda karşı tarafın ilgisini arttırabilir ama bunun da bir sınırı var.
Hemen onu da söyleyeyim.
Fazla zorlaştığınızda da insanlar sizi çok sevmiyor.
Bazen yalnızca sizi elde etmeye çok odaklanıyor.
Ve birinin sizi fazla kovalaması size daha fazla bağlandığı anlamına gelmiyor.
Belki de sadece bir görev bilinci değişiyor.
Çünkü erkeklerin böyle bir mekanizması var.
Gerçekten avcı ruhundan dolayı elde ettiği anda bütün ilgisi gidiyor zaten.
O yüzden kadınlara ben ulaşılmaz olum demiyorum.
Birini beğendiğinizde kesinlikle belli edebilirsiniz.
Mesaj atmak istiyorsanız ilk adımı bile atabilirsiniz.
Özlediyseniz söyleyebilirsiniz.
Bunun için oyun oynamayın.
Ama birini çok istemeniz, onu hemen hayatınızın merkezine koymanız gerektiği anlamına lütfen gelmesin.
Biraz zaman tanıyın, gözlemleyin.
Karşı tarafın size doğru gelmesine biraz alan bırakın, emek vermesine.
Yalnız ben bu konsepti bayağı sevdim.
Devamını istiyorsanız da bize şöyle bir işaret gönderin.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
