
İstediğini Elde Etmek İçin Biraz Bencil, Biraz “Cringe”, Biraz da Meraklı Ol
4 Kasım 2026 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, istediğiniz hayatın önündeki en büyük engelin reddedilmekten, fazla istekli görünmekten ve utanmaktan korkmak olduğunu anlatıyor.
Birçok insan hayır cevabını daha kimse vermeden kendi adına veriyor. İstemiyor, sormuyor, başvurmuyor, kendini göstermiyor. Sonra da istediği hayatın neden bir türlü gelmediğini merak ediyor.
Bu bölümde istemekten utanmamayı, sosyal utancı taşımayı, doğru insanlara doğru soruları sormayı ve fırsatların çoğunun harekete geçen insanlara nasıl açıldığını konuşuyoruz.
Hayatınızı değiştiren şey biraz daha görünür, biraz daha cesur ve biraz daha talepkâr olabilmektir.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bugün sana belki bugüne kadar duyduğun kişisel gelişim tavsiyelerinin biraz tersinden bahsedeceğim.
Hayatta istediğin bazı şeyleri elde etmek istiyorsan bir miktar bencil olman gerekiyor.
Biraz cringe görünmeyi göze alman gerekiyor.
Biraz da insanların işine, hayatlarına burnunu sokman gerekiyor.
Bence insanların büyük bir kısmını hayatta geride bırakan şey kendilerini utandırabilecek hiçbir şey yapmamaları.
Onlar fazla hevesli görünmek istemiyorlar.
İşte beni yanlış anlar mı, çok mu istekli görünürüm, şimdi bunu sorarsam yüzsüz derler mi ya da cevap alamazsam diye düşünüp duruyorlar.
Daha karşı taraf onlara hiçbir şey söylemeden kendi adlarına cevabı vermiş oluyorlar.
Bunu iş hayatında da, ilişkilerde de, sosyal hayatta da çok görüyorum.
Bir pozisyon açılıyor ama benim tecrübem tam yetmiyor deyip başvurmuyorsun.
Çok istediğim bir proje var, yer almak istiyorsun ama zaten onlar istese beni çağırırlardı diye düşünüyorsun.
Hoşlandığın birisi var, işte ilk ben yazmayayım, hevesli görünmeyeyim diyorsun.
Biriyle tanışmak, bir konuda yardım istemek, bir bağlantı kurmak istiyorsun ama
ya şimdi rahatsız etmeyeyim deyip vazgeçiyorsun.
Sonra hayatının biraz daha durağın olmasından üzülüyorsun.
Hayatından daha fazlasını istiyorsun ama daha fazlasını istiyormuş gibi görünmekten de utanıyorsun.
Bence yetişkinlikle öğrenmemiz gereken çok özel bir beceri var.
İstemekten utanmamak.
Çünkü istek belirtmekle bence hak iddiatimi birbirine karıştırıyoruz.
Birine bana bunu vermek zorundasın demek başka bir şey.
Ben bunu istiyorum acaba mümkün mü demek bambaşka bir şey.
Ama çoğu insan ikisi içinde aynı duyguyu yaşıyor.
Utanma.
Çünkü çocukluktan itibaren özellikle çok uyumlu yetiştirilen insanlara şunu öğretiyoruz.
Fazla isteme, çok soru sorma, aman insanları rahatsız etme, çok sivrilme, kendinden çok bahsetme bak haddini bil.
Sonra yetişkin olduğumuzda bir anda şunu diyorlar bize.
Kendini göster, network yap, maaşını iste, görünür ol, ilişki kur.
Yani zihin doğal olarak afallıyor tabii ki.
Bu yüzden ilk kelimemiz biraz bencil olmak, istediğimizi elde etmek için.
Buradaki bencilikten kastım, diğer insanları kullanmak, ezip geçmek, sadece kendini düşünmek değil.
Bazı insanlar o kadar uzun süre başkalarının ihtiyaçlarını hesaba katıyor ki,
kendi hayatlarıyla ilgili karar verirken kendilerini hesaba katmayı unutuyorlar.
İşte patronum ne düşünür, ailem üzülür mü, arkadaşım yanlış anlar mı, partnerim bundan rahatsız olur mu diye düşünürken
bütün odadaki insanların ihtiyacını hesaplıyorlar ama kendi ihtiyacı listede bile yok.
Mesela iş yerinde yıllardır fazla sorumluluk alıyorsun diyelim.
Ücret konuşmasını hiç açmadın.
İçinden yaptıklarım zaten görünüyordur, görüyorlardır diyorsun.
Belki görüyorlardır ama görmekle harekete geçmek aynı şey değil ki.
İnsanların aklını okuyup senin ihtiyacını kendiliğinden karşılayacakları fikri çok romantik ama yetişkin hayatında bence asla işe yaramıyor.
Bazen son bir yılda sorumluluklarının arttığını düşünüyorum deyip
ücretim yeniden konuşmak istiyorum demen gerekiyor.
Bu cümlede bak büyütsüzlük yok.
Talep var.
Karşı taraf hayır da diyebilir.
Pazarlık da yapılabilir.
Kabul de edebilir.
Ama sen sormadığında sonuç daha konuşma başlamadan belli.
Hiçbir şey değişmiyor.
İkinci kuralımız istediğimizi elde etmek için biraz cringe olmaya dayanmak.
Şimdi seviyorum böyle yeni nesil kelimeleri ben.
Çünkü istediğin hayatın önünde bazen başarısızlık korkusundan bence daha büyük bir engel var.
Rezil olma korkusu.
İnsanların önünde konuşursam saçmalar mıyım?
Mesaj atarsam fazla hevesli görünür müyüm?
Birine kendimi tanıtırsam ya bu da kim şimdi nereden çıktı der mi?
Ürettiğim şeyleri paylaşırsam dalga geçip içlerinden gülerler mi?
Diye düşünüp duruyorsun.
İşin garip tarafı şu.
Bütün bunlar olabilir.
Bazen mesajına cevap gelmeyecek.
Bazen paylaştığında istediğin ilgiyi göremeyeceksin.
Bazen fikir sunacaksın.
Adam böyle boş boş suratına bakacak.
Ne diyor bu falan diye.
Bazen bir ortama gireceksin.
Kendini aptal gibi hissedeceksin.
Bunu hepimiz yaşadık.
Çünkü cringe dediğimiz şey çoğu zaman sosyal utanç diye geçiyor.
Beynin sana diğer insanlar seni nasıl görüyor diye alarm veriyor.
Ve bu alarmı sürekli dinlediğinde kendini çok güvenli ama çok küçük bir hayata kapatabilirsin.
Hiç rezil olmazsın.
Çünkü hiç görünmezsin, hiç reddedilmezsin.
Doğru.
Çünkü hiç istemezsin.
O riske bile girmezsin.
Evet başarısız da olmazsın böyle bir hayat yaşarsan.
Ama yeterince büyük hiçbir şeye girişmemiş olursun.
Böyle bir hayatın utancı azdır.
Doğru.
Ama bence yaşanmış ihtimal de az olmaya başlıyor.
Keyif alma ihtimali, haz alma ihtimali ya da hakkını vererek yaşama ihtimali de az oluyor.
Şimdi birine uygunsuz davranmak başka bir şey.
Kibarca kendini tanıtmak ve biraz hevesli görünmek başka bir şey.
İnsanların sınırlarını ihlal etmek çok başka bir şey.
İşte bu alanda çalışıyorsunuz size iki soru sorabilir miyim demek başka bir şey.
Kendini sürekli övmek başka.
Yaptığın iyi bir işi görünür hale getirmek ve ben bunu iyi yapıyorum demek başka bir şey.
Ve fark ettiğim şu da var.
İnsanlar bizim utandığımız şeyleri gerçekten bizim düşündüğümüz kadar düşünmüyor.
Mesela sen toplantıya yanlış bir kelime söyledin diyelim.
Gece yatağında bunu düşünüyorsun ama toplantıdaki diğer kişi büyük ihtimalle eve gidip kendi söylediklerinin derdine düşüyor.
O yüzden sana çok basit bir pratikten bahsetmek istiyorum.
Her hafta bir tane böyle çok küçük sosyal utanç hakkı tanı kendine.
Birine bir soru sor.
Bir şey iste ama yani utanç duygusuna rağmen hareket edip iste.
Ya da normalde aman boşver diyeceğin birisine bir mesaj gönder.
Fikrini toplantıda söyle.
Uzun zamandır yapmak istediğin bir paylaşımı yap ertelediğin paylaşımı.
Biriyle tanışmak istiyorsan git ve kendini tanıt.
Ve amacın başarılı olmak olmasın.
Amaç utanma hissini taşıyabildiğini, yani utanmana rağmen hareket edebildiğini beynine göstermek olmalı.
İstediğini elde etmenin üçüncü kuralı meraklı olmak.
Hatta biraz insanların işine burnunu sokacak kadar meraklı olmak.
Tabii sınır ihlal etmekten bahsetmiyorum artık bunu anlatmayayım.
Soru sormaktan bahsediyorum.
Çünkü başarılı insanların görünmeyen avantajlarından biri çoğu zaman her şeyi bilmeleri değil.
Kime soracaklarını bilmeleri.
Mesela birisi istediğin işi yapıyor.
Ona ulaş ve oraya nasıl geldin diye sor.
Bir arkadaşın çok iyi yatırım yapıyor.
Ona de ki bana nereden başladığını anlat.
Çalıştığım kurumda başka bir departmanı merak ediyorsun mesela.
Orada da çalışmak istiyorsun.
Gidip oradaki biriyle kahve iç ve yaptığı şeyi işte hayranlıkla izlemek yerine sürecini sor.
Nasıl yaptın?
Buraya nasıl başladın?
Ya da bugün başlasan neyi farklı yapardın?
Bugün benim yerimde olsan kimle konuşurdun diye ondan danışmanlık al.
İnsanlar bu soruları sormaktan çok çekiniyor çünkü cahil görünmekten korkuyor.
Ama merakın garip bir avantajı vardır.
Sana yıllarca kendi başına keşfetmeye çalıştığın bilgiyi bazen 10 dakikalık bir konuşma getirir.
Yardım istemekte de aynı şey oluyor bu arada.
araştırmalar doğrudan yardım
istediklerinde karşılarındaki
kişilerin yardım etme ihtimalini
olduğundan düşük tahmin ettiğini gösteriyor.
Nasıl bir cümle kurdum bilmiyorum.
Ama anladınız herhalde. Gerçek bu değil.
İnsanlar çoğu zaman
yardım etmeye bizim tahmin ettiğimizden
daha istekli oluyorlar. Yani biz
etmeyeceklerini düşünüyoruz
istemeden önce ama yardım
istediğimizde daha çok etme davranışı
görüyoruz. Lütfen hayır
cevabını bırak karşı taraf versin.
Sen kendi adına önceden verme artık.
Hiç risk almamak, baştan o işe girişmemek, evet canını biraz daha az acıtıyor ama hayatını çok daha fazla küçültüyor.
Bir yerden gerçekten hayır aldığında en azından bir bilgi kazanıyorsun.
Diyorsun ki bu iş olmadı, bu kişi beni istemiyor, bu bütçe bana yok, bu kapı kapalı.
Tamam, enerjini şimdi başka yere götürebilirsin.
Ama kendi kafanda aldığın hayırlarda bilgi bile yok.
Sadece bir ihtimal var ve o kapanmamış bir kapı.
Ve istediğini elde etmek için gereken dördüncü bir şey daha var.
Biraz daha doğrudan olmak.
Çünkü çoğumuz isteklerimizi inanılmaz dolambaçla anlatıyoruz.
İnsanlar bizi anlasın istiyoruz, söylemek istemiyoruz.
İşte iş yerinde terfi istiyoruz ama son zamanlarda biraz daha sorumluluk almaya açığım diyoruz.
İlişkilerde birini görmek istiyoruz ama bu ara oralarda mısın diye yokluyoruz.
Görüşmek istiyoruz demiyoruz.
Yardıma ihtiyacımız var.
Diyoruz ki çok yoğun gibisin ya zaten çok önemli değil.
Ama aslında yardıma ihtiyacımız var o anda.
Sonra diyoruz ki beni anlamıyor.
Bazen yetişkin yetişiminin en güçlü hali son derece basittir.
Bunu istiyorum demek.
Bu pozisyonla ilgileniyorum.
Seni tekrar görmek istiyorum.
Bana yardımcı olur musun?
Seninle tanışmak istedim.
Bak bunlar biraz başta çıplak cümleler gibi geliyor.
Çünkü saklanacak bir yeri yok.
Ama netlik biraz da bunu ister.
Savunmasızlık ister.
Şimdi sana bir teknik daha vereceğim.
Bir şeyi yapmaktan çekindiğinde şunları düşün.
En kötü ne olur?
En iyi ne olur?
Ve en ortalama ne olur?
Muhtemel ne olur?
Çünkü kaygılı zihin yalnızca ilk soruya cevap verir.
En kötü ne olur?
Mesaj atarım cevap vermez rezil olurum.
Tamam.
En iyi ihtimal cevap verir ve yeni bir şey başlar.
Peki en ortalama ihtimal cevap verir ya da vermez birkaç gün sonra hayatına devam ederim.
Çünkü bu üçünü yan yana koyduğumuzda beyin felaket senaryosunu cımbızla çekip alır ve onu gerçek zanneder.
Şimdi zaten yaşamda hiç hayır duymuyorsan bence bazen bunun nedeni herkesin sana evet demesi değil.
Yeterince şeyi istememiş olman yani o riski hiç isteme riskine girmemiş olman.
İstediğin hayat birazcık utanç toleransı ister.
Bazen biraz fazla hevesli görüneceksin.
Birisi sana hayır diyecek.
Bir mesajına cevap gelmeyecek.
Bazen kendini tanıtırken hafif aptal hissedeceksin.
Ya da diyeceksin ki ya bunu gerçekten söyledim mi?
Eve böyle döneceksin.
Ama bunların hiçbiri kendi hayatını kenarda durup başkalarının sana fırsat vermesini beklemek kadar yorucu değil.
Hayatta istediğin her şeyi elde edemezsin.
Kimse edemez ama en azından hangilerinin mümkün olduğunu öğrenebilirsin.
Hepelt Kendini İyileştir'ir sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
