
İşin Bütün Hayatını Ele Geçirmesini Nasıl Engellersin
28 Ekim 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, işin neden bazen mesai bitse bile zihnimizden çıkmadığını ve hayatımızın tamamını ele geçirmesine nasıl engel olabileceğimizi anlatıyor.
İşten çıkmak, zihnin de işten çıktığı anlamına gelmiyor. Gün bitiyor ama toplantılar, mailler, hatalar ve yarın yapılacaklar zihnimizde dönmeye devam ediyor. Bir süre sonra dinlenmeye çalışıyor ama aslında çalışmayı sürdürüyoruz.
Bu bölümde iş hakkında sürekli düşünmenin psikolojisini, zihinsel yorgunluğun neden oluştuğunu, iş kimliğinin bütün benliğimizi nasıl ele geçirebildiğini ve iş ile özel hayat arasında yeniden sağlıklı sınırlar kurmanın bilimsel yollarını konuşuyoruz.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
İşten çıktın ama iş senden çıkmadıysa aslında hala çalışıyorsun.
Bence iş yaşam dengesini konuşurken en çok kaçırdığımız yer tam olarak burası.
Çünkü çoğumuz çalışma saatini ölçüyoruz.
Sabah 9'da başladım, akşam 6'da çıktım, hafta sonu çalışmadım
ve bunun dengeli bir hayat olduğunu zannediyoruz.
Ama akşam yemeğini yerken hala öğleden sonraki toplantıyı düşünüyorsan,
duşta yarım vereceğin cevabı prova ediyorsan,
yatağa girdiğinde ya ben bunu neden öyle söyledim diye
aynı konuşmayı tekrar tekrar oynatıyorsan zihninde
ya da pazar akşamı daha pazartesi başlamadan bütün haftayı zihninde yaşamaya başladıysan
bedenin işten çıkmış olabilir ama beynin henüz eve gelmemiş.
Bunun psikolojide bir karşılığı var.
İş ruminasyonu diyoruz. Yani aynı meseleyi herhangi bir çözüme ulaşmadan tekrar tekrar zihinde çevirmek.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Çünkü düşünmekle ruminasyon aynı şey değil.
Yarınki sunum için ilk olarak işte şu dosyayı hazırlayacağım diye düşünmek bence problem çözmek gayet normal bir düşünce.
Ama ya kötü geçerse, işte keşke şöyle söyleseydim.
Yöneticim acaba benim hakkımda ne düşünüyor? Yetişmezse ne olacak?
diye aynı düşüncenin etrafında 20 tur dönmek zihinsel bir ruminasyon.
Beyin bir şey yapıyormuş gibi hissediyor ama hiçbir yere gitmiyor bu düşüncelerin içerisinde.
Üstelik bu süreç dinlenme saatlerinin de içine girdiği için insan kanepede oturduğu halde dinlenemiyor.
Mesela karşında Netflix açık oluyor ama toplantı kafanda devam ediyor.
Arkadaşın sana bir şey anlatıyor ama sen hala yarın göndereceğin mailin ilk cümlesini düşünüyorsun.
Sonra gece bitiminde bugün hiçbir şey yapmadım ama yine de çok yoruldum hissi geliyor.
Aslında yaptım. Zihnin bütün gün çalıştı.
Burada çözümü yalnızca daha az çalış diye vermeyi çok gerçekçi bulmuyorum.
Elbette insanlık dışı çalışma saatlerin varsa, sürekli ulaşılabilir olma baskısı ve kötü iş koşulların varsa bunların kendisi değişmek zorunda.
Ama çok da makul saatlerde çalışan insanların bile işten ayrılamadığını görüyorum.
Çünkü mesele beynin çalışma modundan bir türlü dinlenme moduna geçememesi.
Ve çoğu insanın hayatında bu geçiş artık yok.
Eskiden iş yerinden çıkmak fiziksel bir ayrımdı ama bugün telefon cebimizde, mail elimizde, whatsapp grupları sürekli açık.
Beyin nerede işin bittiğini gerçekten anlayamıyor.
Bu yüzden benim ilk önerim çok basit ama işe yarayan bir kapanış oluşturmak.
İş bittiğinde son 5 dakikada 3 tane şey yazmanı öneriyorum.
Bugün neyi tamamladın ve neresi açık kaldı?
ve açık kalan işte yarın atacağın ilk somut adım ne?
Yani ilk neyi yapacaksın?
Mesela raporu tamamlanmadı yazmak yetmez.
Çünkü beyin bununla ne yapacağını bilmez ve akşam yine sana hatırlatmaya devam eder.
Raporun sonuç kısmı açık kaldı.
Yarın saat 10'da ilk 20 dakika tabloyu tamamlayacağım yazman gerekiyor.
Bunu yaptığında beyin belirsizliği azaltmış oluyor.
Çünkü beyin görevin unutulmadığını ve bir sonraki adımın planlandığını görüyor.
Çoğu zaman kafamızdan çıkmayan şey işin çok önemli olmasından çok zihnin bunu unutmamaya çalışması.
Yazıya aktarıldığında artık hafızan bu sorumuzu almak zorunda kalmıyor.
Ben buna zihinsel bir masa toplama diyorum.
Ofiste masanı toplar gibi kafandaki açık dosyaları yerine koymuş oluyorsun.
Her dosyayı o gün bitirmiyorsun.
Sadece hangisinin nerede olduğunu bilmen gerekiyor.
Her zaman açık bir mail, bekleyen bir dosya, cevaplanmamış bir mesaj ya da yarına kalan bir iş olacak bu arada.
Eğer beynin ancak bütün işler bitince dinlenecekse hayatın geri kalanında hiç dinlenmeyecek demektir.
O yüzden hedef yarım kalan şeyin nerede kaldığını bilmek olmalı.
Hepsini bitirmek değil.
Diğer nokta bence önemli.
İşte yaşanan stresli bir olayı kendi kişiliğin hakkında verilmiş bir karar gibi görmemek.
Mesela bir toplantıda kötü performans gösterdin diyelim, bir hata yaptın, bir hasta, bir müşteri ya da yönetici senden memnun olmadı.
Zihin çok hızlı biçimde olaydan kimliğe geçer.
Bugün iyi gitmedi cümlesinden çok ben bu işi beceremiyorum'a dönüşür.
Dolayısıyla işteki her başarı sana geçici olarak değer kazandırır, her hata da öz yerinden bir şey çalar.
Böyle yaşadığında işte eve gidip işi bırakamazsın.
Çünkü orada bıraktığın şey görevden çok kendin hakkında verilmiş bir karar haline geliyor.
Bu yüzden zor bir iş gününün ardından sunum çok kötüydü yerine sunumda hangi bölüm aksadı?
Ya da işte patronum benden memnun değil demek yerine benden hangi davranışların değişmesini bekliyor?
Ya da yetiştiremeyeceğim demek yerine şu anda kontrol edebildiğim ilk parça, ilk yapmam gereken ne diye sorman gerekiyor?
Çünkü kaygı varsayımlarla konuşmayı çok sever.
Problem çözmekse daha net adımlar bize getirir.
Mesela her şey mahvolacak bir kaygı cümlesi değil mi?
Ama yarın saat 11'e kadar şu iki işi bitirmem gerekiyor net bir problem çözmedir.
Ve zihin problem karşısında kaygıya göre çok daha güçlüdür.
Şimdi başka bir büyük mesele de iş kimliğinin kişisel kimlikle birbirine yapışması dedik ya.
Özellikle yaptığı işi seven, başarılı olan, yaptığı işten anlam alan insanlar da bu daha sık oluyor.
Ben doktorum, ben psikoloğum, ben yöneticiyim, ben girişimliyim derken meslek zamanla hayatın içindeki rollerden biri olmaktan çıkıp bütün benliği kaplıyor.
Sonra başarı geldiğinde kendine güveniyorsun, performansın düştüğünde minicik bir eleştiri geldiğinde ne oluyor?
Özdeğerin düşüyor ve çok tehlikeli bir bağımlı konuşmaya başlıyor.
Kendini iyi hissedebilmek için sürekli iyi bir performans göstermek zorunda hissediyorsun.
Burada kendine böyle minik bir soru sormanı istiyorum.
Bir süreliğine işinin unvanını aldığında senden geriye kim kalıyor?
Ben bunu terapilerimde çok yöneltiyorum insanlara.
Bu soruya cevap veremiyorsan, iş hayatında çok başarılı olsan bile riskli bir yerdesin bence.
Çünkü insanın kimliği tek bir sütuna yaslandığında o sütün her sallandığında büyük bir yapı sallanıyor.
Hayatında arkadaş, sevgili, eş, çocuk, kardeş, işte merak eden bir insan, spor yapan bir insan, kitap okuyan bir insan,
hiçbir şey üretmeden kahve içebilen bir insan gibi başka kimliklerinin de olması gerekiyor.
Ve burada özellikle yüksek başarıyı gösteren insanların düştüğü bir tuzaktan bahsetmek istiyorum sana.
Dinlenmeyi bile ödül haline getiriyoruz.
Şunu bitirirsem dinleneceğim, sonra onu bitiriyoruz, başka bir iş çıkıyor.
Bu hafta geçsin, sonra rahatlayacağım.
Hafta sonu geliyor, bu sefer pazartesi hazırlığı başlıyor.
Böylece dinlenmek hiçbir zaman erişemediğimiz bir bitiş çizgisinin arkasında kalıyor.
Oysa dinlenmek bir ödül değil.
Yani uyku gibi, yemek gibi bedenin ve zihnin asıl ihtiyaçları.
Bir diğer pratik yöntemi vermek istiyorum sana.
Eve geldiğin ilk 30'da 20 dakikayı bir geçiş alanı olarak görmeni istiyorum.
Birçok kişi işten çıkıp doğrudan başka bir göreve geçiyor.
Hayat çok hızlı gerçekten.
işte yemek, çocuk, telefon, sosyal medya, ev işleri, beynin hızını değiştirmesine hiç alan tanımıyorsun.
Oysa kısa bir yürüyüş, bir kıyafeti değiştirmek, bir duş almak, bir hareketli müzik açmak,
telefonu 15 dakikada başka bir odada bırakmak gibi küçük ritüellerin psikolojik bir işlevi var.
Rol değişimi, bu yaptığın minik değişimler, şimdi çalışma bitti, evdeki ben başladı değişimini yapıyor zihinde.
Önemli olan her gün benzer bir sinyali vermen.
Beyin tekrarları çok sever ve o zamanla ritüeli dinlenmenin başlangıcı ile eşleştirmeye başlar ve çok daha kolaylıkla dinlenme moduna geçebilirsin.
Bir de işten başka seni ne heyecanlandırıyor sorusunu düşünmeni istiyorum.
Eğer bu soruya uzun süre yine cevap veremiyorsan sorunun sadece fazla çalışmak olmayabilir.
Hayatın diğer alanları o kadar küçülmüş olabilir ki iş doğal olarak bütün alanı dolduruyor.
İnsan zihni boşluğu seviyor, orada ne varsa onu büyütüyor.
Eğer arkadaşlık, ilişki, hareket, oyun, sanat, seyahat ya da işte hiçbir işe yaramayan keyifli uğraşlar yoksa,
iş bütün psikolojik alanını kaplıyor.
O zaman işi daha az düşünmeye çalışmak yetmiyor,
işi düşünmeye gerek kalmayacak kadar meşgul ve canlı bir hayat inşa etmek gerekiyor.
Yani telefonu kapattığında dönmek isteyeceğin bir hayat yaratman gerekiyor.
Çünkü işten kopmanın en doğal yollarından, en kolay yollarından biri iş dışındaki hayatının gerçekten seni çağırması.
Bir arkadaşla buluşmak, yürümek, yürürken bakmaktan keyif aldığın bir yerde yürümek bu arada.
Yemek yapmak, dans etmek, biriyle uzun uzun konuşmak ya da hiçbir amacı olmayan bir şey öğrenmek, merak ettiğin bir şey.
Bunların asla verimli olması gerekmiyor.
Hatta mümkünse bazıları hiçbir işe yaramasın.
Çünkü modern insanın çok büyük problemlerinden biri dinlenmeyi bile bir performansla çevirmesi.
Yürüyüş yapıyorsun ama adım sayıyorsun.
Açıp bakıyor kaç adım atmışım.
Kitap okuyor ama yılda kaç kitap bitirdiğini takip ediyor.
Ya da spor yapıyor ama bedeninde bir şeyi değiştirmeye çalıştığı için spor yapıyor.
Bu noktada hayatın her alını işe benzemeye başlıyor.
Yani işten çıkmak, kapıdan çıkmakla olmuyor.
Bazen bilgisayarı kapatmak kolay ama zihni kapatmak gerçekten çok zor.
Ama bunun öğrenilen bir beceri olduğunu sana tekrar ve tekrar hatırlatmak istiyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
