
En Mutlu İnsanların Ortak Özelliği: İyi Şeylerin Gelmesini Beklemiyorlar
7 Ekim 2026 · 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, mutlu insanların ortak özelliğinin daha şanslı olmaları değil, hayatın direksiyonunu daha sık ellerine almaları olduğunu anlatıyor.
Hayatın değişmesini beklemekle, onu değiştirecek küçük adımları atmak arasında sandığınızdan çok daha büyük bir fark var. Çoğu zaman bizi durduran şey; daha denemeden kendimize verdiğimiz "hayır" cevabı oluyor.
Bu bölümde kontrol edebildiklerimize odaklanmanın psikolojisini, neden kendimizi çoğu zaman başkaları reddetmeden önce reddettiğimizi ve küçük adımların hayatı nasıl değiştirebildiğini konuşuyoruz.
Mutlu insanlar hayatın onlara güzel davranmasını beklemiyor. Kendilerine düşen payı cesaretle kullanıyorlar.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Mutlu insanlar gördüğümüzde çoğu zaman bence çok yanlış yere odaklanıyoruz.
Daha şanslı olduklarını düşünüyoruz, daha doğru insanlarla karşılaştıklarını,
daha iyi ailelerde büyüdüklerini, daha güzel fırsatlar yakaladıklarını
hayatlarının bir şekilde daha kolay aktını varsayıyoruz.
Elbette bence şans diye bir şey var.
İmkanlar var, ekonomik koşullar var, insanın doğduğu aile var ve bunların hepsi hayat üzerinde gerçek bir etkiye sahip.
Ama uzun zamandır dikkatimi çeken başka bir şey var.
Hayatından daha memnun olan insanlar genellikle bir şeylerin başına gelmesini beklemeyen insanlar.
Ne demek istiyorum?
Bir şey istediklerinde bakalım olacak mı diye durmuyorlar mesela.
Kendilerine çok daha farklı bir soru soruyorlar.
Ben burada neyi değiştirebilirim, neye etki edebilirim diyorlar.
Çünkü biliyorum her şeyi kontrol edemezsin.
Birinin seni sevmesini sağlayamazsın.
Ya da işte bir şirketin seni işe almasını garanti edemezsin.
Ekonomiyi de sen değiştiremezsin.
Geçmişi de yeniden yazamazsın.
Ama kontrol edemediğin şeylerle etkileyebildiğin şeyleri birbirinden ayırmayı öğrenebilirsin.
Mesela iki insan aynı iş yerinde memnun değil diyelim tamam mı?
Birisi aylarca ya burada zaten hiçbir şey değişmez, piyasa kötü, başka nerede iş bulacağım diye düşünüyor olabilir.
Diğeri de aynı korkuları yaşıyordur ama akşam CV'sini güncelliyor olabilir.
Ertesi gün iki kişiye LinkedIn'den mesaj atıyor olabilir.
Bir iş ilanına başvuruyor, ücretini araştırıyor, başka bir departmanda ne olduğunu merak ediyor olabilir.
İkinci kişinin hemen daha iyi bir işe gireceğinin asla garantisi yok.
Belki 10 başvurudan 8 tanesi reddedilecek ama aralarında psikolojik olarak çok büyük bir fark var.
Birisi hayatının kendisine ne yapacağını bekliyor, diğeri ise hayatla pazarlık ediyor.
Ve bence insanların hayatlarını küçülttüğü en görünmez yerlerden biri burada.
Daha gerçek bir engelle karşılaşmadan kendimizi reddediyoruz.
İş ilanını görüyorsun ve beni zaten almazlar deyip başvurmuyorsun.
Ücret artışı istemek istiyorsun ama ya zaten vermezler ki diyorsun.
Ya da hoşlandığın biri var ya o bana bakmaz diyorsun.
Bir proje fikrin var ya kim bunu dinleyecek diyorsun.
Bir eğitime gitmek istiyorsun, ben çok da yapamam sürdüremiyorum bunları diyorsun.
Yani henüz kimse sana hayır dememişken sen kendi tarafından hayırı zaten vermiş oluyorsun.
Bunu bir düşün.
Hayatında kaç kere hayırı gerçekten dışarıdan aldın ve kaç tanesini sen daha kapıyı çalmadan kendine verdin?
Bazen reddedilmekten o kadar korkuyoruz ki reddedilmeyi kendimiz gerçekleştiriyoruz.
Çünkü hiç başvurmadım demek, başvurdum ve beni istemediler demekten daha güvenli geliyor.
Ona söylemedim demek, söyledim ama karşılık bulmadıktan daha az açılıyor canımıza, haklısınız.
Böylece aslında öz saygımızı koruduğumuzu zannediyoruz ama uzun vadede bence çok daha pahalı bir bedel ödüyoruz.
Hayatımızın ne olabileceğini hiç öğrenmeden yaşıyoruz.
Bu yüzden sana küçük bir kural önermek istiyorum.
Kuralımız şu, kendine önceden hayır verme, lütfen.
Hayır deme hakkını gerektiğinde karşı tarafa bırak artık.
İşi istiyorsan başvur.
Konuşmak istiyorsan konuş.
Ücret talep etmek istiyorsan et.
İşte bir yere gitmek istiyorsan sor.
Cevap gerçekten hayır olabilir bu arada.
Ama hayır duymakla hiçbir şey denemeden hayatını daraltmak, kısıtlamak asla aynı şey değil.
Birinde gerçeklik sana bilgi veriyor, diğerinde korkun hayatını yönetiyor sadece.
Bu yüzden bence kendine sorabileceğin en güzel soru şu.
Hayatımın hangi alanında ben direksiyondayım?
hangi alanında sadece yolcu koltuğunda oturuyorum ve diğerlerinin bu hayatı yaşamasını izliyorum.
Çünkü hepimiz bir yerlerde evet direksiyonu bırakıyoruz.
Ve bunu çoğu zaman fark etmiyoruz.
Kader diyoruz, karakter diyoruz ya da koşul zannediyoruz.
Ben bunu ilişkilerde de çok görüyorum.
Biri hayatına kimse girmiyor, kimse yok, işte insan kalmadı diyor.
Sonra biraz konuşuyoruz.
Yeni insanlarla tanıştığı hiçbir ortam olmadığını görüyorum.
Birinden hoşlanıyor aslında ama hiç belli etmiyor.
Arkadaşlarının tanıştırma tekliflerini de reddediyor.
İşte dating app'ler kullanmak istemiyor.
Biri yazdığında çok hevesli görünmeyeyim diye mesafeli cool davranıyor.
Sonra hayatına kimsenin girmemesini dış dünyanın bir sonucu gibi yaşıyor.
Tabii ki doğru insanla karşılaşmanın şans boyutu var.
Ama şansın seninle karşılaşabilmesi için hayatında bir kapı olması gerekmiyor mu?
Şansı kontrol edemezsin ama şansı karşılaşabileceğin bir alan bence yaşamak.
Mesela ayda bir kişiyle tanışan biriyle 10 yeni insanla tanışan birinin fırsat olasılığı bence aynı değil.
Bir yılda 2 iş başvurusu yapan biriyle bir yılda 20 iş başvurusu yapan birinin karşılaşacağı ihtimaller kesinlikle aynı değil.
Ürettiği şeyi kimseyle paylaşmayan biriyle düzenli olarak görünür olan birinin keşfedilme ihtimali de aynı değil.
Hangisinin ihtimalinin fazla olduğunu söylememe gerek yok herhalde.
Dışarıdan baktığımızda bazen birinin başına güzel bir şey gelir ve ne kadar şanslı deriz.
Belki gerçekten şanslıdır ama görmediğimiz yüzlerce küçük hareket olabilir o şansa sebep olan.
Kaç kişiyle konuştuğunu, kaç kere denediğini, kaç kere reddedildiğini, kaç kapıyı çalıp geri döndüğünü bilmiyoruz ki.
Ve burada çok önemli bir ayrım var. Kontrol.
Bence mutlu insanları güçlü yapan şeylerden biri de hayat kötü gittiğinde neden benim başıma geldi sorusunda sonsuza kadar kalmamaları.
Bu soru insani ve bazen gerekli ama bir süre sonra yanına başka bir soru gelmeli.
Şimdi ne yapabilirim?
Mesela bir ilişki bitti.
Neden bittiğini anlamaya çalışabilirsin.
Yasını da tutabilirsin, üzülebilirsin.
Ama artık bir noktada şimdi bundan sonra kendim için ne yapabilirim sorusunun gelmesi gerekiyor.
Bir işte haksızlığa uğradın diyelim.
Bunu kabul etmek de önemli.
Ama ardından bunu kiminle konuşabilirim?
Neyi belgeleyebilirim?
Hangi seçeneği yaratabilirim diye düşünmek gerekiyor.
Bir yerde yalnız hissediyorsun diyelim kendini.
Kimse beni aramıyor diye üzülmek anlaşılır.
Gerçekten de üzülebilirsin.
Ama bir sonraki soru şu.
Ben kimi arayabilirim?
Bu noktada çok basit bir egzersiz önericem sana.
Seni rahatsız eden bir problemi düşün ve bir kağıda yaz.
Sonra o kağıdı ikiye ayır ve de ki
Kontrolüm dışında olanlar ve kontrolümde olan şeyler.
Bir ilişkinin karşı tarafının sana ne hissettirdiği senin kontrolünde değil.
Ama ne söyleyeceğin senin kontrolünde.
Ekonominin ne olacağını bilmiyoruz ama gelirini arttırmak için hangi beceriyi geliştirmen gerektiği senin etkin, senin kontrolünde.
Bir yöneticinin karakterini değiştiremezsin.
Gerçekten çok toksik karakterler var.
Ama onunla nasıl bir iletişim kuracağın ya da diğer insanların böyle insanlarla nasıl iletişim kurmaya başardıklarını öğrenmek senin kontrolünde.
Ya da oradan ayrılmak mesela.
Üçüncü bir soru.
Bu hafta etkileyebildiğim ne yapabilirim?
Küçük bir hareket.
İnsanın ruh hali üzerinde en yıkıcı duygulardan biri çaresizlik.
Yani ne yapacağını bilememek.
Ya da şunu söylemek.
Ne yaparsam yapayım değişmeyecek.
Bu insanın gerçekten hareketini kısıtlıyor.
Hareket kesilince de yeni deneyimler oluşmuyor.
Yeni deneyim gelmeyince ne doğrulanıyor biliyor musunuz?
Zihnimiz diyor ki gördün mü?
Hiçbir şey değişmiyor.
Böylece insan kendi hayatında bir seyirciye dönüşüyor.
Bunun tam tersine çok güçlü bir döngü var.
Küçük bir adım atıyorsun, bir şey değişiyor, belki çok küçük.
Beyin şunu söylüyor, demek ki yaptığım şeylerin biraz etkisi var.
Sonra biraz hareket ediyorsun, etki duygusu daha da büyüyor.
İşte psikolojide biz öz yeterlilik diyoruz ya, biraz böyle gelişiyor.
İnsan bir şey yapıyor, sonuçlarıyla karşılaşarak kendi kapasitesine güvenmeyi öğreniyor.
Ben terapide özgüven çalışmaları yaparken özgüvenin ona yukarıdan gelmesini beklemiyorum.
Davranışlarla küçük küçük ona kendine güvenmeyi öğretiyoruz.
O yüzden bazen özgüven beklemeyi bırakmak gerekiyor.
Kendime güvendiğim zaman başlarım diyorsan çoğu zaman tam tersi olacak.
Başladığın zaman kendine güvenmeye başlayacaksın.
Hazır olduğumda konuşacağım diyorsun ama asla bence hazır hissetmiyoruz hiçbir şey için.
İnsan hareket ettikçe kendiyle ilgili yine bir ilişki kurmaya başlıyor.
Bugün hayatında uzun zamandır beklediğim bir alanı bulmanı istiyorum beni dinlerken.
Birinden haber mi bekliyorsun?
Bir fırsat mı bekliyorsun?
Ya da daha iyi hissetmeyi mi bekliyorsun?
Birilerinin seni artık görmesini mi bekliyorsun?
Ya da artık koşulların mükemmel olmasını mı bekliyorsun?
Şunu lütfen kendine sorar mısın?
Şimdi burada ne kadar direksiyon bende bu konuyla ilgili?
%100 sende olmayabilir.
Muhtemelen de değildir bu arada.
Ama %10 bile senin payın varsa o %10'u kullan.
Çünkü hayatta gördüğüm en mutlu insanlar hayatlarının bütün kontrolüne sahip insanlar olmadı hiçbir zaman.
Kimsenin böyle bir gücü yok.
Onları mutlu yapan şey sahip oldukları küçük etki alanlarını yani kontrolünde olan şeyleri iyi bilmeleri.
Hayatlarında hayatlarına bir şey gelmesini beklemek yerine dışarıdan beklemek yerine kapıya gidip çalıyor bu insanlar.
Bu arada bazen hayır duyuyorlar hatta bazen çoğu hayır duyuyor.
Bazen rezil olduklarını düşünüyorlar.
Yanlış insana yazıyorlar.
yanlış bir diyalog kuruyorlar, yanlış işe başvuruyorlar, daha da berbat oluyor mesela işleri.
Bazen cesaret edip söyledikleri şey karşılıklı bulmuyor ama hareket ettikleri için yeni yollar görüyorlar.
Bu bölümden sonra hayatımın hangi alanında direksiyondayım, hangi alanında yolcu koltuğunda pasifçe oturuyorum diye bir düşün.
Hayatın değişmesi için her şeyi kontrol etmen gerekmiyor.
Kendi payına düşeni kullanmaya başlaman bence yeterli.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
