
Duygusal Olarak Olgunlaşmamış İnsanlarla Sınır Nasıl Koyulur
21 Ekim 2026 · 9 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, duygusal olarak olgunlaşmamış insanlarla sınır koymanın neden bu kadar zor olduğunu ve bunu suçluluk duymadan nasıl yapabileceğinizi anlatıyor.
Bazı insanlar sınırlarınızı kişisel bir reddedilme gibi algılar. Siz bir davranıştan bahsedersiniz, onlar sevmediklerini düşünür. Sonunda kendinizi iyi bir insan olduğunuzu kanıtlamaya çalışırken bulursunuz.
Bu bölümde sınır koyarken yapılan en büyük hataları, karşı tarafın tepkileri karşısında nasıl sakin kalabileceğinizi ve ilişkileri yıpratmadan kendinizi korumanın en etkili yollarını konuşuyoruz.
Çünkü sağlıklı bir sınırın amacı kendinizi koruyabilmektir.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Bazı insanlara sınır koymak gerçekten çok yorucu.
Çünkü sen bir davranıştan bahsedersin,
onlar bunu karakterlerine yapılmış bir saldırı gibi algılarlar.
İşte mesela lütfen çocuğa dondurma verme, midesini bozuyor dersin,
karşı taraf sen çok kötü bir anneannesin diye duyar bunları falan.
bu şekilde konuşulduğunda işte konuşulmaya devam etmek istemiyorum dersin.
O bunu sen beni sevmiyorsun diye yorumlar.
Ya da işte bu hafta sonu gelemeyeceğim dersin.
Demek artık aileni önemsemiyorsun eskisi gibi derler.
Sen somut bir sınır söylersin ama karşıdaki insan sınırı senin söylediğin haliyle değil,
kendi yaralarıyla, korkularıyla ve geçmiş deneyimleriyle duymaya başlar.
Sonra bir bakarsın konuştuğun şey tamamen ortadan kaybolmuş.
sen artık sınırını değil de neden kötü bir insan olmadığını açıklıyorsun.
Bu gerçekten çok yorucu.
Duygusal olarak olgunlaşamamış insanlar sınırın kendisine değil de
sınırın onlarda uyandırdığı duyguya tepki verirler.
Reddedilmiş hissederler, değersiz hissederler, kontrolü kaybetmiş hissederler
ve bu duyguyu düzenlemek yerine sana geri gönderirler.
Öfkelenebilirler, küsebilirler, seni suçlayabilirler, mağdur olabilirler.
Mesela en çok şunları duyarız.
İşte bunca yıldır ben bunu hak edecek neler yaptım, sen çok değiştin, eskiden hiç böyle değildin.
Ve sen de eğer suçluluk duygusunda böyle hassas biriysen sınırını bir anda gevşetmeye başlarsın.
Çünkü artık mesele ben neye izin veriyorum olmaktan çıkıp onun üzülmesini ya da onu hayal kırıklığına uğratmayı nasıl durdurabilirim meselesine dönüşür.
Burada ilk yapman gereken şey bir kere beklentini değiştirmek.
Bazı insanlara sınırı 10 kez de daha güzel açıklasan anlamayacaklar.
Doğru kelimeyi bulamadığın için değil, onların o anda empati kurma, öz eleştiri yapma ya da senin ihtiyacını kendi duygularından ayrı görebilme kapasitesi sınırlı olduğu için.
Bence ilişkilerde yetişkinliğin çok önemli bir parçası bu insanın kapasitesi bu kadar diyebilmek.
Bu bizi çok özgürleştiriyor.
İnsanları olmalarını istediğimiz kişi üzerinden değil de tekrar tekrar bize gösterdikleri kapasite üzerinden değerlendirmemiz lazım.
İşte annenin bir gün eleştiriyi çok olgun karşılayacağını umarak yaşayabilirsin.
Ya da partnerinin bir gün savunmaya geçmeden seni dinlemesini isteyebilirsin.
Arkadaşının bir gün senin hayırlarını kişisel algılamamasını bekleyebilirsin.
Bu belki zamanla değişir ama kendi sınırlarını onların gelecekteki potansiyeline göre de kuramazsın.
Hayat bu kadar uzun değil ve bunu beklemek çok yorucu.
Burada en büyük hata sınır koymakla ikna etmeyi birbirine karıştırmak oluyor.
Bir sınır söylediğimizde karşı tarafın işte haklısın, seni çok iyi anlıyorum demesini beklemeyin.
O zaman sınırın başarılı olduğunu sanki hissediyoruz haklısın derse.
Hayır, karşımızdaki insan ağlayabilir, öfkelenebilir, surat asabilir, seni bencil bulabilir ve sen yine de çok sağlıklı bir sınır koymuş olabilirsin.
Çünkü sınırın başarı ölçütü karşı tarafın memnuniyeti olmamalı.
Senin sakin, açık ve tutarlı şekilde kalabilmen.
Bu yüzden sınırı anlatırken uzun savunmalar yapmamayı öğrenmen gerekiyor.
Çünkü çok açıklama yaptıkça çoğu zaman karşı tarafa tartışacak ya da ikna edilecek fazla malzeme veriyoruz.
Bu hafta gelemeyeceğim, işte çok yorgunum, pazartesi erken kalkacağım, işte geç hafta zaten çok uykumu alamamıştım,
aslında gelmek istiyordum ama diye diye uzattıkça sınırın bir kararı olmaktan çıkıp pazarlığa dönüşüyor.
Karşı tarafta ya ama iki saat gelsen, işte pazar dinlenirsin, herkes yoruluyor, ben de yorgunum diye açıklamaların her birine cevap vermeye başlıyorsun.
Oysa bazen ilişkin bir sınıf şu kadar kısa olabilir bak.
Bu hafta gelemeyeceğim, başka bir gün senin olmayı çok isterim. Bu kadar.
Bu noktada karşındakine önce ilişkinin değerini hatırlatmanı öneririm.
Eğer karşında biraz daha duygusu olarak zayıf, alıngan diyeyim işler varsa.
Çünkü özellikle reddedilmeye hassas insanlar sınırı doğrudan böyle bir reddedilme, terk edilme gibi hissedebilir.
Mesela şöyle diyebilirsin.
Senle ilişkimiz benim için önemli.
Sonra sınırını kısa ve net söylersin.
Şöyle, ama bugün kendimi dışarı çıkacak kadar iyi hissetmiyorum.
Ardından bu sınırın neyi koruduğunu anlatırsın.
Seninle olmak bana hep iyi geliyor.
Sadece haftaya benim için daha iyi bir zaman olabilir.
Reddetmediğine dair de güven vermiş olursun.
ve son olarak sınırını tekrar edersin.
Haftaya salı günü senin için uygun mu?
Bak burada dikkat et.
Beş farklı gerekçe sunmuyorsun.
Bir ilişki sinyali veriyorsun.
Bir sınır koyuyorsun.
Bir neden sunuyorsun.
Bir de tekrar ediyorsun.
Bu kadar.
Şimdi bir başka tuzak.
Sınır koyduğumuzda karşı tarafın duygusunu hemen yatıştırmaya çalışmak.
Sınır koydun ve karşındaki ağlamaya başladı.
İçinde hemen ya tamam boşver gelirim ben yine de deme dürtüsü oluşur.
Burada birkaç saniye durmanı istiyorum.
Bir insanın üzülmesi her zaman senin yanlış yaptığın anlamına gelmez.
Bazen insanlar sınırları duyduklarında üzülürler.
Bu insan olmanın bir parçası, senin görevin rahatsız edici duyguları ortadan kaldırmak falan değil.
Eğer her sınırında karşındaki insanın üzülmesini engellemek zorundaysan aslında sınır koyma hakkın kalmamış bu ilişkide demektir.
Bir de insanı durduran şey suçluluk duygusu sınır koyduğumuzda.
duygusu olarak olgunlaşmamış insanlarla büyüdüysen
sınır koyduğunda suçluluk hissetmen çok normal.
Çünkü sinir sistemin yıllarca
onların duygusu benim sorumluluğum diye öğrenmiş.
O yüzden ilk kez hayır dediğinde
çok doğru bir şey yaparken bile kendini kötü hissedebilirsin.
Burada önemli bir cümle var.
Suçluluk hissetmem suçlu olduğum anlamına gelmez.
Oradaki suçluluk eski bir alışkanlığın sadece bozulduğunun işareti.
Mesela yıllardır annen işte her aradığında telefonu açıyorsun, bir gün gerçekten müsait değilsin ve akşam seni arayacağım diyorsun.
İçine korkunç bir huzursuzluk çökebilir ya üzülürse, artık onu düşünmediğimi düşünürse.
Bu hissettiğin şey sınırın yanlış olduğunu değil de yeni olduğunu gösterir.
Sınır koymayı öğrenirken bir süre dışarıdaki çalışmadan çok içerideki suçluluğa dayanmayı öğrenmelisin.
Sınır koymanın en zor kısmı sınır koymaktan çok ardından gelen duygusal baskıya rağmen davranışı sürdürebilmek.
Gerçekten zor.
Mesela karşındaki kişi bunca şeyden sonra bana bunu mu yapıyorsun diyebilir.
Sen tekrar tekrar uzun açıklamalara girme lütfen.
Seni önemsiyorum ama kararım değişmedi demelisin.
Bu kadar.
Sen çok değiştin diyebilir.
Şunu diyebilirsin.
Evet bazı konularda artık farklı davranmaya başlıyorum.
Ya da beni istemiyorsun diyebilir.
seni istemediğimi söylemiyorum, ben sadece bu davranışı istemiyorum diyebilirsin.
Aynı sakin cümleyi yeni kelimeler üretmeden tekrar edebilmek bence sınır konusunda çok güçlü.
Sana kırık plak tekniğinden bahsetmek istiyorum, bu tekniği çok seviyorum.
Plakları bilirsin, aynı yere gelir ve aynı cümleleri tekrar eder.
Sen de aynı şeyi yapmalısın.
Bu akşam gelemeyeceğim ama herkes gelecek diyebilir sana.
Biliyorum ama yine de bu akşam gelemeyeceğim.
Sonra karşına gidecek ama bir saat uğra sen de şöyle diyeceksin.
Anlıyorum yine de gelemeyeceğim.
Açıklamalar azalınca tartışmanın süresi de azalıyor.
Cümleni değiştirmeden aynen söylemelisin.
Duygusal olarak çok kırılgan biriyle ilişkin varsa yapabileceğin en güçlü şey onu daha iyi açıklamalarla değiştirmek yerine kendi davranışında tutarlı ve net olmak.
Bak şu cümleler senin için kurtarıcı olur.
Böyle olduğunda ben konuşmaya biraz ara vermek istiyorum.
Bu olduğunda oradan ayrılmak istiyorum.
Bunu başkalarıyla paylaşırsan artık o konuyu sana anlatmayacağım.
Habersiz gelirsen kapıyı artık açmayacağım.
Ya da işte ses yükseldiğinde, sesini yükselttiğinde artık konuşmaya devam ettirmeyeceğim.
Ve son olarak şunu söylemek istiyorum.
Bunlar çok güzel sınır konuşmalarıdır.
Bu cümleleri kullanabilirsin günlük hayatında.
Bir sınırın iyi konulmuş olması, herkesin o sınırdan mutlu olması anlamına gelmez.
Bazen tam tersine yıllardır senin sınırsız halinden faydalanan insanlar yeni sınırlarında en çok rahatsız olan insanlar olacaktır.
Onların rahatsızlığının senin etkilemesine izin verme.
Odaklandığın şey şunlar olsun.
Sakin miydim? Net miydim? Saygılı mıydım? Ve söylediğim şeyi gerçekten uyguladın mı?
Bunların cevabı evetse sınır işini kesinlikle çok iyi yaptın.
Karşındaki anlaması bile.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
