
Bu bölümde Klinik Psikolog Merve Tokgöz, neden bazen onlarca arkadaşımız olmasına rağmen kendimizi hâlâ yalnız hissedebildiğimizi anlatıyor.
Yalnızlık her zaman insan eksikliğinden doğmaz. Bazen ihtiyacımız olan arkadaşlık türünün eksikliğinden doğar.
Bu bölümde hayatımızdaki beş temel arkadaşlık rolünü, her birinin psikolojik işlevini ve eksik olan parçanın sosyal hayatımızı nasıl etkilediğini konuşuyoruz.
Çünkü herkesin çok arkadaşı olabilir. Ama herkesin kendini gerçekten anlaşılmış, güvende ve ait hissettiren arkadaşlıkları olmayabilir.
Belki de ihtiyacınız olan şey daha fazla arkadaş edinmek değil; hayatınızda eksik olan arkadaş tipini fark etmektir.
---
Happ Health'i telefonuna indirmek için tıkla!
---
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz’den seans almak için tıklayın.
Uzm. Klinik Psikolog Merve Tokgöz Instagram:@psikolog.mervetokgoz
---
Happ Health Instagram: @happ.health
Youtube: @happ.health
Reklam ve İş birlikleri için: happdestek@gmail.com
--
Bu bölüm “Happ” hakkında reklam içerir.
Transkript
HepAlt Kendini İyileştir'i sunar.
HepAlt dijital sağlık uygulaması, Sağlık Bakanlığı tescilli bir platformdur.
Psikolojik danışmanlıktan beslenme desteğine ve daha birçok sağlık hizmetine evinizin konforunda ulaşabilirsiniz.
Herkese merhaba, ben Merve.
yaklaşık 12 yıldır insanların kendilerini iyileştirmelerine yardım ediyorum.
Bu podcast kanalımda da Kendini İyileştir'mek isteyen insanlara
terapi odasında verdiğim önerileri paylaşacağım.
Hiç şöyle hissettiğin oldu mu?
Telefonda konuşabileceğin insanlar var, doğum günde masan doluyor,
WhatsApp grupları hiç susmuyor,
hafta sonu istersen plan da yapabiliyorsun ama yine de içten içe yalnız hissediyorsun.
Galiba çoğumuz yalnızlığı arkadaş sayısıyla ölçüyoruz diye düşünüyorum
Ama bazen insanın çevresi kalabalık fakat ihtiyacı olan türde bir yakınlık hayatında olmuyor.
Mesela seni yıllardır tanıyan bir sürü insan var ama şu an yaşadığın hayatı anlayan kimse olmayabiliyor.
Ya da yine aynı şekilde çok eğlendiğin arkadaşların olabilir ama gece gerçekten dağıldığında arayabileceğin kimseyi bulamıyorsun.
Ya da her derdini anlattığın biri var ama yeni bir hayata doğru seni genişleten,
işte hayatta başka ihtimaller olduğunu da hatırlatan birinin eksikliğini hep hissediyorsun.
Yani yalnızlık bazen insan eksikliğinden çok bence bir ilişki türünün eksikliğinden doğuyor.
Geçenlerde tam da bu konuyla ilgili bir teori buldum.
O yüzden bunu sizinle paylaşmak istiyorum.
Belki daha önce duymuşsunuzdur.
Beş arkadaş teorisi diye bir şey var.
Okuyunca inanılmaz sevdim.
O yüzden sana da anlatmak istiyorum.
Bunu kesin bir psikoloji yasası gibi değil de böyle kendi sosyal hayatına bakabileceğin çok güzel bir harita, bir yönlendirici gibi düşünmeni istiyorum.
Çünkü bu anlatacaklarım sana şu anda hangi arkadaşlık işlevi eksik ve belki de yıllardır hani benim neyim var, neden hala yalnız hissediyorum dediğin şeyin cevabını verecek.
İlk arkadaş tipi, bu beş arkadaş teorisinin ana arkadaşı.
Bu arkadaş türü seni bugünkü haline tanımış biri değil.
Senden önceki seni bilen bir insan.
Mesela işte ilk aşkını biliyor, üniversitede nasıl biri olduğunu biliyor.
20 yaşındaki saçma kararlarını, eski sevgilini, ilk işe girişini ya da o dönem neye güldüğünü, neye ağladığını bilen bir arkadaş türü.
Onunla buluştuğunda bazen saatlerce geçmiş konuşuluyor.
Ve biz neden sürekli eski şeyleri anlatıyoruz diye düşünebilirsin ama bunun çok özel bir işlevi var bence.
Bu insanlar hayatının aslında bir hafızasını taşıyor.
Sen bazen kim olduğunu unutuyorsun çünkü ama onlar hatırlıyor.
Sen eskiden böyle yapardın diyor.
İşte hatırlıyor musun o zamanlar bunları da aşmıştın.
Bunların üstesinden gelmiştin diyor.
Ya da diyor ki sen üniversitedeyken bunu çok severdin.
Bunu çok isterdin diyor.
Çünkü bazen insan kendi hayatını görmezden gelebiliyor, unutabiliyor.
Fakat eski bir arkadaş bize o hayatımızı tekrar hatırlatıyor.
Şimdi burada çok ince bir risk de var bu arkadaş türünde.
Eski arkadaş eski seni bilirken seni eski halinle de dondurabiliyor.
Yıllardır değişmişsindir ama arkadaş grubuna girdiğinde tekrar böyle 15'li 20'li yaşlardaki rolüne dönebilirsin.
Hala grubun duygusal olanı, sorunlu olanı ya da işte komiği, çekingeni olarak görülürsün.
O yüzden iyi bir ana arkadaşının en güzel özelliği sadece böyle geçmişi hatırlatması değil de bugünkü haline de izin vermesi bence.
Yani bu arkadaşlar senin eskiden böyleydin der ama o yüzden hep böyle kalacaksın dememelidir.
Geçmişinizi tutmalıdır ama gelişiminizi de engellememeli ve reddetmemelidir bence.
Eğer hayatında bu arkadaş tipi eksikse bazen kendini çok köksüz gibi hissedebilirsin.
Yeni çevren seni şu anki başarılı, güçlü, olgun halinle biliyor ama kimse o hale nasıl geldiğini bilmiyor.
Aslında hikayeni bilmiyor.
Ve bence insanın ara sıra birinin karşısında bütün CV'sini bırakıp sen zaten biliyorsun demesi inanılmaz rahatlatıcı bir şeydir.
Eğer böyle birini kaybettiysen ya da yıllardır konuşmadığın eski bir arkadaşın aklına geldiyse,
ya çok zaman geçti, şimdi yazmak garip olur deme.
Bazen tek bir mesaj, yıllardır kapalı duran bir kapıyı bence yeniden açabilir.
İkinci arkadaş tipi, ufuk açan arkadaş olarak belirlemişler bu teoride.
Bunun yanında oturduğunda kendini kötü hissetmezsin.
Ama biraz daha büyük düşünmeye başlarsın.
Yeni bir şehirden bahseder, işte ben de gidebilirim dersin.
Bir proje başlatır, ya bunu neden erteliyorum diye düşünürsün.
Sana hiç bilmediğin bir kitap, bir insan, meslek, restoran, fikir ya da böyle bir yaşam biçimi gösterir, ilham olur sana.
Bu arkadaşın en güzel tarafı da onun hayatına bakınca kendi yapabileceklerin ne kadar fazla olduğunu ve yeniliklerini hatırlarsın.
Bazen insanın sosyal çevresi böyle çok sevgi doludur ama bence fazla kapalı olabiliyor.
Mesela işte herkes aynı işi yapıyor, herkes aynı yerlerde geziyor, aynı konuları konuşuyor.
Ama aynı hayata da hazırlanıyor tabii ki.
Fakat orada bu arkadaş tipi eksik kalabiliyor.
Çünkü bazı arkadaşlıklar bizi güvende tutuyor, bazıları ise biraz geliştiriyor.
Tabii ki ikisine de ihtiyacımız var.
Sürekli konfor alanını zorlayan insanlarla yaşamak da yorucu olabilir.
Sürekli yeniliklerle yaşamak.
Ama çevrendeki herkes seninle tamamen aynı hayatı yaşıyorsa bence dünya olduğundan böyle daha küçük görünmeye başlıyor ve bir kısır döngünün içinde kendimizi buluyoruz.
Şimdi ufuk açan arkadaşın senden çok başarılı ya da üstün olmasına gerek yok bu arada.
Bazen senden tamamen farklı yaşayan biri oluyor bunlar.
Sen kurumsal hayatta oluyorsun mesela, o kendi işini kurmuş oluyor.
Sen hep aynı şehirde yaşamış oluyorsun, o birkaç ülke değiştirmiş oluyor.
Mesela sen çok kontrollü biri olabilirsin, o biraz daha spontan biri olabiliyor.
Eğer son zamanlarda hayat sana fazla sıkıcı geliyorsa belki de senden biraz farklı yaşayan insanlara ihtiyacın olabilir.
Bir diğer teorideki arkadaş tipi, bence yetişkinlikte en fazla gözden kaçırdığımız kişi, dönem arkadaşı.
Seni şu an içinde bulunduğun hayat dönemini gerçekten yaşayan insanlar.
Yeni anne olduysan başka bir anne, boşandıysan benzer süreçleri geçiren başka bir kişi.
Mesela doktora yapıyorsan doktora yapan biri ya da yeni bir işe geçtiysen aynı başlangıç karmaşasını yaşayan başka biri.
Bekarsan ve çevrendeki herkes evliyse senin gibi hala flört dünyasının içinde olan biri.
Buradaki mesele eski arkadaşlarının seni anlamaması değil aslında.
Seni çok sevebilirler, seni dinleyebilirler ama senin deneyimin içine girmekte zorlanabilirler.
Mesela yakın arkadaşlarının hepsi evlenmiş ve çocuk sahibi olmuşken sen bekarsan onları çok seviyorsun.
Onlar da seni çok seviyor ama cumartesi akşamı dışarı çıkacak insan bulamayabilirsin.
Ya da bir flört hikayesi anlatırken bir noktada boşver ya doğru insan gelir cevabını almaktan sıkılabilirsin.
Ya da tam tersine yeni anne olmuşsundur.
En yakın arkadaşların hala gece yarısı hadi çıkıyoruz diye yazıyordur ve sen iki saatlik uykuyla ayakta duruyorsundur.
Tabii ki arkadaşlığınız bozulmuyor, sevgi azalmıyor.
Sadece hayat dönemleriniz ayrışıyor ve insan burada kendini birazcık suçlamaya başlayabiliyor.
Demek ki artık yakın değiliz, beni anlamıyor.
Belki yakınsınız ama aynı zamanda şu an seni günlük hayat seviyesinde anlayan bir dönem arkadaşına ihtiyacın olabilir.
Bence bu çok özgürleştirici bir fikir.
Çünkü eski arkadaşından her şeyi beklemeyi bırakmaya başlıyorsun.
30 yıllık arkadaşın seni her yeni döneminde aynı işlevle taşımak zorunda değil.
Bunları ondan bekleyemeyiz.
Bazı arkadaşlarımız hayatımız boyunca kalır ama roller değişir.
İşte bazı arkadaşlarımız da belli bir dönem hayatımıza girer, görevini tamamlar ve gider.
Bunun değersiz bir arkadaşlık olmasına gerek yok gitmesi için ve bitmesi için.
Mesela birlikte yüksek lisans yaptığın bir insanla o dönem çok yakın olup 5 yıl sonra yılda bir kere görüşebilirsin.
O arkadaşlığın sahte olduğu anlamına gelmez.
Sadece o dönemi tamamlamış olursun.
Teorideki dördüncü arkadaşlık tipi son arama arkadaşı.
Ben bunu çok sevdim.
Şöyle tarif ediyorum, şöyle anladım çünkü teoriden.
Mesela saat gece 12.47 diyelim, gece yarısı artık.
Çok kötü bir şey oldu ya da tam tersine çok büyük bir şey oldu.
Ve telefonda kimin adına basacağını düşünmeden biliyorsun.
İşte bu arkadaş o kişi.
Bunun mutlaka kriz arkadaşı olması gerekmiyor.
Bazen 3 saat ses kaydı attığın bir olayı anlatırken,
dur ya en başından anlatıyorum dediğin kişi de olabilir bu.
Dünyayı onunla beraber sindirmeye başlarsın.
Mesela birine neden kırıldığını konuşursun.
verdiğin kararı onunla düşünürsün, yaşadığın komik bir şeyi daha eve varmadan ona gönderirsin.
Bazı arkadaşlarımız olayları birlikte yaşadığımız insanlardır.
Mesela bazıları ise yaşadığımız şeyleri anlamlandırdığımız insanlardır.
Bu arkadaş türü eksik olduğunda hayatında insanlar olmasına rağmen
duygularını tek başına taşıyormuşsun gibi hissedebilirsin.
Buradaki yakınlık sırrı sadece çok konuşmak değil.
Dinlendiğini, merak edildiğini ve anlattığın şeyin ertesi gün hatırlandığını hissetmek.
Sen pazartesi işte yarın önemli bir görüşmen var dediğinde iki gün sonra nasıl geçti diye soran kişi var ya bu o arkadaş işte.
Küçük gibi duruyor ama insanı yalnızlıktan çıkaran şeylerden biri de bence tam olarak bu.
Hikayemizin başka bir zihinde hala devam ettiğini bilmemiz.
Beşinci ve son arkadaş tipi teorideki sırtını yasladığın arkadaş.
Bu işte Türkçe çevriliğinde güven arkadaşlığı olarak da geçiyor.
Ben bu insanları çok kıymetli buluyorum.
Çünkü çoğu zaman sosyal hayatın en gösterişli kişileri değiller bunlar.
Her buluşmada en eğlenceli, en renkli, en maceralı insanlar olmayabilirler.
Ama söyledikleri şeyi yaparlar.
Gelirim derse gelirler, söz verdilerse hatırlarlar.
Bir şey olduğunda ortadan kaybolmaz bunlar.
Yanlarında sürekli işte acaba bu kere nasıl davranacak diye düşünmezsin.
Sinir sistemin biraz gevşer çünkü bu insanın tutarlı olduğunu içinden içebilirsin.
Hayatta çok heyecanlı arkadaşlarımız olabilir tabii.
Birlikte inanılmaz eğleniriz, çok güçlü bağ hissederiz ama ihtiyaç ağında onlara ulaşamayabiliriz.
Bu arkadaş tipi farklıdır.
Bazen en sık görüştüğün insan değildir ama gerektiğinde orada olacağını bildiğin arkadaştır.
Arkadaşlığın içinde belirsizlik çok azdır ve ben bunun yaş ilerledikçe daha kıymetli bir hale geldiğini düşünüyorum.
Gençken kimle çok eğleniyorum arkadaş seçiminde işte daha önemli bir soruyken,
büyüdüğümüzde yetişkinlikte kim güvenilir sorusu bence daha da önemli hale geliyor.
Çünkü hayat zorlaştıkça insana sadece kahkaha attıranlar değil de
böyle hayat sallandığında yanında duran insanların değerini daha iyi görüyorsun.
Şimdi bu beş arkadaş tipini bir düşünmeni istiyorum.
Geçmişini bilen biri var mı?
Seni genişleten, ufuk açan biri var mı?
Şu anki hayat dönemin seninle yaşayan, hayatındaki önemli bir duruma eşlik eden,
seninle aynı hayat yaşayan biri var mı?
Bir şeyi gerçekten konuşman gerektiğinde direkt elinin gittiği biri var mı?
Ve son olarak güvenirliğine hiç şüphe duymadığın bir arkadaşın var mı sırtında yayabileceğin?
Burada çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Beş ayrı insanın bulunmak zorunda değilsin bu arada.
Aynı arkadaşın hem çocukluk arkadaşın hem de son arama arkadaşın hem de güvenilir arkadaşın olabilir.
Başka biri de hem dönem arkadaşın hem de ufkunu genişleten insan olabilir.
Bu çerçevenin, bu beş tane arkadaş tipinin amacı insanları kutulara sokmak değil, kategorize etmek değil.
Sosyal hayatındaki boşluğun nerede olduğunu fark etmek.
Çünkü bazen arkadaşlarım var ama yalnızım dediğinde çözüm daha fazla insan tanımak değil.
Belki hayatındaki bütün arkadaşlıklar ana arkadaşı gibi.
Seni çok seviyorlar ama hepsi geçmişini biliyor.
Hiçbiri bugünkü hayatın içinde değil.
Ya da belki çok güvenilir arkadaşlarım var ama hayatında yeni fikri sokan kimse yok.
Bunun için sıkışmış hissediyor olabilirsin.
O zaman yalnızlığını böyle kişisel bir problem gibi yorumlamak yerine
daha spesifik bir soruyla bulabilirsin.
Şu an nasıl bir arkadaşlığa ihtiyacım var?
Nasıl bir arkadaşlığı özlüyorum?
Bu soru gerçekten çok işe yarıyor.
Eksik olanı bulduktan sonra ikinci soruyu sorman gerekiyor.
Peki bunu nerede bulabilirim?
Bir dönem arkadaşına ihtiyacın varsa hayatının o dönemini yaşayan insanların olduğu yerlere gitmen gerekiyor.
Yeni bir sektöre geçtiysen o sektörün topluluklarına girmelisin.
Yeni bir anne olduysan diğer annelerle temas kurabilirsin sosyal medyadan.
Bekarsan sadece evli çiftlerden oluşan sosyal çevrenin dışına çıkıp başka insanlar tanıyabilirsin.
Mesela ufuk açan arkadaş eksikse kendi çevrenden bir adım dışarıya çıkıp arkadaşının arkadaşları ile tanışabilirsin.
Ya da normalde gitmeyeceğin bir etkinliğe, topluluklara, farklı insanların olduğu alanlara girebilirsin.
Güven istiyorsan yalnızca böyle en eğlenceli insanlara bakmayıp küçük sözlerini tutan insanlara dikkat edebilirsin.
Son arama arkadaşlığı istiyorsan biraz daha görünür olman gerekebilir.
Birine sadece iyiyim demek yerine bugün biraz aslında benim için zor bir gün demeye başlayabilirsin.
Çünkü yakınlık çoğu zaman böyle birinin küçük riski almasıyla başlar, kendini açma riskine.
Ve burada arkadaşlıkla ilgili çok önemli bir yetişkinlik gerçeği var.
Tek arkadaşının her ihtiyacını karşılamasını beklememelisin.
En yakın arkadaş fikri bazen bize bir insanın hem geçmişimizi bilmesi,
hem de her günümüzü paylaşması, işte bizi geliştirmesi, her zor günümüze yetişmesi,
işte bütün yaşam dönemlerimizde bizimle aynı yerde olması gerektiğini düşündürüyor.
Bu çok ağır bir görev.
Romantik ilişkilerde de aynı hatayı yapıyoruz.
Bir insanın sevgili, en yakın arkadaş, sırdaş, macera ortağı, terapist ya da sosyal dünyamız olmasını bekliyoruz.
Bir kişi her şeyin olmak zorunda değil.
Bence bu teorinin en güzel tarafı da tam burada.
Sana daha sosyal olma tavsiyesi vermiyor.
Daha çok insan edin de demiyor.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan daha doğru bir çeşitlilik oluyor.
O yüzden bu bölüm bittikten sonra telefonunu açıp arkadaş sayını boşuna sayma.
Bir kağıt al.
Beş tane başlık yaz.
Geçmişimi kim hatırlıyor?
Beni kim ufuk açıyor ve genişletiyor?
Bugünkü hayatımı gerçekten kim anlıyor?
Gece arayabileceğim biri var mı?
ve kimin yanında içim bu insan burada diye sakinleşiyor.
Sonra boş kalan alana bakmanı istiyorum.
Belki de yalnızlığının ismini ilk kez orada koymuş olacaksın
ve isim koyduğun bir eksiklik artık sana sadece kocaman bir boşluktan çok
arayabileceğin bir şeye dönüşecek.
Hepelt Kendini İyileştir'i sundu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
