
Gezegenler Bize Ne Anlatıyor (Ya da Anlatmıyor)? Bir Astroloji Okumama Bölümü
12 Ekim 2026 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Anlaşalım: Ben bir astrolog değilim, bu bölümde gökyüzü haritası okumuyoruz!
Peki nasıl oldu da gezegenler; iş yerinde atlanan maillerin, retroya bağlanan eski sevgililerin ve ilk buluşmalardaki sorgulamaların bir numaralı sorumlusu haline geldi?
Bu bölümde kehanetleri bir kenara bırakıp astrolojinin hayatımızdaki o eğlenceli sosyolojisini, ilişkilerdeki diplomatik gücünü ve modern dünyada bir bağ kurma hilesi olarak nasıl kullanıldığını konuşuyoruz.
Sohbeti sürdürmek ve günlük koşturmacayı paylaşmak için Instagram'da buluşalım:
Yeni bölümleri kaçırmamak için kanalı takip etmeyi ve bildirimleri açmayı unutma! 🎧
Transkript
Merhabalar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz. Ben Gökçe.
Şimdi öncelikle bölümün en başında sizinle bir anlaşma yapmak istiyorum.
Şimdi beni tanıyanlarınız bilir, ben astrolog falan değilim.
Gökyüzünden anlamam, doğum haritam vesaire falan da yoktur.
Yani böyle özel bir ilgi de duymam astrolojiye.
Ama evet anladığınız üzere bölüm astrolojiyle ilgili.
Hani böyle burada anlatacağım şeyler böyle o yüzden uzman görüşü falan değildir.
İşte bilmeden sallıyor falan diye düşünülmesini istemiyorum.
Peki diyeceksiniz ki o zaman bu kadar ilgin yoksa ne anlatacak bu kız diye düşünebilirsiniz.
Şimdi bu bölümde gökyüzü haritalarını okumayacağız anladığınız üzere.
İşte gezegen açılarından bahsetmeyeceğiz ya da işte sana bu ay hangi burcun zengin olup hangisinin aşkı bulacağını falan da anlatmayacağım.
Ama şunları anlatabilirim mesela.
Astrolojin hayatımızdaki o eğlenceli, bazen böyle tatlı tatlı abarttığımız, bazen de sığındığımız
sosyolojisini ve insan ilişkilerindeki yansımalarını anlatabilirim.
Şimdi size dürüstçe bir soru sorarak başlamak istiyorum.
Siz de her pazar haftalık burç yorumlarını ya da telefonundaki uygulamadan o günlük burç yorumlarını okuyup
bugün hayatınızın aşkıyla karşılaşabilirsiniz yazısını gördükten sonra
böyle işe giderken otobüste veya metroda etrafa şöyle bir alıcı gözüyle bakış atanlardan mısınız?
Bakın ben her pazar o haftalık burçları okuyorum gerçekten.
Ya da bir arkadaş ortamında yeni biriyle tanıştığında daha adından hemen sonra
peki Tatlı Mazan Burcu ne sorusunu sorarken buluyor musunuz kendinizi?
Şimdi kabul etmek lazım ki astrolojiye ister sonuna kadar inanın, ister ya hepsi trışka deyin.
Günün sonunda hepimiz bu dili bir şekilde konuşuyoruz.
Kimimiz bir başarısızlığı retro var ya diyerek aklamak için kullanıyor.
İşte kimimiz ilk buluşmada karşı tarafı analiz etmek için bir kestirme yol olarak görüyor.
Kimimiz de sadece böyle kahvenin yanında ne bileyim sohbetini gıybetini falan yapmayı seviyor.
Peki nasıl oldu da binlerce yıllık bu gökyüzü gözlemi modern hayatın en büyük iletişim işte bazen sığınak ve bazen de böyle sorumluluktan kaçış aracı haline geldi?
Gezegenler bize gerçekten bir şeyler anlatıyor mu?
Yoksa biz mi kendi duymak istediklerimizi gezegenlere gökyüzüne söyletiyoruz?
Gelin bugün gezegenleri kendi hallerinde dönmeye bırakıp bizim onları kendi hayatımıza nasıl döndürdüğümüzü birlikte bir konuşalım.
Hadi bakalım başlayalım.
Şimdi girişte bahsettiğim o gökyüzünü kendi hayatımızda döndürme meselesi aslında en çok kriz anlarında ortaya çıkıyor öyle değil mi?
Yani hayatta bazen öyle anlar oluyor ki bir hatayı üstlenmek bir eksikle yüzleşmek ya da birine doğrudan zor bir cümle kurmak bizleri inanılmaz yorabiliyor.
İşte tam o noktada astroloji böyle bizler gibi modern yetişkinler için adeta altın tepside sunulmuş şık bir sığınak haline geliyor.
Şimdi mesela şey var ya en meşhuru Merkür Retrosu meselesi.
Allah'ım o bir de senede dört kere mi falan oluyor yani dön geri git geri git geri falan feleğimiz şaşıyor.
Mu yoksa biz mi öyle zannediyoruz?
Şimdi astroloji literatüründe Merkür işte neymiş iletişimi, zihinsel süreçleri, sözleşmeleri ve teknolojiyi temsil eden gezegen olarak kabul ediliyor.
Yani ediliyormuş.
İşte artık bunu da ezber edebiliyoruz.
Yani bu Merkür tamamen belleğimize yerleşti.
Yani ödümüz kopuyor, bilgisayarlarımız bozulacak falan.
İmza gereken teklif alacağız diye.
Ya da işte ne bileyim iletişimde aksaklıklar, atlanan mailler veya unutulan randevular falan hepsi Merkür Retro'da beklenen durumlar.
Öyle değil mi? Hepimiz bunları ezbere biliyoruz artık.
Peki biz gündelik hayatta bu Merkür Retro'sunu ya da Merkür gezegenini yavrum canım nasıl kullanıyoruz?
Şimdi iş yerinde çok kritik bir maili atmayı unuttuğumuzda ya da işte bir projede dikkatsizlik yaptığımızda yani proje patladığında falan
Ya işte ben bu hafta çok dağınıktım biliyorsunuz zaten takibini de yapamadım ya da iyi hazırlanamadım falan demek yerine abi retro başladı ya bunlar hep ondan yani sistemler falan çöktü zihnim durdu ben ne yapabilirim demek inanılmaz bir konfor alanı yaratıyor.
Ya da gece yarısı eski sevgiliye atılan o pişmanlık dolu mesajınızı düşünün.
Hepimiz bir defa da olsa o mesajları attık.
İşte seni çok özledim, işte ben hatalıydım demek tabii ki bir özveri ister ve bir şey de ister.
Yani o ilişkilerde o söylenemiyor biliyorsunuz.
Ama şu daha kolay olur.
İşte gece Mercury Retros'u vurdu, elin birden mesaja gitti demek sorumluluğu işte dünyadan kilometrelerce uzaktaki bir gezegeni havale etmektir durumu.
Yani suçlu sen değilsin gezegen.
Gezegen. Evet güzelim aynen.
İşin ilişkiler boyutuna geldiğimizde ise durum çok daha nasıl diyeyim diplomatik bir hal alıyor.
Şimdi bir insana yüzüne karşı işte sen çok ilgisiz, soğuk ve aşırı bencil birisin demek muhteşem bir kavgayı başlatabilir.
Ama bunu böyle astrolojik jargonla işte tipik bir hava grubu kafası, özgürlüğüne çok düşkün, duygularını içeri atıyor falan dendiğinde o ağır eleştiriyi kavga etmeden karşı tarafı kabul ettirmiş oluyorsun.
Yani astroloji toplumsal baskıdan kaçıp çaktırmadan laf sokmanın veya eleştiri yapmanın en zarif bir arka kapısı olmuş durumda.
Tabii bir de diğer taraf var yani madalyonun diğer yüzü var.
Kendi davranışlarımıza kılıf uydurmak mesela.
Şimdi psikolojide dışsal denetim odağı denilen bir kavram varmış.
Yani ne demek bu?
Yaşadığımız olayların sorumluluğunu kendi içimizde ya da kendimizde aramak yerine dış faktörlerde arama eğilimde oluruz.
Hani bazen sık sık çoğu zaman hep işte ona dışsal denetim odağı deniliyormuş.
Biliyorum biz yapmıyoruz şu anda bu bölümü dinleyen sizler ve ben yapmıyoruz bunu ama bunu yapan çok insanlar.
Örneğin haritasında Mars etkisi veya ateş elementi yüksek olan burçların işte neymiş bunlar koç aslan yay gibi
mizaj olarak daha fevri daha cesur ve sabırsız olduğu kabul edilir.
Yani genel çerçevede anlatıyorum tabii ben bunları.
İşte alt kırılımlarda farklı davranış özellikleri de olabilir bu burçların ama hani genel geçer bilgiler böyledir diye söylüyorum.
Ne diyordum işte bu bazı burçlar mesela daha fevri, cesur ve sabırsız olabilir demiştim.
Ve bu burçlardaki insanlar günün sonunda bir insana patlayıp böyle bağırıp çağırıp ardından ne yapayım ya işte benim haritamda da Mars baskın damarıma basılınca gözüm görmüyor demek öfke kontrolü üzerine çalışmaktan kaçınmaktır yani.
dışsal denetim odağı demiştik. Yani sen
öfkeni kontrol edemiyorsun.
Neymiş senin Burcu'nun işte Mars
baskınmış da sen işte fevriymişsin
ne yani falan. Şimdi gezegenler
orada kendi yörgüsüne dönüyor olabilir.
Ama biz çoğu zaman
kendi sınır çizememe hallerimizi
işte ne bileyim iletişim
kopukluklarımızı ya da işte
ertelemeler... Bakın bunu söylemek
çok zor. Ertelemelerimizi
yani erteleme durumlarımızı
her şeyi erteliyoruz ya işte.
İşte gökyüzü boğalar çok sert diyerek pembeyi boyamayı tercih ediyoruz.
İşte bunu yapmamak lazım.
Yani gezegenlerin burada hiç suçu yok.
Dönüleceğiz biraz kendimize bakacağız.
Öfkemizi kontrol edeceğiz.
Tembellik yapmayacağız falan yani.
Gezegen ne yapsın?
Peki gündelik hayatta bu dili konuşurken çevremizde hangi karakter tiplerine dönüşüyoruz?
Şimdi biraz da gözlem masamıza oturalım dedim ve konuyu şuna getiriyorum.
Şimdi tüm bu sorumluluk havalelerinden işte ne bileyim ben diplomatik kalkanlardan falan bahsettim.
Ama kabul edelim böyle sosyal ortamlara girdiğimizde hepimiz farkında olmadan belirli bir astrolog mu artık?
Astroloji profiline bürünüyoruz.
Şimdi ben sizin için biraz etrafımı, kendi arkadaş çevrimi ve sosyal medyayı gözlemledim.
Ve bu astroloji profiline dönüşme durumunda konusunda karşımıza çıkan 3 tane böyle çok net tanıdık insan tipi çıkardım.
Şimdi bakalım siz kendinize veya yakın çevrenizdekileri bunlardan hangisini de bulacaksınız?
Şimdi bir tanesi gizli astrologlar.
Ama bir yandan da asla inanmam diyenler.
Şimdi bu gizli astrologlar şöyle.
Bu profil kalabalık bir masada konu ne zaman astrolojiye gelse böyle gözlerini devire devire
ya lütfen arkadaşlar 21. yüzyılda hala gezegenlerin açısıyla falan hayat mı yönetiyorsunuz?
Tamamen zırvalık nutku çeker.
Fakat aynı profil mesela ilk biriyle buluştu diyelim.
O buluşmadan eve döndüğü an işte bir de hoşlandıysa hoşlandığı kişinin doğum tarihini hatta saatini öğrenmek için gizlice böyle ortak arkadaşlarını falan darlar.
İşte gece 2'de güneş koç işte ay akrep uyumu falan diye internette arama yaparken yakalayabilirsiniz bu tipi.
İnanmazlar ama önlemlerini de almadan duramazlar.
Şimdi üçünü de okuyayım da ondan sonra hangisine daha uygun olduğumu bir size söyleyeyim.
İkincisi dedektif tip.
Dedektif dediğim için aslında şöyle açıklayabilirim.
Bu tip için bir insanı tanımak, onunla böyle sohbet etmekten geçmez.
Haritasını çıkartmaktan geçer.
Mesela işte kahveler falan, masaya gelmeden hani ilk buluştunuz bir şeyler içiyorsunuz falan.
İlk sorusu hazırdır.
Senin tatlın tam doğum saatin kaçtı?
Eğer yükselenini bilmiyorsan sana hafif bir acımayla falan bakar.
Zihni tamamen kalıplarla çalışır.
İşte karşısındaki kişi duygusal bir tepki verse, işte tam bir su grubu hassasiyeti görüyor musun?
Biraz mesafeli dursa hava elementi eksikliği falan der.
Yani adamı daha tanımadan zihnindeki astrolojik kutucukları oturup ilişki macerasını başlatır ya da bitirir.
Şimdi diğer profilde şu, felaket tellalları.
Bu tiplerin adeta panik butonu vardır.
Şöyle ki işte sosyal medyadaki o kaotik astroloji hesaplarının en sadık takipçisidir.
Nasıl diyeyim size mesela Instagram'da dedi ki mesela 15 Ekim'de Plüton olsun.
Plüton ne olsun? Durağın pozisyonda olsun.
İşte bu da şu demek olsun.
Sakın radikal kararlar almayın, imza atmayın, dışarı bile çıkmayın falan postunu gördüğü an hayatı felç olur.
O hafta yapacağı iş görüşmesini ertelemeye çalışır, sevgilisiyle konuşacağı ciddi bir konuyu şu açı bir geçsin falan diye rafa kaldırır.
Kendi aklına ve hissiyatına güvenmek yerine gökyüzünün işte felaket tellallığına teslim olmayı seçer falan.
Kendimize dürüst olalım.
Hepimiz zaman zaman bu anlattığım tipler arasında mekik dokuyoruz.
Ben biraz gizli astroluğu ya işte böyle ya zırvalık ya tamam işte her şeyde gökyüzü falan olamaz deyip ama dediğim gibi her pazar en azından haftalık bir okumayı seviyorum gerçekten.
Peki astrolojiye bu kadar sarılmamızın arkasındaki tek şey işte sorumluluktan kaçmak, sorumluluğu gökyüzüne atmak mı ya da işte ne bileyim bir takım korkular mı?
Aslında hiç de değil. Şimdi ise isterseniz böyle astrolojinin neşeli ve böyle özellikle biz kadınları birbirimize yakınlaştıran tarafına da bir bakalım isterseniz. Ne dersiniz?
Şimdi, astrolojinin modern şehir insanına özellikle de biz kadınlara sunduğu en büyüleyici ve zararsız şey ne biliyor musunuz?
İnsanlar arasında yarattığı o muazzam bağ kurma hilesi.
Şimdi bugün dünyada en çok eksikliğini çektiğimiz şey ne? Yüzeysel kalabalıklardan sıyrılıp bir insanla böyle gerçek ve samimi bir bağ kurabilmek değil mi? Yani insanların gittikçe yalnızlaştığı, ilişkilerin ekran arkasına sıkıştığı ve böyle ne bileyim birine iç dünyanı açmanın riskli görüldüğü bir çağda yaşıyoruz.
İşte tam bu noktada astroloji, modern dünyadaki iki insanın arasındaki buzları saniyeler içinde eriten harika bir dostluk, nasıl diyeyim soslu olarak devreye giriyor.
Şöyle bir senaryo düşünün.
İşte hiç tanımadığın bir kadınla bir iş toplantısının molasında, işte bir arkadaşının ev partisinde ya da bir işte kahve kuyruğunda falan yan yana geldin.
İşte özellikle böyle iş toplantısı molası ya da arkadaş evinde partideyken falan da çok yalnız ve kimseyi tanımıyorsan ortamda o hafif gergin ve ne konuşacağını bilemediğin dakikalar yaşanmaya başlar.
2-4 bunu hepimiz yaşamışızdır.
Şimdi bir insana durup dururken işte hayattaki en büyük çocukluk travman ne ya da şu an ilişkinde seni en çok ne yer alıyor falan diye de soramazsın tabii ki.
Yani bu ne cüret hatta soruyorsan da eğer.
Bu çok işgalci ve böyle fazla patavatsızca bir şeydir ama o bir tatlı bir gülümsemeyle sorulan ya bu arada sen hangi burçsun sorusu dünyadaki en meşru, en güvenli ve en eğlenceli böyle sohbetinde başlangıcı olmuş oluyor.
Hatta bu soru bunu başlatmış oluyor.
Böyle anında bir muhabbet kapısı aralanır.
Aa sen Başak mısın? Benim en yakın arkadaşım da Başak.
İşte sizin o düzen merakınızı çok iyi bilirim falan cümlesiyle başlayan bir diyalog.
5 dakika sonra iki insanın birbirine en hassas dertlerini anlatmasına kadar dönüşebilir.
Çünkü astroloji dili farkında olmadan kişisel savunma mekanizmalarımızı indirir.
Sorumluluğu ya da ne bileyim veya etiketi kendi üzerimizden alıp burçlara yüklediğimiz için
kırılgan taraflarımızı konuşmak böyle tehlikeli hissettirmez.
Şimdi astroloji literatürüne baktığımızda bu durum aslında çok anlaşılır.
İşte haritada güneş senin dışarıya gösterdiğin vitrinin egon ve kimliğinken ay burcu neymiş?
İnsanın en mahrem duygusal ihtiyaçlarını, işte çocukluktan getirdiği güven arayışını ve kriz anlarındaki içsel dünyanı temsil eder.
Şimdi biz de gündelik hayatta bir arkadaşımızla ay burcun ne sohbeti yaparken, yani ay burcun ne senin değil de ay burcun gökyüzündeki aydan bahsediyorum sohbeti yaparken
aslında psikolojinin o ağır ve ürkütücü terimlerine hiç girmeden böyle birbirimizin duygusal dillerini çözmeye çalışırız.
Benim ay burcum akrep, o yüzden güven duymam biraz zaman alıyor demek,
bir kadının karşısındakine ben geçmişte çok kırıldım hemen gardımı indiremiyorum deme biçimidir aslında.
Yani astroloji duygusal okur yazarlığımızı derinleştiren ve bir kestirme yolu olarak karşımıza çıkıyor.
Üstelik bu etiketleme mekanizması her zaman bir önyargı yaratmaz.
Aksine bazen muazzam bir hoşgörü ve alan tanımı esnekliği getirir.
İşte iş yerinde veya arkadaş grubunda birinin aşırı detaycı, kuralcı veya kontrolcü tavırlarına denk geldiğinde böyle ona kızıp mesafe koymak çok kolaydır.
Ama zihninde o biraz başak veya oğlak düzenindedir.
İşte onun olayı bu, bana özel bir şey değil dediğin anda o davranışı kişiselleştirmeye bırakabiliriz.
Yani tabii bu her zaman uygulanacak bir şey değil bazı insanları tanıyorsak ve net bir tavır koymamız gerekiyorsa koymalıyız ama bazen de gerçekten hani burcundan yola çıkarak da ya bana özel davranmıyor herkese böyle kendi hayatını zorlaştırıyor aslında demek bizi birazcık daha rahatlatabilir.
Yani astroloji insanları iyi veya kötü diye kestirip atmak yerine onların tuhaflıklarını, işte mizahçı farklılıklarını ya da aksaklıklarını empatiyle tolera etmemizi sağlayan da biraz böyle tatlı, esprili bir kabul alanına dönüşüyor.
Yani günün sonunda yıldızları sadece geleceği tahmin etmek için değil, nasıl diyeyim işte anlattığım gibi birbirimizi anlamak, buzları kırmak ve kahve yanında böyle insan insana bağ kurmak için kullanıyorsak bunda hiç de fena bir taraf yok.
Öyle değil mi?
Evet, toparlayacak olursak.
Şimdi gezegenler biliyorsunuz milyarlarca yıldır orada gökyüzünde kendi yörüngelerinde sessizce dönmeye devam ediyor.
Yıldızlar bize harika bir sohbet malzemesi, bazen gıybet malzemesi, tatlı böyle sohbet bahaneleri ve ilişkilerde buzları kıran müthiş bir iletişim dili verebiliyor.
Ama günün sonunda o zor kararları alan da, ilişkisinde sınır çizen ya da çizemeyen de, hayatın sorumluluğunu sırtlayan da gökyüzü değil biziz.
Yani gökyüzüne bakıp eğlenelim, gezegenlerin o tatlı hikayeleriyle işte sohbetler yapalım ama yeryüzündeki adımlarımızı kendi aklımıza, kendi irademizle ve kendi hislerimizle almayı da unutmayalım.
Evet geldik bölümün sonuna.
Sadece bu bölümle ilgili değil bu arada gündelik hayatın tüm tatlı koşturmacalarını ya da her ne isterseniz onu paylaşabileceğiniz bir Instagram hesabım var biliyorsunuz.
Kadın dediğim podcast.
Orada her zaman buluşabiliriz.
Beni oradan da takip etmeyi ama esas her yeni bölümü kaçırmamak için beni dinlediğiniz platformdan işte bu hangisi ise oradan takip etmeyi ve bildirimleri de açmayı lütfen ama lütfen unutmayın.
Peki şimdi size son bir soru. Peki siz en son hangi hatanızı ya da kararsızlığınızı ya valla retro vardı diyerek savundunuz?
Yorumlarda itiraflarınızı bekliyorum. İster Instagram'da ister işte takip ettiğiniz platformda nerede olursa olsun yorumlarda buluşalım diyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize ve zihninize çok çok iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
