
Gerçek yılbaşı 1 Eylül’dür: Kadınlar için “Back to School”
14 Eylül 2026 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Eylül’ün zihnimizdeki taze başlangıç büyüsünü, üzerimize binen o gizli zihinsel yükleri ve bu mevsimde büründüğümüz 5 farklı Eylül kadını tipini konuşuyoruz. Kendini hırpalamadan, mükemmeliyetçilik tuzağına düşmeden kendi ritminde bir sonbahar geçirmek isteyen herkes davetlidir!
Instagram: kadindediginpodcast
Yeni bölümleri kaçırmamak için kanalı takip etmeyi ve bildirimleri açmayı unutma! 🎧
Transkript
Merhabalar, Kadın Dediğin'e hoş geldiniz. Ben Gökçe.
Bu sefer bölümü size bir soru sorarak başlamak istiyorum.
Siz de gerçek yılbaşının bir Ocak değil de bir Eylül olduğuna mı inanıyorsunuz benim gibi?
Neden sordum bu soruyu?
Çünkü tatbimler ne derse desin, çocukluğumuzdan beri içimize öyle bir kodlanmış ki bu Eylül ayı.
Hava hafif serinlemeye başladığında, sokaklarda o taze kırtasiye kokusu yayıldığında
veya böyle vitrinler değiştiğinde içimizde otomatik olarak bir düğmeye basılıyor sanki.
Hani o okulun ilk günü açılan tertemiz çizgisiz defter sayfası hissi var ya bildiniz mi o hissi?
İşte o his.
Aradan yıllar geçse de okul çağını geride bıraksak da içimizde bir yerlerde hala ilk günkü gibi canlı duruyor.
Yani yaz mevsiminin o esnek, biraz dağınık aman tatildeyiz ya rahatlığından çıkıp
Eylül geldiğinde bir anda hepimize bir düzen kurma isteği geliyor.
İşte gardıropları elden geçirmek, spora başlamak, ertelenen kararları raftan indirmek.
Zihni ve hayatı şöyle bir toparlamak istiyoruz.
Peki neden?
Yani yıllar önce mezun olmuş ya da işte her gün işe gidip gelen biz yetişkinler olarak
neden Eylül ayında bu taze başlangıç enerjisini bu kadar yoğun hissediyoruz?
O yüzden bugün bu bölümde Eylül ayının zihnimizde yarattığı bu büyüleyici etkinin altındaki
Tabii ki psikolojik nedenleri ve davranışsal ekonomi araştırmalarını da konuşacağız.
Bu sonbaharda kendi hayatımız için açtığımız o yeni sayfayı böyle kendimizi hırpalamadan ve böyle mükemmel olmalıyım baskısına kapılmadan nasıl doldurabileceğimizi konuşacağız.
Hazırsanız başlıyorum.
Şimdi girişte bahsettiğim o yeni sayfa açma hissi aslında sadece romantik bir eğilir duygusallığı değil.
Yani inanmazsınız, bir işle de söyledim, arkasında davranışsal ekonomi ve psikoloji alanında yapılmış son derece somut çalışmalar var.
Ya Gökçe ya, Eylül ayına da çalışma yapılmaz yani falan, makale yazılmaz diye düşünüyor olabilirsiniz ama var gerçekten.
Yani ben bu bilim işini anlayamadım.
Neyse, şimdi davranışsal bilimcilerin literatüre kazandırdığı bir kavram var.
Fresh Start Effect, yani taze başlangıç etkisi.
Şimdi özellikle önemli bir davranışsal bilimci olan Milkman diye biri var ve onun ekibinin araştırmaları gösteriyor ki insan zihni zamanı böyle dümdüz akan kesintisiz bir çizgi olarak algılamıyor.
Aksine zamanı işte doğum günleri, pazartesi günleri, yeni yıl veya eylül gibi böyle mevsim dönüşümleriyle bölümlere ayırıyormuş.
Araştırmacılar bu özel günlere hatta zaman işaretleri adını veriyorlar.
İşte Eylül ayı da kolektif hafızamızdaki en güçlü zaman işaretlerinden biri.
Çünkü bir mevsim değişikliği başlıyor.
Zihin bu geçiş noktalarında çok ilginç bir psikolojik mekanizma çalıştırıyormuş.
Geçmişteki başarısızlıklarımızı, ertelemelerimizi veya yazın o biraz dağınık halini eski sezondaki ben olarak etiketleyip geride bırakıyormuş zihnimiz.
Yani zihnimizin bize fısıldadığı şey şu.
Daha bir ay önceki ben, ooo eski bendim.
Ama şimdi yeni bir sezona başlıyorum ve bu yeni ben daha düzenli, daha kararlı olacak diye fısıldıyor zihnimiz.
Fısır fısır zihnimize dönen şey bu.
Buna bize eyleme geçmek için müthiş bir motivasyon ve irade yakıtı sağlıyor.
Tabii doğal olarak sağlıyor aslında.
Şimdi sosyolojik açıdan baktığımızda ise durum biraz böyle bir ritim meselesi.
Şimdi biliyorsunuz ki böyle yaz ayları doğası gereği işte esneklik, belirsizlik ve rutinlerin askıya alındığı bir dönemdir yani.
İşte aman Temmuz'dayız, aman tatildeyiz ya falan.
Şimdi düşünemeyeceğim bunları kafası gelir yazın bize.
Ancak insan zihni ve sinir sistemi uzun vadede öngörülebilirlik ve belirli bir düzen arıyormuş.
Yani 2-3 ay gibi kısa dönemde bu kafa iyi ama geri kalan 9 ay ve bu 9 ayında ilk ayı olan Eylül ayı gelince o aman kafası işe yaramaz oluyor işte.
Şimdi psikiyatride kurgulama diye bir kuram var.
Ve bu kurama göre insanların en temel psikolojik ihtiyaçlarından biri zamanı ve hayatı yapılandırmak.
Yani belli bir rutinin olmaması, yapılandırılmış bir hayat akışının olmaması bir süre sonra zihinde belirsizlik kaynaklı gizli bir kaygı yaratmaya başlıyor.
İşte bu ilişkilerdeki belirsizlikler gibi düşünün.
İşte biz şimdi neyiz, nereye gidiyor bu ilişki falan deriz ya.
Aynı şeyi tüm hayat akışımız için de hissediyoruz belirsizlikler olunca yani.
İşte Eylül'de gelen o düzen kurma, spora yazılma başlama ya da ne bileyim bir ajanda tutma isteği aslında zihnimizin o kaybettiği öngörülebilir güvenli alanı yeniden inşa etme çabası gibi.
Yani Eylül geldiğinde hissettiğin o toparlanma arzusu var ya tamamen zihninin kendini doğal yolla güncelleme ve yeni bir mevsime kendini adapte etme biçimi aslında.
Şimdi Eylül ayı gelince bir de şu oluyor biz kadınlarda. Hepimiz farkında olmadan belirli bir Eylül kadını profilinde bürünüyoruz. Yani bazı kadın tipleri çıkıyor içimizden. Kendim de dahil etrafımı işte sosyal medyayı falan biraz gözlemledim ve bu dönemde ortaya çıkan 5 tane çok net kadın tipi buldum.
Yani daha fazla da belki vardır ama geneline baktığımızda 5 tip çıkıyor.
Bakalım siz bu sonbaharda kendinizi bunlardan hangisini de bulacaksınız.
Birincisi kırtasiye aşığı.
Hatta bir de mükemmelliyetçi kadın.
Şimdi bu kadın tipi Ağustos'un son haftasından itibaren böyle kırtasiye reyonlarını falan nöbet tutar.
İşte rengarenk, fosforlu kalemleri, çizgisiz yeni ajandası ve böyle milimetrik yapılacaklar listesi hazırdır.
Benim kız kardeşim biraz böyle.
sever. Hem kırtasiye sever hem de
o böyle yeni başlangıç, yeni bir şey
başladığında o yeni defter, yeni kalem
falan onları kullanmayı çok sever.
Böyle silgileri koklayıp koklayıp alır
bu kadınlar yani işte. Ne bileyim yapılacaklar
listesi dedim. Mesela bir Eylül
itibariyle işte her sabah altıda
kalkılacak, buzlu maça içilecek,
işte spora gidilecek ve
o hayat baştan yazılacak onlar için.
Peki bu kadın tipinin zayıf noktası
yok mu? Tabii ki var. Mesela Eylül'ün
üçüncü haftasında listedeki
tek bir aksaklıktı. Örneğin bir gün
spora gidemediğinde ay bütün düzenim
mahvoldu diyerek o kırtasiyede
saatler geçirerek aldığı
işte ne bileyim binlerce liralık
ajandayı kapağını bile açmamak üzere
kafa kaldırıyor. Şimdi
ikinci kadın tipimize bakalım. Bunlar da
gelecek pazar tesici.
Ertelemeci kadınlar bu. Şimdi
yazın bitişini kabul etmemek için
duygusal bir mücadele verirler işte.
Bu bendeniz mesela. Hava 15
dereceye düşse bile işte
çorap giymemek, incecik yazlık
elbiseyle dolaşmaya devam etmek gibi
şeyler yaparım ben de. Yani kafasında
yapması gereken bin tane şey vardır
ama hepsinin başlama tarihi
önümüzdeki pazartesidir. Ama
şöyle bir yandan da Instagram'da böyle
sabahın beşinde kalkıp hayatını
organize eden Koreli kadınlar var ya
onların reislerini, videolarını falan izleyip
işte Koreliler böyle ya
kültür farkı yani anlayabiliyor musun falan gibi
bahareler bularak da kendi kendini
yerler ki bunlardan bir şey bir tanesi de
kesinlikle benim. Haftaya yaparız.
Haftaya yaparız. Yaz daha bitmedi. Daha çok var.
Şimdi üçüncü kadın tipi lojistik yapımcı
kadın. Bu profilin kafasında aynı
anda 40 tane sekme açıktır.
Okul servisinin rotasından, iş yerindeki
toplantıların hedeflerine,
daha şimdiden kışlık gardırop değişimi
nasıl olurların planlamasından,
evdeki eksik zeytinyağına kadar falan her şeyin
yürütücü yapımcısıdır.
Dışarıdan bakıldığında her şeyi ne güzel
hallediyor ya falan denir. Ama
kendisi Eylül'ün ortasında ben ne
yapıyorum ya? Yazın dinlenmek bana yetmedi.
Yetmez. Çünkü 31
Ağustos ile 1 Eylül arasındaki
mental yük farkım Everest kadar.
Ben bu hayatın oyuncusu muyum yoksa
sadece organizatörüm müyim
falan diye varoluşsal krizlere
girerler. Bir diğer kadın tipimiz
sessizce direnen, hayatta kalmacı
kadın. Yani Eylül'ün
getirdiği o yeniden başla
kendini güncelle tantanasına
elinde melankolik bir mesela
örneğin bir rezene çayı ile böyle uzaktan
İşte bana yeni hedeflerle gelmeyin, ben sadece bu mevsim geçişini ruh sağlığımı koruyarak atlatmak istiyorum falan.
İçten içe bir düzen ister ama o büyük değişim rüzgarının altında ezilmekten çekindiği için hafif bir böyle izleyici modunda kalır.
Bir diğer kadın tipimiz tepeden tümna revizyoncu kadın.
Alışveriş ve ev mimarı.
Eylül'ün ilk serin rüzgarıyla birlikte bu kadın tipinin içindeki uyuyan iç mimar ve stil danışmanı aynı anda uyanırlar.
Sadece hayatını değil gardırobunu evdeki mobilyaların yerini hatta mobilyaların kendisini nevresim takımlarını şimdi bilin baharatlıkları bile değiştirmek için işte trend yoldur zara sepetleri falan yani sonbahar kapsül gardırob parçalarıyla dolup taşar eve her gün kargo gelir evi ve tarzımı yenilersem zihnim de yenilir mantrasıyla hareket ederler.
Peki ya bu kadınların zayıf noktası ne? Ayın sonu geldiğinde kredi kartı ekstraleriyle yüzleştiğinde ve salondaki o yeni düzen birkaç gün sonra yine darmadağın olduğunda veya birkaç gün sonra sıkıcı gelmeye başladığında onlarda da hafif bir varoluşsal pişmanlık başlar.
Şimdi demem o ki hepimiz zaman zaman bu beş tip kadın arasında mekik dokuyoruz.
Yani siz de kendinizden bir şeyler bulmuş olabilirsiniz bu kadıplerinde.
Kendi içimizdeki bu tatlı heyecanı yakalamak harika ama asıl soru şu.
Bu tiplerden, bu kadın tiplerinden hangisi olursak olalım kendimizi ve bütçemizi hırpalamadan
bu sezondan, bu yeni Eylül sezonundan, bu bizim kendi yılbaşımızdan nasıl sağ çıkacağız?
Şimdi o zaman geldik.
Şimdi bu sonbaharda o ilk gün hevesiyle doldurduğumuz ne bileyim işte bu back to school çantamıza gerçekten neleri koymamız gerektiğini ve kendimizi hırpalamadan bu sezondan nasıl keyif alacağımızı konuşmaya.
Şimdi size tabii ki gene madde madde bir şeyler söyleyeceğim biliyorsunuz benim huyum bu yazın lütfen.
Şimdilik size kendi ritminizde sürdürülebilir bir sonbahar geçirmek için böyle zihinsel çantanıza koymanız gereken üç temel şeyi söylüyorum.
Birincisi mikro rutinler yapmak. Böyle zihni yormayan küçük adımlar.
Şimdi Eylül geldiğinde her şeyi aynı anda değiştirmeye çalışmak en büyük tuzak aslında.
Çünkü beynimiz ani ve büyük değişimlerden korkuyormuş ve hemen eski rutinlerine dönmek istiyormuş.
Bunu lütfen unutmayın.
Yani devasa büyük hedefler iradeyi hızla tüketir.
Bunun yerine böyle mikro küçük rutinlerle başlamak.
Yani her gün bir saat spora gideceğim yapacağım demek yerine ya önce bir her sabah kalk 5 dakika bir balkonda nefes çalış.
Ne bileyim bir esneme hareketleriyle başlayacağım falan değil mesela.
Daha sonra spora doğru evrilirsiniz.
Zihin en çok küçük ve sürdürülebilir adımlara güveniyormuş.
Bunu unutmayın.
İkincisi görünmeyen yükleri görünür kılmak ve hafifletmek.
Şimdi zihninde açık olan o 40 tane sekme var ya kadınların yani bir sürü şeyi aynı anda düşünüyoruz ya.
İşte hepsini tek başına kapatmak zorunda değiliz.
Zihinsel yükü hafifletmenin tek yolu onu dışarı çıkarmaktır.
İşte özellikle sonbaharla gelen ve kafanda dönüp duran her ne konu başlığı varsa,
işte çocuğun servis rotasıydı, işte dolapların elden geçilmesiydi falan her şey olabilir.
Bunların hepsini birbirinden ayır.
Bu sonbaharı gerçekten yapmam gerekenler ne?
Başkasına işte eşime, dostuma devredebileceklerim ne?
Yapmasam da olur ya, dünyanın sonu gelmez dediğin şeyler ne?
Gibi bu soruları sorun kendinize.
Ya hiçbirimiz mükemmel bir organizatör olmak zorunda değiliz.
Bazen de bazı tabaklar düşüp kırılsın ya buna da izin vermek gerekiyor.
Çünkü en büyük özgürlük bu.
Yükleri de paylaşmak.
Üçüncü önemli şey de şu.
Mükemmelliyetçilik yerine yeterince iyi ilkesi ki bundan annelik içgüdüsü bölümünde de detaylıca bahsetmiştim.
Yeterince iyi.
Bu kavramı hayatımızın merkezine koymamız gerekiyor.
Mükemmel bir sonbahar geçirmek zorunda değilsin.
yeterince dengeli, kendinle barışık ve kendi ritminde bir Eylül geçirmek fazlasıyla yeterli.
Sonuç olarak Eylül sana her şeyi baştan yarat demiyor aslında.
Sadece yaz mevsiminde yani dağılan taraflarını topluyor ve kendini yeniden tanıştırıyor.
O kadar.
Evet geldik bölümün sonuna.
Şimdi Eylül ayının o güzel yüzünü zihnimize ve dolayısıyla da bize yüklediği yükleri konuşurken
hayatın gerçeklerini de unutacak değilim tabii ki.
Nedir onlar?
Okul zilinin çalmasıyla birlikte pazartesi sabahı o kilitlenen şehir trafiğinde sabır sınavı verenlerinize bol şans diliyorum.
WhatsApp veli gruplarında akıl sağlığını korumaya çalışan tüm annelere sonsuz kolaylık diliyorum.
Ve yeni sezona adapte olmaya çalışan çocuklara zihin açıklığı ve akşam altı trafiğinde direksiyon başında bu bölümü dinleyen herkese de ekstra metanet diliyorum efendim.
Sevgili Kadın Dediğin Dinleyicilerim, biliyorsunuz bizim bağımız sadece podcast bölümleriyle sınırlı değil.
İşte gündelik hayatın tüm bu tatlı koşturmacasını ve daha fazlasını Instagram hesabım kadindediğimpodcast'te de paylaşabiliriz.
Orada birbirimize güç verebilir, sohbetlerimize devam edebilir ve bir açıkçası aslında bir kulüp olma yolunda da ilerleyebiliriz diye düşünüyorum.
Yeni bölümleri kaçırmamak için kadindediğim kanalımı Spotify, Apple Podcast ve YouTube'dan takip etmeyi ve bildirimleri açmayı da lütfen ama lütfen unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın ve bu Eylül'ün şöyle bir güzel tadını çıkarın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
