
“Başarısız oldum” ile “Ben başarısızım” arasında kocaman bir fark var. İçimdeki sesle barışma hikâyem.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve. Hayat Deneyleri'ne hoş geldiniz.
Önceki bölümü dinleyenler biliyor, yeni bir işe başlamıştım.
Yeni işimle alakalı birkaç podcast bölümü çekmiştim.
Çünkü ne kadar zorlu bir süreç olduğunu, kafamdan geçen o yetersizlikle alakalı düşünceleri çokça kez burada dile getirmiştim.
Bu bölümde artık bunları değil de buradan nasıl çıktığımı size anlatmak istiyorum.
Çünkü hepimizin kafasında ya da içinde konuşan bir ses var.
Ve maalesef bazen yapamayacaksın, başarısız olacaksın, yetersizsin gibi çokça söyleyebiliyor.
Ve bu bizi belki de çok daha başarılı olabileceğimiz ya da çok daha özgüvenli görünebileceğimiz alanlarda bizi geri planda tusabiliyor.
Ama bu sesle barışmaya nasıl başladım?
Bugün bu bölümde bunları anlatmak istiyorum.
Hadi gelin başlayalım.
Öncelikle neler yaptığıma geçmeden önce kısa kısa birkaç örnek vermek istiyorum.
Şimdi kendimde gözlediğim, belki sen de kendinde hissettiğin rezil olma korkusu var.
Bence bu herkeste var olan bir korku.
Şimdi bende şöyle bir şey var.
Yurt dışında yaşıyorum.
Dinlemeyenler bu bölümde ilk defa tanışıyorsak.
Şu an yurt dışında yaşıyorum.
İngilizceyi burada konuşmaya başladım.
Ve bu bende daha önce hiç hissetmediğim kadar özgüvensiz durumların içinde bulunmama vesile oldu.
Ve maalesef sürekli sürekli bir ispat içine girdim.
Yani yeterince iyi konuşabilecek miyim?
Ve tabii ki konuşamadım.
Kendimi iyi ifade edemedim, iyi anlayamadım.
Bunlar da özgüvenimi çok etkiledi.
İyiye giden bir çizgideyim şu an ama özellikle yurt dışına ilk taşındığımda
arkadaş çevrem yok, İngilizceyi iyi konuşamıyorum, arkadaş edinmek için hem zamana ihtiyacım vardı,
yani zamanım yoktu, okul ve işte çalışıyordum, hem de yeterince İngilizceye sahip olmadığıma inanıyordum.
Her neyse bunlar birleşince kafamda geçen şeyler rezil olacaksın.
İnsanlara bir şeyler anlatınca seni anlamayacaklar ve sen de onları anlamadığın için rezil olacaksın.
Sürekli konuşan böyle bir ses vardı.
Sonra restoran içine başladım.
İnsanlarla konuşmaya başladığımda yanaklarım gerçekten pespembe oluyordu.
Hatta böyle buram buram terler.
Belki bunu birçoğumuz yaşamıştır.
Özellikle şu an yurt dışında yaşayıp İngilizceyi bu şekilde burada öğrenenler beni çok iyi anlıyordur.
Yalnız olmadığımı kesinlikle biliyorum.
Bu ses daha da güçleniyor.
Rezil olacaksın, yapamayacaksın, konuşamayacaksın ve saçmalamama sebebiyet verebiliyordu.
Hal ve hareketlerimde ya da dışarıya çizdiğim görüntüde gerçekten çok korkak bir görüntü çizebiliyordum.
Bu tarz örnekleri çokça verdim o yüzden çok uzun uzun anlatmak istemiyorum.
Ama söylemek istediğim bu sesi giderek daha fazla duymaya başladım.
Şimdi herkes hayatının belli bir döneminde işte eğer özel bir şey yapıyorsa ne bileyim yeni bir insanla diyelim işte sevgili olmaya aday bir insanla ilk defa görüşüyorsunuz.
Tabii ki o zaman heyecanlı, rezil olma korkusu gibi durumlar yaşanabilir ya da bir sunum yapacaksınız.
Yine orada da bu tarz bir rezil olma korkusu, heyecan duyma, kaygılanma bunların hepsi normal.
Yani bu tarz özel durumlarda bu duyguları ya da bu konuşmaları içten gelen bu sesleri duymak çok çok mümkün.
Ama her şeyin yepyeni olduğu bir dünyada işte yepyeni bir ülkeye taşınıyorsunuz.
Hiç kimseyi tanımıyorsunuz.
Yeni bir iş buldunuz.
İnsanları anlamaya, dilinizi geliştirmeye, bir yandan sosyal çevre oluşturmaya, bir yandan burada da bağınızı güçlendirmeye çalışıyorsunuz.
Bunların hepsi gerçekten.
Kulağa harika gelse de o ses git gide rezil olacaksın, rezil olacaksın diye her gün konuşan bir ses var.
Özgüven darma duman.
Bunlardan dediğim gibi fark ettiğim şey öyle bir yere geliyor ki insanları gördüğümde, yabancı insanları özellikle,
gerçekten bir ayağım böyle hep geride.
Kaçmaya hazır.
Eğer bir hata yaparsam salakça bir hata parantez içinde.
Çünkü kendimle hemen öyle konuşuyorum.
Salak, bu söylenir mi?
İşte böyle bir gramer mi var?
Kafamda sürekli böyle.
Yani hem kendimle konuşuyorum, hem insanlarla konuşuyorum.
Dediğim gibi bir ayağım kaçmaya çok hazır.
O kadar stresi kaldıramıyorum.
Yani kaldıramıyorum derken tabii ki kaldırıyorum.
Bayılacak halim yok ya da bayılmadım şükürler olsun.
Ama buram buram ter işte pembiş pembiş yanaklar.
Yok yeter hani.
yapacağım tek şey o ortamdan
uzaklaşmak. Ama bu işimin bir parçası
olunca işte restoranda çalışınca
bazen o sorular, o sohbet
insanlar konuşmak
istiyor vs. Yani
eğer o kadar
yoğun strese bürünüyorsam
ya da parantez içinde o bahsettiğim
salakça hataları çokça
yapıyorsam asla kimse beni o
konuşmada tutamaz.
Neyse. Yaklaşık
işte 3 yılı geçti.
Ben Avustralya'da yaşıyorum.
Bu süreçte bir şeyler yapmam lazım.
Evet İngilizceyi geliştirmem için pratik yapacağım.
O yüzden maruz kalmam lazım.
O yüzden insanlarla konuşmaya devam etmem lazım.
Bir de ben yurt dışında yaşamayı, yüksek lisansımın devamı olarak burada bir iş bulmayı amaç edinmiş bir insanım.
Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı.
Yani İngilizce geliştirilecek. Başka yolu yok.
Kendime hata payı olarak da çok az hata payı verdiğim için bu şekilde konuşacaksın.
Başka şeyi yok.
Hata yapmayacaksın.
Az hata yapacaksın.
Ya da ne bileyim insanları kendine güldürecek hatalar yapmayacaksın.
İşte kafada geçen bu sesler seni inanılmaz derecede geri plana atabiliyor.
Belki yaptığın o aptalca dediğin hatalara gülüp geçsen kafandaki ses diyecek ki ya bu da komikti aslında.
Hani rezil olmadın da komik, güzel bir işte anı elde ettin.
Yok ama.
Benim kafamdaki sesler işte günden gene rezil olacaksın, yetersizsin.
Özellikle yetersizsin sesi çok fazlaydı.
Bu İngilizce maruziyetini arttırdığım zamanlarda yetersizsin sesi aşırı derecede fazla çıkmaya başlamıştı.
Her neyse.
Şimdi biraz olsun özet geçtim tekrar.
Neler yaptım?
Şimdi öncelikle hep diyorum ya farkındalık çok önemli.
Ne olursa olsun.
Çünkü insanız yani hayatımızın belli dönemlerinde bence bu tarz kaygılar yaşamamız çok normal.
Ya da farklı bir dönemden geçmemiz.
Şimdi benim için buraya taşınmak başlı başına farklı bir deneyime, deneye başlamış oldum.
Önce bu yeni merveyi bir anlamaya çalıştım.
Anlamaya çalışmaktan ziyade tepkilerim zaten çok değişik olduğu için yani ben ben değildim.
Ben normalde çok ölçülü görünen, ölçülü davranan biriyim.
Ama burada sürekli o utanç hani konuşamıyorum, yetersizim, başarısızım, yapamıyorum.
Yepyeni bir merve ortaya çıktı.
Bunu bir kabul etmem aşırı zamanım aldı.
Çünkü böyle birini asla istemiyorum hayatımda.
Bu ben olamam.
Bu ben ya da olmamalıyım.
İşte ben hep iyi yapan, doğru konuşan, örnek olan, işte ben nasıl aptalca hatalar yaparım ya da nasıl insanlar üstüme güldürürüm.
Bu asla kabul edemediğim bir yerdeydi benim için.
Sonra şunun farkına vardım.
Bu halimi kabul etmedikçe daha fazla enerji sömürüyor benden.
Hata da olabilir.
ya da yani bu süreçte bu şekilde belki biraz da bu kısmı öğrenmeliyim.
Yani kendimi kabul etmeye başladım.
Şimdi kendimi aşırı kabul ettim diyemem.
Zaten o kadar podcast bölümünde de anlatıyorum kafamdan geçenleri vs.
Ama bir barış haline geldi.
Bu farkındalığım artınca kafamdaki seslerin daha fazla farkına vardım.
Önceden bu seslerin asla farkında değildim.
yetersizsin işte başarılı olamayacaksın
gerçekten zihnimden geçen
hemen hata yaptığıman hemen
benimle konuşan bu sesleri yakalamaya başladım.
Bu bende çok büyük bir değişim
çok büyük bir farkındalığı beraberinde getirdi.
Şimdi bu bahsettiğim son işim
yaklaşık 2-3 aydır burada çalışıyorum.
Yeni bir restoran.
Burada da aynı şeyler oldu.
İşte çok lüks bir restoran.
Ben burada yapamayacağım.
İngilizce olarak harika şeyler bekliyorlar vs.
Sonra bir dakika bu zamana kadar yaptın.
Yapıyorsun da hani şu an bu korku nereden geliyor?
Hani farkındalığın artmıştı?
Sonra kendime tekrar kızmaya başladım.
Sonra şunun farkına vardım.
Neden kendime kızıyorum?
Hani o barış imzaladım dedim ya.
Aslında barış imzaladığım dönem yine bir rütine bürünmüştü hayatım.
Aynı iş.
artık beni neyin beklediğini, ne tarz müşterilerin geldiğini vs. restoran için konuşuyorum.
O işe aşina oldum ve bir işe aşina olduğunuzda ne yapacağınızı biliyorsunuz ve
otomatik olarak kendinizi o ortamda rahat, güvende hissediyorsunuz.
Ben ortamımı değiştirdim.
O esnada okulu yeni bitirdim.
Parasal anlamda da işte birikim yapmalıyım, para kazanmalıyım.
Böyle bir baskı oluşturmuştum kendimi.
Bunların hepsi o en başta barışçıl, sözde işte kendimi kabul etmeye başladığımı düşündüğüm yerde tekrar yetersizsin, yapamayacaksın, başarılı değilsin.
Bu tarz sesler yükselmeye başladı.
Neler yaptım ya da neler yapıyorum?
Ben de inanılmaz fardasını gördüğüm şeyleri bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle, bu örneği daha önce de vermiştim.
Arkadaşınla bu şekilde konuşur musun?
Ben bu sesleri yakaladığım an diyorum ki şu an karşımda benim yaptığım bu şeyleri yakın arkadaşlarımdan,
yani yakın olmasına dahi gerçekten gerek yok.
Arkadaşlarımdan herhangi biri yapsa ben onlara ne söylerim?
Bazılarını gülerim.
Yani gerçekten çünkü komik şeyler de oluyor.
İşin içinde olduğunuzu da öyle hissetmiyorsunuz.
Ama şöyle bir dışarıdan bakınca bazı yaşadıklarımı,
eğer arkadaşlarım bana anlatsa, gülerim, komik bulurum.
Ya da ya hani gel bir kahve içelim, bunda ne var ki deyip küçültmem asla.
Ama kesinlikle destek olurum.
Anlatılan şeyler yani arkadaşlarıma elimden gelenin en iyi şekilde onları anlamaya, empati kurmaya ve destek olmaya çalışırım.
Ama bunu neden kendime yapmıyorum?
Aksine o seslerle işte.
Zaten zor bir durum yaşamışım ki o sesler yükselmiş.
Yetersizim vs.
Üstüne bir de bu seslerle kendimi daha da kırbaçlıyorum.
Zaten neyi başardın ki?
Yapamayacaksın, başaramayacaksın vs.
İşte burada bir sesi değiştirmeye başladım.
Bu örneği daha önce de vermiştim.
Arkadaşınızla bu şekilde konuşur musunuz?
Hayır konuşmayız.
Bence hiçbirimiz konuşmayız.
Arkadaşımızın sırtını sıvazlarız, onu dinleriz.
Ya bir dahakine yapmazsın deriz.
Ya da olur böyle şeyler deriz.
Ama kendimize yaptığımız gibi kırbaçlamayız.
Ağır şeyler söylemeyiz.
Aptalsın hiç demeyiz.
Bunu aptallar yapar.
Hiç demeyiz.
Arkadaşıma davranacağım şekilde kendime davranmayı seçtim.
Bunu her gün seçmeye çalışıyorum.
Çalışıyorum çünkü bu sesler öyle hemen farkındalığıma etti.
Oldu bitti.
Maalesef değil.
Kesinlikle öğreniyorum.
Farkına varmaya çalışıyorum.
O sesleri yakalamaya çalışıyorum.
Ve hemen ikinci biri olsa nasıl yaklaşırım?
Kendime de öyle yaklaşmaya çalışıyorum.
Aşırı faydalı.
Özellikle bazı olaylara bir de insanları gözlemlemeye başladım.
Şimdi bazı durumları restorandan örnek vermeye devam edeyim.
aynı şeyleri yaşıyoruz.
İşte tam olarak yüzde yüz
konu aynı olmasa da
çok benzer şeyleri yaşıyoruz.
Bakıyorum o insanlar gülüyor.
Dalga geçiyorlar yaşadıkları
durumla. İşte bir müşterinin
diyelim ki orderını yanlış
aldı. Yanlış yemek etti.
Ya ben olsam kahretsin
Merve sen böyle bir şeyi nasıl yaptın?
İşte daha dikkatli dinlemeliydin.
Her şey İngilizce yüzünden
yeterli. İşte dinleyemedin.
Belki salaksın vs.
bunlar aklımdan geçebilecek şeylerken
karşımdaki adama bakıyorum.
Gülüyor.
Yani harika bir şey ya.
Gerçekten harika bir şey.
Çünkü adam öldürmedin.
Yani insanlık hali.
Belki gerçekten senin hatan da yanlış anladın.
Belki karşındaki insan yanlış söyledi.
O yemeği verdiğini düşünüyor.
Sorun her neyse.
Ama bazı durumlara artık
sorun gibi de bakmamak gerekiyor.
İnsanları gözlemlemek de bu anlamda önemli.
Çünkü kendi verdiğim tepkilerden çok memnun olmadığım için hoşuma giden tepkileri örneklemeye çalışıyorum hayatımda da.
O insanlar bunları hata değil de işte gülüp geçecek bir anı olarak nasıl görebiliyorlar?
O kadar da çünkü hayatı ciddiye almadıklarının ya da o işi, bu da iş, bu ben değilim, bu hayatımın her şeyi değil.
Yani burada yapacağım bir hata bir şeylerin sonu değil.
İnsanlar bu göze bakabiliyor. Aşırı ciddiye almıyorlar her şeyi ve yine dediğim gibi o tarz benden farklı olaylara yaklaşan insanları gözlemlemeye başladım.
Bu da bende inanılmaz faydalı oldu.
Sonra bir de çok ilginç bir çalışmaya denk geldim.
Bir psikolog ve ekibi stresli durumlara insanları hazırlamış.
Birine iyi bir ilk izinim bırakmak, topluluk önünde konuşmak gibi.
Hazırlanırken bazı kişiler kendileriyle ben diye konuşmuş.
Bazıları ise kendilerine sen diye seslenmiş.
Yani kendilerine adıyla seslenenler daha gergin hissetmiş.
Konuşmalarını dışarıdan izleyenler de onları daha başarılı bulmuş.
Sonrasında da olanları kafalarında daha az evril çevirmişler.
Yani şimdi bu ne demek oluyor?
Şunu söyleyebilirsin.
Ben bunu yapamam.
Şimdi aynı durumu kendi adınla söyle.
Yani benimki şöyle.
Merve bu zor ama sen daha önce de zor şeyler yaptın.
Şimdi ben kısmını alıyorum.
Merve diyorum.
Ya da birazcık daha pozitif konuşmak istiyorsam.
Merve sen bunu yaparsın.
Merve bu işte ben senin çok yetenekli olduğunu düşünüyorum.
Hani hiç denemediğim bir şeyse.
Kendimle adımla hitap ediyorum.
Bu gerçekten pozitif konuşmayı çok besledi.
Zihnimdeki o negatif sesler yani var olmaya devam edecek ama pozitif sesleri de artırmaya başladım.
Özellikle ben dili yerine o Merve işte siz de kendi adınıza hitap edebilirsiniz.
Gerçekten bende bir fark yarattı.
Size de tavsiye ederim.
Kesinlikle deneyin.
Ve son olarak şunu tekrar söylemek istiyorum.
Hani o dedim ya örnek aldığım insanlar var gözlemliyorum ve benden farklı yaptıkları şeyler nelerse yapmaya çalışıyorum.
Şunu söyledim.
Onlar o hatayı her şeyiymiş gibi kabul etmiyorlar.
Şimdi başarısız olduğum ile ben başarısızım arasında kocaman bir fark var.
Benim yaptığım en büyük hata yaptığım her hatayı benmişim gibi kabul ediyorum.
Ben başarısızım.
Ama ben başarısız olduğum arada dağlar taşlar kadar fark var.
Bu farkı gerçekten benimsemek gerekiyor.
Ben size sorayım.
Merak ediyorum.
Çünkü ben çokça paylaştım bunları.
Peki senin hayatında başarısız olduğumu ben başarısızı çevirdiğim bir an var mı?
Ve ona bugün ne söylemek isterdim?
Açık konuyu yavaş yavaş toparlamak istiyorum.
İçimdeki o ses muhtemelen yardımda gelecek.
Onu tamamen susturabileceğimi sanmıyorum.
Zaten susması da gerekmiyor.
Ama artık ona farklı şekilde cevaplar verebiliyorum.
Bunları umarım sen de yaparsın.
Ve şunları eklemek istiyorum.
Merve yapamadın ama denedin.
Ve bu denememekten çok daha cesur.
Son olarak bölümü kapatmadan şunu da eklemek istiyorum.
Instagram'dan beni takip etmek istersen Instagram hesabım açıklamalarda.
Oradan da bana ulaşabilirsin.
Ve şunu söyleyerek bölümü kapatayım.
İçimizdeki ses hep bizimle konuşacak.
Belki tek seçimimiz onunla nasıl konuşacağını yavaş yavaş değiştirmek.
Kendine iyi bak. Gerçekten de iyi bak.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
