
Daha Sonucu Bilmeden Neden Kendimizi Eliyoruz?
27 Ekim 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde “zaten olmayacak” diyerek kendimizi hayal kırıklığından korumaya çalışırken, fark etmeden nasıl kendi önümüze engel koyduğumuzu konuşuyorum.
Instagram: @hayatdeneylerii
Transkript
Herkese merhabalar, ben Merve. Hayat Deneyleri'ne hoş geldiniz.
Biliyorsunuz ki bir serinin içerisindeyiz. Daha önce de bahsetmiştim ve yaklaşık dört bölüm çektim sanırım bununla alakalı.
Yeni bir hayat inşa etmek üzerine ve bu bölüm de direkt o serinin devamı olmamakla birlikte o seriyle çok alakalı bir bölüm.
Hadi gelin başlayalım.
Öncelikle şimdi yeni bir hayat kurmak istediğimi anlatıyorum.
Korkularımdan bahsediyorum.
Neler yaptığımdan vs. vs.
Bunlar iyi, güzel, hoş.
Ama ve lakin yapmadığım bir şey var.
O korkularım gerçekten korkularım mı?
Yoksa bahanelerim mi?
Yani bazen anlattığım şeyler aslında sanki benim kulağıma bahane gibi geliyor.
Zaten olmayacak ki.
Yetersizlik hissinden bahsettim.
İngilizce, işte yurt dışında yaşamanın vermiş olduğu bir korku, vize problemi vs. bunlardan ufak ufak bahsetmiştim.
İngilizceden çokça bahsetmiştim.
Ve hemşirelik, hemşirelikten sonra okuduğum daha farklı, daha doğrusu farklı bir alandaki yüksek lisans
beni bulunduğum konumda çok da yeterli, çok donanımlı hissettirmedi.
Bunlardan dediğim gibi bahsetmiştim.
Bir şey fark ediyorum.
Şimdi ben ara ara mülakatlara davet alıyorum ve bu mülakatlara giderken zaten olmayacak ki düşüncesi çok geçiyor kafamda.
E zaten olmayacak diye gidersem nasıl olacak ki?
İşte zaten vizemden dolayı eminim bir şey bulurlar ya da zaten İngilizce'de kendimi yeterli ifade edemediğim için ya da edemeyeceğim için zaten eleneceğim.
Bana işte bu alanda çok yeniyim, bilmediğim bir şey zaten soracaklar.
Kolaylıkla elenirim.
Ben zaten yenilgiyi kabul ederek gidiyorum.
Ve kendime yaptığım bu şey hiç adil değil.
Yani yenilgiyi kabul etmek neyin yenilgisi, neyin şeyi?
Daha hiç gerçekten düzgün savaşmadan başarısızlığı kabul etmek kendime yaptığım en büyük haksızlıklardan biri.
Bence.
Neyse bu konu üstünde düşünüyordum.
Çünkü bir mülakata daha davetiye aldım.
Bu kesinlikle işi alabileceğim, yani o koşulların hepsini sağladığım gibi
pozitif anlamda da içime böyle bir umut dolduran bir şey vardı.
Olur mu olmaz mı gibi.
Mülakatlara da artık gittiğim için o ortamda beni ne bekliyor, nasıl sorular soracaklar
bir tecrübe edinmeye başladım.
Bu son aldığım davetiyede yani mülakat görüşmesinde içimde bir şey var.
Hani acaba ya olur mu? Yapabilir miyim gibisinden.
Ama işte zihnimdeki o sesleri de bir yandan yakalıyorum.
Ya İngilizce metali niye beni alsınlar?
Şeyi kontrol ettim.
İş başvurusu yaptığım sitede ne kadar kişi başvurduğu da gözüküyor.
Bu başvurduğum işe işte 181 kişi başvurmuştu güncel rakam.
Ve dedim ki yani 181 kişi başvurmuş.
Beni mi seçecekler?
Yani hiç gitmedim bile bu arada bakın.
Hiç görüşmeye, o insanlarla iletişime bile girmeden kafamda geçen şeyler.
Yani gitmeme gerek yok ki.
Kendime ne diye anlatacağım, ne diye söyleyeceğim.
Zaten ben onu bir güzel kabul ediyorum.
İşte bu kabul etmek mi yoksa kendine ya da başarısızlığına bahane uydurmak mı?
Bununla alakalı işte başladım bir araştırma yapmaya.
farkındalık gerçekten çok önemli.
Çünkü bazen ne yaptığınızın farkına varmıyor biliyorsunuz.
Yani bunlar kulağa çok mantıklı geliyor.
Bu düşündüğüm şeyler.
Gerçekten mantıklı işte.
İngilizce de belki muhteşem değilim.
İngilizce ana dilim değil.
Ya da işte o bahsettiğim her şeyler gerçek.
Belki hiçbiri abartı değil.
Ama bunları bahane gibi sunup
daha hiç gitmeden olmayabilir ki kabul ediyorum.
Olmayabilir, tabii ki olmayabilir
Bir sürü seçenek var
Olabilir, olmayabilir
Gelecekte belki tekrar benimle görüşmek isteyebilirler
Ama o korkuların arkasına sığınıp
Gittiğime zaten olmayacak ki deyip
Az emek verebilirim
Daha az hayal kırıklığı yaşamak için
Ya da belki kendimi çok yetersiz hissetmemek için
Gibi gibi
Şimdi bunlara zaten daha detaylı değineceğim
Okumaya başladım
Bu konu hakkında kendime nasıl iyi gelebilirim gerçekten okumaya başladım ve birkaç araştırma buldum.
Beni inanılmaz etkiledi ve bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çünkü bence ben yalnız değilim.
Hepimizin yaptığı şeyler belki daha farklı alanlarda ama maalesef hepimizin yaptığı şeyler.
Başarıya ne demek istediğimi şimdi daha net anlatacağım.
Hadi gelin devam edelim.
Şimdi öncelikle tuhaf ilaç deneyi diye bir deneyden bahsedeceğim.
1978'de iki tane psikolog, Berglas ve Jones.
Adını güzel söyleyemedim Berglas.
Her neyse.
Şimdi bunlar öğrencileri laboratuvara çağırıyor.
Ve diyorlar ki ilaçların zihinsel performansa etkisini araştırıyoruz.
Şimdi önce bir test çözdürüyorlar bu öğrencilere.
Bu arada öğrenciler iki gruba ayrılmış.
Bir gruba çözülebilir sorular veriliyor.
Diğerine ise neredeyse hiç çözülemeyecek kadar zorlu sorular veriliyor.
Ama iki gruba da aynı geri bildirim veriliyor.
Tebrikler, çok başarılısınız.
Yani ikinci gruptakiler başardıklarını duyuyor ama nasıl başardıklarını bilmiyorlar.
Hani o imkansız çözülebilmesi, imkansız soruları çözdüklerini duyan, başardıklarını duyan
Bunun nasıl başardıklarını bilmiyorlar ama işte başardıklarını diyorlar.
Her neyse.
Sonra şöyle deniliyor.
Deneye devam ediyor.
Birazdan benzer bir test daha yapacaksın.
Ondan önce iki ilaçtan birini seç.
Biri performansını artırıyor.
Diğeri ise performansını bozuyor.
Önceki kısmına sorayım.
Sen hangisini seçerdin?
Mantık cevap böyle değil mi?
Yani insan neyi seçer?
Performansı artıracağı ilacı.
Ama nedenini bilmediği şekilde başarılı olduğunu duyan grup, bunlar bu arada cinsiyet olarak erkekler, erkek öğrenciler, performansı bozan ilacı seçiyor.
Başarısını hak ettiğini bilen grupta ise bu tercih çok daha az oluyor.
Nedeni ise araştırmacıların yorumu şu şekilde.
Şimdi ikinci testten başarısız olurlarsa artık bir açıklama olacaktı.
Yani ilaç yüzünden başarılı olamadım.
Burada araştırmacıların özellikle yarattığı şey belirsiz bir başarıydı.
Bunu nasıl yaptığımı bilmiyorum.
Bir daha yapamayabilirim duygusu.
Yani bu size bilmiyorum bir şey çağrıştırdı mı ama ben okuduğumda çok şaşırdım.
Çünkü başarısızlığa direkt kendimizi hazırlıyoruz ya da bakın başarısız yani performansı düşüren ilacı seçiyor insanlar.
Neden?
Çünkü başaramayacaklarına dair inancı zaten kabul etmişler.
E o ilacı seçerlerse bahane belli.
İlaç yüzünden oldu.
Gerçekten çok ilginç.
Şimdi şunu da eklemek istiyorum.
Bir testten kalmak bir şey ama gerçekten denediğim halde kalmak yeterince iyi değilsin demek gibi geliyor.
Sanki o ilaç o cümleyi duymamak için seçiliyor.
İşte psikolojide bu arada bunun da bir adı var.
Self-handicapping.
Yani bir performanstan önce gerçek ya da dile getirilen bir engel yaratmak.
Bir bakıma başarısızlık için açıklamayı önceden hazırlamak.
Ben buna kendine çelme takmak diyorum.
Ve bunu gerçekten ben kesinlikle yapıyorum.
Umarım siz yapmıyorsunuzdur.
Devam edelim.
Şimdi diğer deneye geçmeden önce şunu söylemek istiyorum.
Çoğumuz laboratuvarlarda ilaç seçmiyoruz.
Yani böyle bir deneye katılım sağlamadık.
Ama benzer şeyleri her gün yapmıyor muyuz?
İşte sınav sabahı duymuşsunuzdur.
Arkadaşına ya sen ya da başkaları sana hiç çalışmadım ya.
Demek bazen çalışmış olsan bile.
Çünkü eğer başarısız olursan başkaları bunu bilsin istemiyorsun.
Yani çalışıp da başarısız olduğunu bilsin istemiyorsun.
Hiç çalışamadım ya.
Demek daha kolay.
Ya da önemli bir sunumun var.
Bir şey yapıyorsun.
Onu son güne bırakmak, son dakikalara bırakmak.
Ya da bir ilişkiye, bir projeye, bir başvuruya zaten olmaz diyerek yarım yamalak girmek.
Ve benim anlattığım işte o mülakat örneğinde zaten almayacaklar diye çoktan kafamda bahaneler ya da engeller çok güzel yaratabiliyorum.
Bunların hepsi aynı hesabı yapıyor.
Başarısız olursam suç bahanede, bende değil.
Ama başarılı olursam bak hazırlanmadım.
Hazırlanmadan bile yaptım.
Yani yazı gelse de, tura gelse de
egom kazanıyor.
Tek kaybeden şey
gerçek sonuç burada bence.
Şunu da eklemek istiyorum. Şimdi
belki de bazen olmayacak derken
geleceği tahmin etmiyoruz.
Gelecekte canımız yanarsa kullanacağımız
bahaneyi bugünden hazırlayıp
cebimize koyuyoruz. Çünkü gerçekten
hazırlanıp yine de başaramamak
daha korkutucu. O zaman
bahanemiz kalmıyor. Bu arada
her kötümserlik kötü değil.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımdan şu sonucu çıkarmak doğru değil.
O zaman pozitif düşüneyim, inanırsam olur.
Ama araştırırken beni şaşırtan bir şey daha buldu.
Çözüm kendime hayır kesin olacak demek değil.
1980'lerde Julie Norim ve Nancy Cantor bir grup öğrenciyi fark ediyor.
Bunlar her sınavdan önce kesin kötü geçecek diyen insanlar.
Ama sonuçları iyimser arkadaşlarından hiç de kötü değil.
Sırları ise şu.
En kötüsünü hayal ediyorlar.
Sonra o senaryoların her birine hazırlanıyorlar.
Ya şunu sorarsa ya bunu unutursam?
Yani kaygılarını bir nevi yakıta çeviriyorlar.
Buna savunmacı kötümserlik demişler.
Yani aslında iki farklı kötümser var.
Biri diyor ki zaten olmayacak.
O yüzden uğraşmama gerek yok.
Diğeri diyor ki olmayabilir.
O yüzden hazırlanayım.
İkisi de benzer bir kaygıdan besleniyor.
Ama biri seni elinden tutup geri çekiyor, diğeri masaya daha hazır oturtuyor.
Demek ki suçlu zaten olmayacak cümlesinin kendisi değil.
Suçlu, ondan sonra gelen o yüzden olmadı.
Bir deney daha paylaşmak istiyorum.
Bence bu da çok çok ilginç bir deney.
Şimdi mülakat odasında bekletilenlerin gücünü gösteren çok rahatsız edici bir deney var.
Çünkü burada biraz ayrımcılık yapılıyor.
Bu deney 1970'lerde Amerika'da beyaz mülakatçılar siyah adaylara farkında olmadan daha soğuk ve mesafeli davrandığı görülüyor.
Daha uzak oturuyorlar, görüşmeyi daha kısa kesiyorlar.
Sonra araştırmacılar bunu tersine çeviriyor.
Eğitimli mülakatçılar adaylara ya sıcak ya da soğuk davranıyor.
Ne görülüyor biliyor musunuz?
Soğuk davranılan adaylar dışarıdan izleyenlere daha gergin ve daha yetersiz görünüyor.
Yani mülakatçının beklentisi adayın performansını gerçekten değiştirilebiliyor.
Ve buna da aslında kendini gerçekleştiren kehanet deniliyor.
Neden?
Çünkü bu deney mülakatçının beklentisiyle ilgili.
Kendi beklentimiz için aynısını kanıtlamıyor.
Şimdi beni almayacaklar diye girdiğimde belki daha kısa cevap veriyorum.
O tepkileri gördüğümde hemen kafamda kendini gerçekleştiren kehanet devreye giriyor.
Çünkü ben kafamda zaten ona hazırlanmışım.
O insanlardan aldığım enerjiyle beni almayacaklar kehaneti gerçekleşiyor kafamda.
Yani karşımdaki buna mesafeyle karşılık veriyor.
O mesafe beni daha da çok geriyor ve mülakatta başarısız sonuç almama sebebiyet veriyor.
Ama şurada bir şey ekleyeyim.
araştırmacılar mülakattaki kaygının sonraki iş performansıyla pek ilişkili olmadığını gösteriyor.
Yani o titrek ses işte ne kadar iyi olacağımı söylemiyor.
Sadece o 45 dakikayı anlatıyor.
Gerçekten bunu da unutmamak lazım.
Bazen düşündüğümüz şeyler işte o bir sınav, bir mülakat, yaptığın bir sunum,
o anlık şeyler belki yarım saatlik, belki bir saatlik artık hazırlandığın şey neyse
senin bütün ömrünü anlatan bir şey değil.
Sadece o dakikaları anlatan bir şey.
Bunu da unutmamak gerekiyor.
Çünkü aldığın o başarısızlık maalesef kendine artık
işte ben yeterli değilim.
O yetersizlik düşüncesiyle boğuşmak yerine
direkt kabul edip o şeylerden uzak durabiliyorsun.
Belki o tarz işlere başvurmayacaksın.
Belki sunum yapmak istemeyeceksin bir daha.
İşte sosyal ansiyeten var deyip
Ya bu tarz bahaneler bulup kendini başarısızlık düşüncesiyle savaşmaktan alıkoyacak işler yapacaksın belki de.
Şimdi ben kendi mülakatıma geri döneyim.
Burada mülakat nasıl geçti anlatmayacağım.
Çünkü bu bir sonraki bölümün konusu olacak.
Gerçekten sadece şunu söyleyebilirim.
Bu mülakata gitmeden önce yaptığım hazırlık, mülakat hazırlığı olmadı.
Daha çok psikolojik olarak kendimi hazırlamaya çalıştım.
Kendimle ilgili fark ettiğim o...
Bunları daha önce de fark etmiştim bu arada ama...
O anlar artık daha ciddiye aldım.
Ne yapabilirim?
Bunları bahane görmekten gerçekten yoruldum artık.
Çünkü ben bu işi istiyorum.
Ben bu şekilde...
Yani çizdiğim bir yol var.
O yola doğru gitmek istiyorum.
Ama o yolu kendi kendime kapatıyorum.
Adım atıyorum sözde.
Ama attığım adımların ilerletmeyeceğini düşünüyorum.
E bunlar da beni sonuca götürmüyor.
Velhasıl kelam bu düşüncelere gerçekten odaklanarak gittim.
Ve neleri farklı yaptım ya da mülakat nasıldı bunu bir sonraki bölümde anlatacağım.
Sadece birer sefer içimden zaten olmayacak dediğimde kendimi susturmayacağım.
Belki gerçekten olmayacak.
Ama kendime bir soru soracağım.
Kendimi hazırlamak için mi söylüyorum yoksa kendimi korumak için şimdiden vazgeçmek için mi?
Çünkü sonucu kontrol edemiyorum.
Ama sonuca gitmeden önce kendimi elememeyi öğrenebilirim.
Ve bence bunun için en önemli adımları da attığımı inanıyorum.
Bunu bir sonraki bölümde anlatacağım.
Neler yaptım, nasıldı.
Umarım severek dinlediğim bir bölüm olmuştur.
Kendine çok iyi bak.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu arada hatırlatma yaparak tekrar kapatmak istiyorum.
Instagram'dan da bana ulaşabilirsin.
görüşlerini paylaşırsan gerçekten
çok memnun olurum. Şimdiden
görüşmek üzere diyorum.
Hoşçakalın. Sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
