
Öğrenme denince aklımıza çoğu zaman bir eğitim, bir sınıf ya da bir kurs geliyor. Peki öğrenmenin iş hayatımızdaki yeri bunların ötesine nasıl geçiyor?
Fiber Soslu Sohbetler’in bu bölümünde Ceyhun soruyor; Hande ve Rojda, Turknet’te eğitime bakış açımızı ve öğrenme kültürünü anlatıyor. Öğrenmeye nasıl yaklaştığımızı, gelişimi nasıl desteklediğimizi ve bu yaklaşımın çalışma hayatımızdaki karşılığını konuşuyoruz.
Turknet’te öğrenmenin ve gelişimin hikâyesine yakından baktığımız bu samimi sohbet sizi bekliyor. 🎙️💜
Transkript
İzlediğiniz için teşekkürler.
Ben Ceyhun, tekrardan memnun oldum.
TÜKNET'te kültür dönüşüm tasarımcısı olarak çalışıyorum.
Hande seni tanıyalım.
Ben de Hande.
Eğitim ve gelişim süreçlerinden sorumlu.
Aynı zamanda kültür dönüşümle ilgili işler yapıyoruz.
Rojda ben de.
İnsan ve kültür ekibinde çalışıyorum.
Learning partner olarak.
Belirli ekantların eğitim ve gelişim süreçlerinden sorumluyum.
Süper.
Bugün sizlerle beraber TÜKNET'teki öğrenme kültürünü konuşacağız.
Hazır mısınız?
Hazırız.
Bunu konuşmak bizim için, benim için keyifli.
Bildiğim ne bir şey.
Ama tahminimce dinleyenler için de özellikle izleyiciler ve dinleyiciler için de çok keyifli olacağını düşünüyorum.
Çünkü bu podcast'ı biz aynı zamanda hem görüntülü hem de sadece seslerimizle beraber de paylaşıyoruz.
Şimdi bugün öğrenme kültürünün içerisinde neler var? Biraz bundan bahsedelim.
Şimdi öğrenme kültürü tam olarak ne demek? Biraz bunun üstünden geçmek isterim.
Bir şirketteki öğrenme kültürü tam olarak ne anlam ifade ediyor?
Bu tam senin cevabını yapacağız.
Ben hiç bilmiyorum. Hemen şöyle bir düşüneceğim.
Biz aslında yani daha önce bir genelden başlayıp sonra TürkNet'e doğru geleyim.
Öğrenme kültürü dediğimiz şey şirket içindeki kişilerin kendi gelişimlerine, şirketin gelişimlerine nasıl yaklaştıkları ile ilgili bir kavram aslında.
Ve burada hani kültür dediğimiz şey tam olarak nasıl bir bakış açısına sahip olduğumuz.
Yani biz mesela hata yapmaktan korkuyor muyuz yoksa hata yaptığımızda kötü mü hissediyoruz?
Onu bir öğrenme ya da gelişim fırsatı olarak mı görüyoruz?
Tam da bu noktada aslında öğrenme kültürü çok belirleyici bir faktör oluyor.
Ve TürkNet'te de biz hatalardan öğrenen bir ekip olduğumuzu söylüyoruz.
Gerçekten hem kendi deneyimimden hem de diğer arkadaşlarımın deneyimlerinden duyduğum kadarıyla
TürkNet'te bir şeyi denemek için bir alanınız var ve birçok kişinin ağzında da bu fikir denemeye değer.
Deneyelim, bir bakalım, görelim nasıl olacak, çıktılarına bakalım şeklinde cümleleri çokça duyarız.
Bu anlamda gelişime açık bir öğrenme kültürümüz olduğunu düşünüyorum diyebilirim.
Nasıl bir organizasyonel yapıda çalışıyoruz peki?
Burada akademi ekibinde, learning ekibi diyeyim hadi bunu.
Learning ekibinde nasıl bir organizasyonel yapımız var?
Biz aslında Turknet'te bir tarafta learning partner bir tarafta da business partner'ın iş birliğiyle hareket ediyoruz.
Öğrenme işten ya da iş çıkılarından çok farklı bir yerde değil bizim için.
İkisinin bir arada olduğu, ikisinin birbirini desteklediği bir kültür bizim için çok kıymetli.
Bu nedenle de her bir departmanın bir tane learning partner'ı bir tane de business partner'ı var.
Ve birlikte o departmanın ihtiyaçları çerçevesinde hem eğitim dokunuşlarımızı yapıyoruz hem de diğer business tarafında da
işte ekibin belki gelişmesi gerekebiliyor, yeni ekip arkadaşlarımızın alınması gerekiyor gibi konularda
birlikte o ekibin hem gelişimine destek olacak şekilde hem de organizasyona daha çok katkısı sunabilecekleri hale getirmeye çalışıyoruz.
Peki şeyden bahsedebiliriz ilk giriş olarak.
Eskiden şirketlerin çok akademi departmanı ya da gelişim departmanları yoktu.
Bize denk gelen bir süreç değil.
Geçmişten bildiğimiz şey de işte bu personel yönetimi, sonra gelen insan kaynakları, şimdi artık insan kültür departmanları gibi gelişen süreçte.
Şimdi neredeyse çoğu şirketin artık bir akademi departmanı olduğunu, gelişim işte kimi gelişim diyor kimi kariyer gelişim gibi bunlardan sorumlu ekiplerin yer aldığını görebiliyoruz.
Şimdi bu bir lüks mü, işin parçası mı? Anladığımız kadarıyla şu an artık bu bir işin parçası.
Peki neden bu bir işin parçası? Bir lüksten öte çıktı bence artık akademi departmanları.
Doğal akışında gelişen bir kasımızdan biri oldu.
İnsanlar artık eğitim ve gelişim faaliyetleri için özellikle spesifik bir zaman ayırmaktan ziyade iş yapış biçimlerinde, o günlük rutinlerinde bunu bir kas haline ve beceri haline getiriyor.
Özellikle ben şu zaman diliminde şuna odaklanayım ve şunu halledeyim gibi değil de o günlük rutinlerinde günlük iş yapış biçimlerini etki eden aslında doğal akışında bir kas oluyor.
Ve bunu yapmak da aslında biraz da zorunlu hale geliyor.
Bu gelişen dünyada, değişen teknolojide her şey çok hızlı ve anlık olabiliyor.
Bizim ona adapte olabilmemiz için, uyum sağlayabilmemiz için doğal akışımızda bunu hızlandırmamız gerekiyor.
Bir noktada bence şu, şimdi bu geçen sizin balkondaki sohbetimizi hatırlıyor musun?
Düğün öncesi konuştuğumuzda bir meslek ve iş tanımı üstüne yaptığımız bir sohbet oldu bizim geçen.
Atahan'ın düğün öncesi Hande'lerin balkonunda.
Bir kişinin gelişiminden bahsedecek olursak işte kişi doğar ondan sonra hani mevcuttaki çoğu ülkede olduğu gibi
Önce bir preschool, ilkokul, ortaokul, lise.
Kişinin bu özellikle bazı ülkelerde liseden sonra, bazı ülkelerde üniversiteden sonra artık bir meslek edinme tarafına geçiyor olmasını yönelik bir dünya işleyişi var diyeyim.
Bu dünya işleyişinin içerisinde mesela Avrupa gibi yerlerde daha lise.
Bizde de böyle meslek yüksek okulları, ondan sonra meslek liseleri gibi şeyler de var.
Eğitim tarafı da var.
Eğitim ve öğretim, bu öğretim tarafı.
Eğitim dediğimiz şey zaten çok bambaşka bir noktada.
Sonra bu artık yöke yani üniversite tarafına geçiyor ve kişinin bir meslek sahibi olması üstüne gidiyorsun.
Önceki senelerde, geçmişte daha böyle meslek meslek bölümler, meslek meslek işler varken artık üniversite sayılarının artışı, bölümlerin çeşitlenişi, şirketlerin ihtiyaçları, şirket sayılarının artmasıyla beraber artık kişiler bence üniversitede aldıkları eğitimin üstüne de bir şeyler yapıyorlar.
Ben psikoloji mezunuyum. Şu anda psikolojiyle bağlantılı bir iş yapıyorum bu arada.
Kültür dönüşüm tasarımcılığı, endüstri örgüt psikolojisinden beslenerek tüm çalışmalarım gerçekleşiyor.
Ama bir telekomünikasyon firması, bir teknoloji firması.
Yani TÜKNET'te yaptığım şeyler bu psikoloji öğretimindeki aldığım şeylerden bir tık daha üstü.
Yani burada bir insan kültür, bir organizasyonu takip etme taraflarına da yönelik bir şeyler öğrenmem gerekiyor.
Dünyada da bu daha da bence daha da fazla da arttı.
Bunun artışıyla beraber de akademi departmanları da...
Dönüşüyor ve değişiyor.
Dönüşüyor aynen mecburen bunu yapıyor olmak zorundasın.
Çünkü kişi hani burada hadi Junior diyelim ya da MT programlar diyelim ya da kendi mesleki gelişime sırasında
senin dediğin gibi dünyanın bu değişen şartlarına teknolojiye adapte olması gerekiyor.
Şimdi bir yorum yapacağım.
Yaşım ortaya çıkacak diye yapmaktan çekiniyorum.
Bizim ekip bayağı genç arkadaşlarımızdan oluşuyor.
Ben böyle yorumlar yapınca yaşım ortaya çıkıyor gibi.
Genç diye.
Evet genç.
Jenerasyon farkımız falan konuştuğumuz bir dönem zaman zaman böyle konular oluyor.
Aslında eskiden şirketlerin böyle bir eğitim departmanı bile yoktu.
Dışarıda şirketler vardı ve zorunlu eğitimler olduğunda gidip oraya birkaç kişi eğitim alıyordu ve geri geliyordu.
Sonra zaman içinde biraz daha eğitim departmanları oluşmaya başladı.
O eğitim departmanlarında da yine biraz böyle şirket içinde teknik eğitimler veriliyor.
Son dönemlere kadar işler böyle ilerlerken biraz daha böyle çalışana değer veren,
gerçekten çalışanın gelişimine katkı sunmak isteyen şirketler,
Kurumsal akademi dediğimiz biraz daha böyle verdikleri eğitimleri yapılandırma şekilde verdikleri bir formata gelerek aslında böyle hayat boyu öğrenmenin bir parçası olarak.
Çünkü üniversiteden mezun olduğunda evet teorik bilgiye sahipsin ama pratikte bunu nasıl uygulayacağına dair bir fikrin olmuyor.
Fikir sıfır hatta.
İşte tam da bu noktada kurumsal akademiler birazcık seni o hani burada bir de yetişkin öğrenmesi de devreye giriyor aslında.
üniversite eğitimine gelene kadar biraz daha böyle pedagojiyle gelip sonrasında yetişkin öğrenmesinin içinde
senin deneyimlediğin, içinde olduğun kendi deneyimlerinden beslendiğin
Burak Gül selam verebilirsin kameraya bu böyle bir yayın.
Çekinerek çarpan gerekmiyor.
Merhaba.
Yani tam da böyle bir yerde işte o hayat boyu öğrenmeyi destekleyecek şekilde
TürkNet'te de biz aslında bir kurumsal akademiyiz diyebiliriz.
Çünkü her bir meslek grubu demeyeceğim de
Farklı departmandaki arkadaşlarımız için farklı eğitimler, teknik gelişimleri destekleyecek eğitimler yapıyoruz.
Eğitim dışında uygulama ve pratik oturumları yapıyoruz.
Biraz daha böyle işimizi hepimizin aynı şekilde anlaması için yani biz şu anda internet ve teknoloji işi yapıyoruz.
Ama mesela insan kaynakları departmanı olarak biz biraz daha soft tarafta kaldığımız için o yaptığımız core işi anladığımız için bize farklı eğitimler verilmesi gerekiyor gibi.
Aslında tüm organizasyonu aynı seviyeye getirecek, o kültüre oturacak eğitimlerde yaparak devam ediyoruz.
Bundan biz de çok güzel yararlanıyoruz.
Daha geçen hafta mesela siber güvenlik departmanımızdan kişiler gelip bize siber güvenlik nedir,
TürkNet'ten nasıl, neler yaparlar bunları bize anlattı.
Göz korkutucu noktadan daha sevimli bir noktaya.
Ne getiriyor der demez Ceyhun korku dedi direkt.
İlk aklına gelen kelimeydi.
Ama birbirimizden öğrendiğimiz bir yapı da çok güzel.
Sadece hani teknik eğitimlerle sınırlı kalmıyoruz ya da yapılandırılmış bir öğretim sistemi içerisinde değiliz.
O sosyal öğrenmeyi ve iş başında öğrenmeyi çok aktif yaşıyoruz burada.
Peki en çok kendi şeyini hani akademi ekibi olarak en çok TürkNet'e ne sunuyorsunuz?
Yani deneyimsel öğrenme mi, normal dijital e-learning mi?
Nasıl şeyler tercih ediliyor şu an bizim ekibimizde?
Yani zorunlu eğitimler dediğimiz böyle işte ISG, KVKK gibi eğitimlerde genelde dijital kanalları tercih ediyoruz.
Ama bunun dışındaki alanlarda biz her şeyin eğitimle hallolmayacağını düşünüyoruz aslında.
Eğitim demek bir kişinin gelişimi demek daha doğrusu.
Öyle söylesem daha doğru ifade etmiş olurum.
Sadece 200 saatlik otomatik olamayacak.
işte sınıfta bir eğitim almak ya da dijitalden bir eğitim almak demek değil.
Biz biraz daha böyle yaparak, yaşayarak iş üzerinde öğrenmeyi de önemsiyoruz.
Bu yüzden mesela işte farklı rotasyon diyeceğim şimdi doğru.
Hani şey herkes anlar herhalde diye düşünüyorum.
Rotasyon yapmak istediğinde başka bir role.
O rolün, rolle ilgili eğitimleri örneğin.
Sadece eğitim olarak almayabilirsin.
Belki oraya gidip bir süre orada o işi gözlemleyebilirsin.
Bu da senin gelişimine katkı sağlayan bir şey.
ya da o gözlemlemeyecek olsan bile o konuyla ilgili farklı bir pratik oturuma katılabilirsin.
Birazcık daha böyle hani teorik olarak ifade etmek gerekirse 70-20-10 dediğimiz bizim
bu aslında %70'inin biraz daha yaparak yaşayarak öğrenildiği,
%20'lik kısımda daha böyle sosyal öğrenmenin olduğu,
%10'luk kısımda aslında çok küçük bir kısımda eğitimin,
sınıf iç eğitim ya da dijital eğitiminin olduğu bir gerçek.
Ve bu teorik bilginin ışığında biz de uygulamalarımızı hayata geçirmeye çalışıyoruz.
Teorik bilgi dediğiniz zaten çok çabuk aklından silinen bir şey.
Yani şu an üniversitede oturduğum, çalıştığım zamanları ben hatırlamıyorum.
Yani hangi konuların olduğu, teorilerin olduğu, girdisi çıktısı hiçbirini hatırlamıyorum.
Ama bunun gerçek hayata nasıl uyarlayabildiğim noktası zaten benim cebimde kalıyor.
Kesinlikle. Deneyimlediğimiz noktada fark yaratıyor. O bilgiyi kalıcı hale kesinlikle getiriyor.
Aynen öyle. Yani peki burada ben hani şey üstünden geçmek isterim.
Şimdi ekiplerin yaşanabildiği işte rotasyon örneği verdiğin yaşanabildiğin kısmında.
Sizin ilk temas yaptığınız noktalar da var.
Mesela geçen benim partnerim sensin. Learning partnerim kendisi. Ondan sonra bir otomasyon sistemimiz var. Burada her kişinin şöyle genellemesine bahsedeyim.
Performans süreciyle beraber hepimizin burada gelişim şeylerimiz var. Gelişim hedeflerimiz var. Ondan sonra kariyerimizi yön vermek istediğimiz yollar var.
Bunu zaten Nilay ve Feyza ile olan kariyer podcastinde de konuşmuştuk.
Ondan sonra bir gelişim yolculuğu senenin başına yaptıktan sonra benim gelişim kaynaklarım var mesela.
Beraber seninle beraber üstümüzden geçtiğimiz.
Nerelere odaklansam daha güzel şeyler olabilir.
Daha işimi daha rahat yapabilirim ya da daha farklı şeyler yapabilirim.
Üstten geçtiğimiz kaynaklar var.
Bunlar tabii ki liderlerle beraber konuşulduktan sonra bir arşivde tutuluyor.
Sonra bu gelişim partnerlerimiz de bizim.
Şalörnik partnerlerimiz.
Temas ediyorlar.
Birebir bir otomasyon sistemimiz var.
Bir anda 200-300 kişiye tek tek mesaj yazılamayacağı için.
Bu otomasyon sistemiyle beraber birebir de Hande'den bana şu mesaj geliyor.
Ceyhun selam nasılsın?
Hani bir gelişimin üstünden konuşmak isterim.
Esasında konuşma başlatıcı bir mesaj atıyor.
Gelişimin üstünden beraber konuşalım.
Hani sen en başında bunları bunları takip ederim demiştin.
Hani ne durumdasın?
Senin için yapabileceğin bir şey var mı?
diyor.
Tüm şirkete gönderdiğiniz mesajlar oldu.
Bunun etkisi nasıl oldu mesela?
Bence çok güzel bir...
Kesinlikle çok güzel oldu.
Çünkü birebir de temas etme fırsatımız olmuyor o kadar çalışanı aynı anda.
Ama RPA ile birlikte, otomasyon sistemi ile birlikte aslında birebir dokunuşlarda bulunduğumuz çok güzel bir araç oldu bizim için de.
Dediğim gibi hem 2025'teki performans sonuçlarını hem de 2026'taki gelişim hedefleri neyse bunları baz alarak oluşturduğumuz kaynakları önerdik.
O ilk teması kurmak, ilk sohbeti başlatmak çok çok güzel oluyor.
Çünkü onun devamında zaten gelişim isteği olan kişi o süreci devam ettiriyor ve sohbeti devam ettiriyor.
Daha fazla neler öğrenebilirim, neye ihtiyacım var, siz neler sunuyorsunuz gibi.
O gelişime olan ihtiyacı, o sohbeti akıp götürüyor ve çok güzel yerlere de gidiyor.
Ve ben şeyi seviyorum bizde.
Mesela benim yalvardığım zamanlar oluyor.
Beni şu eğitime gönderir misin?
İleri sürüş teknikleri eğitimine.
Ben zaten şehirler arası seyahat ediyorum.
İzmir'e gidip geliyorum.
Benim bu eğitimi almam lazım.
Kendi kendine bahaneler üreterek.
İleri sürüş eğitimine gitmek istedin.
Yani başka eğitim nerede de?
Şu var bizde.
Diyorum ki ya beni şu eğitime gönderebilir misiniz?
Önce biz Zenef Hanım diyor ki hani bu konuda bir şeyler yaptın mı?
Hani bazı böyle daha nasıl söylesem daha open source kaynaklar var.
Şu an zaten önümüz kaynak dolu.
Evet.
Ulaşabilme bilgi dolu.
Buralarda bir şeyler araştırdın mı?
Ondan sonra devamını istiyor musun?
Yani bunu bir görelim tarafı da benim çok hoşuma gidiyor.
Hani böyle ekip şey değil hani ekip olarak şu değilsiniz.
Eğitim misin?
Tamam hemen eğitimini hazırladım gönderdim diye.
Hani cidden bir partnerlik var ortada.
Kesinlikle.
En beğendiğim taraflardan biri bu.
Ya sadece bir operasyon öbür türlü operasyon.
Operasyonun tarafı olurdu yani.
Bunu talep ediyorum.
Talep karşılayan bir departman hiçbir zaman olmadık.
Evet bakalım.
Evet işte departmanınızda şu kadar eğitim hakkı kalmış.
İşte şu kadar kredin kalmış.
Bu eğitimi alabilirsin.
İşte bu eğitim bütçene uygun ya da değil gibi böyle bakan akademi ekiplerindense
cidden birebir kontaktasınız.
Yani bu benim takdir ettiğim taraflardan da biri.
Evet yani şunu da bence oraya eklemek lazım.
Ama ileri sürüşe gönderilebilirdim.
Tamam şimdi bir sonraki ile not alıyoruz.
Enes ben niye ileri sürüş eğitimine kabul edilmedim?
Evet, İSG uzmanımız geliyor.
Benli ileri sürüş eğitimine kabul edilmedim.
Aracı normal.
Tamam, teşekkür ederim.
Belli standartlarımız, kurallarımız var.
Kafamıza göre iş yapmıyoruz değil mi?
Benim derdim de o sırada şey.
Nasıl daha iyi park edebilirim?
Evet, benim bir park problemim var.
Buradan özür diyerek söylüyorum.
Park problemi belki çözelir gibi düşünmüştüm ama.
İyi inşallah.
Yani şeyi söylemek lazım bence burada.
aslında biz bir eğitim ihtiyaç talebi geldiğinde ne yazık ki hepimizin şöyle eğilimleri olabiliyor.
Zaman zaman biz de bunu yapıyoruz.
Bir konu çıktığında hemen hadi bunun eğitimini aldıralım.
İşte Ceyhun şu eğitime gitsin.
İşte Rojda bu eğitime gitsin gibi.
İlk refleksimiz bu yönde olabiliyor ama...
Hep de fiziksel eğitimler oluyor bunlar.
Evet genelde de şey gibi ilk firmasının şu eğitimi var hadi ona gidelim gibi.
Evet eğitime gitmek bir çözüm olacaksa gidilsin ki zaten biz de böyle durumlar olduğunda gönderiyoruz.
Birazcık sorgulayıp ya bunun için bir araştırdım.
Şu anda mesela YouTube'a girsen, chat cpt ile azıcık konuşsan, bana birkaç tane ne yapabilirim bu konuyla ilgili desen zaten karşına bir şeyler getiriyor.
Yani kişi yetişkin kendi gelişim sorumluluğunu almak zorunda.
Bizim bakış açımız da bu yönde oluyor genelde.
Sen bunun için bir şey yaptın mı?
Şununla gelsen bana araştırdım şu şu firmalar var, ben şunları yaptım şöyle bir program var.
Mesela biz çok daha sevdiğimiz ve hani böyle araştırma yapıp ilgilenen arkadaşlarımızın konuları çok daha hızlı bir şekilde ilerleyebiliyor.
Ama hani sadece direkt eğitim alalım şeklinde bir bakış açısı varsa biz biraz orada sorguluyoruz.
Gerçekten bunun çözümü eğitim mi?
Eğitim yerine başka alternatifler olabilir mi?
Ya da sadece bir kişiyi eğitime göndermek yerine o ekibin gelişimine sadece bir kişinin değil de ekibin tamamının gelişimine katkı sunabilecek başka bir şey yapılabilir mi gibi
farklı bakış açılarıyla biraz değerlendirip ekibin lideriyle birlikte de karar verdiğimiz süreçler oluyor.
Güzel.
Yani ben bu dediğim gibi bu zaten beni çok takdir ettiğim bir alandı.
Diğer bir taraftansa şu, kurumsal olarak yani ekip olarak, tüttet ekip olarak hataya karşı bakış açımız.
Bayılıyorum.
Ben zaten bunu önceki podcastlerde de anlatmıştım.
Kendi yaptığım hataları.
İşte teprik kartı göndereceğim zaman ona 15 santimlik küçük kart yerine kocaman bir afiş göndermeyi falan bahsetmiştim.
Buralardan yine öğrenme şeyleri.
Hande peki şey kısmı doğru mu?
Rojda.
Hata yapılarak öğrenilir.
Hata yapmadan öğrenemezsin.
Tekrar gönderdim mi o büyüklükte bir kartı?
Göndermedim canım.
Değil mi?
Yani hata yapmak bence kesinlikle çok önemli ve kıymetli.
Ama normalde de çok yapabileceğin bir hata da değil yani.
Her zaman poster gibi değil ama kontrol ediyorsun.
Sabah benim saat yanı söylemem gibi ufak karışıklıklar olabiliyor.
Önemli olan ondan ders çıkarmak ve sonra onu tekrarlamamak.
Ve gerçekten şirket kültürü olarak hata yapmaktan asla korkmuyoruz.
Çünkü öyle bir güven ortamı da var.
Ben bugün çok rahatsız elinle yaptığım hata üzerine konuşabiliyorum.
O güven ortamını yaratması bence çok kıymetli.
Bir sonraki süreçte de çünkü ondan dersler alıp devam ediyoruz.
Bu yaptığımız projelerde de böyle.
İlk çevrimi gerçekleştiriyoruz örnek veriyorum bir projede.
Bundan bazı öğrenilmiş şeylerimiz oluyor, derslerimiz oluyor ve bir sonrakinde aynı hataları tekrar etmiyoruz.
İterasyonla birlikte ilerlemek, öğrendiklerimizi heybemize koyup yola devam etmek kıymetli oluyor.
Dediğim gibi buradaki güven ortamı da bunu çok destekleyici.
Ben güven duyduğum yerde hata yapmaktan da çekinmiyorum.
Akranlarımdan da öğreniyorum sizlerden de.
O yüzden o samimiyet gerçekten, o radikal kendimiz vardı ya, radical kendimiz dediğimiz.
samimiyetle geri bildirim almak kıymetli oluyor.
Ben de çok seviyorum.
Beraber çalışıyoruz zaten.
O noktalarda herhangi bir şeyimiz olmuyor.
Korkunun olmadığı yerde öğrenme çok rahat oluyor.
Şimdi korkuyla beraber öğrenme dediğimiz bir tabir de var aslında.
Sınavlar, üniversite sınavları falan.
Ya da soru sormaktan çekiniyorsun öyle bir ortam içinde.
Yani bilmiyorsun ama soramıyorsun da hata yapmaya daha meyil oluyorsun.
Merak duygusunu öldüren bir şey oluyor öyle olduğunda işte.
Hani korktuğun için soru sormuyorsun.
Soru sormadığın için hareket etmiyorsun.
Hareket etmeyince hata olmuyor.
Ve böyle bir durağın yerinde sayan bir organizasyon haline geliyor.
Ama böyle işte merakla bir şey sorduğunda ya da denediğinde ve yanıldığında
hareket eden, dinamik, daha enerjik böyle hata yapıp öğrenip ilerleyen bir organizasyon haline geliyorsun.
O anlamda bence TürkNet çokça alan sağlayan bir süreç.
Bunu şu şekilde somutlayabiliriz bence.
Şu aklımda bir anlamda kurgularken çok hoşuma gitti.
Şimdi burada belli bir jenerasyon üstü üniversite sınavlarına girmiş kişiler.
Yani sen girdin.
Tamam hani jenerasyonsal fark olarak şey yapacaksın.
Stresli üniversite sınavlarına girmiş kişiler diyeyim.
Belki buradan öncesini bilmiyoruz.
70'lerde girmek.
Benim dedemin dönemine girmek nasıl bir hissi bilmiyoruz ama
belli bir dönemlerden sonra üniversite sınavları daha da böyle streslenmeye başlıyor.
Bu streslenmenin içerisinde de mesela test çözüyorsun ya devamlı bir şekilde.
Bu testte yaptığı yanlışı hocasına korkmadan götürebilen kişi daha da fazla öğrenir.
Bizim zamanımızda şey vardı.
Ne kadar çok soru çözdüğün önemli değil.
O kitabın içerisindeki yanlışları ne kadar anlayıp bir sonrakinde yapmaman önemli.
İstediğin kadar soru çöz.
İstersen 100 tane, istersen 500 tane soru çöz tamam mı?
2-3 tane kitap biter.
Ama hiç dönüp yanlışlarına bakmıyorsan.
Hani bir yanlış yapmışım, iki yanlış yapmışım.
Bir de testin üstüne yazardık.
İşte 12 doğru, 2 yanlış falan gibi.
E dönüp hiç yanlışa bakmamışsın.
Niye yanlış yaptığını da bilmiyorsun.
Artık o senin için sayıdan ibaret oluyor.
Ama burada gidip dershane hocasına ondan sonra yani normal hocasına gidip de
hocam işte buradaki yanlışı ben neden yapmışım deyip oradan öğrenebildiğin taraf kıymetli taraftı.
Eğer sen hocandan korkuyorsan orada e bunu zaten sormuyorsun.
Derse de sormuyorsun.
Herhangi bir yerde de sormuyorsun.
Korkuyorsun, soramıyorsun.
Soramıyorsun, öğrenemiyorsun.
Ve o senin için artık sayıdan ibaret oluyor.
Ve bir sonrakinde yine aynı hatayı yapma ihtimalin yüksek.
Eğer kendin o yanlışın üstüne gitmiyorsan.
Kesinlikle.
Senin bu söylediğini hop hemen böyle kurumsal tarafa çevireyim.
Aslında projelerimiz sonunda mesela retro toplantıları yapıyoruz.
Retro toplantılarında ne öğrendik?
Biz mesela teknoloji ekiplerimiz, product ekiplerimiz çevik yöntemle çalışıyorlar.
Ve onlar böyle 3 aylık periyotlarda her dönemin sonunda retro yapıyorlar.
Ya da biz mesela bir projemizin sonunda retro yapıyoruz.
Ve o retroda konuştuğumuz şey aslında biz neyi başardık ve neyi başaramadık.
O başaramadığımız noktalarda neyi daha farklı yapabiliriz?
Aslında nerede hata yaptık, nerede yavaşladık?
Bunu tekrar yapmamak için neler yapabiliriz?
Oturup bunların üzerine düşünüyoruz ve bazı aksiyon planları çıkarıp bir sonrakini de yapmamaya çalışıyoruz.
İşte bu iterasyonla o hataların üzerine düşünme neyi hatalı yaptık, niye böyle oldu, nasıl daha etkili hale getirebiliriz aslında tam da böyle anlattığın örnekle eşleşti aklımda.
Evet o günlük hayatta bence durup böyle bir beş dakika düşünmek hani bazen o tempoda kaybolup gidiyoruz ya biz çalışırken.
İlla büyük projeler ya da sınavları beklemeden yani rojda olarak ben şöyle bir durup bir iki üç dakika düşünün canım burada neyi hata yaptım, daha farklı ne yapabilirdim.
Bir dahaki nasıl takvime dikkat edip saatleri daha dikkatli söyleyebilirdim gibi o küçük molalar vermek de bize de çok iyi geliyor.
Kesinlikle.
Bu bir kültür esasında.
Hata yapmama kültürü.
Şimdi Türk Net Akademi ekibi de...
Hata yapmama demeyeyim de hataya açık olma.
Neyse.
Düzelterek.
Hatadan korkmama.
Hatadan korkmama.
Hatadan korkmama.
Daha iyi oldu.
Şimdi Türk Net Akademi ekibi de başka akademi ekiplerinden bir tık daha da farklı.
Yani en başında söylediğimiz gibi talebe karşılık değil, partneri olmak.
Önce onunla beraber süreçlerin içerisinde olmak, konuşmak, tartışmak, ondan sonra beraber bir yol planı çizmek gibi taraflar.
Şimdi bu da bir de kültür tarafını konuştuğumuzda normal işte teknik bilgileri, e-learningleri falan geçtim.
Kültür tarafını ekibi nasıl destekliyorsunuz?
Ben bir tanesini söylerim mesela şu anda.
Daha demin podcast'i çekmeden önce bizim teknoloji kültür gelişim programımız var.
Hani burada şirket nerelerden geldi, şu an neler yapıyoruz, gelecekte neler olacak.
Bugün mesela internet teknolojisinin geleceği chapter yayınlandı.
Yani burada güzel bir kaynak oluşturuldu.
Senin liderliğinde diyebiliyorum.
Rojda'nın liderliğinde böyle güzel bir kaynak oluşturuldu.
Hatta bir podcastimizde Kürşedan Muhittin Hoca geçmişti.
Muhittin Hoca ile beraber şey yaptı.
Çalıştık.
Çalışıldı kaynak.
Ve bu kaynakta işte şu anki internet teknolojisi nedir?
Gelecekte bizi neler bekliyor?
Gibi burada bir e-learning ve devamında da soru cevap yapabileceğimiz,
bir söyleşi yapabileceğimiz bir oturum daha da olacak.
Mesela teknoloji kültürü birdir burada.
Teknoloji kültürü gelişim programı.
Başka nelerimiz var?
Toplantı yönetimi var mesela.
Evet.
İmler davet edilmeli gibi.
Çünkü böyle bir kültür oturtulmazsa herkes toplantıya dahil olur.
Ve şu an belki de dünyanın en çok muzdarip olduğu konulardan da biri toplantı yönetimi.
Ben hangi şirkette, hangi arkadaşımla konuşsam, hangi şirkette çalışsam herkesin muzdarip olduğu şey o.
Aslında kültür, yani çalışma kültürü başlığı altında bizi rahatlatacak, gerçekten daha verimli çalışmamızı sağlayacak aksiyonlar alıyoruz.
Şimdi ilk aklıma gelen sen sorduğunda biz TürkNet'te mailleri sadece yazılı olarak böyle hani zorunlu dış firmalarla yazıştığımız durumlarda mailleri kullanıyoruz.
Onun dışında Teams'i kullanıyoruz.
Mesela ilk önce bunun kültürünün oturtulması ile ilgili projelerimiz oldu.
Teams Formers dediğimiz örneğin hani artık herkes birbiriyle Teams'den yazışacak.
Teams'teki o hani gerçekten başka bir kültür var orada.
İnsanları grup haline getirip oradan yazışmak.
Evet ben buraya 5 ay oldu başlayalı ve en çok şaşırdığım kültür buydu.
Bir önceki işlerimde hep böyle mailleştirdik.
Her ufak noktada mail mail mail.
Ama burada çok anlık ve hızlı bir iletişim var.
Herkes çok iyi zaten bu.
Çok güçlü bir kaynak.
Evet kesinlikle.
Örneğin mesela bunun gibi konularda bile
hani sadece eğitim vermek değil.
Teams nasıl kullanılır?
Teams'teki bu özellikler, grup özellikleri vs.
Bunları anlatacağımız içeriklerimiz oldu.
Ama bunun dışında
burada işte Ceyhun'un da senin de rolünle birlikte
bunu nasıl kültür olarak oturtabiliriz diye
gerçekten buna kafa yarıyoruz.
Ne yapalım?
İnsanlara bunu nasıl daha iyi anlatabiliriz?
Gerçekten hani kullandırmak için
projelerimiz neler olabilir diye
böyle küçük küçük bilgilendirmeler attığımız, küçük yarışmalar yaptığımız
kimse insanların daha çok gelmesi için.
Aslında bunun herkes tarafından uygulanan bir davranış haline gelmesi için
çalışmalarımız oluyor.
Toparlanın, ipuçlarını paylaşıyorum.
Herkes hazırsa benim tarafımda nasıl hareketlendiğine dair.
Hazır mısınız?
Hazırız.
Şaşırın.
Bunu teaser'da da kullanırız.
Şimdi bu oturtulması çalışılan bir kültür, bir proje, bir davranış varsa
hani bu akademi ekibiyle beraber olan çalışmalarla geliyor.
En sonunda da iletişim çalışmalarına geliyor yani benim tarafa.
Bu taraftayken genelde böyle yaptığımız bazı şeyler var.
Yani bu bir insan davranışı esasında.
Yani otomatikleşmiş davranışlar.
Mail atmak gibi.
Şu an çok senelerdir mail atan birine, bizim şirketimizde burada da oluyor.
Yani böyle ekibimize yeni dahil olan ve senelerdir maille beraber çalışmış birinin şok geçirdiği anlar oluyor.
Yani Teams'e yönelik kısımlarında.
Nasıl bu kültürü adapte ediyoruz?
Psikolojiden yararlanıyoruz bu tarafta da.
Özellikle şey davranış tutundurma ve ikna psikolojisi üstüne.
Sistematik işsizleştirme kullanıyoruz. Merhabalar öncelikle bölümdeki tüm hocalarıma sevgilerimi saygılarımı gönderiyorum. Sistematik işsizleştirme kullanıyoruz. Hani bu özellikle kognitif behavior terapide kullanılan kişinin bir fobisi varsa ya da herhangi bir şey varsa burada böyle part part böyle yavaş yavaş kişinin bu fobisini yenmesine yönelik yani alıştıra alıştıra dediğimiz metot. Alıştıra alıştıraya geçiyoruz.
Food in the door kullanıyoruz.
Ondan sonra eğer böyle ekip okey olabilecek gibiyse ondan sonra önce Teamster örnek vereyim.
Maillerde böyle proje dosyalarımız varsa Teamster atıyoruz diyoruz.
Ondan sonra diyoruz ki artık maillerde büyük gruplar yapmıyoruz artık şey yapıyoruz.
Daha küçük gruplar.
Daha küçük gruplar aynen burada.
Böyle part part part part gidip gidip food in the door yani ayağım kapıda.
Bu genellikle satış modellerine kullanılan modeller.
Yani devamlı bir şeylere devam ettirebilmek gibi ya da the face in the door yapıyoruz.
Yani yüzüm kapıda çok büyük bir şey istiyoruz.
Ondan sonra karşı taraf tabii ki reddediyor.
Bu redden sonra da bir tık daha düşüyoruz.
Mesela bunu da Excel projesinde yapmıştık.
Sunumlar bir Excel.
Excel standart.
Aynen Excel standart.
Esasen Excel bir dildir.
Bu dili herkesin de aynı dilden konuşabilmemesi için bir Excel standart, bir template oluşturmuştuk.
Çünkü herkesten gelen formlar, dosyalar çok farklı farklıydı.
Bundan dolayı dedik ki artık her şey Excel üstünden.
Sunumlar Excel üstünden.
Yani product mısın?
Hani görsel bir şeyler mi kullanacaksın?
O da egzalist. Herkes böyle bir aygara. Nasıl olacak biz? Nasıl yapacağız?
Tamam dedik okuyoruz o zaman. Daha görsel, tasarımsal şeyler varsa onları powerpoint'e.
Okey o zaman. O zaman olur. Şeylerimizi ayarlarız gibi.
Direnci kırmak için bir yöntem aslında.
Aynen. Bunlar mesela psikolojiden yararlandığımız kısmı. Davranış oturtabilme tarafından.
Çünkü kimseye gidip de şey diyemiyorsun. Evet bundan sonra egzal kullanacağız.
Vayın ne? Neden yapıyorsun? Nasıl yapacaksın? Bunları teker teker bahsediyor olmak gerekiyor.
Biz de burada ekibin en kolay şekilde uyumlanabilmesi için bu çalışmaları yapıyoruz.
Bunları zaten kafamıza göre yapmadığımız için de yani timsah geçişte ya da egzersiz standartta kafamıza göre değil.
Hepimizin yararlı olacağını düşündüğümüz şekilde kurguladığımız için de bu şekilde teorilerle beraber geçiş yapıyoruz diyebiliriz.
Bir de şeyi de söyleyebiliriz burada.
Bunu biz istiyoruz ve biz yapıyoruz gibi bir yerden değil de her projemizde mutlaka ekip arkadaşlarımızın da fikirlerini aldığımız.
Böyle bir proje var masamızda.
Böyle bir kültür dönüşümü var.
Nasıl olsa güzel olurdu.
Mesela sen hepsiyle önünden böyle bir feedback alıyorsun.
Detaylıca konuşuyoruz.
Odak grup görüşmeleri yapıyor.
Nasıl bir şey yapsak ekiplere iyi gelir diye.
Orası da bence çok dahil etmek anlamında çok kıymetli oluyor.
Çünkü şey olduğunda böyle kimsenin sana sormadığı, kural olarak getirdiği bir şeyi yapmakta daha çok direnç gösteriyorsun.
Ve hani niye ben buna dahil olayım diyorsun.
O anlamda da bence çok iyi işler yapıyoruz.
Ekibimizin seçtiği feedback loopers da var.
Her departmandan insan kültür projelerine geri bildirim verecek.
Öncesine çıkmadan yorumlarını yapabileceği ve onların geri bildirimlerine göre şekillendiren her departmandan seçilmiş iki kişinin olduğu bir feedback loopers ekibimiz var.
Buna yönelik ilerletiyoruz hepsini.
Peki ise bir son bir sorum var.
Bu sondan bir önceki soru.
Şimdi bu kadar öğrenme kültürü konuştuk.
Kurumlar için konuştuk, bireysel olarak konuştuk.
Bireysel olarak niyetlenmek önemli.
Kişi kendi gelişimine sorumlu.
Kurumsal olarak deneyim daha önemli.
Ve burada sadece teknik kısımlarda birazcık daha şirket kültürü üzerine de çalışmalar yapılabilir ve ilk temas çok önemli dedik.
Peki yeni bir eser olarak bir de kurumsal olarak soracağım size.
Ben bir şeyler öğrenmek istiyorum.
Kendime dair bir yol çizmek istiyorum.
Şirkette çalışan bir çalışan olarak.
Nasıl yola çıkmalıyım?
İlk sorum bu.
Burada bize gelebilir.
Learning partnerlerine, business partnerlerine ya da liderleriyle iletişim kurabilir.
Eğer şirketinde yoksa?
Şöyle yapabilir.
Bence çok böyle yapılandırılmış büyük bir plana ihtiyaç yok.
Böyle minik minik adımlarla o James Clear'in kitabında da vardı ya Atomik Alışkanlıklar kitabında.
Her gün %1 ilerlersen bir yılın sonunda 137 kat daha da gelişmiş oluyorsun.
Çok böyle büyük planlara gerek olmadan böyle her gün kendini böyle bir adım kadar ileriye taşıyabilirsen bu bile yeterli olabiliyor.
Yani bugün gerçekten internet derdi ya deniz.
Yayın etkisiyle oradaki araçlarla birlikte kendine bir gelişim yolculuğu planlayabilirsin.
Keza böyle online free olan bir sürü şey var platformlar, ASP platformları var.
Corsair olabilir, Udemy olabilir.
O tamamen böyle hani kişinin ihtiyacına yönelik daha teknik anlamdaki eğitim platformları da var.
Oralardan da yararlanabilir.
Podcastler keza yine aynı şekilde her konuyla ilgili artık birçok yayın ve kayıt var orada.
Yazması durumunda her an her şeye ulaşabilecek durumda.
Biraz da kendi filtresinden geçirdikten sonra gördüklerini, öğrendiklerini öğrenme bu anlamda çok kolay.
Dünyamız şu an bilginin güvenilliği dünyası.
Evet çok fazla bilgi var.
Eskiden bilgiye ulaşma dünyasıydı.
Kaynaklar hep kapalıydı.
Üniversitelerdeydi.
Şimdi kaynaklar çok açık ama bilginin güvenildiği dünyasındayız.
Sence?
Şöyle düşünüyorum aslında.
Ne istediğini bilmek birazcık önemli ya.
Orada hani eğer yapmak istediğin şeyi ya da gitmek istediğin yolu, yeri biliyorsan
o yola gitmek için alternatiflerini ortaya koyup
o alternatifler içinde bir değerlendirme yapmayı kıymetli buluyorum.
Eğer nereye gideceğini bilmiyorsan da belki bir koçluk alabilirsin
ya da gitmek istediğin yerle ilgili işte kariyerine güvendiğin
ya da mesleğine güvendiğin insanlarla konuşabilirsin gibi bir noktadayım.
Ama gitmek istediğin yeri biliyorsan zaten araçlar inanılmaz fazla.
Yani en basitinden hiçbir şey yapmıyorsan aç chat GPT'yi, aç klavyeyi ve de ki işte şu şu konularda gelişmek istiyorum.
Şöyle bir kariyer istiyorum, bunun için neler yapabilirim?
O bile sana yönlendirmeler veriyor.
Ve o oradan aldığın yönlendirmelerle birazcık artık hani öğrenmeyi öğrenmek diyorum ben.
Hani teknik bilgi her yerde evet ama sen o teknik bilgiyi alıp öğrenip hayatında bir şeyleri dönüştürebiliyor musun?
Orası kıymetli oluyor.
O yüzden o hani öğrenme ve bakış açısını kazanmak, gittiğin yolda hani deneyip yanılmak bence orada da çok kıymetli.
Yani bir sürü kaynak var.
Hangisinin iyi, hangisinin kötü olduğunu bilemeyebiliyorsun zaman zaman.
Hani girip bir online platforma direkt oradan bir eğitim alabilirsin.
Farklı alternatiflere bakabilirsin.
Keza uluslararası üniversitelerin ücretsiz çok güzel içerikleri var.
Yani Harvard'ın işte biz mesela AI gelişimiyle ilgili dünyadaki bütün ücretsiz içerikleri derleyip tüm çalışanlarımıza sunduk örneğin.
Yani yeni gelen konular olduğunda da araştırıp bulup o kaynaklara ulaşmak kıymetli olabilir.
Yani gitmek istediğin yerle, meslekle ilgili.
Örneğin ben şu anda Elendi ekibinde çalışıyorum ama diyelim ki teknoloji ekibine geçmek istiyorum.
Gidip o teknoloji ekibinin liderleriyle görüşebilirim.
Orada nasıl bir hayat var, ne var.
Yani her şey sana bağlı artık.
Yani dışarıdan kimse, böyle sihirli bir değnek yok.
Sen yaparsan oluyor.
O yüzden hani bu gelişimin, öğrenmenin sorumluluğunu alıp
hem TürkNet içinde hem TürkNet dışında ne yapmak istiyorsun
ve oraya giderken atacağın aksiyonlar neler bunu sorunla alıp harekete geçmek diyebilirim.
TGEP ve STV tarafından ödüllü bir akademi ekibi olarak başka akademi ekiplerine ne önerirsiniz?
Hangi konuda demek geldi cümlem.
O kadar çok konu var ki hangi konuda ne öneririz?
Yani ben şunu önerebilirim.
Bazen akademi olarak çok böyle biznesin dışında kalıp
hani oradan bize gelen ihtiyaçları çözdüğümüz bir noktada olabiliyoruz.
Biraz daha böyle işin gerçekten böyle kılcal damarlarına girip orada dünyada neler oluyor sahaya çıkıp bir gözlem yapmak belki o insanlarla birlikte birkaç gün çalışmak o işi anlamak kıymetli oluyor.
Orayı çok iyi anlayamadığında getirdiğin çözümler çözüm önerileri de bazen havada kalabiliyor.
O yüzden daha çok böyle ekipleri yakından tanıdıkları onlarla birlikte oldukları ihtiyaçları fark ettikleri bir dünyaya doğru yol almalarını önerebilirim.
Sana artık dilerim.
Özellikle katılıyorum buna çünkü diğer türlü şey oluyor.
Tepeden inme bir eğitim seti önermek gibi bir şey oluyor.
Çünkü işin mutfağında o işin günlük operasyonu nasıl bunu bilmeden hazırladığın bir eğitimin onun için bir faydası da yok.
Sen bugün bir eğitim yayınlıyorsun ve bunu tamamlamasını istiyorsun.
Ama o kişinin böyle bir zamanı yok.
Onun için daha farklı bir içerik üretmen gerekiyor.
Ya da ürettiğin içeriğin onun öğrenmesine göre daha da farklılaşması gerekiyor.
Herkes aynı şeyi aynı hızda da öğrenmiyor.
Dolayısıyla o işin mutfağına girip onların biraz da günlük akışını bilerek
ona özel şeyler önermek kıymetli.
Ekankularına yakın olmak.
Kesinlikle öyle.
Ekankularına iyi tanınmaktan geçiyor.
Peki Rojda podcast'imizde gelenlere, yeni gelenlere sorduğumuz bir soru var.
Böyle Türknet'te damağına tatlı bir an bırakan bir an ne zaman?
Sana sormuyorum artık.
Benim burada başlayalım.
Her sorduğunda düşünüyorum zaten.
Bir türlü aklıma gelmiyor.
Şu an düşünüyorum.
Bende çok fazla var.
Ama ben daha böyle ilk haftamda işte burada böyle farklı özel günler falan vardı.
Tam Nohut'a denk gelmiştim.
Ya da bizim Home Pest Day'imiz vardı.
Çok güzel bir andı.
Home Pest götürdüğümüz yerlerde şehirlere özel yiyecekler falan gelmişti.
Çok güzeldi.
Hem böyle fikser olarak bir tadı damağımda kaldı.
Hem de ilk hafta ekiplerle kaynaşmak, o kültürü yaşamak için çok güzel oldu.
Bayağı iyi bir gündü.
Her yerden yemek vardı.
Eskişehir çiğ börek, ondan sonra tekirdağ köfte.
Güllü lokum falan her şeyler vardı.
Güzeldi.
Isparta'dan falan gelmişti.
Isparta'da gül lokum.
Gül lokum vardı.
Gül lokum yoktu.
Isparta gül suyu vardı.
Gül suyu var.
Gül suyu var.
Var ya lokum da vardı ama.
Lokum vardı ya.
Dur köşeden sayayım aklımla.
Konya etli ekmek, Samsung, Bafra pidesi, Tekirdağ köfte, Ankara çubuk turşusu, İstanbul'da
içecekleri koyduk.
Ne yapalım İstanbul'da koyacak bir şey yoktu.
Eskişehir çibörek vardı.
Eskişehir çibörek, Manisa mesir macunu, Bitlis çorba, Bitlis miydi?
Batman mıydı?
Batman.
Batman çorba.
Batman.
Batman çorba.
Antalya, Narenciye sepete, Isparta gül suyu, gül suyu vardı.
Gül suyu, gül suyu.
suyu vardı. Başka? Bir sürü
tat saydın işte. İzmir boyoz.
Başka da? Daha ne olsun?
Denizli helva. Bu yıl artık
artacak ürünlerimiz. Bu yıl
böyle şey de geldi. Güneydoğu da geldi.
Şu an inanılmaz lezzetli bir gün. Kebap var.
Aynen öyle. Evet arkadaşlar
teşekkürler. Bence keyifli bir öğrenme kültürü
ne dair bir sohbet oldu.
Yani hem herhangi bir şirkette
çalışan kişi için akademi
ne demek, ne iş yapar ve akademiden nasıl
faydalanabilirim? Onların bakış açısını nasıl
bunu anlamak için hem de diğer akademi
departmanında çalışan özellikle meslektaşlarımız
ya da aynı işi
sahiplendiğimiz kişiler olarak
onların açısından da böyle TÜKNET
bu işleri nasıl yapıyor? Nasıl ödül almışlar?
TÜKNET'in ekip arkadaşlarına karşı
bakış açısı nasıl? Onları anlayabileceğiz.
Bence çok keyifli bir podcast oldu. Bizce de öyle.
Seni tekrardan bekliyoruz podcastlerimizde. Umarım.
Biz zaten Hande ile beraber paslaşarak
ilerliyoruz. Çok teşekkürler tekrardan
katkıların için. Ben teşekkür ederim Ceyhan.
Bir Fiber Soslu sohbetimizin daha sonuna geldik.
Bir sonraki podcastta görüşmek üzere.
O zamana kadar kendinize iyi bakın.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
