
İki Aşk Hikayesi
23 Ekim 2026 · 16 dk
İki ergenlik Aşkı. Bir duygu. İki farklı reaksiyon. Aşk duygusunu çok farklı yaşayan iki genç.
Transkript
Tornacı Podcast Bölümleri
bir motivasyona da dönüşebilir.
Bugün aynı yaşlarda ilk aşkın o yoğun duygusal etkisini tadan iki gencin Murat ve
Burak'ın hikayesini konuşacağız.
Bir duygunun iki insanı bu kadar zıt yönde etkileyebiliyor olmasına ben çok şaşırıyorum
doğrusu.
Hadi hikayeye geçelim.
İki farklı aşk hikayesi anlatacağım.
İkisi de ergenlik aşkı, aynı yaş gruplarında aşk duygusunu tadan iki genç.
Murat ve Burak'ın hikayesi.
İkisi de ilk kez delicesine aşık olmuştu ve bakalım bu duyguya nasıl bir reaksiyon geliştirdiler.
Murat'la başlamak istiyorum.
Yıl 2008. Murat 16 yaşındaydı. Orta boylu, zayıf bir çocuktu.
Saçlarını dönemin modasına uygun şekilde şekillendirmişti.
7-8 santim uzunluğunda, başının üst bölümü dimdik jöleli.
Yani keko diye tabir ettiğimiz saç stili.
O yıllarda keko tipi meşhurdu. DJ Akman'ın piyasada estirdiği dönemlerdi.
Murat Sanayi de bir firmada çırak olarak çalışıyordu.
İlkokulu bile zor bitirmişti. Okullar arası hiç yoktu.
Hafta içi sabah işe gider, akşam eve gelir, yemek yer, dışarı çıkar mahallede turlardı.
Hafta sonları da genelde arkadaşlarıyla gezerdi.
Bir pazar günü mahalle pazarında gezerken onu görüyor.
Uzun siyah saçlı, düz yüzlü, orta boylu, zayıf bir kız.
Giyim şekline bakılırsa biraz asi bir kız olduğu ilk görüşte anlaşılıyordu.
Kalp atışları inanılmaz derecede hızlı atıyordu.
Ve bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştı.
Görür görmez aşık olmuştu.
Biraz uzaktan pazarın içinde kızı takip ediyor.
Tabi gidip konuşmaya cesaret edemiyordu.
Belki de sadece 10-15 dakika kadar onu izleyebilmişti uzaktan.
Sonra kalabalıkta kaybediyor. İçindeki o anlam veremediği duygu ile eve dönüyor. Bir hafta boyunca onu düşünüyor. Gözünün önünden yüzü hiç gitmiyor. Uzaktan kısık bir şekilde duyduğu sesi kulağında çınlıyordu. Kızı sadece bir kere görmüştü. Adını bile bilmiyordu. Ve bir kere daha görebilir mi? Ondan bile emin değildi.
Durumu en yakın arkadaşı Selim'e anlattı. Selim onu sonraki hafta tekrar aynı pazara götürdü. İki saat boyunca pazarın içinde dolaşarak onu aradılar. Bir yandan heyecanlıydı bir yandan da umutları tükenmeye başlamıştı. Derken o arada kız bir anda karşısında belirdi ve bir anlığına göz göze geldiler.
Hani filmlerde olur ya etraftaki tüm görseller kaybolur ve bir tek o kalır.
İşte aynen o sahneyi yaşadı.
O an sanki 15 dakika göz göze bakıştılar gibi hissetti.
Zaman Murat için durmuş gibiydi.
Halbuki Selim'in deyimiyle yarım saniye bile bakışmadılar.
Sonrasında Selim'e kızı gösteriyor ve Selim'le birlikte takip ediyorlar.
Yarım saat pazarın içinde gezdikten sonra kız nihayet evine gidiyor ve kızın evini öğreniyorlar.
Evlerinin önünden bir sokak gidiyor 100 metre uzunluğunda. Sokağın ucuda küçük bir kavşak. İşte Murat'ın sonraki 3 yılın üzerinde geçireceği kavşak tam da orası.
Sokağın başındaki kaldırım taşını mesken edinmişti. Her gün işten gelince evden yemeği yiyip o kavşaya gidiyor.
O dönemin en popüler telefonu olan Samsung A250 telefonundan Çek Git Bebeğim şarkısını açıyor.
Kızın evini izleyip camdan bakmasını ve bir an bile olsa onu görebilmeyi umut ediyordu.
İş dışındaki tüm zamanını o kaldırımda onu görebilmek için bekleyerek geçiriyordu.
Artık arkadaşları bile alışmıştı.
5-6 kişilik kalabalık bir grup halinde gidiyorlar.
Murat kaldırıma oturuyor ve diğerler dolu sokakta top oynuyordu.
Gel zaman git zaman elbette tanıştılar.
Kızın adı Aylin'di.
Ayaküstü minik muhabbetleri de olmaya başladı.
Ama daha ilerisine cesaret edemedi.
Murat Aylin'e ona aşık olduğunu çok uzun bir süre söylemedi.
Aylin'in onu reddetmesinden çok korkuyordu.
Hayır demesin de ne olursa olsun diyordu.
Hayatının 3 yılını o kaldırımda oturarak geçirdi.
Duygularının çok yoğunlaştığı dönemlerde dinlediği arabesk şarkıların da etkisiyle kollarını jiletle kesti.
Başka bir dönemde kendini alkole vurdu.
Bu platonik aşk Murat'ın hayatını inanılmaz derecede olumsuz etkilemeye başlamıştı.
Hatta Aylin'in o evde olmadığını bildiği soğuk kış günlerinde bile gidip tek başına o kaldırımda oturuyordu.
Sigaranın dumanını üfleyip havada dumanın dağılmasını izlerken Aylin'i düşünüyordu.
Hayatı büsbütün o kaldırımda beklemekten ibaret olmuştu.
Aylin anlamadı mı dediğinizi duyar gibiyim.
E aptal değil tabi ki bir süre sonra anladı ama Murat'a karşı içinde bir duygu yoktu.
Üzerine gitmedi.
Uzak durmayı tercih etti.
Bu durum Murat'ı tabi ki çok daha kötü etkiledi.
İşte o dönemlerde esrar keş bile oldu.
Aşkından vazgeçmesi çok uzun zaman sürdü.
Hangi sebepten bilinmez bir gün o kaldırıma gitmekten vazgeçti.
E yani er ya da geç bu durum yaşanacaktı.
Hayatının sonuna kadar o kaldırıma gitmeye devam edemezdi.
Çok kısa süre sonra Aylin bir şekilde Murat'la iletişime geçip onunla görüşmek istediğini söyledi.
Ama Murat kabul etmedi.
Ve inanır mısınız Aylin bir süre Murat'ın peşinde koştu.
Halbuki senelerce kapının önünde yüzüne bir saniyeliğine görmek için bekleyen bu adamı görmezden gelmişti.
İşte kaçan kovalanır tezi bir kez daha ispatlanmıştı.
Murat hiçbir zaman geriye dönüp bakmadı.
Bu aşk hikayesi bu şekilde bitti.
Şimdi ikisi de başka kişilerle evli ve umarım mutlulardır.
Şimdi geçelim Burak'ın aşk hikayesine.
Yıl 2009 Burak 17 yaşında.
Biraz uzun boylu, zayıf, esmer bir çocuk.
İlkokul bittikten sonra dersleri iyi olmadığı için sanayiye verilen burada çıraklık yaparak çalışan bir çocuk.
O dönemin meşhur oyunu olan Knight Online'ı birçoğunuz bilirsiniz.
Burak bir gün YouTube'dan Kınayt Online PK videosu izlerken videoda çalan şarkıyı aşırı beğenmişti.
Linkin Park'ın Breaking the Habit şarkısı.
Sonra Linkin Park'la tanışıyor ve şarkılarını dinlemeye başlıyor.
O dönem Facebook'un çok meşhur olduğu tek sosyal medyalı dönem.
Linkin Park Türkiye adlı bir gruba giriyor.
Burada paylaşımlara bakarken bir kızın yazdığı bir yoruma cevap verecekken kızın profil fotoğrafına bakıyor ve aşık oluyor.
Kızın ismi Çilenay. Uzun, kıvırcık saçları olan, gözlüklü, beyaz tenli bir kız.
Fotoğraftaki gülümsemesi resmen aklına kazınıyor.
Bu duyguyu daha önce hiç yaşamamıştı. Gerçekten bu bir aşktı.
Ama kız kimdi, nerede yaşıyordu, yaşı kaçtı, Burak hakkında ne düşünürdü?
Daha da önemlisi arkadaşlık isteği gönderse kabul eder miydi?
Cevapsız bir sürü soru vardı.
Ama Burak kararlıydı. Çilenay ile iletişim kurmanın bir yolunu bulacaktı.
O yıllarda akıllı telefonlar henüz üretilmemişti ve Facebook sadece bilgisayardan tarayıcı ile kullanılan bir şeydi.
Sabahları işe gidiyordu.
Samsung A250 telefonuna kulaklık takıp akşama kadar Linkin Park dinleyip Çilena'yı düşünüyordu.
Akşam olunca da bilgisayarın başına geçip Facebook açıp Çilena'yın profil fotoğrafına bakıyordu.
İletişim kurabilmenin bir yolunu düşünüyordu.
Mesaj atsa neden cevap versin?
İstek gönderse neden kabul etsin?
Sürekli bu soruları düşünüyordu.
Takip isteğini kabul etmesinin bir tek yolu vardı.
O da ortak ilgi alanı olan Linkin Park'tı.
Kendi profilini Linkin Park görselleri ve yazılarıyla doldurmuştu.
Hatta soyadını Burak Park yapmayı bile düşünmüştü ama saçma olur diye yapmadı.
Sonra kendisini hazır hissettiği bir gün Çilene'ye arkadaşlık isteği gönderdi.
Sosyal A filminde bir sahne vardır hatırlar mısınız?
Zükerber kızı ekleyip 15 saniyede bir F5 yaparak sayfayı yenileyip kabul etmesini bekliyordu.
İşte bu sahneyi senaristler Burak'tan esinlenerek yazmışlardır.
Saat çok geç olmuştu ama istek kabul edilmemişti.
Bilgisayarı bırakıp uyudu.
Sabah çok umutsuz bir şekilde uyandı.
Hemen servise yetişmeliydi ama 2 dakikalığına bilgisayarı açıp Facebook'a girdi
ve Çilenay'ın arkadaşlık teklifini kabul ettiğini gördü.
Sevişten çığlık atmak istedi.
İnanılmaz mutlu olmuştu.
Hemen profiline girip nerede yaşadığını öğrenmek için iletişim bilgilerine baktı.
Ankara'da yaşadığını öğrendi.
Birazcık üzülse de arkadaşlık isteğini kabul edilmesinden oluşan mutluluk çok daha ağır bastı.
Bilgisayarı bırakıp servise koştu.
İlk amacına ulaşmıştı.
Kızla Facebook'ta arkadaşlardı.
Artık planın ikinci aşamasına geçmek yani mesajlaşmak için sabırsızlanıyordu.
Çilena'yı tanımayı çok istiyordu.
Kimdi, nasıl bir karakteri vardı, ne yapıyordu, nasıl bir aileye sahipti ve bu güzelliği kimden alıyordu?
Düşünmeye başladı. Nasıl iletişim kurarsam ters tepmez ve beni engellemez diye.
O yıllarda internetten tanışmak yeni yeni yaşanmaya başlamıştı ve beğendiğim birisiyle nasıl iletişim kuracağını da pek kimse bilmezdi.
Bu konuyu araştırıp öğrenebileceği bir yer veya sorabileceği birileri yoktu.
Deneme yanılmadan başka yolu yoktu.
Çilenay Facebook'ta aktif birisiydi. Belki her gün bir şeyler paylaşıyordu. Burak her gün profilinde gezmesine rağmen hiçbir paylaşımını beğenmiyor ve yorum yazmıyordu. Tek bir amacı vardı dikkat çekmemek.
Tüm fotoğraflarına yüzer kez beğen tuşuna basmak istiyordu belki ama aptal bir abaza gibi görünmek istemediği için yapmıyordu.
Belki bir ay kadar bu şekilde profilinde uzaktan analiz ederek takip etti.
Çilenay Linkin Park'ın şarkı sözlerini paylaşmayı çok severdi.
Bir gün Breaking The Habit şarkısının sözünü paylaşmıştı.
Burak dayanamayıp şarkı sözünün devamını altına yorum olarak yazdı.
Çilenay Burak'ın yazdığı sözlerin devamını altına yazdı.
Burak da devamını yazdı.
Bu şekilde alt alta yazarak şarkıyı bitirdiler.
Burak İngilizce bilmediği için şarkı sözlerini Google'dan kopyala yapıştır yaparak yazıyordu.
Çilenay da belli ki öyle yapıyordu çünkü kusursuz bir İngilizce ile yazıyordu.
Birlikte yaptıkları ilk düet buydu.
İlk iletişim kurulmuştu.
İstenen dilde ve istenen şekilde olmamıştı belki ama olsun ilk iletişim gayet güzel geçmişti.
Ertesi gün akşam Çilenay sanki Burak'a şarkı söylemeye davet eder gibi aynı saatte bir şarkı sözü daha paylaşmıştı.
Sanki iletişim kurmaktan dolayı mutluydu ve nihayet anlamına gelen indi ant şarkısının sözlerini yazmıştı.
Bu bir akşam alışkanlığına dönüşmüştü.
Her akşam bu şekilde karşılıklı düet yapıyorlardı.
Ve artık Burak Çilenay'ın fotoğraflarına da beğeni bırakabiliyordu.
Ama Burak bu kadarıyla yetinmek istemiyordu.
Bu iletişimin bir ilişkiye dönmesi için ne yapması gerektiğini düşünüyordu sürekli.
Aradan aylar geçmişti ama karşılıklı sohbet edememişlerdi.
Tam o aralarda Çilenay şarkı sözü yerine bir hayat dersi sözü paylaşmıştı.
Bu sözün ne olduğunu Burak'a çok kez sordum ama maalesef arkadaşlar Burak o sözü hatırlamadığını söyledi.
O gün o sözün altına kendi yorumunu yazmıştı.
İlk defa muhabbet etmeye o zaman başladılar.
Birkaç yorumdan sonra Çilenay özelden cevap yazmıştı ve sonrasında bu muhabbet saatlerce sürdü.
Çilenay hakkında birçok bilgiye sahip olmuştu artık.
Çilenay Anadolu Öğretmen Lisesi'nde okuyordu, matematik dersini çok seviyordu ve tıp okuyup doktor olmak istiyordu.
Çok da çalışkan, bilgili, kitaplar okuyan genel kültürü yüksek bir kızdı.
Burak ise sanayide çıraklık yapıyordu, pek kitap okumuşluğu yoktu.
Elinde diploması olsun diye de liseyi dışarıdan okuyordu.
Doğru düzgün bir amacı ve bir hayali de yoktu.
Bu seviye farkıyla bu aşk ilişkisi 3 gün bile sürmezdi.
Burak kitap okuması gerektiğine kendisine bir amaç edinmesi gerektiğine karar verdi.
Ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
O günlerde Burak Çilene'ye kargo ile hediye göndermişti.
Bir kalem göndermişti.
05 uçlu Penak TLG.
Kullananlar bilirler o dönemin en iyi kalemlerinden birisiydi.
Yanında Faber Castell silgi, bir toka ve tabii ki çikolata.
Çilenay da bu hediyeye karşılık bir hediye gönderdi.
Bir kitap.
Kendi Kutup Yıldızını Bul adında bir kitap.
Sanki Burak'ın iç sesini duymuş gibiydi de al buradan başla der gibiydi.
Ya da kendini biraz geliştir bu şekilde olmaz diyordu bilemiyoruz.
Kitabı bilmeyenler için özetleyebilirim.
Başarılı olmuş birçok insanın başarı hikayelerini kısa kısa derlediği çok güzel bir kitap.
Burak bu kitabı çok hızlı bir şekilde okudu.
Bu hayatta bir amaç edinmeyi ve amaçları uğrunda çalışması gerektiğini öğrendi.
Aslında Çilene Burak'a nasıl öğrenmesi gerektiğini öğretmişti.
Burak öğrenmeyi öğrenmişti.
Çilene'ye ulaşabilmek için çok kitap okudu.
Çok ders çalıştı.
Bu şekilde bu dostluk aktif bir şekilde iki yıl kadar sürdü.
Güzel bir aşk hikayesi ama bu dostlukla başlayan hikayeyi anlatırken
aralarda es geçtiğin bazı sebeplerden ötürü hiçbir zaman bir aşk ilişkisine dönüşemedi.
Burak Çilene'ye ilk ulaştığında onun bir erkek arkadaşı vardı.
Burak bunu bir şekilde göz ardı etmişti.
Çünkü elinden bir şey gelmezdi.
Ama yeteri kadar beklerse elbette ki ayrılacaklardı.
Bu süreçte Burak da aradaki kültür farkını kapatmaya harcayacaktı.
Arada zaten güzel bir dostluk kurulmuştu.
Telefonla da konuşuyorlardı.
Uzun uzun sohbetler ediyorlardı.
Ama Çilenay'ın ilişkisi uzun sürdü.
Çilenay ayrılmamıştı.
Bu süreçte Burak da kendisinden hoşlanan bir kızla görüşmeye başladı.
Belli ki bu aşk hikayesinin büyüsü bozulmuştu.
Sonra çok da zaman geçmeden Çilenay erkek arkadaşından ayrıldı.
Maalesef ilişkinin sonraki yılları için kaderi de o günlerde biraz bu şekilde yazılmıştı.
Birisi diğerini ararken diğerinin hayatında hep birisi olacaktı.
Bu durum maalesef bir yerde kırılmadı.
Birbirlerine aşık oldukları çok belliydi ama uzun süren dostluk da o aşkın büyüsünü bozmuştu.
Zaman içinde bir şekilde gündelik iletişimleri de koptu.
Her 2-3 yılda bir sırayla birbirleriyle iletişime geçtiler ama birbirlerine karşı hiç müsait olmadılar.
Çilenay Hacettepe tıpı kazandı, doktor oldu.
Burak ise Çilana'yı tavlamak için o kadar çok çalıştı ki liseyi açıktan bitirdiği ve hiçbir temeli olmadığı halde birkaç kere sınava girdikten sonra İTÜ'de mühendislik kazandı ve mühendis oldu.
Hikayelerin nasıl başladığı ve nasıl bittiği konusuna ben çok takılmam.
Benim için asıl olan şey her zaman süreçtir.
Çünkü hayatta bizim kontrolümüzde olan şey sadece süreçtir.
Çoğu zaman bir şeylerin başlamasına veya bitmesine etki edemeyiz.
Ama sürece her zaman etki ederiz.
Bu hikayelerden siz hangi dersleri çıkardınız?
Yorumlarınızı merak ediyorum.
Benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.
Instagram'dan DM atabilirsiniz.
Ünlü değilim, çok takipçim yok.
O yüzden herkesin yazdığı her şeyi görebiliyorum.
Kendinize iyi bakın.
Görüşürüz.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
