
bazen bir şeye ulaşmak için koştuğumu sanarken aslında ona ulaşamamaktan kaçtığımı fark ediyorum. bu bölümde çok düşünmenin nasıl hem yol gösteren hem de kaçmaya yarayan bir araca dönüşebildiğini, sonuçlara neden bu kadar tutunduğumuzu ve başkalarının “vardın” dediği yerlerden biraz uzaklaşıp kendi deneyimimize dönmenin nasıl bir şey olduğunu düşünüyorum. belki de mesele ne vardığımız ne de neden kaçtığımız; sadece hâlâ yolda olduğumuzu hatırlamaktır.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Yalnız şunu fark ettim.
Bölüm kaydarken en zorlandığım yer bu en baştaki kısım oluyor.
Çünkü sanki bu girişin daha belli bir biçimi varmış da sanki ben o biçimi tam olarak yapamıyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum.
Ve tekrar ediyorum, tekrar ediyorum, tekrar ediyorum.
Sonra bir bakıyorum ne söyleyeceğimden o kadar uzaklaşmışım ki bu girişi yapmaya çalışırken konudan kopuyorum.
Ve hayatımın birçok anında da bu oluyor.
Bunu fark ettiğim yerde biraz önce kaydetmekte olacağım bölümü kaydetmekten vazgeçip böyle freestyle konseptinde bir bölüm yapma kararı verdim.
Zaten bir yandan da bugün pek bir bölüm yapasım yoktu.
Keza koşullarım da çok uygun değil.
Böyle boğazımda tatsız bir akıntı var.
İşte sürekli yutkulmak istiyorum.
Bazen biraz öksürük tutuyor.
Hasta gibiyim ama değilim de.
Çok arada bir yerdeyim.
İşin komik tarafı gerçekten 31 Ağustos'u 1 Eylül'e bağlayan yani sonbaharın geldiği gece havanın bir anda soğumasıyla bu hale geldim.
Tabii bir süredir tüm dünyada olduğu gibi burada da havalar inanılmaz sıcaktı ve biz de evdeki bütün camları yani bulabileceğimiz tüm delikleri açmış bir şekilde uyuyorduk.
Hani olur ya böyle gece bir gıdım etse oh be birazcık rahatladım dediğiniz anlar.
Tam olarak bunun peşinde uyuduğumuz yaklaşık 3-4 geceden sonra bir baktım baya baya üşüyorum yani.
Gece uyandım soğuk ama dedim ki oh be birazcık içim sevinmesin yani biraz kendime gelirim.
Pek kendime gelmedim tam tersine kendimden biraz uzaklaşmış gibiyim.
Hatta bu bölümde de sanırım biraz bunları konuşacağım.
Çünkü geçen gecelerde böyle birazcık kişisel bunalımlar ve bulunmaya çalışılanlar arasında bir günlük tutmuştum.
O kadar nizami yazmışım ki ya bu sayfalar ne ben burada ne çalıştım da neyi yazdım falan diye baktım.
Oysaki günlük tutmuşum arkadaşlar ve şöyle bir şekilde başlıyor.
Çok üzülmüş ama hep tutmuşum.
Çok düşünmüş ama hep kaçmışım.
Kaçarken tutmaktan çok ama çok yorulmuşum ve bu yorgunlukla çok zayıf düşmüşüm.
Hazır sesim de biraz böyle hastalıktan, yorgunluktan kırgınken şu metnin tamamını okuyup burada bir drama yapmam yok mu arkadaşlar?
Yok.
Çünkü ben zaten bu metni yazarken yeterince açılmış, açılamadığım yerde de fazlasıyla kapanmışım.
Ama bu başındaki bir cümlenin üzerine konuşmak istediğimi fark ettim.
Çok düşünmüş ama hep kaçmışım.
Aslında burada bahsettiğim şeyi hayatımın yaklaşık son bir senesinde düşünmeye başladım.
Ama bir noktada daha son 6-7 aydır ciddi bir şekilde odaklı düşündüğümü düşünüyorum.
Düşündüğünü düşünmek de çok garip bir kavram ama ben bunu çok sık yapıyorum.
Neyse konuyu dağıtmak istemiyorum. Podcast'ı anlatmaya başlamadan önce tabii ki kendi içimde düşündüm. Sonra çevremdeki o çemberin katmanlarına göre insanlarla konuştum.
Ve en sonunda evet artık ben bunu podcast'e de konuşabilirim dediğim bazı konular oluyor. Bu da onlardan bir tanesi.
Bu arada böyle söyleyince sanki bu konuşacaklarımın belli bir sistemi varmış.
Hani kimle konuşacağıma karar verip onunla konuştuktan sonra artık ikinci katmandakilerle konuşabilir ve sonra da podcast'a anlatabilirmişim gibi bir şeyden bahsettim gibi oldu.
Fakat hiç öyle değil.
Yani ben gerçekten çok spontane ve düşünmeden konuşan bir insan olduğum için zaten buralara geldi ya bu işler.
Ama bunu düzeltmeye çalıştım.
Biraz daha yönetmeye çalıştım.
Yani o çemberi daha anlamlı bir şekilde genişletmeye çalıştım.
Yeri geldiğinde sadece içeride tuttuğum bir dönemdeyim de zaten bu yazdıklarım da tam olarak oralardan çıktı.
Çok düşünmüş ama hep kaçmışım.
Çok düşündüğümü hep biliyordum ve zaten bunu da kendime bir amaç ediniyordum.
Yani düşünerek, anlayarak, öğrenerek, araştırarak bir yerlere varmayı bir amaç haline getirmiştim.
Zamanla amacım olan yerlere geldikçe bunu biraz daha araç haline getirmeye başladım.
Ve işler de zaten o noktada değişti.
Değiştiği yerde de artık düşünmenin bana verdiği şeyin sadece ilerlemek, yol almak, o hayale gitmek, başarmak, öğrenmek gibi şeyler getirmediğini,
aynı zamanda da aksine gitmeme yardımcı olabilecek bir araç da olabileceğini gördüm.
Nasıl yani?
Örneğin bir hedefiniz var ve o hedefe çok odaklısınız.
Bu küçük bir hedef de olabilir, çok büyük bir şey de olabilir ve ona varmak için birçok şeyi düşünüyorsunuz.
Günlük hayatınızdaki aksiyonlarınızı ona göre düzenliyorsunuz.
Ve amacınız istenen zamanda ya da olabildiğince mümkün zamanda bir şekilde o amacınıza ulaşmak değil mi?
Fakat aynı zamanda o amacı engelleyen, sizi o yolda geri tutabilecek bazı şeyleri de aklınıza getiriyorsunuz.
Belki bilinç üstünüzde bunu düşünmüyorsunuz, bilinçli bir şekilde dile getirmiyorsunuz çünkü kötüyü çağırmıyorsunuz.
Fakat bunu getirmeme şansınız yok çünkü bence her şey dualite ile var oluyor.
Şöyle örnek vereyim.
Mesela ben şimdi burada bir boşluk var diyelim o Mario'daki zıplanan yerler var ya onun gibi düşünün.
Karşıya atlayacağım.
Tek bir amacım var o da karşıya geçmek.
Tabii bunu yapabilmek için işte ne yapıyorum, ne zaman zıplayacağımı düşünüyorum.
Ne kadar kuvvetle zıplayacağımı da hesaplamaya çalışıyorum.
Ya da işte geçmişteki verilerime dayanarak buradan buraya zıplayabileceğim değerini ölçmeye çalışıyorum.
Çünkü benim amacım düşmemek.
Benim amacım karşıya geçmek.
Ama bakın düşmemek derken bile karşıya geçmenin aksinde düşerim korkusundan bahsetmiyorum.
Düşmemekten bahsediyorum.
Yani yine de o negatif ihtimali belki pozitif taraftan tutarak bir şekilde düşünüyoruz.
İşte ben çok düşünen bir insan olarak hayatımdaki varmak istediğim tüm emellerimin ve karşıma koyduğum tüm amaçlarımın varma yolunu düşünürken aynı zamanda varamama yolunu da çok düşünmüşüm.
E hal böyle olunca da ben aslında amaçlarına koşan değil amaçlarını gerçekleştirememekten kaçan bir insan olmuşum.
Bunu ilk fark ettiğim yerde sorun yok zaten ikisi de aynı amaca hizmet ediyor.
Ve sonuç olarak ben bir yol alıyorum ve istediğim yöne doğru yol alıyorum.
Bunda nasıl bir problem olabilir ki diye düşündüm.
Ve tam o anda bu konuya bambaşka bir perspektiften bakarak geldiğimi hatırlayarak
e dedim buna da bir başka perspektiften bakayım o zaman.
Eğer konu sadece o sonuca varmak olsaydı evet ortada hiçbir problem yoktu.
Fakat özellikle Amerika'ya taşındığımdan beri yaşadığım böyle kişisel bunalımlar ve buna alalımlar arasında dolanırken fark ettiğim
En önemli şeylerden bir tanesi ben bir sonuca varmak istemiyorum.
Ben süreci deneyimlemek istiyorum.
Evet her bir süreç kendi içinde nereden bakarsanız orada biten bir sonuca varacak.
Ama zaten tüm mesele de buydu.
Değişen şey artık o durduğu yerden sonucu görmek isteyenlerin durduğu yerinin benim için bir öneminin kalmayışıyla beraber
sonuç arzumun da farklı bir yöne evrilmesiydi.
Tabii ki benim de kendi içimde bazı isteklerim ve bu isteklerimin nesneleri var.
Fakat artık o nesneleri diğerlerinin gözünden değerlendirmediğim,
hatta onların ölçümlemelerine göre bir sonuca varmış ya da varmamış saymadığım
ve bununla da çok büyük bir mücadele verdiğim bir hayat kurmaya çalışıyorum.
Ve hala tam olarak bu mücadelenin içindeyken karşıma bunun çıkıyor olması çok normal.
Çünkü hala arınmaya çalışıyorum.
Hala onun bunun onayından, deneyiminden, sonucundan, varış burasıdır diyen fikrinden uzaklaşmaya çalışıyorum.
Önceden bütün dünyayı reddedebilecek kadar güçlü olduğum noktada bunu deneyimleyebileceğimi zannediyordum.
Fakat orada büyük bir paradoks olduğunu görmeye başladım.
Çünkü aksine eriştiğin her kademe aslında o diğerlerinin onayına muhtaç olduğun yeni bir alan gerektiriyor ya.
O yüzden aslında sen sürekli diğerlerine daha da bağımlı ve bağıl bir hale gelmeye başlıyorsun.
Ve onların senin üzerindeki geri bildirimleri, senden beklentileri çok etkili olmaya başlıyor.
Zaten bunun dışında bir dünya yaratmaya çalışmıyorum.
Anlatmak istediğim şey biraz daha çözümün orada olmadığı.
Tıpkı kaygı gibi.
Hani kaygılandığınız şeyle ilgili bir sonuç elde ederseniz muhtemelen başka bir sebeple başka bir şeyden kaygılanmaya başlarsınız.
Kaygı bir paterndir yani aslında nesnesi değişir.
Bence bu tarz olaylarda da konunun nesnesi değişmeye devam ediyor ama aslında olay değişmiyor.
Ve olayı değiştirmek istiyorsan bir katman daha altına inmen gerekiyor.
Ben bu konuda altına indiğim yerde kendi deneyimimle özdeşleşebilmem gerektiği ihtiyacını hissettim ve uygulamaya çalışıyorum.
Uyguladıkça geliştiğini düşünüyorum.
Keza bugün bu cümlelerden buraya bağlamış olmam bile bu yolculuğun içerisinde olduğumu yani hala bu yolda devam ettiğimi gösteriyor.
E zaten konu bir yere varmak değildi ya o yüzden yolda olmuş olmak bile beni çok mutlu ediyor.
Ne vardığımız ne kaçtığımız sadece yolda olduğumuzu hatırladığımız bir gün diliyorum arkadaşlar.
Düşüncelerimin röntgenini çektim yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
