
hayatıma neden sürekli benzer insanları çektiğimi düşünürken, bozulan bir çantanın parçalarını bile atamayan tarafımla karşılaştım. meğer her şeyi onarmaya ve yeniden kullanmaya çalışma huyum, ilişkilerime de sızmış.
bu bölümde “seni çok sevdiğim için söylüyorum” diye başlayan konuşmalardan, iyi niyetli eleştiriyle insanı tüketen yorumlar arasındaki farka; tekrar eden ilişki döngülerinden sınır koymayı öğrenmeye uzanan biraz dedikodulu bir düşünce zincirini anlatıyorum.
belki de mesele her insanı dönüştürmeye çalışmak değil, artık bir şeyin içinden ne zaman çıkmamız gerektiğini anlayabilmek.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Ya böyle bir şey olabilir mi? Abi başıma hep aynı insanlar, aynı olaylar geliyor diyorsanız tam olarak bunları konuşacağımız, hatta birazcık da dedikodu yapacağımız bir bölüm olacak arkadaşlar.
Düşünce Röntgeni podcast'in bir bölümüne daha hoş geldiniz.
Bu bölümü böyle eğip büküp ne kadar gizemli, ne kadar üstü kapalı anlatabilirim diye çok düşündüm.
Fakat günün sonunda aslında bu kadar da gizlemeye gerek olmadığını, çünkü yaşananların da tam olarak benim düşüncelerimin bir parçası olduğunu ve bu podcast'in de düşüncelerimin röntgeni olduğunu hatırladım.
O yüzden pek de gizemli tutmadan anlayanların da artık bir zahmet üstüne alınacağı bir bölüm olacak.
Yani üstüne alınmalarına gerek yok çünkü bir noktada ben insanları yaftalamaya değil, kendi bakış açımdan olayı nasıl değiştirebileceğimi anlatmaya geldim.
Başında da söylediğim gibi ben sık sık benzer insanlarla benzer olayları tekrar eden bir hayat yaşıyorum.
Hatta özellikle bu göçmenlikle beraber son 3-4 senede bu olay daha da böyle bir üste çıkmaya başladı.
Yani gözüme batmaya başladı.
Çünkü ister istemez Türkiye'deyken belli bir düzenim, çevrem, arkadaşlarım, rutinim vardı.
O yüzden belki de çok da böyle öne koymayıp kendi hayatıma kaldığım yerden devam edebiliyordum.
Fakat burada o olayların içinde biraz daha kalmanızı gerektiren hayat şartları, belki de imkansızlıklar oluyor.
Bu yüzden de bir şekilde o olayları daha da bir mesele etmeye başlayabiliyorsunuz.
Ve ben üçüncü senemde tabii ki bunu daha az yaptığım ama bir noktada da çok fazla farkındalık geliştirdiğimi düşündüğüm bir yerdeyim.
Şimdi böyle kısaca bir olayı anlatmak istiyorum.
hayatıma sık sık beni çok önemsediği, beni çok sevdiği ve bana karşı dürüst olmanın çok değerli olduğunu hissettiği için
bana hiç söylenmeyecek, hiç yapılmayacak şeyleri yapan insanlar çekiyorum.
Örneğin bir gün beni ben seni çok sevdiğim için seni bu konuda uyarmak istiyorum.
Ben seni çok sevdiğim için bunu kesinlikle seninle de paylaşmak istiyorum.
Ben seni çok sevdiğim için bunu mutlaka sana sormak istedim.
Seni çok sevdiğim için sana karşı dürüst oluyorum gibi böyle başlayan, konuşmaların ardından gelen
benim hiç sevmeyeceğim, hiç onaylamayacağım, belki de benim içime hiç sinmediği için çok huzursuz hissedeceğim.
Yani bir şekilde hiçbir pozitif amacı olmayan, aksine çok daha fazla negatif etkiye sahip olan muhabbetler yaşıyordum.
Ve uzun bir süre aslında bunun gerçekten iyiliğime olduğu girizgahından etkilenip bir şekilde ona adapte olmaya çalıştım.
Çok çok sonraları aslında adapte olamadığımı hissettiğim yerde,
''Aa bu benim çok da adapte olabileceğim bir şey değilmiş ki zaten.'' diye bir farkındalık geldi.
Ve ardından o teklifin, o cümlenin, o paylaşımın ne kadar gereksiz olduğunu,
hatta benim iyiliğimi bırakın kötülüğü mü olduğunu fark etmeye başladım.
Ve bu noktada o insanların ''Aman işte kıskanç mı, haset mi?
Aman işte benim iyiliğimi mi istiyor, kötülüğümü mü istiyor?
Ya da ne bileyim şöyle mi, böyle mi?'' gibi yerlerinden daha öteye gidip,
Ben neden bu insanları hayatıma çekiyorum diye bakmaya başladım.
Ve şöyle bir şey fark ettim.
Ben arkadaşlar gerçekten dönüştürmeyi, yeniden kullanmayı, sürdürmeyi seven bir kafa yapısındayım.
Bunun altında kesinlikle işte küçük bir köy hayatını görerek büyümüş olmam,
oradaki insanların tasarruf bilinciyle yetişmiş olmam gibi gibi birçok sebep de yatıyor.
Fakat ben de böyle bir insanım yani hani karakterim de böyle.
Ve bu yüzden aynı refleksi ilişkilerime karşı gösterdiğimi de fark ettim.
Bunu sadece iyi bir yerden dinlemeyin lütfen.
Çünkü ben burada kendimi parlatmaya değil, aksine kendimi biraz daha yermeye geldim.
Çünkü bazen gerçekten bazı şeyler bitmiştir, tükenmiştir.
Yani ondan bir şey çıkmaz ya, ben onu yapamıyordum mesela.
En kötü şu parçasındaki şekli kullanırım.
Mesela geçen sene New York'a giderken bir tane sırt çantası almıştım.
Ve çok spontane böyle 10 dolar aldığım bir çantaydı.
Daha New York'a inmeden kenarlarından patlamaya başladı.
Neyse bu çantayla ben bir şekilde gittim ve döndüm arkadaşlar.
Fakat o çanta bir buçuk senedir hala duruyor.
Ve çantanın bütün ceplerini, kollarını ayrı ayrı söktüm ki
onun parçalarını yarın öbür gün bir şey yaparken
Leopard deseni olarak kullanacağım.
Evet, mutlaka yaparsam çok güzel olur.
Ben de buna inanıyorum.
Ama bazen de öyle olmuyor işte.
Bazen o şey bitmiş oluyor.
Bazen o şeyin canı çıkmış oluyor.
Bazen o şey senin yapacağın projeye uymuyor oluyor.
Hatta bununla ilgili düşünürken şöyle bir şey de fark ettim ve hayatımda değiştirmeye çalışıyorum.
Hani geçenlerde bahsettim ya kurabiye işi kurduk ve artık göçmenliğimizin 3. senesinde biraz daha ihtiyaçlarımızı giderdiğimiz, hayatımızı daha kolay sürdürebildiğimiz dönemimizdeyiz.
O yüzden bir iş kuracaksak o kafamızdaki renge, zevke hitap eden şeylere yatırım yapabilecek bir gücümüz de var.
Ve ben buraya geldiğimden beri kurduğum, denediğim tüm işlerde bu güce asla sahip değildim.
Kısa kısa elimden istediğimi yapmak gelmiyordu.
O durumda da yapamadığımı düşünüp bir yanılgıya düşüyordum.
Ve aynı şeyi bu insan ilişkilerinde de yaşadığımı düşünüyorum.
Şöyle bir yerden, bazen o insanların tamamen o günkü koşullarında, belki de o günkü acizliklerinde hiç yapmayacağı şeyleri yapıyor olması bugün senin canını çok yakabilir.
Bu demek değildir ki o insan çok kötü, bu demek değildir ki sen çok alıngansın.
Sadece şu anda olmuyordur ve belki de hiçbir zaman olmayacaktır.
Bu hiçbir zaman o insanı da kötü kılmaz, seni de kötü kılmaz.
Yani bir şeyi değerlendirme fırsatını elinden kaybetmek değil tercih etmemeye gelir.
Şimdi ben bunu uzunca bir süre zorladığım yerden yaşadım ama gerçekten son bir senedir bu durumda çok iyi yönetebildiğimi fark ettim.
O yüzden de birazcık böyle havalanıp burada bölüm yapmalara geldim.
Çünkü artık biraz daha o paterni ilk kez böyle ortaya çıktı.
İlk böyle boynunu fidan büker de ortaya çıkar ya orada fark etmeye başladım.
Ha tamam yani hani burada şu anda ben kısıtlı davranıyorum.
Karşımdaki bir şekilde beni kısacak şekilde davranıyor.
Yani burada toksik bir bağlantı kuruluyor.
O zaman ben bu toksik bağlantıyı nasıl yönetebilirim?
Sınır koyarak.
Sınır nasıl koyulur?
fark ettiğin yerde koyulur ve fark ettiğin yerde daha ileri gitmeyecek yeri de çok iyi bilirsin.
İşte tam orada durmayı öğrendim.
Bir durdum, iki durdum derken baktım ben artık orada durabilmeyi
hatta o durduğum yerdeki olayın içinde kalıp onun içinden de kendimce çıkabilmeyi öğrenebilmişim.
Kendimce dediğime dikkat edin çünkü önceden illaha birlikte çıkmayı deniyordum.
Yani hani tamam o zaman helalleşelim gibi bir yerden de düşünebilirsiniz.
Hani o kişiyi de gönlünce beni de gönlümce ayırmaya çalışıyordum ki artık benim gönlümü yapmayan insanlara gönül vermeye çalışmıyorum.
Bir de gerçekten gelen tüm geri bildirimlerin amacını sorguluyorum.
Özellikle son bir senedir ciddi anlamda felsefe ile ilgileniyorum.
Daha çok başındayım yani hani 40 yıllık yolum var diyebiliriz ama bu ilgilenmeye başladığım yerde ilk öğrendiğim şey argüman kurmaktı.
Nasıl oluyor?
Önce bir ön koşulu koyuyorsunuz, sonra üzerine bir argüman üretiyorsunuz ve bunu bir sonuca bağlıyorsunuz.
Ve ben artık hayatımda bana gelen tüm geri bildirimlere bu perspektiften bakmaya başladım.
Yani sen bana bunu hangi ön koşulu koyarak, hangi argümanı savunarak ve nasıl bir sonuca vararak söylüyorsun?
Hani basitçe söylemek gerekirse senin amacın ne?
Böyle bakmaya başladıktan sonra insanların o kadar amaçsız ya da kötü amaçlarla şeyler söylediğini görmeye başladım ki önce bir kanım dondu yani açıkçası bunu söylemeden geçemeyeceğim.
Ama sonra onların kötülüğüne tutunup ne kadar mağdur olduğumda övünmektense onların kötülüğünden ne kadar uzakta olabilecek kadar güçlü olduğuma odaklanmaya çalıştım.
Buradaki gücün altını dolduran çok büyük bir şansım var.
Yani neredeyse 10-15 senedir en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi olan ve çok fazla geri bildirimde bulunan, çok daha eleştirici olan bir insan var hayatımda.
Bu insan yeri geliyor belki de bu dünyadaki en kırıcı, beni en böyle yerle bir eden şeyleri söylüyor.
Ama gerçekten ben onun üstüne düşünmeye devam ettiğim her noktada aslında bunu benim hiçbir şekilde kötülüğüme söylemediğini, bana tamamen dostum olduğu için dürüst olduğunu görüyorum.
Ve o noktada da zaten o diğer insanların ne kadar amaçsız, ne kadar öylesine, ne kadar kendini parlatmak için konuştuğunu fark etmeye başlıyorum.
Ve o insanlarla ilişkimi tutmaya devam ederek tüm yaratıcı ve dönüştürücü enerjimi o ilişkiye harcayarak kendimi kaybetmektense ve hatta onlara da çok büyük bir kötülük etmektense bitirmeyi tercih ediyorum.
Çünkü aklıma burada bir kavram geliyor.
Kendilik cimrisi.
Bu insanlar o kadar kendilik cimrisiler ki ne yaşamayı biliyorlar ne de kendileri için bir hayat kurmayı.
Yani kendilerini kendi üzerinden parlatmayı bilmiyorlar.
O yüzden sürekli başkalarına, statülere, ilişkilere ihtiyaç duyuyorlar.
Bak ben bu oldum, bak ben bunda bunu fark ettim, bak ben böyle de parlak bir insanım diye kendini parlata parlata şişiriyorlar.
Ama aynı zamanda karşısına çıkan her bir ihtimali tüketiyorlar.
Açıkçası bence insanın varoluşu bundan geçiyor da keşke bazıları artık bunun bittiği yerden de geçebilseler.
Geçemiyorlar, geçemedikleri yerde de ben karşılaşıyorum, karşılaştığım yerde de ben geçmeye çalışıyorum.
Çünkü artık tıpkı her şeyi dönüştürebildiğim gibi bu insanları dönüştürebileceğime inanmıyorum.
İnsan anca dönüşse dönüşse kendini dönüştürür, değişse değişse kendini değiştirir.
İşte ben de tam olarak bunu bir kere daha yaptığım yerlerde böyle bir bölüm kaydetmek istedim.
Düşüncelerimin röntgenini çektim, yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
