
amazon ormanlarının ortasında, muzdan sıkılıp cips ve kurabiye isteyen maymunlarla karşılaşınca aklıma tek bir şey geldi: Biz ne zaman “yeter” diyoruz?
bu bölümde bir tatil anısından, beş köpekli kaotik bir rüyaya; daha çok öğrenme, daha çok çalışma, daha çok deneyimleme ve hayatın her tarafından biraz daha alma isteğine uzanıyorum.
çünkü bir yandan yeni şeyler istemek, merak etmek ve hayatı mümkün olduğunca geniş yaşamak güzel. ama diğer yandan bitmeyen bir “gerekiyor” listesinin içinde, insanın nerede duracağını bilmesi de gerekiyor.
belki mesele daha az istemek değil. ne zaman doyduğumuzu, ne zaman yorulduğumuzu ve ne zaman artık yeter olduğunu fark edebilmek.
maymunlar cipslerini yiyip bizi adadan kovdu. benim rüyamdaysa beş köpek birbirine karıştı. ikisi de aynı şeyi söylüyor olabilir: yetene kadar.
bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Röntgeni podcast bölümü
daha böyle full package yani her şeyin olduğu bir şey olması gerekiyor.
İşte yeni bir yer keşfetmeliyim, yeni bir tat denemeliyim, biraz hareket etmeliyim
ama bir yandan da yatıp yuvarlanmalıyım.
O yüzden bu tatili planlamak da pek kolay olmuyor.
Hele göçmenliğin ilk senelerinde tüm tatil haklarınızı, memleketinizi, ailenizi,
arkadaşlarınızı görmeye harcıyorsunuz.
E orada da tatil tam tatil olamıyor.
Çünkü bir noktada diğer insanların hala devam eden düzenine gidiyorsunuz ya.
Hani herkes tatilde olmayınca o tatil gibi olmuyor bence.
Ve Peru tatili çok şükür ki uzun zaman sonra istediğim tarzda bir tatildi.
Önce Cusco'ya gittik, sonra Machu Picchu'ya yürüyüş yaptık, ondan sonra Amazon ormanlarına gittik ve en son Lima merkez şehrinde kapattık.
Böyle her tattan ufak ufak aldığım, hem üşüdüğüm hem çok terlediğim, sivrisinekler tarafından istilaya uğradığım bir tatil oldu.
Böyle tatil hakkında bir şeyler anlattığım bölümler olsun çok istedim bu arada.
Yani sık sık gezsem ve sonra gelip burada size o tatilde yaşadığım şeyleri anlatsam çok güzel olur.
Ki zaten ben bunu yaptım bu arada.
Instagram'da 2017 yılında interrail'i yaparken post atıp ve orada yaşadığım deneyimlerden bahsediyordum.
Sonra birkaçını silmiştim.
O zamanlar arşiv de yoktu.
Neden sildim bilmiyorum.
Yani böyle bir şeyleri çok yüksek yaşayarak paylaşmak bazen cringe geliyordu.
ve şu anda aslında hiç cringe olmadığını fark ediyorum.
Ama bu çok hoşuma gidiyor.
Bu tatilde de çok komik bir deneyim ve böyle bir sohbet oldu.
Onu anlatmaya geldim.
Arkadaşlar Amazon ormanında 3 gece 4 gün kaldık
ve işte oradaki otellerin çoğu zaten bir tur paketi gibi satılıyor.
İşte içerisinde birçok etkinlik oluyor.
Hem de orada kalıyorsunuz.
Zaten internet market gibi şeyler olmadığı için yemeğinizi falan da oradan yiyorsunuz.
Genelde satılan tüm paketler bu şekilde satılıyor.
Neyse bu paketin içinde Monkey Island turu var tamam mı?
Ve bu hemen ilk gündü sanırım yanlış olmasın.
Böyle biraz daha skeç yani böyle hani uydurma hani böyle pek de hani eh olan bir şey.
Çünkü Monkey Island yani ciddi anlamda ziyaretçi alan hatta böyle günübirlik gelenlerin de gittiği bir ada.
Ve içeride çok fazla maymun var ama çok fazla insanla etkileşim halindeler.
Bu yüzden de bir noktada maymunlar çalışıyorlarmış gibi düşünebilirsiniz.
Yani onlar da kendi ekmeğinin peşinde.
Zaten konu da buradan başlıyor.
Gitmeden önce işte tur rehberimiz anlatıyor.
O ne olacağını falan söylüyor.
Ve dedi ki yanınıza muz almayın.
Maymunlar artık muz sevmiyorlar.
Çok sıkıldılar.
Herkes onlara muz veriyor.
Cookie seviyorlar.
Ya da işte salty bir şeyler varsa tuzlu, cips, cracker falan onları da tercih edebiliyorlar.
Ve böyle ambal oldu arkadaşlar.
Mesela hani Amazon ormanı yani uçakla inerken tepeden baktığınızda hani böyle denizin ufuk çizgisi gibi ormanın ufuk çizgisi olan bir alan.
Uçsuz bucaksız ve vahşi bir hayat var.
Yani zaten o ormanları aşıp gelemeyen kabilelerin ben anladım hani yani gelemez çok mantıksız.
Niye gelsin ki o kadar ormanı aşmak mümkün değil.
Ağacın içinden ağaç çıkmış o ağacın üstüne sarmaşık dolanmış onun üstünden de yeni bir bitki olmuş falan böyle.
Ve hani ağaçların bir dünyası var orada.
Bizim böyle insanlar orada bir karınca gibi düşünün yani.
Ormandaki karınca neyse biz de orada öyle bir şey kalıyoruz.
Ve maymun adasındaki maymunlar tuzlu kreker ya da kurabiye tercih ediyorlar.
Yani birkaç saniye düşündüm.
Zaten düşünüyorum biliyorsunuz.
Hani biraz düşündüm ve sonra şey dedim ya.
Allah aşkına biz böyle ne isteyeceğimizi bilemiyoruz.
İşte bir şeyleri beğenmiyoruz.
Nereye gitsek başka bir yerde aklımız kalıyor.
Ne alsak başka almadığımızı düşünüyoruz.
İşte bunun üzerine çok kez bölüm yaptım zaten son zamanlarda gündemim iyice buralarda.
Dedim ki yani şu yerkürede Amazon ormanındaki maymunun muz beğenmeyip kreker ya da cips istediği ortamda
ben insan olarak böyle kapitalist bir medeniyetin içerisinde nasıl istediğim şeyle yetinip avınayım?
Bazen Agah Haydın'ın yazılarını okuyorum ve kendisinin genelde böyle biraz daha insanı mazur gören hani
Biz zaten çok uğraşıyoruz hani bir de üstümüze gelmeyin gibi bir perspektiften dili var.
Ve böyle o geldi zaten direkt aklıma.
Gerçekten bazen kendimize çok yükleniyoruz.
Hani maymunun muz beğenmeyip kurabiye ya da cips istediği dünyada ben bazı şeylerden memnun olmamışım da çok istemişim çok mu?
Değil valla bestecim.
Hatta geçenlerde bir rüya gördüm.
Bununla da onu kafamın içinde bağladım.
Ben bir süredir köpek bakıcılığı yapıyorum ve böyle hani özellikle yılın son zamanları daha yoğun dönemler oluyor.
Çünkü burada tatil zamanı başlıyor, insanlar işte memleketlerine falan gidiyor.
Yine böyle bir zaman geleceği için de biraz stresliyim.
Çünkü en başlarda gerçekten benim için çok mantıklı bir iş modeliydi.
İşte yapmaktan çok zevk alıyordum, zaten buradaydık, işte ne kadar para kazanırsam o kadar kardı.
Ama son işte bir senedir falan artık burada daha sosyal hayata adapte olmak istediğim,
Dışarıda arkadaşlara dinip dışarıdaki deneyimleri yakalamak istediğim bir kafadayım.
Ve köpek bakarken bunlar çok mümkün değil.
Çünkü köpek sizi eve bağlayan, dönmenizi gerektiren bir canlı ya hani.
En azından benim vicdanım öyle el veriyor.
O yüzden daha böyle çok da istemiyorum.
Bakmayı çok seviyorum.
Bakarsam çok bakayım istiyorum.
Ama bir yandan da her zamanda köpeğim olsun istemediğim bir kafadayım.
Neyse tam işte bunları da çok düşündüğüm için şöyle bir rüya gördüm.
Köpeklerle yürüyüşe çıkmışım.
5 tane köpeğim var ve bu sırada 5 köpeğin 3'ünde tasma yok.
Sadece ikisinde tasma var ve ben yürüyorum.
3 köpeği de çok iyi tanıyorum.
Zaten şu an baktığım köpeklerimin hepsi nereden baksanız onların teyzesi gibi bir şeyim böyle.
Çok tanıdığım, bildiğim köpekler.
O yüzden de böyle bir rahat hissediyorum.
Diyorum ki yani gerek yok zaten onlar beni bırakıp kaçmazlar.
Beraber yürüyoruz.
Derken bir bakıyorum bir tanesi kaçıyor.
Sonra bir bakıyorum 2 tane tasmasını tuttuğum şeyin bir tane tasması gidiyor.
Sonra diyorum ki Allah Allah diyorum kaçmaz ki diyorum en kötü diyorum evin kapısına gitmiştir oraya bakarım diyorum.
O sırada diğeri kaçıyor ve böyle inanılmaz bir kaos başlıyor.
Ve ben böyle işte düşünürken hemen kafamın içinde şunu şöyle yaparım bunu böyle yaparım onu çağırırım diye hesaplar yaparken sağ olsun bir komşum geliyor.
Ve diyor ki sen önden o bir tasmayı tutarak yürümeye devam et.
Ben arkadan kalan iki köpeği böyle kanat gererek yürüyeyim.
Böylece hani önlü arkalı onları yönetmiş oluruz.
gibi bir destek atıyor. Ben de diyorum
Allah razı olsun senden. Şu an
o kadar sıkıştım ki işte yapabilirsin
değil mi falan. Sonra bir anda
aklıma şey geliyor. Köpeklerden birini
zaten sahibi almaya gelecek. Ve ben
onu yürüyüşe çıkarmışım gelmeden önce.
Diyorum Allah ilk önce onu
bulmamız lazım. Çünkü onu sahibi
almaya gelecek. Ama ya o sırada
diğerleri daha çok kaybolursa
falan böyle hani bitmiyor. Ve bir anda
arkama bakıyorum. Yani köpekler
yine çok sağa sola gidiyor. Bu sefer
diyorum ki ya ben niye bu kadına güveniyorum
ki işte bu zaten yardımcı olamaz
hani yapamaz bir kere tasması olmayan
köpekle olmaz. Benim evde
yedek tasmam var ben en iyisi onu
kullanayım. Derken böyle
iyice kaos başlıyor arkadaşlar.
Yani bir onun ismini çağırıyorum bir
bunun ismini çağırıyorum ve o sancıların
içinde uyandım. Şöyle bir derin
nefes aldım böyle bir oh dedim
rahatladım ama hala hani
uyandığınızda o duygu durumunun
vücudunuzda kalan bir ağırlığı oluyor
Vaya onunla da böyle bir rahatlamaya çalışırken ağzımdan bir cümle çıktı.
Yetene kadar.
Şimdi ne alaka Beste sen bize ne anlatıyorsun diyorsanız.
Bence benim bu gördüğüm rüyanın köpek bakma işiyle hiçbir alakası yok.
Evet belki o şekilde görselleşmiş ve belki de o iş planıyla kesişen yerlerinden ben öyle yorumlamışım.
Ama biraz daha hayatımın son zamanlarında bambaşka bir yola girmeye çalıştığım için bambaşka yetenekler elde etmem gerekiyor.
ve bu yetenekler için de çok çalışmam gerekiyor.
Çok çalıştığım gibi aynı zamanda hayatımı sürdürmem gerekiyor.
Gerekiyor da gerekiyor.
Ve ben bunları böyle işte o beş köpek olarak gördüm.
Evet belki ikisinin tasması vardı ama bir noktada bir tasmayı kaybettim.
Birini götürmeye çalışırken diğer köpeği kaybettim.
Sonra diğer köpeği teslim edeceğim derken başka köpekleri kaçırmaktan korktum.
Hatta bir noktada evde yedek bir tasma olduğunu düşündüm.
Bu arada gerçekten evde yedek bir tasma var.
Ama bence benim rüyamdaki evdeki yedek tasma eşimdi.
Çünkü şu an girdiğim yolda böyle biraz daha çalışmam hatta belki bu yüzden para kazanmak için çalıştığım zamandan kısmam.
E haliyle de tabii ki daha az harcamam vesaire vesaire gerekiyor.
Ve bence bu noktada hani eşimin çalışıyor olmasını, birlikte bir düzenimiz olmasını, evi ve yedek tasmayı bu şekilde tezahür ettim gibi düşünüyorum.
Ve bir noktada kafamın arkasında tabii ki de yani bu okumalar, işler, bilmem neler falan filan nereye varacak?
Ben niçin yapıyorum bunları?
Bunların sonunda ya bir şey olmazsa gibi bir kaygı taşıyorum.
Ve bu kaygının da bence tezahür ediş şekli işte rüyamdan uyandığım noktadaydı.
Yetene kadar.
Çünkü içimde bir ses diyor ki nereye kadar?
Yani nereye kadar?
Onu öğren, bunu öğren, şunu yap, çalışmaya devam et, yaşamaya devam et, sosyal olmaya devam et.
Her şeyden tatal ama bir yandan da işte hayallerine ve gelecekte akışında olmak istediğin işe doğru yönel falan filan yani bitmeyen bir istekler listesinin içerisinde ister istemez nerede duracağını merak eden yorulmuş bir parçam da var.
Ve uyandığında söylüyor ki yetene kadar.
Şimdi bölümün başındaki Maymun Adası hikayeme dönersem.
Maymun Adası çok turistik bir yerdi ve herkes elinde cipslerle kurabiyelerle gelmişti.
Maymunlar cipsleri kurabiyeleri yedikten sonra doydular ve çırım çırım çığırarak bizi oradan kovdular.
Yani arkadaşlar yetene kadar.
Düşüncelerimin ön genini çektim yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
