
Bu bölümde kendi düşüncelerimi değil, eşimin düşüncelerinin röntgenini çekiyorum. Kişisel antrenör olarak uzun yıllardır çalışan kişisel antrenman, grup dersleri, plansız aktivite ve uzun ömür üzerine konuştuk. Üstelik kasların aslında bir organ olduğunu bu bölümde öğrendim.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Selamlar herkese Düşünce Röntgeni podcast'ın bir bölümünde daha birlikteyiz.
Bugün önceki bölümlere ziyaden çok daha farklı bir konseptle karşınızdayım.
Sevgili eşim Oğuzcan Kurt'u bu bölüme konuk olarak aldım.
Benim stok bölümler yetişmeyince hemen etrafımdaki insanları olaya dahil etmem nasıl olacak peki arkadaşlar?
Bence güzel olacak çünkü kendisi egzersiz ve spor anlamında gerçekten bilinenin çok dışında bilgilere sahip.
Beni de her zaman bununla çok etkileyen bir insan.
Ve günümüzde bu beslenme konusunun işte güzel bir fiziğe sahip olmanın,
daha performatik bir dünyada yaşamanın bu kadar önemli olmasıyla birlikte
sorulacak çok soru olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden bu bölümde benim düşüncelerimin değil,
sevgili eşim Oğuzcan Kurt'un düşüncelerinin röntgenini çekmeye geldim.
Evet Oğuzcan, hoş geldin.
Bese merhaba.
Beni öncelikle programında ağırladığın için teşekkür ederim.
Röntgen çektireceğim için bütün metal eşyalarını çıkardım ve hazır bekliyorum.
Teşekkür ederim katıldığın için, desteğin için.
Öncelikle birazcık böyle seni anlatıp hem de altyapıyı hazırlamak istiyorum.
Ben hayatımda senin kadar uzun zamandır kişisel antrenörlük yapan bir insan görmedim, tanımadım.
Genellikle bu mesleği ya sonradan edinirler ya da bu mesleğe baştan bir girerler sonra vazgeçip başka şeyler yaparlar.
Fakat sen mesleğini yapmak konusunda istikrarlı bir şekilde yol alan ve bu konuda hem okulunu okuyan hem eğitimini alan hem kendini geliştiren bir insan olarak neden böyle bir tercih yaptın?
Nasıl başladı? Bahsedebilir misin?
Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.
Antrenör olma yolculuğu benim için sporcu olamayacağımı anladığımda başlamıştı.
Ve aynı zamanda bedava jime gidebilmek, spor yapabilmek için başlamıştı.
ondan sonra özel ders denilen iş modelini keşfettikten sonra gerçekten buna yönelmek
ve çalışma saatlerimi kendim belirlediğim, çalıştığım ve parayı rahat hayatımız geçindirebildiğim bir sistem için bu mesleği tercih ettim.
Fakat bir yandan da bu şekilde kendi mesleğini tercih edip bunu sürdürmeye çalışmak hiç kolay değil.
Biliyorsun bir dönem ben de böyle kendimce yaptığım ürünleri satmaya çalışmıştım
ve o dönemde hem bunun maliyetini hesaplamak, hem bunun sürdürülebilirliğini planlamak.
Yani art management diye bir alan var ve bunun içinde direkt finance, finans dersleri var.
Bence birazcık senin yaptığın meslek de buna benziyor.
Çünkü her bir derste farklı bir ürün oluşturuyorsun.
Oraya uygun bir program oluşturuyorsun.
O kişiye uygun bir deneyim yaratıyorsun.
O deneyimi sürdürüyorsun ve bunun da birbirinden farklı olması gerekiyor ki
karşıdaki kişinin motivasyonu devam etsin.
Ve bir yandan da yeni öğrenciler, yeni kitlelere ulaşman gerekiyor ki hayatındaki o maddi ilerleme ya da kariyerindeki ilerleme devam edebilsin.
Yani birçok meslekte bunlardan her bir parça var ama senin mesleğinde böyle toplu bir belirsizlik var.
Bunu sürdürmeye çalışmak ve bunu yapmaya devam ederken kendini geliştirmek pek kolay değil gibi duyuluyor.
Şimdi işin tanımına bakarsak gerçekten kişisel antrenör olarak burada gerçekten kişinin hedeflerini belirlemek konusu inanılmaz bir öncelik oluyor.
Benim de sporcu olarak büyümemden kaynaklanan sonuç hedefli bir yaklaşımım olduğu için o hedefleri belirledikten sonraki süreç gerçekten aslında çorap söküğü gibi gelen bir alan.
O yüzden her yeni kişiyle başladığım zaman bu otantikliği tutmak hiç zor olmuyor.
Çünkü kişilerin hepsi zaten hedefleri konusunda çok otantik olmaya her zaman başarıyorlar.
Bu müşteri çeşitliliği sayesinde de benim tecrübe alanım genişlemiş oluyor.
Kendi kendini geliştiren, kendi kendine büyüyen, sadece sporda olduğu gibi devamlılık isteyen bir meslek gibi görüyorum bunu.
Kesinlikle öyle fakat burada senin de dile getirdiğin gibi o kişilerin otantik hedeflerini görebilmek de bence bir göz istiyor ve sen belki de uzun yıllardır bu mesleği yaparak söylediğin gibi spor alanında bir geçmişe sahip olarak o hedefleri daha iyi görebilme ya da onları eşlik edebilme halindesin.
Çünkü bazı personal trainer'lar ya da internette gördüğümüz toplu programlar ya da mesela benim katıldığım ve senin bana verdiğin bilgilerle katılmaktan çok kaçındığım grup dersleri gibi aktiviteler de var.
Bunları tercih ettiğinde biraz daha kendi kişisel hedeflerine doğru değil ortadaki bir doğruya doğru yapıyorsun ve sakatlanma riskin çok artıyor.
Ya da aynı şekilde motivasyonu kaybetme ihtimalin daha yüksek oluyor.
Çünkü ne yaptığını benimsemiyorsun.
Yani bir şey yapıyorsun, evet spora gidiyorsun, evet işte sen de o aktif insanlardansın.
Fakat sana uygun olan bir şeyi mi yapıyorsun bilmediğin için ya bir yerde bedenin patlak vermeye başlıyor,
ya motivasyonun kırılmaya başlıyor ve bence bu kadar da sürdürülebilir ya da anlamlı olamıyor gibi geliyor.
Toplum olarak bir şeylerin bu doğrudur, bu yanlıştır denmesine çok alışkınız.
O yüzden böyle bir şeyi söylemek direkt olarak istemiyorum.
Fakat fikir olarak şöyle bir şey söyleyebilirim.
Grup dersi iyidir veya kötüdür demektense.
İki tane yaklaşım var.
Birincisi yanlış hareket ediyorsan hiç hareket etme.
İkincisi herhangi bir hareket hareketsizlikten daha iyidir.
Bunları göze aldığımız zaman grup derslerini şöyle belirlemekte fayda var.
Eğer bir sakatlığın, büyük bir sakatlık, zayıflığın vücudunda hissettiğin bir dengesizlik yok ise gerçekten grup dersine girmek sana bir fayda sağlayacaktır.
Fakat vücudunda hissettiğin o zayıflık veya sakatlık hissi olduğu sürece grup derslerine gitmen bunları tetiklemek üzerine sana gerçekten güzel bir zevin hazırlıyor.
Ve grup derslerinde bir program takibi yapılamayacağı için gelişim konusundaki süreç biraz belirsiz oluyor.
Nereye doğru geliştiğini göremiyorsun.
Kesinlikle bir gelişme oluyor.
Fakat gelişimi belirlemek için grup derslerine daha kişisel olarak ilerlediğin, çok detaylı olmasa da genel hatlarla bir program takip etmek her zaman daha faydalı oluyor hedefler doğrultusunda.
Yani aslında eğer hayatına egzersizi sokmak isteyen bir insansan grup derslerini biraz daha kendi kişisel hedeflerine göre seçmek,
o hedeflere göre de ders sırasında ona uygun hareketler etmek
ve bazı durumlarda da edemeyeceğin yerlerde o hareketleri yapmamak gibi bir önlem almak gerekiyor.
Doğru mu anlıyorsun?
Kişisel hedef koymak konusunda grup dersleri zayıf kalır.
Fakat mesela haftada 5 defa egzersiz yapmak isteyen biri,
3 defa zaten kişisel hedeflerine doğru bir antrenörle veya bir programla çalışıyorsa
bence haftada 2 defa grup derslerine gitmesini,
herhangi bir program takip etmemenin rahatlığıyla beraber
karşındaki antrenörü sadece bunu yapacaksın denmesi de sürekliliği ve disiplini gerçekten arttıran bir şey.
Peki ben buradan şunu anlıyorum.
Yani bir kişi kendi kişisel antrenmanını belki bir antrenörle veya tek başına haftada 2 ya da 3 kere yapmalı.
Bunun dışında da grup dersleri gibi böyle biraz daha olsa güzel olur aktivitelere ekstra zaman ayırmalı diyebilir miyiz?
Bu işi tek bir şekilde formülüze etmek doğru değil.
Fakat şunu söylemekte fayda var.
Kaslarımız vücudumuzdaki en büyük organ.
Nasıl yani? Kaslarımız bir organ mı?
Kaslarımız gerçekten bir organ ve vücudumuzdaki en büyük organ.
Mide gibi, kalp gibi.
Aynen. Çünkü iç organlarımıza baktığımızda hepsinin bir fonksiyonunu görüyoruz.
Ama kasların gerçekten genel sağlık açısındaki fonksiyonu, hormon salgılamak açısındaki fonksiyonu
vücudumuza gerçekten önemli bir ben buradayım, çalışıyorum, varım ve yarın da aynı şeylere ihtiyacım olacak sinyalini vermeni sağlıyor gerçekten.
Kasların bir organ olduğunu şu an öğrendim. Ben kasları böyle bizi sarıp sarmalayan, çevreleyen bir yapı olarak düşünüyordum. Kesinlikle fazlalığının bir faydası olduğunu görüyorum. Özellikle seninle evlenerek hayatımızdaki beslenme rutinini birleştirmemle beraber kas gelişimim çok arttı ve bu konudaki kişisel anlamda deneyimim de çok arttı.
Yani günlük hayatta düştüğüm yerde kendimi tuttuğum yerler işte bir şeyleri kaldırırken taşırken yaşadığım o ben bunun üstesinden gelirim ya ben bunu hallederim hissi falan.
O yüzden fazlalığının önemini farkındayım ama bir organ olduğunu bilmiyordum.
Şimdi daha da bir özenesim geldi.
Bir de bunun yanında o haftada iki defa yapmamız gereken ekstra olan belki grup derslerindeki kardiyolar, belki grup derslerindeki yoga gibi derslerin içerideki bir kasımıza faydası var.
O da kalp. Kalp ve damar sağlığı dediğimiz, kardiyovasküler sağlık dediğimiz şeyler.
Bir şeyi optimize etmek gerekiyorsa gerçekten bu dışarıdaki organımıza haftada iki veya üç defa sıklıkla belli sinyaller göndermek programlı bir şekilde.
ve onun dışında programsız olabilecek, çeşitli farklılık olabilecek tıpkı hayattaki değişkenler gibi.
Çünkü bazen gün içinde koşmak zorunda kalırsın, durmak zorunda kalırsın.
Sürekli bir şekilde bir koşuya devam etmek zorunda kaldığın durum çok azdır gün içinde.
Bunun fonksiyonelliğini korumak açısından grup derslerini tercih etmek,
araya bir iki tane grup dersi sıkıştırmak gerçekten seni takip edebileceğin genel bir sistemin içine sokar.
Aklıma geldi. Plansız aktivite diye bir şeyden bahsetmiştin.
Benim böyle ADHD adı altında sürekli böyle farklı şeyleri yapmamdan ötürü evde bir anda kalkıp işte baz alın altını toplamak, işte ne bileyim bir anda başıma bir iş çıkarıp o işle meşgul olmak.
Bunların hepsi plansız aktiviteler.
Yani aslında vücudum ve beynim sistemsel olarak buna hazır değilken giriyor.
Ve bunun aslında normalden daha fazla kalori yaktığına dair bir şey konuşmuştuk sanki.
Normalden daha fazla değil.
Plansız aktivite aslında grup dersine gitmiyorum veya jime gitmiyorum dediğin alanların hepsi plansız aktivite olarak geçiyor.
Ve bunların daha çok kalori yaktırmasının sebebi bir saat veya yarım saat belirlediğimiz bir alan çerçeve içerisinde değil.
Daha gün içinde daha uzun bir vadede uzun süreli bir enerji yaktığımız için 24 saat içinde daha fazla enerji harcamış hale dönüşüyoruz.
Yani sadece bir anda bulaşık yıkamaya başladım, işte bir anda evi süpürdüm gibi eylemlerden ötürü değil, gün içerisinde yaptığımız tüm aktivitelere plansız aktivite diyoruz.
İşte evde mesela üst kattan alt kata çıkmak, inmek ya da bir yandan ev resimleri değiştirmek, çamaşırları asmak ya da işte dışarıda bir işinin çıkması ve farklı bir dükkana yürüyüp oradan bir şey alman gerekip onu da eve geri taşıman gibi gibi aktivitelerin tümüne plansız aktiviteler diyoruz.
Evet gerçekten çok haklısın tam olarak tanımı bu.
Spor salonu dışında yaptığımız bütün hareketler aslında plansız aktiviteler olarak geçiyor.
Ben bunu biraz daha kendi içimde hani hiç hesapta yokken başıma çıkan bir iş gibi değerlendiriyordum.
Hani plansız kelimesini öyle algılıyordum.
Şimdi daha iyi oturdu.
Biraz toparlamak istiyorum çünkü zaten bölümü yapma amacımdaki birçok soruyu konuştuk ve bunlara değindik.
Yani benim biraz daha anlamak istediğim şey insanların hayatlarına aktiviteleri, egzersizleri ya da spor branşlarını nasıl dahil edebileceği ve bunlara bakış açısını nasıl değiştirebileceği idi.
Spor geçmişin olsa da olmasa da ya da bir şekilde bugün yapmakta olduğun bir kişisel antrenmanın olsa da olmasa da, kişisel antrenöre sahip olsan da olmasan da belki grup derslerine gitmiyorsan bile günlük hayattaki bu plansız aktivitelerini ne kadar aktif tutarsan o kadar iyi midir diyoruz?
Plansız aktiviteleri yüksek tutmak hareketli kalmak açısından gerçekten çok iyi.
Fakat eğer önüne bir hedef koyuyorsan, bu kilo verme ise plansız aktiviteler sana her zaman yardımcı olacaktır.
Kilo vermene gerçekten biraz yemeğine dikkat edersin, ne yediğine bakarsın daha doğrusu.
Plansız aktivitelerini arttırırsın, yürüyüş vs. ev temizleme gibi hareketlerine ve gerçekten ulaşırsın.
Fakat vücudunda zayıflıklar hissediyorsan, duruş bozuklukları hissediyorsan, güçsüzlük hissediyorsan bu tarz şeylere plansız aktivite yardımcı olmayacak.
Hatta bunları ilerlet edebilir.
Çünkü yanlış bir pozisyonda ilerlettiğin plansız aktivitelerin hepsi sana günün sonunda biraz daha zarar olarak geri dönecektir.
Yani anlıyorum ki her şekilde kişisel bir antrenman biçimimiz ve belki de eğer bir hayatımızdaki koşullarımıza el veriyorsa kişisel antrenörümüzün olması gerekiyor.
Kişisel antrenörün olması gerçekten büyük bir avantaj. Her türlü şekilde senin programını takip eden, senin sürekliğini devam eden birinin olması harika. Fakat bir yandan da kendini bir antrenörle beraber çalışmadan da geliştirebilirsin. Bu da fitness okuryazarlığını aslında biraz ortaya çıkartıyor.
Nasıl finansal okul yazarlık diye bir şey varsa aynı şekilde fitness okul yazarlığı içinde teknolojiyi kullanarak, kendimiz için araştırmalar yaparak, basit programlar çıkartıp ufak ufak deneyerek gelişimimizi gayet rahat takip edebiliriz.
Burada önemli olan biriyle çalışsan da çalışmasan da bir program takip ediyor olmak.
Biliyorsun ben her zaman doğal olmaktan yan olduğum için sanki böyle spor salonuna gitmemi gerektirmeyecek bir hayatın daha doğal olduğunu düşünüyorum.
Fakat bir yandan da faydasını birebir gördüğüm için bu düşüncemin bu döneme uygun olmadığını biliyorum.
Çünkü benim doğal diye referans aldığım insanlar bir şekilde hayatlarını sürdürebilmek için bugünkü koşullara göre çok daha fazla enerji harcıyorlardı.
Yani mesela anneanneme örnek alacak olursam kışın yiyeceği yemeği yazdan hazırlaması gerekiyordu.
Gün içerisinde bunları hazırlamak, yiyeceklerini örmek ya da bir şekilde odununu taşımak, yakmak.
Yani geçenlerde de buna bir örnek verirken çok hoşuma gitmişti.
Yiyeceğin inciri ağaçtan topluyorsan bir sıkıntı yok dedik ya seninle.
Böyle bir dünyada yaşadığında evet belki fitness ihtiyacı ya da salona gitme ihtiyacı biraz daha küçülebilir.
Fakat bu noktada da yine eğer bugünkü bu sağlıklı olmak işte ağrısız hızlısız olmak bilincine gelmemizdeki kafaya geleceksek olmaz.
Çünkü bakıyorum ne kadar çok plansız aktivitesiyle hayatını sağlıklı bir şekilde bir yere getirmiş olsalar da ya dizleri ağrıyor, ya belleri ağrıyor, ya bacakları ağrıyor, ya bir noktada platin takılıyor.
Çünkü vücudu sadece yormak üzere çalışan bir sistem çok da anlamlı bir sistem olmuyor.
Yani senin vücudunu yoran şeyin de bir şekillenmesi gerekiyor.
Hele ki bu kadar oturarak, ekrana bakarak ya da bir şekilde bu kadar stabil bir hayat içerisinde kalarak verdiğimiz zararı düşününce bu ihtiyaç daha da artıyor galiba.
Burada doğal ve sağlık tanımlarını gerçekten doğru yerlere koymak gerekiyor.
Fitness şu anda gidip içerisinde spor yaptığımız, ağırlık çalıştığımız yerler kesinlikle doğal değil.
Ama günümüzde artık buna ihtiyaç duyduğumuz bir hale dönüştü.
Çünkü hiç kimsenin hayatı artık kıştan yazlık yiyeceklerini, yazdan kışlık yiyeceklerini ayarlayarak, hayvanların yününü keserek.
Çamaşırlarını yıkayarak.
Çamaşırlarını bile yıkayarak.
Aslında çok öyle geçen durumlarda değiliz ve bunları artık planlamak gerekiyor.
Bu planlamanın da önemi ne?
Uzun ömürlülük.
Her şey uzun ömürlülüğe hitap etsin.
Bu arada uzun ömürlülükte şunu da anlatmak istiyorum.
Bence longevity biraz daha çok uzun yaşamaktan ziyade o uzun yaşamı yaşanabilir bir şekilde yaşamaya odaklanıyor.
Yani sonuçta başına bir kaza gelip bir anda 40 yaşında da vefat edebilirsin.
Fakat o 40 yaşında vefat ederken seni öldüren şeyin bir şeyleri yapamamak, bir şeylerden geri kalmak, uyku kalitenin düşmesi ya da ne bileyim beslendiğin şeylerin senin canını yakan bir hale gelmesi gibi bir hayat biçimi olmaması gerekiyormuş gibi geliyor.
Bilmiyorum.
Bestet insanlar şunu kesinlikle fark etti. Artık biz gerçekten 90-100 sene yaşayabiliriz ve bu kadar uzun süre yaşayacaksak bunun kalitesinin yüksek olması gerekiyor. Şu anda yaptığımız bütün egzersizler, bütün planladığımız, planlamadığımız bütün hareketler aslında buna hizmet etmesi için.
Gerçekten emeklilik planında böyle saatlerce bir doğada yürüyüş yapabilmek ya da işte evindeki, bahçendeki o meyvelerle kendine yeni reçeller yapabilmek gibi heyecanları yaşayabilmek mümkün olsun istiyorum.
Buna çok katılıyorum.
Genel olarak insanlar bu tarz programlarda böyle kapsül bilgiler istiyorlar.
Bence biz böyle çok teorik şeylerden bahsettik ama bunun böyle olması gerektiğinde farkındayım.
Sadece böyle biraz kapsülleştirmeye çalışacak olsak yani çok hoşuna gitmeyen bir tarz biliyorum ama yine de şunu şunu yapsanız iyi olur diyebileceğin bir şey varsa yani genel olarak işte toplumun büyük bir kitlesine hitap eden bir yerden önerelim.
İşte 9-5 çalışan, işte belki çok oturan, belki de işte gün içerisinde işe gidip gelen hareketli bir insan.
Beslenmesi aşağı yukarı %80-90'ını düşünerek hani düşünebildiğim bir şey bir yerden bir öneri verelim.
Ne önerirsin? Yani ne yapsın? Bu insan yürüyüş mü yapsın?
İşte ağırlık mı kaldırsın?
Pilatese mi gitsin? Yoga mı yapsın?
Ben sana hemen 3 tane kapsül bilgiyi vereyim.
1- Aktiviteni arttıracaksın.
En başından beri konuştuğumuz şey.
Bu da adımla başlıyor.
Eğer vücudunda bir şeyleri değiştirmek istiyorsan kesinlikle günlük adımını 8000 adım içerisinde tut.
Mesela ofiste çalışıyorsan ve metro kullanıyorsan merdivenleri kullanmaya başla.
Ki ben bunu bir sene yaptım.
Çok da böyle dışlanıyormuş gibi hissediyordum.
Herkes yürüyen merdivenden çıkarken işte tek başıma ortadaki merdivenlerden çıkıyorum falan.
Fakat hayatımda bedensel anlamda hani sadece zayıflamak değil böyle aktif, zihin açıklığı gibi farkları gördüğüm bir dönemdi.
Bu gerçekten çok önemli bir değişiklik.
Çünkü bu yapacağın ufacık değişiklikle beraber günlük enerji ihtiyacını arttırıp kilo verme sürecini çok ciddi anlamda hızlandırabilirsin.
İkinci olarak da kesinlikle beslenmeyi öne koyacağız.
Fakat beslenmede sağlıklı sağlıksızlık yerine kesinlikle ne yediğimizi bildiğimiz bir takip sistemi oluşturmamız gerekiyor.
Bu takipte de çok uzun süre, 2-3 ay süren takipler değil, 1-2 haftalık takipler ki ne yediğimizi bilelim, ne yediğimizi anlayalım.
Ondan sonra bu alışkanlığı devam ettirmek.
Baktınız sonuç alıyorsunuz. Çok güzel aynı şeye devam et.
Almıyorsun bir daha takip et ki ne olduğunu öğren gibi.
Ufak bir gelişim periyodu da beslenme konusundaki farkındalığı arttırmak için gayet iyi olabilir.
Son olarak üçüncüsü?
Kesinlikle ve kesinlikle direnç egzersizi olur.
Haftada 2-3 defa belli bir program takip ettiğimiz, vücudumuzun en büyük organını çalıştırdığımız bir sürecin içine dahil olmak.
Yardımcı olacaktır. Peki direnç deyince ne demek istiyoruz? Yani ağırlık kaldırmak mı?
Bu tam olarak öyle değil tabii. Direnci şu şekilde algılayalım. Yer çekimi aslında tek ihtiyacımız olan şey. Fakat uzun vadeli bir gelişim takip etmek istiyorsak ağırlıkların sayısal olarak bize çok büyük bir yardımı dokunuyor. Çünkü belli bir ağırlığı x ağırlığını belli sayılarda kaldırıyorsun öbür hafta x ağırlığını biraz arttırmaya çalışıyorsun.
x artı 10'u kaldırıyorsun.
x artı 5'i x artı 10'u x artı 1'i.
Yani yer çekimine karşı direncini mi arttırıyorsun?
Evet yer çekimine karşı direnci arttırıyorsun.
O zaman mesela sürekli çöküp kalksam ve her gün çöküp kalktığım harekette elime bir şeyler ekleyip yapsam bu gerçekten bir çalışma mı olur?
Bu gerçekten bir çalışma olur.
Biraz egzajere bir örnek olabilir.
Fakat ben çalıştığım insanlara şunu söylüyorum.
Tuvalete girdiğiniz zaman karın kaslarınızı kullanarak tuvaletinizi yapmaya çalışırsanız ve düzenli beslenirseniz bir süre sonra karın kaslarınız ortaya çıkar.
Yeter ki her seferinde biraz daha fazla sıkmaya çalışın.
Gerçekten çok iyiymiş.
beslenmeyi ve egzersizi hayatımıza düşündüğümüzden çok daha farklı adapte edebileceğimizi
seninle 3 senedir aynı evde beraber yaşayarak deneyimliyorum.
Yani 7-24 beraber yaşadığım bir dünyada bunların nasıl çözülebileceğini her şekilde gördüm.
Hani çok tedirgin olduğumu, çok bozduğumuzu düşündüğümüz göçmenliğin başlarında da gördüm.
Sonrasında ne kadar kolay düzeltebileceğimizi aslında düşündüğümüzden çok daha kolay olduğunu da gördüm.
Bununla beraber bu iki tarafı da görebilmenin verdiği çok daha güzel bir şeyi gördüm.
Yani şükrediyorsun.
İki tarafa da adapte olabilen, istediğinde istediğin yöne gidebilen bir bedeninin olmasına şükrediyorsun.
Ve bence o yüzden de bunu çok sağlıklı tutmayı önemsemek gerekiyor.
Yani o bedene hakkını vermek gerekiyor diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim anlattıkların için.
Ne demek, ne demek Beste'cim.
Daha çok anlatmak ben de çok isterim.
Yeni bölümlerde seninle belki tekrar karşılaşırız.
Evet mutlaka, mutlaka.
bunların üzerine daha da konuşacağımız konular gelecektir.
Düşüncelerimizin röntgenini çektik, yorumladık diyebiliriz o zaman.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
