
bazı şeyleri gerçekten yapamadığımız için mi denemiyoruz, yoksa denemek için kendimizi yeterince hazır hissetmeyi mi bekliyoruz?
new York’taki momm’da gördüğüm küçücük bir “try” etiketi, uzun zamandır bildiğimi sandığım “denemek” fikrini bambaşka bir yerden düşünmeme sebep oldu.
bu bölümde yapabilme ihtimalimiz olan şeyleri denemekle, sonucundan emin olmadığımız halde bir adım atmak arasındaki farkı; daha iyi koşulları beklerken kaybettiğimiz hevesi ve kendimize fark etmeden koyduğumuz engelleri düşünüyorum.
.ünkü bazen mesele başarılı olmak değil. Bazen bir şeyi yapabilecek miyiz diye düşünmekten önce, yalnızca bir kere denemek gerekiyor.
ben de bu bölümü tam olarak öyle kaydettim: en kötü yayınlanmaz diye düşündüm ve bir denedim.
Bana ulaşmak istersen:
dusuncerontgeni@gmail.com
Transkript
Merhaba, merhaba, merhaba. Düşünce Röntgeni podcast'in bir bölümünde daha birlikteyiz.
Yalnız bu Düşünce Röntgeni derken dikşin gibi böyle bir Düşünce Röntgeni diye bir ses çıkıyor ya,
o sesi birazcık çalışmak istiyorum.
Fakat çok hızlı konuşan ve özellikle bu giriş yaptığım kısmı çok kez tekrar etmiş bir insan olarak,
ister istemez kayıp gidiyor.
Neyse zaten burada aksan kasmaya, işte ağzımı düzeltmeye falan gelmedik.
Düşüncelerimizin röntgenini çekmeye geldik.
Uzun zamandır bölüm hazırlıyorum, aralara bir şeyler sıkıştırıyorum falan ama bahsettiğim yerlerden de bilenler vardır ki
yaklaşık bir aylık bir tatil planının içerisinde aynı zamanda çok başka bir eğitime ve bununla beraber çalışma hayatıma devam ettiğim bir düzendeyim.
Şu anda Peru'dan geldim ve Türkiye'ye gitmeden bir gün önce bu stok bölümü kaydediyorum ki bölüm akışı bozulmasın,
algoritma bizi mağdur etmesin, yeni yeni insanlarla tanışabilelim diye.
Gerçekten bunu sürdürmek çok zormuş.
Yani bazen bazı podcast kanallarını böyle içten içe bir yargılıyordum.
Hani bunun da bölümü mü olur ya?
Bunu niye konuşuyor, niye çekiyor diye.
Fakat işin içine girince işte daha başka bir yerden bakmaya başlıyorsunuz.
İlk olarak böyle benim gibi kendi kendine bir kariyer oluşturmaya çalışan bir noktadaysanız zaten
üzerine konuşacağınız konuları çalışmanız, okumanız, anlamanız ve anlatabilecek bir noktaya gelmeniz gerekiyor.
E tabi bu hayat kendi kendine devam etmiyor ve henüz bir gelir kapısı olmayan enerji harcadığınız iş modelinin dışında da başka bir işiniz oluyor.
Onun için çalışırken orada zaten yorucu ve yoğun bir hayat yaşıyorsunuz.
Buraya kalan enerjiyi ayarlamak oldukça zorlaşıyor.
Sonra bir de işte sosyal hayat.
Hani gençsiniz, hayatınızda vaktiniz var ve bir şeyler yapmak istiyorsunuz.
Oralar zaten iyice işi kompleksleştiriyor.
Ama deniyoruz ya arkadaşlar.
Yani en azından deniyoruz.
Önemli olan da buymuş gibi geliyor.
Hatta size bununla ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.
Bundan 1-2 ay önce New York'a gitmiştim ve MoMA müziğim var işte çok duyulan bilinen bir yer.
Modern Sanatlar Müzesi.
Orayı geziyoruz arkadaşımla.
İçerideki odalarda dolanırken işte bir şeylere bakarken bir noktada arkamdan bir tekerlekli sandalye yaklaştı.
Ve ben de hemen refleksle ona yol verdim işte kenara çekildim.
Fakat bu böyle bildiğimiz basit tekerlekli sandalyelerden değil.
Hatta gözünüzde canlandırmak için aklıma bu Stephen Hawking'in filmindeki işte o baya kompleks araçları olan,
işte kumandaları olan daha teknolojik bir haldeki tekerlekli sandalye var ya onun gibi bir şey düşünün.
Ve üzerindeki kişi de oldukça hani ileri derece engelleri olan bir insandı.
Tabii ki ister istemez gözüm çarptı yani böyle hani önümden geçerken bakıyorum çok farklı gelen araçları,
Araçları, kolları inceliyorum ki hani nasıl bir işleyişi olduğunu görmeye çalışıyorum.
Derken tam o sırada arkadaki bir tane etiketi fark ettim.
Yani kendisinin yapıştırdığı böyle biraz salasal üzerinde işte renklerin olduğu bir etiketti.
Fakat tek bir şey yazıyordu.
Try yani dene.
Şimdi bu kelimeyi çok kez duyuyoruz.
Günlük hayatımızda birçok yerde var ya da işte böyle motivasyonel kitaplarda,
Instagram'da karşımıza çıkan içeriklerde en azından denedin falan gibi böyle bir şey fikir satılıyor.
Ve ben de bu fikre katılıyorum zaten.
Yani hayatımın ilerleyişinden az çok görüyorsunuz.
Fakat benim onu o kişi üzerinde görüyor olmam ve hani o anda o düşüncelerin içinde
belki de yoğunlaştığım yerin çok bambaşka bir dünya olduğu bir noktada görüyor olmam biraz daha etkileyici oldu.
Ki olur zaten böyle şeyler.
Hani hayatımızda çok kez rastlamışızdır bu tarz deneyimlere.
Bir filmi daha sonra tekrar izlediğimizde bir sahnesi bize daha çok şey anlatmıştır.
Ya da işte hep dinlediğiniz bir şarkının içinde geçen bir cümleden bugün daha çok etkilenmişsinizdir.
Yani hayatımıza giren şeylerin kendi halinde nasıl olduğundan öte onu alan bizlerin de nasıl olduğu ve nerede olduğu bazen daha önemli olabilir ya da bambaşka bir deneyim doğurabilir.
İşte ben de öyle bir an yaşadım.
denemek konusunda oldukça motivasyonu yüksek ve sık sık deneyen, denemekten zevk aldığını düşünen bir insan olarak
o gün orada okuduğum dene bana başka şeyler anlattı.
Çünkü ben çoğu zaman denediğim şeylerde deneyebilme ihtimalim olan şeyleri seçtim.
Yani evet bazen taşları yerinden oynatmam gerekti, bazen bir şeylerin yerini değiştirmem gerekti,
bazen sıkıştırıp zorlaştırdığım halde de yine denemem gerekti.
Fakat her zaman bir kapasitem vardı.
Hani İngilizce'de ability diye bir kelime var ya böyle biraz daha edilebilirlikler gibi işte mesela yetenek de değil tam olarak ama bir şeyi yapabilme hali, becerisini anlatan bir kelime.
Şu an Türkçesini oturtamadım kafamda.
Fakat tam olarak böyle bir imkanın izin verdiği noktalarda bir şeyleri deniyordum.
Ve o gün benim karşımda gördüğüm şeyde benim değerlerime göre çok ciddi imkansızlıkları aşıp gelmişlik vardı.
Çünkü ben şu anda elim ayağım tutarken, maddi gücüm bir şeylerim yeterken dahi New York'a gidip New York'un içerisinde bir şeyler yapmayı zor gören bir insanım.
Yani ne bileyim oranın trafiği, sokakları, insanları, kalabalığı bir şekilde benim birçok şeyi denememden veya deneyimlememden vazgeçmeme sebep olabiliyor.
Ve aynı şekilde hadi New York'u çıkartın plandan, günlük hayatınızda bir şeyleri şimdi bunu yapmaya uygun olmadığınız için yapmadığınız şeyleri düşünün.
Sonra da gelin o hayalinizi de canlandırabildiysem eğer o kadar ciddi araçlarla hayatınıza devam edebildiğiniz, yani böyle vücudunuza bağlı kablolar, işte ne bileyim kutular bir şeylerle bir şekilde bir müze gezmeye geldiğinizi düşünün.
Ve bu müzenin New York'ta en popüler, en kalabalık yerlerden biri olduğunu düşünün.
Ve insanların size bakacağını çok iyi biliyorsunuz.
Arkanıza tek bir mesaj bırakıyorsunuz.
Dene. Sana göre en imkansız gelen yerde bile, bazen olmayacağını düşündüğün, sonuca varmayacağını gördüğün bir yerde bile dene.
Çünkü hala hayattasın ve hala bir şekilde belki bir ihtimalle bunu yapabilme becerin, yeteneğin, imkanın var.
Bu yüzden dene.
Çok istiyorum ama yapamıyorum, çok istiyorum ama şöyle böyle olsun istiyorum, şu olunca olsun istiyorum gibi bahanelerin böyle kafamın arkasından hızla geçtiği bir an yaşadım.
Çünkü gerçekten çok istediğim ve hani daha ileri bir zamanda daha mantıklı bir senaryoda daha iyi bir koşulda olmasını planladığım onca şey var ki hayatımda.
Belki de hiçbir zaman onlara gelemeyeceğim, belki onlara giden yolda bugünkü heyecanımı ve hevesimi kaybedeceğim.
Ve belki de yani kim biliyor ki bu sağlığa sahip olacağım.
Önümdeki örnekten hepimiz belki de bir kaza kadar uzaktayız.
Yani belki bir ateşimizin çıkmasıyla yaşayabileceğimiz bir şey.
Bilmiyoruz arkadaşlar.
Evet hani bunları düşünerek bütün hayatımızı sonsuza kadar her şeyi deneyerek, tüketerek yaşayamayız.
Ama bence kafamızdaki bu koyduğumuz engelleri, taşları kaldırmak için bir kere daha düşünebiliriz.
Mesela ben bugün bu podcast için mikrofonun başına geldiğimde elimde yüzlerce bölüm içeriği hatta onlar için çalışılmış bazı içerikler işte makaleler vs. var.
Ve hiçbirine kendimi hazır hissetmediğim için hiçbirini denemeye girişemedim.
Sonra dedim ki en kötü bir bölüm yayınlanmamış olur sonra geldiğimde yakalarım ama bir deneyeyim.
Ve bakın bir denedim böyle bir bölüm çıktı.
Bence fena olmadı ki zaten sadece çok güzel olsun diye yapmıyoruz ya bazı şeyleri.
Yani o deneyimlerin içinden geçtiğimiz noktalarda kendi kazandıklarımız da var ya.
O yüzden bence yine de bir deneyin derim.
Düşüncelerimin röntgenini çektim yorumluyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Huzurla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
