
Yabancı Damat özel dosyasının ilk bölümüne hoş geldiniz. 2004’e, televizyon karşısında bölüm beklediğimiz günlere ve Özgür Çevik’in gitarıyla kalbimizi çaldığı zamanlara dönüyoruz. Ama bu bölüm yalnızca bir nostalji yolculuğu değil. Yıllar sonra yeniden izlediğimde, Yabancı Damat hakkında aklıma takılan sorular da var: Türk ve Yunan ailelerini bir araya getiren bu hikaye neden iki ülkede de bu kadar sevildi? Bugün aynı dizi yapılabilir miydi? Ve yıllar önce romantik bulduğumuz bazı şeylere şimdi neden başka gözlerle bakıyoruz? Bölümü dinledikten sonra yorumlarınızı bekliyorum.
Yeni bölümde görüşmek üzere, ben kaçtım. 💜
instagram: @dunbirfilmizledim
Transkript
Herkese hello! Nasılsınız? Umarım hepiniz çok güzel bir yaz geçirmişsinizdir.
Ben nasıl geçtiği hiç anlamadım gerçekten.
Ama yaz rehavetinden midir, sıcaklardan mıdır nedir bir türlü mikrofonun başına geçip de kayıt tuşuna basamadım.
Ama havaların soğumasıyla geldim işte buradayım.
Bugün biraz geçmişe gidiyoruz.
Hatta biraz değil baya bir gidiyoruz.
2004 yılına dönüyoruz ve evet söz verdiğim gibi artık yabancı damat dosyasına giriş yapıyoruz.
Takvimler 2004'ü gösteriyor.
Ben 13 yaşındayım.
O zamanlar Instagram, Twitter falan yok.
Bir diziyi kaçırdığımızda öyle neyse ya sonra izlerim demeliksimiz de yok.
Fragmanları bile kaçırmamak için televizyon karşısında olmamız gerekiyor.
Sevdiğin bir oyuncunun ne yaptığını merak ettiğinde Instagram'a girip storiesine de bakamıyorsun.
Ve benim yabancı damat hikayem aslında yabancı damatla bile başlamıyor.
Bence şu an bizim nesil ne demek istediğimi biraz anladı.
Aranızda aa evet ya benim de diyenler vardır.
Akademi Türkiye'yi hatırlıyor musunuz?
Normalde yarışma programlarını öyle çok seven bir insan değilim.
Pek de izlemem.
Ama Akademi Türkiye'yi inanılmaz takip ediyordum.
Böyle gerçekten fana olduğum tek yarışma olabilir.
Benim yarışmadaki favorim Cenk'ti.
Ama Özgür Çevik de kesinlikle inkar edilemez bir kıraçtı.
Onu da çok seviyordum.
Hala daha seviyorum.
Zaten aşırı safe bir insan yani.
Kim sevmez ki kendisini?
Yarışmacıların o dönem kaldığı bir ev vardı ve o evde yaşadıklarını başka bir kanalda yayınlıyorlardı.
ATV'nin yan kanalıydı.
Şimdi A2 diyeceğim ama bilmiyorum o zamanlar var mıydı.
O yüzden hangi kanal olduğunu net hatırlamıyorum.
Bizim evde o kanal çekmiyordu.
Teyzemler de vardı ve ben sırf onu izleyebilmek için teyzemlere gidiyordum.
Düşünün yani.
Bugün sevdiğiniz bir oyuncunun sabah kahvesinden akşam yemeğine kadar ne yaptığını öğrenebilirsiniz.
Instagram'ına girersiniz, TikTok'una bakarsınız, röportajını açar okursunuz.
Ama 2004 yılında ben Özgür Çevi'yi biraz daha görebilmek için teyzeme gidiyordum.
Çok net hatırladığım görüntüler var.
Bunlardan biri bahçede gitar çalması.
Arkadaşlarıyla şarkı söylüyorlar.
Pınar'la da düet yapıyorlar.
Ooo o zaman Pınar'la biz neşiplerdik onları ya.
Pınar da şey arka sokakların ilk sezonlarında Rıza Baba'nın kızını oynamıştı.
İlk Pınar.
Benim kafamda Özgür Çevik deyince Niko'dan bile önce o gitarıyla hoşlandığı kıza şarkı söyleyen genç geliyor.
Ay bir de bir şey söyleyeyim mi?
Ben Akademi Türkiye'yi canlı izlemeye gitmiştim.
Hayatımda ilk ve tek sanırım ve büyüleyiciydi benim için.
Programın ana sponsoru Blendax'tı.
şampuan alarak davetiye kazanılıyordu.
Ben de annemle babamı peşime takıp canlı yayına gitmiştim.
O geceyi o kadar net hatırlıyorum ki
böyle yarışmacıları canlı görmek,
stüdyonun içinde olmak, o ortamı tatmak
yani 13 yaşındaki benim için inanılmaz bir deneyimdi.
Sonra Akademi Türkiye bitti.
Bir süre sonra Özgür Çevi'nin yeni bir dizide oynayacağını duydum.
Yabancı Damat.
Ben Yabancı Damat'a Türk-Yunan ilişkileri üzerine
çok önemli bir televizyon işi izleyeceğim diye başlamadım arkadaşlar.
Özgür Çevik'i oynuyor diye başladım.
Hatta muhtemelen önce ailem izlemeye başladı.
Sonra ben de yanlarında takip ettim.
13 yaşındayım yani o kadar da vizyon beklemeyelim benden.
Türkiye Avrupa Birliği'ne mi giriyor?
Yunanistan'la ilişkilerimiz ne durumda?
Ne bileyim ben?
Benim tek gündemim Özgür Çevik.
Şimdi tabii ben bunları size 2026'dan anlatıyorum.
13 yaşındaki benim gördüğü şey çok basit.
Özgür Çevik yeni bir dizide oynuyor.
Ben de izliyorum.
Ama bugün dönüp baktığımda yabancı damat için diyorum ki bu dizi hakikaten çok acayip bir zamanda hayatımıza girmiş.
Bu arada yabancı damatı hiç izlememiş olanlar ya da neydi ya bunun hikayesi diyenler için minicik bir hatırlatma yapmak istiyorum.
Hikayenin merkezinde Gaziantep'in Nazlı ve Yunan Nika var.
Nazlı'nın ailesi onu aile dostlarının oğlu Kadir'le evlendirmek isterken Nazlı bu evliliği istemiyor ve Bodrum'a kaçıyor.
Burada da Nico ile tanışıyorlar.
İkisinin birbirine aşık olmasıyla da sadece Nazlı ve Nico'nun değil iki ailenin, iki kültürün haliyle Gaziantep ile Atina'nın birbirine karıştığı hikaye başlıyor.
Daha fazla detaya girmiyorum çünkü önümüzde zaten koskocaman bir yabancı damat dosyası var.
Şimdi yabancı damat 2004'ün Kasım ayında yayına başlamış.
Bakın o dönemde televizyon izlemek bugünkünden gerçekten çok farklıydı.
Biraz önce de söylediğim gibi yani bir diziyi seviyorsanız o hafta onun saatini bekliyorsunuz.
Çünkü kaçarsa bir daha yakalamak çok zor.
Yani bir planınız varsa ya iptal ediyorsunuz ya da planınıza uyuyorsunuz ve bölüm hop uçup gidiyor.
Bir daha tekrarına denk gelirsen.
Yani şimdi milattan önceymiş gibi konuşuyorum da internet tabii ki vardı arkadaşlar.
Ama benim 13 yaşındaki dünyamda hiçbir şey bu kadar ulaşılabilir olmadığı için benim için bölümü kaçırdığımızda gerçekten uçup gidiyordu.
Zaten evde bir tane televizyon varsa ne izleneceği küçük çaplı bir aile demokrasisiyle belirleniyordu.
Dolayısıyla diziler sadece sizin takip ettiğiniz şeyler olmaktan çıkıyordu.
Hepimizin salonundaydı.
Annen, baban, anneannen, ertesi gün okulda arkadaşların konuşuyor.
Yani Yabancı Damat da tam olarak böyle bir diziydi.
Benim için Nazlı var, Niko var.
Birbirlerini seviyorlar.
Aileleri istemiyor.
Ben de karşılarına geçip ya kavuşacaklar mı diye izliyorum.
Çocuk ne bilsin ya bunları işte dümdüz izliyor.
Ama bugün dönüp baktığımda yabancı damadın yayınlandığı tarihin de dizinin gördüğü ilginin de önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü 2004 Türkiye'sinde Avrupa Birliği meselesi günlük hayatın çok daha görünür bir parçasıydı.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler de 1999 sonrasında başlayan yakınlaşmayla devam ediyordu.
Yani bir tarafta iki ülkenin arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konuşuluyor.
Diğer tarafta da Kıbrıs gibi hani bu çözülememiş meseleler hala masada duruyor.
Tam olarak böyle bir dönemde Kanal D'de bir dizi başlıyor.
Gaziantep'li Türk bir kızla Atinalı Yunan bir oğlanın birbirine aşkı.
Ama yabancı damat bütün bu büyük meseleleri önümüze siyasi bir tartışma olarak koymuyor.
Yani konu bir anda Avrupa Birliği olmaktan çıkıyor.
Baklavaya dönüşüyor, kahveye dönüşüyor, düğüne dönüşüyor.
İki ailenin aynı masada oturup birbirine bakmasına dönüşüyor.
Yani Yunan tarafı Türklere bakıp bunlar ne kadar tuhaf insanlar diyor ama bir yandan da Türk tarafı Yunanlara bakıp bunlar ne tuhaf insanlar diyor.
Biz de ekran karşısında yavaş yavaş şunu görmeye başlıyoruz.
Siz birbirinize sandığınızdan çok daha fazla benziyorsunuz.
O zamanlar hiç dikkatimi çekmeyen detaylar da vardı.
Yıllar sonra tekrar izlediğimde o dönemki rahatlığımıza, filtresizliğimize şok olmuştum.
olmuştum. İki tarafında söylediğim
milliyetçi zaman zaman
oldukça sert ve bugün televizyonda
duyduğumuzda muhtemelen sosyal
medyada büyük tartışmalara
yaratacak cümleler vardı. Yani
hala inanılmaz buluyorum.
Biz o dönemde ne izlemişiz?
Bunları televizyonda böyle
dümdüz söylemişler ve hiç ceza
almamışlar mı? Yani kimse ortalığı
yıkmamış mı? Ya da hükümet çıkıp
sert sert eleştirip diziye sınırlar
getirmemiş mi? Ve sonra şunu
sorgulamaya başladım. Yabancı
damat bugün aynı şekilde yapılabilir
miydi? Şimdi bunun cevabından
emin değilim diyeceğim de yapılamazdı.
Dürüst olalım. Hiç kıvırmaya
gerek yok. Çünkü bugün artık daha
keskin sınırlar var. Herkes
bir yerlere dokunmamak için kendine
otosansür uyguluyor. Olay
kesinlikle 2004'ün bugünden
daha özgür ya da daha hoşgörülü
olması değil. Bunu böyle keskin
bir yere koymak istemiyorum. Ama
televizyonun dili kesinlikle farklıydı.
Yani karakterlerin yanlış
şeyler söylemesine daha
fazla alan vardı. Yani bir
karakterin söylediği cümleyle dizinin
söylediği şey bugünkü kadar
hızlı birbirine eşitlenmiyordu.
Bugün ise bir sahne yayınlandığında
anında bağlamından
koparılıp sosyal medyaya düşüyor
ve birkaç saat içerisinde inanılmaz
bir tartışmanın konusu olabiliyor.
Linç kültürü zaten apayrı bir mevzu.
Yabancı damatı izlerken
bunu çok düşündüm. Çünkü dizi
iki tarafında ön yargılarını
saklamıyor. Tam tersine masanın
üzerine koyuyor. Evet Türk tarafı da
Yunan tarafı da birbirine çok önyargılı
ilk başta. Ama bunu asla taraflı
görmüyoruz. İki taraf da aynı
şeffaflıkla çıkıyor karşımıza.
İşin daha da ilginç tarafı
yabancı damat sadece Türkiye'de fenomen olmamış.
2005 yılında yayın
hayatına Yunanistan'da da başlamış
ve çok ciddi bir ilgi görmüş.
Dönemin haberlerinde ilk yayınlardan
itibaren yüksek izlenme
oranlarına ulaştığı, ilerleyen
bölümlerde de payının %40'ların
üzerine çıktığı ve Yunanistan'da da
günlük hayatın konuşulan televizyon
işlerinden birine dönüştüğü yazılıyormuş.
Bu aslında biraz ilginç gelebilir
çünkü Türkiye'de oturup Yunan
bir damadın Türk ailesine kabul edilmesini
izliyoruz. Sonra dizi
Yunanistan'da yayınlanmaya başlıyor. Bu kez
Yunan seyirci Türk gelininin
kendi tarafındaki aileye kabul edilmesini
izliyor. Yani bir noktada yabancı
damat Türk-Yunan yakınlaşmasını
anlatan bir diziyken bu
anlattığı şeyin kendisine dönüşüyor.
Bence dizinin televizyon
tarihindeki en enteresan taraflarından
biri de bu. Ama dizinin iki
ülkede bu kadar çok sevilmesinin
sahiplenmesinin nedeni az önce
bahsettiğim iki tarafında aynı şekilde
şeffaf, dürüst birini
diğerinin daha önüne koymadan
ötekileştirmeden anlatmasından
kaynaklandığını düşünüyorum. Şartlar eşit
yani. Bizim Memik dedemiz varsa
onlarda da Eftelya Baba ne var ki
of ikisi de dünyalara bedel.
Ama bütün bunların dışında
benim Yabancı Damat'ı hala
açıp izlememin çok daha basit
çok daha gerçekçi bir nedeni var.
Ben o dünyanın içinde olmayı seviyorum.
Çünkü artık o doğallığa hasret kaldık.
Ben Gaziantep'i seviyorum, Açina'yı seviyorum, o kalabalık sofraları seviyorum.
Yani birinin girip de kapıdan herkesin hayatını bir anda birbirine katmasını seviyorum.
Nazire ve Nurşen'e bayılıyorum.
Ya Nazire'nin kelebek makarna taklidine hala çok gülüyorum.
Mustafa Can'ın rakçı hallerinin yanlış anlaşılması da kahkahalar atıyorum.
Bugün birçok diziye baktığımızda çok kusursuz evler, kusursuz insanlar, kontrolü görüntüler var.
Ama yabancı damatın dünyası hala yaşıyor.
O aile hala Gaziantep'te ve Atina'da.
Dizide bir kere kimsenin sınırı yok ya.
Sonraki bölümlerde tabii ki tüm aile fertlerine tek tek gireceğiz.
Onlar olmadan asla olmaz ama
şimdilik şunu söyleyebilirim ki
bu iki ailede de kesinlikle kişisel alan diye bir kavram yok ya arkadaşlar.
Az biraz saygı lütfen.
Sadece Nazlı ve Niko evlenmiyor.
Bakın tüm Gaziantep ve Atina topluca evleniyor.
İmdat.
Şimdi 2026'dan dönüp yabancı damata baktığımda da açık açık şunu söyleyeceğim.
Bence herkes de bunu söylemeli.
Nazlı'cım sen Niko'yu hak etmiyorsun canım benim.
Oh be rahatladım.
Artık bunu daha fazla içimde tutmak zorunda değilim.
Bakın gerçekten ben haklıyım ya.
Çünkü Niko tam bir green flag.
Ama karşısında sürekli tripatan, mızmızlanan, sabit fikirle böyle gitmeye her an hazır bir Nazlı var.
Ve daha Kadir'e gelmedik bile.
Kadir'le de ayrıca uzun uzun konuşacağız.
Çünkü 2004 yılında romantik diye izlediğimiz bir takım şeylere
2026 yılında bakınca benim ağzımdan çıkan cümle şu oluyor.
Arkadaşım aşk bu değil, hayır hayır demektir.
O yüzden bir sonraki bölümde bütün Türk-Yunan diplomatiklerini bir kenara bırakıyoruz
ve tamamen bu aşk üçgenine giriyoruz.
Nazlı gerçekten hatırladığımız kadar masum muydu?
Niko gerçekten kusursuz muydu?
Kadir'in yaptıklarını neden o kadar romantik bir hikayenin bir parçası olarak izledik?
Ve 2000'lerin dizileri bize aşk konusunda neler öğretti?
Hepsini ayrı ayrı ele alacağız.
Şimdilik bölümü burada sonlandırıyorum.
Beğendiyseniz eğer arkadaşlarınızla da paylaşmayı unutmayın.
Beni instagramda dün bir film izledim olarak bulabilirsiniz.
Hatta mesaj atın bölüm üzerine de uzun uzun konuşalım.
Fikirlerinizi merak ediyorum.
Görüşmek üzere ben kaçtım.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
