
aslında planım tamamen farklıydı; tam şuraya kurulup sizinle o güzelim yabancı damat nostaljisini konuşacaktık, nazlı ile niko’ya bakacaktık ama bana güven olmaz biliyorsunuz... bir anda kendimi nerede buldum? tam olarak one tree hill erasında. hepsi netflix yüzünden.
bu bölümde tree hill kasabasının yıllarca saklanan set arkası dramalarını, o büyük krizleri ve oyuncuların yıllar sonra gelen şoke edici itiraflarını konuşuyoruz. yalnız baştan uyarımı yapayım; bu bölüm aşırı spoiler içerir, sonra laf söz olmasın.
çayınızı kahvenizi aldıysanız arkanıza yaslanın, kulaklığınızı takın. ekranda aşklarına öldüğümüz karakterlerin arkada birbirini nasıl geri dönülemez şekilde sildiğini masaya yatırıyoruz.
bölümü dinledikten sonra kendi alternatif finallerinizi ve en sevdiğiniz sahneleri benimle paylaşmayı unutmayın.
instagram: @dunbirfilmizledim
keyifli dinlemeler, yeni bölümde görüşmek üzere, ben kaçtım. 🤍
Transkript
Herkese hello! dün bir film izledim'e hoş geldiniz.
Toplanın, bugün One Tree'li konuşulmayan set arkası kaoslarına gidiyoruz.
20 yıllık bir mağazayı açıyoruz ve bu ekip arasında neler oluyor ona bakıyoruz.
Yalnız bu bölüm aşırı spoiler içerir, şimdiden uyarımı yapayım sonra laflar olmasın.
Ben karışmam.
Çayınızı kahvenize aldıysanız arkanıza yaslanın, kulaklığınızı takın.
20 yıllık kaotik bir sürece giriş yapıyorum.
Aslında yine bayağı uzun bir zaman oldu farkındayım.
Planım tamamen farklıydı arkadaşlar.
Tam şuraya kurulup sizinle Nazlı'yı, Niko'yu, Gaziantep, Atina hattını,
o güzelim yabancı damat nostaljisini konuşacaktım.
Son zamanlarda yine baştan izlemeye başlamıştım.
Tam Nazire ile Ruşen'e, Memik dedeme falan bakacaktık ki
yine bana güven olmaz biliyorsunuz.
Bir anda kendimi nerede buldum?
One Tree ile arasında buldum.
Neden? Çünkü hepsi Netflix yüzünden.
Gidip diziyi kütüphanesine eklemiş.
Ben de bir gördüm ve ne oldu?
Yaktım kalktım, yattım kalktım.
Günlerce, saatlerce bunu izledim.
İzleyince de dedim ki,
yabancı damat, sen biraz bekle.
Ben bir Teele kasabasına gidip geleyim.
Ama bunu yaparken şunu fark ettim.
Ya podcastımın adı, dün bir film izledim ama
Twilight'i saymazsak şu ana kadar hiç film konuşmadık galiba.
Hep dizilerden, tiyatrodan gidiyoruz.
Kendimle aşırı çelişiyorum, farkındayım.
Ama beni Instagram'da dün bir film izledim hesabımdan takip ederseniz
orada filmler hakkında gerçekten konuşuyorum, buna emin olabilirsiniz.
Hatta az önce bir film önerisi paylaştım.
Şimdi, One Cherry Hill demişken, ben bunu ilk olarak yıllar, o kadar yıllar önce izlemiştim ki
galiba ben başladığımda dizi 8. sezonunda falandı.
Yani ben de çok geç kalmıştım.
Zamanında sıcağı sıcağına yakalayamamıştım.
Ama o kadar bakın o kadar severek ve tutularak izliyordum ki bir sonraki bölümde ne olacak diye merakla çıldırıyordum.
O dönem internette bir tane forum sayfası bulmuştum.
Blog falan değil ha bildiğimiz o eski forum sayfalarından.
Biri üşenmemiş bölüm bölüm özetler çıkarmış gece gündüz oraya yazmış.
O artık her kimse gerçekten helal olsun.
Emeğine sağlık.
Onun sayesinde bütün spoilerları daha dizinin başındaymış gibi yiyip yutmuştum.
Ben daha birinci sezonu izlerken o forum sayfasından üçüncü dördüncü sezonları bölüm bölüm okuyordum.
İnanılmaz bir efor, inanılmaz bir delilik.
Aklını emeğine sağlık valla ne diyeyim.
Ben zaten aşırı spoiler seven bir insanım.
Yani biri bana gelip de bir şey anlattığı zaman önce derim ki bana bir sonunu söyle sonra detaylara geçeriz.
Ya da bir kitap okuduğumda önce sonunu okurum.
Bir film izlediğimde önce sonunu izlerim.
İşte ben Trio İlk Hasabası'na böyle bir kafayla girdim.
Üzerinden yıllar geçti.
Kaç yıl olmuştur dizi biteli?
20 falan olmuştur herhalde.
Ben en son izleyişimde ne fark ettim biliyor musunuz?
Diziyi izlerken replikleri karakterlerle beraber söylüyorum.
O kadar ezberlemişim, o kadar içime işlemiş ki.
Kaç kere izledim siz düşünün artık.
Tıpkı yaprak dökümü gibi.
Şimdi hiçbir şey de planlamamıştım aslında.
One Tree'yi konuşacağım diye girdim konuya bir kere ama
madem girdik o zaman önce bir karakterlerden bahsedelim, adım adım gidelim istiyorum.
Benim bu dizideki en sevdiğim karakter net olarak Nathan Scott arkadaşlar.
Bayılıyorum ya kendisine.
Benim favori karakter listemde bir Nathan Scott vardır, iki Yaman Kotar vardır.
Başka da kimse gelemez yanlarına.
Bu karakterin gelişimi inanılmaz bir şey.
İlk bölümdeki o bencil, pislik, şımarık, herkesi aşağılayan çocuktan,
son bölümdeki o fedakar, olgun, muhteşem babaya ve eşe dönüşümü.
Yani o karakter değişimini senaristler o kadar güzel işlemiş ki.
ama Nathan Scott'ı Nathan Scott yapan da
bu koca dizinin aslı kalbi
can damarı kim peki
tabi ki bizim tutor girl'ümüz
öğretmen kızımız Hayley James'imiz
biz Hayley'i nasıl konuşmayız
nasıl konuşmadan geçeriz
biz bu kızı hem çok seviyoruz
ama hem de zamanında o kadar çok kızdık ki
şimdi o meşhur
ikinci sezon geldi aklıma hemen
bizim o akıllı uslu çalışkan
sorumluluk sahibi kızımız
Chris Keller'ın peşine takılıp
Nate'in arkasında bırakıp turnelere gittiğinde orada kendi hayatını yaşayıp müzik kariyerini kovaladığında ona o kadar çok sinirlenmiştik ki.
Nasıl çıldırmıştık ekran başında değil mi?
Ya kızım sen ne yapıyorsun?
Niye hayallerini yaşarken Nate'ini geride bırakıyorsun?
Onu niye dışlıyorsun diye az söylenmedik.
Ama ne yaptı?
Geri geldi.
Hatasını anladı.
Ve o durumu o kadar güzel telafi etti ki.
İşte o saatten sonra o muazzam Neyle'ye aşkı başladı
O birbirine bitmek bilmeyen fedakarlıkları
Nathan'ın Hayley'nin hayalleri gerçek olsun diye yaptıkları
Ya da Hayley'nin Nathan tekerlekli sandalyeye mahkum kaldığında
O en karanlık depresyon döneminde bir şekilde onu ayağa kaldırışı
Birbirlerine öyle bir tutundular ki
Lisa aşkından gerçek bir efsane çıkardılar
Hayley dizinin en dik duran en olgun karakteriydi bence
Arkadaşları darmadağın olduğunda hepsini toplayan o anaç bir limandı
Onu konuşmadan treninden asla geçemeyiz
Tamam şimdi buradan kime geçiyoruz biliyor musunuz?
Tabii ki Brock Davis'e
Bayılıyorum kendisine
Dizinin başında herkes onu böyle okulun popüler, yüzeysel, sadece partileyen bir pompon kızı sanıyordu
Ama o aslında dizinin en koca yürekli, en sadık dostuydu
Arkadaşları için hep kendini feda etti
O kadar haksızlığa uğradı ki ama yine de dimdik ayakta kaldı
Brock Davis gerçek bir kraliçedir
Bunun aksini iddia eden de yanılıyordu
Peki en sevmediğim karakterlerden biri kim?
Tabii ki tabii ki Peyton
Ya yemin ederim her şey mi onun başına gelir ya
Tamam en mağdur kendisi en dertli o
Bütün dünya toplanmış sadece Peyton'a komplo kurmuş sanki
Ya kızın başına da şimdi çok şey geldi kabul ediyorum ama
Ben senin o bitmek bilmeyen kasbetini o karanlık depresifliğini çekmek zorunda değilim ya
Valla bu son izleyişimde ne yaptım biliyor musunuz?
Peyton'un sahnelerini sara sara geçtim arkadaşlar
Kusura bakma Peyton ergenliğimde belki yiyordum bu numaraları ama şu an hiç çekemeyeceğim seni.
Havalar da çok sıcak zaten.
Yani bu sıcakta bir de bu depresyona uğraşılır mı?
Neyse pas.
Gerçi Peyton'la ilgili sevdiğim, hakkına teslim edeceğim tek bir şey var.
Müzik zevki.
Gerçekten muazzamdı.
Sayesinde o dönem şarkılarım çok beğendiğim bölümler bittikten sonra
İnterneti açıp o sahneleri bulurdum.
Çalan şarkıları harika grupları keşfeder.
Gidip Lime World'dan indirirdim.
Sal Peyton, müzik zevkimi ergenlikte baya bir geliştirdim.
Gerçi son bir iki yıldır sadece Emre Canirek dinliyorum ama olsun temelim sağlam.
Zamanında güzel gruplar keşfetmiştim sayesinde.
Şimdi buraya kocaman bir parantez açmam lazım.
Diziyi bunca yıl sonra baştan izlerken bazı sahneler geldi önüme.
Arkadaşlar yemin ederim bazı sahneleri ilk kez izliyormuş gibi ağladım ya
Yani beni bu dizide en çok etkileyen, zihnime kazınan sahneleri biraz size saymak istiyorum
Çünkü her biri birer televizyon şaheseri bence
Sizin de varsa böyle sahneleriniz bana instagramda dün bir film izledim hesabıma yazabilirsiniz
İlki tabi ki ilk sezondaki Neyle sahnesi
Nathan'ın Hayley'e sahilde o meşhur oyuncak bileziği verdiği sahne.
Dönüp bir de Hayley'e sana hiçbir şey vermediğimi söyleyemezsin demişti ya.
Ya o şımarık, bencil, o çocuğun içindeki hırıltıyı ilk gördüğümüz bir andı bence.
Yani ileride dönüşeceği karaktere dair bir an olarak yorumluyorum ben bunu her seferinde.
O yüzden nasıl unutabilirim?
Peki ya Nathan'ın maçta fenalaşıp Hayley'e koştuğu bir sahne var biliyorsunuz değil mi?
Yani hastaneye kaldırılmış ama annesinin babasını bile bırakmış, doktorları görmemiş gözü falan.
Hastaneden kaçmış ve Hayley'nin yanına gidiyordu.
Sadece onun yanında olmak istiyordu.
Bak o da çok özel mesela.
Ya da meşhur yağmur altı sahneleri.
O pencerenin önünde sırasıktan öpüştükleri, yüzleştikleri sahne.
Çok romantikti ya.
Ama tabii her sahne de böyle romantik ve mutlu değildi.
Mesela Kate'in öldüğü sahne.
Yani o okul baskını bölümü.
Dan Scott'ın kendi öz kardeşini o koridorda acımasızca vurduğu an.
Ya Trey Hill tarihinin en büyük travmasıdır.
Diziyi izleyen herkesin içinde kapanmayan bir yara olmuştur Kate'in ölümü.
Çünkü hayatımızın şokunu yaşamıştık.
Her şey o kadar güzel gidiyordu ki.
Yani Lucas ve Kate artık gerçekten baba oğul olacaklardı.
O Karen'la istedikleri aileye sahip olacaklardı derken Dan geldi ve her şeyi mahvetti.
Gerçekten.
Hayatımızın şokuydu o travmaydı yani.
ama o travmanın ardından
sezonlar sonra gelen öyle
absürt öyle akıllanmaz bir sahne
var ki işte
ilahi adalet be kardeşim
hatırlayacaksınız
denizli katının kalbini köpeğin yediği bir sahne
vardır of çok ironik ya
adam tam ameliyata girecek
kendisine uygun kalp
bulunmuş ama o kalp
tam hastane koridorunda
kutudan düşüyor ve oradan
geçen bir köpek kalbi kapıp
yemeye başlıyor
Bunu bugün bir dizide yapsalar muhtemelen sosyal medyada haftalarca dalga geçip linç edilirlerdi.
Ama o dönem öyle bir atmosfer vardı ki o sahne hem şok edici hem de dizi tarihinin en ikonik, en unutulmaz anlarından biri olarak tarihe geçmişti.
Oh olsun Dene, o her şeyi hak ediyor.
Bir de karakterlerin birbirleri için yaptığı fedakarlıklar var ki gerçekten dostluğun kitabını yazdılar.
mesela Brock Davis bala günü Peyton'un mezuniyet balasına gelmediğini fark ediyor
ve o anda Lucas o kadar umursamaz ki garip bir şekilde
kapıyı çaldım ama açmadı ben de geldim modunda
ama Brock bir şeyler olduğunu fark ediyor
ama bunu yaptığı o dönem araları o kadar bozuk o kadar kavgalılar ki
birbirlerinin yüzüne bakmıyorlar
yani daha o günün sabahında en son birbirlerini saç baş yolmuşlar
Tamamen arkadaşlıklarını bitirmişler.
Ama Brooke ne düşünüyor?
Biz çocukluğumuzdan beri bugünü hayal ediyorduk.
Ne olursa olsun Peyton gelirdi.
Ve gelmediği içinde bir gariplik olduğunu sezip baloyu bırakıp gidiyor ve o psikopat sahte dereyin elinden Peyton'u kurtarıyor.
İşte Brooke Davis budur arkadaşlar.
Sırf bu sahne bile onun o koca sadık yüreğini kanıtlamaya yeter.
Brooke benzer bir fedakarlığı bence bir de Hayley için yapmıştı
Hayley lisede hamile kaldığında henüz kendini açıklamaya hazır hissetmediği
ya da Nathan'la konuşmaya cesaret edemediği için bir süre saklamıştı
ve ortada da bir hamilelik dedikodusu dönüyordu
Brooke bunu hiç inkar etmedi yani tamam ben hamile değilim dedi ama
o kadar bastıra bastıra da söylemedi bazı yerlerde sessiz kaldı
Yani sadece sanki kendi hamileymiş gibi davrandı.
Sırf dostluğu için.
Tabii o dönem Nathan hamileliği öğrendiğinde afallamıştı.
Ne yapacağını bilemeyip bir anda çıkıp gitti hatırlarsanız.
Bir de Rachel'ın yanına gitmişti falan.
Bir tık kırılmıştık Nathan'a orada.
Ama sonra yine bizim gönlümüz ağıldı.
Çünkü televizyonda canlı yayında milyonların önünde önce karım ve çocuğum diyerek Hayley'den özür diledi.
Ve her ne olursa olsun.
onların yanında olacağını tüm dünyaya haykırdı.
Ve o muazzam yolculuğun sonu
Nathan'ın yıllar sonra o sakatlıktan, tekerlekli sandalyeden sonra
nihayet NBA'ye kabul edildiği sahne.
Bakın kulaklarımda hala o anons yansılanıyor.
Jamie, Hayley ve Nathan koltukta oturuyorlar.
Jamie'nin öğrenmesi için bekliyorlar.
Ve bizim Marvin McFadden'ımız televizyonda bu haberi sunarken kameraya dönüp şöyle diyordu.
Jamie bu haber sana dostum.
Baban artık bir NBA oyuncusu.
Ya o kadar güzel bir sahneydi ki o arkadaşlar.
Bak şimdi o sarılma geldi aklıma yine gözlerim doldu.
Lise sahasından NBA salonlarına uzanan o başarı öyküsünde ben ekranda hüngür hüngür ağladım arkadaşlar.
Yalan yok.
Bunu Nathan hak etti. Bak şu an anlatırken bile gözlerim doldu ya. İşte bu başarıların, bu sahnelerin arkasında kasabanın o nehir kenarındaki basketbol sahasının o güzel çocuklara o gerçek dostlukları vardı.
Mesela Malt yani Marvin McFadden. Canım Malt ya kasabanın en temiz en vicdanlı her aşkında kalbi kırılan o dostluğundan asla şüphe edemeyeceğimiz tatlı çocuğu.
Ve bir de tabii skills var.
Sırpın el kenarındaki sahadan çıkıp Lucas ve Nathan'la Raven takımına girdiğindeki o gururumuz.
Ay üçünün sahneleri çok iyiydi ya.
Lucas sadece 15 dakika basketbol oynayabiliyordu ama üçü sahada o kadar iyiydi ki kimse karşılarına çıkamıyordu ve sonu da zaten ERA şampiyonluğu olmuştu.
Bir de son sezonlardaki skills ve Jamie dostluğu var.
Hepsiniz değildi biliyor musunuz?
Senaristler bunun temelini yıllar önce atmıştı zaten.
Daha lisedeyken Stig'in Seyli'ye bir söz vermişti.
Demişti ki onun mükemmel bir amcası olacak.
Ben onu hep koruyup kollayacağım.
Ve büyüdü. Yıllar geçti.
O sözünü tek bir gün bile unutmadı.
Jamie'ye gerçekten bir amca, bir abi gibi kol kanat gerdi.
Aralarındaki o çocuksu ama kocaman bağ bence dizinin en güzel detaylarından biriydi.
Böyle ağır dramaların arasında ne zaman o ikisi yan yana gelse yüzümüz gülüyordu.
Ve hazır dostluk demişken, şimdi bizim bugünlerde hasret kaldığımız Mum'la aradığımız o devasa ilişkiye gelmek istiyoruz.
Hayley ve Lucas dostluğu tabii ki.
Lucas'a değinmeden geçeceğimi düşünmediniz değil mi? Bilerek sona bıraktım çünkü.
Arkadaşlar, biz artık sinemada, televizyonda böyle bir kadın erkek dostluğu görebiliyor muyuz?
Soruyorum, göremiyoruz.
Çünkü gerçekten hasret kaldık böyle ilişkilere.
Şimdiki dizilerde bir kadınla bir erkek yan yana geldiği an arkadan hemen romantik böyle gerilimli müzik giriyor.
Araya mutlaka bir aşk üçgeni, bir flörtözlük, bir ihanet yazılıyor.
Kimse kimseyle sadece can dostu olamıyor artık.
Oysa Lucas ve Hayley o çocukluktan gelen birbirlerinin her sırrını bilen dostluklarıyla dizinin en temiz omurgasıydı bence
Lucas ne zaman darmadağın olsa soluğu Hayley'nin yanında alıyordu
Hayley de ne zaman çıkmaza girse Lucas onun sığınağı oluyordu
Aralarında bir saniye bile acaba birbirlerinin hoşlanırlar mı şüphesi uyanmadı içimizde
Ben şimdi size çok net bir şey söyleyeyim mi?
Eğer bu dizi bugün 2026 yılında çekilseydi eminim ki Hayley, Lucas ve Nathan arasında kesinlikle çok toksik bir aşk üçgeni yazarlardı.
O güzelim, o tertemiz dostluğu da Reyton Kur'an'a ilk sezondan harcarlardı.
Şimdi, Peyton'u sara sara geçiyorum dedim ya.
Bir karakter daha var öyle. Peki kim bu karakter?
Tabii ki Lucas.
Eğer önceki podcast bölümlerimi dinlediyseniz
Stefan'ın nasıl gömdüğümü bilirsiniz
Burada da şimdi Lucas'ı gömüyorum arkadaşlar
Ya her bölümün başlangıcında ve sonunda
O uzun uzun şiirler, felsefi aporizmalar
Yani bunları okuyor ya arkada böyle boğuk sesle
Hadi abi ya hadi açma kafamızı yani
Direkt geçiyorum o kısımları
Arkadaşım sen benim kafamı açma
Sen git az ötede oyna yani
Sevmiyorum
Zaten Chad Michael Murray'i de oyuncu olarak çok kasıntı buluyorum.
Sürekli aynı kasıntılık, o kaşlarını çatmış uzaklara bakan ifadesiyle duruyor.
Ha tamam, ergenliğimizi onun çok gençlik filmlerini izledik.
Cinderella Story, Freaky Friday falan.
Şimdi yalan yok, bayıldık.
Ama bu demek değil ki şu an oyunculuğumu seveceğiz.
İnsan hiç mi geliştirmez kendini ya?
Gizli de 6 sezon boyunca aynı tiple durdu.
Bir tek her sezon değişen o röfleli saçlarını sevmiş olabilirim
Özellikle 4. sezondaki o röfleleri inanılmazdı
Bir ara Peyton'la saç renkleri tamamen aynıydı
Herhalde el ele gittiler kuaföre tam bir kapıl olarak
Ama bakın şimdi size çok garip çok komik bir çelişkimi anlatacağım
Duygularımı tam ifade edebilir miyim bilmiyorum ama
Bence bu tam bir dizi çılgınlığıydı
Benim bu dizide en sevmediğim en tahammül edemediğim karakterlerden biri Lucas
Ama bu koca dizide fiziksel olarak da en aşık olduğum en sevdiğim şey de Lucas'ın o ilk sezonlarda üzerine hiç çıkarmadığı hani Kate amcanın tamirhanesinde çalışırken giydiği gri bir sivi şort vardı ya arkasında Kate Scott Body Shop yazan.
İşte o meşhur gri hoodie.
Ben o hoodieye o kadar kafayı takmıştım ki internette deliler gibi aradım ve sonunda buldum.
Amazon'da satılıyordu ama tahmin edin ne eksikti.
Tabii ki Türkiye'ye gönderimi yoktu.
Sipariş verilemiyordu.
Kaç yıl öncesinden bahsediyorum burada düşünün.
Ben ne yaptım peki?
Asla pes etmedim.
Almanya'da bir arkadaşım vardı ona rica ettim.
Buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum.
Benim için satın aldı ve valizini adı Türkiye'ye getirdi.
Yani şu an o ikonik hoodie bende arkadaşlar var.
Ara ara hala giyiyorum ve giydiğimde de o kadar mutlu oluyorum ki.
Bana o kadar güzel bir anı gibi geliyor ki çünkü.
Yani diziye dair en sevmediğim şey Lucas ama dizinin en sevdiğim şeyi de Lucas'ın sivi şortu.
Bu nasıl bir ilişki girdabı böyle ya.
Neyse hazır Lucas'tan nefret edip Kudüs'ü giymekten bahsetmişken gelin benim alternatif evrenime geçelim.
Benim evrenimde ilk sezonlardaki Jake vardı ya hani
Peyton onu hiç bırakmadı
Çünkü benim kafamda benim hayalimdeki endgame
Yani büyük final kesinlikle Brock ve Lucas'tı
Onlar beraber olmalıydı
Ve Brock'un son sezonlarda gelen o evlendiği kocası
Ay adı neydi onun ya bir dakika
Julian
Julian mıydı?
Asla sevmedim asla ıslanamadım
Ya sen kimsin ya kimsin?
Bak sinirleniyorum yine.
Bir de finalde bazı sahneler vardı ki.
Bunlar böyle triyilde dizi falan çekiyorlar.
Lucas'ın sahnelerinin yerine kendisini koyuyor.
Brock'la işte listedeki o dolabın önündeki konuşma anlarını falan canlandırıyorlar.
Ya sen kimsin?
Sen nasıl kendini Lucas'ın yerine koyarsın?
Sen kendini kimlerle mukayese ediyorsun İbrahim?
Ne demek istediğimi şimdi beni dinleyenler...
herkes çok daha iyi anlatacak. Size o duyguyu şöyle özetleyeyim.
Hatırlarsanız adını Feriha koyduğumda Hazal Kaya diziden çıktığında
dizi Emir'in yolu olarak değişmiş, öyle devam etmişti.
Feriha'nın yerine de memleketten bir akrabası gelmişti.
Kız gelip Feriha'nın odasına yerleşmiş ve o odadaki aynanın önünde
tıpkı Feriha'nın bir zamanlar Emir'e hazırlandığı gibi hazırlanmıştı.
Hatırladınız değil mi o sahneyi? Ekran başında hepimizin içi kırılmıştı.
Hepimiz bunu Feriha'nın yerine koyma çabası, onun anılarına böyle büyük bir saygısızlık olarak görmüştük ve çıldırmıştık.
İşte Jülya'nın da Lucas'ın yerine geçme isteği, ben her ne kadar bu karakteri sevmiyorum desem de tam olarak buydu.
Bizim o ergenlik anılarımıza, o dizinin temel kemiğine resmen bir saygısızlıktı.
Beni şimdi çok daha iyi anladınız bence.
Asıl benim bugün One Tree konuşalım diye mikrofon başına geçme sebebim bu dizinin arkasındaki devasa kaos
Bakın dizinin kamera arkasındaki draması yemin ederim kamera önündeki o entrikalardan kazalardan çok daha fazla
Keşke diziyi çekmeyi bıraksalarmış da bize bu 9 sezon boyunca set arkasındaki o savaşları belgesel olarak yayınlasalarmış
Şimdi aranızda diziyle yeni tanışmış olanlar vardır.
Ya da ya bu Sophia Bush ve Hilary Burton neden küstü bu üçlü kız grubunun arasında neler oluyor diyenler vardır.
Şimdi onlar için tane tane sıfırdan anlatıyorum.
Evet herkes yerini aldıysa One Tree 101 dersi başlıyor.
Öncelikle bu kızların bir araya gelip yaptığı devasa bir iş var oradan başlamamız lazım.
Drama Queens Podcast.
Dizi 2012'de bittikten yıllar sonra takvimler 2021'i gösterdiğinde bizim bu üç ana başört kızımız yani Sofia, Hilary ve Bethany Jor bir araya gelip dediler ki bir zamanında çok acı çektik gelin bir podcast başlatalım dizinin birinci bölümünden itibaren her hafta oturalım bir bölümünü beraber izleyip kamera arkasında neler olduğunu anlatalım ve herkese bunu öğrensin.
ve podcast'in adını da Drama Queens oldu.
Bu podcast dünyada o kadar çok dinlendi, o kadar çok patladı ki
böyle amaçları geçmişteki o yaraları beraber sarmak,
o meşhur kız kardeşlik bağını herkese göstermek isterken
yani o geçmişteki yaraları saralım derken
bugünün yaralarını aştılar ve birbirlerini yediler.
Oraya geleceğim ama önce şu geçmişteki yara kısmına bir geleyim.
bu dizinin bir yaratıcısı patronu var arkadaşlar
adı Mark Schwan
kızlar podcast'te bu adamın adını ağızlarına almamak için
ondan bahsederken hep Voldemort ya da yaratık diyorlar
bu adam tam bir baş belası
Hollywood'un o en toksik figürlerinden biri
sırf böyle gücünü ve otoritesini kanıtlamak için
sette bu kızlar zaten o zamanlar 21 yaşlarda
gencecik daha sektöre yeni girmiş kızlar
Onlara böyle sürekli psikolojik olarak manipüle ediyormuş.
Mesela kızlar birleşip kendisine ses çıkartmasın diye bir taktiği varmış bölveyi yönet diye.
Sofya'ya gidip diyormuş ki Hilary arkandan şöyle dedi.
Ya da Hilary'e gidip Betanise'nin sahnelerini kıskanıyor gibi.
Yalan dolan böyle birbirlerini kızlara düşürecek dedikodular yayıyormuş.
İş sadece psikolojik baskıyla da kalmıyor bu arada.
Adam resmen tacizci.
Hilary Burton'u otel odalarında köşeye sıkıştırıp zorlamaya çalışmalar, arabada saçlarını koklamalar.
Kızlar o dönem o kadar korkuyorlarmış ki set arkalarında böyle dinlenirken odalarının kapılarını içeriden kilitleyip öyle oturuyorlarmış birbirlerini korumak için.
Nitekim 2017 yılında yani dizi bittikten yıllar sonra Me Too hareketi patlayınca bu dizide çalışan başroller de dahil tam 18 kadın ortak bir mektup yayınlayıp bu adamı tüm dünyaya ifşa ettiler ve adamın kariyeri tamamen bitti.
Tarihin çöplüğüne gömüldü.
Hatta Hilary yakın zamanda verdiği bir röportajda Mark da set arkasında asla diyalog kurmadığını, yüzüne bakmadığını, o yüzden kendisiyle baş başa sahneler yazdığını, o sahnelerde Hilary'e sarılmaya çalıştığını söyledi.
Şimdi neydi bu sahneler ve kimdi bu Mark şu an derseniz, hani Peyton'un hep gittiği bir müzik dükkanı var ya, orada kasada oturan siyah uzun saçlı bir adam vardı. İşte Mark o müzik dükkanının sahibi arkadaşlar.
Peki şimdi bana şunu soracak olursanız ki haklı olarak ben de soruyorum kendim.
E madem bu set bu kadar berbattı, bu yapımcı bu kadar tacizciydi, bu dizi onca sene 9 sezon boyunca nasıl sürebildi?
2000'lerin başındaki Hollywood bugünkü gibi değildi çünkü.
Sektörde acımasız bir sessizlik duvarı vardı.
Yani genç oyunculara öyle kontratlar imzalatıyorlardı ki 6 ya da 7 sezonluk kölelik sözleşmesiydi bunlar.
Benim psikolojim bozuldu, ben çıkıyorum dersen yapım o sözleşmeyi önüne getiriyor, sana milyon dolarlık tazminat davaları açıyordu ve kariyerim bitiyordu.
Bunları hep Harvey ya da Epstein davalarında gördük zaten.
O yılların farkındalığını böyle 2026 ile karşılaştırmak hata olur.
Brock bile bir sahnede New York'ta defileye gittiğinde 15 yaşındaki bir mankinin yaşadıklarını görünce ben daha çocuğum burada olmamalıyım deyip dönmüştü.
Öyle bir acımasız ortamdan bahsediyoruz.
Üstelik sadece yapımcı da değil oyuncuların kendi aralarındaki ilişkiler de setisan bir cehenneme çevirmiş o dönem.
İşte şimdi ilk kez konuşacağımız birbirini zevkle kesen o büyük ilişki bombaları geliyor.
Bizim o ekranda izlerken Aşklarımdan Öldüğümüz Brock ve Lucas var ya yani Sophia Bush ve Chad Michael Mural.
Bunlar dizi devam ederken 2025 yılında gerçek hayatta da evlilerdi.
Ama evlilikleri ne kadar sürdü biliyor musunuz?
Sadece 5 ay.
Çünkü 5 ay sonra Chad'in Sophia'yı aldattığı iddiaları ortaya çıktı ve ayrıldılar.
Kimin aldattığını da hemen söylüyorum.
Paris Hilton.
İkili o dönem Mumye Evi filminin setinde tanışıp yakınlaşmışlar.
Ve bu skandal basına bomba gibi düşünce 5 ayda o evlilikte bitmiş.
Ama asıl bomba olan bu da değil.
Çünkü Sofya Uş yıllar sonra 2018 yılında katıldığı bir radyo programında bu evlilikle ilgili bir itirafta bulundu.
Meğer aslında o dönem hiç evlenmek istememiş.
Ama aynen şu cümleleri kurdu programda.
Size okuyorum.
Aslında evlenmek istemiyordum.
Bu evliliği yapmak benim için o dönem gerçekten yürümek, hayata devam etmek istediğim bir yol değildi.
Ama üzerimde öyle bir baskı vardı ki, hani bazen hayatınızdaki patronlar size bunu yapmalısınız der ve siz de o an her şeyi çok büyütürsünüz.
Eğer bunu yapmazsam herkes işsiz kalır, tüm prodüksiyon mahvolur diye düşünürsünüz.
Tam olarak öyle bir psikolojiydi.
Yani düşünsenize dizinin yapımcıları ve kanal bu ilişkiyi o kadar fena sömürmüş ki
Üzerlerine bu dizi ikinizin aşkı sayesinde izleniyor
Evlenirseniz reytingler tavan yapar diye öyle ticari bir baskı kurmuşlar ki
Kız resmen kendini mecbur hissetmiş
Hatta programda sunucu evlenmek istemiyorsan neden evlendin ki diye sorduğunda
Sofya'nın cevabı çünkü o zamanlar sadece 22 yaşındaydım toy bir çocuktum
Ve insanlara hayır demeyi bilmiyordum olmuştu.
Tabi bu baskıyla evlendim itirafı 2018'de ortalığı tekrar karıştırınca
chat Michael Murray'in tarafı da boş durmadı yani.
Menajeri aracılığıyla çok sert bir açıklama yaptı.
Chat cephesi Sofia'nın iddialarını gülünç bularak şöyle dedi.
Chat tamamen profesyonel bir şekilde hayatına devam ediyor
ve bu hikayeden 13 yıl sonra böyle spekülasyonların yapılmasına anlam veremiyor.
O dönem Sofia ile sadece aşık olduğu için evlendi.
Asla başka sebeple ya da baskıyla değil.
Kim doğru söylüyor artık orasını siz düşünün.
Peki asıl dram neydi biliyor musunuz?
Yani artık daha ne olacak dediğinizi duyar gibiyim.
Bu iki insan aldatma gibi büyük bir travma nedeniyle ayrılsalar da
tam 4 yıl boyunca aynı sette her gün yüz yüze bakıp senaryo gereği
aşk yaşayıp kameralar önünde zorla öpüşmek zorunda kaldılar.
Sofia yine yakın zamanda anlattı. Yapımcılar sırf bu dramadan reyting devşirmek, böyle dikkat çekmek için özellikle ikisinin öpüşme sahnelerini uzatıyorlarmış.
Magazine de sürekli haber uçuruyorlarmış.
Yani anlayacağınız kamera önünde Brock ve Lucas aşkın dünyaları yakarken arkada Paris Hilton skandalı, yapımcıların rating baskısı, işte Sofia'nın aslında hiç istememiştim pişmanlığı ve tam bir psikolojik işkence dönüyormuş.
Bir dakika çayım soğudu. Siz de bir yudum alın bence çünkü asıl bomba geliyor.
Bu dizide skandal bitmez diyorum ya. Birçoğunuz bunu kesinlikle bilmiyordur. Dizide Nathan ve Brooke arasında asla ciddi bir şey olmadı. Nathan ve Hayley dizinin can damarıydı. Ama Sophia Bush ve Nathan'ı oynayan James Laferty 2008-2009 yıllarında yani dizinin 5. ve 6. sezonları çekilirken gerçek hayatta sevgiliydiler.
Evet, Sofia Chet'ten sonra gitti, dizideki diğer Scott kardeşle yani James'le aşk yaşadı.
Yani ekranda Nathan ve Hayley aşkını izlerken arkada Nathan Brock el ile geziyordu.
Tam bir kaos.
İşte tüm bu krizlerin gizli aşkların ortasında sözleşme süresi bittiği an 2009 yılında iki kişi anında kapıyı çarpıp kaçtı.
Chet, Michael Murray ve Hilary Burton.
6. sezonun sonunda bizden ani çıkışlarının arkasında tamamen o zehirli ortamdan Can abiyle kaçış hikayesi vardı.
Peki diğerleri neden devam etti?
İşte şimdi o tarikat mevzusuna giriş yapıyoruz.
Bizim Hayley'miz yani Bethany Jolens meğer 9 sezon boyunca gerçek hayatında 10 yıllık bir tarikatın pençesindeymiş.
Kendini peygamber ilan eden bir adamın yönettiği dindar bir tarikata üye olmuş.
Tarikat da onun diziden kazandığı bütün paraları el koymuş.
Hayatını zaten tamamen kontrol ediyorlarmış.
Sette çok izole bir hayatı varmış kızın.
Sadece işini yapıyormuş, kimseyle muhatap olmuyormuş.
Sette oyuncular onun garip davranışlarını fark edip onunla konuşmaya çalışsalar da
bu tarikat liderleri Joy'un öyle bir beynini yıkamış ki
işte setteki o kızlar günahkar
vesaire diyerek
tamamen soyutlamışlar onu
Joy da zaten o
beyni yıkanmış haliyle
bir de parasını kaptırmış
yani o yapıdan da
bir türlü çıkamadığı için
9. sezona kadar robot gibi
çalışmaya devam etmek zorunda kalmış
ama 2012'de
artık bir noktada çocuğunu da
koruması gerektiğini düşündüğü için
o terikattan kaçabilmiş
Sophie Bush ise gemiyi terk etmeyen kaptan rolünü üstlenmiş.
Sırf arkasındaki o set işçileri, kameramanlar, ışıkçılar işsiz kalmasın diye kendini paratoner olarak kullanmış ve final bölümüne kadar kalıp profesyonelci işini bitirmiş.
Zaten fark ettiyseniz sonradan Brock daha ön plana çıkıyor dizide.
Hatta dizi aslında 8. sezonda tamamen bitiyordu.
O sezon finali tam bir mutlu sondu.
Ama kanal zorla 9. bir sezon daha istemiş.
Burada geri dönmeye de en zor ikna edilen, en çok direnen kim olmuş biliyor musunuz?
Bizim Nathan'ımız yani James Lafferty.
Adam artık bıkmış o ortamdan.
Ve demiş ki dönerim ama 13 bölümün tamamında oynamam.
Sezonun sadece yarısında sette bulunurum.
Ve sırf James'in bu kontrat şartı yüzünden Nathan'ın o final sezonundaki kaçma sapan Doğu Avrupalı çeteler tarafından kaçırılma hikayesini yazdılar.
Yani bence keşke 9. sezon hiç olmasaydı.
Ben o sezonu sadece bir kere izledim, bir daha da izlemedim.
Benim için dizi 8 sezondan ibaret.
İzleyen ya da izleyecek olan herkese de aman 9. sezonu izlemeseniz de olur diyorum.
Demek ki sadece bizim yapımcılar değil, tüm dünya aynı.
Kimse tadında bırakmayı bilmiyor.
Şimdi benim burada sinir olduğum ve anlamadığım da bir yer var.
Ya kardeşim, madem siz bu diziden bu kadar nefret ettiniz, tacizlerden kaçtınız, defteri kapattınız.
20 yıl geçmiş, bugün hala neden bu dizinin PR'ını yapıyorsunuz?
Neden hala bu dizinin ekmeğini yiyorsunuz?
Özellikle de Hilary ve Chet
Adım başı fan günleri, imza buluşmaları
Yani herkes, hepsi ülke ülke şehir şehir geziyorlar
Bana sanki hayatlarındaki tek başarı buymuş da
Başka hiçbir şey üretemediler diye buraya tutulmuşlar gibi geliyor açıkçası
Gittiysen gittin yani kafanda bitir
Ama işte kapitalizm ve Hollywood gerçekleri demek lazım buraya
Ama şu an size iki yüzlülüğün zirvesini göstereceğim.
Nereden nereye diyeceğimiz bir yere geldik.
Bu büyük kadın dayanışması nasıl armadan oldu?
Geçtiğimiz yıllarda Sofia Vuş kendi başrolü ve yapımcısı olduğu Good Sam adında bir medikal drama dizisi çekiyordu.
Ve Sofia Hilary ile Bethany Joy'u kendi dizisine konuk oyuncu olarak bizzat davet etti.
O dönem böyle üçünün bir bölümde bir araya gelmesi inanılmaz konuşulmuştu.
Zaten üçlü bu kız grubu sürekli yan yana böyle birbirlerine sarılarak pozlar veriyorlar.
Kız kardeşlik forever diye dünyaya haykırıyorlar.
Ama 2021'de başlattıkları o Drama Queens podcastinde birbirlerine övgüler düzüyorlar.
Yani tam bir güç birliği.
Sonra ne oldu?
Hemen söylüyorum.
Sadece bundan iki yıl sonra, 2024'ün başında Bethany Joy Lens kendi tarikat geçmişini anlatan bir anı kitabı çıkardı.
Kitabın kapağı da tesadüfen Hilary'nin birkaç ay önce çıkardığı kitabın estetiğine benziyordu.
Ve bu Hilary'i çıldırttı.
Gitti Instagram'dan, Twitter'dan böyle imalı imalı, taklit en yüksek iltifat formu değildir tarzı yazılar paylaştı.
ve Betteni Jolens'i anında engelledi, takipten çıktı.
Şimdi iki kitabın kapağına bakınca da inanılmaz benziyorlar yani.
Sadece renkleri farklı.
Biri yeşil, biri kırmızı.
İkisinin de ortasında kocaman kendi fotoğrafları var.
Yuvarlak içinde ama.
Bari biriniz formu değiştirip kara içine falan alsaydınız.
Bu arada arkada zaten ciddi bir siyasi fikir ayrılığı da varmış.
Sofia ve Hilary Hollywood'un bu aşırı sol çizgisine kaymışken Bethany daha dindar, muhafazakar bir çizgide kalmış.
Yani bizim buraların tam bir AKP'lisi gibi düşünebilirsiniz.
Ben bu bilgiyi öğrendiğimde aşırı şaşırmıştım.
Yani ben çünkü onu o kadar severdim ki müziklerini hala dinlerim, kendisini takip ederim.
Ya böyle çok sevdiğiniz, hiç beklemediğiniz birinin AKP'li olduğunu öğrenince şaşkınlıkla karışık, hayal kırıklığı olur ya şey dersiniz.
Ya öyle mi? O da mı? diye böyle bir kalırsınız.
İşte ben de öyle oldum yani hiç beklemiyordum.
Neyse şimdi buraya çok girmeyeyim de öyle.
Yani öyle siyasi olarak fikir ayrılıkları yaşamışlar.
yaşamışlar bunları öğrendikten sonra bete'nin kitap kapağı çalması da bana çok normal geldi
ama ya Tamam tamam girmeyeceğim oraya Annem kızıyor ileri bu krizden sonra Temmuz 2024'te
podcast tamamen bıraktı afişlerden de alın sildirdi bitti mi Hayır bitmedi size en son ve
bir taze bomba haberi veriyorum geçenlerde yine Hilary Burton o canciğer olduğu uğruna işte gidip
dizisine konuk oldu Sofia bu şu da Instagram'dan takipten çıkmış baktım Az önce Sofya hala takip
ediyor ama o büyük kadın ittifakı o ekranda izleyip büyüdüğümüz ömürlük bu rofeytin heyli
dostu gerçek hayatta tamamen darmadağın oldu arkadaşlar kamera önündeki o 20 yıllık
genellik arkadaki kişisel
egolara, kitap kapaklarına
ve başarı kıskançlıklarına yenildi.
Nereden nereye
be kardeşim? Gerçekten
nereden nereye?
Şimdi içinizden siz de hepiniz
nereden nereyeyi söylüyorsunuz değil mi?
Evet ben de söylüyorum
çünkü.
Artık neyse
sona geliyoruz. Dizinin
şu meşhur mottosu var ya hani
There is only one trail and it's your home.
Yani sadece bir tane trail
var ve o senin evin.
Galiba oyuncular için evden
ziyade hiç çıkamadıkları bir
hapishane veya yaşlandıklarında
bile sömürmek zorunda kaldıkları bir
gelir kapısı oldu.
Yine geçtiğimiz aylarda
bir haber çıkmıştı.
Sofia ve Hilary dizinin 20 yıl sonrasını
ebeveynlik hallerini anlatan yeni bir
versiyonu Netflix'e çekeceklerdi.
Ama o projede bütçe kesintileri
ve bu kızların birbirine girmesi
yüzünden yalan olmuş.
Bence iyi de olmuş her şey tadında güzel.
Bırakın o kasaba bizim anılarımızda kalsın.
Benim alternatif evrenimde ise herkes hala çok mutlu.
Peyton C. ile sakin bir hayat yaşıyor.
Çilikte müzik yapmaya devam ediyor.
Brock ve Lucas evli.
Biri yazarlığa devam ediyor.
Diğeri de mağazasıyla ilgileniyor.
Brock aynı zamanda kesin böyle kasabanın önde gelen isimlerinden biri olmuştur.
Yine bir şeyin, bir derneğin başkanıdır.
Böyle sürekli etkinlikler düzenliyordur, partiler veriyordur.
Nate'in basketbol menajerliğine devam ediyordur.
Ama bir yandan Skills'le beraber Chirin Hill'de Ravens'ın da başındadır.
Onlara koştuk yapıyorlardır.
Lucas da gidiyordur ara ara oraya.
Ya da Jamie artık koca oğlan olmuştur.
Babası gibi basketbol oynuyordur.
Karen'in kafesi de hala hayatta ve Hayley'le ilgileniyordur.
O gıcık Julian falan hiç yok hayatımızda fark ettim senin.
Hiç gelmedi bile.
Sizin alternatif planınız var mı?
merak ettim. Varsa yazın üzerine
konuşalım. Gelecek
bölümde bakın yine söz vermiyorum
ama bir akfilik olmazsa artık
şu yabancı damada gerçekten girip
Nazlı ve Niko'yu
konuşalım. Nazire ve Ruşen'e bakalım
istiyorum. Biraz Memik Dede'ye
Kahraman Usta'ya geçelim.
Beni takip etmeyi, bu bölümü
arkadaşlarınızla paylaşmayı ve
Instagram'da dün bir film izlediğime gelmeyi
unutmayın. Orada bol bol
gerçekten film paylaşıyorum.
Sağlıcakla kalın
Kafanızı çok açmayın
Yeni bölümde görüşürüz
Ben kaçtım
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
