
Yılbaşı ağacını neden süslüyoruz?
Neden bir ay boyunca evimizde misafir ediyoruz?
Bu bölümde,Jung’un sembollerle ilgili yaklaşımından yola çıkarak yılbaşı ağacının neden bu kadar anlam yüklü olduğunu, yıl sonu ritüellerinin bizde neleri harekete geçirdiğin ele alıyoruz.
Transkript
Merhaba, bu bölümde Jung'un sembollere bakış açısından yola çıkarak yıl sonu ritüellerinin bizim için neden bu kadar duygusal bir alan açtığını konuşacağım.
Genellikle evin içinde hiç canlı ağaç, bitki olmayan insanlar bile yılın bu döneminde gidip bir ağaç alıyorlar, süslüyorlar ve ona vakit ayırıyorlar.
Bu ilk bakışta basit bir dekorasyon gibi duruyor.
Peki gerçekten sadece bu mu?
Yoksa bilmediğimiz bir yerlerden daha eski bir ihtiyacı mı dokunuyor?
Bugünkü bölümde tam da buradan yola çıkmak istiyorum.
Yılbaşı ağacına hediyeleşme ve yıl sonuna yaklaşırken ortaya çıkan duygulara biraz psikolojik biraz da sembolik bir yerden bakacağız.
Şunu en baştan netleştirmek istiyorum.
Burada bir geleneği sahiplenmek ya da savunmak gibi bir niyetim yok.
Zaten Jung'un sembollere bakışı da aslında meseleyi buradan ele almıyor.
Jung'a göre bazı imgeler ortaya çıktıkları kültürden bağımsız olarak yaşamaya devam eder.
Çünkü bir yere ait olmaktan çok insanların ortak deneyimlerine dokunurlar.
Yılbaşı ağacı da böyle bir imge.
Bu bölümde bu bakış açısından yola çıkarak yıl sanır ritüellerinin neden bu kadar yoğun duygular uyandırdığını birlikte düşünelim istiyorum.
Bazı insanlar için yılın bu dönemi çok neşelidir.
Arkadaş buluşmaları, planlar, hediyelerle birlikte geçer.
Yeni yılda neler yapacaklarını, neler değiştireceklerini düşünürler.
Bazıları içinse daha hüzünlü geçebilir.
Geride kalan yılı düşünebilirler.
Kayıpları, biten ilişkileri, gerçekleşmeyen planları, belki yalnızlık duygusu hissedebilirler.
Ama çoğu zaman bu iki hal aynı anda var aslında.
Hem umut hem de hüzün.
Hem iyi ki bitti bu yıl hissi hem de ben ne yaptım bu koskoca sürede sorusu.
Bu dönemin böyle yoğun hissedilmesi tesadüf değil.
Bizim zihnimiz bitiş ve başlangıçları çok ciddiye alıyor.
Yılbaşı da aslında tam bir eşik zamanı.
Ne tamamen geçmişteyiz ne de tam olarak geleceğe geçmiş durumdayız.
İki kapı arasında durma hali gibi sanki.
Tam da bu eşlik zamanlarında ritüeller devreye giriyor.
Ağaç süslemek, hediyeleşmek, bir araya gelmek, geri sayım yapmak.
Bunlar sadece gelenek olduğu için yaptığımız şeyler olmayabilir.
Aynı zamanda duygularımızı düzenlememize yardım eden görünmez psikolojik araçlar gibi.
Burada biraz da Jung'dan bahsetmek istiyorum.
Carl Jung, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden birisi.
Jung zihni tamamen bizim kontrolümüzde olan bir yer gibi düşünmüyor.
Ona göre çoğu zaman yönettiğimizi sandığımız zihnin aslında kendi işleyişi var.
Ne istediğimizi, neye yöneldiğimizi ve bazı temaların neden hayatımıza tekrar tekrar girdiğini bu işleyiş belirliyor.
Ve Jung şunu fark ediyor.
Bu sistem sadece kişisel deneyimlerden oluşmuyor.
İnsanlığın çok eski deneyimlerinden, ortak korkularından, umutlarından ve imgelerinden de besleniyor.
Buna kolektif bilinç dışı diyor.
Yani kültürden kültüre değişse de insan zihninde tekrar eden bazı semboller var.
Ağaç, ışık, karanlık, yolculuk, yeniden doğuş gibi imgeler.
Bunlar bir yere ait olduğu için değil, insan olmanın ortak deneyimlerine dokunduğu için karşımıza çıkıyor.
Jung'un amacı şu, bu imgeleri fark etmek.
Onların bizde neyi harekete geçirdiğini anlamak.
Yılbaşı ağacı da böyle bir sembol aslında.
Çok eski kültürlerden beri ağaç hayatla ilişkilendiriliyor.
Kökleri toprağa uzanıyor, gövdesi hayata ve dalları gökyüzüne.
Yani aşağı ile yukarıyı görünür olanla görünmez olanı birleştiriyor gibi.
Jung ağaçlarla ilgili şöyle şeylerden bahseder.
Büyüme, gelişme, yaşlanma, ölüm ve yeniden doğuş.
Bir tohumdan koca bir yaşam formuna dönüşme hikayesi.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bu ağacı alıp evimizin içine getiriyoruz.
Onu süslüyoruz, üzerine ışıklar, toplar, süsler asıyoruz.
Ve en tepeye bir yıldız, parlak bir figür koyuyoruz.
Aslında farkında olmadan şunu yapıyor olabiliriz.
Dışarıdaki hayat ağacını iç dünyamıza taşıyoruz.
Belki de bu yüzden o ışıkları yakınca içimiz biraz ferahlıyor ve belki de bu yüzden o ağacın yanında oturmak evin diğer köşelerinde oturmaktan farklı hissettiriyor.
Ağacı biraz daha yakından düşünelim.
Kökler görünmez toprağın altında.
Biz görmesek de ağacı hayatta tutan şey onlar.
Tıpkı bizim geçmişimiz, ilişkilerimiz, çocukluk deneyimlerimiz, bağlarımız gibi.
Her gün aklımızda değiller belki ama bizi taşıyan, besleyen bir tarafı var.
Gövde ağacın taşıyıcı kısmı.
Köklerle dallar arasında bağlantı kuran yer.
Hayatımızda bu her gün yaptıklarımız, sorumluluklar, işler, ilişkiler, tekrar eden rutinler çok dikkat çekici olmayabilir ama bizi ayakta tutan, dağılmamızı engelleyen kısım tam da burası.
Dallar ve süsler.
Dallar ihtimaller gibi sanki, farklı yönlere uzanan, farklı hayat çizgileri ve farklı ben olasılıkları gibi.
Biz dallara süsler taktıkça belki kendi hayatımızda değerli bulduklarımızı görünür kılıyoruz.
Aile fotoğrafları, anılar, renkler, sevdiğimiz objeler ve tepedeki ışık, bazen bir yıldız, bazen parlak bir süs, ulaşılması zor bir yere konuyor, tam en üste.
Jung için bu biraz umut, biraz yön, biraz da kendi potansiyeline doğru uzanma haliyle ilişkilendirilebilir.
Bunların hepsini düşünürken çok teorik düşünmeye gerek yok.
Şöyle sorabilirsiniz kendinize.
Bu sene ağacı süsterken aslında içimden ne geçiyordu?
Ne olsun istiyordum hayatımda? Neye yer açmaya çalışıyordum?
Peki gelelim yılbaşının aynı zamanda neden bu kadar yorucu olabildiğine.
Birçok kişi için bu dönem sadece keyifli değil, aynı zamanda çatışmalı, yoğun ve yorucu bir dönem.
Aile bir araya geldiğinde yıllardır ertelenen gerginlikler yüzeye çıkabilir.
Bu sene neredesiniz sorusu bile yüklü olabilir.
Bir yandan sosyal medyada herkes mutlu, kalabalık, ışıklı kareler paylaşıyormuş gibi görünüyor.
Kendi hayatımıza dönüp bakınca benimki neden böyle hissi doğabilir.
Bunun yanında yıl sonu demek muhasebe demek aslında.
Bu yıl ne yaptım, neyi başardım, ne kaybettim, kim girdi hayatıma, kimler çıktı?
Bu sorular çoğu zaman resmi olarak sorulmasa da içeride bir yerlerde dolaşıyor ve doğal olarak hem hüzün hem de iç sıkıntısı hem de anlam arayışı getiriyor.
Bu noktada şunu söylemek önemli, bu hislerin hiçbiri bir bozukluk değil.
Yılbaşı döneminde duyguların karmaşık olması aslında son derece anlaşılır bir insanlık Halit.
Tam burada ritüellerin iyileştirici tarafı devreye giriyor.
Bir ağacı süslemek, bir sofrayı kurmak, küçük de olsa hediyeler hazırlamak, birkaç kişiyi arayıp nasılsın demek.
Bunlar dışarıdan bakınca çok basit görünüyor olabilir ama içeride şunu yapıyorlar.
Duygularımıza bir çerçeve sunuyorlar.
Bu akşam bir aradayız, bu ağacın etrafında buluşuyoruz, bu paketi sana vermek istiyorum gibi somutanlar yaratıyorlar.
Yılbaşı ağacına asılan her süs bir bakıma küçük bir niyet gibi belki, belki farkında olmadan bu yıl biraz daha hafif hissetmek istiyorum.
Biraz daha güvenli ilişkiler istiyorum.
Daha çok üretmek, daha az kendime yüklenmek istiyorum gibi isteklerimizi ışıklara ve renklere emanet ediyoruz sanki.
Bu dilek tutma gibi mistik bir yerden değil, daha çok içerideki ihtiyacı bir görüntüye bağlama halinden geliyor.
Belki siz yılbaşı ağacına hiç sempati duymayan birisiniz.
Ne gerek var? Dallar dökülüyor, masraf, uğraş.
Zaten bizim kültürümüze de ait değil diyor olabilirsiniz.
Bu da çok anlaşılır.
Ritüeller herkes için aynı anlamı taşımaz.
Burada önemli olan ağaç olsun olmasın kendi hayatınızda şu soruya biraz bakmak.
Bu dönem yani yılın son günleri bende neleri hareketlendiriyor?
Yılbaşı ağacı metaforuna geri dönelim ve bunu biraz daha iç dünyamıza çevirelim.
Hayal edin.
Bu ağaç sizsiniz.
Kökleriniz nerede?
Sizi hayatta tutan, güç veren, görünmeyen kaynaklarınız neler?
Bazen unutsanız bile zemin sağlayan insanlar, anılar, baş etme yolları, değerleriniz
Gövdeniz nasıl? Günlük hayatınız sizi taşıyor mu yoksa sürekli sallanıyormuş gibi mi hissediyorsunuz?
Her gün yaptığınız küçük şeyler, işe gitmek, yemek hazırlamak, arkadaşlarınızla mesajlaşmak, terapiye gitmek, kitap okumak, hiçbir şey yapmadan uzanmak sandığınız kadar küçük olmayabilir
Dallarınız nerelere uzanıyor?
Hayatınızın farklı alanları, iş, ilişki, arkadaşlıklar, yalnız zamanlar, üretken olduğunuz yerler.
Bu dallar çok geniş, bazıları kurumuş gibi hissediliyor olabilir.
Bu yıl nereye biraz daha su vermek, hangi dala biraz daha alan açmak istiyorsunuz?
Ve tepedeki ışık, bu ışık sizin için neyi temsil ediyor?
Değer verdiğiniz bir ilke olabilir, bir yaşam yönü, bir hayal, çok net olmasa bile içten içe hissettiğiniz, buraya doğru gitmek istiyorum duygusu.
Bu soruların hiçbirini bugünün sonunda cevaplamak zorunda değilsiniz.
Ama yılbaşı ağacına bakarken belki aklınızın bir kenarında bu çağrışımlarda durabilir.
Bir de işin umut tarafı var.
Evet, takvim yapraklarının değişmesi tek başına hayatı dönüştürmüyor.
Bir Ocak'ta sihirli bir gün değil zaten.
Ama insan zihni başlangıçları seviyor.
Yeni bir defterin ilk sayfasını, yeni taşınılan bir evi, yeni alınan bir ajandayı, yeni yılın ilk gününü.
Bunlar bize yeniden deneme izni veriyor.
Bu yüzden yeni yıla hedef koymak, niyet belirlemek, hayata şöyle bir uzaktan bakmak aslında fena bir şey değil.
Yeter ki bunlar kendimizi hırpaladığımız bir performans listesine dönüşmesin.
Bu yıl şunları başaracağım yerine, bu yıl kendime hangi alanlarda biraz daha iyi davranmak istiyorum, bu sene neyi azaltmak, neyi çoğaltmak istiyorum gibi sorular hem daha gerçekçi hem de daha şefkatli olabilir.
Son olarak belki şunu söyleyerek bitirebiliriz.
Bu yıl yılbaşı ağacına bakarken ya da hiç ağacınız yoksa sokaktaki ışıklara, vitrinlere, evdeki küçük bir objeye bakarken kendinize şu soruyu sorabilirsiniz.
Bu sene içimde neyi yeşertmek istiyorum?
Bu çok büyük de bir hedef olmak zorunda değil.
Zaten mükemmel olma hedefi çoğumuzun yeterince taşıdığı bir yük.
Belki daha çok dinlenmek, belki daha çok hayır diyebilmek,
belki daha çok oyun, daha çok kahkaha, belki daha az kendini suçlama,
belki daha çok olduğu kadara razı gelebilme.
Her birimizin ağacı farklı, her birimizin kökleri, dalları, ışıkları başka.
Ama yılın bu zamanında ister bütün bu ritüellere karşı mesafeli olun, belki içinizdeki küçük çocuğa şunu sormayı deneyebilirsiniz.
Şu an neyine iyi gelmemi istersin?
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu yılı nasıl geçirdiyseniz geçirin.
Umarım yeni yıl sizin için biraz daha yumuşak, biraz daha taşıyabildiğiniz, biraz daha kendinizle uyumlu hissettiğiniz bir yıl olur.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
