
Bu bölümde yaşlanma kavramı üzerine birlikte düşündük.
Bazen yaşlı birini gördüğümüzde içimizde beliren o tuhaf hüzün nereden geliyor?
Sadece o kişiye mi bakıyoruz, yoksa kendi geleceğimize mi?
Ya da zamanın geçişine, kontrolün yavaşça elimizden kayışına mı?
Transkript
Herkese merhaba. Bir süredir zihnimi meşgul eden bir konu var. Onu paylaşmak istedim bu hafta sizinle.
Bugün yaşlıkla ilgili konuşmak istiyorum.
Bazen ben böyle ileri yaşta insanları gördüğümde üzülüyorum. Yani hani böyle yetmişli, yetmiş artı yaştan bahsediyorum.
O an zor durumda olmaları gerekmiyor. Hatta böyle çok da mutlu olabilirler.
Ama böyle yine de içime tuhaf bir hüzün kaplıyor.
Bu hissi birkaç kişiyle de paylaştım ve onlardan da benzer şeyler duydum.
Sonra biraz araştırınca gördüm ki aslında bu pek çok insanın hissettiği bir şeymiş.
O yüzden bugün bunu biraz birlikte düşünelim istedim.
Araştırınca ve biraz da düşününce fark ettim ki bu his yani yaşlı birini gördüğümüzde içimizin burkulması sadece bizim iç dünyamızla ilgili olmayabilir.
Mesela aklıma ilk gelen şey bayram reklamları.
Yani düşünün bir özellikle böyle şeker bayramında sanırım o zaman çıkanlar.
Genelde böyle ya yaşlı birini yalnız başına görüyoruz ya da bir çift oluyor.
Eski bayramları hatırlatıyor.
Çocuklar ve torunlar uzakta oluyor ya da o an işte gelmemiş oluyorlar.
Böyle hep bir hüzün, hep bir eksiklik duygusu işleniyor.
Bu sahneleri o kadar çok izliyoruz ki fark etmeden böyle bir şeyler yerleşiyor bence zihnimizde.
Yaşlanmak biraz yalnızlık gibi, sanki hayatının değerinin azaldığı bir dönemmiş gibi görünmeye başlıyor.
Halbuki herkesin yaşanma hali aynı değil.
Ama biz hep aynı hikayeyi izliyoruz ve belki bu yüzden yaşlanma fikri bize bu kadar dokunuyor.
Ve belki de bu yüzden yaşlı birini gördüğümüzde içimizde hep o hüzün beliriyor.
Çünkü yalnız o kişiye değil onun temsil ettiği zamana bir ihtimale bakıyoruz belki de.
Yaşlılıkla ilgili de tabii bir sürü çalışma var psikolojide.
Mesela araştırmalardan bir özellikle dikkatimi çekti.
Yaşlanmaya nasıl baktığımızın fiziksel ve ruhsal sağlığımızla hatta yaşam süremizle bile bağlantılı olduğunu söylüyorlar.
Kendini yaşlı hisseden insanların daha çabuk yıprandığı, sosyal hayattan çekildiği ve sağlık sorunları yaşadığı gözlemlenmiş.
Hatta yaşlılığı bir çöküş değil de hayatın başka bir evresi gibi gören insanlar daha iyi hissediyor, daha aktif kalıyor.
Ve bunu sonuç olarak daha uzun yaşıyorlar.
Yani yaşlanmak sadece fiziksel bir süreç değil de nasıl düşündüğümüzle de yakından ilgili bir şey.
Bir de yaşlanmanın sadece fiziksel bir değişim olmadığını fark etmek de biraz zaman alıyor sanırım.
Yani işte saçların beyazlaması, dizlerin ağrıması, hareketlerin yavaşlaması gibi şeyler ilk akla gelenler.
Ama bunların ötesinde bir şey daha var.
Yani zaman geçtikçe insan yavaş yavaş görünmezleşiyormuş gibi hissediyor sanırım.
Artık genç değiliz, dikkat çekmiyoruz.
Sanki kimsenin merak etmediği birine dönüşme ihtimali beliriyor zihinde.
Ve bu çok insani bir korkuyu tetikliyor tabii.
Yalnız kalmak, bir işe yaramamak, başkasına bağımlı hale gelmek.
Yaşlanma fikri bu kaygıların etrafında dolaşıyor temelde.
Dikkate değer başka bir şey de şu.
Yaşlanmak sadece bedensel değil.
Bir de bu bahsettiklerimin yanında böyle kontrol hissiyle de ilgili.
Gençken insanın seçme şansı daha çok.
Ne zaman işte kalkacağını, ne iş yapacağını, kimlerle görüşeceğini sen kendin belirliyorsun ama bu alanlar daralmaya başlıyor sanki yeşilerledikçe.
Ve vücut da her zaman iş birliği yapmıyor.
Hayatta eskisi kadar esnek olamıyor.
Bugün yapabildiğin bir şeyi ertesi gün yapamıyorsun.
Yani bu değişim sadece fiziksel değil.
İnsanın duygusal dünyasında da bir yük yaratıyor.
Bunları konuşmak kolay değil belki ama tam da bu yüzden konuşmalıyız.
Çünkü yaşlanmak aslında herkesin hikayesi.
Herkes yaşlanacak.
Bu hikayede sadece kayıplar değil aslında dönüşen şeyler de var.
Yani biz yaş alıyorken bahsettiğim şey burada sadece 70'li 80'li yaşlar değil aslında.
Yaş almaktan bahsediyorum.
Bu konuları düşünürken bir filmle karşılaştım.
Belki biliyorsunuzdur.
Halls Moving Castle.
Belki izlemişsinizdir de.
Çünkü Miyazaki'nin animasyonlarından biri.
Filmde Sophie adında genç bir kadın var.
Ve böyle çok spoiler vermeden birazcık hani değinmek istediğim bir konu var.
İsterseniz tabii atlayabilirsiniz bu kısmı.
Filmde Sophie adında genç bir kadın bir büyü sonucu bir anda yaşlanıyor.
Yani bir sabah uyanıyor.
Hatta bir sabah değil sanırım.
Direkt cadı büyü yapınca yaşlı bir bedene sahip oluyor.
Ve aynada böyle ilk baktığında kendini tanıyamıyor.
Ama ilginç olan şu ki yaşlanınca bir şeyler değişiyor hayatında.
Sanki daha rahatlıyor.
Böyle gençken içine kapanık, sessiz bir karakterken yaşlı bedeniyle daha cesur, daha girişken biri haline geliyor.
Mesela bence o genç Sophie olsa Hall'un şatosuna asla girmezdi.
Ama yaşlanmış Sophie giriyor.
Böyle sorunları çözmeye çalışıyor.
İnsanlara yardımcı oluyor.
Çünkü artık nasıl göründüğünü, ne düşündüklerini o kadar kafaya takmıyor insanların.
Yani bir yandan böyle yaşlı konu yavaşlatıyor, diğer yandan da özgürleştiriyor.
Hatta dikkatimi çeken özellikle bir sahne oldu.
Spoiler vermeden anlatmak çok zor gerçekten.
Bir manzaraya bakıyor mesela.
Orada o kadar uzun süre kalıyor ki yani sadece mesela o manzarayla baş başa kalıyor, izliyor.
Mesela orada yani zaman geçiriyor.
O özellikle çok çarpıcı geldi.
Belki hani biz şu yaşlarımızda bunu yapmazdık.
Yani uzun uzun manzaraya bakmazdık ya da bakamazdık daha doğrusu.
Bana bir diğer çarpıcı gelen şey de ya biz yaşlanmayı hep bir kayıp gibi düşünürüz ya.
Ya bu filmde başka bir şey söyleniyor.
Yani yaşlandıkça kendin olabilirsin ve belki ilk defa gerçekten kim olduğunu duyarsın diyor sanki.
Yani bendeki çarşımı bu oldu en azından.
Bir de Sophie'nin yaşlı haliyle başkalarına karşı daha şefkatli, daha anlayışlı biri olduğunu da görüyoruz.
Hatta onu lanetleyen cadıya bile iyi davranıyor, yardım ediyor, bakım veriyor.
Ve bunu bir zorunluluktan değil, içinden geldiği için yapıyor.
Genç hali bu kadar cesur ya da yumuşak değildi.
Ama böyle yaşlandıkça hem daha yumuşak ama aynı zamanda aslında daha güçlü biri oluyor.
O yüzden bu filmi izlerken böyle yaşlılık kavramı da biraz yerinde oynadı bende.
Yani ona ait düşüncelerim, yaşlanmaya dair düşüncelerim.
Evet yaşanmak bazı şeyleri zorlaştırıyor ama böyle bir şeyleri de sadeleştiriyor.
Yani ne için yaşadığını daha net görebiliyorsun belki.
Ya da kimsenin bakmadığı bir yere bakma cesaretin oluyor.
Kim olacağımızı, başkalarının bizi nasıl gördüğünü daha çok kafaya takıyoruz belki gençken.
Ama böyle zaman geçtikçe başka şeyler ön plana çıkıyor.
Ne hissettiğimiz, kimlerle birlikte olduğumuz, neye gerçekten değer verdiğimiz bunlar daha görünür hale geliyorlar.
Buffy yaşlandıkça hayatı sanki daha çok olduğu haliyle kabul ediyor.
Yani o içinde bulunduğu durumu bir şekilde kabul ediyor ve sanki o andan zevk almaya bakıyor gibi.
Gençken böyle hep bir şeyleri değiştirme, düzeltme arzusu var ya yaşandıkça işte bazı şeyleri olduğu gibi kabul edebileceğini fark ediyor insan.
Bu da bir güç aslında.
Ericsson mesela yaşamın son dönemini bütünlük ve umutsuzluk evresi olarak tanımlar.
İnsan işte geçmişine dönüp bakar.
Nasıl bir hayat yaşadım?
Yaşadıklarıma değer miydi? gibi sorularla.
Ve bu sorulara evet diyebiliyorsa bir tür içsel huzur gelişiyor.
Ama değilse pişmanlık ve umutsuzluk ağır basıyor.
Mesela varoluşçu yaklaşımlar da yaşlılığı bu sorgulamalar üzerinden ele alıyor.
Zamanım azalıyor farkındalığıyla birlikte insanın hayatta seçimleriyle ölümle olan ilişkisi daha görünür hale geliyor.
Ve bu noktada şu sorular öne çıkıyor.
Ben gerçekten kendi hayatımı mı yaşadım?
Yoksa birileri için bir şeyler uğruna mı yaşadım?
Bu soruların cevabı bazen huzur veriyor ve maalesef bazen de eksiklik hissi getiriyor.
Ama her halükarda bu sorgulama yaşlılığın sadece bir son değil de içsel bir yüzleşme dönemi olduğunu gösteriyor bence.
Bugün biraz yaşamın üzerine konuştuk.
Belki siz de ben konuşurken bunun biraz da kendimize ait bir mesele olduğunu fark etmişsinizdir.
Böyle hem toplumsal imgeler hem bireysel korkular hem de zamanla değişen bakış açıları böyle hepsi birbirine karışıyor.
Bu konuda sizin de fikirlerinizi merak ediyorum.
Hem genel olarak yaş alma konusunda hem belki filmle ilgili.
Aklınızda bir şeyler uyandırdıysa biraz eşlik edebildiysem ne mutlu bana.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
