
Terapi Hakkında Merak Edilenler: Terapistler Tavsiye Verir mi?
6 Kasım 2026 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde terapistlerin neden doğrudan tavsiye vermekten kaçındığını, yol göstermekle karar vermek arasındaki farkı ve farklı terapi yaklaşımlarının bu konuya nasıl baktığını konuşuyoruz. Peki, terapi bize ne yapacağımızı söylemeden nasıl yardımcı olabilir?
Instagram: psikologmelisacenal
Transkript
Merhaba, Bunu Hiç Düşündün mü?? podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Terapi hakkında merak edilenler serisinin bu bölümünde çok sık duyduğum bir soruyu konuşmak istiyorum.
Terapistler neden tavsiye vermez?
Ya da aslında daha doğrusu tavsiye verirler mi?
Zaman zaman şöyle yorumlar duyuyorum.
Şimdi ben gidip her şeyi anlatacağım ona.
O da bana eğer ne yapacağımı söylemeyecekse eğer ne anlamı var gitmemin?
Ya da terapiye giden biri de bazen biraz hayal kırıklığıyla şöyle diyebiliyor.
Bu konuyu ben haftalardır anlatıyorum.
Bir kere de şunu yap, bunu yap demedim.
Şimdi bu iki yorum da aslında çok anlaşılır.
Ama bu soruya cevap vermeden önce bence konuşmamız gereken bir şey var.
O da tavsiye derken neyi kastediyoruz biz?
TDK'ya baktığımda tavsiye kelimesinin iki anlamı olduğunu görüyorum aslında.
Birincisi öğütleme ve yol gösterme.
İkincisi de bir şeyin ya da birinin iyi, işe yarar olduğunu söylemek.
Yani bu kitabı tavsiye ederim dediğimizdeki anlam aslında.
Öğüt kelimesinin tanımı da şöyle.
Bir kişiye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
Bu tanıma biraz dikkatli bakınca içinde birbirinden oldukça farklı şeyler olduğunu fark ediyoruz aslında.
Birine ne yapmasını gerektiğini söylemek bir şey, ona yol göstermek daha başka bir şey sanki.
Yol göstermek birinin önünde hangi yolların olduğunu görmesine yardım etmek de olabilir.
Bilmediği bir bilgiyi ona vermek de olabilir.
Hatta doğru zamanda doğru bir soru sormak da olabilir.
Bir terapistin danışanını bir psikiyatriste yönlendirmesi, bir kitabı okumasını önermesi ya da bir ödev vermesi de bir tavsiye.
Peki biz günlük hayatta tavsiye deyince ne anlıyoruz aslında?
Bence çoğu zaman ilk anlamının en dar halini yani ne yapılacağının açıkça söylenmesini anlıyoruz çoğu zaman.
Terapide bana biraz tavsiye verir misiniz dendiğinde de genelde istenen bu oluyor çoğu zaman.
İlişkimde kalayım mı yoksa ayrılayım mı?
İşimi bırakayım mı?
Annemle şöyle bir konu vardı o konuyu tekrar konuşayım mı?
birinin buna dair net bir cevap vermesini istiyoruz.
Bazen içimizde şöyle bir düşünce olabilir.
Bu durumun doğru bir cevabı var ama ben onu bulamıyorum.
Ama karşımdaki uzman bunu biliyor.
Zor bir kararın içindeyken, zor bir sürecin içindeyken
birinin gelip doğrusu bu demesi hepimizi rahatlatır tabii ki de.
Ayrıca o verilen kararın yükü de biraz paylaşılmış olur.
Ama hayatımızdaki önemli kararların çoğunda herkes için geçerli tek bir yol yok.
Bir kişi için doğru olan bir karar başka biri için hiç uygun olmayabilir.
Hatta aynı kişi için bile hayatının farklı dönemlerinde farklı bir karar doğru olabilir.
Terapistler neden tavsiye vermez diye sorduğumuzda
aslında terapistlerin hiç tavsiye vermediğini kabul etmiş oluyoruz.
Ama bu biraz tavsiyeden ne anladığımıza da bağlı.
Eğer kastımız şunu yap diyerek hayatınızla ilgili bir kararı sizin yerinize vermektense
terapist bunu yapmamalı tabii ki.
Ama yol göstermenin geniş anlamını düşünürsek eğer
terapide sandığımızdan çok daha fazla tavsiye var aslında.
Önce neden direkt olarak şunu yap demediğimizi tekrar bir anlatayım istiyorum.
İlki şu tabii ki, hayatınızı en iyi bilen sizsiniz.
Bir terapist sizi haftada bir 50 dakika görüyor.
Ailenizi, kültürünüzü, geçmişinizi, bir kararın sizin için ne anlama geldiğini siz ne kadar anlatsanız da tabii ki sizin kadar iyi bilemez.
Ona doğru gelen bir çözüm sizin hayatınıza hiç uymayabilir.
İkincisi terapistin konumu ile ilgili.
Bir arkadaşınız mesela bence erkek arkadaşından ayrılmalısın dediğinde bunu bir görüş olarak kabul edebilirsiniz belki.
Ama aynı cümleyi terapistiniz söylediğinde daha farklı etkileri olabilir.
Çünkü karşınızda bu işin uzmanı olarak oturan biri var.
Kendi kararımızı vermek yerine onun ne düşündüğünü tahmin etmeye, onu memnun edecek seçeneği aramaya başlayabiliriz bu durumda.
Hayatımız zaten ailemizin, çevremizin ve toplumun aslında bizden beklentileriyle dolu.
Ve terapi odasının da bu beklentilere bir yenisinin eklendiği yer olmasını arzu etmiyoruz burada.
Bir de şu var, eğer biz her kararda terapistim ne der diye düşünmeye başlarsak terapi bittiğinde kendi başımıza karar vermek de zorlaşabilir.
Oysa bizim terapideki amacımız biraz da kendi yolumuzu bulabildiğimizi görmek aslında.
Bu ayrılma mevzusunda arkadaşlıklardan da biliyoruz aslında.
Şimdi siz bir arkadaşınıza bence ondan ayrıl dediniz diyelim.
O da ayrılmadı ve birkaç ay sonra yine aynı sorunları yaşıyor diyelim ki.
Şimdi bu durumda gelip size anlatması zorlaşacaktır büyük ihtimalle.
Çünkü artık sizin ne düşündüğünüzü biliyor.
Terapide de aynı konuyu tekrar tekrar konuşabilmenin değeri biraz da buradan geliyor aslında.
Bir diğer konu da aslında bu tavsiye vermek konusunda terapistin hangi yaklaşımla çalıştığı bu da önemli.
Çünkü her ekol terapistin ne kadar yönlendirici olacağına farklı bakıyor.
Bazı yönelimlerde terapist daha aktif bir rol alıyor.
Beceriler öğretiyor, seans aralarında yapmanız için ödevler verebiliyor.
Dışarıdan bakan biri buna tavsiye diyebilir ki bir anlamda da öyle aslında.
Bazı yaklaşımlardaysa terapist daha az yönlendirici konumda oluyor.
Ne yapmanız gerektiğinden çok aslında orada konuştukça neyin ortaya çıktığıyla ilgileniyor.
Bir şeyi neden tekrar tekrar yaşadığınızı anlamak için geçmişe veya terapistle kurulan ilişkiye de bakıyor.
Yine de bu yaklaşımların hiçbiri sonuçta çok açık bir yönlendirme yapmıyor.
En yapılandırılmış terapilerde bile terapistin önerdiği şey genelde bir duyguyla nasıl başa çıkabileceğimiz ya da nasıl deneyimleyebileceğimizle ilgili oluyor.
Kiminle evleneceğinize, hangi şehirde yaşayacağınıza ya da ailenizle görüşmeyi kesip kesmeyeceğinize sizin yerinize terapist karar vermiyor sonuçta orada.
Ekoller arasındaki fark biraz da burada aslında.
Yani yol göstermenin ne kadarının uygun olduğu konusunda.
Hayatınızla ilgili kararı sizin yerinize vermenin uygun olmadığı konusunda aşağı yukarı çoğu ekol aynı yerde duruyor.
Bu podcast'in adına bakalım mesela.
Bunu hiç düşündün mü?
Şimdi biçim olarak bu bir soru evet.
Bazen bunu gerçekten merak ettiğimiz için sorabiliriz.
Bazen de aklımızda bir fikir vardır.
Mesela birine hiç ailenin evinden taşınmayı düşündün mü diye sorduğumu düşünün.
Bu seçeneğin karşımdaki kişinin aklından hiç geçip geçmediğini, bu konuda neler düşündüğünü merak ettiğim için sorabilirim bu soruyu.
Ama aynı soru konuşmanın gidişatına göre bence taşınmayı düşünmelisin demenin daha yumuşak bir yolu da olabilir.
Hangisi olduğu o ana kadar ne konuşulduğuna hatta sorunun nasıl sorulduğuna bağlı.
Karşımdaki kişinin onu nasıl duyduğu da ayrı bir konu tabii ki.
Ben merakla sormuş olsam bile o bunu bir öneri gibi duyabilir.
Yine de soru biçiminde gelen bir önerinin açık bir tavsiyeden önemli bir farkı var.
Size bir şey sorulduğunda hayır istemiyorum diyebilirsiniz ve bu terapistin sözünü dinlememek gibi hissettirmez.
Orada karar size kalır.
Bence bunu yapmalısın denildiğinde ise yapmamak bazen bir tür itaatsizlik gibi de algılanabilir.
Terapistiniz size şunu yap demiyorsa bu sizinle ilgilenmediği ya da bir fikri olmadığı anlamına gelmiyor bu konuda.
Çoğu zaman kararı size bırakmaya özen gösteriyordur.
Ama bir fikir duymaya ihtiyacınız varsa bunu tabii ki söyleyebilirsiniz terapistinize.
Bu konuda ben sizin ne düşündüğünüzü duymak istiyorum demek aslında terapide rahatlıkla konuşulabilecek bir şey.
Tabii ki terapistiniz yine de doğrudan bir cevap vermeyebilir.
Ama neden o an bir cevaba ihtiyaç duyduğunuzu birlikte konuşmak da çoğu zaman işe yarar.
Tersi için de geçerli.
Terapistinizin eğer sizi bir yöne doğru ittiğini hissediyorsanız bunu da söyleyebilirsiniz.
Sonuçta terapi aslında bunların rahatça konuşulabildiği bir yer olmalı.
Bu bölümde tavsiye üzerine biraz düşünmüş olduk.
Umarım size de iyi gelmiştir.
Bu bölümlük benden bu kadar.
Podcast'ı takip etmeyi ve yeni bölümlerden haberdar olmak için bildirim zilini açmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
