
Bu bölümde Nietzsche’nin ‘üstinsan’ kavramını ele alıyoruz.
Dünyayı değil, kendini dönüştürmeye dair bir fikir bu. Anlamı dışarıda değil, kendi içinde kurabilen insana dair.
Belki de insan olmanın bitmeyen yolculuğu tam da burada başlıyor.
Transkript
Merhaba, bugün biraz Nietzsche'den ve onun çok konuşulan ama bazen de yanlış anlaşılan bir kavramından bahsedeceğiz.
Übermensch.
Türkçe'ye genelde üst insan ya da süper insan olarak çevriliyor.
Ama bu çeviri ister istemez aklımıza mavi taytlı kırmızı pelerini bir kahraman getiriyor.
Oysa Nietzsche'nin bahsettiği üst insan, dünyayı kurtaran bir figür değil, kendi anlamını yeniden kuran bir insan.
Yani dışarıdaki dünyayı değil, önce kendi iç dünyasını dönüştüren biri.
Nietzsche 1800'lerin sonunda yaşadı.
O dönem Avrupa'da büyük bir değişim vardı aynı zamanda.
Dinin ve geleneksel değerlerin etkisi zayıflıyor, bilim ve bireysel düşünce yükseliyordu.
Bu durum birçok insanda bir boşluk duygusu yarattı.
Eskiden doğru dediğimiz şeyler artık o kadar kesin görünmüyordu.
İnsanlar neye inanacaklarını, nasıl yaşayacaklarını bilemez hale gelmişti.
Nietzsche bu döneme Tanrı'nın öldüğü çağ dedi.
Tabii ki de Tanrı'nın gerçekten öldüğünü söylemiyordu.
Ama Tanrı öldü derken şunu kastediyordu.
Artık dışarıdan bize neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyleyen bir otorite yok.
Yani değerleri bizim adımıza belirleyen bir sistem çökmüştü.
Ve o boşluğu şimdi bizim doldurmamız gerekiyordu.
Ama işte tam da burada tehlike başlıyordu.
Çünkü insanlar bu boşluğu anlamla değil, hiçlikle doldurmaya başladılar.
Hiçbir şeyin önemi yok.
Zaten herkes ölüyor, ne fark eder?
Nietzsche buna nihilizm diyordu.
Ve bu insanın içini yavaş yavaş tüketen bir hastalık gibiydi.
İşte üst insan fikri tam da bu noktada doğdu.
Nietzsche'ye göre insanın önündeki asıl görev şuydu.
Anlamı dışarıda değil, kendi içinde yaratmak.
Artık kimse bizim için iyiyi, doğruyu tanımlamayacaksa o zaman biz kendi değerlerimizi yaratmayı öğrenmeliydik.
Bu yüzden Nietzsche der ki insan hayvan ile üst insan arasına gerilmiş bir iptir.
Bir uçurumun üzerinde.
Yani hepimiz bir geçiş halindeyiz.
Henüz ulaşamadığımız bir potansiyel var içimizde ama oraya gitmek kolay değil.
Çünkü bu yol kendi sınırlarını aşmayı, alışkanlıklarını ve korkularını geride bırakmayı gerektiriyor.
Peki üst insan nasıl biri diye sorarsak.
O kusursuz bir kahraman değil.
Aksine hatalarını da karanlık yönlerini de tanıyan ama onlarla barış içinde yaşayan biri.
Kendini bastıran değil kendini dönüştüren biri.
Bir başkasının değerleriyle değil kendi iç sesiyle yaşayan biri.
Nietzsche bu insanı şöyle anlatır.
Bir gün insan kendini aşmayı öğrenecek.
Çünkü insan aşılması gereken bir şeydir.
Yani bu fikir başkalarını yenmekle değil kendini yenmekle ilgilidir.
Dış dünyada değil iç dünyada bir devrim çağrısıdır.
Bu noktada küçük bir yanlış anlaşılmayı da temizleyelim.
Nietzsche'nin güç istenci dediği kavram genellikle yanlış yorumlanır.
Birilerini ezmekten, başkalarına hükmetmekten bahsetmiyordu.
O, insanın kendi içinde büyüme gücünden, kendi korkularını, tembelliğini, güvensizliğini aşma isteğinden bahsediyordu.
Gerçek güç başkası üzerinden değil, kendisi üzerindedir diyordu.
Yani üst insan kavramı dış dünyada değil, insanın kendi ruhunda başlar.
Birinin sizi övmesine ihtiyaç duymadan da anlamlı bir hayat kurabilmekle ilgilidir.
Kendi yaşamının anlamını dışarıdan değil içeriden inşa etmekle ilgilidir.
Nietzsche'nin düşüncesinde bir başka önemli nokta daha var.
O iyi ve kötü kavramlarını da yeniden düşünmemizi ister.
Bizim iyi dediğimiz şeyler bazen sadece itaat etmemizi sağlar, uslu olmamızı, haddimizi bilmemizi öğretir.
Ama üst insan bazen bu kalıpları kırar.
Çünkü gerçekten yaşam dolu bir hayat biraz da riskle, biraz da cesaretle olur.
Nietzsche yaşamı kurallarına göre oynamak değil, kendi oyununu kurmak olarak görür.
Tüm bunları biraz örneklendirelim.
Bir düşünün, hayatınızda kaç kere herkes böyle yapıyor diyerek kendi isteğinizi bastırdınız?
Kaç kere sırf onay almak için evet dediniz?
Ya da sırf ayıp olur diye hayır diyemediniz?
Nietzsche'ye göre işte tam bu anlar bizim sınavımız.
Çünkü toplumun değerleriyle yaşarken kendi değerlerimizi kaybediyoruz.
Oysa üst insan olmak bir başkası gibi olmamaya cesaret etmektir.
Kendine dürüst olmaktır ve bu dürüstlük genelde konforlu değildir.
Bu yüzden Nietzsche'ye göre büyüme sancılı bir süreçtir.
İnsanın olgunlaşması genellikle acıdan geçer ama bu acı bir yıkım değil bir doğum sancısı gibidir.
Eski benim yerini daha özgür, daha bilinçli bir bene bırakma süreci.
O meşhur sözünü hatırlayın.
Beni öldürmeyen şey güçlendirir.
Bu sadece bir güçlü ol çağrısı değil.
Zorlanmaktan kaçınma demek aslında.
Çünkü o zorlanmalar bizi büyüten alanlardır.
Peki bu fikirleri günümüzden belki biraz da psikoloji açısından nasıl okuyabiliriz?
Terapi odasında da çok benzer bir süreç yaşanır aslında.
Danışan eski inançlarını, aileden gelen sesleri şöyle olmasınları bir fark eder ve kendi gerçeğine yaklaşmaya başlar.
Bu da tıpkı Nietzsche'nin bahsettiği kendini aşma sürecidir.
Bir noktada kişi fark eder.
Benim sandığım birçok şey bana ait değilmiş ve o an gerçek değişimin başladığı andır.
Yani Nietzsche'nin üst insanı terapotik anlamda kendini tanıyan, kendi değerini kuran insandır.
Artık birilerinin rehberliğine değil kendi pusulasına güvenir.
Ama Nietzsche bu süreci romantize etmez.
Yalnız kalacaksın der çünkü kendi yolunu seçmek çoğu zaman kalabalıktan ayrılmak demektir.
Ve bu yalnızlık da insanın sınavlarından biridir.
Yine de bu yalnızlık boş bir sessizlik değil.
İçinde anlam büyüten bir sessizliktir.
Biraz korkutucu ama aynı zamanda özgürleştirici bir alan.
Nietzsche'nin üst insanı hatalarından arınmış değil.
Onlarla bütünleşmiş bir insandır.
Kendini bastırmaz ama dürtülerinin esiri de olmaz.
O yüzden der ki ben size tam insanı öğretiyorum.
etiyorum. Bütünlüğüyle, ışığıyla
ve karanlığıyla.
Ve belki de bu yüzden bugün
hala Nietzsche'yi konuşuyoruz.
Çünkü o mükemmelliğe değil, bütünlüğe
çağırıyor. Peki, bugüne
dönersek bu düşünceden
ne alabiliriz? Bence
birkaç küçük şey. Birincisi
anlam beklemeyelim.
Çünkü onu biz yaratırız.
İkincisi başkalarının değerleriyle
değil, kendi değerlerimizle
yaşamak öğrenilebilir.
Üçüncüsü hatalarımız da bu sürecin bir parçası.
Ve belki de en önemlisi zorlanmak, yanlış yapmak, yalnız kalmak.
Bunlar eksiklik değil, büyüme alanlarıdır.
Nietzsche der ki insan açılması gereken bir şeydir ama o aşma tepeden bakmakla değil, kendine inmeyle başlar.
Her gün bir parça korkunu aşmak, bir parça daha dürüst olmak, bir parça daha özgür hissetmek.
Belki de üst insan tam olarak o küçük adımların toplamıdır.
Nietzsche'nin üst insan fikrini konuştuğumuz bu bölümde aslında bir çağrıyı da duyuyoruz.
Başkası olmaya değil kendini biraz daha bulmaya.
Bu da cesaret ister.
Ama zaten cesaret korkunun yokluğu değil korkuya rağmen adım atmaktır.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya tekrar görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
