
Bu bölümde pişmanlığın nasıl çalıştığını, neden bazen yaptıklarımıza değil de yapmadıklarımıza takıldığımızı ve geçmişteki halimizle nasıl daha adil bir ilişki kurabileceğimizi konuştuk.
Transkript
Merhaba, bugün biraz pişmanlıktan bahsedelim istiyorum.
Pişmanlık üzerine yapılan araştırmalar ilginç bir şeyi gösteriyor.
Günlük hayatta sevgiden sonra en çok kullandığımız kelime pişmanlık.
Öfke, korku ya da üzüntüden çok daha fazla pişmanım ya da keşke diyoruz.
Bu kadar sık kullanılmasının bir sebebi olmalı.
Aslında pişmanlık üzüntü ya da hayal kırıklığıyla da çok karıştırılıyor.
Ama aralarında bir fark var.
İşin içinde bizim imzamızın olması.
Yani faturayı bir başkasına kesememek.
Bir örnekle bakalım.
Tatile gideceksiniz ve o gün yağmur yağdı.
Bu sadece bir hayal kırıklığıdır aslında.
Gökyüzüne kızarsınız, şansınıza küsersiniz ama kendinizi suçlayamazsınız.
Ama eğer hava durumuna bakmak aklıma gelmişti ama üşendim ya da bakmadan yola çıktım derseniz
o duygu artık bir pişmanlığa dönüşür.
Aradaki fark parmağınızı kendinize dikip dikmemenizle ilgili.
Suçu başkasında değil, kendi kararınızda bulduğunuzda pişmanlık başlıyor.
Bu noktada doğruluğu tartışılan ama pişmanlığın boyutunu anlamak için
sıkça anlatılan bir olaydan bahsetmek istiyorum.
1995'te İngiltere'de yaşayan bir adam her hafta aynı sayılarla lot oynuyor.
Bir akşam televizyonda o sayıların çıktığını görüyor ama o hafta bilet almayı unuttuğunu fark ediyor.
Bu kaybın ağırlığıyla hayatına son veriyor.
İşin sarsıcı tarafı sonradan yapılan araştırmalarda o hafta ikramiyenin çok fazla kişi arasında bölündüğü
ve adamın aslında kaçıracağını sandığı o milyonlar yerine çok daha küçük bir miktar kazanacağı iddia ediliyor.
Tabi bu anlattığım çok uç bir örnek.
Tam olarak doğruluğunu kanıtlamamız da zor.
Olayın arka planını bilmiyoruz.
O adamı bu karara iten diğer hayat zorluklarını ve diğer faktörleri de tam olarak bilmiyoruz.
Ama bu hikaye bir kurgu bile olsa pişmanlığın zihnimizde nasıl çalıştığını göstermesi açısından önemli.
Burada adam kaçırdığını sandığı o büyük para ve kendine duyduğu öfke yüzünden o karar vermiş gibi görünüyor.
Pişmanlık olan bitenden çok aslında kafamızda kurduğumuz o başka ihtimalle ilgili.
Eğer bilet alsaydım şu an hayatım çok başka olurdu diye düşünüyoruz.
Ama o bileti alsak bile hayatın bize ne getireceğini, gerçekte zengin olup olmayacağımızı ya da o paranın bizi mutlu edip etmeyeceğini aslında hiç bilmiyoruz.
Sadece o tek bir anı değiştirince her şeyin düzeleceğine bir şekilde kendimizi inandırıyoruz.
Peki pişmanlık her zaman böyle yıkıcı mı olmalı yoksa bize bir şey anlatmaya çalışıyor olabilir mi?
Pişmanlığa bir bakıma beynimizin bir şeyi öğrenme veya bir hatayı fark etme biçimi olarak bakabiliriz.
Tıpkı sıcak bir tavaya dokunduğumuzda elinizin yanması gibi.
O an hissettiğimiz acı aslında bize bir dahaki sefere ne yapmamız gerektiğini söylüyor.
Pişmanlık da kararlarımız için benzer bir sinyal veriyor olabilir.
Burada yanlış bir adım attım.
Bir sonrakine daha farklı davranabilirim.
Ama her zaman bu kadar işlevsel ilerlemiyor süreç.
Bazen o hatayı bir tecrübe olarak cevve koyup devam etmek yerine sadece o ana odaklanıp kalabiliyoruz.
O uyarıyı alıp geçmek yerine sanki o kararın içine çakılı kalıyoruz.
Şimdi gelin bu yanma hissinin neden zaman içinde şekil değiştirdiğine,
neden bazen yaptıklarımıza bazen de yapamadıklarımıza daha çok üzüldüğümüze bakalım.
Pişmanlık zaman içinde aynı kalmıyor, sürekli şekil değiştiriyor.
Araştırmalarda da net bir ayrım çıkıyor ortaya.
Kısa vadede genellikle yaptığımız şeylere üzülürken uzun vadede yapamadıklarımıza daha çok yanıyoruz.
Şöyle düşünün, bir hata yaptınız, birine yanlış bir cümle kurdunuz veya gereksiz bir harcama yaptınız.
Hemen ertesi sabah uyandığınızda o kararın yakıcı bir etkisi olur.
Neden yaptım dersiniz?
Buna eylem pişmanlığı diyoruz.
Somut bir olay var ortada, etkisi taze ama bir o kadar da geçici.
Çünkü 10 yıl sonra o günkü yanlış cümlenizi genellikle hatırlamazsınız.
Onun yerine aklınıza şu gelir.
O gün neden oraya gitmedim?
Neden okursa başlamadım?
Neden o teklifi değerlendirmedim?
İşte buna eylemsizlik pişmanlığı deniyor ve bu tip pişmanlıklar yıllar geçtikçe içimizde daha çok yer kaplıyor.
Peki neden yaptıklarımızın etkisi azalırken yapmadıklarımızınki büyüyor?
Bunun birkaç sebebi var.
Birincisi zihnimizin bir tür onarım mekanizması ile çalışması.
Bir hata yaptığımızda yani aktif bir eylemde bulunduğumuzda beynimiz bu durumla başa çıkmak için hemen harekete geçiyor.
Gidip özür dileyebiliriz, durumu telafi etmeye çalışabiliriz ya da en kötü ihtimalle en azından bir tecrübe oldu diyebiliriz kendimize.
Yani o hatanın bir sonu, bir finali var.
Bir şey olmuş, bitmiş ve o dosya bir şekilde kaldırılmış.
Bir bedel ödenmiş ve mesele kapanmış.
Ama yapmadığımız şeyler için durum tam tersi.
Bir adımı atmadığımızda, bir fırsatı teptiğimizde o dosya hiç kapanmıyor.
Çünkü eylemsizlik ucu açık bir senaryo demek.
Eğer o gün o adımı atsaydım, şimdi hayatım nasıl olurdu sorusunun sonu yok.
Zihnimiz o boşluğu en ideal, en sorunsuz ihtimallerle doldurmaya başlıyor.
Kesin çok mutlu olurdum ya da kesin her şey yoluna girerdi diyoruz.
Oysa siz o adımı atsaydınız belki işler sandığınızdan çok daha kötü gidecekti.
Ama denemediğimiz için o kötü ihtimali hiç hesaba katmıyoruz.
Yapılmayan şey kafamızda hep kusursuz bir ihtimal olarak kalıyor.
Beynimizde yarım kalmış, tamamlanmamış işleri bitmiş olanlardan çok daha güçlü bir şekilde hatırlıyor.
Bitmiş bir hata ne kadar büyük olursa olsun sonuç olarak bitmiş kategorisindedir.
Ve zihin onu bir yere yerleştiriyor.
Ama başlamamış bir ihtimal tamamlanmamış kategorisinde olduğu için kendini sürekli hatırlatıyor.
Sanki zihnimizde açık kalmış bir pencere gibi oradan sürekli bir rüzgar esiyor.
Bir diğer önemli nokta da şu, yaptığımız bir hatanın sonuçları sınırlıdır.
Somut bir kaybımız vardır ve onu görürüz.
Ama yapmadığımız bir şeyin maliyeti daha sonsuz görünür.
Bir diğer sebep ise geriye dönük özgüven artışı.
Bugün 20 yıl önceki halimize bakıp neden o işe girmemiştim ki ne varmış sanki korkacak demek çok kolay.
Çünkü bugünkü tecrübemizle o günün şartlarını hafife alıyoruz.
O günkü gerçek korkularımız, maddi imkansızlıklarımız veya o işi yapamayacağımıza dair hissettiğimiz eksiklikler zamanla hafızamızdan siliniyor.
Geriye sadece korkaklık yapmışım gibi bir suçlama kalıyor.
Oysa o günkü kararımızın, o günkü şartlarda kendi içinde çok mantıklı bir gerekçesi vardı belki.
Peki bu durumla yani geçmişteki halimizle nasıl uzlaşacağız?
Bugün sahip olduğumuz bilgilerle o gün o bilgilere sahip olmayan kendimizi suçlamayı nasıl bırakacağız?
Mesele şu, bir kararı verdiğiniz an elimizdeki bilgilerle, o günkü karakterimizle o karar mantıklıysa eğer,
bugün o kararlardan pişmanlık duymamız aslında bir mantık hatası oluyor.
Biz genellikle pişmanlık duyarken bir zamanlama hatası yapıyoruz.
Bugünün aklıyla, bugünün tecrübesiyle ve imkanlarıyla 10 yıl önceki halimizi yargılıyoruz.
Neden o gün o istifayı vermedim, neden o adımı atmadım diyoruz ama o günkü halimizin korkularını, o günkü banka hesabımızdaki parayı ya da o günkü özgüven eksikliğini tamamen devre dışı bırakıyoruz.
O günkü biz gelecekte bu kararın nasıl sonuçlanacağını bilmiyorduk.
Bilmiyorduk. Elimizde sihirli bir küre yoktu.
Dolayısıyla kendimizden her şeyi önceden görme performansı beklememiz kendimize yaptığımız bir haksızlık aslında bir yandan.
Burada belki pişmanlığı ikiye ayırma kişi yarayabilir.
Yerinde olan ve yerinde olmayan pişmanlık.
Diyelim ki bir karar vereceksiniz ve aslında o kararın yanlış olduğunu o an bile biliyorsunuz.
Kendi değerlerinize aykırı davranıyor olabilirsiniz.
Bile bile o hatayı yapıyor olabilirsiniz.
Ya da sadece korktuğunuz için geri çekiliyorsunuz fırsatınız olmasına rağmen.
Kararı verdiğiniz an bile bir yanınız yapma diyor ama siz yine de bir sebepten yapıyorsunuz.
Belki bu tip bir pişmanlık yerinde bir pişmanlık olabilir.
Çünkü orada gerçekten bir hata vardı belki de.
bu pişmanlık bize bir şey öğretebilir.
Belki bir dahaki sefere kendi sesimizi dinlememiz için bir işaret olabilir.
Ama eğer o gün elinizden gelenin en iyisini yaptıysanız,
tüm verileri değerlendirip kendinizce en doğru yolu seçtiyseniz
ve buna rağmen işler kötü gittiyse aslında bu artık bir hata değil sadece bir sonuç olur.
Mesela şöyle bir örneğe bakalım.
Yeni tatlar denemeyi seven, risk alabilen bir yapıda birini hayal edin.
Bir akşam restoranında hiç bilmediği bir yemeği sipariş ediyor.
Yemek iyi de görünüyor ama o kişi zehirlenip geceyi hastanede geçiriyor.
Şimdi bu kişi pişman mı olmalı?
Bence hayır.
Çünkü o kararı verdiği an kendi karakterine uygun davrandı.
Belki güvenli bir restoranda yemek yedi.
bilmediği ve bilmesine imkan olmayan bir durum vardı.
Yemeğin bozuk olması.
Bu bir hata değil aslında.
Sadece bir şanssızlık.
Biz genelde bu şanssızlıkları bir hata zannediyoruz.
İşler kötüye gittiğinde kararın en baştan yanlış olduğunu düşünüyoruz.
Oysa karar o anki verilere göre doğruydu.
Sadece sonuç kötü oldu.
Eğer o günkü haliniz o günkü şartlarda elinden gelen en iyisini yaptıysa o kararı bugünkü bilgilerinizle yargılamak mantıklı değil.
Çünkü o günkü siz bugünkü sizin sahip olduğu tecrübe ve sonuçlara sahip değildi değil mi?
Peki ya verdiğimiz karar bizi tamamen değiştirdiyse ya o karar üzerinden artık bambaşka birine dönüştüysek?
Burada işin içine dönüştürücü deneyimler giriyor.
Pişmanlık konusunda en büyük açımızımız sanki hayatımız boyunca aynı kişi kalacakmışız gibi davranmamız.
Oysa bazı kararlar var ki o kapıdan girmeden önceki bizle girdikten sonraki biz artık aynı insan olmuyoruz.
Buna dönüştürücü deneyimler deniyor.
Bundan detaylı olarak büyük kararlar ve bilinmezlik vampir problemi bölümünde bahsetmiştim.
İsterseniz o bölümü de dinleyebilirsiniz.
Kısaca bir örnek üzerinden açıklamaya çalışayım.
Diyelim ki bir kariyer değişikliği yapacaksınız ya da evleneceksiniz mesela.
Kararı vermeden önce o kararın sizi nasıl birine dönüştüreceğini asla tam olarak bilemezsiniz.
18 yaşındaki haliniz ekonomi okumayı seviyordu diyelim ve o kararı verdi.
Ama 30 yaşındaki haliniz artık sanatla ilgilenen bambaşka değerleri olan biri.
Şimdi 30 yaşındaki siz, 18 yaşındaki o genci neden ekonomi seçtin diye suçlayabilir mi?
Hayır, çünkü o genç henüz sizin olduğunuz kişiye dönüşmemişti.
O kendi dünyasında doğru olanı yapmıştı.
Aslında tüm bu konuştuklarımız bizi şuraya çıkarıyor.
Pişmanlık kendimizi bugünkü aklımızla yargıladığımız bir yer olmak zorunda mı?
Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz o keşkeler belki de sadece o günkü halimizin o anki kısıtlı bilgisiyle, o günkü korkularıyla ya da o gün sahip olduğu gücüyle verdiği bir kararın sonucu.
Bugün o karara bakıp kızmak kolay çünkü artık sonucunu biliyoruz.
Ama o günkü biz bugün bildiklerimizin hiçbirini henüz bilmiyordu.
Belki de pişmanlığı bir hata gibi değil de hayatta bir şeylere niyet etmenin, bir riskin eşiğine gelmenin ya da bir hayal kurmamızın doğal bir yan etkisi olarak görebiliriz.
O eşiğe kadar gelmiş olmak, o kararsızlığı yaşamış olmak bile aslında bir şeylere önemsediğimizi gösteriyor.
Sonuçta hayatı belki geriye doğru bakınca anlayabiliyoruz ama maalesef sadece ileriye doğru yaşayabiliyoruz.
Aradaki bu boşlukta da bazen keşkelerin olması belki de çok doğaldır.
Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
