
Bazen düşünceler durmaz.
Ne kadar yorgun olsanız da zihin hâlâ çalışıyordur.
Bu bölümde “overthinking”i, yani aşırı düşünmeyi konuşuyoruz.
Zihin neden durmaz, neden aynı cümleleri döndürür durur,
ve onunla savaşmadan nasıl ilişki kurabiliriz?
Transkript
Bazı zamanlar zihin susmaz. Yatağa girersiniz, bedeniniz yorgundur ama kafanız hala çalışıyordur.
O gün yaptıklarınız, yapamadıklarınız, söyledikleriniz hepsi sıraya girer.
Bir cümleyi tekrar tekrar düşünürsünüz. Ya keşke şöyle deseydim. Ya yanlış anlaşıldıysam.
Ve farkına bile varmadan zihniniz aynı yerin etrafında dönmeye başlar.
Psikolojide buna aşırı düşünme ya da İngilizce'de sıkça duyduğumuz haliyle overthinking denir.
Zihin bir şeyi çözmek isterken çoğu zaman onu büyütüyor aslında.
Çözmeyi değil de kontrolü elde tutmaya çalışıyor.
Fazla düşünmek çoğu zaman bir çıkış bulmak değil de kendini güvende tutma biçimi oluyor.
Beyin şöyle çalışıyor çünkü.
Evrimsel olarak görevi bu.
Hayatta kalmak, tehlikeyi fark etmek ve dikkati açık tutmak.
Bu yüzden bir şey ters gittiğinde ya da bir belirsizlik hissedildiğinde o hemen devreye giriyor.
Dur, bunu bırakma, hatırla, düşün.
Çünkü onun için bırakmak aslında unutmak değil de tehlikeyi görmezden gelmek demek.
Ama günümüzün tehlikeleri artık aslanlar değil değil mi?
Düşünceler, ilişkiler, beklentiler.
Zihin hala bizi korumaya çalışıyor ama bunu eski yöntemlerle yapıyor.
Ve bu savunma bazen korumaktan çok bizi yormaya başlıyor.
Zihnin temel amacı güvenliktir aslında, huzur bulmak değil.
O yüzden düşünceyi bırak demek onun gözünde, beynin gözünde tehlikeli bir şey.
O yüzden analiz eder, senaryolar kurar, geçmişi düzeltmeye çalışır.
Ama bir noktadan sonra çözmeye çalıştığı şeyi büyütür hale gelir.
Fazla düşünmek fark etmekten başlar.
Bir düşünce gelir ardından bir diğeri ve zihin kendi içinde dönmeye başlar.
Durmaya çalıştıkça da canlanır.
Çünkü düşüncelerle savaşmak onları susturmaz, tam tersine güçlendirir aslında.
Tıpkı bir sınıf dolusu çocuğa susun dediğinizde olduğu gibi.
Sessizlik olmaz.
Tam tersine herkes birbirine bakar, fısıldar, güler.
Ortalık daha da gürültülü bir hale gelir.
Zihinde aynen böyledir.
Düşünme komutunu verdiğiniz anda, düşünme dediğiniz anda
neden düşünmemeliyim, nasıl düşünmemeliyim diye yeni düşünceler üretmeye başlar.
Yani susturmaya çalıştıkça sesini yükseltir.
Fazla düşünmenin ardında üç şey olabilir.
Birincisi kaygı yani geleceği garanti altına alma isteği.
İkincisi suçluluk, geçmişi düzeltme arzusu.
Üçüncüsü kontrol ihtiyacı yani belirsizliğe tahammül edememe.
Zihin bunların her birinde aynı şeyi yapar.
Belirsizlik hissini azaltmaya çalışır.
ama ironik bir şekilde belirsizliği azaltmaya çalıştıkça onu arttırır.
Bir şeyi kesinleştirme ihtiyacınız hiç oldu mu?
Ya şu işi yapsam mı yapmasam mı?
Acaba o kişi benden hoşlanıyor mu?
Yoksa ben mi yanlış anladım?
İşte bu küçük sorular bile zihin için büyük tehditlerdir.
Çünkü belirsizlik beyin için boşluk demektir ve beyin boşluğu sevmez.
O boşluğu hemen olasılıklarla, senaryolarla ya şöyle olsalarla doldurur.
Ama farkında olmadan artık yaşamayı değil sadece düşünmeyi yaşamaya başlarız.
Yani hayat bir analiz haline gelir.
Zihin bir maraton ama varılacak bir yer yoktur.
Ve aslında fazla düşünmek çoğu zaman bir duygudan kaçış da olabilir.
Bir duyguyu hissetmemek için zihin hemen devreye girer.
Mesela kırılmışsınızdır ama onun acısını hissetmek istemezsiniz.
Zihin o boşluğu hemen doldurur.
Neden böyle dedi?
Acaba ben mi hata yaptım?
Belki de ben fazla tepki verdim.
Ve bir bakmışsınız duygudan tamamen uzaklaşıp sadece analiz halindesiniz.
Ama analiz etmek bu duyguyu iyileştirmiyor.
Sadece erteliyor.
Hiçbir duygu kalıcı değildir.
Düşüncelerle bastırdığınızda sessizleşmez, yalnızca yer değiştirir.
Zihin genellikle olumsuza tutunur.
Bir gün içinde ne çok güzel şey yaşarız ama aklımızda kalan hep o tek rahatsız edici sahnedir.
Bu beynin güvenlik sistemiyle ilgili.
Tehlikeyi hatırlamak hayatta kalmayı garantiler.
Ama artık hayatta kalmaya değil biz huzur içinde yaşamaya çalışıyoruz.
İşte bu yüzden aynı düşünceyi tekrar tekrar işlemekten yoruluyoruz.
Zihnin bu eğilimini fark etmek ilk adım.
Düşünceleri susturmak değil de onların nereden geldiğini anlamak gerekir.
Çünkü her düşüncenin arkasında bir duygu var.
Endişe, suçluluk, özlem, bazen sadece yorgunluk.
Ama zihin düşünceleri düzeltmeye çalıştıkça biz bedenden koparız.
Ve bir noktadan sonra artık düşünceler değil, düşüncelerin hakkında düşündüklerimiz bizi yorar.
Peki bu döngüden nasıl çıkılır?
Çoğu insan fazla düşünmeyi bırakmak ister.
Ama asıl mesele bırakmak değil, o ilişkiyi dönüştürmektir.
Bir düşünce geldiğinde bunu düşünmemeliğim yerine,
Bak zihnim şu anda aktif çünkü endişeliyim diyebilmek.
Yani tepki vermek yerine ona tanıklık etmek.
Bu farkındalık düşünceyle aranızda küçük ama böyle güçlü bir mesafe yaratacaktır.
Zihinden gelen düşünceleri belki bir yol üzerindeki arabalara benzetebiliriz.
Gidip gelirler.
Bazıları hızlıdır, bazıları yavaş.
Bazı saatlerde azalırlar.
Bazı zamanlarda bir trafik olur ama fazla düşündüğümüzde onları sadece izlemek yerine peşlerinden koşmaya başlarız.
Her düşünceyi durdurmak, her birini çözmek isteriz.
Oysa bazılarının sadece geçip gitmesine izin vermek de bir seçenektir.
Düşünceleri bastırmak değil, onları fark etmek işe yarar.
Çünkü zihin kontrol edilmekle değil, görülmekle sakinleşir.
Başka bir önemli nokta da şu fazla düşünmenin bedeli sadece zihinsel değil bedenseldir de aynı zaman.
Sürekli aktif bir beyin bedeni de sürekli hazır ol modunda tutar.
Kaslar gerilir, kalp ritmi hızlanır, uyku kalitesi düşer.
Bu yüzden sadece zihni değil bedeni de dahil etmek gerekir işin içine.
Birçok kişi ben çok düşünüyorum çünkü çözüm odaklıyım diyebilir.
Ama bazı şeyler düşünülerek değil yaşanılarak çözülür.
Bir karar vermek, hissetmek, hata yapmak.
Zihin buna tehlike eder ama aslında bunlar yaşamın kendisidir.
Fazla düşünmenin köklerinden biri de ya yanlış yaparsam korkusu.
Ama bazen hiçbir şey yapmamak yanlış yapmaktan daha çok zarar verir.
Çünkü duranlık da bir seçim.
Zihni sürekli analizle tutmak aslında eylemsizliğe sığınmak bir yandan.
Bu yüzden böyle küçük adımlar atmak mükemmel cevabı beklemekten daha iyileştirici.
Düşünceler düşman değil ama onlara aşırı inanmak hayatın yönünü değiştirebiliyor.
Bu yüzden bazen kendinize şunu hatırlatmanız iyi olabilir.
Düşünceler gerçeklerin değil olasılıkların sesi.
Bir noktadan sonra fazla düşünmek kendini cezalandırma biçimine de dönüşüyor.
Zihin geçmişteki bir olayı defalarca yeniden oynatıyor.
Sanki yeterince düşünürse hatayı telafi edebilecekmiş gibi.
Zihin bazen çözümü değil tanıdık olanı seçer.
Yani acı bile olsa bu hissettiğimiz duygu bildiğimiz bir duyguda kalmak bilinmeyene geçmekten daha güvenli gelir.
O yüzden fazla düşünme döngüsü kırılmaz çünkü tanıdıktır.
Ama tanıdık olan her zaman bizim için doğru değildir.
Bu yüzden kendinize şunu sormayı deneyebilirsiniz.
Bu düşünce bana bir şey öğretiyor mu yoksa sadece aynı hikayeyi tekrar tekrar mı anlatıyor?
Eğer ikinci ise belki o hikayeden çıkma zamanınız gelmiş olabilir.
Her anlam yükleme yeni bir kaygı başlatır ve düşünce sadece bir düşünce aslında.
Ve bu farkındalık zihni rahatlatan bir şey olabilir.
Zihni susturmanın yolu onu bastırmak değil, onu duyup yine de yaşamaya devam etmektir.
Yani şöyle bir düşünce geldiğinde onu görüp selam verip geçmek.
Tamam geldin ama ben şu anda işime devam ediyorum.
Bu kadar.
Bu kaçınmak olmuyor. Sadece aslında farkında olarak yön değiştirmek oluyor.
Zihinde çözülmeye bekleyen bir bulmaca değil.
Sadece bir araç ama direksiyona hep o geçtiğinde siz sadece yolcu oluyorsunuz o zaman.
Bazen direksiyonu geri almak gerekiyor.
Yani düşünceler gelsin geçsin ama siz nereye gitmek istediğinizi unutmayın.
Bugün fazla düşünmeyi konuştuk.
Zihnin neden bu kadar ısrarcı olduğunu, neden susmadığını ve onunla savaşmak yerine ilişkimizi nasıl dönüştürebileceğimizi.
Düşüncelerden kurtulmak gerekmiyor aslında.
Onları fark etmek yine de yaşamaya devam etmek yeterli.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
