
Mutluluğu neden bu kadar çok istiyoruz?
Ve neden ona yaklaştığımızda bile elimizden kayıp gidiyor gibi hissediyoruz?
Bu bölümde, sürekli “daha fazlası”nın peşinden koşmanın bizden neler götürdüğünü konuşuyoruz.
Transkript
Mutluluk hakkında ne kadar çok konuşuyoruz değil mi?
Mutlu olmayı istiyoruz, mutlu olmanın yollarını arıyoruz.
Hatta belki de daha mutlu olup olmadığımızı sorguluyoruz.
Ama işte tam da burada bir ironi olabilir.
Mutluluğun peşinden koşmak mutluluğu bizden uzaklaştırıyor olabilir.
Mutlu olmak istiyorum diyoruz ama aslında tam da bu düşünce yüzünden mutsuz oluyor olabilir miyiz?
Bir düşünün mutlu olmak için neler yapıyoruz?
Daha fazla aktivite, daha fazla deneyim, daha fazla seçenek.
Bu noktada seçim paradoksu devreye giriyor.
Çok fazla seçeneğe sahip olmak özgürlük gibi görünse de aslında bizi daha da huzursuz hale getiriyor.
Kahve içmeye gidiyorsun mesela menüde 20 farklı seçenek var.
Sonunda birini seçiyorsun ama zihnin seni hiç rahat bırakmıyor.
Acaba diğerini alsam daha mı iyi olurdu?
İşte bu küçük kafa karışıklığını hayatın her alanında yaşadığımızı düşünün.
Daha mutlu olmak için yeni bir iş, yeni bir şehir, yeni bir ilişki istiyoruz.
Ama seçerken o kadar çok düşünüyoruz ki mutlu olacağımıza kendimizi daha da kaybolmuş hissediyoruz.
Oysa mutluluk bir hedef değil, olmamalı.
Ona ulaşmaya çalıştıkça daha çok uzaklaşıyoruz çünkü.
gerçek mutluluk tam o anın içinde var olabilmekte saklı olabilir.
Flow yani akış teorisi tam da bunu anlatıyor.
Akış dediğimiz şey bir işte o kadar meşgul oluyorsun ki zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorsun.
Hani bazen bir şeye odaklanırsın, kendini kaptırırsın, saatler geçmiş ama sana birkaç dakika gibi gelir ya
işte o an mutluluğa en yakın olduğun anlardan biri olabilir.
Çünkü geçmişi düşünmüyorsun, geleceği düşünmüyorsun.
Sadece o anın içindesin.
Ama biz ne yapıyoruz? Mutluluğu planlıyoruz.
Şunu yaparsam daha mutlu olurum, bunu elde edersem kesin mutlu olurum diyoruz.
Oysa mutluluk hedef olarak belirlendiğinde hep biraz eksik kalıyor.
Gerçekten istediğin o şeye ulaştığında bir bakıyorsun, birkaç gün sonra eski haline geri dönmüşsün.
Çünkü bütün duygular gibi mutluluk da geçici.
Hatta duyguların sürekli değişmesi psikolojik olarak sağlıklı olduğumuzu gösteren bir şey.
Duygu çarkı diye bir kavram var.
Hani insanlar hep mutlu olmak istiyor ya ama aslında sürekli mutlu olmak doğal bir şey değil.
Yani duygular bir çark gibi döner.
Kimi gün enerjin tavan yapar, kimi gün hiçbir şey yapmak istemezsin.
Kimi gün kendini harika hissedersin, kimi günse hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi gelir.
Ve bu döngü sonsuz bir şekilde devam eder.
Eğer hep aynı duyguda kalıyorsan ister mutluluk olsun ister hüzün olsun burada bir sıkıntı olabilir.
İşte o yüzden belki de mutluluk peşinde koşmak yerine hayattan muslu olmaya odaklanmak daha sağlıklıdır.
Çünkü mutluluk aslında bir yan üründür.
Bir iş yaparken, bir şey üretirken, biriyle gerçekten derin bir bağ kurduğunda bir hedefe ulaşmak için uğraşırken gelir aslında.
Onu doğrudan hedef olarak koyduğunda ise elinden kayıp gider.
Mutluluğun peşinden koşmanın bizi mutlu etmediğini söyledik.
Peki ya plan yapmak?
Hayatımızı düzene koymaya çalışmak, hedefler belirlemek bunlar bizi gerçekten mutlu eder mi?
mesela bu bana biraz şeyi anımsattı
sene sonu geldiğinde yapılan vision boardlar
önümüzdeki yıl için hayaller, hedefler, yapmak istediklerimiz, gitmek istediğimiz yerler
bunları oluştururken aslında kendimize şunu söylüyor olabilir miyiz?
bunları yaparsam daha mutlu olacağım
ama asıl soru şu bu istekler neye hizmet ediyor?
Gerçekten ihtiyacımız olan şey mi?
Yoksa mutlu olmanın tek yolu olarak gördüğümüz bir yanılsama mı?
Hedef koymak harika bir şey bence.
Bizi motive eder, hareketi geçirir.
Ama bazen hedeflerimiz bile bizi bir tuzağa sürükleyebilir.
Çünkü çoğu zaman ulaşmak istediğimiz şeyin kendisi değil de
ulaştığımızda hissetmeyi beklediğimiz duygu bizim peşinde olduğumuz şeydir.
Mesela yeni bir iş istiyorsun diyelim.
Gerçekten bu yeni iş mi seni mutlu edecek?
Yoksa o işin getirdiğini düşündüğün tatmin, güvenlik ya da takdir edilme hissi mi?
Belki de yeni bir ilişki istiyorsun.
Peki o ilişki mi seni mutlu edecek?
Yoksa yalnız hissetmemek mi?
İşte bu yüzden hedef koyarken bu hedefin arkasında hangi duyguyu aradığımızı fark etmek çok önemli.
Bazen bir şeyi gerçekten istediğimizi düşünüyoruz ama aslında o şey bir araç sadece.
Önemli olan o hedefe ulaştığımızda gerçekten ne hissedeceğimizi düşünüyoruz.
Ve daha da önemlisi bu hissi yaşamak için gerçekten o hedefe ulaşmamız şart mı?
Bunun farklı yolları da var mı?
Bu süreç aslında hedonik adaptasyonla bağlantılı birazcık.
Yeni bir iş, ilişki, araba, ev ya da herhangi bir başka bir kıyafet olabilir mesela.
Bunları elde ettiğimizde bir süreliğine mutlu oluruz ama beynimiz bu yeni duruma hızlı alışır.
O iş ilk başta heyecan verici gibi görünse de birkaç ay sonra sıradanlaşır.
İlişkinin başındaki yoğun duygular zamanla normalleşir.
Çünkü insan zihni yeni kazandığı şeyleri kısa sürede standart hale getirir.
Bu da sürekli yeni bir şey istememize neden olur.
Eğer şu işe girersem mutlu olacağım veya eğer doğru insanı bulursam kendimi daha iyi hissedeceğim diye düşünmek mutluluğu sürekli gelecekteki bir koşula bağlamak anlamına gelir.
Ama mutluluğu bir hedefe bağladığımızda ona ulaştığımızda kısa bir rahatlama yaşarız ve hemen ardından yeni bir eksiklik hissi ortaya çıkar.
Çünkü aradığımız şey iş, ilişki ya da statü değil. Bunların bize getirdiğini düşündüğümüz tatmin, anlam, güvenlik veya aidiyet hissi.
Sonuç olarak mutluluk peşinde koşulacak bir hedef değil. Hayatın içinde kendiliğinden ortaya çıkan bir şey.
Yeni bir işe girdiğimizde, bir ilişkiye başladığımızda ya da hayalini kurduğunuz bir şeye ulaştığımızda hissettiğimiz mutluluk hep geçici.
beynimiz hızla yeni duruma alışıyor ve kısa sürede başka bir eksiklik hissiyle yeni hedefler koymaya başlıyoruz.
Ama eğer sürekli daha fazlasını arıyorsak hiçbir zaman tatmin olamıyoruz.
O yüzden asıl mesele mutlu olmak değil de hayattan memnun olmak.
Yani aramamız gereken şey bu sanki, ulaşmamız gereken şey.
İçinde bulunduğumuz koşulları değiştirmeye çalışırken bile şu an elimizde olanlarla nasıl tatmin olabileceğimizi fark etmek.
Çünkü gerçekten tatmin olduğumuzda mutluluk zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
