
Diyelim ki terapistinizden çok memnunsunuz ve yakın bir arkadaşınız da terapist arıyor. Arkadaşınıza kendi terapistinizi önerir misiniz?
Bu bölümde psikoterapide etiği, kesin kuralları ve cevabı net olmayan gri alanları konuşuyoruz.
Instagram: psikologmelisacenal
E-mail: cenalmelisa@gmail.com
Transkript
Merhaba, hoş geldiniz.
Bu hafta etik nedir onu konuşacağız.
Önce genel olarak etik ne demek ona bakacağız.
Daha sonra biraz da psikoterapide etik üzerine konuşmak istiyorum.
Bu bölüm için instagramda küçük bir anket yaptım.
Aslında bölümü hazırlarken aklımda olan şey etik ihlal olduğu kesin olan şeylerden bahsetmekti.
Ama hazırlarken aklıma daha gri alanlar da geldi.
O yüzden onlardan biriyle ilgili iki soru sordum.
Sorulardan ilki şuydu.
En yakın arkadaşınız bir terapist arıyor.
Siz de kendi terapistinizden çok memnunsunuz.
Arkadaşınıza önerir miydiniz kendi terapistinizi?
İkincisi de onunla bağlantılı olarak diyelim ki bir şekilde oldu.
Ve arkadaşınız da sizinle aynı terapiste gitmeye başladı.
Terapistiniz de bu arada ikinizin arkadaş olduğunu biliyor.
Sizce bunu kabul etmeli miydi yoksa reddetmeli miydi?
Beklediğimden çok daha fazla katılım oldu.
Hem oy verenler oldu hem de hikayeye cevap verenler çok fazla oldu.
Deneyimlerini paylaşanlar oldu.
Yani gerekçesiyle birlikte paylaşanlar oldu.
Bölümün sonuna doğru bu cevaplar üzerinden konuşacağız.
konuşacağız. Üzerine konuşmak
istediğim şeyler var çünkü bu konuda.
Ve bölümü hazırlarken
aslında aklıma daha çok gri alan
da geldi. Belki eğer isterseniz
bu bölümden sonra
etik meselesini daha çok konuşuyor
olabiliriz. Bir de sizin ne
düşündüğünüzü duymak, sonra
onun üzerine bölüme kafa yormak
benim açımdan da çok iyi oldu.
Çünkü aramızda bir bilgi alışverişi
olmuş oldu. Kendi
başıma çalıp oynamıyormuş gibi
oldum. O yüzden bu
vesileyle şunu da söyleyeyim.
Eğer podcast'ta konuşmamı istediğiniz
bir konu olursa bana ulaşabilirsiniz.
E-posta da yazabilirsiniz.
İnstagram'dan da
ulaşabilirsiniz. Ara sıra
böyle anketler, sorular
sormak istiyorum. O yüzden
Instagram'dan beni takip edebilirsiniz
görmek isterseniz.
Sizden gelen sorular, yorumlar
bu işi benim için daha keyifli bir hale
getiriyor kesinlikle.
Şimdi gelelim konumuza.
Önce etik ne demek?
Bir onu konuşalım.
Şimdi etik en basit haliyle aslında ne yapmalıyım, doğru olan ne, yanlış olan ne sorularıyla uğraşıyor.
Biz aslında gün boyu bir sürü etik kararlar veriyoruz ama çoğu zaman bunun farkında değiliz.
Mesela işte bir arkadaşımı etkileyecek bir bilgi öğrendim.
Bunu arkadaşıma söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi?
Birinin bir hatasını yakaladım.
Bunu söyleyeyim mi, söylemeyeyim mi?
Ya da bir haksızlığa şahit oldun.
Buna karışayım mı, karışmayayım mı?
Bunların hepsi aslında birer etik soru.
Ve insanlar yüzlerce yıl bu soruyu düşünmüşler aslında.
Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna nasıl karar veririz?
Ve zaman içinde farklı cevaplar çıkmış ortaya.
Ben hepsini tek tek anlatmayacağım.
Zaten çünkü o zaman felsefe dersine döner, öyle bir yetkinliğim de yok.
O yüzden ben anladığım kadarıyla ve bu konuyu konuşurken ihtiyacımız olacak fikirleri anlatacağım size sadece.
İki yaklaşımdan bahsedeceğim.
Birinci yaklaşım şöyle diyor.
Bir eylemin iyi mi yoksa kötü mü olduğuna sonucuna bakarak karar veririz.
Yani ortaya çıkan şeye bakmamız gerekir.
İnsana en çok faydayı, en çok mutluluğu getiren şey doğrudur.
Bu görüşe faydacılık deniyor.
Kulağa gayet mantıklı geliyor aslında ilk bakışta.
Sonuçta bir şey daha çok insanı mutlu ediyorsa ve aynı zamanda daha az zarar veriyorsa onun iyi bir şey olması gerek diye düşünüyoruz aslında.
En azından çoğu zaman bunu düşünürüz.
Ama şimdi bu mantığın şöyle bir sorunu var.
Bir örnek üzerinden anlatabilirim. Çok popüler, meşhur bir örnek.
Diyelim ki bir kasabada bir suç işleniyor ve halk bunun karşısında çok öfkeli.
Yanlış bir kişinin suçlu olduğuna inanıyorlar ve eğer o kişi cezalandırılmazsa ortalığı yakıp yıkacaklar.
Ve aynı zamanda bu kargaşada da birçok masum insan ölecek.
Ve aynı yerde işi bilen bir yetkili var.
Yani işin nasıl gerçekleştiğini bilen birisi var.
Ve bu yetkili aslında o kişinin, suçlanan kişinin aslında suçsuz olduğunu biliyor.
Bu mantıkla sadece sonuca bakarsak, yani en az kişinin zarar görmesine odaklanırsak
aslında bu yetkilinin yapması gereken şey belli.
O masum kişiyi suçlu ilan etsin.
Bu şekilde ne olacak?
Halk sakinleşecek ve aynı zamanda yüzlerce kişi kurtulacak.
Ama içimizi silmiyor değil mi?
Çünkü bir masumu bile bile harcamak sonuçta ne kadar çok insan kurtulursa kurtulsun bize yanlış geliyor.
Ve burada ikinci yaklaşım devreye giriyor.
Bu görüşte diyor ki sonuç her şey değildir.
Bazı şeyler sonucu ne olursa olsun yanlıştır.
Çünkü mesele sadece ortaya çıkan fayda değil aynı zamanda niyet ve ilkedir.
Masum birine iftira atmak sonucu iyi bile olsa ilke olarak yanlıştır.
Ve bu görüşe göre bir eylemin doğru olması için herkesin kabul edebileceği bir ilkeye dayanması gerekiyor.
Ve iftira aldatma gibi şeyler böyle bir ilkeye dayanmıyorlar.
Çünkü zarar gören kişi bir kere asla buna razı olmaz.
Neden bu ikisini anlattım?
Çünkü aslında bu etik ikilemler dediğimiz şey tam da bu iki bakışın çatıştığı yerde ortaya çıkıyor.
Bir şey yaptınız, kimse zarar görmedi sonucunda.
Fena değil yani sonuç.
Peki bu o şeyin etik olduğu anlamına gelir mi?
Yoksa sonuç iyi olsa bile çiğnenmiş bir ilke var mıdır?
Sadece zararı olmadı demek yeterli midir?
Bu soruyu aklınızın bir köşesinde tutun çünkü bölümün sonunda buraya döneceğiz.
Buradan psikoterapideki etiğe geçelim.
Terapi insanların aslında belki de en çok güven istediği, güveni aradığı ilişkilerden biri.
Çünkü burada paylaşılan şeyler çoğu zaman belki de başka hiçbir yerde hiç kimseyle paylaşılamayan şeyler.
Ve insan bunları ancak güvendiği için anlatabiliyor.
O odada söylediğinin orada kalacağını, yargılanmayacağını bildiği için anlatabiliyor.
Bu yüzden de güven aslında belki de terapinin en temel taşı haline geliyor.
Ve bu güveni ayakta tutan şey de etik aslında.
Etik değerler zedelendiği anda aslında oradaki güven de zedelenmiş oluyor.
Ve güven zedelenince de terapatik ilişki zarar görmüş oluyor.
Çünkü o ilişki en baştan bu güvenin üzerine inşa ediliyor.
Türkiye'de mesela Türk Psikologlar Derneği'nin bir etik yönetmeliği var ve bu yönetmelik beş temel ülke üzerine kurulu.
Birincisi yetkinlik. Yani terapist sadece eğitimini aldığı, gerçekten bildiği alanda çalışmalı.
İkincisi ve bence en önemlisi aslında yararlı olmak ve ondan da öte zarar vermemek.
Üçüncüsü sorumluluk. Yaptığı işin sonuçlarından sorumlu olmak.
Dördüncüsü dürüstlük
Beşincisi ise insan haklarına saygı duymak ve ayrımcılık yapmamak
Bu beş ilke terapistin çalışırken gözettiği temel şeyler
Şimdi bazı etik ihlaller var ki tartışmasız olarak etik bir ihlal
Yani kesinlikle danışana zarar verebilir konumda
Gri alanda kalmıyor
Mesela ne olabilir bu?
Buna örnek olarak işte başta bahsettiğimiz gibi gizlilik ilkesini örnek verebilirim.
Terapide konuşulan her şey o odada kalır ve terapist bunu dışarıda bir yerde konuşamaz.
Gizliliği bozabileceğimiz belli durumlar var.
Mesela danışanın kendisine ciddi bir zarar verme ihtimali varsa eğer gizlilik bozulabilir.
Çünkü o zaman zaten biz bunu danışanı korumak için yapmış oluyoruz.
Kendisine de haber vererek bir yakınına ya da gerektiğinde bir yetkiliye bu durumu bildirmem gerekiyor.
Ya da danışan bir başkasına zarar verecekse bu da gizliliği bozan durumlardan birisi.
Onun dışında bir de gri alanlar var.
Bunu da işte benim yaptığım anket üzerinden anlatmak istiyorum.
Hani iki soru sormuştum ya, kendi terapistinizden memnunsunuz, arkadaşınıza terapistinizi önerir misiniz?
Çoğu kişi yüz deliğe baktığımda öneririm dedi.
Yani gerekçeleri anlaşılırdı aslında.
İşte bir kısmı bana iyi geldiyse arkadaşıma da gelsin, ondan neden esirgiyim demişti.
Onun dışında mesela şey diyen vardı, iyi güvenilir bir terapist bulmak zaten çok zor.
Ve ben madem güvendiğim birini buldum, arkadaşım da rastgele birine değil emin olduğum birine gitsin.
Bunu da şöyle destekliyordu çoğu kişi.
Nasılsa benim terapistim etik çalışıyor ve birbirimizin dedikodusunu birbirimize yapmayacaktır zaten.
O yüzden bir sakıncası olacağını düşünmüyorum diyordu çoğu insan.
Şimdi ilk bakışta mantıklı görünüyor.
Ama ben biraz bu durumu riskli buluyorum açıkçası.
Ama öte yandan şey de diyemiyorum.
Bu tamamen etik dışı bir davranış da diyemiyorum.
Biraz ortada bir yerdeyim.
Neden risk olduğunu düşünüyorum.
Onu konuşalım.
Şimdi mesela düşünelim.
İki arkadaş aynı terapiste gidiyor.
Başlangıçta da hiçbir sorun yok.
Hatta şey de diyebilirsiniz.
Böyle diyenler de vardı.
Biz zaten ayrı şeyler konuşuyoruz.
Hani bizim ortak bir derdimiz yok.
O yüzden hani zaten sorun olmayacaktı.
O an için haklı olabilirsiniz.
Ama şimdi şöyle bir şey var.
Hani terapi birkaç haftalık bir süreç değil ya.
Hani birkaç aylık bile değil.
Yıllara yayılan bir süreç aslında çoğu zaman.
Ve biz bu süre içinde arkadaşlığımızın nereye gideceğini bilemiyoruz.
Bir gün tartışabiliriz.
aramız bozulabilir.
Diyelim ki öyle oldu.
İkiniz bozuştunuz ve mesela
bir seansta siz geldiniz
arkadaşınızla yaşadığınız
sorunu anlattınız. İşte
birkaç saat sonra
arkadaşınız geldi. Terapist
aynı olayı mesela bir sizin
ağzınızdan dinlemiş oldu bir onun
ağzından dinlemiş oldu.
O zaman ortada kalmış oluyor
terapist. Çünkü ikinizi de tanıyor.
İkinizin hakkında da
bir şeyler biliyor. Ama
bir yandan da bu arada birinizden duyduğunu diğerine söyleyemez.
Etik bir şekilde çalışıyorsa çünkü tarafsız kalmaya çalışması gerekiyor
ve gizliliği aynı zamanda koruması gerekiyor.
O yüzden burada gizliliği korumanın dışında tarafsız kalmak da terapist için zor biraz.
Şimdi aranız bozulmasa bile daha belki ufak tefek sorunlar yaşasanız bile
onunla ilgili bir şey anlatacakken işte acaba nasıl algılar bunu terapistim sonuçta onu da tanıyor diye düşünüp belki arkadaşınızla ilgili şeyleri terapiye getirmekten vazgeçebilirsiniz.
Ya da belki vazgeçmeseniz bile olduğu gibi değil de biraz filtreleyerek anlatabilirsiniz.
Ve bu da aslında doğrudan sizin sürecinize etkilemiş oluyor.
Yani aklıma bu şekilde problemler geliyor.
Bir durum daha söyleyeceğim.
Mesela diyelim ki arkadaşınız sizinle ilgili bir şeyi terapistinize anlattı.
Ama mesela siz bunu terapistinize anlatmamıştınız.
Kendi seansınızda, kendi sürecinizde belki hazır değildiniz, belki zamanı gelmemişti.
Herhangi bir sebepten ötürü bu bilgiyi siz terapistinize vermemiştiniz.
ama arkadaşınız sizinle ilgili böyle bir şey anlatmış oldu.
Şimdi terapist sizin kendi ağzınızdan duymadığı bir şeyi bilmiş oluyor günün sonunda.
Ve aslında bu işi zorlaştırmış oluyor.
Çünkü araya böyle bir bilgi girdi.
Ama bir yandan da ben bunu kullanamam.
Çünkü sizden duymadım bunu.
E gizliliği de korumam gerekiyor.
O da süreci aslında birazcık terapist için zorlaştıran bir şey.
Ve burada işte ankette en sık gördüğüm cevaba dönmek istiyorum.
Hani başta işte gizlilik var nasılsa.
Terapist zaten kimseye bir şey söylemez.
O yüzden sorun olmaz diyenler vardı ya.
Buradaki mesele gizlilik değil aslında.
Şöyle evet terapist etik bir şekilde çalışıyorsa zaten hiçbir şeyi kimseye anlatmaz.
O ayrı.
Ama zaten buradaki asıl mesele o da değil.
Terapist hiçbir şey anlatmasa bile bir şekilde duyduğu şeyden etkileniyor.
Çünkü o bilgi girdi yani bir kere terapistin kafasına ve siz konuşurken bazen o bilgiyle bakabilir size.
Tarafsızlığın zorlaşması da bu yüzden.
İşte biz gizlilikle tarafsızlığı karıştırıyoruz bazen ama ikisi farklı şeyler.
Yani şöyle düşünebilirsiniz benim terapistim profesyonel bir insan arkadaşıma beni kötülemez bir bilgi aktarımı yapmayacak nasıl taraf tutabilir ki bize söylemezse diye haklısınız terapist belki muhtemelen yani arkadaşınızı size hiç kötülemez bununla ilgili tek kelime bile etmez ama işte tarafsızlık dediğimiz şey terapistin ne söylediği ile ilgili değil kafasının içinde olup bitenle ilgili.
Bunu size söylemez tabii ki ama bu bilgi kafasında olduğu için sizi dinleyişi bile farkında olmadan değişebilir.
Bu kendisinin de yani terapistin de çoğu zaman belki zor fark edebileceği bir şey.
Çünkü nihayetinde biz de insanız.
Burada aslında en başta bahsettiğim terapistlerin başvurduğu bir yol var.
Ona da süpervizyon diyoruz.
Terapist zorlandığı, emin olmadığı durumları başka bir uzmanla, genelde kendinden daha deneyimli bir meslektaşıyla konuşabilir.
Çünkü demin de söylediğim gibi insan o kendi içindeki eğilimi tek başına fark edemeyebilir.
Bu çok doğal.
Ama dışarıdan gözlemleyen, daha deneyimli birisi bu konuda terapisti uyarabilir.
Çünkü şöyle bir şey var terapistin de danışana karşı farkında olmadan gelişen hisleri ve tepkileri olabilir.
Bir danışan ona birini fazlaca hatırlatabilir mesela ya da anlatılan bir şey terapistin kendi hayatındaki bir yere denk düşebilir.
Ve aynı dediğim gibi terapist her zaman farkında olmayabilir bunun.
Şimdi bu tarafsızlık riskini tamamen ortadan kaldırmıyor ama en azından yönetmesine yardımcı olabilir.
Peki süpervizyon desteği de alarak bazı durumlarda kabul edilebilir mi diye düşündüğümde belki olabilecek şunlar geliyor aklıma.
Terapist çok niş bir alanda çalışıyor olabilir.
Çevrede onun gibi bu konuda çalışan belki çok fazla uzman yoktur
Ve o zaman sizi başka birine yönlendirmek pratikte mümkün olmayabilir
Ya da küçük bir şehirde yaşıyor olabilirsiniz
Terapi sayısı azdır
Siz de yüz yüze gitmek istiyorsunuzdur terapiye
Belki o zaman olabilir
Ya da sizin terapi süreciniz çoktan bitmiştir
Araya hatırı sayılır bir zaman geçmiştir. Ondan sonra arkadaşınız gelmiştir. Belki o zaman olabilir. Bunlar sadece benim aklıma gelen durumlar. Bir de şunu da eklemem lazım. Aslında bu ekolden ekole de değişebilir. Bazı terapi ekolleri bu konuda daha katılar. Bazıları daha esnek olabilirler.
Ben kendi adıma ne yapıyorum peki?
Baştan söyleyeyim şunu.
Böyle yapan terapist kesinlikle etik dışı çalışıyordur demiyorum.
Çünkü demin konuştuğumuz gibi birçok gri alan var.
Ekollere göre değişiyor.
Ben burada sadece kendi açımdan değerlendiriyorum bu olayı.
Etik ikilemlerde asıl yapılması gereken şey yarar ve zarar dengesini iyi tartmak.
Bu etik mi diye sorarken aslında iki alt soru soruyoruz.
Birincisi bu danışana zarar verme riski yaratıyor mu?
İkincisi eğer yaratıyorsa bu riski haklı çıkartacak bir fayda var mı?
Arkadaş örneğine dönersek zarar riski var mı?
Konuştuk aslında tarafsızlık bozulabilir, gizliliği korumak zorlaşabilir.
Zaman içinde dinamikler değişebilir.
Peki bunu haklı çıkaracak büyük bir fayda var mı?
Genelde yok çünkü yine dediğim gibi eğer niş bir alanda çalışmıyorsak zaten arkadaşınızla çalışabilecek,
belki benimle aynı yetkinlikte benden daha da iyi birçok terapist var, o terapiste yönlendirebilirim.
O zaman da cevap benim için aslında çok açık ve net belli olmuş oluyor.
Yani aslında en başta bahsettiğim gibi ilk başta hiçbir sorun yok gibi görünebilir ama ben aslında bu kararı vererek yani arkadaşınızı danışan olarak almayı kabul ederek belli riskleri de biraz kabul etmiş oluyorum.
Zararı olmayabilir ama olunabilir. Yani bunu bilemem. Süreç içinde durumun nereye evrileceğini bilemem.
Şimdi bölümü kapatırken bir şey daha sormak istiyorum.
Size bunu gerçekten merak ediyorum.
İlla ki Instagram'dan anketi katılıp daha sonra burada dinleyenler vardır.
Verdiğiniz cevabı da düşünerek bölümün sonunda fikriniz değişti mi?
Bakış açınızda bir değişiklik oldu mu?
Onu merak ediyorum.
Benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Onu da merak ediyorum.
aklınıza takılan bir şey olursa
bana yazabilirsiniz
dediğim gibi konuşmamı istediğiniz
başka konular varsa onları da yazın
lütfen dinlediğiniz için
teşekkür ederim
bir sonraki bölümde görüşmek üzere
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
