
Bu ilk bölümde, hepimizin hayatının bir noktasında kendine sorduğu o temel soruya odaklanıyoruz: Ben kimim?
Kimliğimiz sabit midir, yoksa zamanla değişir mi?
Transkript
Merhaba, ben klinik psikolog Melisa Cenal.
Bu podcast serisine başlamak için çok heyecanlıyım.
Burada hem kendim için hem de sizin için önemli olabilecek bir yolculuk başlatmayı hedefliyorum.
Bu podcast serisinde gündelik konulardan yola çıkarak hepimizin hayatında karşımıza çıkan
ama üzerine çok da düşünmediğimiz soruları birlikte konuşacağız.
Bu yolculukla birlikte sorgulayıp bazen yanıtlar, bazen de yeni sorular bulacağız.
Amacımız net değil belki.
Ama belki de önemli olan bu yolculuğun kendisidir.
Hazırsanız başlayalım.
Üniversitede birinci sınıfta ilk dönem bir hocamız bize bir defterin arkasına ben kimim yazmamızı ve bu soruyu cevaplamamızı istemiştim.
Bunu yapmak 19 yaşındaki Melisa için hiç kolay değildi.
Ama inanır mısınız bilmem 29 yaşındaki Melisa için de hala oldukça zor.
Şimdi size bu görevi ben vermek istiyorum.
Bir defter alın.
Eğer yoksa telefonunuzun notlar kısmı da olabilir tabii ki.
Arkasına ben kimim yazın.
Podcast'ı durdurun ve kendinizi tanımlayan kelimeleri yazmaya başlayın.
Daha sonra yazdıklarınıza tekrar bakacağız.
Bugün bu sorunun peşinden gidiyoruz.
Gerçekten ben kimim?
Bu soruya yanı tararken bir hikaye bize yardımcı olabilir.
Tizias'ın gemisi hikayesini belki duymuşsunuzdur.
İngiliz filozof Thomas Hobbes'ın tasarladığı ünlü bir düşünce deneyim.
Hikaye şöyle.
Yunan kahramanı Tizius'un gemisi zamanla eskir ve her parçası tek tek yenilenir.
Bir süre sonra gemide orijinal hiçbir parça kalmaz.
İşte soru da burada.
Bu gemi hala Tizius'un gemisi midir yoksa tamamen başka bir şey mi olmuştur?
Bu soruya verilen yanıtlar ikiye ayrılıyor genelde.
Genelde evet bu hala aynı gemi diyenler ve hayır artık bu başka bir gemi olmuştur diyenler.
İkinci yanıt bizi başka bir soru daha sormaya itiyor.
Tam olarak hangi noktada bu gemi başka bir şeye dönüştü?
İlk tahtayı değiştirdiğimizde mi?
Yarısı değiştiğinde mi?
Yoksa tüm parçalar değiştiğinde mi?
Bu bizi kendi hayatlarımızı düşünmeye sevk ediyor aslında.
çocukluğumuzdan itibaren düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız ve değerlerimiz sürekli değişir.
Ama biz yine hala aynı kişi olduğumuzu hissederiz.
Bu nasıl mümkün olabilir?
Aslında yanıt benlik kavramını nasıl tanımladığımıza bağlı.
Eğer benliği fiziksel parçalara indirgersek benlik tamamen materyalist bir bakış açısıyla tanımlanır.
Bu durumda geminin ilk tahtasını değiştirdiğimiz anda benlik bozulmaya başlar ve gemi artık tiz yasın gemisi olmaktan çıkar.
Çünkü fiziksel parçalar değiştiğinde bu bakış açısına göre benlik de değişir.
Ama benliği bir bütünlük ya da hikaye üzerinden tanımlarsak durum farklı bir hale geliyor.
Geminin tüm parçaları değişmiş olsa bile hikayesini, kullanım amacını ve tarihini koruyorsa bu gemi hala Tiz Yıls'ın gemisi olarak kabul edilebilir.
Tıpkı bir kitabın kapağı değişse, sayfaları yenilense bile içeriği aynı kaldığı sürece onun aynı kitap olarak kalmış gibi.
Fiziksel değişimler bir nesneyi görünüşte farklı bir şeye dönüştürebilir ama insanlar o nesneyle bağlantılı olan hikayeyi, anlamı ya da geçmişi korudukça onu aynı şey olarak görmeye devam edebilir.
Yani değişen sadece parçalar olsa bile bizim algımız ve o nesneye yüklediğimiz anlam onun aynı şey olduğunu düşünmemize neden olabilir.
Bu noktada Thomas Hobbes hikayeye yeni bir boyut ekliyor.
İşler daha da karışıyor.
Diyelim ki Tizius'un gemisinden çıkan eski parçalarla ikinci bir gemi daha inşa ediliyor.
Şimdi elimizde iki gemi var.
Biri yeni parçalarla yapılan gemi, diğeri ise eski parçalarla yeniden inşa edilen gemi.
Bu durumda hangisi gerçek Tizius'un gemisi?
Birinci gemi mi yoksa ikinci gemi mi?
Yoksa her ikisi mi?
Yoksa hiçbiri mi?
İşte bu sorular benliğin sabit bir şey olmadığını ima ediyor sanki.
Benliği tanımlamamız gerekirse aslında benlik kim olduğumuzu ve dünyada nasıl bir yer tuttuğumuzu tanımlar.
Bizi biz yapan değerlerimiz, inançlarımız ve geçmiş deneyimlerimiz hatta hayallerimizdir.
Ama bu yapı taş gibi katı değil.
Felsefe ve psikoloji benlik kavramını farklı yöntemlerle inceliyor ama aralarındaki benzerlikler şaşırtıcı.
İki alan da benliğin dinamik, değişken ve kişisel deneyimlerle şekillenen bir yapı olduğunu kabul ediyor.
Örneğin Sartre'a göre benlik sabit bir şey değil.
Kim olduğumuzu yaptığımız seçimler ve aldığımız kararlarla sürekli yeniden inşa ediyoruz.
Sartre insanın doğuştan bir anlam taşımadığını, kendi anlamını yaratması gerektiğini söylüyor.
Bu da bizi hem özgür hem de sorumlu kılıyor aslında.
Çünkü her seçimimiz kimliğimizi yeniden şekillendiriyor.
Psikolojide ise buna benzer bir kavram var.
Kendini gerçekleştirme.
Maslow'a göre insan sahip olduğu potansiyeli keşfetmeye ve geliştirmeye yönelir
Bunu başarmak için önce temel ihtiyaçları karşılar ardından daha anlamlı ve tatmin edici bir hayat yaratmaya çalışır
Maslow bu sürecin bitmeyen bir yolculuk olduğunu söylüyor
İnsan sürekli bir büyüme ve gelişim içinde
Bu iki bakış açısı aslında aynı noktada buluşuyor
Benlik sabit bir varlık değil bir süreç.
Hem Sartre'ın hem de Maslow'un dediği gibi değişim bizi daha güçlü ve daha bütün bir insan yapabilir.
Kim olduğumuzu anlamak değişimin bir parçası olmayı kabul etmekle mümkün.
Bunu düşünmek bile kendi hikayemizi yazmaya başlamak için bir adım olabilir.
Düşüncelerimiz, duygularımız ve hatta çevremiz değiştikçe benlik de değişir.
Psikolog Dr. Jordan Patterson'a göre benlik sabit bir yapı değil, sürekli yeniden inşa edilen bir süreçtir.
Eski benliğimizin bazı parçaları yıkıldığı zaman onların yerine yenileri gelir.
Ama bu süreç sadece yıkılışlardan değil, yeniden öğrenmek ve kendini güçlendirmekten oluşur.
Her seferinde biraz daha bilgi, biraz daha bütünleşmiş oluruz.
Peki tüm bu değişimlere rağmen benlik dediğimiz şey aynı mı kalır?
Yoksa değişimle birlikte benlik de mi değişir?
Bizler T.C.S'ın gemisi gibiyiz.
Zamanla alışkanlıklarımız, düşüncelerimiz ve inançlarımız değişiyor.
Peki bu değişimlerle birlikte benlik dediğimiz şey de değişiyor mu?
Yoksa özümüz aynı mı kalıyor?
Descartes'ın düşünüyorum öyleyse varım sözü benliği düşüncelerimizle tanımlar.
Ama düşüncelerimiz de sürekli olarak değişiyorsa benliğimiz nasıl sabit kalabilir?
Nietzsche bu soruya farklı bir yanıt veriyor.
Ona göre benlik sabit bir durum değil, sürekli kendini aşan ve yeniden inşa eden bir süreçtir.
Her yıkılış yeniden inşa için bir fırsattır.
Ve bu süreç hayatın anlamını oluşturur.
Aynı akarsu metaforundaki gibi.
Su sürekli akar, aynı su molekülleri asla geri dönmez.
Ama yine de biz o akarsuya aynı isimle hitap ederiz.
Belki de benlik dediğimiz şey bu akarsu gibi bir şeydir.
Sürekli değişen ama özünde aynı kalan bir süreç.
Şimdi dönüp kendimize şu soruyu sorabiliriz.
Benim gemimin parçaları nasıl değişti?
Bu değişimler beni ben olmaktan çıkardı mı yoksa daha bütün bir insan mı yaptı?
Benlik sabit bir şey değil, bir yolculuk.
Ve belki de bu yolculukta değişim kaybolmak değil, büyümek anlamına geliyor.
Bu bölümde benlik üzerine düşündük ve Tizios'un gemisi metaforuyla bağlantılar kurduk.
Peki, defterin arkasında yazdıklarınız ne anlama geliyor?
Yazdığınız her kelime sizin geçmişinizden, yaşanmışlıklarınızdan ve şu anki algınızdan bir parça taşıyor olabilir.
Ama bunlar gerçekten sizi mi yansıtıyor?
Yoksa sadece kendinizi tanımlamak için birer araç mı?
Belki de bu kelimeler ben kimim sorusunun cevabı değil.
Bu sorunun ne kadar derin olduğunu anlamak için bir başlangıç noktası.
İnsanı tanımlamak kolay değil.
Yazdıklarınız sadece bir başlangıç olabilir.
Gerçekte kim olduğunuzu anlamak için daha derinlere bakmamız gerekiyor.
Bu yolculukta kendinizi keşfetmek için birlikte adım atmaya devam edeceğiz.
Şimdilik hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
