
Affetmek çoğu zaman iyileşmenin tek yolu gibi anlatılır. Peki gerçekten öyle mi? Bu bölümde affetmek, bırakmak ve affedilemeyecek olan üzerine düşündük.
Transkript
Herkese merhaba. Bugün sık duyduğumuz bir konuyu konuşmak istiyorum.
Hatta belki bir varsayım da diyebiliriz.
Affetmek gerçekten iyileştirir mi?
Bazen çevremizden şöyle cümleler duyarız.
Affet gitsin, kendin için yap bunu. Affet ki içinde biriktirme.
Ama bu cümleleri duymakla gerçekten affetmeye hazır olmak arasında fark var.
Çünkü bazen affetmek kolay gelmez.
Bazen de insan affetmek istemez.
Hatta bu fikre bile direnç duyabilir.
Peki bu direnç neden oluşuyor?
Affetmek her zaman iyi mi?
Ve iyileşmek için gerçekten affetmek gerekir mi?
Bugün bu soruları hem psikolojik hem de biraz felsefe açıdan ele almak istiyorum.
Çünkü konu sadece iyi hissetmekle ilgili değil.
aynı zamanda kim olduğumuzla, sınırlarımızla, adalet duygumuzla, hatta bazen insan ilişkilerimize bakışımızla ilgili ve belki de en çok içsel dengemizi nasıl koruyabileceğimizle ilgili.
Bazen, hatta belki de çoğu zaman affetmek bir seçenek gibi değil de sanki bir zorunluluk olarak sunulur.
Özellikle kültürel söylemlerde, kişisel gelişim kitaplarında hatta terapetik önerilerde bile şu cümlelere rastlarız.
Affetmek sizi özgürleştirir.
Affet ki içinizde kin taşımayın.
Affet çünkü siz daha iyisiniz.
Büyüklük sizde kalsın.
Kinle yaşanmaz.
Bu sözler aslında affetmenin tek olgun davranış biçimi olduğuna dair güçlü bir mesaj taşıyorlar.
Oysa hayat her zaman bu kadar basit değil.
Ya affetmeye hazır değilseniz ya da affetmek istemiyorsanız ya da yaşanan şey gerçekten çok kırıcıysa ve siz henüz bununla başa çıkmakta zorlanıyorsanız ne olacak?
Affetmek bir iyileşme göstergesi değil sadece bir ihtimaldir.
İyileşmek isteyen herkes affetmek zorunda değil.
Bazen iyileşme sınırı koymakla başlar.
Ben bunu hak etmedim diyebilmekle, yaşananı inkar etmeden yüzleşmekle başlar.
Ve bazen affetmek kişinin kendine olan saygısını koruma biçimi de olabilir.
Üstelik affetmek demek her zaman ilişkiye geri dönmek ya da olanları normalleştirmek de değildir.
Affettiysen neden hala kızgınsın gibi sorular duygusal süreci bastırmamıza yol açabilir.
Halbuki duygular siyah ya da beyaz değil.
Birini affettiğinizi düşünebilir ama hala kırgın olabilirsiniz.
Ya da affetmeyeceğinizi bilerek de bir denge kurabilirsiniz.
Ve bu da bir iyileşme biçimi olabilir.
Affetmekten bahsettiğimizde çoğu zaman aslında ne demek istediğimizi tam olarak bilmiyoruz sanırım.
Çünkü affetmek kelimesi günlük dilde çok geniş bir anlama bürünmüş durumda.
Birini affetmekten söz ederken bazen sadece yaşadığımız duygusal yükten kurtulmak istiyoruz.
Bazen öfkemizin azalmasını, bazen de zihinsel enerjimizi artık tüketmemeyi.
Ama bunlar her zaman affetmek anlamına gelmeyebilir.
Önce mesela kelimenin anlamına bakalım.
TDK'ya göre affetmek birinin yaptığı bir kötülüğü ya da hatayı bağışlamak, onu cezalandırmaktan vazgeçmek demek.
Yani affetmek bir tür bağışlama içeriyor.
Ama bu tanım herkesin duygusal deneyimiyle ölçmeyebilir tabii ki.
Bazı insanlar için affetmek olanı kabul edip bırakmak gibi hissederken bazıları için neredeyse olanı onaylamak gibi gelebilir.
İşte burada affetmekle bırakmak arasındaki fark da biraz önem kazanıyor sanki.
Bırakmak yaşanmış bir olayın izlerini taşıyor olsak da artık onun hayatımıza hükmetmesine izin vermemek diyebiliriz belki.
Bu o kişiyle barıştığımız ya da onu affettiğimiz anlamına gelmiyor.
Hala davranışını haksız ya da zararlı buluyor olabiliriz.
Ama artık onunla ilgili düşünceler hayatımızın merkezinde dönüp durmaz.
Diyelim ki çok yakın bir arkadaşınız sizi çok kırdı, özür de dilemedi.
Affetmeye hazır hissetmiyor olabilirsiniz.
Ama sürekli bu olayı zihninizde döndürmek, hayali konuşmalar yapmak, geçmişte takılı kalmak sizi yıpratıyor olabilir.
Bırakmak burada devreye girer.
Affetmiş sayılmazsınız belki ama o yükü de artık taşımıyorsunuzdur.
Bazen affetmekten bile önce gelebilir aslında bırakmak.
Çünkü insanın kendi bedeninde ve zihninde huzur bulmasına dair bir süreç aslında.
Olayın yükünü hala taşıyorsak affetmiş olsak bile iyileşmemiş olabiliriz.
Ama bırakabilmek affetmeye giden yolda özgürleştirici bir durak olabilir mesela.
Bazen affetmek bırakmanın ardından gelir.
Olanı olduğu gibi kabul ettikten sonra içimizde hala bir bağışlama isteği varsa o adım gelebilir.
Ama bu şart değildir. Affetmeden de bırakabilirsiniz.
Fransız filozof Derrida affetme konusuna farklı bir açıdan bakıyor.
Derrida'ya göre affetmek kulağa basit bile gelse aslında içinde büyük bir çelişki barındırıyor.
Çünkü ona göre affetmenin gerçekten affetme olabilmesi için affedilen şeyin aslında affedilemez olması gerekir.
Yani küçük bir yanlış anlaşılmayı affetmek kolaydır.
Hatta bu bir nezaket göstergesi bile sayılabilir.
Ama ya ağır bir ihanet, büyük bir adaletsizlik, derin bir yara söz konusuysa?
İşte tam burada affetme sınanır.
Deri de diyor ki gerçek affetme ancak affedilemeyecek olanı affetmeye çalıştığında ortaya çıkar.
Ama işte burada da paradoks başlar.
Affedilemeyecek olanı affettiğimizde onu artık affedilebilir kılmış olmuyor muyuz?
Ve bu durumda affetmenin kendisi anlamını yitirmez mi?
Deri datan da bu yüzden affetmek imkansızdır ama yine de düşünülmesi gerekir der.
Bu bakış açısı affetmeyi bir sonuç olarak değil bir süreç olarak görmemize yardımcı olabilir.
Belki de affetmeye çalışmak affetmekten daha büyük bir eylemdir.
Çünkü bu süreçte insan kendi değerleriyle, sınırlarıyla, adalet anlayışıyla yüzleşir.
Ve burada bir başka soru daha belirir.
Affetmek sadece karşımızdakine dönük bir şey midir?
Yoksa aslında ben kimim? Hangi koşullarda affedebilirim?
Ne pahasını affederim? Sorularını da beraberinde mi getirir?
Affetmek sadece karşımızdakine dair bir karar değil.
aynı zamanda kendimizle ilgili de bir şeydir.
Çünkü affettiğimizde ya da affetmediğimizde aslında kendi değerlerimizle yüzleşiyoruz.
Deridan'ın yaklaşımı bizi hızlı bir evet ya da hayır cevabına değil de derin bir yüzleşmeye davet ediyor.
Affetmek mümkün müdür, imkansız mıdır?
Herkes kendi içinde karar verir ama önemli olan bu sorulardan kaçmamak.
Bugün affetmek üzerine konuştuk ama fark etmişsinizdir.
Mesela sadece birini affetmekten çok daha geniş bir çerçeveye sahip.
Çünkü bazen affetmek yerine bırakmak da yeterli olabilir.
Bunu da yapmayabilirsiniz.
Bazen de affetmek imkansız görünür ama bu soruyu düşünmek bile insanı kendi değerleriyle yüzleştirir.
Yani mesele sadece karşımızdaki kişiyle ilgili değil, aynı zamanda kim olduğumuzla, hangi sınırları çizdiğimizle, hayatı nasıl yaşamak istediğimizle ilgilidir.
Belki de affetmek çoğu zaman dışarıya dönük bir eylem değil, içimize tuttuğumuz bir ayna gibidir.
O yüzden bu bölümün kesin bir cevabı yok ama belki kendinize şu soruları sorabilirsiniz.
Affetmek istediğimde gerçekten neyi arıyorum?
İç huzuru mu yoksa ilişkiyi onarmayı mı?
Affetmediğimde neyi koruyorum?
Öz saygımı mı yoksa acımı mı?
Bu sorunun cevabı herkes için farklıdır.
Ama önemli olan kendi cevabınızı bulmak için bu yüzleşmekten kaçmamak.
Umarım bu size kendi iç sesinizi dinlemek için bir alan açmıştır.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
