
büyüdükçe değişen, sessizce uzaklaşan ve bazen sadece hayatımızın belli bir dönemine ait olan arkadaşlıkları konuşmak için.
Transkript
Bugün yine o sayfalardan birini daha açıyoruz.
Sen de buradasın.
Ama bu sefer birazcık kalabalık bir sayfa.
Yani içinde çocukken yan yana oturduğumuz insanlar da var.
Bir dönem her gün konuşup şimdi hayatlarında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz insanlar da var.
Hala bir şey olduğunda ilk aramak istediğimiz insanlar da var.
Bir de hayatımızdan ne zaman çıktığını tam olarak hatırlayamadığımız insanlar var.
Bugün biraz arkadaşlıklardan konuşmak istiyorum.
Aslında ben bu konuyu düşünmeye başlayınca şunu fark ettim.
Arkadaşlık hayatımızda çok büyük bir yer kaplıyor.
Ama üzerine romantik ilişkiler kadar konuşmuyoruz biz.
Yani bir ilişkide her şeyin adı var ya baktığında.
Hoşlanma var, flört var, ilişki var, ayrılık var, eski sevgili var.
Bir ilişkinin ne zaman başladığını da ne zaman bittiğini de aşağı yukarı biliyoruz.
Ama arkadaşlıklarda bazen hiçbir şey bu kadar net değil.
Bir insanla 10 yıl arkadaş oluyorsun ve sonra bir gün fark ediyorsun ki 6 aydır konuşmamışsınız, kavga etmemişsiniz.
Birbirinize kötü bir şey de yapmamışsınız bu arada.
Hatta son konuşmanız muhtemelen hani tamam o zaman görüşürüz diye bitmiş.
Ama görüşmemişsiniz.
Bana arkadaşlıkların en garip taraflarından biri bu geliyor.
Bazen birinin hayatına girdiği günü hatırlıyorsun ama çıktığı bir günü yok.
Böyle yavaş yavaş olan bir şey bu.
Önceden her gün konuşuyorsunuz.
Sonra işte birkaç günde bir.
Sonra arada Instagram'dan bir şeyler gönderiyorsunuz.
Sonra doğum günleri geliyor hikayesini görüyorsunuz.
Ve bir anda yazsam mı acaba diye düşünüyorsunuz.
Ve bu geçişlerin hiçbirinde tamam artık arkadaş değiliz diye bir karar almıyorsunuz.
Hayat bir şekilde araya giriyor.
Anlatabilmişimdir umarım bu hissi.
Ve galiba bu arkadaşlık meselesini düşünürken ilk takıldığım şey de şu oldu.
Çocukken neden bu kadar kolaydı?
Yani çok komik düşününce.
Birinin kayın kutusunu seviyorsunuz ve arkadaş oluyorsunuz.
Sen de Winx izliyor musun?
Tamam.
En yakın arkadaşınız.
Ya yanı oturuyorsunuz ve 3 gün sonra bütün hayatınızı biliyorsunuz.
Birinin yanına gidip beraber oynayalım mı diyebilmek dünyanın en normal şeyi o zamanlar.
Şimdi yetişkinlikte birinden arkadaş olarak hoşlanınca ne yapacağımızı çok bilmiyoruz bence.
Ben bazen biriyle tanışıyorum.
Çok seviyorum. Gerçekten çok iyi arkadaş olurum diye düşünüyorum.
Sonra bunun devamını getirmek gerekiyor ya.
Orada biraz garipleşiyor olaylar.
Hani bir ara kahve içelim mi çok normal bir cümle aslında.
Ama nedense yetişkinlikte yeni bir arkadaş edinmeye çalıştığımızı belli etmek çok savunmasız bir şeymiş gibi de geliyor.
Hani sanki karşı taraf sen benimle arkadaş mı olmak istiyorsun diyecekmiş gibi.
Ayrıca çocukken yaptığımız şey tam olarak buydu.
Yani gerçekten tam anlamıyla buydu.
Bir de tabii çocukken hayat bizi sürekli aynı insanlarla da bir araya getiriyordu.
O da var.
Her sabah aynı sınıfa gidiyorduk, aynı sıraya oturuyorduk.
Aynı teneffüs, aynı öğretmen sonuçta.
Bir arkadaşlık oluşturmak için ayrıca bir zaman yaratmak gerekmiyordu.
Çünkü zaten hayatınızın kendisi ortaktı.
Büyüyünce bu biraz değişiyor.
Yani arkadaşınla görüşmek için takvimi böyle bir açman gerekiyor.
Yani bu hafta olmazsa önümüzdeki hafta.
Ben salı müsaitim, ben salı değilim, perşembe müsaitim.
Bir bakıyorsun görüşmek istediğin insanla bir buçuk ay sonrasına plan yapmışsın.
Bence bu yüzden yetişkin arkadaşlıklarında biraz daha bilinçli olmak gerekiyor.
Yani hayat artık sizi otomatik olarak yan yana getirmiyor ya.
Yan yana kalabilmek için ikinizin de biraz çaba göstermesi gerekiyor.
Ama burada şöyle bir şey daha var.
Bir başka bir şey yani.
Bence arkadaşlıklarımız yani bazı arkadaşlıklarımız düşündüğümüzden çok daha fazla bulunduğumuz yere bağlı.
Yani okul mesela işte üniversite olur, iş yeri, yurt, kurs olabilir.
Ve ilgi bir süre boyunca her gün aynı insanların olduğu küçük bir dünyanın içine giriyoruz baktığında.
Ve oradaki insanlar arasında bizi en çok benzeyen, en rahat hissettiren, en çok güldüğümüz insanı buluyoruz.
Sonra o kişiyle gerçekten yakın oluyoruz çünkü sürekli beraberiz yani berabersiniz.
Gün içinde başına gelen şeyi ona anlatmak için telefon açmana gerek yok.
Mesela zaten 5 dakika sonra göreceksin.
Öğle yemeğini anlatırsın, eve dönerken anlatırsın ya da sınavdan çıkınca anlatırsın.
O yüzden birbirinizin hayatındaki en küçük şeyleri bile biliyorsunuz.
Sonra mezun oluyorsunuz ya da biriniz işten ayrılıyor atıyorum ki ya da taşınıyor.
Ve bir anda daha önce hiç test edilmemiş bir şey ortaya çıkıyor burada.
Bu arkadaşlık bizi sürekli aynı yere getiren o ortam olmadan da devam edecek mi?
Bence bazı arkadaşlıkların yavaşça dağıldığı yer tam olarak burası.
Ve bunun biraz kötü bir anlamı varmış gibi düşünüyoruz.
Yani demek ki sadece okul arkadaşıymışız.
Ya da işte o kadar yakın değilmişiz demek ki.
Ben böyle düşünmüyorum artık.
Yani o dönem gerçekten çok yakın olabilirsiniz.
O insan o yıllarda gerçekten hayatının en önemli insanlarından biri olabilir.
Sadece belki sizi birbirinizden bağlayan şeylerden biri de ortak hayatınızdı.
O hayat sona erdiğinde arkadaşlığın da şekli değişiyor.
Geçenlerde bununla ilgili bir şey izlerken aklıma takılmıştı benim.
Filmde çocukluktan beri arkadaş olan iki kişi var.
Tamam mı?
Film bitti.
Ben hala onların arkadaşlığını düşünüyordum.
Bu arada o kadar küçük bir detay ki filmde bu arkadaşlık.
Asla filmin anlatmak istediğinin merkezinde olan bir şey değil yani.
Ben film izledikten sonra günlüğümü açıp şunu yazmışım.
Bugün izlediğim filmde çocukluktan beri arkadaş olan iki kişi vardı.
İzlerken bir anda şunu düşündüm.
Benim hayatımda yıllardır tanıdığım ama artık hiç konuşmadığım ne kadar çok insan var.
Garip aslında.
Bir dönem her gün gördüğün biri birkaç yıl sonra hayatında hiç olmayabiliyor.
Bunu yazdıktan sonra da böyle bir süre düşünmüştüm ben.
Çünkü gerçekten de bir dönem her gün gördüğümüz bazı insanların bugün nerede yaşadığını bile bilmiyor olabiliyoruz.
Ve bence burada çok kolay yaptığımız bir şey var.
Bugünden bakıp geçmişteki arkadaşlığı küçültmek.
Hani az önce de dedim ya zaten gerçek arkadaş değilmişiz gibi.
Bence bu biraz haksızlık.
Yani bir arkadaşlığın bugün devam etmiyor olması o dönem gerçek olmadığı anlamına gelmiyor.
Bir şey illa sonsuza kadar sürmek zorunda mı mesela değerli olması için?
Bence değil.
Belki bir arkadaşın hayatında iki yıl kaldı ama o iki yıl boyunca gerçekten en yakın arkadaşın.
Hani beraber büyüdünüz, birbirinizin çok zor dönemlerine yan yana geldiniz.
Belki senin şu an sevdiğin bir sürü şeyi ilk onu sayesinde keşfettin.
Sonra hayat başka bir yere gitti.
Bu yaşanan şeyi geriye dönük olarak sahte yapmıyor benim gözümde.
Galiba büyüdükçe öğrenmemiz gereken şeylerden biri de bu gibi geliyor.
Her ilişki ömürlük değil.
Ve bence bunu kabul etmek arkadaşlıklarda özellikle zor.
Çünkü arkadaşlıklarla ilgili bize küçükken öğretilen şey biraz şu ya.
Gerçek arkadaş dediğin hep yanında kalır.
Gerçek dost kötü günde belli olur.
Gerçek arkadaşlık yıllara dayanır.
Ben bunlara yanlış demiyorum bu arada asla.
Ama belki her güzel arkadaşlığın sonsuza kadar sürmesi gerekmiyordur.
Bazı arkadaşlıklar gerçekten bir döneme ait olabilir.
Hani bunu düşününce dönemlik arkadaş kulağa biraz acımasız geliyor.
Farkındayım ama aslında söylemeye çalıştığım şey o değil.
Belki bazı insanların hayatımızdaki görevi bizimle 80 yaşına kadar yürümek değildi.
Anlatabildim mi?
Yani belki sadece üniversitenin o çok yalnız hissettiğimiz ilk yılında yanımızda olmaktı.
Belki ilk işimize başladığımızda öğle yemeğine beraber çıkabileceğimiz biri olmaktı.
Belki çok zor bir dönemden geçtiğimiz o 6 ay boyunca bizi güldürmekti.
Belki.
Ve sonra yollar ayrıldı.
Bence bunun da kendi içinde bir güzelliği de var.
Çünkü hayatımızın farklı dönemlerinde gerçekten farklı insanlara da ihtiyaç duyuyoruz.
18 yaşımdaki halimle bugün aynı kişi değilim ben.
Arkadaşlıkta aradığım şeyler de aynı değil.
Bir dönem sürekli beraber olmak çok önemli geliyor insanlara.
Hani her gün konuşmak, her şeyi anlatmak, bir yere bensiz gidilmesi, üzülmek.
Sonra yaş aldıkça bazı şeyler değişiyor.
Artık o üç gün konuşmadığın arkadaşının seni daha sevdiğini düşünmüyorsun.
Hani bir ay görüşmeyip buluştuğunuzda kaldığınız yerden devam edebiliyorsanız bunun da çok değerli olduğunu fark ediyorsun.
Hatta bence büyüdükçe, kendimi böyle büyümüş gibi hissediyorum bu bölümde farkında mısın?
Bu yakınlık kelimesinin anlamı biraz değişiyor bence büyüdükçe.
Yani eskiden en çok konuştuğun insan en yakın arkadaşın gibi geliyordu.
Şimdi çok sık konuşmadığın bir insanın seni herkesten daha iyi tanıması mümkün.
Yani bir şey olduğunda kimi aradığın daha önemli mesela.
İyi bir haber aldığında gerçekten senin için sevineceğini bildiğin insan kim?
Çok kötü bir gün geçirdiğinde yanında kendini toparlamak zorunda hissetmediğin insan kim?
Mesela hani bence arkadaşlık biraz oralarda bir yerde.
Bir de eski arkadaşlıklarla ilgili çok ilginç öyle bir şey var.
biriyle yıllar sonra buluşuyorsun tamam mı bazen ve araya hiç zaman girmemiş gibi oluyor.
Bu müthiş bir his bence.
Yani ikiniz de hayatlarınızda bambaşka yerlere gitmişsiniz, başka insanlara dönüşmüşsünüz
ama aranızdaki dil hala duruyor.
Bir de bunun tam tersi var.
Yani bir insanla buluşuyorsun ve fark ediyorsun ki arkadaşlığını sürdürebilmek için
kendinin eski bir versiyonuna dönüşüyorsun.
Bunu hiç yaşadın mı bilmiyorum.
Ben bu fikri çok ilginç buluyorum.
Birinin yanında fark etmeden 5 yıl önceki sen gibi davranmaya başlıyorsun.
Hani eskiden konuştuğunuz şeyleri konuşuyorsun.
Bunu hiç yaşadın mı bilmiyorum.
Garip bir his bu.
Hani fark etmeden 5 yıl önceki sen gibi davranmaya başlıyorsun.
Eskiden konuştuğunuz şeyleri konuşuyorsun.
Belki artık komik bulmadığın şeylere gülüyorsun.
Sanki o kişinin zihninde senin belli bir versiyonun var ve
arkadaşlığın devam edebilmesi için biraz o kişi olmaya çalışıyorsun.
Bence burada insanın kendine sorması gereken çok garip bir soru ortaya çıkıyor.
Ben bu insanın yanında bugünkü halimle var olabiliyor muyum?
Çünkü hani bazen hiçbir kavga yok, hiçbir problem yok.
Sadece artık birbirinize uymuyorsunuz.
Ve galiba bunu kabullenmek biri kötü bir şey yaptı demekten daha zor.
Çünkü ortada kızabileceğin kimse de yok ki.
Sadece değişmişsiniz.
Tıp ve arkadaşlıkların değiştiğini fark etmek her zaman bu kadar sakin bir şey de değil.
Tabii ki hani bir arkadaşının hayatının artık eskisi kadar önemli olmadığını fark etmek var.
Mesela hani bunu çok az konuşuyoruz.
Bir arkadaşın yeni bir arkadaşı oluyor.
Beraber daha çok vakit geçirmeye başlıyor.
İşte storylerde görüyorsun.
Belki eskiden seninle yaptığı şeyleri onunla yapıyor.
Ve içinde hani küçücük bir şey oluyor.
Kıskançlık bile diyebiliriz buna bu arada.
Bence çok normal.
Çünkü başka arkadaşı olmasın demiyorsun aslında.
Sadece onun hayatındaki yerinin değiştiğini hissediyor olabilirsin.
Hani bir dönem ilk aradığı insan sensin.
Sonra artık değilsin.
Ve kimse sana gelip bunu ilan etmiyor.
Bir şekilde fark ediyorsun bunu.
Bunun bir başka versiyonu da ben yazmazsam konuşmayacağız galiba hissi.
Bu cümleyi hayatında en az bir kere düşünmeyen var mı bilmiyorum.
Ben böyle biten arkadaşlıklarımda mesela çok da üzülmüşümdür yani.
Bir noktada bir test yapıyoruz kendi kendimize.
Hani bu kez ben yazmayacağım diyoruz.
Sonra bekliyorsun.
Belki o da senden mesaj bekliyor bu arada.
Hani iki kişi aynı anda gurur yapıp evlerinde oturuyor olabilir.
Ama bazen gerçekten arkadaşlığı sürekli ayakta tutan taraf olduğunu da fark edebiliyorsun.
Her planı sen yapıyorsun.
Sen soruyorsun.
Sen arıyorsun.
Sen hadi görüşelim diyorsun.
Ve bir süre sonra yoruluyor insan bundan.
Ama burada da bu arkadaşlığı matematiğe dökmek istemiyorum bu arada.
Sakın öyle anlama.
hani böyle ben üç kere aradım o iki kere aradı gibi bir şey asla değil.
Bence ilişkiler böyle işlemiyor çünkü herkesin hayatında farklı dönemler oluyor.
Bazen arkadaşının senden daha az enerjisi oluyor.
Bazen sen daha çok taşıyorsun başka bir zaman o seni taşıyor.
Her şey %50 %50 değil hayatta.
Benim demek istediğim bu değildi.
Umarım anlatabilmişimdir kendimi.
Benimkisi bu alma verme dengesinde inanılmaz bir orantısızlık.
Bundan bahsettim.
Bir de not aldığım şeylere bakıyorum. İnsanın sürekli kendini istenmediği bir yere davet ediyor gibi hissediyor olması var yani onu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Ben geçenlerde eski fotoğraflara bakarken bunun başka bir tarafı aklıma geldi. Günlüğüme şöyle yazmışım.
Bugün eski fotoğraflara bakarken okuldan bir fotoğraf çıktı karşıma. Fotoğraftaki herkese o dönem çok yakındım.
Şimdi bazıları ne yaptığını bile bilmiyorum.
O zaman biri bana birkaç yıl sonra böyle olacağımızı söylese asla inanmazdım herhalde.
Fotoğrafların böyle garip bir tarafı var.
Bir saniyeyi donduruyor ve o saniyenin içindeki herkes sanki hep orada kalacakmış gibi görünüyor.
Fotoğrafın çekildiği gün geleceği bilmiyorsun neticede.
O masadaki insanların bazılarının düğününe gideceksin.
Bazılarını 10 yıl sonra da arayacaksın.
Bazılarınıza birkaç yıl sonra ne yaptığını bile bilmeyeceksin.
Ama o an hepsi aynı fotoğrafta.
Bence bir insanı özlemekle onunla yeniden arkadaş olmak istemek arasındaki fark da burada başlıyor.
Bazen eski fotoğraflara bakıyorum ve o günleri özlüyorum.
Ama bu mutlaka o insanlarla bugün tekrar aynı yakını kurmak istediğim anlamına gelmiyor.
Belki o dönemi özlüyorum.
O zamanki hayatım, o zaman gittiğimiz yerleri, o zamanki beni.
Bir insanı güzel hatırlamak, onu tekrar hayatına almak istemek demek değil bence.
Bunu anlamak bana çok iyi geliyor.
Çünkü geçmişte kalan her arkadaşlığı kötü bir şeye çevirmek zorunda da değiliz.
Hani artık konuşmuyoruz demek ki yanlış insandı.
Hayır, belki doğru insandı o zamanki hayatın için.
Şimdi böyle bunları peş peşe sayıyorken hatta şundan da bahsetmeden geçmek istemiyorum.
Sosyal medya.
Yani sosyal medyanın arkadaşlıklarla ilişkili algımızı biraz bozduğunu da düşünüyorum.
Şöyle şu anlamda.
Sürekli kalabalık gruplar görüyoruz.
8 kişilik 10 kişilik masalar, 15 kişilik doğum günleri, beraber tatile çıkan gruplar.
İnsan fark etmeden kendini kıyaslıyor olabilir.
Hani benim neden böyle bir arkadaş grubum yok?
Sanki bir yaştan sonra otomatik olarak çok kalabalık ve çok eğlenceli bir arkadaş grubu verilmesi gerekiyormuş da
benimki böyle kargoda bir kalmış gibi.
Halbuki kalabalık olmakla yakın olmak aynı şeye değil.
Bazen 20 kişinin olduğu bir ortamda da çok yalnız hissedebilirsin.
Bunu sen de biliyorsundur.
Bazen de hayatında iki insan vardır ve ikisinin yanında da gerçekten kendin olabiliyorsundur.
Hangisi daha değerli?
Bence cevabı çok belli.
Hatta hani az arkadaşım var cümlesini söylerken bile sanki kendimizle ilgili çok kötü bir şey söylüyormuşuz gibi konuşuyoruz.
Az neye göre az?
Yani kaç arkadaşımız olması gerekiyor?
5 mi 10 mu?
Bir yerde bunun ideal sayısı mı açıklandı da biz mi kaçırdık bunu?
Bence arkadaşlıkta sayılan çok güven önemli.
Hani arayabileceğin insanlar.
Yanında kötü görünmekten çekinmediğin insanlar.
Bir şey anlatırken cümlenin nasıl kuracağını hesaplamadığın insanlar.
Başına güzel bir şey geldiğinde ki bak bu kısım gerçekten çok önemli.
Başına güzel bir şey geldiğinde seninle yarışmadan sevinebilen insanlar.
Bence bunlardan hayatında birkaç tane varsa gayet iyi bir yerdesin.
Ben böyle düşünüyorum.
Ama tabii bunun diğer tarafı da var.
Yeni insanlara yer açmak.
Bence yetişkinlikte arkadaş edinmek biraz cesaret istiyor.
Birini sevdiysen bunu belli etmek, işte bir ara görüşelim deyip gerçekten görüşmek,
hatta bazen ilk mesaj atmak.
Bunlar küçük şeyler ama yeni arkadaşlıklar böyle başlıyor.
Çocukken hayat bunu bizim yerimize yapıyordu dedik ya.
Şimdi biraz bizim yapmamız gerekiyor bunu.
Bu tüm bunları böyle düşününce hani ben bir noktada şeyi kendimde çok aradım.
Hani benim çok fazla arkadaşım yok sorun bende mi?
Düşündüm bunu.
Çünkü diyorum ya ben de isterim 15 kişilik bir arkadaş grubum neden yok?
Düşündükçe düşündükçe bunu zaten pek de istemediğimi fark ettim.
Yani şöyle çok kalabalık arkadaş grubu insanı da olabilirsiniz.
Ama daha az daha böyle öz arkadaş da istiyor olabilirsiniz.
Bunun tamamen karakter meselesi olduğunu düşünüyorum artık.
Ben 3 arkadaşla 2 arkadaşla çok memnunum hayatımdan şu anda ve bunun bir sorunu olduğunu da düşünmüyorum hiçbir şekilde.
Benim bunu sorgulamamdaki en büyük sebeplerden biri biraz sanırım geç kalmış hissetmemdi.
O da şu anlamda ben 27 yaşındayım ve 27 yaşında 10 kişilik çok sağlam kocaman bir arkadaş grubum olmalıydı gibiydi.
Ve bunu seneler önce yapmış olmam gerekiyordu benim ve bu tüyleri kaşırmış gibi hissediyordum.
Anlatabildim mi?
Ama mesela geçen gün annemle otururken, annemin arkadaşları da vardı.
Böyle 20-25 senelik bir arkadaş grubu.
Bunlar tamam mı? 25 sene.
Bakın ben 27 yaşındayım.
Ve hani konuşurlarken şunu fark ettim.
30'larında tanışmışlar.
30'larının başında.
29-30 yaşlarında ve şu an dönüp baktıklarında 25 senelik bir arkadaşlıkları var.
Ve bunu gördükçe, bunu düşündükçe bir şeye geç de kalınmadığını fark ettim.
Yani diyorum ya bazı arkadaşlıklar bitiyor, bazı ortamlardan çıkılınca kopuyor.
Ama hayat bambaşka insanlar da çıkarabilir karşımıza.
Ben bu yaşında, bu sene çok çok güzel arkadaşlar edindim mesela.
Ve bir şeylere geç kaldığımı düşünerek aslında kendimi çok üzdüğümü de fark ettim.
Bu kadar böyle konuşup konuşup geldiğim yer şurası oldu aslında.
arkadaşları sadece ne kadar sürdükleriyle ölçmemek lazım.
Hani bazı insanlar hayatımızda uzun süre kalacaklar.
Bazıları bir dönem kalacak.
Bazılarıyla yıllarca görüşmeyeceğiz ama bir gün konuştuğumuzda her şey aynı olacak.
Bazılarıyla da bir daha hiç konuşmayacağız.
Ve bunların hepsi hayatın içinde.
Hayatımızdan çıkan herkes yanlış insan değildi.
Bunu kendime hatırlatmayı seviyorum.
Hani bazıları gerçekten o zamanki halimize çok iyi geldi.
Belki tam ihtiyacımız olduğu anda hayatımızdaydı.
Bir arkadaşlığın ömür boyu sürmemesi yaşandığı yılları değersiz kılmıyor.
Yani uzun lafın kısası.
Hatta belki artık hayatımda olmayan birine baktığımda keşke hala burada olsaydı demek yerine
iyi ki o zaman oradaydı diyebilmek daha güzel.
Ve hayatımda kalanlarla ilgili de biraz daha rahat olmak istiyorum.
Hani birini özlediysem mesaj atmak.
Ben hep yazıyorum hesabını yapmamak yani her defasında.
Hayat böyle bir yer değil.
Yeni tanıştığım birini sevdiysem tekrar görüşmeyi teklif etmek.
Ama aynı zamanda artık yürümeyen bir şeye sırf geçmişe çok güzel olduğu için zorla taşımamak.
Çünkü belki bazı arkadaşlıkların bitmesi gerekmiyor bile.
Belki sadece şekil değiştiriyorlar.
Bir dönem her gün konuştuğun insan, yıllar sonra yılda iki kez konuştuğun ama hala sevdiğin biri olabiliyor.
Bir dönem hayatın merkezindeki biri, sonra güzel bir anı oluyor.
Bence ikisi de olabilir.
Belki bazı insanlarla küsmedik.
Kimse kimseye çok büyük bir şey yapmadı.
Sadece büyüdük yani.
Hayatlarımız değişti, yeni insanlar geldi, başka yerlere gittik.
Ve bir noktada beraber yürüdüğümüz yol ikiye ayrıldı.
Ama o zamana kadar beraber yürümüş olmamız hala gerçek.
Galiba bu bölümden kendimi bırakmak istediğim cümle de bu.
Belki bazı insanlarla arkadaşlığımız bitmedi.
Sadece birlikte yazdığımız bölüm bitti.
Ve bir zamanlar hayatımın en güzel yerlerinden birinde oldukları gerçeğini de değiştirmiyor bu.
Bugünlük günlüğün bu sayfasını da burada kapatalım.
Beni dinlediğin için çok teşekkür ederim.
Umarım ki çok keyif almışsındır bu sohbetten.
Ben de buradaydım Zeynep, ben de dinledim demek istersen bana ulaşabileceğin sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Bir sonraki hafta yine görüşmek üzere.
Kendine çok iyi bak.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
