
İnsan hayatına kaç kez yeniden başlayabilir? Peki ya geride bıraktığımız hayaller, vazgeçtiğimiz ihtimaller ve artık eskisi gibi olmayan benliğimiz?
Bu bölümde değişim korkusunu, hiç yaşanmamış hayatların yasını, geç kalmışlık hissini ve yeniden başlayabilmenin psikolojisini konuşuyoruz.
Çünkü bazen yeniden başlamak, her şeyi geride bırakmak değil; kendimize yeni bir yol açabilmektir.
Transkript
Herkese selamlar, Bundan Bahsedelim mi?? podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün sizinle çok basit gibi görünen ama cevabı hiç de kolay olmayan bir soru üzerine konuşmak istiyorum.
İnsan kaç kez yeniden başlayabilir?
Bir insan hayatına kaç kez sıfırdan başlayabilir?
Kaç kez yeni bir şehirde kendisine bir hayat kurabilir?
Kaç kez bir ilişkinin ardından yeniden sevmeye cesaret edebilir?
Kaç kez bir hayalinden vazgeçip başka bir hayalin peşinden gidebilir?
Ve belki de en önemlisi insan kaç kez kendisini yeniden tanıyabilir?
Çünkü hayatımız boyunca yalnızca yaşa almıyoruz.
Değişiyoruz, dönüşüyoruz, bazen büyüyoruz, bazen kaybediyoruz.
Bazen de yıllardır tanıdığımız kendimize yabancılaşıyoruz.
Bir sabah uyanıp hayatımızın artık eskisi gibi olmadığını fark edebiliyoruz.
Belki bir ayrılığın ardından, belki bir kayıptan sonra, belki anne olduğumuzda, belki işimizi değiştirdiğimizde, belki de dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemişken içimizde bir şeylerin artık eskisi gibi olmadığını hissettiğimizde.
İşte bugün biraz değişmekten, biraz vazgeçmekten, biraz korkmaktan ve yeniden başlayabilme cesaretinden konuşacağız.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
İlk soru hemen geliyor.
Yeniden başlamak neden bu kadar zor?
Bir düşünün, hayatınızda değiştirmek istediğiniz ama bir türlü değiştiremediğiniz bir şey var mı?
Belki uzun zamandır mutlu olmadığınız bir işte çalışıyorsunuz.
Belki artık size iyi gelmeyen bir ilişki sürdürüyorsunuz.
Belki yaşadığınız şehirden ayrılmak istiyorsunuz.
Belki de yıllardır yapmak istediğiniz bir şeyi sürekli erteliyorsunuz.
Peki neden?
Çünkü değişim yalnızca yeni bir şeye başlamak değildir.
Aynı zamanda alıştığımız bir şeyden vazgeçmektir.
İnsan zihni belirsizlik karşısında zaman zaman huzursuzluk yaşayabilir.
Tanıdık olan her zaman iyi değildir.
Ama tanıdıktır.
Ve bazen tanıdık bir mutsuzluk, belirsiz bir mutluluk ihtimalinden daha güvenli hissettirebilir.
Psikolojide buna ilişkin önemli kavramlardan biri belirsizliğe tahammülsüzlüktür.
Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanan kişiler gelecekte ne olacağını bilmemeyi, bilememeyi yoğun bir tehdit gibi değerlendirebilirler.
Bu nedenle değişim kararlarını erteleyebilirler.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Bir insanın değişmekten korkması, değişmek istemediği anlamına gelmez.
Bazen insan aynı anda hem gitmek hem de kalmak ister.
Hem yeni bir hayat kurmayı hayal eder hem de eski hayatını özler.
Çünkü değişim çoğu zaman birbirine zıt duyguları aynı anda yaşamaktır.
Ve belki de diğer konuşacağımız kavram şu eski benliğimize veda etme meselesi.
Şimdi biraz kimlik kavramından konuşalım.
Kendimizi nasıl tanımlıyoruz?
Mesleğimizle mi, ilişkilerimizle mi, aile içindeki rollerimizle mi,
başarılarımızla mı?
Bir insan kendisini yıllarca belirli bir kimlikle tanımlayabilir.
Örneğin ben öğretmenim, ben evliyim, ben anneyim, ben başarılı bir yöneticiyim,
ben her zaman güçlü duran bir insanım.
Peki bu rollerden biri değiştiğinde ne olur?
Yıllarca aynı mesleği yapan biri işinden ayrıldığında yalnızca gelirini kaybetmeyebilir.
Kendisini tanımladığı önemli bir alanı da kaybetmiş hissedebilir.
Uzun yıllar süren bir evlilik sona erdiğinde kişi yalnızca eşinden ayrılmaz.
Birlikte kurduğu gelecek tasarımına da veda edebilir.
Bir kadın anne olduğunda hayatına yeni ve çok önemli bir kimlik eklenir ama bu yeni kimlikle birlikte eski yaşamının bazı yönlerini özleyebilir.
Bütün bunlar insanın kimlik algısını etkileyebilir.
Psikolojide kimlik değişmeyen ve tek parçadan oluşan bir yapı olarak ele alınmaz.
alınmaz. Yaşam deneyimlerimiz, ilişkilerimiz ve içinde bulunduğumuz sosyal koşullar kimliğimizi
şekillendirmeye devam eder. Bu nedenle yeniden başlamak bazen yalnızca yeni bir hayat kurmak
değil, kendimiz hakkında bildiğimizi, düşündüğümüz şeyleri yeniden değerlendirmektir. Belki yıllarca
kendinizi cesaretsiz biri olarak tanımladınız ama bir gün çok zor bir karar verdiniz, belki hep
yalnız kalmaktan korktuğunuzu düşündünüz ama hayatınızın bir döneminde yalnızlığın size iyi
geldiğini fark ettiniz. Belki de kendinize yalnızca başkalarına destek olan biri olarak gördünüz.
Sonra bir gün sizin de desteğe ihtiyacınız olduğunu kabul ettiniz. İnsan bazen kendisiyle ilgili en
önemli şeyleri hayatı değiştiğinde öğrenir. Ve diğer önemli bulduğum konu başlığından biri de şu
hayatımızın sorumluluğunu almak.
Varoluşçu psikolojinin üzerinde durduğu önemli konulardan biri
insanın seçimleri ve bu seçimlerin sorumluluğudur.
Yalom, varoluşçu psikoterapi yaklaşımında özgürlük, ölüm, yalnızlık ve anlamsızlık gibi
temel varoluşsal kaygıları ele alır.
Burada özgürlük yalnızca istediğimiz her şeyi yapabilmek anlamına gelmez.
Aynı zamanda seçimlerimizin sonuçlarıyla karşılaşmak anlamına gelir
ve bu bazen korkutucu gelebilir insana.
Çünkü bir seçim yaptığımızda başka ihtimallerden vazgeçmiş oluruz.
Bir şehirde yaşamayı seçtiğimizde başka şehirlerde yaşayabileceğimiz hayatları geride bırakırız.
Bir ilişkiye başladığımızda başka ilişki ihtimallerini kapatırız.
Bir meslek seçtiğimizde başka mesleklerdeki olası hayatlarımızdan uzaklaşırız.
Bu nedenle insan bazen karar vermekten kaçınır.
Çünkü karar vermek bütün ihtimaller hala mümkünmüş gibi hissettirebilir.
Ama burada küçük bir paradoks var.
Karar vermemek de hayatımızı etkileyen bir tutumdur.
Hiçbir şey yapmadığımızda zaman yine geçer, koşullar yine değişir ve bazen bizim yerimize hayatın kendisi karar verir.
Elbette her insan seçenekleri aynı değildir.
Ekonomik koşullar, sağlık, aile, sorumlulukları ve toplumsal eşitsizlikler seçim alanımızı sınırlandırabilir.
Bu yüzden herkese kolayca hayatını değiştir demek çok gerçekçi gelmiyor kulağa.
Ama bazen büyük bir değişim mümkün olmasa bile küçük bir tercih alanı bulabiliriz.
Ve o küçük alan yeniden başlamanın ilk adımı olabilir.
Ve şimdi üzerinde çok fazla konuşmadığımız bir duygudan bahsetmek istiyorum.
Hiç yaşamadığımız hayatların hüznü.
Bir insan yalnızca sahip olduğu şeyleri kaybettiğinde yas yaşamaz.
Bazen gerçekleşmesini beklediği bir geleceğin kaybı içinde üzülebilir.
Çocukken hayalini kurduğu mesleği yapamamış olabilir.
Bir ilişkinin ömür boyu süreceğini düşünmüş olabilir.
Belirli bir yaşa geldiğinde hayatının çok farklı olacağını hayal etmiş olabilir.
Ama hayat başka türlü ilerlemiştir.
İşte böyle zamanlarda insan yalnızca bugünkü durumuna üzülmez.
Bir zamanlar mümkün olduğuna inandığı geleceğe de veda eder.
Belki 30 yaşında kendinizi bambaşka bir yerde hayal ediyordunuz.
Belki 40 yaşına geldiğinizde bütün sorunlarınızın çözülmüş olacağını düşünüyordunuz.
Belki de hayatınızın belli bir döneminde artık hiçbir şeyin sizi üzmeyeceğine inanıyordunuz.
Ama öyle olmadığı ve bazen insanın kabullenmekte zorlandığı şey tam olarak budur.
Yani hayatın zihnindeki senaryoya uymaması.
Burada kendimize sormamız gereken soru şu olabilir.
Ben gerçekten bugünkü hayatımdan mı mutsuzum yoksa hayal ettiğim hayatı yaşayamadığım için mi üzgünüm?
Bu iki duygu birbirine benzeyebilir ama aynı şey değildir.
Çünkü bazen bugün sahip olduğumuz hayatın içinde güzel şeyler vardır.
Yalnızca geçmişte kurduğumuz hayale benzemediği için onları fark etmekte zorlanabiliriz.
Yeniden başlamak bazen yeni bir şey inşa etmekten önce gerçekleşmemiş bir ihtimalin yasını tutabilmektir.
Bir de işin şu boyutu var.
İnsan değişirken neden suçluluk hisseder?
Değişim yalnızca bizi etkilemez.
çevremizdeki insanlarla kurduğunuz ilişkileri de etkileyebilir.
Diyelim ki yıllarca herkese yardımcı olan biriydiniz.
Kimseyi kırmamak için kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atıyordunuz.
Bir gün sınır koymaya başladınız kişilere.
Artık istemediğiniz şeylere hayır diyorsunuz.
Kendinize daha fazla zaman ayırıyorsunuz.
Peki çevreniz nasıl tepki veriyor size?
Bazı insanlar bu değişimi destekleyebilir.
Bazıları ise eskiden alıştıkları davranışlarınızı özleyebilir.
Ve sonrasında sen çok değiştin, eskiden böyle değildin, artık bizi düşünmüyorsun bu cümleleri duymak zorunda kalabilir kişi.
Çünkü insan yalnızca değişmekten değil değiştiğinde sevilmemekten de korkabilir.
Özellikle kabul görme ihtiyacının güçlü olduğu ilişkilerde kişi kendi ihtiyaçlarını ifade ettiğinde suçluluk hissedebilir.
ama değişmek her zaman başkalarına zarar vermek anlamına gelmez.
Bazen yalnızca kendimize daha fazla yer açmaktır.
Burada önemli olan değişimin hem kendi ihtiyaçlarımızı
hem de başkalarının sınırını gözeterek gerçekleşebilmesidir.
Çünkü sağlıklı bireyselleşme bütün ilişkilerden kopmak anlamına gelmez.
Kendi kimliğimizi koruyarak ilişki kurabilmektir.
Peki yeniden başlamak için her şeyi geride bırakmak gerekir mi?
Yeniden başlamak denildiğinde aklımıza genellikle büyük değişimler geliyor olabilir.
Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir ilişki, yeni bir ev.
Ama insan bazen aynı hayatın içinde de yeniden başlayabilir.
Aynı şehirde yaşamaya devam ederken, aynı işi yaparken, aynı insanlarla ilişki kurarken.
Çünkü bazen değişmesi gereken şey dış koşullar değil, o koşullarla kurduğumuz ilişkidir.
ilişkidir. Örneğin yıllarca kendi ihtiyaçlarını ertelemiş biri hayatını tamamen değiştirmeden
kendisine zaman ayırmaya başlayabilir. Sürekli mükemmel olmaya çalışan biri hata yapmasına izin
verebilir. Her şeyi kontrol etmek isteyen biri belirsizlikle yaşamayı öğrenebilir. Bunlar
dışarıdan bakıldığında büyük değişimler gibi görünmeyebilir ama kişinin iç dünyasında önemli
dönüşümler yaratabilir. Psikoterapide değişim çoğu zaman böyle küçük adımlarla ilerler. Bir
insan bir sabah uyanıp bütün düşünce ve davranışlarını değiştirmez. Önce fark eder,
sonra sorgular, sonra bazen eski alışkanlıklarına geri döner. Ardından yeniden dener. Bu süreç her
zaman doğrusal değildir. İlerlemeler kadar duraksamalar da olabilir ve duraksamak bütün
çabanın boşa gittiği anlamına gelmez. Bir de toplumumuzda sürekli sorulan ve belki sadece
bundan dolayı bile adım atmaktan çekinilen bir mesele var. Yeniden başlamanın yaşı var mıdır?
Toplum bize hayatın belirli bir takvimi olduğunu düşündürebilir. Şu yaşta mezun olmalısın, şu yaşta
meslek sahibi olmalısın, şu yaşta evlenmelisin, çocuk sahibi olmalısın, şu yaşta artık hayatını
düzene koymuş olmalısın.
Peki bu takvime uymayan insanlar ne hisseder?
Bazen geride kalmışlık, yetersizlik, bazen de geç kalmışlık duygusu.
Oysa insanların hayatları aynı sırayla ilerleyemez, ilerlemek zorunda değil.
Bir insan 20'li yaşlarında mesleğini bulabilir, bir başkası 40'lı yaşlarında yeni bir alana yönelebilir.
Bir insan genç yaşta evlenebilir, bir başkası daha ileri yaşlarda yakın bir ilişki kurabilir.
Bazıları ebeveyn olur, bazıları olmaz.
Bazıları yaşadığı şehre kök salar, bazıları hayatı boyunca farklı yerlerde yaşar.
Bunların hiçbiri tek başına bir hayatın başarılı ya da başarısız olduğunu göstermez bizlere.
Gelişim psikolojisi de insan gelişiminin yalnızca çocukluk ve ergenlikle sınırlı olmadığını ortaya koyar bize.
yetişkinlik boyunca yeni beceriler öğrenir, ilişkilerimizi yeniden değerlendirebilir ve kimliğimize dönüştürebiliriz.
Bu nedenle yeniden başlamanın herkes için geçerli tek bir son tarihi yoktur.
Ama burada bir ayrıntıyı da unutmamak gerekiyor.
Her yaşın kendine özgü koşulları, sorumlulukları ve sınırlıkları olabilir.
Yeniden başlamak her zaman kolay değildir.
Yine de zor olması mümkün olmayacağı anlamına gelmez.
Tamam yaşı konuştuk.
Diğer soruya gelecek olursak cesaret korkmamak mıdır?
Cesur insanları düşündüğümüzde genellikle korkusuz insanları hayal ederiz.
Sanki onlar hiç tereddüt etmiyormuş gibi, hiç kaygılanmıyorlarmış gibi, hiç başarısızlıktan korkmuyorlarmış gibi.
Oysa cesaret çoğu zaman korkunun yokluğu değildir.
Korkuya rağmen değer verdiğimiz bir şey için harekete geçebilmektir.
Kabul ve kararlılık terapisi olarak bilinen yaklaşımda kişinin zorlayıcı düşünce ve duygularla mücadele etmek yerine onlara yer açarak kendi değerleri doğrultusunda davranabilmesi üzerinde durulur.
Burada önemli olan her zaman iyi hissetmek asla değildir.
Önemli olan zor duyguların varlığında da anlamlı bir yaşam yönünde adım atabilmektir.
Örneğin yeni bir işe başlamak isteyen biri korkabilir, başarısız olacağını düşünebilir, başkalarının ne söyleyeceğini merak edebilir ama bütün bu düşünceler ortadan kalkmadan da küçük adımlar atabilir.
Bir başvuru yapabilir, bir eğitim araştırabilir, bir görüşmeye katılabilir.
Yeniden başlamak bazen böyle başlar.
Büyük bir cesaret göstergesiyle değil, küçük ama anlamlı bir kararla.
Şimdi bölümün başındaki sorumuza tekrar geri dönelim.
Bir insan kaç kez yeniden başlayabilir?
Bunun sayısal bir cevabı yok çünkü yeniden başlamak yalnızca hayatımızdaki büyük dönüm noktalarından ibaret değil.
Bazen bir ilişkinin ardından yeniden güvenmeyi öğrenmektir.
Bazen yıllarca ihmal ettiğimiz bir hayalimize geri dönmektir.
Bazen kendimizi affetmektir, bazen yardım istemektir.
Bazen de artık bize iyi gelmeyen bir alışkanlığımızı değiştirmeye karar vermektir.
Ve belki de en önemlisi yeniden başlamak her zaman eski hayatımızı tamamen silmek anlamına gelmez.
Geçmişimiz bizimle birlikte gelir.
Deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz, kayıplarımız ve anılarımız yeni hayatımızın da bir parçası olabilir.
İnsan her başlangıçta sıfırdan yaratılmaz.
Bazen yalnızca kendisine bir yön verir, bir yön seçer.
Ve bu yönü seçmek için her şeyin mükemmel olmasını beklemek zorunda değildir.
Bugün insanın yeniden başlayabilme ihtimalinden konuştuk.
Değişim korkusundan, kimliğimizden, gerçekleşmemiş hayallerimizin yasından, geç kalmışlık duygusundan ve cesaretten.
Belki şu anda hayatınızda büyük bir değişim eşiğinde olabilirsiniz.
Belki bir karar vermeye çalışıyorsunuz.
Belki de hiçbir şeyi değiştirmek istemiyor, yalnızca biraz dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bütün bunlar insan olmanın farklı halleri.
Bugün size mutlaka yeni bir başlangıç yapmanız gerektiğini söylemek istemiyorum.
Çünkü bazen devam etmek de anlamlı bir seçimdir.
Bazen beklemek, bazen durmak, bazen de olduğumuz yerde kendimize başka bir gözle bakmak, bakabilmeyi denemek.
Ama eğer uzun zamandır içinizde taşıdığınız bir değişim arzusu varsa kendinize şu soruyu sormanızı isterim.
Başarısız olmaktan korkmasaydım, hayatımda neyi değiştirmek isterdim?
Ve ardından ikinci bir soru, bu değişim için bugün atabileceğim en küçük adım ne olabilir?
Belki cevap hemen gelmeyecek, belki biraz düşünmeniz gerekecek ama bazen insanın hayatındaki en önemli değişimler kendisine sorduğu küçük bir soruyla başlar.
Bugünlük benden bu kadar. Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bundan bahsedelim ve podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Bir sonraki bölümde yeniden buluşmak üzere.
Kendinize iyi bakın ve unutmayın.
Bir hayatın yeni bir başlangıca ihtiyacı olması o zamana kadar yaşananların boşa gittiği anlamına gelmez.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
