
Bir Kadının Dönüşümü: Gebelik, Anneliğe Hazırlanmak ve Kendine Yeniden Rastlamak
9 Eylül 2026 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Gebelik yalnızca bir bebeğin büyüdüğü değil, bir kadının da yeniden şekillendiği bir yolculuk… 🌼
Bu bölümde bedenin değişiminden annelik kimliğine, “İyi bir anne olacak mıyım?” kaygısından eski benliğe duyulan özleme; mükemmel annelik baskısından kuşaklararası aktarıma kadar anneliğe hazırlanmanın görünmeyen taraflarını konuşuyoruz.
Bir bebeğin dünyaya gelmesini beklerken, kendimize yeniden rastlamanın hikâyesi…
Çünkü bazen bir bebek doğmadan önce, bir kadın da yeniden doğmaya başlar.
Transkript
Herkese uzun bir aradan sonra merhaba. Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bundan Bahsedelim mi? podcastine? Hoş geldiniz.
Bugün size farklı bir yerden sesleniyorum. Bugünkü bölümde karşınızda sadece bir psikolog yok.
Karşınızda 16 haftalık hamile bir kadın var ve ilk kez anne olmaya hazırlanan bir kadın.
Üstelik bir kızım olacak. Bunu hala söylerken bile bazen içimde çok garip bir duygu oluşuyor.
Bir kızım olacak ne kadar kısa bir cümle gibi görünüyor aslında ama içine kocaman bir hayat sığıyor ve bir insan sığıyor.
Henüz kucağıma almadım ama hayatımın merkezine çoktan yerleşmiş bir insan ve bugün biraz onun hakkında konuşmak istiyorum.
Ama aslında sadece onun hakkında değil onu beklerken dönüşen kadın hakkında konuşmak istiyorum.
Çünkü gebelik bana şunu çok güçlü şekilde hissettirdi.
Bir bebek doğmadan önce bir kadın da yeniden doğuyor.
Belki bedeniyle, düşünceleriyle, korkularıyla, belki öncelikleriyle, belki de kendisine bakış biçimiyle.
Ve bu dönüşüm her zaman romantik, pembe ve kolay değil.
Bazen çok güzel, çok şaşırtıcı, bazen korkutucu, bazen yorucu.
Bazen de insanın kendi bedenine, kendi hayatına ve kendi kimliğine yeniden bakmasını gerektiren bir süreç.
O yüzden bugün bu bölümü özellikle yeni hamile olan kadınlara ithaf etmek istiyorum.
Henüz testte iki çizgiyi yeni görmüş olanlara, ilk ultrasonunu bekleyenlere, sabah bulantılarıyla mücadele edenlere, bedenindeki değişikliklere alışmaya çalışanlara,
acaba iyi bir anne olabilecek miyim diye geceleri düşünenlere ve belki de bütün bunların arasında kendisini biraz kaybolmuş hissedenlere.
Bugün size şunu söylemek istiyorum. Yalnız değilsiniz ve her şeyi aynı anda hissetmek zorunda hiç değilsiniz.
Ve hazırsanız bundan bahsedelim mi?
Bence gebelik hikayesi çoğu kadın için aslında doğumdan çok önce başlıyor.
Hatta bazen gebelik testinden bile önce bir ihtimalle, bir şüpheyle, bir bekleyişle.
Ben kendi sürecimi düşündüğümde o anın içinde bir sürü duygu aynı anda vardı.
Sevinç, şaşkınlık, heyecan, korku, inanamama ve çok garip bir şekilde bir sorumluluk duygusu.
Çünkü o ana kadar hayatımda olan her şey benim hayatımdı.
Benim bedenim, benim planlarım, benim geleceğim.
Ama o iki çizgiden sonra zihnimin içine yeni bir cümle yerleşti.
Artık yalnız değilsin.
Ve bence gebeliğin psikolojik dönüşümünün ilk kırılma noktalarından biri bu.
Kadın daha karnında belirgin bir değişiklik görmeden önce zihninde bir değişiklik başlıyor.
Artık gelecek planlarını düşünürken yalnız kendini düşünmüyorsun.
Ben ne yapacağım sorusunun yanına bebeğim nasıl olacak sorusu geliyor.
Ve belki de ilk kez kendi geleceğinin içine başka bir insanı bu kadar güçlü biçimde yerleştiriyorsun.
Hamileyim demekle anne olacağım demek arasındaki farkı biraz konuşacak olursak,
gebeliğin başlarında hamileyim demekle anlayacağım demek arasında bence çok büyük bir fark var.
Hamileyim daha somut geliyor, bedeninde gerçekleşen bir süreç.
Bir test, bir ultrason, bir doktor randevusu.
Ama anne olacağım bu çok daha büyük bir cümle.
Çünkü kimliğinle ilgili ve belki de kadınların gebelik boyunca yaşadığı en büyük psikolojik dönüşümlerden biri de burada başlıyor.
Ben artık kimim sorusu.
Ben hala benim aslında ama artık yalnızca eski ben değilim.
Bir kadın olarak hayatım devam ediyor, bir eş olarak devam ediyor, bir meslek sahibi olarak devam ediyor, bir arkadaş olarak.
Ama bütün bunların yanında bir de anne oluyorum.
ve bu rollerin hepsini aynı anda taşımayı öğrenmem gerekiyor.
Bence anneliğe geçişi sadece bir beyin doğması olarak düşünmek çok eksik.
Çünkü aslında annelik çoğu kadın için bebeğinden önce zihinde doğuyor.
Peki beden değişirken kadın kendine nasıl bakıyor diye soracak olursak
gebelikte en görünen değişimlerden biri beden
ve beden kadının kendilik algısıyla çok yakından ilişkili.
Bir sabah uyanıyorsun, göbeğin biraz daha belirgin, göğüslerin değişmiş, kıyafetlerin farklı oturuyor, kilon değişiyor, cildin değişebiliyor, hormonların değişiyor, enerjin.
Bedenin artık sadece sana aitmiş gibi hissettirmeyebiliyor.
Çünkü bedeninin içinde bir başka hayat büyüyor.
Bazen bu inanılmaz güzel, bazen de alışılması zor bir durum.
Çünkü toplum bize kadın bedenini uzun yıllar boyunca başka şeylerle ilişkilendirmeyi öğretiyor.
İnce olmak, güzel görünmek, fit olmak, genç görünmek, kontrollü olmak.
Gebelik ise bütün bu kontrol duygusunu biraz bırakmayı zorluyor.
Beden büyüyor, değişiyor ve sen ona tamam demeyi öğreniyorsun.
Bence bu çok büyük bir psikolojik süreç.
Çünkü gebelik bir anlamda kadına şunu öğretiyor.
Bedenim yalnızca nasıl göründüğü için değerli değil.
Bedenim şu anda bir iş yapıyor.
Bir hayat taşıyor.
Bir dönüşüm yaşıyor.
Ve belki de yıllardır bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Ben de bunu kendi gebeliğimde çok yoğun hissediyorum.
Şu an 16 haftalık hamileyim.
Ve bedenimdeki değişimleri fark ettikçe bazen çok duygulanıyorum.
Çünkü bir yandan gerçekten bir bebeğim var diyorum.
Diğer yandan aynaya baktığımda kendimi eski halimle karşılaştırdığım anlar da olabiliyor.
Bence bunu söylemek önemli.
Çünkü hamilelik yaşayan kadınlara bazen şöyle bir mesaj veriliyor.
Hamilesin, dünyanın en güzel dönemindesin, bedenini çok sevmelisin.
Ama gerçek hayat bundan çok daha karmaşık.
Bir kadın aynı anda hem bedenini sevebilir, hem değişimine alışmakta zorlanabilir,
Hem bebeği için çok mutlu olabilir, hem de kendi hayatının değişmesinden korkabilir.
Hem anneliği sabırsızlıkla bekleyebilir, hem de eski özgürlüğünü özleyebilir.
Çünkü duygular birbirini dışlamak zorunda değil.
Bu benim bu süreçte öğrendiğim en önemli şeylerden biri.
Ve bedeni konuşurken bulantı, yorgunluk ve ben neredeyim hissinde konuşmak istiyorum.
Gebeliğin ilk dönemlerinde bedenin yaşadığı değişimler bazen kadının psikolojik dünyasını da etkiliyor.
Bulantı, kusma, yorgunluk, uyku değişiklikleri, iştah değişiklikleri, koku hassasiyetleri ve günün bir noktasında insan şunu düşünebiliyor.
Benim eski hayatım nerede?
Ben bunu kendi gebeliğimde de zaman zaman hissediyorum.
Bazı günler bedenim bütün gün benden bir şey istiyor.
Bana diyor ki dinlen, yavaşla, ye ya da yeme, uyku, biraz dur ve zihnim bazen benim yapacaklarım var diye araya giriyor.
Ama beden başka bir şey söylüyor.
Belki gebeliğin bize öğrettiği en zor şeylerden biri de bu.
Kontrolü biraz bırakmak.
Çünkü hayatımızın büyük bir bölümünde bedenimizi yönetmeye çalışıyoruz.
Ne zaman yiyeceğiz, ne kadar çalışacağız, ne zaman uyuyacağız, uyanacağız, ne kadar hareket edeceğiz.
Gebelikte ise beden bazen bize şimdi benim ritmime uyduyor sadece.
Ve bu özellikle kontrolü seven kadınlar için hiç kolay olmayabiliyor.
Bedensel değişimlerin ardından psikolojik ve duygusal süreçler de devreye giriyor.
Ve iyi bir anne olacak mıyım sorusuna gelecek olursak bu noktada.
Sanırım gebelikte en derin sorulardan biri bu.
İyi bir anne olacak mıyım?
Bebeğin daha doğmadan başlayabiliyor.
Daha onu tanımadan, daha ağlamasını duymadan, daha kucağına almadan kendini değerlendirmeye başlıyorsun.
Yeterince iyi besleniyor muyum? Doğru şeyler yapıyor muyum?
Bir şey yanlış giderse bebeğime yeterince iyi bakabilecek miyim?
Ve burada psikolojik açıdan çok önemli bir konu var.
Mükemmel annelik beklentisi.
Sosyal medya bize bazen çok steril bir annelik gösteriyor.
Her şey düzenli, her şey güzel.
Anne çok mutlu, bebek çok huzurlu.
Ev tertemiz, anne kendine çok iyi bakıyor ama gerçek hayat böyle değil.
Gerçek annelikte yorgunluk da var, kaygı da var, bazen ağlamak da var ve bazen ben ne yapıyorum demek de var.
Ve bunların hiçbiri sizi kötü anne yapmaz.
Ve bir diğer önemli soru da anne olmak kendinden vazgeçmek mi?
Bence kadınların çok konuşması gereken sorulardan biri de bu.
Anne olduğumda ben nereye gideceğim, kariyerim, hayallerim?
arkadaşlıklarım, eşimle olan ilişkim, kendimi ayırdığım zaman
ben, ben olarak kalabilecek miyim?
Çünkü anneliği bazen öyle bir anlatıyoruz ki
sanki kadın anne olduktan sonra kendisinin bütün parçalarını bırakması gerekiyormuş gibi.
Oysa bir çocuğun annesine ihtiyacı var ama annesinin yok olmasına ihtiyacı yok.
Çocuğun bir annesi olmalı ama o annenin de bir benliği olmalı.
Kendi ihtiyaçlarını fark edebilen, kendi sınırlarını koruyabilen, kendi hayatını sürdürebilen.
Çünkü çocuk içinde en sağlıklı modellerden biri budur.
Ben anneliğimle var oluyorum şeklinde değil de ben bir anneyim ama aynı zamanda bir kadınım, bir eşim, bir arkadaşım, ben bir meslek sahibiyim, ben hayalleri olan bir insanım.
Bütün bunlar aynı anda var olabilir.
Ve hemen ardından bazen annelikle birlikte gelen kayıp duygusunu konuşmak istiyorum.
Burada biraz zor bir konudan bahsetmek gerekiyor.
Çünkü dönüşüm yalnızca kazanmak değildir.
Her dönüşümün içinde küçük kayıplar da vardır.
Gebelikle birlikte bazı şeylere veda etmeye başlarız.
Eski bedenimize, eski rutinlerimize, bazen spontan yaşamımıza.
Bazen istediğim zaman istediğimi yaparım duygusuna.
Ve bu kayıplar için üzülmek bebeğimizi sevmediğimiz anlamına gelmez.
Bu çok önemli.
Bir kadın eski hayatını özlüyorum diyebilir ve aynı anda bebeğimi çok istiyorum da diyebilir.
İkisi birbirine zıt değildir.
Çünkü insan aynı anda hem bir şeye sahip olabilir, kavuşabilir, özlemini yaşayabilir hem de bir şeylere veda edebilir.
Korkular konusunu konuşacak olursak da gebelikte mutluluk kadar korkunun da yeri var.
Bebeğin sağlığı, doğum, annelik, hayatın değişmesi, yeterli olup olamayacağımız ve bazen çok daha basit korkular.
Acaba her şey yolunda mı?
Bu düşünceler zaman zaman zihne gelebilir.
Burada psikolojik olarak önemli olan şey kaygının hiç olmaması değil, kaygıyla nasıl bir ilişki kurduğunuz.
Çünkü gebelikte insanın zihni sürekli geleceğe gidebiliyor.
Yaşa öyle olursa ya böyle olursa ama bebeğimiz henüz gelmedi.
Biz ise zihnimizde onun hayatının bütün senaryolarını yazmaya çalışıyoruz.
Bu yüzden bazen kendimize şunu hatırlatmak gerekiyor.
Şu an buradayım.
Bugün hamileyim.
Bugün bebeğimle ilgili bildiğim şey bu.
Bugün doktorumun söyledikleri bunlar.
Bugün elimden geleni yapıyorum.
Gerisini bugün çözmek zorunda değilim.
Belki de modern yaşamın bize unutturduğu şeylerden biri bedenimizi dinlemek.
Gebelik bunu yeniden öğretiyor bizlere.
Beden yoruluyorsa dinlenmek gerekiyor.
Beden bazı şeyleri istemiyorsa onu duymak gerekiyor.
Beden değişiyorsa onunla kavga etmek yerine onu anlamaya çalışmak gerekiyor.
Ben de bu süreçte bedenime biraz daha farklı bakmayı öğreniyorum.
Eskiden bedenimi daha çok nasıl görünüyorum üzerinden değerlendirdiğim anlar olabiliyordu.
Şimdi ise bazen bedenim bugün neler yapıyor diye düşünüyorum.
Ve bu çok farklı bir bakış çünkü beden artık sadece görüntü değil, bir süreç, bir yaşam alanı, bir geçiş evresi adeta.
Bedensel değişiklikleri, duygusal ve psikolojik yanlarını konuşurken bir de eş olmaktan anne olmaya konusunu konuşmak istiyorum.
Çünkü gebelik sadece kadınla bebeği arasındaki ilişkiyi değiştirmiyor.
Çift ilişkisinin dinamiklerini de değiştirebiliyor.
Çünkü artık ilişkinin içinde zihinsel olarak üçüncü bir kişi daha var.
Henüz doğmamış olsa bile konuşmalar değişiyor, planlar değişiyor, kaygılar yer değiştirmeye başlıyor, yakınlık biçimleri değişebiliyor.
Ve çiftlerin birbirine de zaman zaman şunları hatırlatmaları önemli.
İlişkide biz hala biziz.
Çünkü bebeğin gelişiyle birlikte anne baba rolleri çok hızlı öne çıkabilir.
Ama o rollerin altında birbirini seven iki insan var.
Ve o ilişkinin de bakım görmeye ihtiyacı var.
Bunu asla unutmamalıyız ilişkimizde.
Ve şimdi biraz doğrudan sana konuşmak istiyorum aslında.
Eğer şu anda yeni amileysen, belki henüz çok başındasın.
Belki testte iki çizgiyi yeni gördün.
Belki herkese söylemedin.
Belki her sabah bedenini dinliyorsun.
Belki bir yandan çok mutlusun, bir yandan çok korkuyorsun.
Sana şunu söylemek istiyorum. Her şeyi hemen hissetmek zorunda değilsin.
Bebeğine ilk günden itibaren delice bağlanmak zorunda değilsin.
Her an mutlu olmak zorunda değilsin. Hamileliğin her gün sevilecek bir aşamada olmak zorunda değil.
Bazen sadece günü geçirmek bile yeterli ve eğer bugün sadece bugünü atlattım diyorsan bu bile yeter.
Çünkü her hamilelik kendine özgü, her bir bireyin yapısı, vücudu, dengesi bambaşka biricik ve tek.
Bu ayrımı unutmamamız lazım.
Ve kendimizi asla bir başkasının hamileliğiyle, sosyal medyanın etkileriyle kıyaslamamalıyız.
Neden benim hamileliğim böyle sorusuna gelecek olursak da
Belki başka kadınları görüyorsun.
Çok enerjik, hiç bulantısı yok.
Spor yapıyor, çalışıyor, gezmeye gidiyor.
Sen ise bazı günler yataktan kalkmakta dahi güçlük çekiyorsun.
Lütfen kendi gebeliğini başka bir kadının gebeliğiyle ölçme.
Çünkü her beden farklı, her gebelik farklı, her kadın farklı.
Ve yeniden söylemek istiyorum.
Sosyal medyada gördüğümüz gebelik, gebeliğin tamamı değil.
Bir fotoğraf, bir an, bir seçki.
Senin gerçek hayatın ise bütün gününü içeriyor.
O yüzden kendine daha yumuşak davranmalısın bu süreçte.
Ve eski beni özlüyorum diyebilmekten korkma.
Bunu söylemekten korkmayın.
Eğer eski bedeninizi özlüyorsanız söyleyin.
Eski rutininizi özlüyorsanız söyleyin.
Daha özgür olduğunuz zamanı özlüyorsanız söyleyin.
Bunları söylemek bebeğinizi sevmediğiniz anlamına gelmez.
Çünkü annelik sevgisiyle kayıp duygusu aynı anda var olabilir.
İnsan çok sevdiği bir şeye kavuşurken bile hayatındaki başka bir şeye veda edebilir.
Bu insan olmanın bir parçası.
Ve bir diğer konu da en sık akla gelen şeylerden biri de bu dönemde kendi annemizi yeniden düşünmek bu süreçte.
Anne olmaya hazırlanırken bazen kendi annemizi de yeniden düşünmeye başlıyoruz.
Annem bana nasıl davranmıştı? Ben annemden ne öğrenmiştim?
Ben neyi devam ettirmek istiyorum kendi annedimde?
Ne olursa olsun çocuğuma bunu yaşatmayacağım dediğim şeyler var mı?
Ve burada çok önemli psikolojik bir süreç var.
Kuşaklar arası aktarım.
Ailemizden bazı davranışları öğreniyoruz.
Bazı korkuları, bazı iletişim biçimleri, bazı inançları.
Ama yetişkin olduğumuzda bunların hepsini otomatik olarak devam ettirmek zorunda değiliz.
Anne olmak bize bazen kendi çocukluğumuza dönüp burada neye ihtiyacım vardı diye sorma fırsatı veriyor.
Bunu çok güzel anlamlandırmalı, yeniden çerçevelendirmeliyiz.
Ve annelik mükemmellik değil, yeterince iyi olmak.
Psikolojide çok kıymetli bir kavram var.
Yeterince iyi ebeveynlik, mükemmel olmak değil.
Çünkü mükemmel anne diye bir şey yok.
Çocukların ihtiyacı kusursuz bir anne değil.
onlarla bağ kurmaya çalışan, hatalarını fark edebilen, gerektiğinde özür dileyebilen, ihtiyaçlarını görebilen, yeniden bağ kurabilen bir anne.
Bu çok daha gerçek. O yüzden daha bebeğiniz doğmadan kendinize şu görevi vermeyin.
Ben mükemmel olacağım.
Onun yerine ben öğrenmeye açık olacağım deyin.
Ve ben de şu an kendime bunu hatırlatıyorum aslında.
Ben bir psikoloğum.
İnsan davranışını, duyguları, bağlanmayı, ilişkileri yıllardır çalışıyorum.
Ama bu beni annelik konusunda her şeyi bilen biri yapmıyor.
Çünkü teori başka, yaşamak başka.
Ve belki benim için bu gebeliğin en güzel taraflarından biri de bu.
Ben de yeniden öğreniyorum ve bazen çok güçlü hissediyorum.
Bazen çok hassas, çok heyecanlı.
Bazen acaba diye düşündüğüm zamanlar oluyor benim de.
Ama sanırım anneliğe hazırlanmak biraz da bilmiyorum ama öğrenebilirim diyebilmekte.
Ve geldik bölümün başlığındaki o cümleye.
Bir kadının dönüşümü.
Bence gebelik bir kadını başka birine dönüştürmüyor.
Daha doğrusu onu tamamen değiştirmiyor.
Kadının içinde bazen yani zaten var olan bazı tarafları görünür hale getiriyor.
Şefkatini, korkularını, gücünü, kırılganlığını, kontrol ihtiyacını,
sabırsızlığının sevme kapasitesini
ve belki yıllardır görmediği küçük kız çocuğunu.
Gebelik sadece bebeğim büyüyor demek değil
bir anlamda ben de yeniden şekilleniyorum demek.
Ve bu dönüşümün tamamlanması gerekmiyor.
Doğumla da bitecek anlamına gelmiyor.
Hatta belki doğumla birlikte başka bir dönüşüm başlayacak bu aşamada.
Bölümün sonunda küçük bir egzersiz bırakmak istiyorum.
Eğer hamileysen bugün kendine bir mektup yaz.
Şöyle başla.
Sevgili ben.
Ve sonra devam et.
Şu an korktuğum şey, şu anda beni en çok heyecanlandıran şey,
bebeğim doğduğunda ondan beklediğim, kendimden beklediklerim,
anne olduğumda kaybetmekten korktuğum, anne olduğumda kazanmayı umduğum
ve son olarak çocuğumun yanında nasıl bir kadın olmak istiyorum.
Bu sorunun cevabı bence çok kıymetli.
Çünkü çocuk yetiştirmeden önce kendimize nasıl bir yetişkin olmak istediğimizi sormamız gerekiyor.
Ve bölümü şimdi biraz daha kişisel bir yerden kapatmak istiyorum.
Kızıma yani ismini burada paylaşmak istiyorum sevgili duruma.
Şu anda henüz seni kucağıma almadım, seni görmedim, sesini duymadım, elini tutmadım.
Ama sen şimdiden hayatımın bir parçasısın.
Seninle birlikte ben de değişiyorum.
Bazen senin için korkuyorum.
Bazen seni düşünüp gülümsüyorum.
Bazen geleceğimizi hayal ediyorum.
Ve sanırım seni beklerken en çok şunu öğreniyorum.
Bir insanı sevmek, onu kontrol edebilmek değil, onun hayatına alan açmak.
Onu tanımaya hazırlanmak ve onu olduğu kişi olarak karşılamaya çalışmak.
Ben sana mükemmel bir hayat vaat edemem ama mükemmel bir anne de olamam.
Ama sana şunu vaat edebilirim.
seni anlamaya çalışacağım, hata yaptığımda fark etmeye çalışacağım,
kendi korkularımı sana miras bırakmamak için çalışacağım
ve sen büyürken senin kendin olabileceğin bir alan yaratmaya çalışacağım.
Ve kapanışa gelecek olursak, bugün sizinle biraz gebeliği konuştuk
ama aslında gebelikten çok daha büyük bir şeyden konuştuk.
Bir kadının dönüşümünden, bir teste görülen iki çizgiden,
karnında büyüyen bir bebeğe, bedenindeki değişimlerden, kimliğindeki değişime,
korkularından, heyecanlarından, kayıplarından ve yeni bir hayata doğru.
Eğer şu anda amilaysanız lütfen kendinize biraz daha nazik davranın.
Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz.
Her şeyi doğru yapmak zorunda değilsiniz.
Her gün mutlu olmak zorunda değilsiniz.
Bazen sadece bugünü yaşayın.
Bebeğinizle tanışmaya çalışırken kendinizle de yeniden tanışın.
Çünkü belki annelik yalnızca bir bebeğin dünyaya gelmesi değildir.
Belki annelik bir kadının kendisine başka bir gözle bakmaya başlamasıdır.
Ve belki doğum gününüz yaklaştıkça yalnızca bebeğiniz doğuma yaklaşmıyor.
Siz de yeni bir halinize yaklaşıyorsunuz.
Ben de şu anda 16 haftalık hamileyim.
Kucağımda henüz kızım yok ama kalbimde çoktan onun için bir yer açıldı.
Ve belki bu bölümün en güzel tarafı da şu, ben de hala yolun başındayım.
Ben de öğreniyorum, ben de değişiyorum ve ben de korkuyorum, heyecanlanıyorum.
Belki de bundan sonra bu podcastta anneliğin farklı taraflarını konuşurken sadece bir psikolog olarak değil, bir anne adayı olarak da sizinle bu yolculuğu paylaşacağım.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey bir uzmanın ona ne yapması gerektiğini söylemesi değil.
Bazen sadece ben de buradayım, ben de bunu yaşıyorum diyen bir sese ihtiyaç duyuyor insan.
Eğer bugün siz de hamileliğinizin bir yerinde kendinizi yalnız, şaşkın, yorgun, heyecanlı ya da korkmuş hissediyorsanız bilin ki bunların hepsine yer var.
Kalbinizde aynı anda hem korku hem sevgi olabilir, hem özlem hem heyecan olabilir.
Hem eski hayatınıza veda edip hem yeni hayatınızı dört gözle bekleyebilirsiniz.
Çünkü siz bir çelişki değilsiniz.
Siz dönüşüyorsunuz ve dönüşmek her zaman kolay değil aslında.
Ama çok insani bir şey.
Bunu unutmamak gerekiyor.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bundan bahsedelim bu podcastinde.
Bugün benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Ve bu bölümün sonunda size tek bir cümle bırakmak istiyorum.
Bir bebeğin doğmasına hazırlanırken kendinizin de yeniden doğmasına izin verin.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize, bedeninize ve içinizde büyüyen hayata nazik davranın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
