
BİR KADIN NEDEN BAŞKA BİR KADININ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN RAHATSIZ OLUR?
4 Kasım 2026 · 13 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bir kadın neden başka bir kadının özgürlüğünden rahatsız olur?
“Ben katlandım, sen de katlanmalısın” düşüncesinin ardında ne var?
Bazen başka bir kadının cesareti, bizim sustuğumuz yerleri; onun özgürlüğü ise yaşayamadığımız hayatları hatırlatır.
Bu bölümde öğrenilmiş kadınlık rollerini, kuşaktan kuşağa aktarılan fedakârlıkları, içselleştirilmiş ataerkilliği ve kadın dayanışmasının gerçek anlamını konuşuyoruz.
Çünkü bir kadının özgürlüğü, başka bir kadının kaybı değildir.
🎙️ Bundan Bahsedelim Mi? | Uzman Klinik Psikolog Fatma Kurt Genç
Transkript
Herkese selamlar. Bundan Bahsedelim mi?? podcast'inin yeni bölümüne hoş geldiniz.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bugün sizinle bir kadın neden başka bir kadının özgürlüğünden rahatsız olur konusunu konuşacağız.
Bir kadın boşanmak istediğinde neden bazen en sert eleştiriyi başka bir kadından duyar?
Bir kadın kendi hayatını seçtiğinde neden bencillikle suçlanır?
Ve bir kadın ben böyle yaşamak istemiyorum dediğinde neden başka bir kadın ona kendi fedakarlıklarını hatırlatır?
Belki de mesele her zaman o kadının ne yaptığı değildir.
Bazen mesele onun yapabildiği ama bizim yapamadığımız şeylerdir.
Çünkü bir başkasının özgürlüğü bazen insana kendi yaşayamadığı hayatı hatırlatır.
Bugün kadınlar arasındaki rekabeti değil yalnızca, öğrenilmiş kadınlık rollerini, kuşaktan kuşağa aktarılan fedakarlıkları ve kadınların birbirleri üzerinde kurabildiği görünmez baskıyı konuşacağız.
Hazırsanız Bundan Bahsedelim mi??
İlk bölümümüz Ben Katlandım, Sen de Katlanmalısın.
Bir kadın düşünün, genç yaşta evlenmiş belki eğitimini yarıda bırakmış,
yıllarca çocuklarına, eşine, ailesine öncelik vermiş.
Kendi isteklerini sürekli ertelemiş ve hayatı boyunca aynı cümleleri duymuş.
Kadın dediğin fedakar olur.
Yuvayı dişi kuş yapar.
Biraz sabret, her evlilikte böyle şeyler olur.
Yıllar sonra karşısına başka bir kadın çıkıyor, belki kızı, belki gelini,
belki bir arkadaşı ve bu kadın şöyle söylüyor.
Ben mutsuz olduğum bir hayat sürdürmek istemiyorum.
İşte bazen çatışma tam olarak burada başlıyor.
Çünkü bir kadın için özgürlük anlamına gelen bu karar
başka bir kadın için geçmişte yaptığı fedakarlıkları sorgulatabiliyor kendisine.
Ben yıllarca katlandım, o neden katlanmıyor sorusunu getiriyor akla.
Ben kendi isteklerimden vazgeçtim, o neden vazgeçmiyor ki?
Oysa bir insanın geçmişte bir şeye katlanmış olması, başka bir insanın da aynı şeye katlanması gerektiği anlamına gelmez.
Yani sizin sustuğunuz yerde başka bir kadının konuşması sizin yaşadıklarınızı değersizleştirmez.
Belki de tam tersine bir sonraki kuşağın daha özgür yaşayabilmesi, önceki kuşağın verdiği mücadelenin anlamlı sonuçlarından biridir.
Peki bunun ardından hemen o ilk soruyu sormak istiyorum.
Kadınlarda da aterkil düzenin koruyucusu olabilir mi?
Burada önemli bir kavrama değinmek istiyorum.
İçselleştirilmiş aterkillik.
Toplumun kadınlara nasıl yaşamaları gerektiğini söyleyen kuralları zamanla kadınların kendi düşüncelerinin de bir parçası haline gelebilir.
Bir kadın kendisini sınırlayan kuralları doğru olarak kabul edebilir.
Yaşantısı bu şekilde başlamış, aile ortamı, toplumsal değerlerle birlikte bu böyle sirayet etmiş olabilir.
Zamanla kadınların kendi düşüncelerinde bir parçası haline gelebilir süreç.
Ve bir kadın kendisini sınırlayan kuralları doğru kabul edebilir.
Hatta aynı kuralları başka kadınlara da uygulayabilir.
Örneğin bir kayınvalide gelinine şöyle söyleyebilir.
Ben bu eve geldiğimde kayınvalidemin yanında sesim çıkmazdı.
Çıkaramazdım ya da.
Bir anne kızına şunu söyleyebilir, evli bir kadın öyle davranmaz bak aman dikkat.
Bir başka kadın bir başka kadına şunu söyleyebilir, çocuklarını bırakıp kendine zaman ayırmaya utanmıyor musun?
Peki burada neler oluyor sizce?
Yani bu söylenenler kulakta nasıl canlanıyor, zihinde nasıl canlanıyor?
Bazen kadınlar kendilerinin oluşturamadığı bir düzenin uygulayıcısına dönüşüyor adeta.
Çünkü insan yalnızca kendisini özgürleştiren düşünceleri değil, kendisini sınırlayan düşünceleri de içselleştirebiliyor.
Ve bazen başka bir kadının farklı yaşayabilmesi yıllardır değişmez kabul edilen kuralların arasında tek seçenek olmadığını gösteriyor bizlere.
Bu farkındalık herkes için kolay olmuyor yaşantısında.
Çünkü bir başkasının özgürlüğünü kabul etmek bazen kendi hayatımızda normalleştirdiğimiz eşitsizlikleri de sorgulamamızı gerektirir.
Bunun ardından ne doğuyor, insanın içinde neler oluyor diye soracak olursak yaşayamadığımız hayatların öfkesi aslında.
Bence bu konunun en düşündürücü taraflarından biri burada insan bazen başkasının sahip olduğu şeyden değil kendisini sahip olamadığı ihtimalden rahatsız olabilir.
Şöyle bir kadın düşünelim, gençliğinde okumak istemiş ama okuyamamış, çalışmak istemiş ama çalışamamış,
belki mutsuz olduğu bir ilişkiyi bitirmek istemiş ama cesaret edememiş, o adımı atamamış
ya da hayat öyle bir ilerlemiş ki onun yaşantısında belki de gerçekten başka bir seçeneği olmamış.
Yıllar sonra kendi kararlarını verebilen bir kadınla karşılaşıyor bu kadın ve onun özgürlüğünden rahatsız olmaya başlıyor.
Peki neden? Yani sen bu kadar şeyi yaşamışken bunun o duygusal yükünü kendi psikolojik süreçlerinde birebir hayatında yaşamışken peki neden diye soruyoruz.
Belki de karşısındaki kadın yanlış bir şey yaptığı için değil, onun yaşayabildiği hayat kendisinin yaşayamadığı hayatı hatırlattığı için.
Psikolojik açıdan baktığımızda başkalarının seçimleri bazen kendi geçmişimizdeki kayıpları, pişmanlıkları ve karşılanmamış ihtiyaçları harekete geçirebilir.
Elbette her eleştirinin arkasında kıskançlık yoktur ama bazen bir kadının özgürlüğü başka bir kadının kendi hayatına ilişkin zor sorular sormasına neden olabilir.
Kendisini, kendi hayatını sorgulamasına neden olabilir.
Ben gerçekten böyle yaşamayı mı istedim dedirtebilir kendisine.
Yoksa bana böyle yaşamam gerektiği mi öğretildi?
Ya da benim de başka bir hayatım olabilir miydi sorusu geliyor akla.
Ve belki de en acısı, en duygusal tarafı ben neden kendime hiç izin vermedim?
İşte burada insanın önünde iki farklı yol olabilir.
Kendi yaşayamadığı şeyleri başkalarının yaşayabilmesine sevinerek karşılamak.
Ya da kendi yaşayamadıklarını başkalarının da yaşamaması gerektiğinin gerekçesine dönüştürmek.
Bir kadın ben yapamadım ama ne güzel o yapabiliyor diyebilir.
Ya da bir diğeri ben yapamadım o da yapmamalı.
Bence bu iki cümle arasında çok büyük bir psikolojik mesafe var.
O mesafenin doğurduğu ve toplumumuzda da sıkça kullanılan o söze gelelim şimdi.
Kadın kadının kurdu mudur, yurdu mudur?
Ben bu ifadeyi duyduğumda oldukça sorunlu buluyorum çünkü kadınlar arasındaki çatışmaları sanki kadın olmanın doğal bir sonucuymuş gibi gösteriyor.
Oysa kadınlar arasındaki rekabeti, yargılamayı ve baskıyı yalnızca kadınların kişilik özellikleriyle açıklayamayız.
İçinde yaşadığımız toplum, öğrendiğimiz değerler ve güç ilişkileri de bu davranışları elbette etkiler.
Bazen kadınlar birbirini rakip olarak görmeyi öğrenirler.
Bazen bir kadının başarısı başka bir kadının başarısızlığı gibi algılanır.
Bazen de bir kadının özgürlüğü başka bir kadının fedakarlıklarını anlamsızlaştırıyormuş gibi hissettirebilir.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Güçlü bir kadın olmakla başka kadınlar üzerinde güç kurmak aynı şey değildir.
Bir kadın ailesinde söz sahibi olabilir, ekonomik olarak güçlü olabilir, toplumda saygı görebilir ama bütün bunlar onun başka kadınların özgürlüğüne, saygı duyduğu anlamına gelmez.
Çünkü güç sahibi olmak psikolojik olgunluğun garantisi değildir.
Kadın dayanışması ise bütün kadınların aynı fikirde olması demek de değildir.
Bazen yalnızca şunu söyleyebilmektir, ben senin gibi yaşamayı seçmeyebilirim ama bu senin kendi hayatını seçme hakkını küçümsememi gerektirmez.
Bir kadın anne olmak isteyebilir, başka bir kadın istemeyebilir, tercih etmeyebilir.
Bir kadın evliliğini sürdürmek isteyebilir, başka biri ayrılmayı tercih edebilir ya da hiç evlenmek istemeyebilir.
Bir diğeri geleneksel bir hayatı benimseyebilir, başka biri farklı bir yaşam kurmak isteyebilir, farklı hayalleri olabilir.
Mesele hangi hayatın daha doğru olduğunu belirlemek değil.
Mesele başka bir kadının hayatını kendi doğrularımıza göre yönetmeye çalışmamaktır.
Peki tüm bunları konuşurken, düşünürken, sorgularken biz başka kadınların özgürlüğüne nasıl bakıyoruz?
Şimdi biraz daha kendimize dönmek istiyorum.
Kendi o iç sesimize, kendi önyargılarımıza biraz daha seslenmek istiyorum.
Çünkü bu bölümün yalnızca başka kadınları eleştirdiğimiz bir bölümü olmasını istemiyorum.
Belki hepimizin kendisine sorabileceği sorular var.
Bir kadın sizin katlandığınız bir şeye katlanmayı reddettiğinde ne hissediyorsunuz?
Bir diğeri sizin cesaret edemediğiniz bir kararı verdiğinde onu gerçekten anlamaya mı çalışıyorsunuz?
Yoksa hemen yanlış yaptığını mı düşünüyorsunuz?
Ya da bir başka kadının özgürlüğünü eleştirirken gerçekten onun iyiliğini mi düşünüyorsunuz?
Yoksa kendi hayatımızda sorgulamak istediğimiz bir şeyle mi karşılaşıyoruz?
Bu soruların cevapları her zaman kolay olmayabilir ama psikolojik farkındalık biraz da insanın kendi tepkilerinin arasındaki o duyguları anlamaya çalışmasıdır.
Ve burada önemli bir şey unutmamak gerekiyor.
Birini seviyor olmak onun hayatını yönetme hakkı vermez.
Birini korumak istemek, onun yerine karar vermek anlamına gelmez.
Bir kadının sizden farklı yaşaması sizin hayatınızın yanlış olduğu anlamına da gelmez.
Gelelim o başlığımıza tekrar.
Bir kadının özgürlüğü başka bir kadının kaybı mı diye sormuştuk.
Bir kadının özgürlüğü başka bir kadının kaybı değildir.
Bugün bölümün sonuna gelirken size bir soru bırakmak istiyorum.
Hayatınızda hiç başka bir kadının yaptığı bir şeyi eleştirirken aslında kendi yapamadığınız bir şeyi düşündüğünüz oldu mu?
Belki onun cesareti sizin kendinize, kendi korkularınızı hatırlattı.
Belki onun sınırları sizin koyamadığınız o sınırları hatırlattı.
Belki de onun özgürlüğü sizin yıllarca ertelediğiniz hayatı hatırlattı.
Ama şunu unutmayalım, bir kadının özgür olması başka bir kadının başarısız olduğu anlamına gelmez.
Birinin cesaret sahibi olması başka bir kadının korkak olduğunu göstermez.
Birinin kendi hayatını seçebilmesi sizin hayatınızı değersizleştirmez.
Ve belki de en önemlisi bir kadının başka bir kadına verebileceği en büyük destek onun kendisine benzemesini istememektir.
Çünkü bazen gerçek dayanışma aynı hayatı yaşamaktan değil birbirimizin farklı hayatlar yaşayabilme hakkını kabul etmekten geçer.
Ve son olarak bir başka kadının özgürlüğünden rahatsız olduğunuzda belki de ona değil kendinize şu soruyu sormalısınız.
Onun hayatında beni bu kadar rahatsız eden şey benim hayatımda neyin eksikliğini bana hatırlatıyor?
Belki de cevabı bulduğunuzda karşınızdaki kadına duyduğunuz öfkenin yerini kendi hayatınızla ilişkin bir farkındalık alabilir.
Çünkü başka bir kadının özgürlüğü sizin kaybınız değildir.
Bazen yalnızca özgürlüğün mümkün olduğunun hatırlatıcısıdır.
Ben uzman klinik psikolog Fatma Kurtgenç.
Bundan bahsedelim ve podcastinin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Bir sonraki bölümde yeniden buluşmak dileğiyle kendinize ve birbirinizin seçimlerine iyi bakın.
Sevgilerle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
