
hayat akıp giderken kalbimi genişleten rutinler
4 Ekim 2026 · 58 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
131.bölümde hayatın en yorduğu anlarında iyi gelen rutinlerimden istanbul’dan taşınma fikrine; influencer hayatlarından mental inşaasına uzuun bir Bilinç Akışı’nda kalıyoruz! ♥️🍂☁️📖
Diğer platformalara da bekleniyorsunuzz👇🌹
Transkript
Eylül sizin yılbaşınızsa, sonbahar gelince çöken hüznü rutinlerinizle güzelleştiriyorsanız,
Bilinç Akışı podcast'ın 131. bölümüne iyi ki geldiniz, iyi ki sizler geldiniz.
Dostlarım, nasılsınız? Umarım her şey yolundadır.
Ben bir cumartesi gecesine bıraktım yine yeni bölümü.
Birkaç saat sonra size ulaşacak şekilde çekmek hoşuma gitmiyor değil.
sadece tüm hafta podcast çekmedim stresiyle yaşamak biraz can sıkıcı oluyor.
Hani size ayıp ediyormuşum gibi hissediyorum.
Hani aklınıza bir şey olur, devamlı onu yapmayı ertelersiniz.
Ertelediğiniz sürede yaptığınız diğer şeyler tat vermez ya.
Bir yandan da podcast konularını hiçbir zaman haftaya şunu konuşacağız diye kapatmıyorum farkındaysanız.
Çünkü haftaya içimden ne gelecek bilemiyorum.
İçimden geleni çekiyorum her hafta.
Öyle olunca da mesela salı gününden pazar gününün bölümünü çekmektense
cumartesi gününden pazar gününün bölümünü çekmek bana daha güzel geliyor.
Bir şekilde o sırada sizin de içinizden geçiyor oluyor o konu.
Ve boom eşleşiyoruz dinleyiciyle.
Geçen biri mesaj atmış.
Her podcast bölümün benim o anda hayatımda olanlarla eş zamanlı olurdu.
Ama son zamanlarda hiç aşk konuşmuyorsun.
O yüzden farklı gidiyoruz.
Özledim o bölümleri falan demiş.
Ben de özlemedim değil.
Ama inanın hiçbir şey yok ya.
Son zamanlarda neler yaşadım düşünüyorum.
Arkadaşlar geçen Bodrum'a gittim.
Hem arkadaşımın düğününe hem birkaç gün tatil yapmaya.
Instagram'dan takip edenler görmüştür.
O size hep bahsettiğim yatmalı otel tatiline gittim.
Bir kere tatil inanılmaz iyi geldi.
Ben son 8-9 yıldır bir fiil çalışıyorum.
Son 8-9 yıldır kendimi iyi hissetmiyorum.
Feyyaz itin öyle bir şey vardı.
Neyse kazandığım parayla da hep gezdim tamam mı?
Ama hep gezdim yani.
O yüzden hiçbir biriki falan yapamadım.
Ve bu gezmeler hep kültürel geziler, ülke gezisi, işte ne bileyim yaz tatili ise bile yeni bir ülkede, yeni bir şehirde tatili şeklindeydi.
Hiç şöyle bir yatıp sıfır sorumlulukla tatil yapmadım.
Hep bir Google Maps, hep bir yeni yer keşfi, bir liste, şuraya mı gideceğiz, buraya mı gideceğiz şeklindeydi.
Tabii ki o da çok güzel bu arada.
Ama artık dinlenmeye ihtiyacım vardı.
Ay şey gibi oldu ya bizim dertler falan gibi oldu.
Yani dert denen bir açıdan söylemiyorum bunu.
Neyse o sebeple otel tatili çok iyi geldi.
Gidip full yatış, şezlongda bomboş bir kitap okuma,
Sarah Jiho'nun, Sarah Jiho mu Jiho mu Mart Menekşelerini okuyorum.
Lisede okuduğum cheesy kitaplara benziyor.
Ama hoşuma gitti.
Lisede pukka falan okurduk ya ya da böyle yabancı yazarlar işte küçük mucizeler dükkanı falan onlar gibi bir şey.
Bundan sonra şeyi okuyacağım.
Aynı yazarın Yaşanmamış Hayatlar diye bir kitabı varmış.
Bir kadın eski sevgilileriyle evlenseydi nasıl bir hayat yaşardı?
Bunu anlatıyormuş.
Gece yarısı kütüphanesi tarzında anladığım kadarıyla şu yolu seçseydim ne olurdu gibisinden.
Merak ettim onu da.
Alacağım pazartesi günü.
İşim çok yoğun ve karmaşık olduğu için kitap kalitesini düşürdüm bu ara.
Hedefim kışın daha çok YouTube videosu çekmek size.
Kitaplarla, filmlerle ilgili olarak.
Her neyse işte Bodrum'a gittim.
Abi planlı gitmeyince de bölüm böyle çok fazla dağılıyorum gibi geliyor.
İnşallah dinleyen açısından bir sıkıntı olmuyordur.
Bodrum'a gittim.
Daha önce çok gittim bu arada.
İlk gidişim değildi. 8-10 kere gitmişimdir herhalde.
Ama bu gittiğimde nasıldım biliyor musunuz?
Ya bir şey olsa, bakın en ufak bir şey.
Atıyorum, çalıştığım şirket dese ki, arkadaşlar artık evden çalışıyorsunuz.
Orada kalırdım.
Gideceğim ev tutacağım falan.
Öyle bir his yaşadım.
O kadar hoşuma gitti ki.
bu hayatımın son dönemdeki karmaşasıyla ilgiliydi belki de.
Oraya gitmek beni uzaklaştırdı.
Fakat bilmiyorum ya böyle değişik bir şeydi.
Ceren'in düğününe gitmiştim.
Ceren İstanbul'dan Bodrum'a taşınan avukat bir arkadaşımız.
İnstagram'da da içerik üretiyor.
Benim programa da katılmıştı.
Aşırı serbest avukata Ceren Köken.
Düğüne doğru gidiyorum.
Araba sürüyorum.
Akşam güneş battıktan sonra karanlık olmadan önceki bir an vardır ya
Gökyüzü böyle mavidir, akşam mavisidir
Ağaçlar falan çok güzel gözükür
Ağaçlı yollardan o mavi renkli havada araba sürdüm yarım saat
Sun Where Only We Know dinledim full
Aşağıya bırakırım önerilere
O şarkıyı çok seviyorum
Ve içimdeki huzuru, Bodrum'u hissettiğim yakınlığı
size anlatamam.
Ya ben anlatsam bile muhtemelen siz idrak edemezsiniz.
Kalbim de bir yerleri kazıdı sanki bu sefer Bodrum.
Acayip dokundu bana.
Ceren benim programa katıldığında
bir yaz Bodrum'a gittikten sonra dönmek istemedim demişti.
Şimdi programda o anlatınca ya falan olmuştum.
Ne demek istediğini anlamıştım.
Şu an sizin beni anladığınız gibi.
Ama idrak edemezsiniz diyorum ya
Şuradan biliyorum
Ben de o an Ceren'in demek istediğini idrak edememişim
Hani bunu sonradan anladım
Yani okey öyle olmuştur falan diye düşünmüşüm
Gittiğimde o hissi yaşadığımda
Aynı hissi yaşadığımı fark ettim
Ve bu hissi yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi
İstanbul'u aşırı severim çünkü
Hiçbir zaman başka şehirde yaşama hevesim olmadı.
Bir kere şöyle bir şey oldu.
Bu arada çok sık bir şekilde böyle şeyler hisseden bir insan değilim.
Genel olarak hissterik olsam da şehir değiştirmeyle ilgili böyle şeyler çok hissetmem.
2022'de bana şöyle bir his geldi.
Bakın Nisan falandı.
Diyorum ki Avrupa'da bir şehre taşınsam, Avrupa'da bir hayat nasıl olurdu?
O kadar merak ediyorum ki bakın o kadar yoğun bir şekilde bunu istiyorum ki ama nasıl yapacağım ne olacak falan hiçbir şey yok hiçbir planım da yok sadece bunu çok istiyorum birden çok istemeye başladım.
Sonra öyle şeyler oldu ki
Hayat beni öyle bir yere götürdü ki
2022 Ekim'de ben Malta'ya taşındım
Ve böyle 4 ay kaldım
Ama şey için gitmiştim
Tamamen de taşınabilirim belki Malta'ya veya başka bir Avrupa şehrine
Bu bunun bir demosu olsun, bir denemesi olsun diye gitmiştim
Gittikten sonra bu fikre okey olmadığımı fark ettim
başka bir ülke no gerçekten
bunu anladım ne olursa olsun
ülkemizde neler yaşanırsa
yaşansın ben biraz şey bir insanım
ülkesine bağlı böyle
vatansever milliyetçi
milliyetçi derken o anlamda
Türkçülük anlamında demiyorum
ama milletine bağlı bir insanım
sokakta Türkçe
duymak istiyorum ne bileyim
iyi bir ülkenin
ikinci sınıf vatandaşı olmak
istemiyorum kendi ülkemde
Hem de mücadele vermeyi tercih ederim bunun yerine.
Bunu anlamış oldum.
Benim için çok iyi oldu.
Hayatımı değiştiren bir dört ay oldu zaten.
Şu an ben burada bile olmazdım oraya gitmeseydim.
Siz beni tanımıyor olurdunuz muhtemelen.
Hayatıma her açıdan çok iyi gelen bir süreç oldu.
Kötü tecrübeler yaşasam bile.
Şimdi de Bodrum'a gittiğimde o hisse benzettim bunu.
Hani öyle bir his yaşadım ama bilmiyorum.
Şu an hiç gündemimde o tarz bir şey yok.
En ufak bir şansım veya ihtimalim dahi yok.
Fakat böyle hisler yaşadım.
Son dönemdeki yorgunluğumun da etkisidir belki, bilemiyorum.
Ufaktan bir mesafe girmeye başladı İstanbul'la aramıza.
Çünkü benim şöyle bir hedefim vardı son 3-4 yıldır.
İstanbul'da yaşamak istediğim bir semt var.
Cadde tarafında yaşamak istiyorum mesela ya da Ataköy olabilir, Florya olabilir.
Hani böyle güzel bir semtte kaliteli bir hayat yaşamak istiyorum.
Evimle işim yakın olsun istiyorum.
4 yıl önce falan kendime dedim ki önümüzdeki yıllarda bunu sağlayamazsan 30'lu yaşlarını İstanbul'da tüketmel misin?
Hani bunu düşünmelisin dedim.
Çünkü işte yol yoruyor, ne bileyim şimdi negatif basmak istemiyorum da yol yoruyor, mücadele yoruyor, hayat pahalılığı yoruyor falan ya.
Bunun için de yani debelenmeye gerek yok diye düşünüyorum.
Başka bir yol bulabilir insan kendisine.
İşte 4 yıl önce falan kendime böyle bir söz vermiştim.
Hala, pardon, hala oraya gelemedim.
O yüzden de bilmiyorum düşünebilirim
Çünkü İstanbul'da yaşayacaksan bence kaliteli bir şekilde yaşaman lazım
İyi bir şekilde yaşaman lazım
Yoksa maalesef İstanbul'un güzelliklerinden faydalanamıyorsun
Hani Boğaz var okey
Boğaz benim dünyada gördüğüm en güzel yer bu arada
Gerçekten dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok
Avrupa'da yok Asya'da yok Orta Doğu'da yok
Ne bileyim yani bambaşka bir olay
Ama sorun ayda kaç kere boğaza gidebiliyorum ki ben çok şükür hani hali vakti yerinde bir insanım ona rağmen.
O yüzden bunların da etkisiyle sanırım Bodrum'la bir yakınlık kurmuş bulundum.
Her neyse şimdilik mecbur devam ke.
İstanbul'da hayatı güzelleştirmek üzerine yaşıyoruz.
Bunu hedefliyoruz diyelim.
Günlük hayatımızdaki ufak güzellikleri bulmaya çalışıyoruz.
Geçen Instagram'dan size sordum bu hafta ne konuşalım podcast'ta diye.
Birçok insan sonbahar rutinleri demiş.
Buna çok şaşırdım.
Çünkü ben de bu hafta rutinleri konuşalım diye düşünüyordum.
Her zamanki gibi sizde böyle bir şey yaşamışız.
Bluetoothlanma yaşamışız.
rutinler deyince
sonbaharı çok fazla romantize edip
her gün böyle işte
çaylar demleyip mumlar yakmak gibi anlaşılmasın
maalesef bunlara vakit kalmıyor çok hani
o hayat gayesi içinde
eviyle işi uzak olan kimsenin de vakti olmuyordur diye düşünüyorum
bırak her gün mum yakmayı
işte battaniye altında kitap okumayı
İki aydır hatta daha fazla süre bile olabilir utanıyorum ama evimi daha bugün temizleyebildim arkadaşlar.
Bugün ütü falan yaptım, güzel bir temizlik yaptım.
Ama yıllardır kendimde sevdiğim bir şey, her neredeysem ve nasıl bir ortamdaysam kendime bilinçsiz bir şekilde bir rutin oluşturuyorum.
Onu takip ediyorum, o rutini takip ediyorum, bunu fark ettim.
Rutinler benim daha güvende hissetmemi sağlıyor.
Sanırım bunun şeyle de ilgisi var.
Hani ADHD ile dikkat dağınıklığı, dikkat eksikliği ve hiperaktifite bozukluğu, DEP ile de ilgisi var.
DEP'li insanlar daha çok ihtiyaç duyuyormuş rutinlere.
Ben de gerçekten çok fazla ihtiyaç duyuyorum.
Sanki hayatımı güzelleştiriyorlar.
Hepimize böyle geliyordur bu bu arada.
en can sıkıcı, en mecbur olduğum ortamlarda bile bir böyle nefes alma alanı yaratıyorlar bana rutinler.
Normalde kafada uçuşan onlarca düşünce olunca hep bir şeylere karar vermek, bir şeyleri düşünmek, bir şeylerle uğraşmak zorunda olunca
bu karmaşanın arasına eklediğimiz rutinler yani belli zamanda belli bir olaydan sonra aynı şeyi yapacak olduğunu bilmek
zihnimizi rahatlatıyor.
Bu yüzden de bize iyi geliyor.
Mesela yıllar önce
iğrenç bir ofiste çalışıyordum.
Bakın gerçekten iğrenç bir ofiste.
Çok kötüydü.
Oralarda neden o kadar mücadele ettim bilmiyorum.
Gerçekten çok kötü patronlara denk geldim ben.
Bazen diyorum ki
hani böyle diyorlar ya
bazı şeyler, bazı olaylar
o hikayeyi anlatacak insanların başına gelirmiş diye.
Belki de o yüzden yaşadım o saçmalıkları diye düşünüyorum.
Sırf anlatacak, hani size anlatabilmek için yaşadım belki de.
Mesela işte stand-upçılar veya böyle hikaye anlatıcıları, yazarlar falan
kendisini bilinçli olarak hoşlarına gitmeyen ortamlara, olaylara maruz bırakırmış ki anlatacak hikayeleri çıksın diye.
Bunu hiçbir zaman yapmıyorum bu arada.
Hani bana bazen soran oluyor işte atıyorum bilerek mi o buluşmaya gittin sırf anlatabilmek için mi falan.
Hayır abi o şekilde yaşamıyorum ben hayatımı.
Hani burada tam buraya çok değer veriyorum da öyle fake bir hayatta yaşamıyorum.
Ama şu ana kadar olan şeylerde hayatın kadersel olarak böyle bir etkisi olabileceğini düşünmeye başladım.
Çünkü gerçekten çok saçma şeyler yaşadım ve yaşamaya da devam ediyorum.
Neyse 3 ve sayt işe gittiğim bir ofistim.
Patrundan nefret ediyordum ve korkuyordum.
Bildiğiniz korkuyordum yani.
Yaptığım iş niteliksiz ve kötü bir işti.
Avukattım ama çok niteliksiz işler yaptırıyordum.
Ama her öğle arasında aynı esnaf lokantasına gidip,
aynı köşedeki masaya oturup,
bir saat boyunca YouTube'dan 7 numara izliyordum.
Gün içinde o kötü geçen mesai saati içindeki o 9 saatte kötü geçen, 9 saatte iyi geçen bir saatim oluyordu.
Bu bilmiyorum geri dönüp baktığımda bile bu rutin bana iyi hissettiriyor ki o zamanlarda o bir saat bana iyi hissettiriyordu.
Veya staj zamanı.
En yakın arkadaşımla aynı ofiste çalışıyorduk.
Ofisle ilgili bir sıkıntımız yoktu ama o tek yaşıyordu.
Bazen ben onda kalıyordum, bayağı kalıyordum hatta.
Biz iş çıkışı eve gidiyorduk böyle pıtı pıtı birlikte.
Ben akşam duş alıyordum.
O akşam yemeğini hazırlıyordu ben duştayken.
O sabah duş alıyordu.
Ben kahvaltıyı hazırlıyordum o duştayken.
Bu ufak rutin bile bana çok huzurlu hissettiriyordu.
Hala da geri dönüp baktığımda o yıllara dair hatırladığım bir detay ve bana iyi hissettiren bir detay.
Yani şu açıdan da iyi hissettiriyor.
Mesela arkadaşımı bu kadar iyi tanıyor olmak da iyi hissettiriyor.
İşte o mesela sabahları duş alır.
Ben bunu biliyorum.
Ben akşamları duş alırım.
O bunu biliyor falan.
Ya da ne bileyim başka konularda da tabii ki.
İnsanların rutinlerini, sevdiğim insanların rutinlerini bilmek de bana iyi hissettiriyor.
Sonbahar geldiğinde hep akşam yürüyüşlerine başlıyorum mesela.
Eski bölümlerde de söyledim birkaç kere.
Akşamları 9'da yürüyüşe çıkmak yıllardır yaptığım bir rutin.
Hatta bunu sadece sonbaharda değil yazın da yapıyordum normalde de bu yaz yapamadım çok fazla.
Bir su içeyim.
Bu yaz yapamadım çok fazla
Bu yıl bu sonbahar rutini de nasıl olacak bilmiyorum
Yani cidden çok zorlandığım bir dönemdeyim
Ama olabildiğince yani hayatıma sokmak istediğim bir şey
Hatta ilk ekleyeceğim rutin bu olur muhtemelen
Çünkü yıllardır alıştım
Akşam 9 olunca vücudumun otomatikman hareketlenmesini saati bilmese bile ve akşam yürüyüşünde dinlemek için ayırdığım podcastleri, müzikleri, böyle saat 9 olunca pıtı pıtı ayakkabımı giyip yürüyüşe çıkarak onları dinlemeyi çok seviyorum.
En kış soğuğunda bile dışarı çıktığım an içime çektiğim o soğuk havayı hissetmek, soğuk kokusu diye bir şey var ya sizde de öyle geliyor mu bilmiyorum geliyordur kesin.
Hani o apartman kapısından çıkıp fermanı yukarı çekip şöyle bir soğuk kokusunu içine çekmek, o yaşadığını hissetmek, boom diyor soğuğun yüzüne vurması müthiş iyi geliyor.
Bunu çok seviyorum.
Son iki buçuk aydır yeni işe başladım biliyorsunuz.
Her sabah kahvemi alıp arabaya biniyorum.
Bu arada arabayla gittiğim için bakın her gün şükrediyorum.
Çünkü çok uzun süre çok fazla vesayetle çok zor şartlarda işe gittim.
Aksilik hep çok uzaktı benim iş yerlerim evime.
Ve sonrasında kendim çalışırken son dört yıldır da serbest avukat olarak çalışıyorum.
Hep bir adliyedir bilmem nedir hani müvekkildir hani karakoldur hep çok kötü yollardan o İstanbul kışında çok sıkıntıyı yaşadım yol konusunda.
O yüzden şu anda her ne kadar sabahları çok uzun bir yol gitsem, çok trafikli bir yol gitsem bile öbür tarafı da bildiğim için öbür ihtimali bana normal bir insana batana göre o trafik daha az batıyor diye tahmin ediyorum.
O yüzden hep ona şükrediyorum yani her zaman bundan şey yapmıyorum, söylenmiyorum.
Yolum uzun ama bunu işe mentalimi hazırlamak gibi kodluyorum
Hareketli müzikler dinliyorum, enerji topluyorum
Her sabah aynı yolla yani yolun aynı kısmında makyaj yapmaya başlıyorum
Tabii ki böyle duran trafikte, durduğu bir an oluyor
Sonra aynı kırmızı ışıkta eyeliner ve rime sürüyorum
Çok uzun süren bir kırmızı ışık var
Ofise geliyorum kahvemi alıyorum
Ofiste çok sevdiğim bir arkadaşım vardı
Şimdi işten ayrıldı ve gerçekten çok üzüldüm
Çünkü onunla çok güzel rutinlerimiz vardı
Hani böyle sözlü bir şekilde olmadan böyle doğalında akan rutinlerimiz vardı
Onunla hep aynı saatte kahve içmeye gidiyorduk
Aynı saatlerde atıştırmalık alıyorduk
Öğleden önce o tatlı yiyordu ben tuzlu yiyordum
Öğleden sonra ben tatlı yiyordum o tuzlu yiyordu
Bu rutini bile, bu rutin bile bana çok iyi geliyordu.
Ne bileyim şu anda ne yapıyorum?
Sabah kahvemi alıyorum.
Sonra evdeki mumlarımı ofise götürmeye başladım.
Çünkü evde yakmaya çok vaktim olmuyor.
Ofiste masada mum yakıyorum arkadaşlar.
Ve bu çok hoşuma gidiyor.
Hatta aklıma gelmişken pazartesi için daha fazla mum götüreyim.
Ya bilmiyorum ya.
Bunların hepsi bana çok iyi geliyor.
Hayat yeterince karmaşıkken bazı noktalarda ne yapacağımı bilmek kalbimi ferahlatıyor.
Bunun üzerine çok düşünmüyorum ama kalbimde ufak bir yer rahatlıyor, bir böyle bir ferahlıyor.
Bunu hissediyorum.
Rutin nimettir derler ya zaten gerçekten öyle.
Bu arada rutinimi eklemek istediğim şeylerden birisi pazartesi sabahları Substack'ten size e-mail göndermek.
Her pazartesi şirkete biraz erken gidip bir yazı yazıp size mail atsam.
Aslında öğle aramda da yapabilirim bunu da bu ara öğle aralarında dilekçe falan yazıyorum hep.
Bir vakit bulup hani orada bir oturup bir yazı yazsam
Hem yazı yazmak yaratıcı yanı çok iyi besleyen bir şey
Ve eskisi gibi günlük tutamadığım için oradan da uzaklaşmak istemiyorum
Ya bu arada bir şey diyeceğim ya ben size bir şey söyleyeyim mi?
Bakın aklıma geldi bunu hiç söylemedim
Podcast'a ilk başladığımda şey yapıyordum
Yani hala öyle yapıyorum
Bölümlerimi hep yazarak hazırladım
Bunun sebebi doğal bir şekilde geçip çok rahat bir şekilde konuşabiliyorum zaten şu anda da anlıyorsunuz
Fakat bunun sebebi hep bir gün bu podcast bölümlerinin deneme gibi kitap hale gelmesini istiyordum
Ve o yüzden 131 bölümdür bunu olabildiğince yapmaya çalıştım
Hani 100 bölüm falan elimde yazılı halde vardır herhalde.
Tamamı olmasa bile tabii ki doğal akışında da gelişiyor da.
Genel olarak hani konular, konu akışları falan yazılı bir şekilde var ki.
Hani eğer bir gün böyle bir deneme kitabı gibi bir şey yazarsam.
Geçmişe dönük bir şekilde elimde veriler olsun.
Ve onları hani editoryal olarak hazırlayabilirim.
Onlar üzerine çalışabileyim diye.
böyle bir hedefim olduğunu ben tamamen unutmuşum biliyor musunuz?
Birkaç günden önce aklıma geldi.
Ben bu yüzden yazarak hazırlıyorum çoğu bölümü.
Yazarak hazırlamaya alıştırdım kendimi.
Ve bu fikri tamamen unutmuşum falan oldum.
Kitap yazmak veya yazar olmak gibi tabii ki öyle bir hedefim yok.
Öyle bir haddi kendimde görmüyorum.
Sadece hem bir hatıra hem de ne bileyim yani sonuçta bir insanın ya nasıl diyeyim böyle gençliğinden olgunlaşmasına kadar olan süreçte gerçekten yaşadığı şeyleri dinliyorsunuz ya.
Belki bu bir kitap olabilir diye düşünmüştüm ama hiçbir şey bu bir kitap olacak falan diye hani fake bir şekilde yapmadım öyle düşünmenizi de istemem.
Neyse böyle bir fikrim vardı.
Bilmiyorum hayat ne götürür bu fikri.
Tamamen unutmuşum dediğim gibi birkaç gün önce hatırladım.
Yazı yazmaktan uzaklaşmak istemiyorum.
İşte son haftalarda hep bölümleri böyle direkt doğal akışında hazırladığım için.
Şu anki gibi hani direkt hazırlayıp koyduğum için.
Yazı yazmaktan da uzaklaşıyorum.
Onu hissediyorum günlükte yazamadığım için.
Substack'e başlamak istiyorum.
Substack açıklamaya bırakacağım.
Substack adresimde
Oradan abone olursanız
İnşallah yakın zamanda
Mail göndermeye başlarsam
Mail kutunuza pıt pıt düşebilirim
Belki her pazartesi
Yani ikimiz için diyecektim
Sizle benim arandaki şey için de
Güzel olur diye düşünüyorum
Bağ için
Müthiş bir rutin
Olacak gibime geliyor ya
Ama henüz bunu oluşturamadım
Neyse dediğim gibi açıklamaya Substack'i ve
Sosyal medya hesaplarımı ekliyorum.
Siz takip etmek isterseniz ve bu konuda da bir düşünceniz varsa her zaman açığım.
Bir ara, bir ara dediğim aylarca, evet aylarca yaptığım bir şey.
Her sabah ne işim olursa olsun bir tık erken uyanıp kitap okuyordum.
Ya bu var ya muhteşemdi.
Çıkış noktası da şuydu.
Amsterdam'da lokal bir ailenin yanında kalmıştık o bahsettiğim en yakın arkadaşımla
O lokal ailede kimdi diyeceksiniz
En yakın arkadaşımın annesinin gençliğinde değişim programıyla Türkiye'ye gelen ve Konya'da sanırım
Konya'da kalan Amsterdam'dan Hollandalı bir kadının ailesiydi
Abi hayat ne kadar garip ya
Düşünsenize üniversite yıllarında değişim programıyla Hollanda'dan birisi geliyor o sizin arkadaşınız oluyor sonra mektup arkadaşınız oluyor ve yıllar sonra 20-30 yıl sonra sizin kızınız ve kızınızın en yakın arkadaşı o Hollandalı arkadaşınızın evine kalmaya gidiyor.
Ya çok tatlı ya.
Yıllar acayip hızlı geçiyor.
Bazen inanamıyorum.
Bizim çocuklarımız neler yaşayacak kim bilir bizim sayemizde veya bizden dolayı.
Bunlara falan çok heyecanlanıyorum.
Neyse o ailede şöyle bir şey vardı.
Beş gün falan kalmıştık sanırım.
Ve çocuklar, kadının çocukları sabah erkenden okula gidiyordu.
Sekizde evden çıkmaları lazımdı diyelim.
Biz ne yaparız? 7.30'da kalkarız, hemen çocukları giydiririz, kahvaltısını yaptırırız, evden çıkarız.
Abi onlar şey yapıyordu böyle 6-7 gibi kalkıyorlardı.
Sabah okula gitmeden önceki o vakitte de, işte okula gitmeden, işe gitmeden önceki o vakitte de normal takılıyorlardı böyle.
Evde hani aheste aheste, pijaması kaymış bilmem ne, etrafa bakıyor, kitap kurcalıyor, bir şey yapıyor.
Hani böyle hiçbir yetişme telaşı yok.
Akşam eve gelince nasıl takılıyorsak biz sabah da erken kalkıp öyle takılıyorlardı.
Bu acayip hoşuma gitmişti.
Sabahları tam hazırlanacak kadar vakitte değil de biraz daha erken kalkıp rahat rahat takılmak çok güzel oluyor bu yüzden.
Tabii işiydi, yoluydu, kafada bir türlü sorundu.
Türkiye'de ne kadar mümkün? Orası şüpheli.
Hepimiz sabah 5 dakikayı bile hesaplıyoruz uyurken.
Yine de serbest avukatlık yaparken yani bir yere bağlı çalışmazken bunu çok uzun aylar bayağı bir yaptım.
Sabah 9'da duruşmam bile olsa erken uyanıp yapıyordum.
Böyle bir imkanı olan varsa sabahları kitap okumak cidden insana çok iyi geliyor.
Hayatın koşuşturmacısına başlamadan önce kendine ayırdığın tatlı bir vakit oluyor.
Sonra her pazar burada sizle buluşuyor olmak.
Son iki yılımın en güzel rutini.
Bakın ağlayabilirim biliyor musunuz şu anda?
O kadar seviyorum ki Allah'ım sana şükürler olsun.
En sevdiğim bebeğim ya burası benim.
Hani böyle gerçekten bebeğim gibi hissediyorum.
Pazar günleri uyandığımda bölümle ilgili de sizden mesaj geldiğini bilmek.
Mesajlara bu bilgiyle girmek.
Hani o kadar eminim ki mesaj geldiğine.
Çünkü her pazar geliyor.
Onları okumak en güzel pazar rutinim.
Düşünüyorum hayatımda bu podcast olmasaydı hayatım ne kadar anlamsız olurdu.
Bu konuda şunu da düşünüyorum bir yandan podcast'tan örnek vereceğim ama siz kendinize göre düşünün.
Mesela bir şeye başlıyoruz o şeye başlayınca inanılmaz güzel bir değer katmış oluyoruz hayatımıza.
O olmasa nasıl olurdu hayal dahi edemiyoruz.
Diğer senaryoyu düşünüyorum o şeye hiç başlamamış olsaydım ne kadar eksik olacaktı hayatım.
Ve ben bu eksikliğin dahi farkında olmayacaktım.
Hayatımın anlamlanma ihtimalini bilmiyor olacaktım.
Anlatabildim mi?
Hayatımın daha anlamlı olma şansından mahrum kalacaktım ya.
Bunu çocukla ilgili de söylüyorlar.
Ay bu ara çok çocuk sahibi olmakla ilgili şeyler söylemeye başladığımı fark ettim.
Herhalde şeyim çalışıyor biyolojik saatim.
Şey diyorlar işte birden fazla çocuğu olanlar şey diyor.
İkinci çocuk gelince sevgim bölünecek sandım ama kalbim daha da büyüdü.
Bu kadar sevebilme kapasitemi olduğunu bilmiyordum diyorlar.
Bu kapasiteleri, sevgi kapasitemi, sevme kapasitemi, minnettar olma kapasitemi çok merak ediyorum ya.
Kalbim ne kadar genişleyebilir mesela.
Şu an hayatta en sevdiğim kişi kardeşim.
Bir insanı ondan daha fazla ne kadar sevebilirim, nasıl sevebilirim o kadar merak ediyorum ki.
Bazen de düşünüyorum burada sizle birlikte neler yaşıyoruz.
Siz hepsine şahitsiniz.
Ben de sizden bazılarınızın hayatına şahidim.
Çünkü işte mesela bir yıl önce bana mesaj atmışsınız.
Sonra üç ay sonra, sonra altı ay sonra hep böyle değişen şeyleri yazıyorsunuz.
İşte atıyorum kafes listeye çalışıyorum.
Sonra işte atandım.
Sonra işte şuraya yerleştim sevgilim oldu evleniyorum falan böyle şeylere bazılarınızda şahit oluyorum.
Ve siz bende iki yıldır şahit oluyorsunuz.
İki yıl da az bir süre değil.
Hepimizin hayatının değiştiği zamanlardayız hani çoğumuzun.
Benim de hayatımın en çok değiştiği zamanları gördünüz.
Daha neler değişecek, birlikte neler yaşayacağız.
Siz bir insanın gençliğinden olgunluğuna, bekarlığından evliliğine, işte belki çocuğuna, belki şehir değiştirmesine, iş değiştirmesine her şeye şahit olmuş olacaksınız.
Bunları sizde yaşamış olacağım.
Aşırı garip ve aşırı güçlü hissettiren, aynı zamanda çok duygulandıran bir durum bu benim.
Benim böyle takip ettiğim bir Ece Target oldu sanırım
Ece Target'ı 2018'den beri falan takip ediyorum
Yalnızdı, sevgilisi oldu, ondan ayrıldı, başka biriyle evlendi
Londra'ya taşındı, çocukları oldu
Ece'nin tüm bu süreçlerini görmek, bunlara şahit olmak
Podcast'inden dolayı kendisiyle ilgili de baya bir bilgi sahibi olduğumuz için
Çok güzel geliyor bana
Onunla ilgili gözlemlediğim bir şey var.
Yani bu çok hoşuma gidiyor.
Bilmiyorum siz de benim gibi düşünüyor musunuzdur.
Ece podcast'ta da hep anlatıyordu.
Yıllar içinde kendi kişisel gelişimini güzel bir noktaya getirdi.
Hep rutinleri olan, hep spritüel şeylere dikkat eden, psikolojik konulara ilgisi olan bir kızdı.
Bakın sonra evlendi.
Evliliğindeki gözlemlerini falan da anlattı podcast'ta.
Sonra çocuğu oldu. Bu süreçleri de anlattım.
Benim fark ettiğim şey Ece evlenene kadar, çocuk yapana kadar kendisine o kadar yatırım yaptı ki mental anlamda.
Evlilik ve çocukla ilgili en zor kısımları bence çok iyi halletti bu yüzden.
Kendisi içinde ne yaşıyor bilemeyiz tabii ki.
Hani bize lans ettiği vardır, lans etmediği vardır.
Ama ben onu dinlediğimde, bakış açısını dinlediğimde, o ikiz çocukları büyütmeye karşı tutumunu dinlediğimde hep şunu düşünüyorum, hep aklıma geliyor.
Ece kendisini bugünlere hazırladı diyorum.
Ece çocuklardan önce, eşinden önce hep kendine yönelik çalıştı.
Hep kendini törpüledi, hayatı daha güzel yaşamayı kendine öğretti.
işte eksikliklerini, ne bileyim sıkıntılarını çözdü.
Mesela çok rutinleri olan bir kızdı.
O rutinleri çocuklardan sonra da onu ayakta tutan şeylerden biri oldu bence.
Yani benim gözlemim bunu fark ediyorum.
Şimdi burada lütfen hani sınıfsal farklara bağlamayın.
İnanın ben herkesinden çok fazla insan gördüm.
Çok zengin insanlarla da muhatap oluyorum işte çok yakınımda olan insanlar da var yaşadıkları hayat parayla para her şeyi çözmüyor diyorlar ya gerçekten de öyle hani ne zengin insanlar görüyoruz o yaşadıkları hayat hiçbir şey etmiyor.
Bunlar parayla pulla alınabilen şeyler değil. Parayla kendinize bir rutin alamazsınız ya da ne bileyim kendinize oluşturduğunuz bir mentali parayla satın alamazsınız. Terapiyle bir şeyler yapabilirsiniz ama yine sizde bitiyordur iş.
evet para bakıcı yardımcı çok büyük destekler bunlar çocuk yetiştirirken
ama mentali iyi olan bir insan bunlar olmadığında da çok iyi idare edebiliyor
mesela ben de mentalimin iyi olduğunu düşünüyorum hani iyi bir şekilde kendimi yetiştirdiğimi düşünüyorum
ve beni dünyanın neresine koyarsan koy bak istersen git Mısır'a koy
İstersen git New York'ta böyle çok iyi bir loft bir daireye çok iyi imkanlara koy
Ya da ne bileyim zengin bir örnek de veremedim bir anda aklıma gelmiyor
Neyse istediğin yere koy ikisine de yolumu bulurum bir şekilde
Hani para da kazanırım sıfırdan veya çok iyi bir zenginliğin içinde de onu güzel bir şekilde harcarım
İkisini de yapabilirim çünkü bunlardan bağımsız olarak bir mental inşa ettim kendime
ve inşa etmeye devam ediyorum.
Bu yönümü seviyorum mesela.
Bence Ece de öyle.
Benim gözlerim.
Yani kızı idealize etmiyorsam öyle gözüküyor.
Eminim hiçbir şey olmasaydı da
birçok insana göre çok iyi hallederdi.
Çok iyi üstesinden gelirdi birçok şeyin.
Hiçbir influencer'ı, hiçbir ünlüyü savunmam bu arada.
Yani hayranlık da duymam.
Ama Ece'yi bu konuda örnek alıyorum.
Bazen kendi düşüncelerimi, kendi mentalitemi değiştirmeye çalışırken diyorum ki şu an kendime kattığım her şeyin ileride faydasını göreceğim.
Hatta görüyorum da yani dediğim gibi bu yaşa kadar kattıklarımı girdiğim her ortamda, başladığım her işte, attığım her adımda bunların faydasını görüyorum.
Aile kurmada, biriyle hayatı paylaşmada, çocuk yetiştirilmede de eminim faydası olacaktır.
Bakın yine aile çocuk falan dedim
Bunları dediğimde
Bir yandan aklıma şey geçiyor
Çok olacağını düşünüyorum nedense ama
Aksini pek düşünmüyorum ama
Bir yanda da
Diyorum ki bir yandan da
Nasıl hani bu kadar eminsin bunların olacağına
Belki de olmayacak falan diyorum
Okey olmazsa da
Olmaz nasiptir
Kaderdir deriz kabul ederiz
Bu ara
Dilimize dolanıyor ama belli ki
Neyse rutinler tek günümüzü değil adım adım hayatımızı.
Gelecekte yaşayacağımız zor günleri de kolaylaştırıyor diye düşünüyorum.
Bu konuda da en çok dikkat ettiğim ve gözüme çarpan kişi Ece Targıt oldu.
Ondan bahsetmek istedim.
Bu arada influencerları görüp kendi kötü hisseden varsa
ya ben cidden çok üzülüyorum ya.
Hayatında düzenli bir işte çalışmamış.
9-6 mesaiye gitmemiş
20 yaşından beri içerik üretip
Hani o şekilde para kazanan influencerlar var
Ve biz bu insanları biz bu influencerları yani 10 yıldır görüyoruz
Ve başka iş deneyimleri olmadığı için bunu iş sanıyorlar
Bu bir iş değil abi
Hani iki tarafı da yaşayan bir insan olarak söylüyorum
Influencerlık bir iş değil
Evet düzenli istikrarlı bir şekilde devamlı içerik üretmek
markaların isteklerini karşılamak, bazen bir videoyu 50 kez baştan çekmek zor olabilir.
Ama gerçek bir iş kadar zor değil.
2-3 vesayet işe gidip, iş yerinde her türden insanı idare edip, patronun tatavası ile uğraşmak kadar zor değil.
Müvekkillerin saçmalığıyla, hakim savcının tribiyle uğraşmak kadar zor değil.
Çok minimal bir zorluğu var geri kalan hayat telaşına, hayat zorluklarına, gayesine baktığımızda.
Ve bu zorluk karşısında en azından hak ettikleri ücreti bazen daha fazlasını kazanabiliyorlar.
Hani reklam sektörü gereğince.
Çoğundan midem bulanıyor cidden bu sebeple.
Hani kamera karşısına geçip şımarık şımarık dertler anlatmaları, hele böyle empati yapmaya çalışmaları falan bana hiç geçmiyor.
Yani bu kadar mı düşük sosyal zekanız?
Kendinize acındırın, işte dertler uydurun demiyorum ama empati yapmaya çalışmasanız, tamam ben anlamıyorum sizi deseniz gerçekten daha samimi gelecek.
Mesela TikTok'ta var böyle kızlar.
Empati yapmaya çalışmıyorlar.
Sadece zengin hayatlarını gösteriyorlar.
Gerçekten devasa ütopik bir zenginlikleri var.
Ve bununla ilgili şeyler paylaşıyorlar.
Ve hiçbir zaman da geçip ya işte sizi anlıyorum da tabii ki şu da zordur da bilmem ne de ekonomik kötü de falan demiyorlar.
Bu bana daha samimi geliyor.
Hani halktan gibi davranıp ufak tefek dertlerini söylemeleri beni çok irite ediyor.
Ve bunları gördükçe de içerik üretmekten daha çok soğuyorum.
Çünkü ben de birilerine muhtemelen daha iyi şartlarda yaşayan bir insan gibi gözüküyorum.
Ve insanları bu şekilde tetiklemek fikri, ihtimali bilmiyorum beni çok uzaklaştırıyor ya video çekmekten falan.
O yüzden mesela hani Instagram'a böyle hiç gerekli özeni göstermiyorum.
Podcast harici hiçbir sosyal medya platformuna yeterince özen göstermiyorum
Hani böyle reklam almak gibi derdim falan da yok mesela
Markalar bazen PR göndermek istiyor bakıyorum
Hoşuma gitmeyecek bir şeyse veya kullanıp beğenmeme ihtimalim varsa o PR'ı bile kabul etmiyorum
Çünkü o PR size gelince marka doğal olarak onu paylaşmanızı bekliyor
E paylaştığında beğenecek misin beğenmeyecek misin belli değil
öncesinde paylaştığında
sana güvenip onu satın alabilecek
takipçilerin var.
Böyle olunca da
insanların parasını boşa
gitme ihtimali var ya
o yüzden o PR bile
kabul etmek benim çok içimden gelen
bir şey değil. Zaten farkındaysanız
çok az link veriyorum.
Çok az PR paylaşıyorum.
Bunun sebebi gelmemesi
değil, yapamıyor olmak da değil.
Çok kolay bir şekilde link her gün basabilirsin.
Ama bilmiyorum ya
Galiba o taraftaki bir insanken sonradan bu tarafa geçtiğim için
O empatiyi çok fazla kuruyorum
Belki de fazla kuruyorum bilmiyorum böyle de bakmamak gerekiyor olabilir
Ama yani kendi işim olduğu için oraya bir gelir kapısı yapma gibi bir hedefim yok açıkçası
Ama asıl içime dokunan şey
15-20 yaşındaki insanların amacı içerik üretip zengin olmak.
Herkes kamera karşısına geçmek istiyor.
Herkes video çekmek istiyor.
Bunları yapın.
Çok okey bu arada.
İnsanın kendisini ifade etmesi.
Bazen bu günlüğüne yazarsın çocukken.
Bazen resim çizersin.
Bazen video çekersin.
Şarkı söylersin.
Hani yaratıcılığını çalıştırın.
Her şey bence mükemmel.
ama eğitim o kadar önemli bir şey ki
bunun artık yeni nesilde çok önemsenmediğini
çünkü influencerlara özenildiğini fark ediyorum
insanın hamuruna işleyen bir şey var eğitim diye
ve iyi eğitimi olmayan iki kitap okumamış bir insan
30-40 yaşına geldiğinde
inanın hangi ortamda hangi neyle uğraşıyor olursa olsun
sırıtılıyor, fark ediyor.
Fark ediliyor, sırıtılıyor, sırıtıyor.
Ağzım dolanmaya başladı artık uykum geldi.
Tam tersi olan da
yani iyi anlamda olan da direkt fark ediliyor.
Geçen şöyle bir şey oldu.
İş yerinde çok fazla yazı yazdığım bir iş yapıyorum ben marketikte.
Hukuk Yapay Zeka Şirketi'nin marketing ekibindeyim
ve avukat gözüyle işte yazılar yazmam falan gerekiyor diyeyim size.
Çok basit bir şekilde.
Ekip liderim var işte.
O da benden 5 yaş falan büyük.
Çok iyi eğitimli, çok tatlı birisi.
Yeni başladı işi.
İkimiz de çok yazı yazıyoruz.
İşimiz hani kelimelerle oynamak gibi bir şey oluyor bazen.
Ve o işe yeni başlamıştı işte dediğim gibi.
Daha kızı hiç tanımıyorum.
Ama yazdığı yazılardan, kullandığı kelimelerden,
cümle kuruş şeklinden hayatı boyunca çok kitap okuyan biri olduğunu anladım.
Sonra tanıştıkça da konuştuk bunu.
Şu an işte yazarlar üzerine konuşuyoruz, kitaplar üzerine, filmler üzerine falan konuşuyoruz.
Beni aşırı besleyen bir insan.
Düşünsenize ya bu ne kadar kıymetli bir şey ya.
Sadece çalışma şeklinden kızın ne kadar çok okuyan bir insan olduğunu fark edebildim.
Yani çünkü o bunu fark ettirebildi.
Küçükken söylerlerdi ben anlamazdım ne demek istediklerini.
Şu anda da hani bilmiyorum anlayabiliyor musunuz?
Ama kendini geliştirmiş bir insan kendini her ortamda belli ediyor.
Bunu nasıl anlatabileceğimi bilmiyorum.
Yüzdeysel konuşmalar, sığ düşünceler, toksik davranışlar veya düşünceyi ifade ediş şeklinden
bir insanın kendine o yaşa kadar neler kattığını anlıyorsunuz ya.
O yüzden hayatında hiç gerçek bir işi olmamış influencerların günlük rutinimi diye paylaştığı şeyleri görüp
demolize olan, sınıf kinine kapılan varsa buna çok üzülürüm ki olduğunu biliyorum.
Ben ciddiye bile almıyorum onları.
Low geliyorlar.
Bakın gerçekten düşük geliyorlar.
İstediği kadar zengin olsun, istediği kadar iyi bir hayat yaşasın.
Yani böyle şey olarak hani sınıfsal olarak düşük geliyorlar.
Ben sınıfsal olarak çok iyi bir yerde miyim? Hayır.
Ama entelektüel anlamda düşük geliyorlar.
Doğru kelime bu sanırım.
Öyle söyleyebilirim.
Aklıyla fikriyle iş yapan insanları sonsuz saygı duyuyorum.
Hani hangi sınıfta olursa olsun, nerede olursa olsun.
Ama sosyal medya gerçek bir iş değil.
Benim hedefim de hiçbir zaman Instagram'da böyle çok büyük bir hesabım olsun, tek gelir kaynağım orası olsun değil bu yüzden.
Öyle olsa başka türlü bir yol izlerdim zaten.
Ölene kadar podcast'teyim ama Allah izin verirse.
Burayı da aklımla fikrimle yaptığım için saygıdeğer buluyorum.
Umarım siz de öyle buluyorsunuzdur.
Ama sosyal medya için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Sadece eğlendiğim ve keyif aldığım, öyle vakit geçirdiğim bir yer.
İş gibi görmüyorum.
Çok az hesabı keyifle takip ediyorum.
Onlar da hep işte film, kitap önerenler falan böyle bir şeyler yapanlar.
Bu hesapları görüp kötü hisseden, yetersiz hissedenler varsa diye size de ufak bir bahsetmek istedim.
Mesai işe giderken veya kendi işin için her ay müvekkil gelecek mi, müşteri gelecek mi derdi yaşarken
Her sabah yoga yapmak mümkün değil.
Gerçekçe de değil yani.
Bunların haricinde kışın gelmesini hiç sevmiyorum.
Fakat beni heyecanlandıran bir şey var.
Kışın çok fazla yeni film çıkıyor.
Çok fazla sinemaya gidiyorum.
Sinemaya benim ofise yakın şey var.
Torun Center var.
Bakın İstanbul'da yaşayanlar için öneriyorum.
Tüm İstanbul'daki çoğu sinema salonuna gittim. En fiyat performans sinema salonu. Hem çok uygun fiyatı hem de güzel. Hem de çoğu filmin çoğu seansı oluyor.
Kışın sevdiğim rutinlerden birisi de akşam ofiste kalıp, ofiste kalacağım için böyle yürüyerek Torun Center'daki sinemaya gitmek.
Sonra o yolda böyle müzik dinlemek.
Dönüşte de filmi düşünerek böyle daha soft müzikler dinleyerek, yürüyerek kış soğuğunda ofise dönüp ofisteki deri koltuğumda uyumak.
Kışın bu sevdiğim bir rutin.
Olabildiğince fazla film izliyorum evde de, sinemada da.
Daha fazla evde oluyorum.
Daha fazla kitap okuyorum.
Daha içe dönüyorum.
Topuklu bot giyebiliyorum.
Yazın topuklu ayakkabı giyemiyorum
Ve ince topuklu falan da sevmiyorum
Çoğumuz gibi
Fakat topuklu boz giymek rahat oluyor
Bu bile beni mutlu ediyor kışın
Böyle kıştan
Kışa dair daha doğrusu
Sevdiğim nadir şeyler bunlar
Akşamları sıcak çikolata yapmayı seviyorum
İdeal sıcak çikolata tarifini
Sanırım hala bulamadım
Bu kış denediklerimden
İnstagram'da paylaşırım
Ama
sıcak çikolata da çok bilmiyorum ya.
İstediğim gibi çok yapamıyorum.
Yani dışarıda da denk gelmiyorum.
Onu bir bu kış
halletmek istiyorum. Geçen
o işten ayrılan arkadaşım doğum
günüm için işte böyle bana yemek hazırlamış.
Brownie yapmış falan. Arkadaşlar bakın
bu kadar güzel bir
brownie hayatımda yemedim
ki biz staj
zamanı üniversitedeyken
ve sonrasında hani 20 yaşlarındayken
20-23 yaşlarındayken
bir arkadaş grubumuz vardı.
Kızlarla hep evde buluşurduk bekar arkadaşlarımızın evinde ve hep brownie yapardık.
O kadar çok brownie tarifi denedik ve o kadar çok brownie yaptık ki onlara rağmen yediğim en iyi brownieyi birkaç gün önce Tutya'nın yaptığı brownie ile yemiş oldum.
Onun tarifini sizden nasıl atabilirim?
O da chatip diye sormuş ama o kadar iyi bir tarif çıktı ki.
Instagram kanaldan atayım.
Bu bölüm yayınlanınca Instagram kanalı yazarım.
Orada profile girince görürsünüz.
Zenomental diye bir şey yazıyor.
Instagram kanalına götürüyorsunuz.
Brownie seviyorsanız oraya tarifi atayım.
Bu hafta ben de denemek istiyorum.
İçi ıslak, üstü çıtır.
Böyle çikolatanın çatladığı bir brownie olmuştu.
Cevizli, çok güzeldi.
Bana da eve gelirken koymuştu böyle 3 dilim.
3 gündür onu her gün yiyorum.
Az önce bittim.
Bu gereksiz bilgiyi de verdikten sonra.
Ama bunu sevenler vardır o yüzden söylüyorum.
Sıcak çikolatadır, browniedir, bir kektir, kurabiyedir.
Bir şeyler pişirip kışın fırından onların kokusunu almayı seviyorum.
Bu arada hayır Gilmore Girls izlemiyorum.
Gilmore Girls bana hiç hitap etmiyor ya.
Geçen kış başladığımda biri mesaj atmıştı biriniz.
Çok yavaş ilerliyor seni sarmaz sana uygun değil demişti.
O kadar doğru bir tespitmiş ki.
Bana biraz bayık geldi.
Yani çok yavaş böyle...
Bilmiyorum aslında şu an bakınca bir deneyebilirim izlemeyi.
Fazla romantize geldi.
Ben daha böyle o kadar romantik, o kadar şey bir insan değilim ya.
Daha böyle biraz daha enerjik, enerjisi yüksek kalıyorum galiba o diziye göre.
Film izlemeyi tercih ediyorum daha çok.
The Office izliyorum.
Tekrar tekrar bir şey izleyeceksem
The Office
Benim en sevdiğim sitcom
İlk iki sezonu biraz zor geçiyor
İlk iki sezonu
İzlediğimde ilk izleyişimde
Bu ne ya demiştim insanlar bu diziyi
Niye bu kadar çok seviyor falan demiştim
Ama o iki sezonu atladıktan sonra
O kadar iyi bir dizi ki bakın
Yani dizinin değişik bir yapısı var
Neden ilk iki sezonu öyle bilmiyorum
Herhalde alışmak zor geliyor
Ama mutlaka şans vermelisiniz
Gerekirse 3. sezondan başlayın
Ama
Michael
Jim
Dwight abi çok iyi karakterler var
Bir ofiste
Geçen yılları anlatıyor
Karakterler ve dizinin kurgusu çok iyi
Yani kameraya bakarak konuşmaları falan da çok iyi
Sitcom anlamında
Kısa kısa bölümler tam komedi dizisi
İşte çok güzel
Kızılcık şerbetine devam ediyorum
Evet asla bırakmayacağım bakın asla.
Bir tane tweet vardı.
Apo ile Çimen'e kadar yolu var diye.
Bırakamam.
Gerçekten 141 bölümdür.
İzliyorum.
Bizim sadakaten.
Cuma gecesi izleyemezsem.
Cumartesi kesin izliyorum.
Cumartesi günü uyandığımda kahvaltı yaparken izleyeceğim bir şey olduğunu bilmek beni mutlu ediyor.
Ya keşke YouTube'u o kadar düzenli yapsam ki.
Hani siz de deseniz ki ya işte atıyorum her çarşamba akşam Zeynep'in vlogunu izleyeceğini bilmek beni mutlu ediyor deseniz.
Ya bu kışki hedeflerimden birisi bu.
Geçen kış herhalde 30-35 bölüm falan yaptık şu ana kadar YouTube'da vlog yaptık.
Ama bu ara çok düzenli gidemiyorum.
İşte falan bayağı vlog çektim aslında.
Kardeşimin köydeki nişanını da editleyeceğim.
YouTube'dan da takip ederseniz çok mutlu olurum.
bilmiyorum ya oraya emek vermeme
değer mi değmez mi
bu kadar şeyin arasında onu da katmalı mıyım
tekrar rutin olarak bilmiyorum
herkes youtube'a dönmüşken bir de
insanlar daha çok o
eski influencerları falan izliyorlar
ama
bilmiyorum bakacağım
sevdiğim bir platform
tuzlu kahve izliyorum
başkalarının hayatı diye bir dizi
başlamış onu da izledim geçen
lisedeyken falan babamlara
şey derdim. Siz niye Türk dizisi
izliyorsunuz hep ya? Yabancı dizi
niye hiç izlemiyorsunuz?
Çok güzel diziler var derdim.
Babam da hani kafam mı var
bizde? Kafa kalmıyor falan derdi.
Anlamazdım.
Ama şimdi anlıyorum ya.
Bir yetişkinin kafası gün içinde o kadar
doluyor ki.
Akşam sadece bomboş
koltukta
oturmak ve dinlenmek istiyor.
Alt yazı bile takip etmek istemiyor.
Ya
Hayat bekarken bu kadar yorucuysa evlenince çocuk yapınca ne olacak ben merak ediyorum ya.
Valla ben evlenince çalışmak istemiyorum galiba biliyor musunuz?
Avukatlığın güzel yanı bu.
Serbest avukatlığa devam edebilirim.
Birkaç dosyam olur.
Belki arkadaşlarımla ortak bir ofis falan açarım sosyallik olsun diye.
Mesela böyle ne bileyim 10 tane arkadaşımla veya 10 tane avukatla gider ortağı olsam güzel bir ofiste çok hoşuma gider.
Çünkü benim serbest avukatlıkta en sıkıldığım şeylerden birisi tek başına olmak.
Ofiste tek başına olmak çok sıkıyordu beni.
Şu anki işimde de en sevdiğim yanı bu.
Sosyal ortam çok iyi.
Birkaç dosyam olur öyle takılırım belki.
Bilmiyorum. Boşta kalmamak için 3-5 dosyayla keyfen ilgilenen o avukat dream'dir ya.
Podcast'a zaten devam ederim.
Bitti gitti ya. Bilmiyorum.
Dünyaya bir kere geliyorum.
Benim mağaradan çıkmış genlerim, geleneksel kodlarım.
Evlendikten sonra full time çalışmayı desteklemiyor sanırım.
İşte bakın ne olursa olsun büyüdüğünüz eve, büyüdüğünüz aileye benziyor ileriki düşünceleriniz.
Annem çalışmadığı için benim, çalışan bir anne veya çalışan kadın figürü olmadığı için sülalemizde de geleneksel bir aile olduğumuz için büyüdükçe kadının çalışmaması bana normal geliyor.
Fakat bunu destekliyor muyum? Desteklemiyorum. Desteklememin sebebim de şu.
Eve erkeğin bakması gerektiğini düşünüyorum eğer mümkünse
Ama asıl desteklememe sebebim
Çalışmazsanız, kadın çalışmazsa veya erkek çalışmazsa evde oturursa
Sosyallikten mahrum kaldığı için kendisini geliştiremiyor
İş hayatı insanı çok geliştiren bir şey sonuçta
Ve bu ilişkisine de yansıyor, çocuklarına da yansıyor
Tüm hayat hıncını, gerçekleştirilmediği hayallerini, o hedeflerini, gerçekleşmeyen hedeflerini, hepsinin acısını evdeki bireylerden çıkartıyor gibime geliyor.
Yani bu doğru bir testettir bence.
Ve mutsuz oluyor kadınlar.
Erkekler çalışması onlar da aynı şekilde olur.
Bu açılardan çalışmak gerekiyor bence.
O yüzden diyorum hani böyle gider ortaklığı şeklinde arkadaşlarımla ortak bir ofis şey yapıp 3-5 dosyaya bakmak isterim.
Ama Allah mecbur bırakırsa tabii ki gerekeni yaparız.
Hani gerekirse 9-6 mesai ile işte de çalışırım.
Hayat buna iterse, eşimle öyle bir durumumuz olmazsa hiç de gocunmam.
Yaparım yani şu an nasıl yapıyorum o zaman da yaparım.
Sadece düşündüğümden çok yordu için en azından İstanbul şartlarında çok fazla vakit aldığı için ikisine birden çok vakit ayrılamaz gibi geliyor.
Ama bilmiyorum belki de öyle değildir.
Hayat ne gösterecek çok merak ediyorum ya.
Bazen sabırsızlanıyorum gelecek günler için.
Bakalım bugün neler yaşayacağız diye uyanıyorum.
En modum olmayan günde bile kendime zorla bakalım bugün bizi neler bekliyor falan demek suni bir heyecan yaratıyor bünyemde.
Sonra beynim bunun fake bir şey olduğunu anlamadığı için gerçekten heyecanlanıyor ve modu yerine geliyor.
Hatta bazen bu enerjim etrafındaki insanlara fazla geliyor onu fark ediyorum.
Bu arada bu bana da oluyor.
Mesela benim modum düşükken etrafındaki bir insanın enerjisi çok iyiyse o benim enerjimi iyice sömürüyor.
Anlatabildim mi?
Veya modumun düşük olmasına da gerek yok.
Bir insan çok enerjik bir insansa o benim enerjimi sömürüyor nedense.
Bazen bu bendeki bu durum da başkalarına bu şekilde yansıyor.
Onu fark ediyorum.
Ama yani bilmiyorum
Kendi modumu bazen bu şekilde yerine getiriyorum böyle düşünerek
Fake heyecanları yaratarak
30 yaşını geçince hayatın bug'larını çözmeye başlıyorsunuz
Kendinize böyle küçük şeyler yaratıyorsunuz
Yalandan ne denir?
Çözüm yolları yaratıyorsunuz
Sizin sonbahar rutinleriniz, önerileriniz varsa dünyanın en ulaşılabilir influencer'ı daha doğrusu podcaster'ı olarak bana her yerden yazabilirsiniz.
Açıklamada var tüm ulaşabileceğiniz hesaplarım.
Apple'dan yorum yaparsanız çok sevinirim, puanlarsanız çok sevinirim.
Spotify'da da takip edip zili açıp oradan yıldız beş yıldıza basmayı unutmazsanız çok sevinirim.
Umarım haftaya yine aynı saatte aynı günde görüşürüz.
Sizi seviyorum. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
